GeriŞahver KAYA Dijital Dönüşüm Ofisi Başkanına 4 soru sordum
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Dijital Dönüşüm Ofisi Başkanına 4 soru sordum

Pandemi bizi hızla daha dijital bir dünyaya sürüklüyor. Peki bu dönemde bugünün ve yarının dijital Türkiye’sini çalışan ve hazırlayan Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofis Başkanı Ali Taha Koç neler planlıyor ve neler üzerinde çalışıyor merak ettim.

 

4 soru sormak istedim.

Sağ olsun hızla geri dönüş yaptı ve bu harika mülakatı gerçekleştirdik.

4 soruda çok şey öğrendim. Örneğin son dört ayda e-devlet trafiği yüzde 60 artmış.

DDO’nun kendi kaynakları ve yerli ve milli yazılımla ve açık kaynak kodlamayla güvenli bir video sistemi hayata geçirilmiş. Fiber Altyapı çok daha önemli hale geliyor diyor Sayın Koç.

Çin’den sonra uzaktan eğitime başlayan ikinci ülkenin Türkiye olduğunu biliyor muydunuz?

Ve 5G…

Sayın Koç, 5G’nin bir paradigma değişimi olduğunun altını çiziyor. 20 yıllık telekomünikasyon deneyimi olan, uzun yıllar ABD’de Intel’de ARGE alanında çalışan bir mühendis olan Sayın Koç’un gözlemlerine katılmamak elde değil.

Son 20 yıldır teknoloji ve yazılımla iç içe yaşayan bir mühendis olarak, bugün de mezunu olduğum MIT’de dijital ekonomi araştırma projelerine katkıda bulunan bir teknolojist olarak teknoloji ve yazılımın ruhundan anlayan, teknolojistlerin dilini konuşan bir mühendis liderin ülkemizin dijital altyapı projelerini yönetiyor olması beni gerçekten çok memnun ediyor.

Şahver Kaya | Soru 1: Kovid-19 sürecinde toplum sağlığının ve güvenliğinin sağlanması için ofisiniz hangi projeleri başlattı ve üzerinde çalışıyor?

Ali Taha Koç: Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından belirlenen amaç, politika ve stratejilere uygun olarak, başta Kovid-19 ile mücadele olmak üzere, kamu kurumlarının performans ve hizmetlerinin verimliliğini artırmak ve kamunun dijital dönüşümüne öncülük etmek amacıyla çalışıyoruz.

Dijital Dönüşüm Ofisi olarak temel hedefimiz, dijital teknolojilerin kullanımı yoluyla ülkemizin dünya sahnesinde rekabet gücünü artırmak ve geliştireceğimiz yerli ve milli teknolojilerinin kullanımının yaygınlaştırılmasını sağlamaktır.

Özellikle dijital sağlık veri miktarının artması tahlil, teşhis ve tedavi yöntemlerinin gelişmesini de sağlamıştır.

Pandeminin etkisinin azaltılması, virüsün tedavisi ve toplumun konu üzerinde bilgilendirilmesi amacıyla sağlık çalışanlarımız ve üniversitelerimizle işbirliği içerisinde yapay zekâ destekli yenilikçi çözümler üzerinde çalışıyoruz.

Günümüzde kendini yavaş yavaş hissettirmeye başlayan ve gelecekte de hayatımızın vazgeçilmez bir parçası olacak olan yapay zekâ teknolojileri, salgın döneminde başta Çin olmak üzere birçok ülke tarafından salgınla mücadelede başarı ile kullanılmaktadır.

Kovid-19 sürecinde Dijital Dönüşüm Ofisi olarak sağlık alanında bazı projeler başlattık. Süregiden bu çalışmalarda başta sağlık özelinde, devletimizin çeşitli bakanlıkları ve kurumları ile birlikte büyük veri ve yapay zekâ teknolojileri alanlarında bilimsel çalışmalar yürütmekteyiz.

Hayatımızı olumsuz etkileyen pandemi döneminde KOVID-19 tanısını yapabilecek bir sistem üzerine odaklandık. Radyolojik tanı ve yapay zekâ çalışmaları özelinde KOVID-19 tanısında akciğer grafisinin etkinliğinin arttırılmasına yönelik yapay zekâ karar destek sistemi üzerinde çalışmalara başladık. Sınırlı veri ile yapılan araştırmalarımız sonucunda iyi bir başarı oranı yakalanmış olup, röntgen görüntüleme sistemleri kullanılarak elde edilen fotoğraflar ile zatürre ve KOVID-19 teşhisini % 86 gibi bir oranla sınıflandırabildik. Proje kapsamında sağlıklı, KOVID-19 olmayan zatürre ve KOVID-19’lu zatürre sınıflandırmasını da gerçekleştirebiliyoruz. Önümüzdeki süreçte bu yapay zekâ algoritmalarını KOVİD-19, SARS, MERS gibi hastalıkların teşhisinde karar destek sistemi olarak hekimlerin hizmetine sunabilmeyi planlamaktayız.

Bir diğer yapay zekâ projemiz ise yine insan sağlığını ilgilendiriyor. Dijital Dönüşüm Ofisi ve Gazi Üniversitesi arasında yürütülmekte olan “Türk Beyin Araştırmaları Projesi (TBP) ve Yapay Zekâ Tabanlı Radyolojik Tanı ve Karar Destek Sistemleri” geliştirilmesi projesi bu konuda bir örnek niteliğinde. Yapay zekâ sistemlerinde veriniz ne kadar fazla ise sonucunuz da o kadar kaliteli olacaktır. Bu bağlamda bu projede büyük bir veri seti olan 8000 kesit MR görüntüsü üzerinde çalışıldı. Bu proje ile amacımız araştırmacılarımızın geliştirmekte olduğu yapay zekâ algoritmaları ile beyin tümörlerinin ya da beyinde bulunan anomalilerin tespit edilerek, hastalıkların teşhisinde doktorlarımıza yardımcı olmak. Proje kapsamında ise şu anda % 95 doğruluk oranıyla tümör teşhisi yapılabiliyor, tümörün bulunduğu bölge de büyük bir doğruluk oranıyla tespit edilebiliyor. İlaveten beyin MR’larından tümör teşhisi dışında % 95 gibi bir oranla cinsiyet tahmini ve hatta bu MR’lardan yaş tahmini de yapılabiliyor. Bu kapsamda doktorlarımızın karar süreçlerinde bu sistemden faydalanmaları için taşınabilir yapay zekâ donanımları da geliştirerek ülkemizde yaygınlaştırmak üzere hastanelerdeki mevcut sistemlere entegre etmeyi amaçlıyoruz. Bu sistemin bir karar destek sistemi olduğunu ve doktorlarımızın işlerini kolaylaştırmayı hedeflediğini tekrar vurgulamak isterim.

Bildiğiniz üzere, Dijital Dönüşüm Ofisi olarak en önemli görevlerimizden biri e-Devlet Kapısı’nın yönetilmesidir. Geçtiğimiz dönemde yürüttüğümüz çalışmalarla hem e-Devlet Kapısı’ndaki hizmetlerin hem de kullanıcıların sayısının arttırılması noktasında önemli ilerleme kaydettik. Halihazırda vatandaşlarımız e-Devlet Kapısı’nda 657 kurum tarafından sunulan 5.000’in üzerinde hizmete elektronik ortamda kolayca ve güvenli şekilde erişebiliyor.

