GeriOnur BAŞTÜRK Dünyaya sevgilimin gözünden bakmaya çalışıyorum
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Dünyaya sevgilimin gözünden bakmaya çalışıyorum

Henüz 20’lerinin başındayken İstanbul gece hayatına girip peş peşe konuşulan mekanlar (La Boom, Gizli Kalsın, La Boucherie) yaptı ve şehrin ritmini değiştirdi.

Tuba Büyüküstün’le aşk yaşamaya başladıktan sonra popülaritesi arttı, bu kez paparazziler peşine düştü.

Derken en popüler mekanı Gizli Kalsın’da Arda Turan-Berkay kavgası yaşandı, bu olayın olumsuz yankılarıyla uğraştı. 28 yaşındaki Umut Evirgen’den bahsediyorum.

Gece hayatının en çok konuşulan isminden.

Evirgen’le bizi moda dergisi L’Officiel aralık sayısı için bir araya getirdi. Tamer Yılmaz saatlerce uğraştı, pek stil fotoğraflarımızı çekti. Ben de “gece hayatının kapalı kutusu”, konuşmayı pek sevmeyen Umut’u bulmuşken “Madem bir araya geldik, sana şunları şunları sormam lazım” diye tutturdum.

“Tamam” dedi, “Ama her soruya yanıt vermem.” 

Şimdi buyurun Umut’la konuşmamıza...

En son üç yıl önce röportaj yapmışız. O zaman başlığım şuymuş: İstanbul’un en genç mekan patronu. Şu an, üç sene sonra nasıl bir Umut Evirgen’le karşı karşıyayım? Neler değişti, neler değişmedi?

- Hâlâ en genç mekan patronuyum! (Gülüyor) Yeni şeyler üretme merakım, arzum, iz bırakma tutkum değişmedi. Artık kendimi daha bütün hissediyorum. Kendimle daha mutlu olduğum bir dönem yaşıyorum. Eskiden yeni şeyler üretme konusunda kaygılarım fazla tetikleyici oluyordu. Artık daha tat bırakan projeleri doğal bir süreçte geliştirebiliyorum.

“Kendimi bütün hissediyorum” ne kadar iri bir laf böyle.

Erken mi olgunlaştın?

- Evet, olgunlaştım sanırım. Yapmak istediklerimi hayata geçirebilmek konusunda bugüne dek şanslıydım. Ama bu sorumlulukları da beraberinde getirdi. Tabii geriye dönüp bakınca ilkokul çağındaki Umut’u babasının işinin başında, bir problemin ortasında ya da kendinden 40 yaş büyük insanlarla arkadaşlıkta, sohbette hatırlıyorum! Düşün, okul arkadaşlarımın çoğu üniversiteyi uzatırken ben ikinci mekanı açmıştım!

Gizli Kalsın hâlâ en popüler mekanın. Ama bu sezon açtığın Chicki Boom son zamanlarda bir adım öne geçti. Buranın hikayesini bir anlatsana?

- “Buradan da mekan olur mu?” denilen ters köşe yerleri keşfedip kendi içimde hikayeleştirmem gerekiyor bir yer yaratabilmem için... 20’lerin 30’ların “speakeasy” konsepti sanırım yaptığım en iyi iş. Artık gastronomi insanların zihninde bir yere geldi, şimdi sıranın miksolojide olduğuna inanıyorum. Yediklerimiz kadar içtiklerimizin de sanatsal bir tarafı olduğunu ön plana çıkarmak istedim. Chicki Boom’da bunu başardık, içime fazlasıyla sindi.

Dünyaya sevgilimin gözünden bakmaya çalışıyorum

TUBA ÇOK MÜKEMMELLİYETÇİ

Chicki Boom’da sevgilin Tuba Büyüküstün’ün de katkıları var. Özellikle dekorasyon ve duvar resimleri konusunda. Nasıldı onunla çalışmak?

- Hiçbir mekanımı bir usta ya da mimara teslim olarak yapamadım. Çünkü iyi bir yeme içme mekanını işinin en iyisi dahi olsa bir mimar çıkaramaz.

