GeriSavaş ÖZBEY Erkek güzeli
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Erkek güzeli

“Türkiye’nin en güzel erkeği” Karahan Çantay hiç evlenmeden, bekar öldü. Bir Kenan İmirzalıoğlu, bir Kıvanç Tatlıtuğ olabilecekken kendini Tayland’da, mobiletli bir matematik öğretmeni olarak buldu. Keşke o yarışmaya girmeseydi, belki de hiç kazanmamalıydı.

Karahan Çantay: 1995 Türkiye “erkek güzeli”.

Aradan çeyrek yüzyıl geçmiş, artık kullanmıyoruz bu “erkek güzeli” lafını. Onun yerine “best model” falan diyoruz. Allah’tan aynı dönem bu isimde bir şarkı yapmış da kayıt altına almış Sezen Aksu: “Seni pamuklara sarmalar sararım”...

Karahan Çantay’a neden bu kadar üzüldük?

Bir kere adı üstünde:

Erkek güzeli.”

İnsan ayrımcı davranıyor, yakışıklıya/güzele nedense daha bir kıyamıyor, en baş sebep bu galiba.

Televizyon-dizi sektörünün formülü gibi:

Ağlarken de, gülerken de, bağırıp, savaşıp sevişirken de... Güzele daha çok yakıştırıyoruz bu halleri. Ona ilgimiz kabarıyor, onu takip ediyoruz, ona reyting sağlıyoruz. Ama bizim “erkek güzeli”mizin ölüm biçimi de trajik.

90 yaşında, çoklu organ yetmezliğinden hayatını kaybetse...

Zaten uzun süredir beklenen bir mukadderat olsa... Kabullenmesi daha kolay.

Ama kaza...

Motor kazası...

Genç bir yaşta...

Allah sevenlerine sabır versin. Detaylara girdikçe üzüntünüz artıyor: “Neden matematik öğretmenliği yapıyormuş ki? Ne alaka?” diye soruyorsunuz.

Meğer ODTÜ’lüymüş.

En zorlarından: Matematik bölümü. Yakışıklı ama aynı zamanda Japonca falan bilen, geleceği parlak öğrenci. Mezuniyetine 1 sene kala “erkek güzeli” seçilince bütün hayatını değiştirecek olaylar zinciri başlıyor. Bütün bu parlaklığın yanına bir de “erkek güzeli” olmak güzel bir şey tabii.

Ama bir Kenan İmirzalıoğlu, bir Kıvanç Tatlıtuğ olabilecekken o kendini Tayland’da, mobiletli bir matematik öğretmeni olarak buluyor.

Keşke o yarışmaya girmeseydi, belki de hiç kazanmamalıydı...

“Türkiye’nin en güzel erkeği” hiç evlenmeden, bekar öldü.

O yarışmaya girmeseydi belki her sıradan insan evladı gibi bir yuva kurabilecek, aile sahibi olabilecekti.

“Güzellik” başa bela derler ya, tam da bu işte.

Kırgın ayrılmış olsalar bile

Ama en hüzünlüsü insanın memleketinden uzakta ölmesi

Uçak Türk hava sahasına girince benim bir içim rahatlıyor mesela.

Artık düşsek de Türkiye’ye düşeceğiz, kendi çöplüğüme, kendi insanlarımın dibine...

Ümidi bırakan yaşlılar onun için “Beni evime götürün” demiyor mu?

İnsanlar bunun için yıllar önce ayrıldıkları memleketlerine gömülmek istemiyor mu?

Gittiği, terk ettiği sırada oraya kırgın ayrılmış olsalar bile.

“Erkek güzeli”nin ablası, Türkiye’den kırgın ayrıldığını söylemiş.

Türkiye’de son görüldüğünde “En popüler olduğum dönemde ülkeyi terk etmek zorunda kaldım. Zamanı gelince konuşurum” demişti.

Üzülüyorsunuz, çünkü bazen o “zaman” hiç gelmiyor işte.