Kovid-19 virüsüne karşı mücadelede sosyal izolasyon kurallarının ve sokağa çıkma kısıtlamalarının uygulanmaya başlamasıyla, vatandaşlarımızın kamu hizmetlerine ulaşmasında e-Devlet Kapısı’nın önemi daha da arttı. Biz de, bu süreçte vatandaşlarımızın ihtiyaç duyduğu hizmetlere evlerinden ayrılmadan erişmelerini temin etmek üzere yeni hizmetleri e-Devlet Kapısı üzerinden kullanıma açmaya devam ettik. Bu çerçevede, hükümetimizin Kovid-19 salgınının vatandaşlarımız üzerindeki sosyo-ekonomik yükünü hafifletmek amacıyla uygulamaya koyduğu sosyal yardımlara ilişkin başvuruların e-Devlet Kapısı üzerinden alınması hizmeti, şehirlerarası seyahatlerin kısıtlanmasının ardından açılan seyahat izin belgesi başvuru hizmeti ile 20-65 yaş arasındaki bireyler için maske başvurularının alınması hizmetini özellikle vurgulayabilirim. Söz konusu hizmetler bu süreçte vatandaşlarımızca yoğun şekilde kullanıldı. Ayrıca, Kovid-19 ile mücadele kapsamında alınması gereken tedbirler konusunda toplumsal bilinci artırmak amacıyla, hem e-Devlet Kapısı mobil uygulaması üzerinden kullanıcılara bilgilendirme mesajları gönderdik hem de e-Devlet Kapısı ana sayfasında bu yönde bilgilendirme yaptık.

Kovid-19 salgınıyla mücadelede e-Devlet Kapısı’nın rolü açısından kullanım sayılarındaki artışın çarpıcı bir gösterge olduğunu düşünüyorum. Salgının etkilerinin yoğun şekilde hissedildiği 2020 yılının ilk dört ayında e-Devlet Kapısı’nın kullanımı, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 60 oranında yükseldi. Ayrıca, 2020 yılının ilk dört ayında 2 milyonun üzerinde yeni kullanıcı e-Devlet Kapısı’na kayıt oldu. Bu artışlarda hem geçtiğimiz dönemde açılmış olan hizmetlerdeki, hem de Kovid-19 salgınının ardından hızlı şekilde devreye aldığımız yeni e-Devlet hizmetlerindeki yoğun kullanımın önemli bir etkisi oldu. Bazı hizmetlerin kullanımında, salgın öncesi döneme kıyasla 10 kata varan artışlar olduğunu gördük. Ayrıca, Kovid-19 ile mücadele kapsamında uzaktan eğitime geçilmesinin sonucu olarak, Milli Eğitim Bakanlığı’nın Eğitim Bilişim Ağı (EBA) sistemine girişler açısından da e-Devlet Kapısının yoğun şekilde kullanıldığını gördük.

Dijital Dönüşüm Ofisi olarak yaptığımız çalışmalar sonucunda, yukarıda bahsettiğim hizmetlerin yanı sıra, vatandaşlarımız halihazırda e-Devlet Kapısı üzerinden kendi adına kayıtlı gayrimenkul satış işlemi başvurusu yapabilmekte, sosyal güvenlik kayıtlarını sorgulayabilmekte, ihtiyaç anında araç muayene raporunun barkodlu çıktısını alabilmekte, adına açılmış tüm mobil hatları görüntüleyebilmekte, Tüketici Hakem Heyetine başvurabilmekte, Nüfus Müdürlüklerine gitmeden adres değişikliği yapabilmekte ve hangi bankada hesabı olduğunu anında öğrenebilmektedir. Vatandaşlarımızın ihtiyaç duyduğu, bunlar gibi 5.000’in üzerindeki hizmete evlerinden ayrılmadan e-Devlet Kapısı üzerinden güvenli şekilde ulaşabilmesinin Kovid-19 ile mücadelede sosyal izolasyonun sağlanması açısından önemli bir rol oynadığını düşünüyorum. Önümüzdeki dönemde de e-Devlet Kapısı’nı vatandaşlarımızın hayatını kolaylaştıracak yeni hizmetlerle zenginleştirmeye devam edeceğiz.

Salgın sürecinde uygulanan sokağa çıkma ve seyahat kısıtlamaları nedeniyle dijital hizmetlerin kullanımının artmasıyla bu nitelikteki hizmetlere yönelik siber saldırılarda da kayda değer artış gözlemlendi. Bu süreçte özellikle Kovid-19 ile ilgili oltalama saldırıları, sahte ya da zararlı içerik barındıran alan adları önemli ölçüde artış kaydetti. Bu bağlamda, Kovid-19 ile mücadele kapsamında yaptığımız bir başka çalışma da Ofisimizin sosyal medya hesaplarından bu tür siber tehditlere yönelik bilgilendirici mesaj ve videolar paylaşmak oldu. Böylece, toplumdaki Kovid-19 hassasiyeti suistimal edilerek yapılabilecek siber saldırılara ve bunlara karşı alınabilecek tedbirlere ilişkin olarak vatandaşlarımızın bilinç seviyesini artırmaya çalıştık.

Pandemi sürecinde dünyanın nasıl etkilendiği herkes tarafından merak edilen bir diğer husustu. Dijital Dönüşüm Ofisi olarak Türkiye'de ve Dünyada korona vakalarını anlık olarak takip ve analiz edebilmek amacıyla corona.cbddo.gov.tr sitesini yayına aldık. Bu site, vatandaşlarımızın Türkçe olan güvenilir bir siteden verileri takip etmesine olanak sağladı. Yoğun zamanlarda siteye anlık 25 bin kullanıcı giriş yaptı ve toplam 2 milyon tekil kullanıcı tarafından görüntülendi. Sitede ağırlıklı olarak açık kaynaklı teknolojiler kullanıldı ve yazılım, tasarım ve analizi tamamen Dijital Dönüşüm Ofisi iç kaynakları ile kısıtlı sürede tamamlanıp vatandaşlarımızın hizmetine açıldı. Diğer birçok siteden farklı olarak sitemizde karşılaştırmalı grafikler, ölüm oranları gibi veriler dinamik olarak verildi. Siteye kaynak olarak kullanılan ham veriler ise açık kaynak olarak sunulan mecralardan elde edildi. Anlık olarak sitede paylaştığımız bu verileri ileride açık veri portalimizde araştırmacılarımız için paylaşıma açmayı hedefliyoruz.

Ayrıca bu süreç nedeniyle video konferans sistemlerine ihtiyaç doğmuştur. Başkanlığımız olarak tamamı yerli ve milli yazılımlar (İvme, Karel) ile açık kaynak kodlu (Jitsi) video konferans sistemleri üzerinde çalışmalar yapılarak kendi sunucularımızda, güvenli ortamlarda bu sistemler kurulmuştur. Video konferans sistemleri için alternatif çözümler incelenmiş ve her biri ayrı ayrı optimize edilmiştir. Bizim için öncelik ülkemizin verisinin ülkemizde kalmasıdır, bu kapsamda yerli konferans yazılımları Başkanlığımız tarafından desteklenerek dünyada markalaşacak ürünlere dönüştürülmesi hedeflenmektedir. Süreç boyunca da devlet kademelerinde pek çok toplantı bu video konferans sistemleri ile başarılı şekilde yapılmış ve yapılmaya da devam etmektedir.

 

Şahver Kaya |Soru 2: Önümüzdeki 6-18 aylık dönemde kovid-19 önlemleri konusunda ofisiniz nasıl hazırlıklar yapıyor? Her kriz aynı zamanda büyük fırsatlar da doğurur. Kovid-19 ülkemizde dijital ekonomi konusunda hangi fırsatları gündeme getirdi sizce?

Ali Taha Koç: Koronavirüs salgını, sadece bir sağlık krizi olmaktan çıkmış; siyasi, ekonomik ve sosyal boyutları olan benzersiz bir küresel imtihana dönüşmüştür.

Toplumun ve kişilerin sağlığını korumak ve virüsün yayılım hızını düşürmek amacıyla, sokağa çıkma yasaklarından, seyahat kısıtlamalarına, okullar için uzaktan eğitimden, sportif ve sanatsal bütün etkinliklerin ertelendiği bir döneme girmiş bulunmaktayız.

Salgın nedeniyle ekonomi ve toplumsal hayattaki zorunlu dönüşüm bazı sektörlerin öne çıkmasına neden olmaktadır.