Bu işin başka bir matematiği var. Ben çok fazla detaycı ve kontrol delisi biriyim. Tuba ise tanıdığım en mükemmeliyetçi insan olabilir. Bu nedenle beraber çalışırken bol bol atıştık, doğaçlama yaptık.

Atışmak derken? Hangi konularda atıştınız mesela?

- Tuba’yla en büyük farkımız zaman. Pratiklik adı altına sığınarak ben çok hızlı kararlar alabiliyorum. Ya da bir işi o an o saniye, imkansızı başarma hissiyle, bitirmeyi seviyorum.

Bir sanatçıya bir işi hızlı yapmasını teklif edemezsiniz, etmemelisiniz de... Gerçi aksiyona geçtiğimizde hiçbir sorun yok. Ama karar alma aşamasında zorlandık. Ben “Tamam yapıyoruz”a geçtiğimde Tuba henüz o fikri yeni yeni içine sindirmeye başlıyordu. Şansımıza, mekanın duvarlarını yıkarken dört kat altta 70’lerden kalma bir duvar kağıdı bulduk. Ahı gitmiş vahı kalmıştı. Tuba’nın bu kağıdı 1.5 saat gibi az bir sürede rötuş yaparak ne hale soktuğunu gördüğümde gözlerime inanamadım!

Tuba’yla ileride başka mekan sürprizleri olabilir mi?

- Onu ikna edebilirsem yeni bir mekan neden olmasın? Muhteşem bir lüks Tuba ile çalışabilmek.

KiMSEYi iSTEMEMEK YOK, AMA...

  La Boucherie’ye 27 yaş altını almaman kimileri için iyi kimileri için de kıl bir durum. Gece hayatında 20’likleri istemiyor musun?

- Her yaşın, her algının, kültürel dokunun, kendi içinde evrildiği mekanlar, tutkular var. Kimseyi istememek yok, ama ben 20 yaşında olsaydım başka yerlere giderdim.

La Boucherie’de geçen sezon Defne Samyeli’yi alıp sahne yıldızı yaptın. Şimdi yeni birileri var mı listede?

- Çok 90’lar jargonunda bir soru sordun (Gülüyor). La Boucherie’nin sahnesinin uğruna inanıyorum... İlk senenin yıldızı Rubato oldu. Çok çılgın bir noktaya geldiler. İkinci sene Defne Samyeli ve Ayta Sözeri, hatta Umut Kurt. Bu sene Meltem Cumbul çok içime sindi. Yılın sürprizi oldu. Tabii bu performanslarda benim kadar Özer Atik’in katkısını, vizyonunu, yeri geldiğinde sabrını unutmamalı.

KUZEY IŞIKLARININ ALTINDA OCAKBAŞI DA OLABİLİR!

 Bir ara New York’a mekan açma hayalin vardı. O hayale ne oldu?

- Kurumsal altyapıyı tam oturttuğum zaman hayata geçireceğim. Böyle diyorum ama şöyle bir şey de var: La Boom’u New York’ta diploma törenimin sabahında koşu bandında koşarken kurguladım. 24 saat sonra kazma kürek mekana başladık. Pizzacı bir akşam yemeğinde aklıma geldi. La Boucherie, New York-İstanbul uçağında, acil ihtiyaç torbasına çizerek oluşturduğum mekan... Chicki Boom ise duvardaki karolarını değiştirmek için mutfağa girdiğimde alanı büyük bulmamla oluşan bir yer...

O yüzden beni tetikleyen ne olur bilmiyorum!

New York’ta Fransız mutfağı da olabilir, kuzey ışıklarının altında ocakbaşı da!

BAZI SÖYLENTiLER FANTEZi SEViYESiNDE

Gizli Kalsın şehrin ritmini, akışını değiştiren mekanlardan biri oldu. Sonradan benzerleri açıldı ve gece hayatında başka bir kategori oluştu. Açarken böyle olacağını tahmin ediyor muydun?

- İşimde tutkuyla hareket ediyorum, ticari kaygılarla değil. Tahmin ettim ya da etmedim diyemem, çünkü düşünmedim! Girişimcilik sanırım burada devreye giriyor.

