Şehirde en son neler oldu

Yeniden keşfedilen o İtalyan restoranı, Burcu Esmersoy’dan Kıvanç Tatlıtuğ’a herkesin katıldığı bir parti ve yerli Mila Kunis’in mekanı... Hepsi birden bu yazıda.

* HERKESİN OLDUĞU O PARTİ
Bir köşede Kıvanç Tatlıtuğ, Başak Dizer.
Bir başka köşede Özge Ulusoy, Hacı Sabancı.
Birkaç adım ötede Burcu Esmersoy.
Ve moda-medya-tasarım dünyasından isimler:
Didem Soydan, Işın Görmüş, Gülen Yelmen, Elif Brav, Evren Kayar, Elvan Tığlıoğlu, Deniz Marşan, Hakan Bahar, Mert Aslan, Ali Tank, Sami Savatlı ve derin koltuk altı dekolteli Commes des Garçons marka siyah gömleğiyle çok konuşulan Mahmut Anlar...
Saydığım isimlerin hepsi Tolga Sezgin’in doğum günü partisi için toplanmıştı.
Soho House binasının dışındaki Chancery Room’da gerçekleşen parti bir süre sonra bahçeye taştı ve tabii dedikodular da öyle...
Evli bir erkek oyuncunun geçenlerde yapılan bir partide çok sarhoş olup ünlü bir kadınla öpüştüğünden bahsedildi...
“Hafta sonu Bodrum mu Çeşme mi?” geyiği yapıldı...
“Soho House’un en güzel yeri aslında bahçesi, yakında buraya da üyelik şartı konabilir” esprisi yapıldı...

* YERLİ MILA KUNIS’İN MEKANINA BUYRUN

Yüzü ve özellikle de gözleri o kadar çok ünlü oyuncu Mila Kunis’i andırıyor ki, ilk gördüğüm anda bunu kendisine söyledim.
O günden beri benim için yerli Mila o.
Merve Güleç’ten bahsediyorum. Teşvikiye’nin en yeni işletmecisinden.
Hüsrev Gerede’deki Meg adındaki kafesini açalı henüz bir ay oldu. Ama şimdiden müdavimleri var.
İşadamı Can Akçay mesela, sık sık orada.
Çünkü Meg’in yemekleri gerçekten leziz. Her gün farklı bir mönü çıkıyor. Ama herkesin çok beğendiği levrek ceviche’si her çarşamba oluyor.
Sıcak sütle eritilen New York usulü cookie shot’lar ise tatlı sevenlerin favorisi.
Ağızdan ağıza “yeni Kantin” olarak da konuşulmaya başlanan Meg’in yolu açık. Bir an önce keşfedin derim...

* LİSTEDE YÜKSELİNCE YENİDEN KEŞFEDİLDİ
Ülkesi dışında açtığı tek restoran bizde olan (Zorlu’daki Eataly içinde) ünlü İtalyan şef Massimo Bottura dünyanın en iyi 50 restoranı listesinde bu yıl ikinci sıraya yükseldi. İtalya’nın Modena şehrindeki Osteria Francescana adlı restoranıyla...
Bottura’nın listenin ikinci sırasında yer almasıyla beraber şimdiye kadar sessiz sedasız ilerleyen Zorlu Eataly içindeki restoranı yeniden gözde bir yer haline geldi.
Herkes orada yemek yemenin peşine düştü.
Malum; bizi ödüller, listeler etkiler.
Zaten değerli olan bir şeyi yeniden keşfeder, “Ne kadar değerliymiş” demeye başlarız.
Bottura’nın başına gelen de o hesap...

Hey DJ! Çal da neşemizi bulalım

Televizyonlarda hâlâ amatör şarkıcıların çarpıştığı yarışmalar dönedursun, esas rekabet/şöhret/yarışma dj dünyasında...
Misal: Elektronik müzik dünyasının yakından takip ettiği bir DJ yarışması var, adı SoundClash.
İyi haber şu: Bu yıl yarışmanın Türkiye ayağı harekete geçiriliyor.
Yarışmanın en büyük destekçisi Tonight It’s Your Time diyor ki: İsmini duyurmak isteyen tüm amatör ve profesyonellere kapımız açık, 29 Haziran’a kadar başvurun, üstelik yarışmanın Türkiye birincisi Las Vegas’ın en ünlü kulübü Marquee’de çalma şansını da yakalayacak...
E daha ne olsun?