Hayatımızı, yaşam şeklimizi ve alışkanlıklarımızı etkileyen bu salgın, telekomünikasyon alt yapısı ile birlikte dijital teknolojilerin kullanımının ne denli önemli olduğunu bize bir kez daha hatırlattı.

International Data Corporation (IDC), koronavirüsün küresel teknoloji pazarları üzerindeki etkisini yakından izlemekte ve pazar tahminlerini düzenli olarak güncellemektedir.

100 ülkeyi kapsayan araştırma raporunda, BT harcamalarının 2020 yılında tahmini %5,1 düşüşle, 2,25 trilyon dolara düşmesini beklemektedir.

Yıllık Büyüme   2019 (%)              2020 (%)

Donanım                             0,9          -12,4

Altyapı                                 8,8          3,8

Yazılım                                  10,0       -1,9

Bilişim Hizmetleri             4,7          -2,6

BT Harcamaları                  5,0          -5,1

Kaynak: IDC Worldwide Black Book Live Edition, Nisan 2020

Raporda, donanım, yazılım ve bilişim hizmetleri alanında düşüş öngörülmekle birlikte, tabloda görüldüğü üzere altyapıya yönelik %3,8 büyüme beklenmektedir.

Ülkemizde, 2009 ile 2019 yılları arasında fiber alt yapı yatırımlarımıza baktığımızda, 145.246 km olan fiber alt yapımızın, 2019’un 3’üncü çeyreğinde yaklaşık 371.304 km’ye çıktığı görülmektedir. Yapılan yatırımlar ve vatandaşlarımızın teknolojiye hızlı adaptasyonu, Kovid19 pandemisi döneminde, sosyal, ekonomik ve eğitim hayatının evden sürdürülebilmesine aracılık etmiştir. Yaşanan bu değişime destek olabilmek ve artan talebi karşılayabilmek amacıyla geniş bant internet alt yapı ve erişim imkânlarının daha da iyileştirilerek, sayısal uçurumun engellenmesi önem arz etmektedir.

Tüm dünyayı etkisi altına alan Kovid-19 salgını ile ilgili Digital Europe tarafından yaptırılan ve Dijital Türkiye Platformunca da desteklenen “Kovid-19’un Avrupa ve Türkiye’de Dijital Sektöre Etkileri” araştırma raporu geçtiğimiz günlerde yayımlandı. Dijitalleşme alanında toplamda 634 firmanın mevcut durum ve gelecek beklentilerini içeren araştırma raporunda çarpıcı sonuçlara yer verilmiştir.

Çin’den yapılan tedariklerde %49, AB den yapılan tedariklerde %46 ve Türkiye içi yapılan tedariklerin %46’sında aksama meydana geldiğinin belirtildiği raporda, araştırmaya katılanların %71’i, Kovid-19 salgınından dijital endüstrilerin diğer sektörlere göre daha az etkileneceğini düşünmektedir.

Raporda ‘’Bağlanabilirlik, Siber Güvenlik ve Yapay Zekâ’’nın kritik önemde olduğu da vurgulanmaktadır.

Nitekim, Deloitte tarafından geçtiğimiz günlerde paylaşılan “Küresel Kovid-19 Salgınının Türkiye'de Farklı Kategorilere Etkileri Raporunda, yaşam tarzı, iş yapış şekilleri ve tüketici alışkanlıklarında ciddi oranda değişlik yaşandığı gözlenmektedir. Özellikle uzaktan eğitim ve çalışma konularında 15 kat artış yaşanırken; hava yolu, otel, konaklama gibi sektörlerin ise yaşanan krizden negatif yönde etkilendiği ortaya çıkmıştır.

Raporda, virüsün yayılımını durdurmak için alınan önlemler sonrasında eğitim ve çalışma hayatının eve kaymasıyla beraber video konferans ve uzaktan eğitim sistemlerinin 15 katlık bir büyüme gösterdiği, bu kategorideki en hızlı gelişen ise MEB’in uzaktan eğitim sistemi olan EBA sistemidir.

UNESCO tarafından yapılan bir araştırma, Kovid-19 salgınının 188 ülkede okulların kapanmasına yol açtığını ve bu durumdan dünya çapında 1,5 milyardan fazla öğrenci ve 63 milyon eğitimcinin etkilendiğini ortaya koymaktadır. Ülkemiz, Çin’den sonra, milyonlarca öğrenciye ulusal çapta uzaktan eğitim başlatan ikinci ülke olmuştur.

Bu kapsamda Kovid-19 dünyada ve ülkemizde;

➢ Dijital teknolojilerin ve çözümlerin kullanımının yaygınlaştırılması,

➢ Yenilikçi teknolojiler, yapay zekâ platformları ve mobil teknolojilerin geliştirilmesi,

➢ Sağlık ve eğitim sektörü başta olmak üzere dijital teknolojilere ilişkin Ar-Ge faaliyetlerinin artırılması,

➢ Uzaktan çalışma ve eğitim süreçlerinin yaygınlaştırılması,

➢ İletişim altyapısı ve ağ bağlantısının iyileştirilmesi,

➢ Verinin güvenli bir bağlamda değişiminin sağlanması,

➢ Güvenli çevrimiçi platformların oluşturulması ve

➢ Dijital iş modellerinin benimsenmesi ve özellikle KOBİ’lerin dijital direncinin artırılması

alanlarında çeşitli fırsatları da beraberinde getirmektedir.

 

Şahver Kaya |Soru 3: Üzülerek görüyoruz ki Çin kovid-19 sonrası kişisel özgürlükler konusunda daha da agresif hale geldi ve artık o ülkede kişisel özgürlük sınırları kalmadı desek yanlış olmaz. AB ve ABD henüz başlarını krizden kaldıramadığı için bu konuda neler yapacaklarını bilemiyoruz. Ülkemiz kovid-19 sonrası dönemde vatandaşlarımızın kişisel özgürlüklerin korunması konusunda nasıl hassasiyetler gösterecektir?

Ali Taha Koç: Dünya çapında hızlı bir biçimde yayılım gösteren Kovid-19 salgınından korunmak adına ülkemiz de dâhil olmak üzere tüm devletler tarafından çeşitli önlemler ve tedbirler alınmaktadır. Bu noktada salgın ile mücadele için karantina, sosyal mesafe ve sosyal izolasyon gibi geleneksel tedbirlerin yanı sıra, teknolojik imkanlardan da yararlanıldığı görülmektedir.

Dünyada ve ülkemizde Kovid-19 virüsü taşıyan veya taşıma riski bulunan kişilerle temasa geçenlerin tespit edilmesi, virüsün yayılma haritası çıkartılarak tedavi ve karantina uygulanması, karantinaya alınanların kontrolü, sokağa çıkma yasağının uygulanması, kalabalık yerlerin tespiti gibi amaçlarla ilgili kişilerin sağlık, konum ve iletişim bilgileri gibi kişisel verileri işlenmektedir.

Küresel çapta vaka kontrolü için bu süreçte pek çok mobil uygulama geliştirilmiştir. Bu uygulamalardan bir kısmı lisans kısıtlamaları ile diğer ülkelerin kullanımına açılmış, bir kısmı da açık kaynak lisansı ile paylaşılmıştır.

Bu çerçevede, 09 Nisan 2020 tarihinde Kişisel Verileri Koruma Kurumu tarafından yapılan duyuruda Kovid-19’un sebebiyet verdiği salgın hastalığın kamu güvenliğini ve kamu düzenini tehdit ettiği, bu sebeple hastalığın yayılımını engellemek amacıyla konum verisinin, anılan madde hükmü kapsamına giren kamu kurum ve kuruluşları tarafından işlenmesinin önünde bir engel bulunmadığı bilgisi kamuoyu ile paylaşılmıştır.

