GeriSavaş ÖZBEY Gülmekle ağlamak arasında fark yok
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Gülmekle ağlamak arasında fark yok

İşte size bol “ama”lı bir ünlü: Yakışıklı ama ilişkilerde kendini başarısız buluyor. Her hayvanı seviyor ama hep köpeği olmuş. Her şeyi geceden planlıyor ama gamsızlara hayran. Tek başına da başkasının omuzunda da çok ağlamış ama... “İstersen senin omuzunda da ağlarım” diyor. İkilemli soruların bu haftaki konuğu sahnenin ve ekranın sevilen yüzlerinden Serkan Altunorak.

◊ Hangisinden daha komik hatıralar var: Hacettepe Tiyatro mu Mimar Sinan mı?

- Hacettepe konservatuvar dönemlerimin bende yeri hep ayrıdır. 90’lar, Ankara, hayat bambaşka akıyordu şimdi dönüp bakınca o günleri gerçekten çok özlüyorum. Bugünlerle kıyaslayınca “Uzayda yaşıyormuşuz, haberimiz yokmuş” diyorum.

Gülmekle ağlamak arasında fark yok

◊ Hayatınız bir film olsa kim yönetirdi: Ferhan Özpetek mi Wachowski kardeşler mi?

- Ferzan Özpetek beraber çalışma fırsatı yakaladığım çok sevdiğim ve değer verdiğim bir yönetmen. Onun bakış açısından kendi hayatımı izlemek çok zevkli olurdu. COVID-19 sonrası da Wachowski kardeşlerin ilgisini çekebilir. İkisine de hayır demem (gülüyor)...

◊ İmkânınız olsa hangisiyle kahve içmek isterdiniz? Muhsin Ertuğrul mu Afife Jale mi?

- Afife Jale.

◊ İlkinde 48 bin, ikincisinde 266 bin takipçiniz var. Twitter mı Instagram mı?

- Twitter’ı hayatımdan çıkaralı üç seneden fazla oldu sanırım. Bir kere bile girip bakmadım. Instagram’a da geç girdim, çok aktif kullandığımı söyleyemem ama eğlenceli buluyorum.

◊ Hangisi daha çok çekti? Külkedisi mi Pamuk Prenses mi?

- Aslında hiçbiri Kibritçi Kız kadar çekmedi. Beni mahveden tek masaldır. Kar yağarken donmamak için o son kibritle ısınmaya çalışması... Devam edemeyeceğim.

Gülmekle ağlamak arasında fark yok

◊ Patronun mangal partisinde köfteler berbat. Tabakta bırakmak mı, çaktırmadan köpeğe vermek mi?

- Ben eğer güzelse köpeğe veririm. Dayanamam.

İlişkilerde başarılı biri değilim, kötü örnek olmak istemem...

◊ Hangisi iç gıcıklar? Göz kırpmak mı göz kaçırmak mı?

- Bence gözünün içine bakmak.

◊ Hangisini daha güzel oynarsınız: Kimselere âşık olamayanı mı her aşkı kötü biteni mi?

- Aşkla ilgili yazılmayan bir senaryo versiyonu sanırım kalmadı. Aşkın her halini gördük görmeye de devam ediyoruz. Tercih hakkım içinde aşk olmayan bir senaryo olurdu, başka hayatlar, karakterler, durumlar, hikâyeler...

Gülmekle ağlamak arasında fark yokFotoğraf: Selçuk ŞAMİLOĞLU

◊ Peki gerçek hayatta hangisi daha kötü senaryo: Kimselere âşık olamamak mı her aşkınızın kötü bitmesi mi?

- Karşılıksız aşk.

◊ Yılın hangi dönemi daha romantik? İlkbahar-yaz mı sonbahar-kış mı?

- İlkbahar-yaz insanıyım. Hayatımın geri kalanını hiç kış görmeden geçirebilirim, bir kere de aklıma gelmez.

◊ Aşkın karşıtı: Nefret mi kayıtsızlık mı?

- Kayıtsızlık iki taraf için de en doğrusu olur diye düşünüyorum ama dediğim gibi ikili ilişkilerde çok da başarılı bir insan değilim, insanlara kötü örnek olmak istemem...

◊ En son rol aldığınız ve Zorlu PSM YouTube kanalında yayınlanan oyundan: “Sevmediğin için suçlu musun hırçın mısın?”

- Bu durumlar her kişiye ve her ilişkiye göre değişir zaten o yüzden üstüne hikayeler yazılır, herkesin kendine ait bir hikayesi var. Haksız olduğum da hırçın olduğum da suçlu olduğum da oldu. Ne fark eder? Sonunda hepsi bir gün bitmiyor mu?

◊ Beyaz yalan ne zaman hoş görülebilir? Sevdiğiniz zaman mı sevildiğiniz zaman mı?

- Yalan yalandır. Pek hoş görülecek bir tarafı yok benim için.

◊ Bir insan için hangisi daha ağırdır? İhaneti bilip de susmak mı, habersiz yaşamak mı?

