Robotların yeni evrimi, hazır mıyız?

Yeni geliştirilen bir yapay zeka modeliyle, robotlar artık kendi kendilerine öğrenmekle kalmıyor, bunu diğer robotlara da öğretiyor.

Robotlar, arama kurtarma, uzay araştırmaları, sağlık, ulaşım ve daha bir çok alanda kullanılmaktadır. Bu alanda ki en önemli araştırma konularından biri de, donanımlarında bir sorun meydana geldiğinde mevcut görevlerini nasıl başarıyla tamamlayacaklarıdır!

 

Robot araştırmalarında bir devrim

 

27 Mayıs’ta Nature dergisinde yayınlanan bir makalede, Antoine Cully, Jeff Clune, Danesh Tarapore ve Jean-Baptiste Mouret isimli araştırmacılar, bir robotun bacağını kopartıp programında bulunan destekli öğrenme algoritmasıyla nasıl ilerlemeye devam ettiğini anlatan bir makale yayınladılar. Deneydeki robotları, ilk saniyelerde düşüp kalkmasına ve etrafında dönmesine rağmen; 27. saniyeden itibaren diğer bacaklarıyla, kendi kendine sıçrayarak ilerlemeyi öğreniyor. (izlemek için tıklayın)

 

Çalışma, robotik araştırmalarda büyük heyecan yarattı. Örneğin depremde, robotun bir çocuğu kurtarmaya çalışırken üstüne moloz düştüğünü ve parçalarından bir bölümünün işlevsiz kaldığını düşünün. Eğer o robotun işletim sistemine, destekli öğrenme programı entegre edilirse; meydana gelen krizde, saniyeler içinde sağlam parçalarıyla o çocuğu oradan nasıl kurtaracağını, kendi kendine öğrenerek kurtarma faaliyetine devam edebilir.

 

Reinforcement Learning nedir?

 

Destekli Öğrenme ( Reinforcement Learning ),  robotların hatalarından ders çıkartıp bir sonraki denemede bunu tekrarlamaması üzerine kurulu bir kendi kendine öğrenme modelidir. Robot, bu öğrenme sonucunda kodlarını da güncelleyerek bir evrim surecine girmekte ve her tekrarda daha da mükemmelleşmektedir.

 

Fizik kurallarına göre hareket edince, araya zaman kavramı da girdiğinden, örneğin robot, on bin tekrardan sonra bir konuyu öğreniyorsa, bu kadar tekrarın gerektirdiği zamandan dolayı bir çok proje hayata geçirilememekteydi.

 

Robotların yeni evrimi, hazır mıyız

 

Nvida ISAAC Robot Simülasyonu

 

Nvida, bu sorunu çözmek için süper bilgisayarlarla desteklenen bir simülasyon geliştirdi. Buna, Isaac Asimov ve Isaac Newton’un isimlerinden esinlenerek de ISAAC Robot Simülasyonu adını verdi. Bu simülasyonda, istediğiniz sayıda robotu sanal ortamda geliştirdikten sonra destekli öğrenme algoritmalarının da yardımıyla çok büyük sayılarda deney tekrarı yaptırarak, yapay zeka algoritmanızı eğitebilirsiniz.

 

Bu ne anlama geliyor, biraz daha açabilir misin?

 

Tek bir robotu bile, bir deney için fiziksel olarak üretip bu sayılarda deney yaptırmak ciddi yatırım gerektirirken; bu deneyi binlerce robotla yapmak ise neredeyse imkânsızdır. ISAAC’a ödenecek görece çok küçük bir üyelik ücretiyle, simülasyonda istenilen miktarda robot üretilebilir. Daha sonra bunlara istenilen sayıda tekrar yaptırdıktan sonra, aralarında görevi en iyi yapanın beyni alınıp diğerleri yok edilir.

 

Bu kodlar, yeniden üretilen yeni sanal robotlara yüklenerek deneylere tekrar başlanabilir. Her seferinde en iyi olanın beyni (kodları) alınıp, yeni robotlara kopyalanarak, bir süre sonra karşılaştığı soruna en kısa sürede çözüm üretip görevine devam eden süper bir robot beyni geliştirilebilir. Bu aşamadan sonra tek yapılması gereken ise, fabrikada ürettiğiniz bütün robotlara bu beyni yüklemektir.

 

Şunu bizim hayatımızı nasıl etkileyeceğini, daha kolay anlayacağımız bir örnek üzerinden anlatsan…

 

Gazi Yaşargil ya da Bingür Sönmez gibi alanında zirve cerrahların yetişmesi kolay değil ancak her gün onların uzmanlığına ihtiyaç duyan yüzlerce hasta çıkıyor. Bugüne kadar on binlerce insana hayat vermelerine rağmen bir çok insana da maalesef yetişememişlerdir.

 

Şimdi ISAAC simülasyonunda, kalp ameliyatı yapacak bir robottan yüz adet ürettiğimizi ve bunlara ameliyat yaptırmaya başladığımızı düşünelim. Her bir robot 1000 ameliyat yapsın. Sonra en az hatayla ameliyat yapan robotun beyni, yeni üretilen 100 robota kopyalanıp bunlara da tekrar 1000 ameliyat yaptırılsın. Bu sürecin de 1000 defa tekrarlandığını düşündüğünüzde en son ortaya çıkan kalp ameliyatı doktoru, artık istenilen sayıda çoğaltılarak insanlığın hizmetine sunulabilir.

