GeriOnur BAŞTÜRK Negatif PCR testiyle girilen yemek daveti
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Negatif PCR testiyle girilen yemek daveti

Bundan iki yıl önce bir etkinliğe girebilmek için test yaptırmam gerektiğini söyleseler, güler geçerdim. Ama şimdi bu gerçek oldu ve önceki gece Kulüp adlı dizinin ilk gösterim yemeği davetine katılmak için test yaptırdım.

Negatif PCR testiyle girilen yemek daveti

Çünkü negatif PCR’ı göstermeden davete katılamayacağımı söylediler.
Doğruya doğru, önce testle uğraşmak istemedim, “Katılmayayım” dedim.
Çünkü şu anda şehirde çok sayıda etkinlik düzenleniyor ve bırakın testi, kimse aşılı olup olmadığınıza bile bakmıyor.
Dolayısıyla bu titizlikten ilk başta sıkıldım, ama sonra hak verdim. Üstelik etkinliği düzenleyenler her şeyi düşünmüş. Davet ettikleri 80 kişinin evine tek tek test ekibi yolladılar, bana da...
Sonuç negatif çıkınca da bir saate yakın taksi bekleme ve onun üstüne hemen önümde gerçekleşen tekme tokat ve bol küfürlü bir taksi kavgasına şahit olduktan sonra SALT Galata’daki davete ulaştım.
İçeri girer girmez 1950’ler zarafetine ışınlanmak elbette çok iyi geldi.
Meğer “Kulüp” dizisi 1955 yılının İstanbul’unda geçiyormuş.
Peki dizinin gösterim yemeğinde neler olup bitti, o da aşağıdaki satırlarda...

Barış Arduç: Ülke adına sıkı bir iş

◊ Gökçe Bahadır, Barış Arduç, Salih Bademci ve Metin Akdülger dizinin başrol oyuncuları arasında. “Keşke oynadıkları dönemin kıyafetleriyle gelselerdi” diye kendi kendime söylendim, çünkü SALT’taki ortam ve 80 kişilik uzun masa tam da o döneme uygun dekore edilmişti.
Bir tek Salih Bademci 50’lere göz kırpan bir kostüm giymişti, ama o da onun üzerine oturmamış gibiydi.
◊ Kıyafetler bir yana ilk kez bu kadar heyecanlı bir dizi ekibi gördüm.
Herkes çocuklar gibi heyecanlıydı.
Heyecanlarına da değmiş. Gösterilen ilk bölümü sevdim, devamını merak ettim.
En çok da 6-7 Eylül olaylarının anlatılacağı bölümleri...
◊ Dizinin oyuncularından Barış Arduç, “Aydınlanması gereken bir döneme ışık tutuyor” dedi “Kulüp” için.
Şunu da ekleyerek: “Ülke adına sıkı bir iş oldu”.
Arduç şu sıra bir başka dönem dizisinde daha oynuyor, “Alparslan: Büyük Selçuklu”.
Uzun saçı ve sakalı bu yüzdenmiş.
Bu dizi biter bitmez ise kendini yeniden 1950’lerde bulacak gibi.
Çünkü “Kulüp”ün ikinci sezonu onaylanmış bile...
Arduç’la dizideki partneri Asude Kalebek’i de konuştum.
Meğer daha önce oyunculuk deneyimi olmayan bir isimmiş Asude.
Buna rağmen Barış da onun performansını çok beğendiğini söyledi sohbetimiz sırasında.
◊ Kenan Doğulu ve Beren Saat de davete katılanlar arasındaydı. Beren Saat’le uzaktan, 1950’lere uygun bir mesafeli görgüyle selamlaştık. Son günlerde konuşulan dişleri de gayet güzel görünüyordu.
“Olmamış” diyen hayranları bir daha düşünsün derim...

Şehirden notlar

◊ YENİ MEKAN
Ortaköy’deki Feriye içine yeni bir mekan eklendi: Kult.
Mekan tanıdık, Alaçatı’daki kokteyl bar Kult’ın bir şubesi.
Tarihi mekan içinde konuşlanan Kult’taki tüm mobilyalar ikinci el.
Benim gittiğim gece Fazıl Say ve eşi Ece Dağıstan oradaydı.
◊ OLASI DÜZENLEME
Paris Belediye Başkanı olan Anne Hidalgo, şehri tamamen bisikletlere uygun hâle getirmek için 100 milyon Euro’luk projesini açıklamış ya.
Bizde de acaba şehri ‘scooter’ sürenlere uygun hale mi getirsek?
Çünkü scooter sürenler kafalarına göre her yerden gidiyor. Önceki gün bir tanesi kaldırımda son sürat giderken birkaç kişiye çarpmak üzereydi mesela.