Hıncal Abi bana büyük yürüyor

Sabah yazarı Hıncal Uluç son yazımı eleştirmiş.
Eleştirmiş ama kıyamadan: Aynı zamanda iyi bir yazar olduğumu söyleyip, hazırladığım köşeye tiryaki olduğunu da ekleyerek.
Bundan 3 ay kadar önce de yine benim için “Ne zaman bir şeyi yazmaya niyetlensem, bakıyorum, Savaş’ın köşesinde çıkmış bile... Benim yazı daha çıkmadan eskiyor yani... Bravo Savaş!  Hürriyet’te yeni merakım sensin... Gözlerinden öperim” diye bal damlatmıştı kaleminden.
O yüzden ben de cevap hakkımı bambaşka tatlı bir hikâyeden yana kullanmak istiyordum.
Bu köşe formatı ilk başladığında hazırladığım taslaklarım kenara atılıp bana söylenen “Hıncal Uluç’a benzemen lazım”dı.
Aslında o gün bugündür ona gayret ediyorum.
Rol model gösterilen kişiden böyle şeyler işitmenin önemi o yüzden daha büyük.

 

 

 

 

 

 

X

Baba sevgi bekliyor çocuk hayallerine destek

“Erkeklik krizi” nedeniyle günümüzün baba-çocuk ilişkisi psikolojinin en alengirli alanlarından biri. Lipton tarafından 300 yetişkin ve 300 gençle görüşülerek bir araştırma yapıldı. Sonuçlar, bu özel günde telefona sarılmamızı gerektiren çarpıcı mesajlar içeriyor.

◊ Babaların çocuklarından sevgi beklentisi daha fazla. Çocuklarınsa yüzde 78’i babalarının hayallerini desteklemesini bekliyor.
◊ Görüşülen çocukların neredeyse yarısı, hayallerinden babalarının bihaber olduğunu ifade ediyor.
◊ Babaların yüzde 87’si çocuğuyla daha açık bir iletişim kurmak istediğini söylerken, bu oran çocuklarda yüzde 78.
◊ Benzer şekilde yüzde 73’lük bir kesim babalarının onları değiştirmeye çalışmak yerine onlardaki olumlu özellikleri görmesini istiyor.
◊ Babaların yarısından fazlası çocuklarının kullandıkları kelimeleri, konuştukları şeyleri anlamıyor, yabancı hissediyor.
◊ Babaların yüzde 80’i konuşmadan bakışarak bile anlaşabileceklerini düşünürken, çocukların yüzde 41’i buna katılmıyor.
◊ Babaların yüzde 88’i “Çocukların anneyle iletişimi daha iyi”, yüzde 70’i “En son babalar duyar” diyor.

Yazının Devamını Oku

Çeşme’den Kuruçeşme’ye...

İstanbul mekânlarının güneyde yazlık açmasına alışkındık. Nadiren güneyli markalar da İstanbul’da kışlık açıyordu. Fakat Korto’nun bu mevsimde Alaçatı’dan gelip İstanbul’da yer açması bir ilk. Nasıl bir yer mi? Anlatayım...

Saat 19.00. Kuruçeşme’de geçen hafta açılan Korto’nun püfür püfür terası çoktan dolmuş. Çoğunluk boydan boya Boğaz’a ve Kuleli’ye bakan barın önünde. Barın gerisinde kalan masalarda da insanlar var.

Ama personeli saymazsak neredeyse herkes kadın. Gülen kadın, onu süzen kadın, konuşan kadın... Tek başına kokteyl içen kadın, uzaklara dalan kadın... Güzel kadın, daha güzel kadın, çok bakımlı kadın... Ebru Akel, Pınar Hotiç, Milka Karaağaçlı İnce, Çiğdem Kayalı. Belki aralara tek tük bir Erdem Yener, bir de Şükrü Özyıldız. İşletmeci Berti Palambo’ya bunun sebebini soruyorum. “Benden çok, ortağım Seda Vardar’ın arkadaşları ve çevresi. Sevdiler burayı” diyor. Çoğunlukla Bebek, İstinye, Ulus, Yeniköy ahalisi. Turist hiç yok.