Hafta sonu ‘Another Love’ demek için...

Ah Tom Odell!
Another Love’ı dinlemekten artık bıksam da seni canlı izleme fırsatı doğmuşken kaçırmamalı...
Evet, Odell bu pazar LifePark’ta yapılacak One Love Festivali’nde sahne alıyor.
Sadece o değil, cumartesi başlayan festivalde ilgi çekici daha bir sürü isim var.
Mesela: Gezi sonrası yaptıkları Spring of War şarkısı/klibiyle dikkatleri çekmiş İstanbullu grup The Ringo Jets ve James Blake...

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Aşırı konuşmaktan aşırı özlem duygusuna

Nasıl bir dönemse bu, aşırı bir duygudan başka bir aşırı duyguya savrulmanın dönemi.

Merkür geri gittiğinden filan değil, o Merkür yıllardır geri gidiyordu zaten.

Başka bir hadise bu.

O eski Nazan Öncel şarkısındaki gibi iç sızlatırsak:

“Bir hadise var, kimse bilmiyor.”

Önce Clubhouse’un keşfedilmesiyle kelimeler sel olup taştı, konuşmanın dibine vuruldu, geyik muhabbeti bile kendinden sıkıldı.

Sonra WhatsApp gruplarında dolaşan, herkesin birbirine dokunaklı bir ses tonuyla “Yaa izlemen lazım” diyerek önerdiği, bir içki markasının Almanya reklamı sayesinde bu kez de aşırı özlem duygusu sağanağına teslim olundu.

İncelikli ve zekice hazırlanmış o reklamın nişan aldığı İstanbullu duygular malum:

Gecenin bir yarısı Nevizade’de arkadaşlarınla buluştuğun, mekandaki herkese cömertçe midye dolması dağıttığın o süper eğlenceli masadan yeni kalkmış, İstiklal Caddesi’nde tek başına yürüyorsun.

Yazının Devamını Oku

Konuşmayı mı özledik yoksa durum başka mı

Hafta sonu Covid-19 dışında bir virüs daha gündemdeydi: Clubhouse!

Bu yeni sosyal ağ herkesin öyle bir kanına girdi ki, inanılmaz.
Cumartesi-pazar boyunca Clubhouse odalarında dolaşırken, “12 saattir aplikasyon içindeyim, bir türlü çıkamıyorum” diyen çılgını da duydum, hiç tanımadığım insanların “Arkadaşım Clubhouse’a girmeyi çok istiyor, ona davetiye yollar mısınız?” diye soranı da...
İyi de bu aşırı coşkunun sebebi neydi?
Gerçekten konuşmayı çok mu özlemiştik?
Yoksa durum tamamen yeni olan şeyi anında tüketme, “Ben de orada olmalıyım” hissiyatından mı ibaretti?
Doğruya doğru, ikinci seçenek ağır bastı.
Çünkü aplikasyon herkese açık değil. İçerdeki kullanıcının davetiyle girilebiliyor.

Yazının Devamını Oku

Eskinin alternatifi artık ana akım oldu

Pandeminin faydalarından biri de yeni yaşam biçimlerine alışmamız oldu galiba.

Eskiden “Karavanda yaşayacağım” diyene, her şeyi bırakıp dağda/köyde küçük bir kabin evde yaşamını sürdürmek isteyene en açık fikirlisi bile “Delirdi galiba” gözüyle bakardı.
Pandemiden sonra işler değişti.
Böyle planları olana, hatta planla kalmayıp hızla hayata geçirene “Ah ne güzel” diye iç geçiriyor, “Beni de al yanına!” diyoruz.
Eskinin alternatif yaşam biçimleri şimdinin ana akımı olmaya başladı.
Özellikle beyaz yakalılar için şehirde yaşamak tek seçenek olmaktan çıktı.
Ofislere uzun bir süre daha dönemeyecek olanlar ya da bundan sonra ofislerin hayatımızdan tamamen çıkacağını düşünenler, soluğu güneydeki herhangi bir beldede alıyor.
Yanlarına sadece bilgisayarlarını alarak...

Yazının Devamını Oku

Ünlü yazarın selfie hevesi

Orhan Pamuk’un Rasim Ozan Kütahyalı ve Nagehan Alçı ile bir ev davetinde çekilmiş fotoğrafı sosyal medyada çok konuşuldu.

Herkes Pamuk’un poz verdiği isimlere odaklandı.