X

Çetin Çetintaş’a her şeyi sordum...

Yoga eğitmeni Çetin Çetintaş bu alanın en popüler isimlerinden biri.Ben de onun yoga derslerini pandeminin başladığı ilk karantina günlerinde Youtube’da keşfetmiştim.O gün bugündür de kanalındaki bazı dersleri evde hâlâ yapıyorum.

Çetintaş geçtiğimiz haftalarda tuhaf bir iddiayla gündeme gelince şaşırdım.
Habere göre Ankara’da hamile bir kadın, doğum koçu ile evde doğum yapmaya çalışırken bebeğini kaybetmişti.
Doğum koçunun ise Çetin Çetintaş tarafından atanan Ceyda Saltadal olduğu belirtiliyordu.
Yine habere göre, Çetintaş hamile kadına gebelik süreci boyunca doktora gitmemesi gerektiğini söylemişti.
Çetintaş bu iddiaları sosyal medyasında yalanladı.
Ama sonrasında her yoga eğitmenine yapıldığı gibi “tarikat” yaftası yapıştırıldı üzerine. Ben de kendisine açıp sordum, “Neler oluyor?” diye.

Yazının Devamını Oku

Galataport’ta neler oluyor

Galataport’a “Çok beton olmuş” diye ilk başta burun kıvrıldı ama gördüğüm kadarıyla irili ufaklı çoğu restoranı şu anda epey iş yapıyor.



Popülist’in açık ara popüler olduğunu da yakın zamanda gözlemlemiş bulunmaktayım.
Peki başka neler oluyor burada?
Londralı, havalı Roka’nın açılmasına az kaldı.
Kanyon’da pili tükenmiş Gina’nın açılıp yeniden dirilmesi de an meselesi.
Sırada Frankie var.

Yazının Devamını Oku

Bu flört hikâyesinde suçlu İstanbul mu?

Hani romantik filmlerde olur ya, sokakta yürürken birden başroldeki kadının yanına bir adam gelir.


Kadına birkaç güzel kelam eder, tanışmak istediğini belirtir.
Hatta köşedeki kafede bir şey içmeyi teklif eder.
Tam ayaküstü flört yani.
Olaylar böyle tatlı tatlı gelişir, ilerler, romantik seyirci de önce sokakta sonra köşedeki kafede sıcak çikolata eşliğinde devam eden bu flörtü ayıla bayıla izler.
Böyle şeyler hep filmlerde olmuyormuş.
Bir tanıdığımın başına gelmiş.

Yazının Devamını Oku

Olay büyüdükçe büyüdü

Sezen Aksu’nun sözlerini yazdığı, orijinali yabancı bir eser olan “Ne Şahane Bir Şey Yaşamak” aslında beş yıl önce Yaşar Gaga’nın “Alakasız Şarkılar” albümünde yer almıştı.

Yani o günden bugüne bu şarkı defalarca çalındı, dinlendi.
Ne zaman ki şarkı, Sezen Aksu’nun daha çok demo çalışmalarının yayınlandığı YouTube kanalında yılbaşı günü yayınlandı, yeniden keşfedildi.
Ama keşfedilen şeyin ne olduğu malum.
Şarkıda geçen sözlere takılanlar “haddini bil” diyerek Aksu’ya saydırmaya başladı.
Doğrusu bunları ilk okuduğumda “Olur böyle şeyler” diye düşünüyordum; “haddini bil” çok hadsiz, üstten bakan ve yok sayan bir söylem olsa da herkes herkesi eleştirebilir, bu da gelir geçer...
Ta ki düne kadar.
Çünkü olay büyüdükçe büyüdü ve sonunda o küçük grup Sezen Aksu’nun evinin önünde basın açıklaması yaptı.

Yazının Devamını Oku

Berksan, öteki Berksan ve Fransız askısı alemi

Yıllarca süren pembe dizilerde bazen şöyle bir şey olurdu.

Sürekli görmeye alıştığın karakteri aniden başka bir oyuncu oynamaya başlar ve seyirciden o yeni yüze çat diye alışması beklenirdi.

Herhalde en son böylesi bir değişim “Spartacus” dizisinde filan olmuştu.