 

İnsan ömrünün yetmeyeceği bir deneyime ulaşan bu doktor robotları, şifa bekleyen en ücra şehirlere kadar göndererek, Bingür Sönmezleri bütün insanlığın hizmetine sunabiliriz.

 

Evine zar zor ekmek getiren biri olarak, ben ne yapmalıyım?

 

Dünyada güçlü ülkeler her gün ağzımızı açık bırakan bir çok yeni teknoloji geliştirirken, diğer ülkeler ise kopyalamaya dahi yetişemiyor. Bu noktada, ülkemize yapacağımız en büyük hizmet; gençlerimizi, çocuklarımızı bir an önce sonu gelmez siyasi tartışmalardan alıp, onları bilim konuşan ve üreten bir nesil haline getirmektir.

 

İçimizdeki Aziz Sancar’ları uyandıralım, gelecek geliyor!

 

Robotların yeni evrimi, hazır mıyız

 

BAŞARILI BİR GİRİŞİMCİNİN YOL HARİTASI

 

Bir girişimci, asla başarısız olmak amacıyla yola çıkmaz. O günün gelebileceğini bilse bile O, kararları ve uygulamalarıyla başarıya koşmak için önüne çıkan engelleri bir bir aşmakla ilgilenir.

 

 

BÜYÜK DÜŞÜN, KÜÇÜK ADIMLAR AT

 

Hız, felaket getirir. Bizim dünyamızda da bu böyledir. Fikirlerin ilk olgunlaşma safhasında, sanki nihai ürünmüş gibi hareket etmemek gerekir. Müşterilerden gelen geri bildirimler, ürününüzde köklü değişiklikler yapmanızı gerektirebilir.

 

Elinizdeki kaynakları, projenizi mükemmelleştirmek için olabildiğince cimri kullanın. Maaşlı personel çalıştırmak yerine; önceleri, projenize inanan insanların katkısıyla devam edin. Bu, gelişiminizi çok yavaşlatsa bile, size bir problemin çözümüne yönelik en doğru ürünü üretmeniz için manevra imkânı sağlayacaktır.

 

Hedefiniz, harcama konusunda her zaman sıfıra yakın olmalı. Böylece yaptığınız hataların size maliyetini de düşürmüş olursunuz. Örneğin tanıtımınız için alımlı bir web sitesine 5000 TL vermek yerine; Facebok’ta kendinize bir sayfa açabilirsiniz. Böylece bir şeyler yolunda gitmediğinde, bunun size ekstra maliyeti 5000 TL olmayacaktır.

 

TAKIMINIZI, SİZDEN AKILLI İNSANLARLA DOLDURUN

 

Steve Jobs’in meşhur sözlerinden biri de “Biz zeki insanları işe alırız ki, onlar bize ne yapacağımızı söylesinler” dir. Girişimcilikte durmadan problemlerle boğuştuğunuzdan,  buna bir de size çözüm yerine durmadan sorun getiren insanlarla doldurmak, sizi ne kadar başarıya taşıyabilir ki? Her şeyi en ince ayrıntısına kadar anlattığınız bir takımla değil; size, yenilikçi çözümlerle gelen bir ekiple başarıya ulaşırsınız.

 

HER AŞAMADA KULLANICILARINIZDAN GERİ BİLDİRİM ALIN

 

Özellikle de büyük şehirlerde ve üniversitelerde çok fazla teknoloji, girişimcilik ya da farklı sosyal etkinlikler düzenlenmektedir. Bunlara mümkün olduğu kadar katılıp çevrenizi genişletin. Bu etkinliklerin en büyük faydası ise, değişik alanlarda tecrübesi olan insanlara projenizi anlattıkça çok değerli geri bildirimler almanızdır. Mümkünse mütevazi bir stant açın, böylece daha çok insana ulaşabilirsiniz.

 

Artık sendelemeyi bırakın; Forrest Gump olun, değneklerinizi kırıp başarıya koşun!

 

 

cikmazozcan@gmail.com

https://www.facebook.com/ozcan.cikmaz.7

https://twitter.com/ozcan_cikmaz

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

İnsanoğlunun gezegenler arası süper canlıya evrimi

Prof. Newton Howard, ya bütün kabuslarımızı gerçek kılacak ya da hayallerimizi, arası yok!

Yapay zeka mı insan beyni mi tartışmalarına son veren, dünyanın en gizli beyin yükseltme araştırmalarını yürüten Dr. Howard, gelecekte insanoğlunun kaderini gerçekten değiştirebilecek mi?

 


 

Prof. Howard’la, Silikon Vadisinde yürüttüğümüz, kişiselleştirilmiş sağlık yapay zeka çalışmamız hakkındaki görüşlerini almak amacıyla tanışmıştım. Kendisinin çalışmaları hakkında yaptığım uzun röportajın da, pazartesi günü Hürriyet Teknoloji’de, sadece ilk bölümünün (okumak için tıklayın) yayınlanmasına rağmen, beraberinde ciddi tartışmaları başlattı. Anlaşılan o ki, kimse insan beyninin bir makineye dönüşmesi ve yapay zekaya galip gelebileceğini bu kadar kısa sürede beklemiyordu.