SOHBET DE MÜMKÜN AYAKTA SALLANMAK DA

Mekân üç katlı. Girişte çok şirin, çinili bir bahçe ve konser alanı var. Daha çok 25-35 yaş grubuna hitap ediyor. Zaten belli bir saatten sonra onların müzikleri ayrılıyor, daha elektroniğe dönüyor. 250 kişilik konser alanı şu anda kapalı. Bir aksilik olmaz da kışın devam ederlerse canlı performanslar olacak. Ara kat Civarda adında yeni bir modern meyhane.

ASIL KORTO, ÜÇÜNCÜ KATTAKİ AÇILIR-KAPANIR TERAS. BURASI ESKİ LA MANCHA.

O hali biraz koyu ve karanlıktı. Şimdi duvarlar beyaza boyanmış, beyaz avizeler, beyaz masa-sandalyeler, muz ağaçları gelmiş; ferah, havadar, yazlık bir yer olmuş.

Yazının Devamını Oku

Rol çalma Kıraç konumuz milli takım

Milli takım için yaptığı marş beğenilmeyen Kıraç, takımın Galler yenilgisinden sonra “Özür diliyorum! Milli takımın başarısızlığından tamamen ben sorumluyum” açıklamasını yaptı. Kıraç sizce ne demek istiyor olabilir...

Milli takım için hazırladığı “Haydi” isimli marş beğenilmeyince Kıraç küplere bindi.
“Olmayan ne? Müziği mi? Asker mi? Mehmet mi? Bayrak mı? Nedir gerçekten olmayan?” diye sordu sosyal medyadan.
Bir kuruş bile almadan, iyi niyetle yaptığı çalışmanın bu kadar sert eleştirilmesine içerlemekte kendince haklı olabilir Kıraç.
Ama beğenmeyenler de haklı.
Mesela ben de ne sözlerini, ne bestesini ne de klibini sevebildim “Haydi”nin. Lafzi kadar, ruhu da aykırı geldi bana.
Asker göndermeleri falan...
Savaşa mı gidiyoruz, spor karşılaşmasına mı?

Yazının Devamını Oku

Heykellerini dikmeyelim de...

Küresel felakete karşı gururumuz iki kişi sayesinde daha da büyük: Özlem Türeci ve eşi Uğur Şahin. Günlük 1 milyon aşılama sayılarına yaklaştıysak onların sayesinde. Keşke bir üniversiteye ya da en azından bir tıp fakültesine isimlerini versek...

Bugün ikinci doz BionTech aşımı vurulacağım.
İlk aşı, akşamında hafif sersemlik, sabahında da hafif kol ağrısı yapmıştı.
İkinci dozun biraz daha sert geçeceğini söylüyor olanlar. Grip gibi oluyormuş.
O kadarına can feda.
Yeter ki korona olmayayım. Daha mühimi, başkasına bulaştırmayayım.
Yaşadığımız kapkaranlık aylardan sonra haberler öyle aydınlık ki...
Aşılamada rekor üstüne rekor kırıyoruz. Bu gidişle çok yakında salgının da belini kıracağız. Bütün dünyayı titreten bu felakete karşı, başka ülkelerle kıyasladığımızda...

Yazının Devamını Oku

Öldürdüğü kadının telif hakları peşinde

Özgecan Aslan, Emine Bulut, Pınar Gültekin, Aleyna Çakır gibi “kadına şiddet” haberleriyle hafızalarımıza kazınan mağdurelerin belki de ilk “popüler” ismi Bergen. Hayatının film olmasına karar verildi. Katil kocası, 30 sene sonra telif hakkının kimde olduğuna dair ahkâm kesiyor.

O dönemin popu, arabesk müzik yapıyordu. “Şikâyetim Var” albümüyle 1982’de meşhur oldu, büyük başarı.

Daha 22 yaşındaydı. Yani bizim Aleyna Tilki kadar henüz ya var, ya yok o zamanlar...

Ama tadını süremedi.

O meşhur olduğu yıl iki gözünü birden kaybetti.