Berksan’ın estetik ameliyatla aniden ve çok sert bir şekilde, Ajda’nın şarkısının hakkını verircesine “bambaşka biri”ne dönüşmesi de o hesap.

Fransız askısı marifetiyle yüzü gerginlikten kopacak duruma gelen Berksan, doktorunun coşturmasıyla kendini “yakışıklı mahkum” diye bellek klasörlerimize kazınmış Jeremy Meeks’e benzetmiş.

Sosyal medyanın yorumları ise daha hain:

Berksan’ı Seda Sayan’ın kayıp erkek kardeşi sananlar çoğunlukta.

Öte yandan herkes itiraf etsin: Estetikle ilgili mevzuları alaya alıp “Ay yüzüne bak, ne yaptırmış böyle” diyen bile, imkanı olsa hemen bıçak altına yatıp kesin bir şey yaptırır.

Hele ki “İyi çıkmamışım, bir daha çeksene”lerin dilimizden düşmediği şu zalim, like’ı giderek azalmış Instagram çağında.

Yazının Devamını Oku

Ayşegül Aldinç’ten Gülşen’e sahne kıyafetleri

Yıl 1991. Çeşme Festivali’nde Ayşegül Aldinç sahne alıyor.

Üzerinde o yıllarda sıkça giydiği, artık onunla özdeşleşmiş siyah deri mayo var.
Ve tabii mini deri ceketi.
Sisler içinden çıkıp gelen Aldinç konserde müthiş enerjik, sahnede oradan oraya koşturuyor.
Hani insanın o ana ışınlanası geliyor.
Üstelik şarkı da nefis pop rock, ismi de pozitif:
“Ne Güzel”.

Yazının Devamını Oku

İstanbul’un galeri üssünde yeni gelişmeler

Dolapdere’de önce Dirimart ve Pilevneli galeri açtı.

Hatta onlar ilk açıldığında, “Buraya insanlar gelir mi?” diye düşünülüyordu.
Çok geçmeden Arter’in yeni binasının inşaatı bitti ve Arter’in gelişiyle birlikte Dolapdere’nin estetik olarak çehresi de değişmeye başladı.
Müze Evliyagil de Arter’le aynı cadde üzerinde bir galeri açtı.
Ve şimdi de dört önemli galeri Dolapdere’ye çok yakın olan Piyalepaşa projesinin içine konuşlandı:
Merkür, Zilberman, ArtSumer ve Pi Artworks.
Önceki gün bu dört galeriyi gezdim.
Pi Artworks sergilere şubat ayında başlayacakmış.

Yazının Devamını Oku

Şemsiye ve tapınak şövalyesi

Fotoğraf gerçekten tablo gibi.

Yer, Anıtkabir... Kostümüyle klasikler klasiği “Gülün Adı” filminden çıkıp gelmiş gibi duran ya da bir tapınak şövalyesini andıran Bülent Ersoy tekerlekli sandalyede.
Ersoy’un yüzünde gayet huzurlu bir ifade var. Bir asker ona dev bir şemsiye tutuyor. Yağmurdan koruyor. Bir kadın ise parmağıyla uzaktaki bir noktayı işaret ediyor.
Fotoğrafa gelen yorumlar ise şaka gibi.
Neden asker şemsiye tutuyormuş?
Bülent Ersoy’un ayrıcalığı neymiş?
Neden tekerlekli sandalyedeymiş?


Yazının Devamını Oku

Melek Mosso haklı, çünkü...

Bir araştırma şirketinin yaptığı ankete göre “2021 yılının en iyi şarkıcıları” arasında ilk sırada Melek Mosso yer almış.


Deniz Seki de bu sonuca köpürmüş, “Neye göre, kime göre? Bu kadar özel yorumcu varken hem de!” diyerek.
Hani Deniz köpürmese böyle bir araştırmadan haberimiz dahi olmayacak, bir köşede unutulup gidecekti.
Ama çok geç, Melek Mosso da haklı olarak “Abla biz özel değil miyiz” diye karşılık verince anket sonucuna göz atmak zorunda kaldım.
Optimar’ın yaptığı ankette Melek Mosso’yu Sezen Aksu, Hadise, Zeynep Bastık, Ebru Yaşar, Sefo, İbrahim Tatlıses, Edis ve Kerimcan Durmaz takip etmiş.
Ankete yanıt verenlerin kafası karışıkmış demek pek doğru olmaz.
Çünkü bu tür anketlerde ilk akla gelen isim söylenir, çok doğal.