 

Kendisini, kısaca tekrar tanıtayım: Dr. Howard bugün yaşayan en büyük beyin bilgisayar ara yüzü ve yapay zeka uzmanı. Hatta bugün, beynimizi makinelerle beraber daha güçlü hale getirecek teorilerin çoğunun da ya kurucusu ya da fikir babası. Yapay zeka ve makine öğrenmeleri konusunda, MIT ve Oxford Üniversitelerindeki laboratuvarların kurucusu ve hala aktif olarak da başkanlığını yapıyor. Oxford ve Sorbonne’dan çift doktorası var. MIT’deki Sentetik Zeka Laboratuvarı, Beyin Makine Projesi ile Beyin Bilimleri Kuruluşu dahil bu alandaki birçok saygın laboratuvarın da kurucusu. 100’e yakın patenti, bunun kaç katı da dünyaya açıklanmamış gizli çalışmaları var.

 

Yazının Devamını Oku

Beynimiz Yapay Zekaya Karşı Yenilmez Oluyor

Dünyanın en zeki insanın beynini kopyalayabilir hatta onunkinden çok daha zeki hale gelebiliriz. Beyin bilgisayar ara yüzü araştırmalarının ana hedefi, bizleri, beyin-yapay zeka birleşimi yeni süper bir canlıya dönüştürmek!

Beynimizde, 85 milyara yakın nöron bulunmakta ve her nöronun da 10 bine yakın diğer hücre ve nöronlarla bağlantısı vardır. Nöronların çalışma sistemi çözüldüğünde, işlevini yitirmiş bir organımız etkin hale getirilebilir ya da beynimizin kapasitesi arttırılabilir.

 

Bugüne kadar belki yapay zekâyı kusarcasına çok okudunuz ancak beyin bilgisayar ara yüzü (BBA) hakkında ise çok az şey duyduğunuz için, konu, size önemsiz gibi geliyor olabilir. Bu teknolojinin geliştirilmesi, çok daha pahalı ve uzun zaman gerektirdiğinden ve bir çok regülasyona bağlı olmasından dolayı yavaş ilerlemesine rağmen, hayatımıza girdiği anda, varoluş tarihimiz boyunca ulaşacağımız en üstün canlıya evrilmiş olacağız.

 

Beyin bilgisayar ara yüzünün çalışma prensibi

 

Beyin bilgisayar ara yüzü iki temel şekilde çalışır: ilki içinde sensörlerin olduğu başlık; diğeri ise, beynin içine ameliyatla yerleştirilen bir mikroçip kullanarak çalışır. Her iki yöntemde de kaydedilen nöron hareketleri, makine öğrenmesi modelleriyle anlamlandırılarak, kullanıcının hayatını kolaylaştıracak bir uygulamaya dönüşüyor.

 

Yazının Devamını Oku

Vapurla Ankara’ya Seyahati Mümkün Kılan İcat: EmDrive

İçi boş metal bir kutuyu, neyin içerisine koyarsanız koyun, onu uçurduğu düşünün! Normal şartlarda da, yüzbinlerce yılda ulaşabileceğimiz uzayın derinliklerine, aylar içerisinde ulaştırabilecek, yakıt kullanmayan pervanesiz bir motor: EmDrive! Çalışmaya başladı bile!

EmDrive, SpaceX dahil şu anda uzay araçlarında kullanılan hiçbir motora benzemeyen, fizik kurallarını alt üst eden ve sevk maddesine ihtiyaç duymadan itme meydana getiren elektro-manyetik motora verilen isim.

 

EmDrive fikri ilk defa 2001 yılında İngiliz uzay mühendisi Roger Shawyer tarafından ortaya atıldı ve ilk konsept çalışmasını da bilim dünyasıyla aynı yıl paylaştı. Ancak EmDrive asıl popülerliğini, 2015 yılında NASA’nın da bu alanda çalışmaya başladığı söylentisiyle kazandı.

EMDRIVE’IN İNANILMAZ ÇALIŞMA PRENSİBİ

 

Bir koninin içinde mikrodalga ışınları, koninin iç çeperine çarpıp yansıması durmadan tekrarlanarak, içeride giderek güçlenen bir enerji oluşturmakta ve bu radyasyon basıncı da itmeyi meydana getiriyor. Burada oluşan itmeyi, anlamayı ve kabul etmeyi zorlaştıran ise, her şeyin kapalı bir kutunun içinde meydana gelip, bağlı olduğu aracı hareket ettirmesinden kaynaklanıyor!

 

Yazının Devamını Oku

Gen tedavisinde tarihi gelişme

İnsanlık tarihinde ilk defa, bir genetik hastalığın tedavisi, direkt hastanın bedeninin içinde genetik kodu düzeltilerek, iyileşmesi sağlandı.

Daha önceki deneylerde, hastadan alınan genler, laboratuvarlar şartlarında düzeltildikten sonra hastaya naklediliyordu. Genlerin önemli bir bölümü ya düzeltilmeden nakledildiğinden ya da hedeflenen bölgeye ulaşamadığından, insanlar üzerinde istenen sonuçlar elde edilemiyordu.

ZFN (CİVA PARMAKLI NÜKLEAZ) YÖNTEMİYLE GEN DÜZELTİMİ

 

Deneyi gerçekleştiren Kaliforniya merkezli Sangamo Therapeutics laboratuvarı, DNA’da istenilen değişiklikleri daha hatasız yapan ZFN metodunu kullandı.