Ben tam tersine, Pamuk’un cep telefonunu eline alıp bu kadar hevesli selfie çekmek istemesine...

Ünlü bir yazar normal insanlar gibi selfie çekemez mi?

Çeker çekmesine de; sanki çekmese, bu kadar heveslenmese, “Ne selfie’si, boş verin yemek sohbetimize odaklanalım” diye teklifi reddetse, daha karizmatik olurdu.

Gitti karizma yüzdesinden koca bir pay.

Yıldız Tilbe’den ‘kafana göre takıl’ mesajı

Yıldız Tilbe yeni şarkısı “Peşindeyim Koşa Koşa”nın videosunda “binbir peruk masalları” adlı bir müzikalde oynar gibi.

Yazının Devamını Oku

Sesim geliyor mu Clubhouse?

Yeni bir dijital oyuncağımız daha var artık: Clubhouse.

Kullanıcıları tarafından davet edilirsen girebildiğin yeni bir sosyal ağ.
Bana 3-4 gün önce davet geldi. Hemen girdim, bakındım ama şimdilik sadece uygulama içinde turistim.
Gözlemliyorum, pek aktif değilim. Çünkü Clubhouse ses temelli bir sosyal ağ.
İstersen oluşturulan konuşmalara dahil olup sadece dinleyebiliyorsun.
İstersen konuşabiliyorsun. Sana kalmış. Ortam demokratik. Ünlü bir oyuncu da olabiliyor konuşma grubunda, bir markanın CEO’su da, üniversite öğrencisi de...
Üstelik bazı konuşmalar gayet sıkı konular üzerinden yapılıyor. Panel gibi oluyor.
Aslında Clubhouse bir tür podcast. Ama konuşulanlar uçup gidiyor, yani sonradan tekrar dinleme şansın yok.

Yazının Devamını Oku

‘Aşk yok, çünkü yeni biriyle tanışmıyorum’

"Çok az insanla görüşüyorum" dedi, “En fazla üç-dört tane yakın arkadaşım. Aileme sürekli gittiğim için sosyal olarak daha fazla açılamıyorum. Risk almak istemediğim için...

Keza açılmayı istesem de tüm sosyal hayat zaten kapalı.

Yani uzun süredir aşk yok, aşk için heveslenmek yok, çünkü yeni biriyle tanışmıyorum.”

Sadece bir değil, o kadar çok tanıdık-tanımadık insandan buna benzer cümleler duydum ki...

Herhalde bu dönemin izlerinden biri de bu olacak: Hissizlik, yani aşksızlık.

“Peki aplikasyon üzerinden tanışmalar? Onlardan umut yok mu” diyebilirsiniz...

O konuda ikiye ayrılıyor insanlar.

Bir grup, aplikasyonlarda peş peşe yeni insanlarla tanışıyor, evet.

Bu da doğal. Eleştirecek bir durum yok.

Yazının Devamını Oku

Palandöken’den bildiriyorum

Hafta sonu Palandöken’deydim. Kartalkaya’yı, Erciyes’i görmüştüm ama buraya ilk kez geliyorum.

Dünyanın en uzun ve dik pistlerinden biri olarak anılan Palkandöken Kayak Merkezi’nde 8’i kolay, 9’u orta düzey, 3’ü ileri düzey, 4’ü de doğal olmak üzere 24 pist yer alıyormuş.

Üstelik Türkiye’nin en uzun dünyanın ise üçüncü uzunluktaki pistiyle 14 kilometre kesintisiz kayak yapma imkanı sunuyormuş Palandöken.

Daha önce bir kayak merkezine gelip de pistlerle ilgilendiğim pek görülmemiştir aslında.

Tek ilgilendiğim, “Burada güzel restoran var mı?” olmuştur.

Ama kaymayı öğrenmeye başlayınca pistlere alıcı gözle bakmaya başlıyormuşsun meğer.

Yasin Kıyıcı hocam sağ olsun, daha ikinci denemede “Sen kaptın bu işi” diyerek cesaretlendirdi ve tepeden aşağıya doğru süzüldüm.

Ya da ben süzüldüğümü sandım, o da ayrı mesele.

Yazının Devamını Oku

Pazarlık popüler kültür

◊ SAMANTHA’SIZ BU İŞ OLMAZİlk dönem karantinasında en baştan tekrar izlemiş, ezberlediğim birkaç sahnesinden dahi saçma bir şekilde yeniden keyif almıştım “Sex and The City”nin.