Halbuki ne güzel kızdı, kalem kaş-badem göz...

Gözlerini kaybetmesinin nedeni kocasıydı. Sahnedeyken, yüzüne kezzap attı. Teslim olmadı, kaçtı.

Doktorlar Bergen’in sol gözünü kurtardılar. Ama sağ gözü bir daha açılmadı.

Yazının Devamını Oku

Öğrenilmiş çaresizlik gibi öğrenilmiş Demir Lady...

“Bana, unutmayın ki hiçbir şey olmaz” vecizesi popüler kültürde öyle yer etti ki en sonunda NFT’de satışa çıkardı. Kalenin dışarıdan görünüşü böyle: Yıkılmaz surlar... Ama ikilemli sorularla “içeriden” bildirmesini isteyince başka şeyler anlattı Gülben Ergen: “Bir başıma ağlarım ben. Acımı kendim yaşar, örterim nedense... Öğrenilmiş Demir Lady duruşu.”

◊ Ekran mı, sahne mi?
- Ayıramam. İkisinin zevkleri, ulaştığı hedef kitleler çok farklı. Sahne aldığınız yerde yüzler binler olur ama TRT ekranına çıkarsınız en ücra köylere dokunursunuz.
◊ Kariyerinizde hangisi daha önemlidir: Kelebek’in düzenlediği “Sinema Yıldızı” yarışmasında ikincilik mi, yine Altın Kelebek’te “Dadı” ile en iyi kadın oyuncu ödülü kazanmanız mı?
- “Dadı” meslek hayatımın dönüm noktalarından biri. Seneler geçmesine rağmen unutulmayan bir ekran klasiği. Yarışmaysa ilk yıllarım, ilk adımlarım.
◊ 25 Ağustos, Başak kadını... Nesi daha zor: Aşırı titizlik mi fazla sorumluluk mu?
- Detaycılık ve titizlik. Ve bitmeyen bir otokontrol sistemi. Ömür törpüsü.

Yazının Devamını Oku

Başkent’in “lezzeti” İstanbul’a düşer mi?

Ankara’da belediyenin girişimiyle “Lezzet Ankara” uygulaması başlatıldı. Esnaftan 0 komisyon alarak üreticiyle tüketiciyi buluşturmayı amaçlıyor. Bir yanıyla şahane: Böylece rekabet oluşacak, belki bu sayede Yemeksepeti de aynı hizmeti daha ucuza vermenin yollarını arayacak. Ama bir yanıyla...

Yıllar yıllar önce, minicik bir ofis. Yemeksepeti’nin şimdiki CEO’su Nevzat Aydın, o zamanlar “genç girişimci”. Yemeksepeti’nin ilk röportajı için çok heyecanlı.
Sanıyorum benim gibi, Nevzat Aydın’ın da işin bir gün bu kadar büyüyüp bugünkü gibi bir deve dönüşeceğinden haberi yok...
Uygulamayı yıllardır kullanıyorum. Çok da memnunum. Özellikle geri dönüş sisteminden.
Bir sorun yaşadığınız anda karşınızda hemen bir muhatap bulabiliyorsunuz.
Hatta “Siparişiniz yolda” falan diyen kişi, sırf bizi oyalamak için oraya konulmuş bir robot mu diye merak ettim bir gün, yazdım.
Kanlı canlı, gerçek insan cevap verdi “Yok efendim, ben robot değilim” diye.
Birkaç yıl önce yeni merkezlerini ziyaret etmiştim.

Yazının Devamını Oku

Dişi enerjisine alışık mısınız?

Yeni albüm çıkaran Gökhan Türkmen, etrafındaki dişi enerjisinin üretkenliğini nasıl artırdığını anlatmış. Çok da güzel ifade etmiş. Ama gel de bunu bizim “dişi”lere anlat...