 

Bu metot da, hastanın kolundan damarına, milyarlarca düzeltilmiş gen ve vücudundaki hatalı DNA zincirini kesecek moleküler makaslar enjekte edildi. Bu yapılar, özel bir virüs tarafından hastanın karaciğerine taşındı. Karaciğerde moleküler makaslar, hatalı DNA sarmalını keserek yerine düzeltilmiş yeni geni yerleştirdi. Düzeltilmiş genle de karaciğer, sağlıklı insanlardaki gibi fonksiyonlarını yerine getirerek çalışmaya başladı.

 

Yazının Devamını Oku

Yerli arabayı savunanlardansanız, tekrar düşünün!

Bugünlerde manşetlerimizde, yerli araba konusunda alınan kararların, bayram heyecanı yaşanıyor. 2023 hedeflerimizle uyumu ve milli gelirimizi ne kadar artıracağına dair anlaşılamayan çeşitli öngörüler, havada uçuşmakta!

Babayiğitlerin üretmeyi planladıkları elektrikli araba, toplumumuz için gerçekten çok büyük bir adım. Bundan 20 yıl önce neredeydik bugün neleri konuşuyoruz. Ancak gelin yerli arabayı, bir de sürücüsüz araçlarla karşılaştırarak, masaya yatıralım ve hayatımıza katacağı katma değere göre, hangisini seçmemiz gerektiğini tekrar gözden geçirelim!

 

HER YIL ÇANAKKALE SAVAŞI’NDAKİNDEN BİLE DAHA ÇOK KAYIP VERMEK!!!

 

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre sadece 2007-2016 yılları arasında toplam kaza sayısı 11 milyon 363 bin ve bunlardan ölümlü yaralanmalı kaza sayısı ise 1 milyon 422 bin. Bunun toplumuza ekonomik kaybının ötesinde; ölen ve yaralananların sayısının, Çanakkale Savaşı, Birinci Dünya Savaşı, Kurtuluş Savaşı ve bugüne kadar terörden dolayı şehit ve gazi olanlardan bile katlarca kat fazla olması, asıl düşmanımızın ne kadar sinsice aramızdan canlar aldığını gösteriyor.

 

Peki yeni geliştirilecek ve elektrikli bile olması kesinleşmeyen araç, tüm tarihimiz boyunca bizden bu kadar can alan trafik canavarına karşı, vatandaşlarını yani bizleri nasıl koruyacak?

 

Yazının Devamını Oku

İnsana, Evrimleşme Hakkı Verilmeli mi?

Hafızamızın sınırlarını ortadan kaldırarak, insan üstü bir beyin gücüne kavuşturan ve anılarımızı istediğimiz gibi değiştirebilen bir teknoloji olsa; buna erişenler yepyeni bir canlıya evrilir. Böyle bir durumda da, bireylere evrimleşme hakkı, evrensel bir hak olarak verilmeli midir?

Anılarımız, artık başkaları tarafından okunabilecek!

 

Belli anıların, travmatik yaralanmalar, stres ya da unutkanlığa sebep olan hastalıklardan sonra asla geriye döndürülemediğine inanılıyordu. Bunun yanında, gördüğümüz ya da duyduğumuz her şeyi, beynimizin kaydettiği ancak bunların hepsine ulaşamadığımız da uzun yıllardır bilinen bir gerçek!

 

Bugüne kadarki bütün anılarınızı, 4K video kalitesinde her detayını hatırladığınızı ya da okuduğunuz, güldüğünüz, iç çektiğiniz her şeyi, facebok haber akışı gibi, parmak hareketinizle sürükleyerek içinde dolaştığınızı düşünün… Daha dün okuldan mezun olmuş gibi bilgilerinizin taze olduğunu..

 

Steve Ramirez, MIT üniversitesinde bir nörolog. Yaşadığı bir aşk acısından sonra, insanlarda kötü anılar silinip, sadece güzel ve mutlu anılar kalabilir mi diye araştırmaya başladı. Çalışmaları, anılarımızın istenmeyen bölümlerini tamamen silmek, sadece belli bölümlerini düzeltmek ya da tamamen yepyeni anılar yaratmak üzerine yoğunlaştı.

 

Yazının Devamını Oku

AlphaGo Zero: Binlerce Yıllık Birikimimizi 40 Günde Devirdi

Yeni bir yapay zeka modeli, insanoğlunun binlerce yılda öğrendiği strateji ve taktiklerin hepsini kendi kendine ve hiç bir insan eğitimine ihtiyaç duymadan 40 günde öğrendi. Bu, insanlık ve yapay zeka tarihi için çok büyük ve önemli bir dönüm noktası!

Nature dergisinde 19 Ekim’de, yapay zekâların artık insan bilgisine başvurmadan, kendi kendini eğiterek bir kaç haftada binlerce yıllık sıçramaya denk öğrenme yapabileceğine dair bir makale yayınlandı. (okumak için tıklayın)

 

Deepmind, Londra merkezli bir yapay zeka şirketi ve 2014 yılında Google tarafından satın alındı. Bu birleşmenden sonra da dünyanın her yerinden en iyi yapay zeka uzmanlarını takımlarına katarak bugünlere geldiler.