Biraz risk biraz delilik! Ama keşke benzerleri yerine “speakeasy” konseptinde başka fikirler çıksaydı…

Gizli Kalsın’da unutamadığın bir gece  var mı?

- İlk gecesi! Spontane bir şekilde, birbirinden habersiz, ilk anda akla gelecek en başarılı 14 sahne sanatçısına ev sahipliği yapmıştık.

Bu başka kime nasip olur ki?

Son zamanlarda Arda Turan-Berkay olayıyla da çok konuşuldu Gizli Kalsın. Ama aslında bu tür olaylar oranın müdavimini pek etkilemiyor biliyorum. Ne diyorsun bu olan bitene?

- Aslında bu, mekanlarımın insanlarda oluşturduğu aidiyet, güven duygusunun bir delili...

Dünyanın her yerinde malzemesi insan olan, alkolün de alındığı mekanlarda bu tür istenmeyen olaylar olabiliyor...

Ama bu kavga olayında algı, olayın kendisinden çok daha büyük bir şeye dönüştü. Arda ve Berkay da bir dakikadan daha az bir sürede arabalarına binip gittiler aslına bakarsan. 

◊ Arda-Berkay olayından sonra Gizli Kalsın’la ilgili çok eleştiri de yapıldı. “Gizli eşittir bu tarz olaylar” şeklindeki yorumlara söyleyeceklerin var mı?

- Sen de farkındasındır ki genelde eleştiriler ya da bu tarz benzetmeler ortam hakkında yeterince fikri olmayanlardan geliyor.

Sen de gelenlerden birisin, duruma hakimsin ama işte söylentilerin önüne geçilmiyor...

Hatta bazıları fantezi seviyesinde bile denilebilir! Bu yüzden söylenenlere üzülmek dışında elimizden bir şey gelmiyor.
Dünyaya sevgilimin gözünden bakmaya çalışıyorum

DÜNYAYA SEVGiLiMiN GÖZÜNDEN  BAKMAYA ÇALIŞIYORUM

İnsanlar seni pek tanımıyor. Kendini değerlendirsene, 10 üzerinden puanlar ver. İlk olarak nasıl bir mekan sahibisin?

- Takıntılı! Prensiplerim, kurallarım var. İşkoliğim, kontrol delisiyim. Gece kaçta yatarsam yatayım, sabah 9-10’da aktifim. Duygularım ve sezgilerimle hareket ettiğim için zor olabiliyorum. 7 puanı geçmemek lazım!

Nasıl bir sevgilisin?

- İşime bakıp aldanmamak lazım. Çok fazla ev insanıyım. Evde yemek yapmaktançok keyif alıyorum. Deneysel bir mutfağımız var. Bu arada neden bilmiyorum ama Balık burcu olmakla gurur duyuyorum.

Duygusal, karşısındakine özen gösteren, kendinden geçerek karşısındakini düşünmeye çalışan bir tipim işte! Hatta dünyaya da onun gözlerinden bakmaya çalışıyorum. En büyük kusurum, bazen sevgilimle gereğinden fazla gastronomi hakkında ya da kendi işim hakkında konuşabiliyorum. 10 üzerinden 8 deyip geçiyorum.

 Nasıl bir arkadaşsın?

- Arkadaşlık konusunda aldığından çok vermenin iyi bir şey olduğunu sandım yıllarca. Bu da beni zamanla  yalnızlaştırdı. Şimdi daha  dengeli alışveriş kurmaya çalışıyorum. Sonsuz  yardımsever ve fedakârım. İhtiyaç halinde her şeyi bırakır yardıma koşarım. Ama acil durumlar haricinde telefonla ulaşılması çok zor biriyim. Bu yüzden 8 diyorum.

 

X

Bodrum seyir defteri

Bodrum dört gözle “açılmayı” bekliyor. Peki bu bekleme esnasında neler oluyor? Kim, kiminle nerede yemekteydi? Neler konuşuldu? Kapanma günlerinde Bodrum’un seyir defterine buyurun...

PEŞ PEŞE ZİYARETÇİLER GELİYOR

Mandarin içine açılacak Lucca by the Sea’nin hazırlıkları devam ediyor. Henüz açılmayan mekanı herkes merak edip mutlaka ziyaret ediyor.