Geçen haftalarda ünlü dizinin Samantha’sız yeni bir sezonunun çekileceği duyuruldu.

Keşke tadında bırakılsaydı.

Geriye kalan üçlünün maceraları gerçekten meraktan ediliyor mu?

Samantha’sız o dizinin tadı çıkar mı?

Hiç sanmam. İmza: Samantha-Der. 

◊ KOLEKSİYON TANITIMI DEĞİL, SANAT FİLMİ

Louis Vuitton erkek koleksiyonları kreatif direktörü Virgil Abloh hafta içi bir video yayınladı.

Aslında video

Yazının Devamını Oku

Yeme-içme sektörü tarih bekliyor

Yeme-içme sektöründen kiminle konuşsam, “Mekanlar şu gün açılacakmış, doğru mu?” diyerek bir tarih veriyor.

Kimisi şubat başı diyor.
Kimisi Şubat’ın 15’i.
Kimisi de “Yok yok, martta açılır ancak.”
Gördüğüm o ki...
◊ Bu konuları konuşmak herkesi yormuş durumda.
◊ Sadece maddi değil, psikolojik olarak da tükenmişlik söz konusu.
◊ “Açılsak da yemek fiyatlarına zam yapmak zorundayız, bu kez de müşteri isyan edecek” diyen de var.

Yazının Devamını Oku

Okan ve Gülben

Son zamanlardaki en şık atışmalardan biriydi herhalde:

Sosyal medya karşıtı, kruvasan felsefecisi Okan Bayülgen’le “Unutmayın ki...” diye başlayan vecizeyi güneş sistemine armağan etmiş popüler simagil Gülben Ergen’in atışmasından bahsediyorum.
Önce Bayülgen Türk sanat alemindeki kamplaşmadan bahsetti.
Özetle, herkes kendi dengi olduğuna inandıklarıyla görüşür dedi.
Sonra da, “Aslında sen de Zuhal Olcay gibi, Leman Sam gibi olmak istiyorsun” diyerek oyun oynayacağı mahallesini seçmesini söyledi Gülben Ergen’e.
O atışmadan Okan’ın “Senin gibi bir tipi aramıza almayız” lafı cımbızlandı ama sohbetin özü böyle değildi işte, başka bir şeydi.
Keza Gülben de o tatlı atışmada pası gole güzel çevirdi:
“Beni aranıza almak için ne taklalar atarsınız?”

Yazının Devamını Oku

Tasarımın en yararlı versiyonu

Önce ‘pestisit’le tanışın:

Zirai tarım ilaçlarında kullanılan pestisit, zararlı organizmaları engellemek ve kontrol altına almak için kullanılan bir kimyasal madde.

İnsanlar için uzun vadede zararlı. Ayrıca biyolojik çeşitliliği de öldürüyor.

Şimdi Hollanda’ya uzanalım.

Studio Roosegaarde adlı tasarım stüdyosu, 20 bin metrekarelik bir tarım alanının farklı noktalarına yerleştirilmiş LED’lerle bir ışık enstalasyonu yarattı.

Bu enstalasyona da “Grow” (Büyüme) ismini verdiler.

İş bitince ortaya çıkan manzara şahaneydi.

Çünkü ışıklar tarlada eşit olarak dağılıyor ve yukarı-aşağı hareket ediyordu.

Haliyle görüntü

Yazının Devamını Oku

Bu mudur algıları yıkacak popstar adayı

Yeni popstar adayı, geçen yılki Survivor adasının en çok konuşulan şampiyon ismi Cemal Can Canseven, Hakan Gence’ye verdiği röportajda şöyle diyor:

“Sıfır aşk, uzun süredir hayatımda kimse yok. İçimdeki ışığa odaklanmam gerekiyor ve onu söndürmemem gerekiyor. Çünkü sönerse onu yakması çok zor.
Geçenlerde Aleyna’yla (Tilki) da konuştuk. O benden daha tecrübeli çünkü bu hayata daha erken girdi. O da ‘Aşk kariyeri öldürür’ diyor. Ben de öyle düşünüyorum.”
Bu tarz cümleleri yıllar öncesinin pazar magazin dergilerine (Gala, Şamdan) erotik dozu yüksek pozlarıyla konuk olan ünlüler, ünlü adayları filan söylerdi:
“Aşka vaktim yok”
“Aşka kapılarım kapalı”
“Önce kariyer, aşkı unuttum”
“Aşk mı? Benden uzak dursun”

Yazının Devamını Oku

Yeni hafta sonları yeni alışkanlıklar

Saymadım, sayamadım.