 

Go oyunu, yapılabilecek hamle sayısı bakımından, dünyadaki toplam atom sayısının katlarcası büyüklüğünde olması nedeniyle, en kompleks strateji oyunu olarak kabul ediliyor. Bu nedenle de, bir bilgisayarın bu kadar komplike bir oyunda, insanoğlunu asla yenemeyeceği öngörüsü hakimdi.

 

AlphaGo, Deepmind’ın bir ürünü ve geçen sene Çin’de dünya şampiyonu Lee Sedol’u Go oyununda yenerek büyük yankı yaratmıştı. Görünen o ki, Google Deepmind ekibi bu zaferle yetinmişe benzemiyor.

 

Yazının Devamını Oku

Sevdiğimizle, Vefatından Sonra da Görüşebilmek

Teknoloji bugünlerde, ölen geri gelmez sözünü, en azından kişinin, sanal varlığını yaşatabilme yönüyle çürütüyor.

Sevdiğimiz bir yakınımızı kaybettiğimizde, onunla bir kez daha görüşebilmek, sesini duyabilmek için neler vermeyiz ki! Ölenle ölünmez ancak bazı durumlarda, onlardan bir parçanın bizimle beraber varlığını sürdürmesinin de değeri paha biçilemez.

Dijital kişilik neden önemli?

Dijital kişilik, bir insanın, yazılımla birebir aynı davranışlarını, tepkilerini, sesini, görüntüsünü taklit etmesini sağlayan sanal yapılardır.

Aile fertlerini küçük yaşta, hem de hiç hatırlayamayacak kadar küçük yaşta kaybeden bir çok insan var. Şimdi düşünün, eğer bu aramızdan ayrılanların dijital kişiliği önceden oluşturulmuş olsaydı, “evladım senin annen çok iyi bir insandı” gibi yatıştırıcı sözlerle beraber, çocuk, vefat etmiş annesinin dijital kişiliğiyle sohbet edebilir; hatta bu sohbeti onun gerçek boyutlardaki sanal görüntüsüyle de yapabilirdi.

Vefatlar hiçbir zaman haber vererek gelmediğinden, âni gidişler, geride kalanları çok güçlü çarpar, özellikle de rahatsızlığı olanları! İşte bu acılardan geçen bazı girişimciler kolları sıvayarak, ölüme meydan okuyor.

Dijital Kişilik Çalışmalarına Örnek

James Vlahos, babasının 4ncü seviye akciğer kanseri olduğunu öğrendikten kısa bir süre sonra kaybetti. Onun ani ölümü, kendisini çok sarstı. Bunun üzerine anısını yaşatmak, daraldığında eskiden yaptığı gibi babasıyla konuşmaya devam edebilmek için kolları sıvadı. Babasına ait bütün verileri bir yerde topladıktan sonra Derin Sinir Ağları (Deep Neural Network) algoritmalarına yoğunlaştı. Babasına ait bütün verileri bu sisteme yükleyerek, algoritmayı eğitmeye başladı ve sonunda Dadbot (Babarobotu) adını verdiği yazılımı geliştirdi.

Artık maçlara gittiğinde babasına maç sonuçlarını mesajlıyor ve onun yorumlarını da alıp sohbet edebiliyor. Kendisi için en ilginci de, babasının dijital kişiliğine, kendisini sevip sevmediğini sorduğunda, babasının her zaman yaptığı gibi dolaylı kelimelerle sevgisini belli etmesi olmuş.

Yazının Devamını Oku

Yapay Rahimle Bebek Doğurmak

Kullandığınız ağır ilaçlardan, sağlık sorunlarınızdan ya da ilerlemiş yaşınızdan dolayı doğum yapamıyor veya erken doğum riski mi taşıyorsunuz? Yapılan bir çalışma, anne adaylarının imdadına yetişiyor!

Erken doğum, bebek ölümlerinin en büyük nedeni ve ülkemizde de erken doğum oranı %12’ler civarında. Geliştirilmeye başlanan yeni bir yöntemle, bu bebekler yapay rahme alınarak evrelerini tamamladıktan sonra doğmaları sağlanabilecek.

 

 

İlk yapay rahim denemesi bu yıl Nisan ayında Philadephia Çocuk Hastanesi araştırmacıları tarafından başarıyla gerçekleştirilmişti.

 

Göbek bağı kesildiğinde oksijen akışı durmaktadır. Önceki deneylerde bunu önlemek için, elektrik motorlu pompalarla kana oksijen eklenerek dolaşım devam ettiriliyordu. Ancak bu pompalar da, çoğunlukla kalp problemlerine neden oluyordu.

 

Bunun yerine Philadephia Çocuk Hastanesindeki doktorlar, fetüsün kanı kendi kalbiyle dış kaynaktan oksijeni alarak pompalayacağı bir sistem geliştirdiler.

Yazının Devamını Oku

Yapay Zeka ile Silahlanmış Hackerlar Geri Sayımda

Siber saldırganlar ellerine geçtiğinde, konvansiyonel silahların verdiği zarardan daha yıkıcı ve çok daha güçlü bir aracı keşfettiler: Yapay Zeka!

İki veri bilimci, John Seymour ve Philip Tully, 2016 yılında geliştirdikleri ve SNAP_R adını verdikleri yapay zekayla (YZ), Twitter üzerinden bir deney yaptılar. Acaba insan hacker mi yoksa SNAP_R mı daha çok kişiyi hackleyecekti? 800 kişilik takipçinin 275’ini yapay zeka attığı twitlerle hacklerken, insan hacker ise sadece 49 kişide kaldı.