Benim gittiğim sırada Ece Sükan, Alican İçöz ve Erdal Karaman da oradaydı. Cem Mirap onca yoğunluğunun arasında tüm ziyaretçilerine yazlık Lucca’nın nasıl olacağını uzun uzun anlatmayı ihmal etmedi.

Bir ara ses sistemini kontrol etmek amacıyla Memo Garan müziği açtı. 2 dakikalığına bile olsa mekan açılmış gibi havaya girildi.

PİLEVNELİ İLK SERGİYİ AÇTI BİLE

Mandarin Oriental en hareketli noktalardan biri. Sadece Lucca vesilesiyle değil.

Pilevneli Galeri

Yazının Devamını Oku

Herkese açık anmanın amacı ne olabilir

Beren Saat’in trafik kazasında kaybettiği ilk aşkı Efe Güray’ı her yıl doğum gününde sosyal medyada anması elbette işin içine Kenan Doğulu da katılarak olumlu-olumsuz yorumlanmaya doyulamaz.

Çünkü Beren Saat bu anmayı her seferinde, herkese açık bir şekilde yapıyor.

Bile bile lades yani.

Oysa bu anmayı evinde, kendi halinde, sessizce yapsa kimsenin haberi olmayacak.

Bir tek Efe Güray duyacak olduğu yerden.

Tüm bu yorum ve eleştiri cümbüşü de böylece eksik kalmış olacak.

Ama Beren Saat ilginç bir şekilde herkesle paylaşmak istiyor bunu.

Hatta bana kalırsa üzerine yorum yapılsın, tartışılsın istiyor.

Tahminim,

Yazının Devamını Oku

Insta-bunalım: En iyisi bir şey koymamak

Pandeminin bir de Instagram bunalımı yönü var.


Şahan Gökbakar onu yaşayanlardan biri olmuş.
Instagram hesabını kapatmasıyla ilgili samimi bir şekilde şöyle diyor:
“Özellikle pandemi döneminde yaptığım paylaşımların anlamsızlığını fark ettim.
Neden her gün fotoğraf koyuyorum diye düşününce, koymayayım daha iyi dedim.
Baktım yine sürekli elim gidiyor, bir şey paylaşmasam da vakit geçiriyorum boş boş.
En iyisi kapatayım dedim ve hesabı dondurdum. İnsan sürekli aynı şeyi yaptığı zaman fark etmiyor ama, çok anlamsız bir hareket oraya sürekli fotoğraf koymak.”

Yazının Devamını Oku

Resmen yaş zorbalığı

Tatlı bir pandemi kapanması sabahından herkese merhaba.


Böyle televizyon spikeri ya da YouTube kanalını yeni açmış ergen tadında sesleniyorum, çünkü galiba bu son kapanma iç kararmasına da neden olmaya başladı.
Bu iç kararmasının aydınlanma çaresi, merhemi kişiden kişiye değişir tabii, ama bana iyi gelen nitelikli bir şey okumak mesela. Son günlerde okuduğum güzel işlerden biri ise L’Officiel dergisindeki Zuhal Olcay röportajıydı. İnan Kırdemir yapmış.
Şöyle diyor Olcay röportajın bir yerinde:
“Bundan iki yıl önce geçmişte olan bir şeye verdiğim anlam iki yıl sonra değişiyor ve bütün hikâyeyi baştan aşağı yeniden yazmak durumunda kalıyorsun. Anlam yüklediğin olayların gerçekte öyle olmadığını görüyorsun. İnsan denen bu kompleks yaratık hem her şeyi çok hızlı tüketip hem de o beynini didik didik eden şeyleri tüketmelere doymuyor.”
O zaman Zuhal Olcay’a bu noktada bir ekleme yapmak isterim:
İnsanın hayatta kalma nedeni olaylara yüklediği anlamların zaman içinde farklılaşması olabilir mi? Eğer farklılaşmasaydı yaşamak bir ızdırap haline gelirdi herhalde.