- Zorunluluk hali en zoru herhalde, günümüzde insanlar nelere katlanmak zorunda kalıyor. Özellikle kadınlar için bu durum daha geçerli ne yazık ki ve bu düzenin değişmesi için her zaman elimden geleni yapmaya hazırım. Hiç kimse susmamalı, kabullenmemeli. Her zaman daha iyi bir alternatif vardır ve bu herkes için geçerlidir, kimse vazgeçilmez değil.

◊ Hangisini tercih edersiniz? Tek başınıza ağlamak mı, birinin yanında ağlamak mı?

- Tek başına da başkasının, başkalarının yanında da ağladım. Hatta son oyunum ‘Killology’de seyircinin karşısında hiç durmadan 20 dakika falan ağlıyordum rol gereği. Her versiyonunu yaşamış biri olarak bu soruya “Benim için gülmekle ağlamak arasında fark yok” diyebilirim.

◊ Birkaç soru sonra aynı soruyu yanlışlıkla tekrar sordum: Tek başınıza ağlamak mı, birinin omuzunda ağlamak mı?

- Neden beni sürekli ağlatmaya çalışıyorsun? Az önce birinin yanında ağladım. Hadi hatırını kırmayayım, senin omuzunda da ağlayayım istersen...

◊ Uçakta/otobüste habire omuzunuzda uyuyan bir amca var... İnce ince ittirir misiniz, hostese mi şikayet edersiniz?

- Avaz avaz bağırırım. Şaka şaka, bırakırım uyusun n’olacak... O da istemezdi herhalde benim omzumda uyumayı (gülüyor)...

KÜÇÜK KEYİFLER...

Evde yalınayak dolaşırım

◊ Tavla mı satranç mı?

- Tavla. Konu tartışmaya kapalıdır.

◊ Tekne mi karavan mı?

- Tekne, tekne, tekne...

◊ Bodrum mu Çeşme mi?

- Datça-Selimiye desem?

◊ Deniz mi havuz mu?

- Havuza hiçbir koşulda girmem, asla hijyenik bulmuyorum. Tercihim her zaman denizden yana. Ama köpekbalığı fobim var. Beni yakından tanıyan herkes bilir hatta bunu yenmek için scuba diving yapmaya başladım ve şu anda ‘rescue’yum (kurtarma). Hayatım çelişkilerle dolu (gülüyor)...

◊ Rakı-balık-Ayvalık mı kebap-şalgam-Adana mı?

- Rakı-balık-Ayvalık. Ayvalık çocukluğumun geçtiği yerlerden, hatırası çok.

◊ Birinden vazgeçmek zorunda kalsaydınız... Kırmızı et mi, deniz mahsulleri mi?

- Tereddütsüz kırmızı et. Birkaç yıldır da kırmızı eti sadece düzenli spor yaptığım için yemem gereken miktarda yiyorum ve onun dışında tüketmemeye çalışıyorum. Bununla ilgili çok fazla şey okudum, izledim, dinledim. Hayatımdan tamamen çıkaramasam da minimuma indirmiş olmak bile beni biraz rahatlatıyor.

◊ Ketçap mı mayonez mi?

- Ketçap. Ama patates kızartması ve ketçap... Ağlayacağım galiba, en son ne zaman yedim, hatırlamıyorum... Hayat mı bu!

◊ Kedici misiniz mi köpekçi mi?

- Bana hayvan olsun da ne olursa olsun, hiç fark etmez. Ama hep köpeğim oldu. Şu anda da iki tane var. İleride onların da anlaşabileceği bir kediye denk gelirsem seve seve evimizi açarız.

◊ Evdeki halinizi hangi üçlü daha iyi tanımlar: Telefon-sosyal medya-YouTube mu pijama-terlik-televizyon mu?

- YouTube’u müzik dinlemek dışında hiç kullanmadım. Video falan izlemekten aşırı sıkılıyorum. Evde izlediğim bir şey yoksa da sürekli müzik açıktır. Çıplak ayak dolaşırım, terliğim yok (gülüyor)!

◊ Evinize yatılı misafir geldi, horlamasından uyunmuyor. Uyandırır mısınız uykusuz mu kalırsınız?

- Horlayan birini horluyorsun diye uyandırınca “Aa pardon” deyip horlamadan uyumaya devam edeni hiç görmedim. Kulağıma müziğimi takar, keyfime bakarım.

HAYAT BİLGİSİ....

20’lerimde eğlendim 30’larımda çalıştım 40’ımda anladım...

◊ 45 yaşındasınız. Hangi dönem daha güzeldi? 20’ler mi 30’lar mı?
- 20’lerimde okudum, öğrendim, gezdim, keşfettim, yedim içtim, eğlendim. 30’larımda çalıştım. 40’ımda anladım.

◊ Yakışıklı doğmuş biri olarak anladığınız ne? Hangisi daha avantajlı: Zengin ve çirkin doğmak mı, fakir ve güzel doğmak mı?

- Pompalanan güzellik ve zenginlik algısından çok rahatsızım. Mutluluğun güzellikle ve parayla geldiğine asla inanmıyorum. Sınırlı bir konfor alanı olabilir evet ama o kadar.

Gülmekle ağlamak arasında fark yok

Serkan Altunorak, Zorlu PSM’nin YouTube kanalında yayınlanan, William Shakespeare’in unutulmaz komedilerinden “Hırçın Kız”da başrolü Birce Akalay ile paylaşıyor.

