GeriOnur BAŞTÜRK Türkiye’nin en gizli saklı yeri
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Türkiye’nin en gizli saklı yeri

Benzer yerlerden sıkılanlar, kafa dinlemek isteyenler, sevgiliyle baş başa vakit geçirme derdinde olanlar ya da tam anlamıyla her şeyden kaçmak isteyenler; işte size İngiliz tescilli bir ‘kaçış’ önerisi...

Kalkan’a gelmeden hemen önce ana yoldan sapıp beş kilometrelik bir orman yolundan tıngır mıngır ilerleyerek en tepeye varıyorsun.
Öyle ki, zirveye varıncaya kadar sürekli “Nereye gidiyorum böyle? Manyak mıyım?” diye söyleniyorsun bir yandan, elde değil.
Ama 15 dakika sabrettiğinde geldiğin yer muhteşem.
Değiyor, hem de çok!
Çünkü nefis bir manzaraya bakıyorsun. Hemen aşağıda 18 kilometrelik Patara plajı boylu boyunca uzanıyor.
Ufukta dağlar yan yana sıralanıyor.
Dört bir yanın zaten orman. Zeytin ağaçları da cabası.
Burası Prima Donna.
The Times Travel’ın 2013 yılında Türkiye’nin en iyi 20 kaçış noktası listesinde ilk sırada yer almış, henüz iki yıllık bir butik otel.
Bölgenin hakimi olan İngilizler çoktan keşfetmiş yani.
Bizden daha çok tadını çıkarıyorlar.
BİR ‘NEREDEN NEREYE’ HİKAYESİ
Dağın başındaki Prima Donna’yı sıfırdan yaratan, taş ve ahşap malzemeyle kotarılmış beş evin (oda demek haksızlık olur) her şeyiyle bizzat ilgilenmiş Cengiz Aksoylar ise aslında bir şehir adamı.
Ama işte hayatın akışı onu buralara getirmiş.
30’undayken doktorluğu bırakıp gayrimenkul sektörüne girmiş Aksoylar.
Bir gün yolu arazi alımı için Patara civarına düşmüş.
İstediği arazi olmamış ama onun yerine bu en tepedeki yeri keşfetmiş.
Satın almış ama 10 yıl boyunca hiç ilgilenmemiş.
Ve derken üç yıl önce inşaata başlamış.
Şimdi halinden memnun Aksoylar:
“Gündüz Patara sahiline bakmanın huzuru gece ise Likya Uygarlığı’nın beş kentine bakmanın büyüsünü hissediyorum.
Bu manzaraya yukardan bakmak güç veriyor.”
HER GÜN DENİZE GİRECEKSEN GİTME
Prima Donna denize beş-altı kilometrelik bir mesafede olduğu için daha çok doğasever bünyelere sesleniyor.
Bir de kendi halinde takılıp kafa dinlemek isteyene.
Cengiz Aksoylar tüm evleri gerçekten ev sıcaklığında dekore ettiği için kendinizi iyi hissediyorsunuz üstelik.
Otelde kalıyormuş hissi pek yok.
Kısacası bu şahin tepesi konumlu ilginç butik otel, The Times’ın da hakkını verdiği üzere, son yıllarda gördüğüm en gizli saklı yerlerden.
Yolunuz düşerse, kalmasanız bile, sırf manzaralı akşam yemeği yemek için bile gitmeye değer.

Ve Kaş ve Kalkan

* Kalkan ne kadar yaşlı ve İngiliz’se Kaş o kadar genç ve bohem Türk...
* Kalkan’ın gece hayatı iki bardan ibaretse (Chocolate ve Mojito) Kaş’ın gece hayatı bir o kadar eğlenceli, renkli (No 11, HiJazz ve Deli Bakkal Likörhanesi’ne gidiniz).
* Kalkan ne kadar liberalse Kaş bir o kadar solcu ve hatta yer yer feminist...
* Kalkan’ın artık yerlisi olmuş İngiliz’i kışın dahi burayı pek terketmiyorsa, Kaş’ın yerlisi olmuş bohem Türk’ü kışın Hindistan ellerine kaçıyor illa ki.
* Kalkan’ın ev yemekleri yapan meşhur Vanilya’sı varsa Kaş’ın da Ortadoğu usulü mezeleri baştan çıkarıcı Zaika’sı var.