7 şarkılık yeni albümü “7” için Sinem Vural’a konuşan Gökhan Türkmen, “dişi enerjisi”ne alışık olduğunu açıkladı:
“Evlenmeden önce de ablam ve annemle yaşadığım için dişi enerjisine hep alışkınım. Eşim ve kızlarım vizyonumu genişletiyor, farkındalığımı artırıyor. Çok şey öğreniyorum eşim ve çocuklarımızdan.”
Gökhan Türkmen’in bahsettiği bu “dişi enerji” konusu mühim.
Biraz açmak lazım.
Ben de son birkaç gündür Bodrum’da böyle bir “dişi enerji”nin tam ortasındayım.
Misafiri olduğum kadın arkadaşım, annesiyle çok içli dışlı yaşıyor. İki kadının hakimiyetini evde sürekli hissediyorsunuz.
İki kadının sistem kurduğu bir yerde sizin hanenize sadece beceriksizlik, sakarlık, işgüzarlık düşüyor.

Yazının Devamını Oku

Ebru mu cool Gülben mi gerçekçi

Ebru Gündeş ile Gülben Ergen’in “bu dönemde sahne almak” üzerine takındıkları tavrı nasıl buluyorsunuz? Diğer sanatçı arkadaşlarınız sahneye çıkmazken size teklif gelse... Ebru Gündeş gibi ret mi ederdiniz, Gülben Ergen gibi kabul mü?

Tartışmanın fitilini ateşleyen, söz yazarı Günay Çoban’ın bir tweet’i. Ebru Gündeş’in Bodrum’dan aldığı teklifi geri çevirdiğini duyuruyor ve “Gerçek sanatçı duruşu budur” diyordu.

Diğer sanatçı arkadaşları sahneye çıkamıyor diye Ebru Gündeş’in bu yaptığı ilk bakışta çok “cool” hareket.

Hani yandaki esnaf siftah yapmadan ben ikinci müşteri kabul edemem diyenler gibi...

Ama bu reddin ya da iptalin başka bir sebebi olmasın?

Çünkü biraz incesini düşününce, Gündeş’in bu hareketinin başta kendi kadrosundaki müzisyenler, o mekânda çalışan garson, şef, komiye zararı var ama başka kimseye bir faydası yok.

Bilakis otelin bahçesinde dinleti olur, açılış-gala-kutlama olur, ne kadar çok müzisyen kemanını, gitarını bir yerlerde tıngırdatabilse o kadar kâr bence.

Mevcut kısıtlamalara riayet ederek tabii.

Gülben Ergen

Yazının Devamını Oku

Tık için ünlü “öldürüyorlar”

Ne sinir bozucu. Özellikle de aileniz için... Çünkü duyanlar ilk iş başsağlığı için yakınlarınızı arıyor. Gecesi, sabahı da yok. En komik örnek Fedon. Onu da geçen yıl “gömdüler”. Hem de doğum gününde.

En son oyuncu Melek Baykal’ı “öldürdüler”. Haberi uydurup yayanlara dava açma kararı almış.

En son Baykal ama en çok “Çaycı Hüseyin” Alpaslan Özmol “öldürüldü” galiba.

Kimi “koronadan”, kimi “uçak kazasında” diye o kadar çok ölüm haberi yayıldı ki...

“Arkadaşlar, ben yaşıyorum” diye isyan etti: “Öldüğüm gün size haber vereceğim. Adamı hasta etmeyin. Bir gün öleceğiz, bu sefer de ‘Yok ölmemiştir’ diyecekler...

Allah gecinden versin, daha geçen ay Emel Sayın “gitti” mesela. Kalpten.

Kadıncağız sevenlerimi yaşadığıma inandırayım diye canlı video yayınlamak zorunda kaldı: “Gördüğünüz gibi gayet iyiyim.

Aslında çok sinir bozucu bir şey. Özellikle de yakınlarınız için... İnsanlar başsağlığı niyetiyle ilk iş ailenizi arıyor.

Gecesi-sabahı da yok bu işin.

Yazının Devamını Oku

Ortaokulda müzikten kalan bir çocuktum

Hayat gerçekten sen planlar yaparken başına gelenlerden ibaret: Aslında basketbolcu olmak istiyormuş. Ne alaka; kendini Pavarotti’yle makarna tarifleri paylaşırken bulmuş! İkilemli sorularda bu hafta “operanın gülümseyen yüzü” Hakan Aysev var.