ZEKİ İNSANIN GÜNLÜĞÜ

Gamsızlara hep hayran olmuşumdur

◊ Sofrada hangisiyle daha lezzetli tartışılır? Kafka mı Dostoyevski mi?

- Dostoyevski’yle başa çıkamayabilirim, ben Kafka’yı alayım.

◊ Peki o sofrada hangisine tahammül daha zordur: Obura mı gevezeye mi?

- Gevezeye değil sofrada, hiçbir koşulda, hiçbir yerde tahammül edemem. Boş konuşan insan kadar yorucu çok az şey var.

◊ Bir şeyi gece planlamak mı sabah planlamak mı?

- Hayatımda bir gece hatırlamıyorum ki ertesi günü düşünmeden ya da o günün hesabını kapatmadan uyuyayım. Bu öğretilen bir şey değil, yaratılışla alakalı. İnsanın içinden gelen bir şey bu bence, gamsız insanlara hep hayran olmuşumdur.

◊ Picasso mu Dali mi?

- Dali’yle arkadaş olmak isterdim.

◊ Tarih mi coğrafya mı?

- Biyoloji! Hep çok meraklıydım.

◊ Zaman makinesi icat ettiniz, nereye giderdiniz? Geçmişe mi, geleceğe mi?

- Buradan bakınca gelecek beni korkutuyor, dünya olarak bizi çok da güzel günlerin beklemediğini düşünüyorum. Geçmişe dönmek, 70’lere gitmek isterdim.

◊ İstanbul’un... Anadolu Yakası mı Avrupa Yakası mı?

- İkisi de çekilecek kahir değil.

HİÇ DÜŞÜNMEDEN HIZLI HIZLI....

◊ Nâzım Hikmet mi Orhan Veli mi?

- Nazım.

◊ Mantı mı iskender mi?

- Mantı. Her gün.

◊ Barış Manço mu Cem Karaca mı?

- Barış.

◊ Gündoğumu mu günbatımı mı?

- Günbatımı. 

◊ Hangisiyle komşu olmak isterdiniz? Marilyn Monroe mu Brigitte Bardot mu?

- Marilyn.

◊ Yeşilçam’dan: Türkan Şoray mı Filiz Akın mı?

- Ayşen Gruda.

Gülmekle ağlamak arasında fark yok

 

 

X

Hiç acımadı ki

Medya çalışanı olduğum için aşı hakkı çıktı. İlk dozumu yaptırdım. Aşı hakkınız gelince neler yaşandığını 14 adımda özetledim.

PANDEMİ GÜNLÜĞÜ

◊ Önce e-devlet’te kendinize bir e-nabız hesabı oluşturuyorsunuz. Uygulamayı telefonunuza da indiriyorsunuz.

◊ Uygulama size evde aşı olma hakkınızın olup olmadığını, aşıyı hastanede mi aile hekiminde mi tercih edeceğinizi soruyor.

◊ Bunları ve randevu tarihini/saatini ayarlıyorsunuz ve BioNTech mi Sinovac mı, hangi aşıyı tercih ettiğinizi belirtiyorsunuz.

◊ Ben BioNTech seçtim ama nedenini sormayın. Hiçbir tıbbi gerekçem yok. Çok yoruldum anlamadığım bu konuda izahat vermekten.

◊ Benim hastanem Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ydi.

Geç kalmıştım ama sorun çıkarmadan yardımcı oldular.

◊ Bir form doldurup imzalıyorsunuz.

Yazının Devamını Oku

Bütün beyaz yakalılar blogger mı olacak?

Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, beyaz yakalıların çok tartıştığı “uzaktan çalışma” meselesine tıbbi açıdan girdi. Eğer insanların işyerine gitmesi elzem değilse uzaktan çalışmanın özendirilmesi, zorlanması gerektiğini söylüyor. Bakalım Ceyhan yine, daha doğrusu ne zaman haklı çıkacak?

PANDEMİ GÜNLÜĞÜ

Bundan sonra işe gider miyiz, gitmez miyiz?
Hiç mi gitmesek yoksa haftada iki gün gitsek mi daha iyi?
Peki normal ofis mi, yoksa günlük kiralanabilen ofisler mi?
İşletmenin ofis masrafları azalıyor... Evden çalışınca artan masraflar için personele ayrıca destek verilmeli mi?
İşe gidiş yok, dönüş yok, akşam trafiği, öğle tabldotu yok...
Bilgisayarın yanında olduğu sürece ister evden eşofman altıyla, ister tatil köyünden mayoyla katıl toplantıya...

Yazının Devamını Oku

Turizmde geri sayım

Günlük vaka sayısını 1-2 ayda 1000’ler düzeyinden 50’ye katladık. Kültürel kodlarımız da çok müsait. Pandemi olmasa da zaten birçok mekân Ramazan tatiline/tadilatına girişecekti. Şurada yapmamız gereken, 1 ay daha dişimizi sıkıp vaka sayılarını düşürmek, o sırada aşılayabildiğimiz kadar insanı aşılayabilmek. Yoksa bu yıl ülkemizi turistik açıdan pazarlamamız çok zorlaşacak.