Koton doğru mu yaptı yanlış mı
Koton’un çocuk giyim bölümü için yaptığı reklam kampanyasındaki slogana (“Büyünce ne olacağımızı bilmiyoruz, ama şık olacağımız kesin”) ben de takılmış, eleştirmiştim (10 eylül tarihli yazı).
Son günlerde sadece bu slogana değil, kampanyanın tüm içeriğine yoğun bir şekilde tepki yağmaya başlamış, Pedagoji Derneği reklamı “çocuk istismarı ve pedofili” yönünden eleştirmiş, hatta imza kampanyası bile düzenlenmişti.
Sonunda Koton geri adım attı.
Tepki alan sloganı kampanyadan çıkardı.
Ama kampanyanın diğer sloganlarının ve onların yer alacağı billboard’ların aynen devam edeceğini duyurdu.
Şimdi Koton’un bu kararı tartışılıyor.
Kimisi eleştirileri dinlediği için “Bravo” diyor markaya, kimisi “Bir slogan çıkarmakla olmaz, tüm reklam kampanyası kaldırılmalı” diye tepki göstermeye devam ediyor.
Peki sizce ne olmalı?
Koton’un tavrı mı doğru yoksa tepki gösterenler mi haklı?
Ben bu kez kararsız kaldım.
Evet, çocukların yetişkin gibi giydirilip afişlere taşınması tuhaf. Ama günümüz çocukları da yirmi yıl öncesinin çocukları gibi değil ki…

X

Bu köşenin NFT değeri ne olabilir

Madem her şey NFT’de dijital varlık olarak satılabiliyor, neden bir köşe yazısı da satılmasın?

The New York Times teknoloji yazarı Kevin Roose işte bu fikirden yola çıktı ve yazısının bulunduğu sayfayı NFT pazarlarından Foundation’da satışa çıkardı.
Hem ne olacağını görmek hem de bizzat NFT’yi deneyimlemiş olmak için.
Sonuç?
Elbette milyon dolarlara satılan dijital eserlerin yanında tatlı bir hüsran.
Roose’un yazısı 24 saatlik açık artırma sonunda 350 Ethereum, yani yaklaşık 749 bin dolara satıldı.
Belki süreyi biraz daha uzun tutsa fiyat artabilirdi, kim bilir?

Yazının Devamını Oku

Bodrum’da yeme-içme fiyatı bu yıl rekor kıracak

İstanbullu lüks segment mekanların çoğu bu yaz Bodrum’da olacak ama bir yandan da menüdeki fiyatlar uçacak.

Birkaç gündür soruşturuyorum.
Mekanlarda bir ana yemeğin bu sezon Bodrum’da ortalama 250 lira olması bekleniyor.
Başlangıç ve salataların da 100 liranın üstünde olması öngörülüyor.
Bir kokteylin fiyatı ise 130 ila 150 lira arasında değişebilir.
Bu fiyatların birçok nedeni var. Tüm mekancılar öncelikle artan maliyetleri öne sürüyor.
Bir de yıllardır “Bodrum fiyatı” denilen bir şey var.
Bodrum’a gelince fiyatlar iki-üç katına çıkarılır.

Yazının Devamını Oku

Sorry Kerem Bürsin!

Sonradan özür diledi ama, söz ağızdan çıktı bir kere: Kerem Bürsin ben ve benim gibi mekanlara gidip oturanların hepsine saydırdı.

“O kafelere gidip maskelerinizi çıkarıyorsunuz ya” diye ağzından tükürükler saçarak sinirlenmiş Bürsin.
Kahvemizi içerken ya da yemeğimizi yerken maske takmamızı beklemiyor herhalde.
Kaldı ki kendisi de setlerde maskesiz oyunculuk yapıyor.
İşin doğrusu, bana asıl ilginç gelen bunları tartışmak ve birbirimize bu yüzden hakaret etmek.
Şahane bir vakit kaybı!
Oysa bir yılı devirdik.
Herkes kendini korumayı öğrendi. Ne yapacağını, ne yapmayacağını biliyor.

Yazının Devamını Oku

Unutmayın ki NFT’ye bir şey olmaz

Cüneyt Özdemir’in “Bu tweet bir sanat eseridir” şeklindeki tweet’i, Saba Tümer’in kahkahası derken, Gülben Ergen de magazin literatürüne girmiş o meşhur “Bana unutmayın ki hiçbir şey olmaz” cümlesini NFT’ye dönüştürüp satışa çıkardı.