Pandemi ile birlikte uzaktan çalışma ve uzaktan eğitim amaçlı kullanımlarının dışında sosyal mesafenin korunmasına ihtiyaç duyulan her türlü organizasyon, hatta birçok ülkedeki kamu iş süreçlerinin yürütülmesine ilişkin faaliyetler de video konferans sistemleri üzerinden yürütülmeye başlanmıştır.

Bazı video konferans uygulamalarının kullanımının küresel olarak artmasıyla birlikte güvenlik açıklarına ilişkin birçok bulgu da ortaya çıkmaya başladı. Bulguların bir kısmı platformun desteklediği bazı güvenlik özelliklerinin kullanıcılar tarafından doğru şekilde kullanılmamasından kaynaklanırken, kişisel verilerin üçüncü taraflar ile yetkisiz paylaşımı, gizli olması gereken görüşmelerin kullanıcının bilgisi ve onayı dışında kaydedilebilmesi ve şifreleme konusundaki problemler de uygulamanın güvenilirliği konusunda ciddi soru işaretleri oluşturdu.

Bu sürecin sonucu olarak Almanya, Hollanda, Tayvan, Singapur gibi ülkelerin yanı sıra çeşitli küresel firmalar da bazı video konferans sistemlerinin kullanımına kısıtlamalar getirmiştir.

Dijital hizmetlerin kullanımının bu ölçüde artış göstermesi, kaçınılmaz olarak bu hizmetleri hedef alan siber saldırılarda da bir artışa sebep oldu. Geçtiğimiz iki ay içinde rapor edilmiş olan siber saldırı kaynakları ve saldırı amacıyla kullanıldığı bildirilen alan adı / IP adresi sayıları geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre yaklaşık 2,5 kat artmış bulunuyor.

Şüphesiz bu durum yalnızca ülkemiz için geçerli değildir. Tüm dünyada özellikle insanların ilgisini çekebilecek Kovid-19 ile ilişkili oltalama saldırıları ve sahte ya da zararlı içerik barındıran alan adları önemli ölçüde artış göstermiştir. Araştırmalar sonucunda tüm dünyada kaydedilen Coronavirus ve Kovid-19 ile ilişkili alan adlarının %30’undan fazlasının saldırı amacıyla kullanıldığı tespit edilmiştir. Bu dönemde gerçekleştirilen siber saldırılarda en çok hedef alınan sektörlerin başında; bankacılık, sağlık hizmetleri ve kritik kamu hizmetlerinin geldiği görülmüştür.

Bu gelişmeler, Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi olarak Türkiye’nin dijital dönüşümü için milli ürünlerin kullanımı konusundaki kırmızı çizgimizin ne kadar doğru bir strateji olduğunu bir kez daha kanıtlamış oldu.

Bilindiği üzere, kamu kurumları ve kritik altyapı hizmeti veren işletmelerce uyulması gereken Bilgi ve İletişim Güvenliği tedbirlerini içeren Cumhurbaşkanlığı Genelgesi yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Genelge ülke çapında bilgi güvenliğini artırmak ve veri mahremiyetini sağlamak için bazı tedbirler içeren önemli bir adım olmuştur. Bir bütün olarak değerlendirildiğinde tüm maddelerin arkasındaki temel yaklaşımın ülkemizin verisinin ülkemizde kalması, veri mahremiyetine dikkat edilmesi özellikle gizlilik dereceli bilgilerin sosyal medya ve haberleşme uygulamaları üzerinden paylaşılmaması, yerli ve milli çözümler üretilmesi ve kullanılması başlıkları altında toplandığı görülebilir.

Bu alanda ilk referans doküman olma niteliği taşıyan ve Dijital Dönüşüm Ofisi Başkanlığı koordinasyonunda hazırlanan “Bilgi ve İletişim Güvenliği Rehberi” de yayımlanma aşamasındadır. İlgili tüm kurumların katkısı alınarak hazırlanacak olan bu Rehberin, uzun vadede ülkemizin kamu hizmeti veren sistemlerinde, bilgi ve iletişim güvenliğinin sağlanmasına kılavuzluk yapması hedeflenmektedir.

Daha güçlü ekonomiler için daha güçlü teknolojilerin önemli olduğu bir çağ başlıyor. Bugünden alacağımız önlemler ve atacağımız adımlar, yarının dünyasında teknolojiyi takip eden değil teknolojiye yön veren bir ülke olabilmemiz için oldukça önemlidir.

 

Şahver Kaya |Soru 4: Yerli ve Milli 5G çalışmaları hakkında bilgi verir misiniz?

Ali Taha Koç: Teknolojiyi sadece tüketen değil üreten bir Türkiye olmak için, “Milli Teknoloji Hamlesi” sloganı ile çıktığımız yolda, geliştirilmesini desteklediğimiz yerli ve milli teknolojilerin, başta kamu olacak şekilde tüm sektörlerde yaygınlaştırılmasına yönelik çalışmalarımızı sürdürmekteyiz.

5G’ye giden yol yerli haberleşme teknolojilerinden geçiyor.

Ülkemizin haberleşme alanındaki dışa bağımlılığını azaltmak, 5G’ye giden süreçte mobil işletmecilerin şebekeye ilişkin yapacağı donanım ve yazılım ihtiyaçlarını karşılamak ve elektronik haberleşme sektöründe yerli ve milli bir üretim ekosisteminin hayata geçirilmesini sağlamak amacıyla Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığımız, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımız ve Savunma Sanayi Başkanlığımız öncülüğünde “Yerli ve Milli 5G Haberleşme Şebekesi Projesi” geliştirilmiştir.

Bu projenin somut bir çıktısı olan, Türkiye'nin ilk yerli ve milli baz istasyonu ULAK'ın Cumhurbaşkanlığı yerleşkesinde kurulum ve kullanımına öncülük ederek, ULAK’ın tüm operatörlerimizin tercihi haline gelmesine vesile olduk.

Külliye’nin mobil iletişim altyapısının ULAK baz istasyonlarıyla karşılanmaya başlanması, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın, dijital dönüşüm ve bu dönüşümü destekleyecek iletişim altyapılarında yerlileşme ve millileşme gayretlerine verdiği desteğin önemli bir göstergesidir.

5G, bir sonraki mobil teknoloji değil, aynı zamanda mevcut kaynakların çok daha verimli kullanılmasına olanak sağlayan bir paradigma değişimidir.

Temelinde farklı teknoloji, cihaz ve uygulamaların birlikte etkin çalışmasını temin eden 5G, mobil ve sabit geniş bant pazarında yeni rekabet biçimlerini teşvik etmenin yanı sıra yeni uygulama ve hizmetlerin daha yüksek hızlarda kullanılmasını desteklemektedir 

Bununla birlikte,

➢ Yüksek indirme hızları,

➢ Verimlilik,

➢ Düşük maliyetli daha etkin yenilikçi çözümler,

➢ IoT hizmetlerinin ve uygulamalarının daha fazla kullanımı,

➢ Kişiye özel hizmetler,

➢ Endüstriyel üretkenlik,

➢ Güvenlik ve benzeri alanlarda

Birçok yeni imkânlar sunmaktadır.

Türkiye olarak 4G baz istasyonu yaparak bir adım atmış olduk.

Bu tür teknolojilerde bilgi birikimi hep bir önceki teknolojinin üstüne koyarak gelişir. 4G’yi yapmadan 5G yapamayacağımız gibi 5G yapmadan da gelecek nesil iletişim altyapılarında söz sahibi olamayız.

4G insanlar için yapılmış son teknoloji iken, 5G’nin odağında nesneler olacak.

Bütün nesnelerin konuşabildiği bir döneme doğru gidiyoruz.

Yakın gelecekte, çevrimiçi olacak milyarlarca cihazın ürettiği artan veri talebini karşılamak için yeni nesil iletişim altyapısı olan 5G teknolojileri kullanılacak.