Pandemiye muhteşem başlamıştık. Virüs bize geç gelmişti.

Önümüzde İtalya, İspanya gibi ülkelerin deneyimleri vardı, onlardan ders alıp 2 hafta önceden önlemler alabiliyorduk.

Yabancı haber kanalları Türkiye’ye gelip başarı sırrımızı araştırıyordu.

İnsanlarımız da daha ciddi, bu kadar bıkkın değildi. Evine aldığı suyun damacanasını bile dezenfekte ediyordu.

Sonra bütün tedbirlerimizi birer birer saldık.

Pandemiyi hayatın olağan bir parçası, açıklanan ölüm sayılarını akşam haberleri olarak algılamaya başladık.

Taziye benim, doğum günü senin, düğün benim, dernek senin gezdik dolaştık. 

Bütün uyarılara rağmen sokaklara çıktık, alışverişe, tatile gittik, kalabalık ortamlara girdik.

Yazının Devamını Oku

Horlayan misafiri bir daha eve sokmam

Seda Sayan’ı yıllardır “sabahtan akşama” kadar seyrediyoruz. Kavgasını da neşesini de, şarkılarını da danslarını da, estetiğini de nişanını da ekrandan canlı canlı izledik. O yüzden ikilemli sorularda onun biraz özel dünyasını eşelemeye, beyaz camın öbür tarafındaki gündelik halini anlamaya çalıştım. O taraf da “şenlik” çıktı. Bir kere ilişkilerde tam bir Oğlak. “Biriktiririm biriktiririm, bir anda o aşkı tanınmayacak hale getirebilirim” diyor; “Affetmem, bitti’ dediğimde artık unutmayı seçerim!” Biz diğer Oğlaklara da “Yürrü be abla, arkandayız” diye alkışlamak düşüyor.

◊ Hangisi daha gurur verici: Bir siyasi liderin “Bu halkın Seda Sayan’ı neden sevdiğini anladığımız gün, seçimi kazanacağız” demesi mi, üst üste en güvenilen yüz seçilmeniz mi?
- Üst üste en güvenilir isim seçilmem. Ağır bir yük aslında. Güvenilir erkek değil, güvenilir kadın değil, sanatçı değil, siyasetçi değil... En güvenilir yüz. Hem gurur verici hem iyi bir ego yani...
◊ Hayatınız film olsa nerede başlardı: Kadırga’da mı, assolist olarak ilk sahneye çıktığınız Stardust Kulübü’nde mi?
- Kesinlikle Kadırga’da. Çünkü ben Eyüpsultan’da doğdum ama çocukluğumun ve genç kızlığımın büyük bölümü Kadırga’da geçti.
◊ Altı kaynana sahibi oldunuz, gelin-kaynanaların yarıştığı bir programı sunuyorsunuz, şimdi oğlunuz Oğulcan’ın da bir ilişkisi var. Kaynana olmak mı, gelin olmak mı?
- Artık kaynana olmak. Ama benden çok iyi bir kaynana olur, ona inanıyorum.

Yazının Devamını Oku

Kavgasız gürültüsüz ayrılmanın formülü

Oyuncu Esra Dermancıoğlu, Armağan Çağlayan’ın YouTube kanalı “Gör Beni”ye katıldı. Ayrılmayı beceremeyen bir toplumda kendi yaşadıkları üzerinden patırtısız kütürtüsüz şekilde yolları ayırabilmenin formülünü verdi...

“Bir kadın ve bir adam sonsuza kadar beraber kalmak istemeyebilir. Aldatma konusunun Türkiye’de bu kadar büyütülüp drama haline getirilmesi çok sinirimi bozuyor.
Bir erkek bir kadına gidip ‘Benim canım başka kadınları çekiyor, biz bunu nasıl hallederiz’ dese Türkiye’de kaç kadın ‘Gerçekten mi, ne bileyim ben şimdi’ şeklinde konuşabilir?
Konuşamadığı zaman işte aldatma, arkadan iş çevirme oluyor. (Kızımın babasıyla) berjerde oturuyoruz. Birden ‘Bir şey mi oldu, sen beni
aldatıyor musun?’ diye
sordum, ‘Evet’ dedi.
Oturup konuştuk ve boşandık. Şimdi çok tatlıyız. Dürüstçe davrandı. Konuşmak tatlı bir şey, iletişim çok önemli” diye anlatıyor Esra Dermancıoğlu.

Yazının Devamını Oku

Sosyal mesafeli sosyal yaşam

Önün insan, sağın solun insan... İnceden bir müzik de geliyor, afallıyoruz. Epeydir böyle bir şey yaşamamışız: Açık havada müzik eşliğinde keyif yapabilmek... Yine de hüzünlü manzaralar da var tabii.

Semt turuna Bahariye’nin bitip artık Moda’nın sınırlarına girdiğiniz eski McDonald’s havuzundan başlıyoruz. Havuz artık yok. Civardaki okullardan arkadaşlarını karga tulumba havuza atan liseliler de... 1980-81’de semtin ilk patates-sosis tavacısı bugün Beylerbeyi Profiterol. O zamanlar çok havalı bir şeydi. Daha McDonald’s’ın gelmesine beş sene vardı...