Yazının Devamını Oku

Yetişkinlerin pandemi sıkıntısı: 20 yaş fotoğrafları

Sosyal medyadaki 20 yaş challenge’ı şunu gösterdi: Yetişkinler fena halde sıkılmış pandemiden.

Ünlüsünden ünsüzüne herkes, eğer telefonunun bir köşesinde bunca zaman özenle saklamadıysa, eski fotoğraf albümlerini karıştırdı ve 20’li yaş fotoğrafını bulup paylaştı.
Şu devirde az çaba mı?
Ben kanepeden kalkıp koltuğa geçene kadar yarattığım çaba enerjisine hayran kalırken...
Neyse, demek ki herkes gerçekten sıkılmış ve eğlenmek istedi.
Evet, eğlenmek. 20’lik fotoğrafla bugünü kıyaslayıp acımasızca, gayet basit bir seviyeden eğlenebilmek için:
◊ O zamanlar kel değilmiş, saçı varmış.
◊ Ne tipsizmiş, şimdi en azından bir şeye benziyor.

Yazının Devamını Oku

‘Ruhsat saatlerine geri dönülmeli’

90’lar başında yayınlanmış, sinir bozucu şekilde dile takılan Şener Şen’in oynadığı “aç-kapa” reklamında olduğu gibi bu kapanmanın da bir açılması var. Yeme-içme sektöründe şimdi bu konuşuluyor, “Açılma bu kez nasıl olacak” diye.

Kademeli açılmanın sinyalleri verildi. Son sırada yine mekanlar var.
Görünen o ki onlar için tam açılma mayıs sonunu bulacak gibi.
TURYİD (Turizm, Restoran Yatırımcıları ve Gastronomi İşletmeleri Derneği) Başkanı Kaya Demirer’e sordum, “Bu yeni açılmayla birlikte sektörün beklentileri neler” diye.
Demirer’in üzerinde durduğu en önemli konu “ruhsat saatlerine geri dönülmesi” oldu.
Malum, geçen yaz açılmayla birlikte tüm mekanlar 24.00’a kadar açık kalabilmişti.
Nitekim konuştuğum çoğu mekan sahibi de en çok saat kuralı konusunda dertli.
“Yeni açılmayla beraber bir de 22.00 kuralı gelirse biteriz” diyorlar.

Yazının Devamını Oku

Parti denemesi mi dediniz?

İspanya’dan sonra İngiltere’de de sosyal mesafesiz ve maskesiz bir parti denemesi yapıldı. Yaklaşık 3 bin kişinin katıldığı Liverpool’daki partiye gelenler negatif test şartıyla alana alınmış. Beş gün sonra da tekrar test yapmaları istenmiş.

Parti denemesine öncülük eden sağlık yetkilileri sonuçtan emin:

Katılımcıların beş gün sonraki testi de negatif çıkacak diyorlar.

Hani daha önümüzdeki nur topu gibi bir 15 günlük kapanma varken bu tarz parti denemesi haberlerini okumak pek de hoş olmuyor. İnsan özeniyor.

3 bin kişilik bir partiye pandemi olmasa da canım katılmak istemezdi. Ona eminim.

Esas özendiğim şu: Pandemi konusunda bir sonuca ulaşılması, mesafe kat edilmesi ve böyle denemeler yapılmaya cesaret edilmesi.

Bir de bize bakıyor ve açıkçası umutsuzluk kuyusuna düşüyorum.

Bu gidişle bu yılın sonuna kadar daha çok açılma kapanma yaşarız gibi geliyor.

Az insanlı yalnızlık kümeleri

Yazının Devamını Oku

Dizi dizi diziler arasında

O diziden bu diziye peş peşe serbest dalış yaptığım günlere geri döndüm.



Mecbur, çünkü evdeki dört duvar arasından çeşit çeşit paralel evrene en şipşak geçiş aracı diziler.
Misal: Burcu Biricik şu sıra favorim.
Önce “Fatma” adlı dizisini izledim.
Ardından “Camdaki Kız”a tam orta yerinden başladım.
Her dizide ayrı ayrı travmalara sahip karakterleri oynuyor Burcu Biricik.