Üçünün de ortak noktası yaptıkları satıştan elde edilen geliri sosyal sorumluluk kapsamında dernek ya da vakıflara bağışlaması.
NFT kısa sürede ‘Türkleşti’ diyebiliriz yani.
Yakında başka ünlü isimler de bu yola başvuracak ve NFT üzerinden bağış yarışı başlayacaktır kuşkusuz.
Bu NFT’nin popüler ve bir süre sonra yıldızı sönecek olan yüzü.
Madalyonun esas derya deniz kısmında ise dijital sanatçıların NFT pazarındaki şahane rekabetine tanık oluyoruz.
Daha önce bu köşe topraklarında NFT pazarlarının en ünlü Türk isimlerinden birini, yani Murat Pak’ı yazmıştım. Yakında Beeple’ı geçebilir kendisi.
Ama başka Türk sanatçılar da var NFT pazarında.

Yazının Devamını Oku

70 metrelik uydu anteni polemiği

Hafta sonu gündemde Refik Anadol vardı.

Ama sanatçı bu kez önünde uzun kuyruklar oluşan Pilevneli Galeri’deki “Makine Hatıraları: Uzay” sergisiyle değil, Instagram profilinin hikâye bölümünden paylaştığı, bol göndermeli bir yazıyla gündeme geldi.

Arkasında büyük bir uydu anteni fotoğrafının olduğu yazıda şöyle diyordu Anadol:

“Sevgili dostlar, yine aynı elitist sanat akademisyenleri maalesef sergimizin başarısını hazmedemiyorlarmış. Normaldir.

Yokluktan, hiçlikten ve negatiflikten beslenirler.

Yeni hiçbir şey söylemezler. Sanat halka inince hep böyle yaparlar. Onlara buradan 70 metrelik DNS anteni hediyem olsun”.

SANAT ELEŞTİRMENİ SÖNMEZ’DEN YANIT GELDİ

Ben de dahil herkes bu uydu antenli,

Yazının Devamını Oku

Bir Tünel ve Tepebaşı gezintisi

Eski Beyoğlu geri döner mi bilmem ama Beyoğlu’nda, özellikle Tepebaşı-Tünel civarında turist yoğunluğu ve çeşitliliği artmış durumda.

Bunu da hafta sonu o civarda gittiğim mekanlara dayanarak söylüyorum.
İlk durağım, Soho House’du.
Kulübün özellikle teras kısmı popülerdi.
Herkes orada toplanmıştı.
Bu arada Soho House altıncı yaşına girmiş geçtiğimiz günlerde.
Oysa daha dün gibi; Jamie Dornan’lı, Eddie Redmayne’lı açılış gününün tantanası, süksesi.
Soho House onca krize, bölgenin geçirdiği onca değişime rağmen ayakta ya, gerçekten bravo.

Yazının Devamını Oku

Doğal olandan utanmanın öteki adı: Beyaz kum

Plajlara beyaz kum, yani kuvars tozu dökme adedi son yıllarda lüks otellerin vazgeçemediği bir alışkanlık haline geldi. Bu ürkütücü alışkanlığı Hürriyet’ten İsmail Sarı tüm ayrıntısıyla yazdı geçtiğimiz günlerde.


Evet, alışkanlık ürkütücü, çünkü bu kuvars tozu Sarı’nın yazısında belirttiği gibi hem denize hem de bize iyi gelmiyor.
İnşaat sektöründe kullanılan bu kuma maruz kalmak tüberküloz ve akciğer kanseri gibi hastalıklara davetiye çıkartıyor.
Sarı’nın haberinden öğrendiğime göre aslında bu kumu döken otellere para cezası da yazılıyormuş. Ama o para cezaları kuvars tozu dökülen plajlarda bir öğle yemeğine ödenen para zaten. Bu yüzden oteller cezayı umursamıyor.
Bir de sırf Maldivler havası veriyor diye kuvars tozu dökmek şu anlama da geliyor:
Doğal olandan utanmak, onu gizlemeye çalışmak.
Oysa Ege kıyılarının doğal hali en güzeli. Bu kuma ihtiyacı yok!

Emir Taha’nın İngilizce-Türkçe yükselişi

Yazının Devamını Oku

Mekanlar da ofise dönüşür mü

Çoğu mekan açık kalacağı sürenin uzamasını, yani akşam 19’dan sonra da açık kalma kararını bekliyor.