Dolaşmaya barlar sokağından başlamak iyi fikir değilmiş: Kadife Sokak’ın başında Rexx Sineması’nın etrafı inşaat panelleriyle çevrili hali karşılıyor sizi. Sokağın içinde de hasar büyük. Solda Teachers Pub kapalı. Sağda Kadife Bar kapalı. Smokes Cafe ve Hera açık ama Buddha Sahne ile Barmy gitmiş. Hakeza Agapia Meyhanesi ve Bahane Kültür de kapalı.

Açık kalanlar sokağın sonuna doğru sağlı sollu devam ediyor: İncir Pub, Lâl, Aksi, Brox Burger, Punch, Virane Bahçe... Ama her birinde bir masa, bir ya da iki kişi.. Nerede sokağın pandemi öncesi canlı hali... Birinden çıkıp diğerine geçen insanlar, müzik sesleri...

Karşı sokak sol, sağ da benzer halde. Yavaş pişim lokantalar Suvi ile Go Slow, En Moda ve yılların Hard Rock Cafe’si açık. Ama yan komşusu Belfast Irish Pub gitmiş. Belfast’ınki duyduğum en ilginç hikâyelerden. Ruhsatı gece mekânı göründüğü için pandemide kapanmış. Gidip Moda Burnu’nda Belfast diye yeni bir yer açmışlar. Fakat ikinci dalga önlemlere o da dayanamamış. Yani bir pandemide iki kere batmış.

Fakat aşağı doğru inip Moda Caddesi’ne kavuşunca işin rengi birden değişiyor. Semtin bir ucu Moda Burnu’ysa, diğer ucu burası. Çarşı tarafından, Bahariye’den ve Caferağa’dan gelenler burada kavuşuyor.

Yan yana Fil, Ayı, Bob, Who gibi mekânlar, bir çaprazda Kropka kahve-kafe, diğer çaprazda Selfish balıkçısı.

Yazının Devamını Oku

Ben de “sorry” Kerem

Kerem Bürsin bir laf etti, ortalık birbirine girdi: “O kafelere gidip maskelerinizi çıkarıyorsunuz ya... I’m sorry (Üzgünüm)!” Öyle tepki geldi ki, ünlü oyuncu özür dilemek zorunda kaldı. Bravo bize. Hemen toplaştık, Kerem’e tükürdüğünü yalattık, mesele kapandı. Ben de “sorry” ama 55 bin vakayı n’apacağız?

◊ KEREM HAKLI ÇÜNKÜ: Dünyanın en kalabalık ülkelerinden olmadığımız halde, vaka sayısında üçüncü sıradayız, Hindistan’la falan yarışıyoruz.

◊ KEREM HAKSIZ ÇÜNKÜ: Ne kadar haklı bir gerekçeyle olursa olsun, bir sanatçının çıkıp kendisini sevenlere böyle demesi kabul edilemez.

◊ KEREM HAKLI ÇÜNKÜ: ABD’de yetişmiş. İnsanların kelimelere, tümevarımlara, egoya daha az takıldığı, niyete ve işe bakılan bir ortamda büyümüş.

◊ KEREM HAKSIZ ÇÜNKÜ: Amerika onun “ortamı” da Türkiye değil mi? Bizim de hassasiyetlerimiz var. Burada olduğu sürece buranın kurallarıyla “oynayacak”.

Yazının Devamını Oku

Ülkenin en çok takip edilen figürleri

Ünlülerin takipçi verilerine yan yana bakıp kıyaslayınca şaşırtıcı bazı durumlarla karşılaşıyorsunuz. Verilerin gerçek ve organik olduğunu varsayıyoruz tabii...

Elif Ünal’ın hazırladığı hangi ünlünün Instagram’da ne kadar takipçisi var haberi iki açıdan ilginçti.

Birincisi, Hande Erçel’in artık açık ara ülkenin en çok takip edilen figürü olduğunu göstermesi bakımından. 21 milyon kişi takip ediyormuş.

Hadise ile Demet Akalın arasındaki takipçi polemiğini hatırlarsınız. Onları falan artık ikiye katlamış durumda.

İkincisi de hepsini yan yana görmenin kıyaslama imkânı vermesi. 

Verilerin gerçek ve organik olduğunu varsayıyoruz tabii.

Öyle bakınca şaşırtıcı olanlar var.

Erkeklerde 17 milyonla Burak Özçivit önde.

Ama Kıvanç Tatlıtuğ ile aralarında bu kadar fark olduğunu görmek ilginç mesela: 3.4 milyon.

Yazının Devamını Oku

Yeşilçam’ın Hollywood’a ihtiyacı var mı?

Box Office’te tarıyorum, Türkiye’de 1989’dan beri en çok izlenen 100 filmin ilk 30’u Yeşilçam yapımı. Fakat bu bir avantaj mıdır, yoksa konfor ve tembellik alanı mıdır, onu gerçekten bilmiyorum.