◊ Hakan Aysev olmanızda hangisi daha etkili: Viyana Devlet Operası’na kabul edilmeniz mi, Pavarotti’nin hocanız olması mı?

- En önemli etken, Viyana Devlet Operası’na kabul edilen ilk Türk solist olmam. 21 yaşında bu tecrübeyi yaşamak, benim için önemli başlangıç oldu. Sonra dünya ve Türkiye’deki kariyerimin temelini oluşturdu.

◊ Sizce hocanıza hangi yönünüz daha çok benziyor: Tekniğiniz mi, balıketliliğiniz mi?

- Aslında her ikisi de. (Gülüyor) Çünkü beraber yaptığımız şan derslerinin yarısı makarna tarifleriyle geçiyordu. Ondan öğrendiğim en önemli şey, efsane bir sanatçı olsanız bile önce iyi insan olmanız gerektiği... Luciano bir fırıncı oğlu olarak doğdu ve o şekilde bu dünyadan ayrıldı.

◊ Hangisinde müzik ortamında albüm kaydı yapmak daha profesyonel: Frankfurt mu, Barselona mı?

- Almanlar her zaman daha profesyonel ve disiplinli. Almanya’da yaptığım kayıtlar hep daha hoşuma gitmiştir. O yüzden Frankfurt diyorum.

Yazının Devamını Oku

Çamlıca Kulesi pahalı mı?

Giriş 60 lira. İndirimli 30. Asansörle yukarı çıkmanız 1 dakika sürüyor. Çıkınca restoranda çay 10 lira, poğaça 10, ızgara köfte 62. Yani bir öğrenci ancak 40 lira verirse kulede bir çay içebiliyor.

Ne şiirler, ne şarkılar var... “Bir sengine yekpare Acem mülkü fedadır”dan tut...
(Günümüz Türkçesiyle diyor ki: Tek bir çakılını bile bütün İran’a değişmem.)
Kaldı ki o zaman İran, kıymetli memleket.
“Sana dün bir tepeden”e kadar...
İşte “Aziz İstanbul”u seyredebileceğimiz en yüksek bina, artık Çamlıca Kulesi.
Uzunluğu 369 metre.
Deniz seviyesinden 587 metrelik yüksekliğiyle İstanbul’un en yüksek yapısı.

Yazının Devamını Oku

Ses tellerini mi kessinler?

Müzisyen Hakan Altun sazının tellerini kesti. “Bu ut artık sustu” diyor canlı yayında. 80 milyon toplanıp bir avuç yeteneğimize sahip çıkamıyoruz.

Anlatamıyorlar, duyuramıyorlar.
Pandemi harala gürelesinde fark edilmiyor.
Müzisyen Hakan Altun sazının tellerini kesti.
“Bu ud artık sustu” diyor.
Ne yapacaklar artık?
Canlı yayında ses tellerini mi kessinler?
80 milyon toplanıp bir avuç yeteneğimize sahip çıkamıyoruz.

Yazının Devamını Oku

Yasınızı nasıl tutacağınızı sosyal medyadan öğreneceksiniz

Pelin Öztekin bir fotoğraf paylaştı. Havuza girmiş. Altına da “Sezonu açtım” yazmış. Vay efendim, babasının ölümü bu kadar yakınken nasıl havuza girermiş? Nasıl sezon açarmış? Sosyal medyanın yarattığı en büyük erozyon bu bence: Toplu pervasızlık, örgütlü hadsizlik.