Bu ne zaman gerçekleşir bilmiyorum ama o sırada kaçırdıkları bir kitle var.
O da halihazırda evden çalışan beyaz yakalılar.
Evden çalışmak herkes için kolay bir durum değil.
Kendini eğitmek, disipline sokmak
ya da ev kalabalıksa önündeki işe odaklanmaya çalışmak.
Oysa gündüz çok da iş yapmayan, daha çok akşam müşterisi olan mekanlar bazı masalarını çalışma alanı gibi düzenleyebilir.
Hatta her gün aynı masada çalışmak isteyene, o masayı rezerve edip ona göre bir bedel alabilir.

Yazının Devamını Oku

Ece Dağıstan’ın ilham verdiği kadınlar

Yine bir öğleden sonra çekirdek arkadaş grubu buluşmasındayım.

“Yine” diyorum, çünkü akşamlar artık tek başınalığın sembolü.

Herkes kendi evinde (kendi izlediği diziyle) yalnız.

“Herkes” dediğim, biz, yani bekar ve çocuksuz arkadaş grubum.

Evet, mekanlar açılmadan önce birbirimizin evine gidip geliyorduk.

Ama mekanda buluşup laflamak gibi olmuyordu.

Mekanlar açılınca hızla alıştık öğleden sonra buluşmasına.

Ama öğleden sonra buluşmak da zor.

Herkesin işini bir şekilde ayarlaması gerekiyor.

Yazının Devamını Oku

Yeni ilgi köpüğümüz: Bay Hadid

Ben ilk gördüğümde Mickey Rourke’un kardeşi filan sanmıştım.

Değilmiş, Gigi ve Bella Hadid’in babası Mohamed Hadid’miş.

Bir açılış için Türkiye’ye gelmiş.

Ama açılış bitti, o gün bugündür baba Hadid’in attığı her adım çılgınca takip ediliyor.

Baklava yiyor, flaş flaş. Sultanahmet’e gidiyor, flaş flaş. Sergi geziyor, flaş flaş.

Bir dahaki sefere Gaziantep ve Alaçatı’yı da gezecekmiş.

O zaman kendisini günlerce takipten çıkmayacağız demektir.

Hele bir de Gigi ve Bella’nın ön Arapça isimlerini söyledi ya, bahtiyarız.

Bir tepsi baklava daha yemeden bırakmayız.

Yazının Devamını Oku

Erken vakit sosyalleşme akımına uydum ve...

Cumartesi günü erken vakit sosyalleşme akımına uydum ve saat 12 civarı Etiler’deki All Sports’daydım.

Mekanın açık alanında kalabalık bir masaydık ve tam beş saat oturduk.

Uzun süredir bir mekanda o kadar saat oturmamıştım.

Kendime de şaşırdım.

İşin doğrusu, o kadar saatin nasıl geçtiğini de anlamadım.

Bakınız: Pandemiyle birlikte zaman algısının değişmesi hadisesi...

Eskiden olsa onca saat bir mekanda oturmaktan kesin sıkılır, “Buradan başka bir yere mi gitsek?” diye etrafımdakileri manipüle etmeye çalışırdım.

O gün ise hiç sıkılmadım, hatta yerimden kalkmak da istemedim.

Mekanın açık alanındakiler mutlu mesut otururken

Yazının Devamını Oku

Bu yaz İstanbul mekanları Bodrum’da

Azur’un, Paper Moon’un ve Sunset’in suşi kısmının Bodrum’a ineceğini daha önce yazmıştım.

Şimdi yeni Bodrum gelişmelerine buyurun:
◊ Nişantaşı’ndaki Must da Bodrum’a geliyor. Yalıkavak Tilkicik Koyu’nda, eskiden Root’un olduğu yere konuşlanacak olan Bodrum Must’ın açılış tarihi 7 Mayıs.
Akşam 18.00’den sonra açılacak ve fine-dining restoranı olarak hizmet verecek olan Must’ın Bodrum çıkarmasıyla ilgili mekanın ortağı ve işletmecisi Ercan Gümüşkaya iddialı ve heyecanlı.
Nişantaşı’ndaki Boel ise Bodrum Must’ın hemen üstündeki otelin işletmesini üstleniyor.
◊ Bomonti’deki restoran-bar Wu, Yalıkavak’a açılacak bir diğer İstanbul markası.
Edition Oteli’nin tam karşısına açılacak olan Wu, bu yaz yeni neslin favori noktalarından biri olmaya aday.
◊ Edition Otel’e de bir İstanbul markası geliyor: Kuruçeşme’deki Inari.