Miss World 2000 Dünya Güzeli: Priyanka Chopra. Kariyerine Hint film endüstrisi Bollywood’dan sonra, şimdi Hollywood’da devam ediyor. Hayatını anlattığı “Unfinished” (Bitmemiş) kitabı için Kelebek’ten Barbaros Tapan’a röportaj verdi.
Bence bizi ve bizim ünlülerimizi de ilgilendiren çok ilginç bir şey söylemiş: “Hollywood’a geçen çok fazla Bollywood yıldızı yok, çünkü buna ihtiyaçları yok. Hint film endüstrisi dünyanın en büyüklerinden biri. Hint oyuncu, başka bir şey yapma ihtiyacı hissetmiyor.”
Neden?
Hindistan’ın nüfusu zaten dünyanın beşte biri diye mi?
Yani “Bize yeter de artar” mı diyorlar? Hiç de değil.
***
Gezegen üzerinde kendi içinde kendi dünyası, kendi değerleri, kendi temaları, müzikleri, dansları, mimikleri olan toplumlar var.

Yazının Devamını Oku

Hatır için çiğ tavuk... Sadece suşiyse yenir

Kuruçeşme’de Sortie, Nişantaşı’nda Salomanje; Barcode, Kalamata, Limoncello... Bugüne kadar gittiğiniz, sosyalleştiğiniz, eğlendiğiniz birçok yerde Erol Kaynar’ın imzası var. Alanım gereği ben onu işletmeci yüzüyle tanıdım ama şapkası çok: Futbol insanı, aşçı, gezgin, dalgıç, belgeselci... Ama ne önemlisi muhabbet adamı ve müşfik bir abi: “Sakın unutma” diyor, “Hayat, umudun olmadığı yerde biter. Ve affetmek ruha iyi gelir.”

İşletmeciliğe Galata Kulesi ile başlıyorsunuz... Avantajlı bir başlangıç mı dezavantajlı bir başlangıç mı?

- Avantajlı bir başlangıç tabii, tam bir hayat okuluydu.

Ticari hayatta: Mantık mı içgüdü mü?

- Mantıklıyımdır aslında. Ama içgüdülerime çok güvenirim. Şimdiye kadar da beni çok çok az yanılttılar. O yüzden içgüdü.

Bir şeyi gece planlamak mı sabah planlamak mı?

- Güne iyi başlayabilmek için geceden planlamak.

Yazının Devamını Oku

İtalyan intikamı: Michele Morrone

İtalya, Can Yaman’ın bu ülkenin kadınları ve genç kızları arasında yakaladığı popülerliğe Michele Morrone ile cevap verdi. İrem Derici’den Seda Sayan’a, modacılardan şarkıcılara herkes hayranı. Yoksa siz hâlâ radarınıza almadınız mı?

Can Yaman’ın İtalyancasının da etkisiyle İtalya’da estirdiği rüzgâr malum. Havaalanlarında kalabalık hayran karşılamaları, otelinin önünde izdihamlar, ülkenin en popüler sunucularından Diletta Leotta ile aşk, katıldığı televizyon programlarında yüzde 24’lere varan izlenme rekorları...
Fakat “çizme”nin çiftesi pek oldu.



İtalyanlar, Can’ın intikamını yine bir dizi oyuncusu olan Michele Morrone ile alıyor.
Bu kez de Türk kadınları ardı ardına bu İtalyan oyuncuya olan hayranlıklarını açıklamaya başladı.
İlk sürpriz, şarkıcı İrem Derici’den gelmişti birkaç ay önce. “Aşkım maske tak, daha boy boy çocuklarımız olacak” diye yorum yazmıştı Morrone’nin paylaşımına.

Yazının Devamını Oku

İçimde bir sevinç, kapanan mekân az

Boğaz hattı diğer semtlerden biraz daha ‘gevşek’ olur mu diye düşünürken önlemlerin daha titiz uygulandığını görmek şaşırtıcı. Yeni açılan Eski Yer’den başlıyoruz. Sağımız Tarabya, solumuz İstinye... İşin güzel yanı pandemide kapanan mekân neredeyse hiç yok.

Semtin adı Yeniköy. Ama en taze mekânlarından biri Eski Yer. Bu tatlı karşıtlığın hikâyesiyse ta Bodrum’a kadar uzanıyor.

Yalıkavak’taki Balıkçı Sait ününe ün katıp artık Yalıkavak Marina’ya taşınmaya karar verince çalışanlardan bazıları yeni yere gitmek istemiyor.

Beş ortak “Biz burada kalalım” diyerek emektar restoranı devralıyor ve kendileri işletmeye başlıyorlar. Adını da ‘Eski Yer’ koyuyorlar.

Demek dükkân uğurlu ki onların da işleri iyi gidiyor; gel zaman git zaman İstanbul’a şube açmaya karar veriyorlar.

Yeniköy’deki Yelken Balıkçısı’nı devralıyorlar. Bodrum’da tanındıkları için müşteri çok, işler gayet iyi ama pandemi patlıyor. 

Artık yüzde 50 kapasiteyle çalışabildikleri için restoran üç katlı olmasına rağmen yer bulmak daha zor.

“Herkes aynı anda oturup birkaç saat sonra aynı anda kalktığı için çok zorlanıyoruz” diyor serviste çalışanlar.