 

Bu bir deney olmasına rağmen, bize gelecek hakkında önemli ipuçları vermişti. Bu yıl temmuz ayında Las Vegas’ta yapılan Black Hat 2017 konferansında hackerlara, YZ destekli bir siber saldırı bekleyip beklemedikleri soruldu. Hackerların %62’si, önümüzdeki bir yıl içinde YZ kullanılarak tarihteki ilk siber saldırıyı beklediklerini belirtti.

 

Yapay zeka ne tür saldırıların önünü açıyor?

 

Bu da şu anlama geliyor, artık daha sofistike saldırılara maruz kalacağız; web sitelerine girememek, şifrelerimizin ve kart bilgilerimizin çalınması daha sık gerçekleşecek. Ancak saldırılar artık bu kadar da masum kalmayacak!

 

Yazının Devamını Oku

Artırılmış Gerçeklikle Köprüyü Geçen Kimse Ödemesin

Bu yeni teknolojiyle, gerçek fiziksel dünyamızdan kurgulanmış sanal bir dünyaya sıçrıyoruz. Sosyal yaşamımız bir daha asla eskisi gibi olmayacak.

Artırılmış gerçeklikle (AG) sanal gerçeklik (SG) birbirine yakın terimler olduğundan çok karıştırılır. Sanal gerçekliği, yaşadığımız gerçek dünyayla karşılaştırdığımızda farkını anlamakta zorlanacağız derece de benzeyen ancak tamamen bilgisayarda kodlanan bir ortam vardır. Kafaya takılan bir kaskla, bu sanal dünyanın içinde yolculuğa çıkarız.

 

Artırılmış gerçeklikte ise, yaşadığımız gerçek dünyanın üzerine bilgisayarda kodlanmış sanal bir katman eklenerek ikisini bir arada yaşarız. Yani gördüğümüz nesnelerden sadece biri ya da bir kaçı sanal, gerisi ise gerçektir. Günlük kullanım gözlüklerimize benzer gözlükler ya da kamerası açık cep telefonu ekranlarından bu deneyimi yaşayabiliriz.

 

İlk ayak sesleri

 

AG, ilk büyük çıkışını geçtiğimiz yıl temmuz ayında Pokemon Go oyunu ile yaptı. İnsanlar, cep telefonu kamerasından, etrafı izleyerek pokemon avına çıkmış ve çevrede gözünü telefon ekranından bir an olsun ayırmayan yeni bir zombi oyuncu türü belirmişti.

 

Yazının Devamını Oku

Hep Genç Kalmanın Bilimsel Sırrı Çözüldü

Bilim adamları, uzun yaşamın kapısını araladılar. Ortalama 120 yıla uzayan ömrümüzü, yirmili yaşlarımızdaki dinçliğimizle yaşamaya hazır mıyız?

Bitmeyen arayış

 

Tarih boyunca insanlar genç kalmak için bir çok yöntem denemiş. Hatta Eflak prensi Kazıklı Voyvoda ya da Macar adıyla Drakula’nın zalimliği ve acımasızlığı dışında, genç kalmak için yaptıkları, vampir filmlerine de esin kaynağı olmuştur.

 

Dini mitolojilerde ise sonsuz gençlik ve yaşam kaynağı olarak ab-ı hayat suyu ve ilgili hikayelerden bahsedilir.

 

Vampir hikayelerinden uzun yaşama

 

Yazının Devamını Oku

Yapay Et, Sel Felaketlerine Karşı Çözüm Mü?

Yapay et, hem dünyadaki açlığa çözüm olup hem de iklim değişikliklerinden kaynaklanan felaketleri gerçekten önleyebilir mi? Kulağa çok uçuk gelse de araştırmacıların, buna inanmasının birçok bilimsel nedenleri var.

Yapay etle soya eti arasındaki fark ne?

 

Sentetik ya da yapay eti, soya ya da bitkisel bazlı etlerden ayıran, gerçek hayvan hücresinden yapılmış olmasından dolayı kasaplardan aldığımız etle neredeyse birebir aynı olması oluşturuyor. Piyasada bitkisel karışımlarından yapılan et benzeri ürünler de satılmakta ancak bunlar gerçek et severleri tatmin etmemektedir.

Başka derdimiz mi kalmadı ki, yapay et geliştiriyoruz?

 

Her yıl 65 milyar çiftlik hayvanı bizleri beslemek için kesiliyor.

 

Yazının Devamını Oku

Dünyanın ilk GDO’lu Bebeğine Geri Sayım

2 Ağustosta Nature dergisinde yayınlanan makale, CRISPR gen düzeltimi teknolojisiyle kalıtsal olarak kalp rahatsızlığı taşıyan embriyolarda, %72 oranında gendeki kodun düzeltilerek hastalıktan arındırıldığı açıklandı.

Dünyada 10000’den fazla genetik koddaki tek harflik bozukluktan kaynaklanan ve kalıtsal olarak aktarılan hastalık bulunmaktadır. Maalesef genetik kodlar düzeltilemediği için, hastalık genlerinden birini taşıyan anne veya babadan bu geni alan çocukta %50 olasılıkla bu hastalıklardan birine yakalanabilmektedir.

CRISPR teknolojisi nedir?