Yazının Devamını Oku

Aleyna’ya ‘Rose’ disiplini diliyorum

Aleyna Tilki’ye üzülüyorum.


Sen kalk Warner Music’le anlaş, ilk İngilizce şarkını çıkar ve sonra da kendini şarkının YouTube videosunun altına “Şarkı ayransız döner gibi olmuş” diye “mizah kasıcı” yorum yazanların, yetmedi Demet Akalınlı polemiklerin ortasında bul.
Hadi diyelim ki buldun.
Ama bari yanıt verme. Hemen o topa girme.
Muhabirler Demet Akalın’ın dediklerini anımsatınca şöyle demiş Aleyna: “Beni eleştirenler, çalıştığım ekip Grammy aldı, onu konuşsun.”
Açıkçası bu yanıt da “Şarkı ayransız döner gibi olmuş” diye yazandan pek farklı değil.
“Çocuk dizisinde oynuyor” diyen senin ekibin nerede ne yapmış, ne almış ilgilenmez ki...

Yazının Devamını Oku

Beeple’ın Christie’s satışına Türk rakip: Pak

Kripto art üreticisi Beeple’ın “Everydays: The First 5000 Days” eserinin 69.3 milyon dolarlık Christie’s satışı gerçekten de başlangıçmış.

Önceki gün bir başka ünlü müzayede evi olan Sotheby’s devreye girdi ve “kripto art” üreticisi Pak ile işbirliği yapacağını duyurdu.

Sotheby’s açık artırmanın ne zaman yapılacağı konusunda henüz detay vermedi ama bu kadarı bile yeni bir heyecan dalgası yaratmaya yetti.

Bizim tarafımızda ise başka bir heyecan söz konusu. Çünkü Pak, Türk bir “kripto art” üreticisi.

NFT pazarlarından biri olan SuperRare’den uzun süredir takip ettiğim, Twitter’daki kullanıcı adı Murat Pak olan ama yaptığı çalışmalar için kendine kısaca “Pak” diyen dijital sanatçının ürettiklerinin değeri aralık ayında 1 milyon doları aşmıştı.

GİZEMLİ VARLIK

Pak, 1 hafta önce “Foundation.app”e bir röportaj vermişti. Orada “gizemli bir varlık” olarak tanımlanmıştı:

“Bir sanatçı, kolektif ya da bir yapay zeka olabilir. Bu belirsizlik, itirazın bir parçası da olabilir. Pak, 25 yıldır dijital sanat yaratıyor. NFT pazarındaki son patlamaya kadar Pak, Ethereum üzerinde en başarılı sanatçıydı.”

Yazının Devamını Oku

Şeyma hariç hepimiz Greta’ydık

Hava yolculuklarında geçen yıl yüzde 74’e varan bir düşüş yaşanmış.

Özellikle de 2020’nin mart ve nisan aylarında.

Zaten bu hepimizin malumu, yeni bir şey değil.

Yeni olan bu düşüşün başka bir veriyle açıklanması ve bunun da bir işe yarıyor oluşu!

Günlük karbondioksit emisyonlarının tahmini üzerine kurulu uluslararası bir girişim var.

Adı, Carbon Monitor.

İşte orada uçakların dünya çapında yaydığı karbondioksitten yola çıkarak karşılaştırmalı bir istatistik hazırlamış. 

Buna göre havacılıktan kaynaklanan karbondioksit emisyonu geçen yıl yüzde 50 düşmüş.

Daha da sayısal ifade edersek: 2019’da emisyon oranı yaklaşık 1 milyar metrik tonmuş. 2020’de ise 500 milyon metrik tona gerilemiş.

Yazının Devamını Oku

Bu yeni müziği ve kliplerini seviyorum

İrem Candar, Mabel Matiz ve Kalben.

Hafta sonuma bu üçünün aynı anda çıkan yeni şarkıları ve o şarkıların videoları damga vurdu.
İrem Candar’ın Hatırla...
Mabel Matiz’in Kahrettim...
Ve Kalben’in Teoman’la beraber söylediği Robot Kozmonot.
Üçünün de şarkılarındaki sound arayışı yenilikçiydi.
Eski değildi.
Keza videoları da öyle.