Bu anlamda 5G konusunda söylenen sağlık problemleri geçmişte 4G teknolojileri içinde söylendi. Ben 20 yıldır kablosuz iletişim ile uğraşmış 60 ın üzerinde kablosuz iletişim alanında patentleri olan birisi olarak 5G teknolojisinin korkulduğu kadar bir sağlık sorunu yaratacağını düşünmüyorum. Yönlü antenlerin kullanılmasıyla elektromanyetik enerjinin daha yüksek iletilmesi durumu olsa bile bu enerji hala insanları etkilemeyecek kadar düşük bir enerji.  

Şahver Kaya: Zaman ayırdığınız ve paylaştığınız bilgiler için çok teşekkürler.

Ali Taha Koç: Gerek bu platformlarda görüşlerimizi aktarmak gerekse de paylaşılan diğer görüşlerden istifade etmek bizim açımızdan son derece önemlidir.

Dijital Dönüşüm Ofisi olarak, kaynaklarımızı verimli kullanarak, teknolojiyi sadece tüketen değil üreten bir Türkiye olmak için var gücümüzle çalışıyoruz.

Yapılacak her bir çalışmanın destekçisi olacağımızı belirtirken,

Ülkemizin dijital geleceğinin inşasında tüm paydaşlarla yakın bir iş birliği içerisinde çalışma arzusunda olduğumuzu vurgulamak istiyorum.

Gelin dijital geleceğimizi hep birlikte inşa edelim…

X

Derin Teknoloji: Çin ve Fransa

Geçen hafta ünlü bir araştırma kurumu şu anda dünyanın en büyük unicorn’larını sıraladı. Bu liste bir arkadaş grubumda paylaşıldı, ben de ilk öyle gördüm. “Çin’den ne kadar çok şirket var” gruptan gelen ilk tepkiydi.

Neden böyle küresel bir listede Çin’den çok fazla yeni şirket var peki?

Çünkü Çin bu oyunu herkesten farklı oynuyor. Yerel yönetimlerle içerde büyük bir yarış sürüyor. Komünist Parti’nin yerel yöneticileri parti içinde daha hızlı yükselebilmek için merkezden gösterilen hedeflere en çabuk koşan, en başarılı çözümleri oluşturan yönetici olmak istiyor. Doğal bir yarış söz konusu. Bu da Çin’den neden bu kadar çok unicorn çıkıyor sorusunun basit cevabı.

Bir örnek: Wuhan’daki çip girişimi HSMC

Çin merkezi yönetimi yerli ve milli yarı iletken sanayii konusunda kararlılığını ortaya koymaya başladığından bu yana çok sayıda girişimci bu işe kafa yoruyor.

Cao Shan isimli girişimci tüm Çin’i dolaşıyor. Yarı iletken ve çip konusunda yatırım yapmaya en motive yerel yöneticileri arıyor.

Yerel yöneticilerin başarı açlığını iyi bilen Shan ve diğer iki girişimci Wuhan Hongxin Semiconductor Manufacturing (HSMC) adında bir şirketi 2017 yılında Wuhan’da kuruyor.

Evet yanlış okumadınız. Bu Wuhan, Korona virüsün ortaya çıktığı aynı Wuhan.

Wuhan’daki yerel parti yöneticileri merkezden aldıkları yarı iletken ve çip üretimi sinyallerini doğru okumuş ve fırsatlarını beklemektedir. İşte bu ortamda HSMC yaklaşık 1 Milyar doları yerel devlet kaynaklarından alıyor.

Yazının Devamını Oku

Dijital sanat ve milyonlarca dolarlık NFT pazarı

Son bir aydır büyük bir rüzgâr ya da balon aldı başını gidiyor.

Son birkaç yıldır ortalıkta olan NFT son birkaç aydır blokzinciri ile alakalı topluluklar arasında konuşulan en sıcak konu haline geldi.

Nasıl gelmesin ki?

Elon Musk tweet atmaya başladı bu konuda.

Elon Musk’ın kız arkadaşı Grimes isimli sanatçı birkaç çalışmasını 20 dakika içinde NFT olarak sattı ve 5,8 milyon dolar kazandı. Bu bugünün kuruyla 20 dakikada 45 milyon TL demek.

Olaylar bu kadar enteresan hale geldiğinde bir Fransız düşünür çıktı ve dedi ki Fransa Mona Lisa tablosunu 55 Milyar dolara satarak tüm milli borçlarından kurtulabilir. Ve bunu bir kişiye değil NFT ile milyonlarca kişiye satar ve hala Fransa büyük hak sahibi olarak da kalır diyordu bu yazar.

Öte yandan NFT ile birlikte algoritmaların ortaya koyduğu sanat hayatımıza girmeye başladı. Buna generative art deniyor. Bu tamamıyla blokzincirinde gerçekleşen kesinlikle değiştirilemeyen türden çalışmalar. Bu blokzinciri üzerinde algoritmaların ortaya koyduğu dijital sanat kısaca.

Geleneksel anlamda bir güzellik ifade ediyor olmasa da bu çalışmalara ilgi gösterenlerin çoğu bu işin önemini ilk anlayan kişiler olduklarını haykırırcasına bu çılgın rakamları ödüyor.  

Mona Lisa için önerilen

Yazının Devamını Oku

Türkiye neden Silikon Vadisi çıkartamıyor?

Bizim Silikon Vadisi’nden daha yaratıcı mühendislerimiz var.

Savunma sanayii şirketlerinin yaptığı projelere bakın. Çok kısa zamanda en karmaşık projeler hayata geçiyor. Çünkü hem beceri hem de istek ve arzu var. Savunma şirketlerimizin arkasında demir bir irade ve finansal olarak Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı kanalıyla tüm halkımız var. 

Öte yandan özel girişimlere bakın. Enteresan ve özgün bazı girişimler var. Çoğunlukla tabii Batı’daki iş modellerini görüp burada uygulayan modeller görsek de arada gerçekten özgün projeler var.

Mesela Getir. Son derece zor ve yenilikçi bir model. Gıpta ile takip ettiğim bir proje.

Silikon Vadisi çıkartamayışımızın arkasında yatan esas sorun kaliteli yatırımcı eksikliği.

Yenilikçi teknolojiler ciddi ve akıllı yatırım gerektirir.

Şimdi ülkemizdeki yatırımcı sınıflarına bakalım ve neden bu yatırımcı sınıflarının Milli Teknoloji Ekosistemi için doğru desteği vermekte eksik kaldığını anlayalım.

İlk grup teknoloji yatırımcısı gibi kendilerini konumlandırmış yatırım şirketleri. Bunlar genelde yatırım yaptıkları girişimlere yüksek pazarlama vs. harcamaları yaptırıp hızlı bir şekilde girişimlerin çoğunluk hissesini ele geçirme peşindedirler. Bu aslında kaybet-kaybet oyunudur. Zira kafaları ancak bu işlere çalışan bu yatırımcılar bu şirketleri ortaya koyan kuruculardan kurtulduktan sonra bu işleri çoğu zaman batırır. Yaklaşımları bir tüccar yaklaşımıdır. Bu teknoloji ortaya koymak için yanlış bir yaklaşımdır.

Bunlar en tehlikeli gruptur. Çünkü girişimciye en doğru grup gibi görünürler ancak sonu genelde hüsrandır.

Yazının Devamını Oku

Dijital ekonominin önemli cepheleri

Bugün büyük bir savaşın ortasındayız.

Bugün büyük bir savaşın ortasındayız.

Adı dijital ekonomi savaşı.

Bu savaşın farklı cepheleri var.

Yapay zeka bunlardan biri.

Siber güvenlik bir diğeri.

5G bir diğeri.

Bizim yaptıklarımız kadar, yavaş yavaş hız almaya çalışan yanı başımızdaki Avrupa’nın bu cephelere nasıl yaklaştığını ve savaştığını anlamamız da önemli.

ABD’de borsasının yüzde 85’inin yüzde 28’i teknoloji şirketlerinden oluşuyor.