Yazının Devamını Oku

Hay manzaranıza...

Bülent Cankurt’un yazısından öğrendim.

İş insanı Selim Hamamcıoğlu oturduğu evin manzarasını kapadığı için bir ağacı kesmek istemiş.
Site yönetimi izin vermeyince de yöneticiyle kavga etmiş.
Daha sonra olayın kamera görüntüleri WhatsApp gruplarına düşmüş.
Herhalde en şımarık şehirli mevzularından biridir, “Bu ağaç manzaramı kapatıyor” mevzusu.
Neden o deniz manzarasının illa pürüzsüz olması istenir?
Neden sağdan soldan fışkıran bir ağaç kadraja giriyorsa hemen gıcık olunup neredeyse balta almak suretiyle kesip biçme arzusuyla yanıp tutuşulur?
Ki bunu da en medeni, en çevreci görünenler yapar genelde.

Yazının Devamını Oku

Kapanmadan hemen önce Bodrum ve İstanbul

Kapanmaya saatler kala...

İstanbul’dan gelen trafik görüntüleri sıradan bir kıyamet filminden fırlamış gibi.

O sırada Bodrum’dayım, havalimanına gidiyorum.

İstanbul trafiğinin bir benzeri Bodrum’un her tarafında oluşmuş durumda.

“Tam kapanma festivali” gibi ortam, bitmeyen bir son dakika şenliği.

Bir yanıyla turizmi kurtarma hedefi olan bu kapanma vesilesiyle herkesin güneye akın ediyor oluşu ekstra ironik.

Herkes İstanbul’dan kaçarken İstanbul’a dönmek ise tatlı bir duygu kaosu.

Uçak neredeyse boş.

Yan koltuğum, yan koltuğumun koltuğu.

Yazının Devamını Oku

Tam kapanma günleri sayıklamaları

Malum kararlar açıklanınca bir an restoranların paket servisi de bitti sanıp kendi iç kuyularımda dedim ki, “Galiba aç kaldım.”


Oysa ilk karantina döneminde, yani geçen yıl bu zamanlar, gönüllü mutfak kölesiydim.
Yemeğimi kendim yapıyordum. Dışarıdan hiçbir şey sipariş etmiyordum.
Nedenini hatırlayın; o dönem restoranların mutfağından yemek yemeye korkuyorduk, virüs bulaşır diye.
Korkularımız akıllı telefonlar gibi sürekli güncelleniyor, şimdi öyle bir korkumuz yok mesela.
Neyse, gönüllü mutfak kölesi olduğum o haftalarda sağlıklı şeyler yiyeceğim diye -yine kendi kuyularımda- tutturmuştum.
Siyah pirinç bazlı her türlü salata favorim olmuştu.

Yazının Devamını Oku

Eyvah, emlakçılar da NFT’yi keşfetti

Bir evi satmak için NFT’yi nasıl kullanırdınız?

Kaliforniyalı bir emlakçı olan Shane Dulgeroff gayet akıllıca bir çözüm bulmuş.
Elindeki satılık evlerden birini NFT destekli bir sanat eserine dönüştürmüş!
Evi esere dönüştüren elbette emlakçının kendisi değil.
Bu iş için Amerikalı bir grafik tasarımcı olan Kii Arens ile anlaşmış.
Arens da 45 saniyelik bir video eseri yaratmış.
Eserde öyle aman aman bir durum yok.
Göz alıcı renklerden oluşan, uzaylıların dikizlediği bir satılık ev kurgusu.

Yazının Devamını Oku

Yapay zeka ürünü portreleri haziranda görebileceğiz

Haziran ayı başında fiziki olarak gerçekleşecek Contemporary İstanbul’un (CI) “Plugin” bölümünün bu yılki ağır topu Mario Klingemann. Kendini “bilgisayar programcısı, yaratıcı bir sanatçı ve bir tutam da bilim insanı” olarak tanımlayan Alman sanatçı Klingemann’ın en çok ses getiren çalışması “Memories of Passersby I”.