Yazının Devamını Oku

Mekanlar ne yapacak

Cumartesi gecesi gittiğim Kuruçeşme’deki İtalyan restoranında ızgara dana bonfile 199 liraydı. Dana bonfileli bistecca pizza 235 lira.

Cuma günü ise şehrin en popüler mekanlarından birinde kokteyl 180 lira olmuştu.

Bir başka popüler mekanın 240 liraya kokteyl satacağı masada konuşuluyordu.

Bir yandan da henüz çoğu mekan menü fiyatlarına dokunmuş değil.

Herkes bu konuda birbirini bekliyor.

“Önce onlar yapsın, ben onlara göre hareket edeyim” mantığı var.

Ama şimdiden müdavimlerin diline düştü fiyatlar.

“Artık daha az dışarı çıkarım” diyen de var, “Ortaya paylaşımlık sipariş de kurtarmayacak” diyen de...

Bizde pek yaygın değildir, ama keşke içkilerin akşamüstü saatlerinde indirimli satıldığı “happy hour”lar bu vesileyle trend olsa.

Yazının Devamını Oku

Kimlik kartı vesikalığını resmeden sanatçı

Hepimiz farklı dönemlerde çekilmiş çok sayıda vesikalık kimlik fotoğrafına sahibiz.

Ama hiçbirimizin vesikalığı sanatçı Alican Leblebici’nin vesikalığı gibi olmadı, olamaz da!
Neden mi? Çünkü Leblebici bambaşka bir yöntem izliyor.
Önce fotoğraf stüdyosuna gidip kimlik kartına basılmak üzere herkes gibi bir vesikalık çektiriyor.
Sonra çektirdiği vesikalığın resmini yapıyor.
O resmin de fotoğrafını çekip Nüfus Müdürlüğü’ne gidiyor ve kimliğini yeniletiyor.
Kimse de vesikalığın gerçek fotoğraf değil, resim olduğunu anlamıyor.
Alican Leblebici’nin yaptığı bu otoportre vesikalık resim ve yenilenen kimlik kartı, 2015 yılında bir sanat eserine de dönüşüyor. Eserin ismi, “Otoportre ve Kimlik Kartları”.

Yazının Devamını Oku

Şehirde son durum

Pozitif vakaların gölgesinde bir sosyal hayat turu. Nerede ne oluyor, yeni ne açılmış, eskiler nereye taşınmış? Hepsi bir çırpıda, hızlı bir seyirde...

KARAKÖY LOKANTASI’NIN YENİ YERİ

Karaköy Lokantası yaz ortasından bu yana yeni yerinde, Novotel’in girişinde.
Eski binasının tadı elbette bambaşkaydı ama yeni konumu da güzel.
Hatta daha şık ve daha çok bitkili.
Ama çoğu İstanbul mekanı gibi burada da bir aydınlatma problemi var.
Saat 17.00 gibi mekana gidince o problemi daha net görüyorsun.

Yazının Devamını Oku

Kuruçeşme bu yıl daha çok hareketlenecek

Çünkü uzun süredir inşası devam eden Divan Kuruçeşme nihayet bu yıl açılıyor.

Hatta çok yakında etkinliklerin başlaması planlanıyor.

Divan Kuruçeşme mimar Gökhan Avcıoğlu’nun tasarım stüdyosu GAD ve Sinan Kafadar’ın beraber çalıştığı bir tasarım projesi. 

Avcıoğlu’na “Nasıl bir bina bizi bekliyor?” diye sordum, yanıtı şöyle oldu:

Burası 17. ve 18. yüzyıllardan kalma iki adet yalının arka bahçesi.

Zaman içinde yalılar apartman tarzında, kat kat olacak şekilde kullanılmaya başlanmış.

Bu arka bahçeler ise o yalılara ait hamam, çamaşırhane gibi fonksiyonların bulunduğu bahçeler olarak düşünülmüş.

İçerideki çelik konstrüksiyon aslında bir hamam kalıntısını taşıyor.

Burada çıkan tarihi eserlerle bir arkeoloji müzesi yaptık.

Yazının Devamını Oku

Artık sıradan bir yer

Değişen bir şey olmadı.

Bu yılın ilk günlerinde de İstiklal Caddesi’nde çekilmiş yılbaşı gecesi görüntülerini konuştuk.