Yazının Devamını Oku

Hülya neden böyle Hülya derdini söyle

“Masumiyet” dizisinde Hülya Avşar’a öyle bir filtre yapılmış ki kadının burnu bile yok. Herkesin dikkatini çekmiş, TT oldu. Eğer bu istek ekipten gelmişse o kolay: Bir dahaki bölüm kaldırırsın filtreyi, olur biter. Ama bu talep Hülya Avşar’dan geliyorsa o fena işte. Zamansız bir kadının zamanla kavgası gibi.

Ekranın insanı olduğundan uzun, normaldeki halinden daha güzel ya da yakışıklı yansıtabildiği malum.
Nice yerli yabancı artisti gerçek hayatta görüp de “Bu muymuş?” diye şaşırmışlığım var.
Ama bunun tam tersi de geçerli.
Bazı insanlar var ki, onların yaydığı ışığı ne kamera tam kaydedebiliyor ne de ekran tam yansıtabiliyor. Örnek mi?
Türkan Şoray.
Yakından sadece tek bir kere, bir röportaj için gördüm. Öyle bakmışım ki kadına, gazete o fotoğrafı kullanıp “Yazarımız hayranlığını gizleyemedi” diye yazmıştı altına.
Bambaşka bir şey.

Yazının Devamını Oku

Bir açıklama yapılsa

Ne var yani: Bir maske takmak, insanlarla bir-iki metre mesafe bırakmak bu kadar mı zor?

Vaka sayısı 30 bin.
Benzer nüfusta olduğumuz Almanya’nın iki katı.
Demek ki normalleşmeyi becerememişiz.
Hiç kimse ağlayıp sızlanmasın.
Kendimiz ettik, kendimiz bulduk: “Ramazanda kapalıyız.”
Kurallar çok net: Bunu beceren toplumlara özgürlük, bizim gibi başaramayan toplumlara karantina...
Akıllanana, aklımızı başımıza devşirene kadar da böyle devam edecek.

Yazının Devamını Oku

Sezen, Sezen’in şarkısındaki gibi: İnsan dölü

Kimimiz işteydi, kimimiz uykuda, kimimiz yolda. Hiçbirimiz duymadık, görmedik. Belki “görsek” atılacak, engelleyecektik. Bıçak 16 seferinde de keskindi ve o yapayalnızdı.

Bir organınızı bağışlasaydınız, hangisi olurdu?

Kalbimi vermezdim.

Alana yazık, hep bu sızılarla yaşamak.

Beynimi de vermezdim.

Alana yazık; hep bu kafa karışıklığıyla yaşamak.

Ama göz bambaşka bir şey.

Düşünsenize, sizi ışık geçirmeyen o karanlığa koyduklarında bile gözleriniz bir başkasının bedeninde görmeye devam edecek.

Sanki birine kamera takmışsınız da...

Yazının Devamını Oku

Babam 21 Haziran’da öldü

Şöyle bir özgeçmişiniz olsun istemez miydiniz: Ressam, siyasetçi, ödüllü tenisçi, futbol yorumcusu, yönetmen, oyuncu, sanat merkezi kurucu ve yöneticisi. İşte Bedri Baykam’da var o CV. Bir “harika çocuk” olarak doğduğu 2 yaşında anlaşıldı; “Kendimi hatırladığımdan beri dünyaca meşhurum” diyor. Ama çocukluğunu da doya doya yaşamış, eve her akşam dizleri kanayarak dönermiş.

◊ 6 yaşında Bern, Cenevre, New York, Paris’te sergiler... “Harika çocuk” olmanın nesi daha zor: Yüksek beklenti mi, akranlarından farklı yaşamak mı?
- Herkes tersini zanneder ama merak etmeyin ben çocukluğumu doya doya yaşadım...
Bütün mahalle arkadaşlarımla hâlâ görüşürüm. Her gece dizim kanayarak eve dönerdim, tecrit edilmiş bir harika çocuk değildim.
Resim yapmak da doğuştan beri var olan rutin ve keyifli bir olay. Kendimi hatırladığımdan beri dünyaca meşhurum, dolayısıyla şöhret de beni hiç kötü etkilemedi.
◊ Sorbonne’da master yaparken aktörlük eğitimi de alıyorsunuz, tenis dereceleriniz de var. Şimdi bakınca: İştah mı, doyumsuzluk mu?
- İştah! Dünyayı fethetmeiştahı o...

Yazının Devamını Oku

Fuzuli arama ve lüzumsuz mesaj

“Arama, mesaj at” hareketini duymuşsunuzdur. Videoyu çeken gençleri de, destekleyenleri de tebrik ederim. Ama aramayıp onun yerine mesaj atması yetmez. Asıl önemlisi: Fuzuli aramayıp, lüzumsuz mesaj atmaması.

Arama, mesaj at” hareketi, Afterwork adlı bir dijital içerik ajansındaki gençlerin çektiği viral videoyla aldı yürüyor.
Manifesto gibi.
“Eğer çok zor durumda değilsen” diyorlar; “Arama, mesaj at...”
“Sesini duymak istemiyor olabilirim...
O an konuşmaya müsait olmayabilirim...
İstediğimiz an cevap vermek istiyoruz...
Dakikalarca meşgul edilmek istemiyoruz...