Usta oyuncu Rasim Öztekin’i üç ay önce, 8 Mart’ta kaybettik.
Kızı Pelin Öztekin şu sözlerle dağladı yürekleri sosyal medyada:
“Eskiden en sevdiğim 8, artık uğursuz. Her ayın 8’i çıkmaz sokak gibi. Bıraktığından beri daha dağınık buralar. Ben toparlamaya çalıştıkça tuttuğum, tutunduğum her şey paramparça. ‘Alışacaksın’ diyorlar ama sormuyorlar hiç baba: Ben alışmak istiyor muyum?”
Sadece baba kaybetmenin acısı değil bu sözler.
Aynı zamanda “muhterem” biri hayatınızdan gittiğinde yarattığı boşluğun ifadesi.
Yani Pelin Öztekin’in acısı çifte:

Yazının Devamını Oku

Ekmek polemiği yeni sanatçıların katılımıyla büyüyor

Bir tarafta Seda Sayan... “Sen kimsin” Seda. Kadırga kaplanı. Karşı köşede Demet Akalın... Polemik, kavga ve giderler kraliçesi. Mevzu: Birinin programının bitmesi, öbürünün başlaması... Kabaca böyle. Ama şeytan ayrıntılarda gizli.

Güreşin tarafları o kadar “ağır sıklette” ki...

Bir tarafta Seda Sayan...

“Sen kimsin” Seda.

Kadırga kaplanı.

Karşı köşede Demet Akalın...

Polemik, kavga ve giderler kraliçesi.

Mevzu: Birinin programının bitmesi, öbürünün başlaması...

Kabaca böyle.

Yazının Devamını Oku

Para insan seçer herkesi sevmez hazır değilsen perişan olursun

İkilemli soruların konuğu oyuncu ve fenomen Akasya Asıltürkmen. Türkiye’de kadın olmanın zorluğunu cesaretle göğüsleyebilmiş biri. Aile, hayat gibi konularda şaşırtıcı bir dinginlik sahibi: “Unutmadıysan affedememişsindir” diyor. Aşk ve mutluluk konularındaysa buz gibi bir bilgelik sergiliyor: “Affetmeden unutamazsın.” Bazı konularda çok keskin: “Beyaz yalan yoktur”... Bazı konularda dost gibi acı söylüyor: “Kalbini tamir et”.

◊ Kariyerinizde hangisi daha büyük dönüm noktası: “İstanbul Kanatlarımın Altında” mı, Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu mu?
- İkisi de değil. Konservatuvarı kazandığım gün. İşte o zaman herhangi biri olmaktan çıktım. Bir daha geri dönmemek üzere sahne için yetiştirildim.
◊ Oyuncusunuz ve şimdi de influencer... Hangisi: Sahne mi, ekran mı?
- E sahne. Kendimi daha iyi hissediyorum çünkü eğitimim, birikimim tamamen o yönde. Onu becerebiliyorum. En iyi bildiğim şey sahneye çıkmak.
◊ Sosyal medyada çok reklam yapmakla eleştiriliyorsunuz: Kişisel fayda mı, toplum faydası mı?
- Olabilir. Herkesi memnun edemezsin. Ama daha çok teşekkür ediyorlar. Ben de işime olumlu tarafından bakmayı tercih ediyorum. Influencer olarak körü körüne bir şeyi önermeyi doğru bulmuyorum. Bunun sonuçları çok ağır oluyor. Bana güvenip bir ürünü alan herhangi bir tüketici değil, benim takipçim. Onları hayal kırıklığına uğratacağıma güvenmediğim ürünün tanıtımını yapmamayı tercih ederim.
◊ 14 Nisan, Koç. Nesi daha zor: Küçük şeyleri büyütmek mi, acelecilik mi?

Yazının Devamını Oku

Aylarca köşe bucak kaç sonra kendi evinde çekil

Yılbaşında birlikte fotoğrafları ortaya çıkınca bir rahatladı aslında Demet Özdemir-Oğuzhan Koç çifti. Doludizgin aşk yaşıyorlar. Bırakınız olsunlar, bırakınız yaşasınlar. Peki söyledikleri gibi her şeyi konuşmaya varlar mı?

Demet Özdemir’in Oğuzhan Koç’la ilişkisini aylarca saklamasının haklı bir gerekçesi vardı.
Oğuzhan Koç, aslında “arkadaşının aşkı”ydı.
Kim o?
Yağmur Tanrısevsin.
“Gizli Kalsın” adlı gece kulübünün çıkışında “yakalanmalarının” ardından “arkadaşız” diyerek magazin basınını 1 sene oyaladılar.
Ama Yağmur yemedi tabii.
Anlar anlamaz arkadaşına bastı “engel”i...