Saymadım, sayamadım.
Bu kaçıncı hafta sonu oldu, artık farkında bile değilim.
Sanırım hepimizde durum aynı.
Sanki yıllardır cumartesi-pazar dışarı çıkmıyormuşuz gibi gelmeye başladı.
Zihin bir önceki eski normali flulaştırdı resmen.
Çok değil, kasım başındaki halimizi üstelik...
Bu yeni sürümle beraber yeni alışkanlıklar da doğdu tabii:

Yazının Devamını Oku

İç şelalenmesi yaşayan son ünlü

Instagram bir iç dökme, ruhsal koridorlarındaki kapıları seni takip edenlere tek tek açma mecrasına da dönüştü.

Ünlü figürlerin bu yola girmelerine biraz da Beren Saat yol açtı.

Onunki en cesuruydu.

Hatırlayın; Saat’in dalgalandım da duruldum hallerini uzun metinler eşliğinde paylaştığı, takipçisinin “Ne demek istedi şimdi” şeklindeki insta dedektifliğini...

Önceki gün Ceyda Düvenci de benzer bir iç şelalenmesi yaşayarak şöyle yazmış paylaşımına:

“2021 bambaşka başladı benim için. Yepyeni bir ben oldum.

Yıllardır kendimle ilgili bir yolculuk yapıyor olmam bir anda yaptı bu değişikliği.

Çok garipti.

Yılın ilk üç günü odama kapandım.

Yazının Devamını Oku

Kar beklerken ortaya saçılmış yeni dünya fikirleri

Günlerdir bir kar heyecanı var.

O çocuksu ve “Oh! Susuz kalmayacağız” heyecanına tezat meteorologlar, “sarı alarm”, “aman dikkat, geliyor” tadında felaket filmi açıklamaları yapmayı da ihmal etmedi. 

Eskilerden kalma bir alışkanlıkla. 

Sonuçta yağdı yağacak derken, bugün nihayet İstanbul’a bir tutam kar düşmüş olabilir.

Lakin biz böyle gündelik, kısa vadeli heyecanlarla avunurken dünyanın başka başka yerlerinde yeni bir dünya için fikir tohumları patır patır saçılıyor etrafa.

Mesela seçkin mimarlar arasında bugünlerde kapışma var.

Metropollerdeki büyük projelerde imzası olan BIG’nin kurucusu Bjarke Ingels’in ilk kez Time’a açıkladığı Masterplanet projesiyle başladı olaylar.

Daha önceki yazılarda aktarmıştım.

Ingels özetle, “Bir şehri planlayan mimar gibi dünyaya yaklaşmalı, çevre sorunlarını o şekilde çözmeliyiz” diyor.

Yazının Devamını Oku

Köpek balığı aracıyla adaya çıkan Acun’un sırrı

Tam da 1800’ler Londra’sında geçen bir kostümlü hoşluğa, tıpkı “Hollywood” adlı yapımda olduğu gibi tarihi kendine göre yazmayı tercih etmiş bir tatlı su drama batağına, yani Bridgerton diyarına kendimi kaptırmışken gördüm:

Acun, köpek balığına benzeyen, daha önce hiç görmediğim bir deniz aracıyla Survivor adasına doğru bata çıka yol alıyordu.

Malum, Acun da bizim buraların dizi karakteri.

Aşırı gerçek üstü bir hayat yaşamasına rağmen asla yadırganmamayı başarmış tek insan.

Sürat yapan deniz araçlarına tutkusu da malum.

İki yıl önce La Boucherie’deki şovunda Eser Yenenler anlatmıştı.

Bodrum’da Acun ve tüm PlayStation arkadaşları bir anda Yunan adası Leros’a gitmeye karar vermişler.

Bir PlayStation turnuvasına katılmak için filan herhalde.

Orası meçhul.

Yazının Devamını Oku

Dobracı geldi hanım...

Bu “dobra” kelimesinin damlaya damlaya trend gölü oluşunda Seda Sayan’ın Marmara Denizi yüzölçümü kadar payı var.