Yazının Devamını Oku

Trump’ın Çin’e yaptığı büyük iyilik

Hafta başı mağarada doğmuş ve daha sonra Oxford’da doktora yapmış Çinli bir profesörün uzunca bir yazısını okudum.

Tüm endüstri devrimleri sıralamıştı yazısında. Ve İngiltere’nin 1760’larda tecrübe ettiği, buhar makinalarının başrolü aldığı ilk endüstri devrimini anca 1980’lerde Çin’de kendi köyünde tecrübe ettiklerini yazıyordu. Ve diğer iki endüstri devriminin de bir o kadar gecikerek Çin’e geldiğini söylüyordu.

Bugün Çin yapay zekâ başta olmak üzere şu anda gerçekleşen endüstri devriminin liderlerinden biri.

Peki bu nasıl oldu?

Bu derler ya o milyon dolarlık sorulardan biri …

Batı tüm üretimini Çin’e kaydırdıkça Çin elinde biriken Amerikan dolarlarını çok akıllıca bilim ve teknolojide liderlik için kullandı.

Bildiğimiz tüm sistemlerden farklı olarak Çin var olan tüm güçlerini bir araya getirdi bu zoru başarmak için.

Bugün tüm dünya gibi Türkiye de büyük bir yol ayrımında. Ya gelişmekte olan ülkeler treninde yolculuğa devam edeceğiz. Ya da hızla büyüyerek gelişmiş ülkeler trenine katılacağız.

21.yüzyılda askeri ve ekonomik güç yeni teknolojileri çok hızlı geliştirebilen ülkelerin olacak.

Yazının Devamını Oku

Türkiye‘nin daha hızlı İnternet‘e ihtiyacı var.

Türkiye’de İnternet hızımız 26 Mbps.

Dünya ortalaması 55 Mbps.

Romanya’da sabit İnternet hızı 193 Mbps.

Yazılarımı sürekli okuyan okuyucularım bilir. Bardağın dolu tarafına bakarak daha parlak bir gelecek vizyonu hep aklımdaki. Ben millet olarak bizim çok daha iyi bir geleceği hak ettiğimize inanıyorum.

Dijital ekonomi konusunu her açıdan ele almaya çalışıyoruz bu köşede.

Bu konunun en önemli kısmı dijital ekonominin alt yapısı olan Internet. Internet ne kadar hızlı akıyorsa dijital ekonomi için gerekli uygulama ve çözümleri geliştirmek o kadar kolaylaşır.

Ekonomi o kadar hızlı büyür.

İşsizlik o kadar çabuk azalır.  Örneğin 2023 vizyonunda hedeflenen yüzde 5 işsizlik daha hızlı İnternet ile daha kolay ulaşılabilecek bir hedef haline dönüşebilir.

Bu gerçekten böyle mi?

Yazının Devamını Oku

Hangi teknoloji girişimi?

Jack Ma 2 Kasım 2020 ile 20 Ocak 2021 arasında ortadan kayboldu. Çin’i aşan ünü sebebiyle Ma’nın ortadan kayboluşu tüm dünyayı ilgilendiriyordu.

2020’nin son çeyreğinde Alibaba grubunun finansal kolu Ant 35 Milyar dolar ile halka açılmayı planlıyordu. Dünyada bu kadar yüksek bir değerle halka açılan ilk şirket olacaktı. Ekim ayı sonu itibarıyla Ant’ın pazar değeri 320 Milyar dolardı.

*

Altı yıl önce Alibaba 25 Milyar dolarla halka açılmıştı. Bu 2014 yılında dünyanın en büyük halka açılma işlemiydi.

Alibaba grubu Kasım 2020’de açıkladığı finansal data da son çeyrekteki gelirlerinin 22 milyar dolar olduğunu bildiriyordu. Çin’deki elektronik satışların yüzde 80’i Alibaba’ya ait platformlardan geçiyor.

Alibaba zaman içinde medya, bulut teknolojileri, finans ve ticaret işlerinde de ciddi varlık göstermeye başladı. Bugün Alibaba’nın en büyük hissedarları Softbank (25%), Jack Ma(4.8%), T. Rowe Price Associates (2.31%), Blackrock Fund Advisors(2.07%), Alibaba kurucularından Joseph Tsai (11.9%) ve eskiden Yahoo olarak bilinen Altaba. Alibaba grubunun Ocak ortaları itibarıyla pazar değeri 600 Milyar dolar.

Şirketi kuran yatırım yapan herkesin dolar milyarderine dönüştüğü bu mutlu hikâyede belki de büyüyen servetler veya dünya çapında görülen ilgi Jack Ma’nın 24 Ekim’de Şanghay’da yaptığı konuşmaya zemin hazırlamıştı.

*

24 Ekim’de yaptığı konuşmada Ma, Çin’deki banka regülasyonlarının eskidiğini, bu kuralların tefecilerin kurallarına benzediğini söylüyordu. Bu eskimiş kuralların inovasyonun önünde durduğunun altını çiziyordu. Konuşmasında kurallar koymanın daha başarılı bir gelecek inşa edemeyeceğini söylüyordu. Çin devletinin geleceğin girişimleri için kurallar koyabilecek becerilere sahip olmadığını söylüyordu.

Yazının Devamını Oku

Sonun başlangıcı

Ne haftaydı ama. Yüzyıl sonra bile hatırlanacak bir hafta. Dünyanın en güçlü devletinin milyonlarca vatandaşının iki kez oy verdiği bir lider büyük teknoloji şirketleri genel müdürleri tarafından susturuluverdi.

Her anlamda bu artık yeni bir döneme girdiğimizi göstermiyor mu?

Güçlerini milyonlarca insanın yüzüne vuran bu merkezi kapalı kaynaklı teknoloji platformları artık güçlerinin zirvesine ulaştığını hepimize haykırıyor.

Unutmayalım ki zirve aynı zamanda düşüşün ve sonun başlangıcıdır.

20.yüzyılın başlarında ortaya çıkan yüzlerce başka küçük araba markası ile birlikte GM, Ford ve Chrysler gibi şirketlerin ürünleri ile insanların yaşamları tamamıyla değişti. 1900’lü yılların başında başlayan bu trend 20. yüzyıl boyunca insanların yaşamını şekillendirdi.

İnternet teknolojilerini düşündüğümüzde ise altyapı teknolojilerinin 1974’lerde doğmaya başladığını gözlemliyoruz.

TCP IP, 1974 yılında

DNS, 1985 yılında

HTTP, 1991 yılında

Yazının Devamını Oku

20.sıra

Yeni bir yıl. Yeni planlar.  

Yeni bir yıl. Yeni planlar.  

Ama önce nerede olduğumuzun farkında olmalıyız.

Hakkettiğimiz yerde miyiz?

Hayır.

Milli Dijital ekonomimiz hazır mı?

Hayır.

Ancak ne kadar yol kat ettiğimiz konusunda kafa karışıklığı var.

Bazen kendimizi etrafında hiçbir sorunu olmayan 17 milyon nüfuslu Hollanda ile karşılaştırıyoruz.

Yazının Devamını Oku

Fırtına sonrası 3 farklı dünya

Büyük bir fırtınanın öncesinde derin sessizliği yaşıyoruz. Bu fırtınanın öncesinde bazıları kap karanlık bu gecede tüm teknolojileri yerlileştirme ve bu teknolojilerde standartları belirleyen otorite olma niyetiyle çalışıyor.

Bazılarıysa ne olduğunun farkında bile değil …

Bir nevi uykuda.

Bugünün uluslararası ticareti tekstil ürünleri, arabalar, çelik ticareti vs. üzerine dizayn edilmiş. Halbuki adım atmak üzere olduğumuz yeni dünya düzeninde yeni uluslararası ticaret data, yazılım ve yapay zekâ üzerinde gerçekleşecek.