Yazının Devamını Oku

Herkese ayrı laf mı bulacak?

Sıla’nın yeni sevgilisi İlker Kaleli’ye de ayrıldığı eşi Hazer Amani’ye dediği gibi “Canımın canı” diye hitap ettiği ortaya çıktı. Sosyal medya kullanıcıları, şarkıcıyı topa tuttu.

Bodrum’da aynı lüks villada görüntülenince ilişkileri ortaya çıkan Sıla ve İlker Kaleli, art arda yaptıkları sosyal medya paylaşımlarıyla aşklarını itiraf etti.
Önce İlker Kaleli birlikte fotoğraflarını koyup yazdı:
“Gelirmiş... Bazen biri gelirmiş kalbin en kıymetli köşesine. Bilmediğim canımdan can bir yere.”
Sonra Sıla’dan etkileşim geldi:
“Diyecek afili söz çok fakat söze ne hacet... Konu sen olunca afili olan kalbim. Şu canımın canısın.”
Sıla’nın bir süre önce ayrıldığı eşi Hazer Amani’ye de aynı şekilde “canımın canı” diye hitap ettiği ortaya çıkınca sosyal medya kullanıcıları şarkıcıyı topa tuttu.
E n’apsın yani kadın?

Yazının Devamını Oku

Gündoğan’da Müjde Ar kazandı

Müjde Ar’ın gürültü nedeniyle davalık olduğu Günay Restoran’ın Bodrum Gündoğan’daki yazlığı, Yalıkavak’a taşındı. Peki bu taşınma kararında Müjde Ar’ın payı ne?

İmzalar, dilekçeler, demeçler... Bulunabilen her ortamda sürdürdü kampanyasını Müjde Ar.

Bodrum Gündoğan’daki komşularıyla beraber BVS Bosphorus Resort Hotel’de yazlık açan Günay restoranın gürültüsünden şikâyetçiydi. Sonuç alamadıkça gözünü daha da kararttı. İşletmeyle karşılıklı davalık oldu.

Hatta açık bir mektup yazıp belediye başkanına da dava açtı.

Bence Gündoğan’daki bu evin bir önemi de şuradan kaynaklanıyor Müjde Ar için...

Nisanda kanserden kaybettiği oyuncu kardeşi Mehtap Ar da son dönemlerinin orada geçirmişti.
Neyse ki hikâyede mutlu son göründü.

Geçen yaz Müjde Ar’ı rahatsız olduğu konserler bu yaz Günay’ın Yalıkavak’taki yeni yerinde yapılacak.

4 bin metrekare, denize sıfır. Komşuları Şenol Koloğlu Kebap ile Paysage deniz ürünleri restoranı. Sahilinde Costa Beach var.

Yazının Devamını Oku

Kilolular da âşık oluyor ama sadece aile filmlerinde

64 kilo verip 140’tan 76’ya düşen Uraz Kaygılaroğlu, “Belirli bir kilonun üzerindeki insanlar âşık olamaz mı” diye soruyor.

Sektörde kilolu insanlara fiziksel ayrımcılık yapıldığı tartışmasını yeniden harladı.

Kilolulara başrol oyuncusunun en yakın arkadaşı olup onun yaşadığı aşka imrenerek bakmaktan başka bir rol düşmüyor. Bu bana gerçekçi gelmiyor” diyor.

Zeki-Metin’den Perran Kutman’a, Ata Demirer’e kilolu oldukları halde aşk hikâyelerinde oynayan çok örnek var tabii.

Var, var ama çoğunluk aile komedisi.

Perihan Abla” da biraz öyle, “Eyyvah Eyvah” da.

Yani kiloluların âşık olmalarına imkân veriyoruz ama...

Öyle çok tutkulu değil, tatlış tatlış bir hikâyeyse.

Bugün günlerden

Yazının Devamını Oku