Yazının Devamını Oku

En az hasarlı

Karantina günlerinde yaptığımız semt turlarında beni en çok Karaköy şaşırttı. Salgını en az hasarla atlatıyor gibi. Diyeceksiniz ki ‘Orası darbeyi pandemiden önce almıştı zaten’... Haklısınız ama bazı özel sokakların, köşelerin küçük masalı, şirin atmosferi kendini koruyabilmiş. Hâlâ yapılabilecek bir sürü şey var. Tabii yüklenmeden, azar azar...

Bundan 10-12 yıl önce Karaköy’de dükkân bulamazdınız. İstanbul’un ‘Soho’su olarak şehrin yükselen semtiydi. Buraya taşınan sanat mekânları, sanatçılar, ilginç dükkânlar, plakçılar, gözlükçüler, dövmeciler, Unter gibi yeni nesil kafeler ve Gaspar gibi yeni nesil restoranlar, Mânâ gibi yeni nesil meyhaneler...

Hızla eğlence bölgesi haline de geliyordu semt. İlk sallanmalar Tamirane’de başlamıştı; sonra Raw Clup, Madeo, Mitte, Zelda Zonc, Suma diye devam etti. Bunların çoğunun içinde özel salonlar...

Ama bütün bu yığışmadan dolayı kiralar o kadar arttı ki kimse iş yapamaz, onlar yapsa biz gidemez hale geldik. Fiyatlar Boğaz’la yarışmaya, buranın asıl kitlesini aşmaya, herkes dükkânını devredecek birilerini aramaya başladı. Hızlı yükselişin bedeli hızlı düşüş oldu. Üstüne turistlerin çekilmesi... Ve şimdi pandemi.

Karaköy’ü arşınlamaya Galata Köprüsü’nden başlıyoruz. Neyse ki köprüaltında pek kayıp yok. Dersaadet, Orfoz, Altın Balık hepsi yan yana, tabelaları yakmışlar. Ama her birinde bir, bilemedin iki masa. Arapça ve eski Doğu Bloku dillerini konuşuyorlar.

Acaba bir salaşlık markası olarak Akın Balık ne durumda? Küçücük bir kış bahçesine sığışmış ama yerinde. Pandemide paket servise de başladı, biliyorsunuz.

FİYATLAR ARTMIŞ

Vapur iskelesinin karşısına yan yana sıralanmış Olimpiyat, Odessa, Afrodit gibi sahil meyhaneleri de yerli yerinde. Balık-ekmek 18, kalamar tava 50 lira. Sanki son bir yılda fiyatları bir tık arttırmışlar.

Yazının Devamını Oku

İlk deneme haziranda

Bill Gates’in yeni çılgın projesi, atmosfere tebeşir tozu püskürtüp küresel ısınmayı durdurmak. Bill Gates’in olsun, Elon Musk’ın olsun, devamlı açıkladıkları bu “çılgın” şeylerden ben de biraz “yılgın”ım açıkçası.

İlkokulda tebeşir tozu adlı şehir efsanesine fena inanıyordum.

Okuldan kaytarmak isteyen öğrenciler tebeşirin tozunu suda eritip içiyormuş, “mahsusçuktan” ateşleri çıkıyormuş, anneleri de okula göndermiyormuş...

Okuldan aşırıp n’olur n’olmaz diye çantamda tebeşir bulundurmuşluğum var bir dönem.

Hatta bir keresinde denemiştim bile ama tozu içtiğimle kaldım.

Ateşim hiç yükselmedi tabii, marş marş okula.

Yıllar yıllar sonra... Microsoft’un kurucusu Bill Gates ve zengin arkadaşları, “SCOPex” adında bir projeye kaynak sağlıyor. Stratosfere tebeşir tozu püskürtecekler.

Hesap şu: O hafif toz parçacıkları orada asılı kalacak, böylece güneş ışınlarının bir kısmını tutarak küresel ısınmayı azaltacak.

Ciddi ciddi: İlk deneme haziran ayında.

Yazının Devamını Oku

Aşı tereddütçülüğü hafifledi sanki biraz?

Ya beni teğet geçiyor, ilgimi de biraz kaybettim... Ya da bir dönem herkesin birbirine bir şeyler yolladığı o sosyal trafik daha az dönüyor artık.

Pandemide bütün sayılar artmıyor neyse ki. Arada mutlu eden sonuçlar da var.

Mesela yoğun bakımdaki hasta aynı hızda artmıyor.

Yani vaka sayıları katlanıyor ama artık daha az kişi yoğun bakımlık oluyor.

Buna sebep olarak 65 yüş üstü yüksek riskli grupta yapılan aşılama gösteriliyor. Bilmem siz de böyle bir şey fark ediyor musunuz:

Aşıyla ilgili böyle başarı sayıları geldikçe...

Aşı karşıtlığını bilemem ama en azından “aşı tereddütçülüğü” hafifledi sanki. Bunları ayırmakta fayda var çünkü ikisi tam aynı şeyler değil bence.

Aşı karşıtları bana daha sistematik, daha kategorik geliyor.

Aşı tereddütçüleriyse karşı olmadığı halde, “Böyle böyle şeyler dolaşıyor, bize chip mi takacaklar” diye bir tereddüte düşenler.

Yazının Devamını Oku