Çalışmanın başrol oyuncusu ise 50’lerdeki eski radyolar gibi giydirilmiş bir yapay zeka makinesi!
Bu makinenin bağlandığı iki adet dijital çerçeve var.
İşte o çerçevelerde makine yazılımının o anda ürettiği kadın ve erkek portreleri sergileniyor.
Klingemann, yapay zeka yazılımı için Google tarafından geliştirilen ve günümüzdeki en gelişmiş yazılımı olan BigGan teknolojisinden yararlanmış.
355.7 milyonluk devasa bir veri havuzunu aynı anda tarayıp anlık çıktı sağlayan bu yazılım sayesinde daha önce hiç var olmamış yeni insan suretlerinin yaratılışına tanıklık ediliyor bu sayede!
Mario Klingemann’ın bu işini canlı canlı görmek için sabırsızlanıyorum.

İlhamını Büyük İskender’den alıyor

Yazının Devamını Oku

‘Ex-Survivor’cıdan bireyin gücü kitabı!

Geçen yılın Survivor yarışmacısı Barış Murat Yağcı kitap çıkarmış.


“Her Şeye Rağmen” adlı kitap şöyle tanıtılıyor:
“Bireyin gücü, iradenin otoritesi ve sorgulama sanatı üzerine inşa edilmiş bir başucu rehberi.”
Bitmiyor, maalesef devamı var:
“Z kuşağının anti-otoriter ruhuna kalp masajı yapacak bir kitap.”
Ah bir de, “Acılar tembel insanın bahanesidir.”
Ama burada da

Yazının Devamını Oku

“Şeyma’nın Hayatı”nda yeni sezon

Doğruya doğru, Şeyma’nın hayatını izlemek zevkli.

Nefret eden de nefes almadan izliyor; çemkiren de, gizli gizli özenen de...
Sadece kimse itiraf edemiyor.
Ben en son Şeyma’nın insta hayatı dizisinin İtalyan DJ sezonunda kalmıştım.
Mısırlı milyarder sezonunu geç de olsa yakaladım.
Uçak kapatma hadisesinden tropik adadaki romantik tatil atmosferine kadar artık her şeye hakimim.
Başım göğe ermedi ama Şeyma’nın pembe dizi tadındaki hayatını da seviyorum.
Tek sıkıldığım nokta, insanlar onu yüklendikçe “Ben bunu hak ediyorum, ben iyisine layığım” diye coşarak “ben, ben, ben” dansı yapması, ki buna hiç gerek yok.

Yazının Devamını Oku

Moda Haftası neden en başa döndü?

İstanbul Moda Haftası geçen hafta ikinci kez dijital olarak sessiz sedasız yapıldı ve bitti.

Üstelik bu kez dünyadaki önemli moda haftalarının hepsinin (60’dan fazla olduğunu belirtiyorlar) sponsoru olan Mercedes de yoktu, sponsorluktan çekilmişti.
Artık moda haftasının adı sadece “Fashion Week İstanbul”.
Mercedes sponsorluktan çıkınca yıllar önce İTÜ’de başlayan o ilk moda haftası kıvamına geri dönülmüş oldu.
Oysa uluslararası radara, takvime girmek için bu sponsorluk önemliydi, yıllarca beklenmişti.
Hatırlıyorum, bu işbirliği ilk gerçekleştiğinde herkes mutlu ve heyecanlıydı.
Nihayet dünya moda haftaları radarına girilmişti.
Şimdi neden böyle oldu peki?

Yazının Devamını Oku

Bir ‘ev sosyali’nin notları

Geçtiğimiz günlerde bir grup tanıdıkla sokakta karşılaştık.

Hepsi köpek gezdiriyor, bir ben köpeksiz.

Neyse.

Epeydir karşılaşılmadığı için ilk soru şu oldu:

“Kimler korona geçirdi?”

Geçirenler “Oh bitti, sıramı savdım” havasındaydı. Üstüne antikorlarını da sıraladılar.

Benim gibi yakalanmamış olanlara da farkında olmadan bir “Aa nasıl yani?” tavrı takınıldı.

Hele bana ultra şaşırdılar, “O kadar yere girip çıkıyorsun, yuh!” diyerek.

Malum, böyle bir algı etiketim var,

Yazının Devamını Oku