Bu yeni dünya düzenine Çin ve ABD’den bakanlar iki sistemli 3 dünya görüyor. Diyorlar ki bir ABD ve bir de Çin sistemleri üzerinden İnternet var olacak.

Ben bu fırtınalı karanlık gecenin ardından bölgesel güçlere ait sistemlerin de söz sahibi olabileceği ikiden fazla sistemli bir dünya hayal ediyorum.

Türkiye gibi 250 Milyonluk bir Türk dünyası ve daha da geniş etki alanına sahip bir bölgesel güç belli senaryolarda kendi İnternet sistem ve standartlarına sahip olacaktır, olmalıdır.

 

Bu fırtınalı karanlık gece sabahında karşımızda 3 dünya olacak:

Yazının Devamını Oku

TikTok ve Ermeni Diasporası

“Ya oğlum kapat şu telefonu artık”

Bu cümleyi günde en azından on kez söyler bulur kendini Berna Hanım.

Bazen çaresiz hisseder kadıncağız kendini …

Zira 16 yaşındaki Hakan günde yaklaşık 3 saatini TikTok platformunda video izleyerek ya da içerik hazırlayarak geçirir. Bu salgın günlerinde genç Hakan’ın tüm sosyal hayatı TikTok’tan ibarettir.

Eh durum böyle olunca TikTok platformunun 16 yaşındaki Hakan’a sunduğu içerik hem anne Berna Hanım için hem de ülkemiz için önemli değil mi?

Zira özellikle bu yaş grubunun karşı karşıya kaldığı her içerik ve deneyim onlar için bir eğitimdir.  

Bu durumda bu platformda sunulacak doğru olmayan içerikler ve yönlendirmeler bizim gençlerimizin yanlış eğitimi anlamına gelmiyor mu?

*

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Başkan Yardımcısı İbrahim Uslu geçen hafta bir sosyal medya paylaşımında 12 Ekim 2020 itibarıyla Türkiye TikTok kullanıcı sayısını 32.7 milyon olarak açıkladı.

Yazının Devamını Oku

Türkiye’nin ilk Yapay Zekâ Mühendisliği programı

Avrupa, ABD, Kanada ve Çin dijital ekonomi yarışında ve özellikle yapay zekada eğitim, ARGE ve girişimlere verdikleri önemle dikkat çekerken, ülkemizin ilk yapay zekâ mühendisliği lisans programı geçen yıl Hacettepe Üniversitesi’nde açıldı!

Bugün Hacettepe Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Öğretim üyesi Doç. Dr. Erkut Erdem bu programın detaylarını bizimle paylaşıyor. Erkut Hoca günümüzün en dikkat çeken problemleri arasında yer alan yapay görme, makine öğrenmesi ve doğal dil işleme gibi alanlarda çalışmalarına devam eden değerli bilim insanlarımızdan.

 

Şahver: Kendinizi ve şu andaki projelerinizi kısaca tanıtır mısınız?

 

Doç. Dr. Erkut Erdem: 2010 yılından itibaren Hacettepe Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’nde öğretim üyesi olarak çalışıyorum. Çalışmalarım genel olarak yapay görme ve makine öğrenmesi alanlarında ama son yıllarda özellikle doğal dil işleme ile yapay görme yöntemlerinin bir arada kullanılmasını gerektiren farklı problemler ile ilgileniyorum. Şu an Koç Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’nde çalışan bir de ikiz kardeşim var. Aykut (Erdem) ile birlikte bu konularda ortak projeler yürütüyoruz.

 

 

Yazının Devamını Oku

Bir Çığır Açmak

Yüksek teknolojideki liderlik sadece ticari başarı değil, gerektiğinde jeopolitik liderlik ve tam bağımsızlık anlamına geliyor.

Yüksek teknolojide liderlik o ülkeler için yeni bir çığır açıyor.

Örneğin dev Çin’in gölgesinde başarılı bir şekilde varlığını sürdüren bir ada devleti Tayvan. Tayvan bugün yarı iletken pazarının lideri. Çin Tayvanlı mühendisleri Çin’e transfer etmek için büyük mücadele veriyor.

Peki Tayvan bu liderlik yoluna nasıl çıktı? Bu yola çıkışın hikayesi ne?

Tayvan’ın yarı iletken pazarındaki liderliği bir girişimcinin başarısından mı ibaret?

Tabii ki hayır. Bu stratejik yüksek teknoloji alanındaki çalışmalar Tayvan devleti tarafından planlanıyor, 1970’lerde. Tüm bu planları birden fazla kaldıraçla devlet hayata geçiriyor.

Tayvan 1970’li yıllardan bu yana devlet-özel sektör bir arada ARGE programları başlattı. Tayvan devletinin önemli yüksek teknoloji kaldıraçlarından biri olan Industrial Technology Research Institute (ITRI) UMC adında küresel yarı iletken pazarını hedefleyen bir yarı iletken üreticisi kurarak ABD’de bulunan RCA’den 7 mikroçip teknolojisi satın aldı. UMC daha sonra bağımsız bir üretici oldu.

ITRI aynı zamanda bugün dünyanın en büyük yarı iletken üreticileri arasında olan TSMC’nin kurulmasını sağladı. TSMC 1985 yılının soğuk kış günlerinde 56 yaşındaki, ABD’de yarı iletken konusunda uzun yıllar çalışmış MIT mezunu, Morris Chang tarafından kuruldu.

Morris Chang 1931’de Çin’de devlette yönetici olan bir babanın oğlu olarak dünyaya geliyor. Tam iç savaşın kızıştığı zamanlara gelen okul yıllarında babası okuması için onu ABD’ye Harvard Üniversitesi’ne gönderiyor. Ancak Morris Harvard’ın bir mühendis için doğru bir ortam olmadığını görüp, ilk senenin sonunda MIT’ye transfer oluyor. MIT’den lisans ve yüksek lisans derecelerini aldıktan sonra, 1955 ile 1985 yılları arasında Sylvania Electric, TI gibi dönemin en güçlü şirketlerinde çalışıyor. Hatta arada 1961 yılında Stanford Üniversitesi’nden doktora derecesini de alıyor.  

Yazının Devamını Oku

Güçlü olanlar yalnızken daha güçlüdür!

Gün geçmiyor ki karşımıza bir “bilir kişi” çıkıp “Türkiye yalnızlaşmaya devam ediyor” demesin. Bazen öyle anlar geliyor ki bu “bilir kişiler” hep aynı kaynaktan mı besleniyor acaba diyorum. Bu gruptaki “bilir kişiler” ülkemizin geleceğinin bölgemizde kendine yararı olmayan ülkelerden geçtiğini düşünüyorlar.

Ben bunu tam bir 20. yüzyıl kafası olarak tanımlıyorum.

Atatürk sonrası Türkiye’de uçak fabrikaları da dahil olmak üzere birçok sanayileşme atılımının önü kesilmişti. Gizli bir güç veya güçler bizi sürekli sindirmeye çalışıyordu. Halbuki Atatürk döneminde kendi gücümüzden güç almayı öğrenmiş bir toplum olma yönünde hızla ilerliyorduk.

Atatürk’ün bu anlamlı sözlerini hatırlamamız lazım:

‘Efendiler! Artık vaziyeti düzeltmek için mutlaka Avrupa'dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa'nın emellerine göre yapmak, bütün dersleri Avrupa'dan almak gibi birtakım zihniyetler belirdi.

Halbuki, hangi istiklal vardır ki, ecnebilerin nasihatleriyle, ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir!’

 

Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk, 20. yüzyılın çok ötesinde bir vizyonla tam bağımsız ve güçlü Türkiye’yi hedef gösteriyordu bize. Ve bunun için bize düşman olan ülkelerden değil, gereken gücü ve kudreti kendimizde, damarlarımızdaki kanda bulmamızı öğütlüyordu. 

Bugün 21. yüzyıldayız.

Yazının Devamını Oku

Mavi Vatan Fonu Kuralım!