Yazının Devamını Oku

Çok kripto bir hadise: 69 milyon dolarlık satış

2 hafta önceki pazar yazısında Beeple’ın, yani Mike Winkelmann’ın dijital eserinin Christie’s müzayede evinde satışa çıkarıldığını yazmıştım.

Uzun uzun da Beeple’ın nereden nereye geldiğinden bahsetmiştim.

İşte Beeple’ın “İlk 5000 Gün” adlı kolaj dijital eseri, New York Times’ın manidar deyişiyle “JPG dosyası”, iki hafta süren açık artırmanın sonucunda perşembe günü 69 milyon dolara satıldı!

Üstelik 255 yıllık müzayede evi, tarihinde ilk kez bir satış için kripto para birimi olan Ethereum’u kabul etmiş oldu.

Her açıdan işin içinde bolca yenilik var yani.

KOONS VE HOCKNEY’DEN SONRA ÜÇÜNCÜ!

100 dolarla başlayan dijital eser için fiyat teklifleri aslında son gün 30 milyon dolarda kalmış.

Ancak son anda teklifler hızlanmış ve açık artırma 2 dakika daha uzatılmış.

Sonunda eserin fiyatı bir anda 60 milyon doların üzerine çıkmış.

Yazının Devamını Oku

Birinci salgın yılınız kutlu olsun

Geçen sene bu zamanlar...

iPhone’un fotoğraf arşivinden baktım, daha kapanmamıza 2 gün varmış. Hatta Time Out’un yeme-içme ödül törenini İdil Yazar’la beraber sunmuşuz.

2 gün sonrası ise çook eskiden saatler 24.00’ü gösterdiğinde TRT’nin yaptığı gibiydi işte: İstiklal Marşı ve kapanış!  Ve bugün o kapanışın, yani salgının üzerinden tam 1 yıl geçmiş.

Şimdi herkes kendi içinde birinci salgın yılının muhasebesini yapıyor, “Nasıldı?” diye.

Ünlü mimarlık ve tasarım sitesi Dezeen da yapmış.

Tasarım ve mimarlık alanının parlak isimlerine salgının birinci yılında neler değiştiğini sormuş. Bu sorunun yanıtını az çok hepimiz biliyoruz.

O nedenle ikinci soruları daha çok ilgimi çekti:

“Bundan sonra ne olacak?”

ANAHTAR KELİME İŞBİRLİĞİ

Yazının Devamını Oku

Eğer o yarışmaya girmeseydi hayatı nasıl olurdu

Karahan Çantay’ın ölüm haberiyle birlikte 90’lar magazinine ışınlanmamak elde değildi. Şöyle bir dönüp arşiv deryasını tarayınca şunu fark ettim; o kadar çok şey yaşanmış ki...

90’lar gerçekten çılgınmış. Buyurunuz:

Sibel Can’la Karahan Çantay’ın ilişkisine dair dedikoduların yayılması.

Eski bir mankenin bu ilişkiye dair “Elimde kasetiniz var” diyerek Sibel Can’ı tehdit etmesi.

Sibel Can’ın sonradan “uzaktan akraba” diyerek açıklayacağı bir çeteyi, şantajı sona erdirmek için devreye soktuğu iddiası.

Tüm bu olaylardan sonra Karahan Çantay unutulmuştu.

Meğer önce Amerika’ya gitmiş. Eldeki bilgilere göre taksicilik yapmış. Ama son yıllarda Tayland’da yaşıyormuş.

Matematik öğretmenliği yapıyormuş.

Zaten meşhur olduğu sırada ODTÜ Matematik’te okuyormuş.

Yazının Devamını Oku

‘İskoç kilt’iyle Kadınlar Günü’nün ne ilgisi var

Sanatçı Ahmet Güneştekin 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde Instagram profilinden İskoçya’da çektirdiği bir fotoğraf paylaştı.

Güneştekin İskoç erkeklerinin giydiği, onların tarihinde önemli bir sembol olan “kilt”i giyerek poz vermiş fotoğrafta.
Altında şöyle yazıyordu:
“İyi ki renkler ve sesler var var. İyi ki sanat var. İyi ki sanatın cinsiyeti kadın.
8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun”.
Niyet eminim iyidir ama her açıdan problemli ve kafası über karışık bir durum var ortada.
Şu açılardan:
- İskoç kimliğinin sembolü olan, her klana ve bölgeye göre ekose deseni/rengi değişen bir milli kıyafetin Kadınlar Günü’yle ne ilgisi var?

Yazının Devamını Oku