CRISPR, gen düzeltimi ile ilgili bir tekniktir. Cas-9 denilen ve bir gende 20 harfe kadar kod düzeltebilen bir protein kullanılarak gerçekleştirilmektedir.

Hücrede gen tamiri yapan CAS-9 proteinini, bilim dünyasına bugünkü kullanımını 2012 yılında ilk tanıtan araştırmacılar Jennifer Doudna ve Emmanuelle Charpentier’dir. Doudna, bu buluşuyla aynı zamanda TIME dergisi tarafından, 2015 yılında dünyanın en etkili 100 insanından biri olarak seçildi.

Yeni araştırma neyi kanıtladı?

Hipertrofik Kardiyomiyopati toplumda her 500 kişide bir görülen kalıtsal bir kalp rahatsızlığı ve kalbin ani durmasına neden olarak ölümle sonuçlanmaktadır. Bu hastalığa sebep olansa, gen dizilimimizde tek bir harftir; yani bu hatalı harf, doğru kodla değişse hasta ömür boyu “ha öldüm ha öleceğim” paniği içinde yaşamaktan kurtulduğu gibi kendisinden sonraki nesilleri de taşıyıcı olmaktan kurtarıyor.

 

Yazının Devamını Oku

Beynimize Neuralink’le Uygulama İndirmek

Dünyada kullanılan bütün dilleri anlayıp konuşmak; öğrenmeye bir türlü fırsat bulamadığınız her şeyi, aplikasyon indirme hızında öğrenip uygulamak isteyenlerdenseniz, Neuralink tam da aradığınız teknoloji!

Neuralink nasıl çalışıyor?

 

Sinir dantelleri ağından oluşan Neuralink’in ürünü Neural Lace, bir çok sensörün (sinir protezleri), beyinden aldıkları sinyalleri bilgisayarlara taşıyarak, beyinle bilgisayarları birleştirmesi mantığı üzerinde çalışıyor.

 

Annelerimizin evde, her eşyanın üstüne olmazsa olmaz süsü olarak koydukları dantellerdeki her bir düğüm noktasını, birer nano sensör olduğunu düşünün!

 

Bu gözle görülemeyecek kadar küçük nano sinir dantelleri, şırıngayla aorttan enjekte edildiğinde, beynin bütün kıvrımlarını ve derinliklerini kaplayarak yerleşmektedir. Bu sayede ultra yüksek bir bant genişliğinde beyinden alınan ya da beyne iletilmesi gereken verilerin akışı başlayabiliyor.

 

Yazının Devamını Oku

Yapay zekalar insanların anlamayacağı kendi dillerini yarattı

Facebook yapay zeka araştırmacıları (FAIR), geliştirdikleri chatbotların kendi aralarında daha önce hiç duyulmamış, çok farklı bir dil kullanarak anlaştıklarını fark edince, sistemi durdurdular.

Facebook, günlük hayatımızdaki kısıtlı fırsatlara olan ihtiyacımızın karşılanabilmesi için yapay zeka destekli pazarlık yapabilen chatbotlar geliştirmektedir.

Pazarlık bir dil ve mantık problemidir. Karşınızdakini rakip kabul ederek, hedefinize ulaşmak için ikna edici kelimeler ve mantıklama ile müzakere edersiniz.

Bu çerçevede pazarlık sadece alışverişi değil, günlük hayatımızda çiftlerin evde aynı saatte farklı program izlemek istemelerinden çocuğunuza brokoli yemeye ikna etmeye kadar çok geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır.

Bu botların, insanlar gibi pazarlık yapmayı, kodlarında olmamasına rağmen makine öğrenmesinin bir dalı olan Reinforcement Learning algoritmasıyla öğrendikleri belirtiliyor (daha fazla bilgi için bu konudaki yazımı okuyabilirsiniz).

Facebook, pazarlık davranışımızı chatbotlarda nasıl taklit ediyor?

İnsanlar, bazen pazarlıklarında satıcının dikkatini dağıtmak için başta asıl ürünle ilgilenmez, başka bir ürün üzerinde ise kabul edilemez bir pazarlık başlatarak sahte bir alma istekliliği gösterirler. Bu da satıcıda, alıcının lehine bir güven oluşturur. Alıcı, almak istediği gerçek ürüne yönelip yeni teklifi sunduğunda ise satıcı çoktan kabul etmiş olur.

Facebook’un verdiği örnekte, botlardan birinin asıl amacı şapka almak ancak vitrinde 2 kitap, 3 basketbol topu ve sadece bir şapka vardır. İki chatbot’a, bunları aralarında paylaşmaları istenir ancak ilk bota şapkayı mutlaka alması gerektiği anlatılır.

İlk bot, diğerinin dikkatini dağıtmak için toplarla şapkayı almak istediğini söyler ve yukarıda anlattığım taktiği uygular. Pazarlık sonucunda ise karşı tarafa 2 kitap ve bir basketbol topu vererek şapkadan daha fazlasını almayı başarır.

Yazının Devamını Oku

Kuantum bilgisayarlarla yıldırım aşkınızın peşinde

Sabah işe giderken, sokağın başında karşılaştığınız kıza, bir anda yıldırım aşkıyla tutulduğunuzu hayal edin. Eğer bu kız, mahallenizdense, onu bulup duygularınızı açmanız, cesaretiniz kadar çok zamanınızı almayacaktır.