Öyle böyle değil, Sayan’dan sonra dobra aşağı dobra yukarı, her üç cümleden birinde dobrayı havalı sıfat olarak kullanır olduk.

Seda Sayan’ın memleketin en dobrası seçildiği zamanları hatırlayın.

Esip gürlüyordu Joffrey Baratheon misali.

“Oğlum ayağınızı denk alın” diye başlayıp “Siz kimsiniz be!” demek suretiyle dobragillikte zirveye ulaşan o kadim zamanları, sık sık Instagram’ın keşfet sayfasına düşen gullüm dozu 10 numara videolarla anıyoruz.

Algoritma okyanusu sağ olsun.

Okan Bayülgen de dobradır mesela.

Ama onunki frankofon bir dobralıktır.

Kruvasan ve kahvenin yanında iyi giden bir dobralık.

Yazının Devamını Oku

Bu yaz ‘haz canavarı’nın yazı mı?

İnsan sürekli geleceğe odaklı.

Aşı haberleri sonrası karşıma çıkan makaleler de hep aynı şeyi, yani geleceği sorguluyor:
“Pandemi sonrası nasıl olacağız? Her şey eskisi gibi olacak mı?”
Financial Times’tan The Guardian’a, çoğu yazının bahsettiği ana damar şu:
Dijital etkileşimle her şeyi çözmeye çalışsak da fiziksel etkileşimin yerini hiçbir şey tutmuyor.
Doğru, son zamanlarda Zoom toplantılarından bıkanları park köşelerinde mesafeli toplantı yaparken görüyorum.
Ellerinde, köşedeki kahveciden alınmış karton bardak içinde kahveler.
İstanbul’daki havanın verdiği ılık kolaylıkla -en azından şimdilik- açık hava toplantıları yapıyorlar.

Yazının Devamını Oku

Bırak gizli sırrımız içimizde yaşasın

Havanın kuraklığı gibi kurak olan magazin diyarlarında romantik komediliği Meg Ryan’ın botoksları kadar kabak tadı vermiş bir üçlü var:Murat Dalkılıç, Kerem Bürsin ve Hande Erçel.

Olaylara (aşırı) dışarıdan bakan BM magazin gözlem heyeti olarak gördüğüm Bermuda şeytan üçgeni iç açıları toplamı şudur:
Murat Dalkılıç, aylar önce ayrıldığı eski sevgilisi Hande Erçel’e belli ki hâlâ kırgın.
Söylenen o ki; ex aşkı Hande’yi dizi partneri Kerem’le beraber Acun’un kanalındaki programda görünce iyice gıcık olmuş, hemen Acun ve tüm yakın PlayStation dostlarını filan takipten çıkmış.
Acun da o sırada Dominik’ten bilmem nereye 50 bin feet dolaylarında uçmak üzereyken eminim bu takipten çıkmaya bir saniye kadar içerlemiş, hatta bu tatlı hüzün ve bir kutu kola sonrası kendine yeni bir parmak arası terlik siparişi vermiş olabilir.
Orası en az Şeyma’nın Mısırlı yeni sevgilisi kadar muamma...
Öte yandan Hande ve Kerem ise oynadıkları 120 dakikalık dizideki rollerin kuantum enerjisine doğal olarak kendilerini kaptırmış durumda.

Yazının Devamını Oku

‘Antikorluyum aşkım, rahat ol’

Çok değil, 1 yıl önce günlük sıkıcı konuşma cümlelerimiz aynen şöyleydi:

“N’aber, her şey yolunda mı? Yeni proje var mı? Haftaya bir kahve içelim, görüşemiyoruz.”

Elbette o kahveler hiçbir zaman içilmedi. Hep sonraki haftaya ertelendi.

Meğer kahve sözleri üzerinden ilerleyen o birbirinin aynısı konuşma balonları gayet güzelmiş.

Şimdinin cümlelerine bakın, hepsi virüs üzerine. Son günlerin gözde cümlesi mesela bu:

“Maskeni çıkarabilirsin, antikorluyum aşkım ben, rahat ol.”

Hastalığı yeni atlatmışların ya da etraflı bir test sonucu antikorlu olduğunu öğrenenlerin, yani geçmiş aylarda korona geçirdiğini fark edenlerin cümlesi bu.

Devamı da var: Antikorunu aynı seviyede tutmak için ona göre beslendiğini söyleyenler.

Kısacası, bugünlerde antikor aşağı antikor yukarı.

Yazının Devamını Oku