Yeni başlangıçları dikkatle değerlendirmek gerekir.

21 Ağustos’ta Karadeniz’de bulunduğu duyurulan kaynak, ülkemiz için farklı bir gelecek oluşturma potansiyeline sahip. Peki bu fırsatı Türk Enerji ekosistemini oluşturmak, yeni enerji teknolojileri geliştirmek için nasıl kullanabiliriz? Mavi Vatan Fonu enerji kaldıracımız olabilir mi?

Bugüne kadar tüm enerji ihtiyaçlarını yabancı kaynaklardan karşılayan bir ülke olan Türkiye, enerji konusunda ciddi bir yatırım yapma imkânı bulamamıştır.

Bugün Karadeniz ve Doğu Akdeniz’deki potansiyel fırsatlar Türkiye’yi enerji alanında yeni kabiliyetler geliştirmeye ve özellikle derin sularda enerji arama ve servise sunma konusunda bilgi ve tecrübe kazanmaya yönlendirecek.

Enerji ihtiyaçları giderek büyüyen Türkiye’nin keşfedilen bu kaynakları ülkenin hizmetine sunmak için çok fazla kaybedecek zamanı yoktur. Zaten zamanında yapılan akıllı yatırımlarla bugün dünyanın en donanımlı sondaj gemilerine sahip olmamız da aslında devletin bu konudaki hassasiyetine işaret ediyor.

Avrupa’da çalışan Türk uzmanlara göre Mısır 2015 yılında Doğu Akdeniz’de keşfettiği sekiz yüz milyar metreküpü aşan kaynağı, 28 ay gibi kısa bir sürede halkın kullanımına sunabilmiştir.

Doğrusu ben Mısır bunu başarmışsa, Türkiye neden başaramasın diye yaklaşıyorum bu duruma.

Karadeniz’de bulunan gazın halkın kullanımına sunulma tarihi, konuyu objektif olarak değerlendirebilen uzmanların görüşlerine baktığımızda, 2023 olarak son derece gerçekçi bir hedeftir.

*

Yazının Devamını Oku

İngiliz Başbakanının Kulağına Fısıldayan Adam

“Korona’dan sonra daha çevik ve büyük bir ekonomi olacak!Bunun için büyük teknoloji yatırım projeleri hazırlıyoruz.”

Bu konuşmayı İngiltere Başbakanı Boris Johnson bir sanayi kenti olan Dudley’de yaptı geçtiğimiz günlerde.

Bu konuşmada 32 kez “build” kelimesi geçiyordu.

Build kelimesini Türkçeye daha çok inşa etmek olarak çeviririz ancak ben özellikle herhangi bir yanlış anlaşılmayı önlemek için build kelimesi için geliştirme anlamını seçtim bu yazıda.

Bu kelime enteresan.

Zira tam pandeminin ortasındaki günlerde Silikon Vadisinden, eğer Silikon Vadisinde bir aristokrat sınıfı varsa bunların başında gelebilecek, bir yatırımcı Marc Andreessen bir makale yayınlamıştı.

Korona pandemisi sırasında yayınlanan bu makale 2011 yılının ağustos ayında Andreessen’ın yayınladığı ünlü “Yazılım dünyayı yiyor” makalesi kadar ses getirdi, özellikle ABD içinde.  

Andreessen bu makalede ABD’yi çok ciddi eleştirirken tüm ekonominin yeniden geliştirilmesini savunuyordu. Makalede build kelimesi 41 kez kullanılmıştı.

Peki Silikon Vadisi ile teknolojiyle çok da alakalı olmadığı bilinen Boris Johnson arasındaki bağlantı neydi? Jonhson’u Dudley’de yaptığı konuşmada 32 kez aynı kelimeyi kullanmaya yönelten neydi?  

Yazının Devamını Oku

Teknolojiye Doğu ve Batı nasıl yaklaşıyor?

Bugüne kadar hem Çin’de, hem de Amerika ve Avrupa’da başarılı teknoloji takımları ile çalışma şansım oldu. Bu takımlar arasında gözlemlediğim büyük bir farkı bugün sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu gözlemimi özellikle hepimizin bildiği sosyal medya platformlarını örneklendirerek paylaşacağım.

 

Özellikle 2000’li yıllardan sonra Batı teknolojiyi daha ziyade dikkat çekmek için kullandı. Her teknoloji uygulaması kendi başına bir vaka olarak değerlendirildi. Tüketiciye yönelik her teknoloji kendi uygulamasını edinip, telefonunuzdaki yüzlerce uygulamadan biri haline gelmeye çalıştı.  

Sosyal medya yaklaşımı bu platformların daha çok ilgi çekerek buradan gelir etmesi şeklinde gelişti. Bugün baktığımızda bildiğimiz tüm Batı kaynaklı sosyal medya mecraları reklamlardan gelir sağlıyor.

Örneğin Facebook bugün hala gelirlerinin yüzde 98’ini reklamdan elde ediyor. Facebook dediğimizde Instagram, Whatsapp gibi diğer sosyal mecraları da bu işin içine giriyor.

Doğu’ya baktığımızda ise teknoloji dikkat çekmenin ötesinde hayatı kolaylaştırmayı hedefliyor. Yani özellikle Çin’de karşımıza çıkan uygulamalar sadece reklam geliri ile var olmak üzere kurgulanmıyor.

Teknoloji Asya’da daha geniş bir bakış açısı ile daha kapsamlı bir fark yaratmaya yönelik kurgulanıyor.

Örneğin Wechat uygulaması. Wechat Whatsapp’ın ya da Facebook’un karşılığı değil. Wechat bir uygulamadan daha çok bir mobil işletim sistemi. Wechat platformu içinde taksi çağırmaktan, çiçek sipariş etmeye, banka hesaplarını yönetmeye kadar birçok hizmet sunuluyor kullanıcıya.

Wechat 2010’lu yıllarda Çin’de var olan sosyal medya uygulaması QQ’dan çok daha farklı bir uygulama hayal eden Tencent yönetimi tarafından hayata geçirildi. Özel bir teknik takım belirlediler ve istenilen tamamıyla yeni bir konseptti. Wechat bu şekilde doğdu.

Yazının Devamını Oku

Bu pizzacı 10 yılda 30 kat nasıl büyüdü?

On yıl önce hisseleri 12 dolardı.

Bugün 370 dolar.

10 yılda 30 katlık bir artış.

Bu bir global pizza markası.

Peki bu büyümenin sebebi nedir?

İnsanlar daha çok pizza mı yiyor ve bu sebeple pazar mı genişledi?

Sanmıyorum.

Peki şirket köklü değişimler mi geçirdi ve geçirmeye devam mı ediyor?

Evet öyle görünüyor.

Yazının Devamını Oku

Yapay zeka insan kaynakları – iki araştırma

Gelişmiş ekonomiler yarının kalkınma motorunu inşa etmekle meşgul. Yarının yarışı bugünkülerden daha amansız!

Ya siz birilerini alıp elinizde oynatacaksınız, ya da birileri sizi ellerinde oynatacak.

Ya güçlü bir çekme gücünüz ve zayıf bir itme gücünüz olacak ve büyük bir ivmeyle yükseleceksiniz,

ya da zayıf bir çekme gücü ve kuvetli bir itme gücü ile birilerine pazar ve kukla olacaksınız.

 

Yarının yarışında var olabilmek için güçlü bir kalkınma motoru gerekiyor. Bu kalkınma motorunun temel parçalarından biri yapay zeka teknolojileri. Yapay zeka arge, mühendislik becerileri, ürünleştirebilme becerileri ve güçlü bir ekosistem gerektiriyor.

Yani temelde insan kaynağı meselesi.

Yapay zeka insan kaynağında dünyadaki büyük resmi anlamak için iki yeni araştırmayı inceledim.

İlki geçen hafta yayınlandı.

Yazının Devamını Oku