Peki ya koca İstanbul’daki herhangi bir mahalleden, başka bir ilden hatta dünyanın başka bir ülkesindense, onu nasıl bulacaksınız?

 

Normal bilgisayarlar bir bitle çalışır, yani iki olasılıktan bir tanesi geçerlidir, bu da 1 veya 0’dir. Sizin durumunuzda da, bütün insanları tek tek tarayarak karar vereceğinden, bu işlem çok uzun yıllar alabilir ve sevdanız da, bir romana sürükleyici bir konu olmaktan öteye geçemeyebilir.

 

Klasik bilgisayarların işlem hızları, içerdikleri transistörler oranında olduğundan, bize bir anda yapılmış gibi gelen işlemler, aslında birer birer yapılarak bir sonraki aşamaya geçilmektedir.

 

Ancak -273 derece soğuklukta izole edilen atomlar kullanılarak çalışan kuantum bilgisayarlarda buna artı olarak ikisinin de geçerli olduğu süper-pozisyon durumu bulunmaktadır.

 

Yazının Devamını Oku

Simit parasına uzayın derinliklerine yolculuk

Bir üniversite öğrencisinin geliştirdiği bir kaç kuruşluk uydu, uzayın derinliklerini keşfetmemizde çığır açabilir mi?

İnsanoğlunun diğer gezegenlerde yaşam dahil merak ettiği bir çok sorunun cevabı uzayın derinliklerinde keşfedilmeyi beklemesine rağmen, mevcut teknolojilerle bugüne kadar bu, bir hayalden öteye geçemedi.

Peki en yakın yıldız, bize ne kadar uzak?

Bize en yakın yıldız, Alpha Centauri ve İstanbul’a mesafesi de 4 ışık yılı yani 40 trilyon kilometre uzaklıkta! Öyle şu kadar futbol sahası uzaklıktayla dahi hayal edilebilecek mesafenin ötesinde! Ancak, insanoğlunun geliştirdiği en hızlı uçan hava aracıyla 30 bin sene sürdüğünü söylemek, belki mesafenin muazzamlığını anlamamızda yardımcı olabilir.

Eğer saniyede 15 km. hızla giden bir araç inşa edilseydi, Türklerin Anadolu’ya Malazgirt Zaferi’yle girişinden bugüne kadar geçen sürede hala varamamış, bir o kadar daha zamana ihtiyaç duyacaktık.

1977’de uzaya gönderilen Voyager 1 uzay aracı saatte 64.000 km. hızla yıldızlararası uzayda insanoğlunun bugüne kadar ulaştığı en uzak mesafede seyahat etmeye devam etmesine rağmen, onun bile varması 2000 yılı bulacak.

Peki ama nasıl daha hızlı gidebiliriz?

Bu konudaki ilk teorik proje Feeman Dyson tarafından ileri sürülen Orion’dı. Kimyasal yakıtın bu amacı gerçekleştirmek için yeterli olmadığını, atom bombası enerjisiyle hareket eden bir uzay aracına ihtiyaç duyulduğunu ileri sürmüştü. 300 bin nükleer bomba, uzayda birbiri ardına patlatılarak 130 yılda, dünyadan insanların, bize en yakın takım yıldızına taşınabileceğini ileri sürmüştü. Doğal olarak bu proje, günümüzde dahi bir hayalden öteye geçemedi.

Geliştirilecek kimyasal yakıtlı bir roketi, ışık hızına ulaştırabilmek için çok fazla miktarda yakıta ihtiyaç duyulmaktadır. Çok fazla derken de tüm samanyolundaki gezegenlerin ağırlığına eşit yakıt kastedilmekte!

Yazının Devamını Oku

Yeni Başkan Adayımız Yapay Zekalar mı?

Algısal ve bilişsel yetenek gerektiren görevlerin sadece insanlar tarafından yapılabileceğine inanılmasına rağmen, gelişen bilişsel teknolojiler devlet yönetimlerine de aday olmaya başladı.

Devletlerden Büyük Fonların Yönetiminde Yapay Zeka

Bridgewater Associates, yönettiği 160 milyar dolarlık fonla dünyanın en büyük hedge fonudur. Şirket, yöneticilerinin duygusal oynaklıklarından dolayı yanlış kararlar vererek

zarara uğramamak için; insanları işten atmaktan yatırım kararlarına kadar bir çok yönetimsel görevi, önümüzdeki 5 yıl içinde geliştireceği yapay zekaya devredecek.

Dünyada 15 ülke hariç bütün ülkelerin merkez bankalarındaki rezervden daha büyük bir fonun, yapay zeka tarafından yönetilmeye başlanacak olması, devletlerin de yönetilebileceği öngörüsünü güçlendiriyor.

Makinelerin, GO Oyunuyla İnsanlığa Meydan Okuması

Dünyadaki toplam atom sayısı 1.33*1050 iken Go strateji oyununda yapılabilecek hamle sayısı ise 1.74×10172 ‘dir. Yani Go oyunda, dünyadaki tüm atom sayısından bile katrilyonlarca kat daha fazla olasılık var.

Bu nedenle de, satrançta, 1997’de Garry Kasparov’un IBM Deep Blue’ya yenilmesine rağmen; makineler bugüne kadar Go oyununda insanların karşısına çıkamıyordu.

Yazının Devamını Oku