Geçen yıllardan farklı olarak en azından bu kez tacize uğrayan kadın görüntüleri yoktu.

Çünkü koca caddede devasa bir erkek seli vardı, kadın yoktu!

Bunun üzerine sosyal medyada İstiklal Caddesi’nin 1995 yılında çekilmiş nostaljik görüntüleri girdi devreye.

Daha önce olduğu gibi...

En başta “İstiklal Caddesi neden böyle oldu?” diye hayıflananlar İstiklal’e gitmiyor aslında.

Çünkü İstiklal’e gitmeleri için uzun bir süredir esaslı bir neden yok.

Eskiden

Yazının Devamını Oku

Cem Yılmaz’ın gösterisi komik mi, değil mi?

Son Cem Yılmaz gösterisinin ikilemi bu oldu:Eskisi kadar güldürüyor mu, güldürmüyor mu?

İzleyen herkes sürekli kıyas yarışında.
Cem Yılmaz gösterilerinin müdavimi olmadığım için öyle
bir kıyas yapmam mümkün değil.
O yüzden son gösteriyi tamamen bu önyargıdan arınmış halde izledim.
Ne kadar güldüm ne kadar gülmedim diye de bakmadım olaya.
Oturup konferans izler gibi beklentisiz, dümdüz seyrettim. Sonuç şu:
- Jenerasyonlarla ilgili analizlerini sevdim. Ama bir noktadan sonra kendi jenerasyonunu, 70’ler ve 80’leri çok fazla övdü ve “eskiye özlem” duygusunu bir tık abarttı.

Yazının Devamını Oku

Metaverse’teki ilk yılbaşı partisine katıldım

Mimar Derya Toros’tan yılın son günlerinde, “Metaverse’te bir yılbaşı etkinliği düzenliyoruz, katılıp ortamı görmek ister misin?” diye ilginç bir davet aldım.

Malum, son zamanlarda en çok konuştuğumuz şeylerden biri nasıl olduğunu tam bilsek de bilmesek de Metaverse.

Şimdilik insanların dijital olarak bir araya gelip sosyalleşebileceği, onun da ötesinde mal ve hizmet satın alabileceği bir dijital meydan olarak düşünülüyor.

Ama aslında Metaverse bunun çok daha ötesi. Lakin “ötesi” için henüz zaman var.

Şu an her şey emekleme aşamasında.

Her şeyi çok hızlı yaşadığımız için hatırlayan var mı bilmem ama internetin henüz çok yaygınlaşmadığı ilk zamanları gibi düşünün.

Benim anladığım şu an Metaverse o seviyede...

PEKİ SONRA NELER OLDU?

Yazının Devamını Oku

Sosyal hayatın 2021 ‘en’leri

Yılın ilk gününde şöyle bir geçmişe bakıyor ve sosyal hayatın öne çıkanlarını kısaca hatırlıyoruz.

EN İYİ KONSEPT:

Yazz Collective... Fethiye’deki salaş balıkçı Osman’ın Yeri, bu yaz başında Yazz Collective adıyla açıldı. Yapımcı Timur Savcı ve ortağı Mehmet Can Uzun’un sahibi olduğu Yazz’a sadece denizden ulaşım vardı. Mimari tasarımını Fahrettin Aykut’un üstlendiği, mutfağın başında ise Mustafa Otar’ın olduğu mekan, yaz boyu en çok konuşulanlar arasındaydı. 

EN YENİ TREND:

Plaj Yakalılar... Ofise hâlâ dönmemiş olanlar ya da işi uzaktan çalışmaya müsait olanlar soluğu şehir dışında alıp yazlık yerlerde fahiş fiyatlara ev kiraladı. Ellerinde bilgisayar, üzerlerinde flip flop terlik ve şort kombinasyonuyla her yerden çalıştılar, en çok özenilen grup oldular. 

EN ‘OLMAZSA OLMAZ ŞEY’:

Sanata mutlaka yer vermek... Mandarin Oriental Bodrum’da Pilevneli Galeri, Kaplankaya’da The Pill, Yalıkavak Elements’te ise Arton Galeri pop-up sergileme alanları açtı. Sevil Dolmacı Art Gallery ise Bodrum Loft açık alanda heykel sergisi yaptı.

EN EĞLENCELİ YAZLIK MEKAN:

Wu Yalıkavak.

Yazının Devamını Oku

Yılın son gününde pozitif-negatif muhabbeti

Yılın son günü, İstanbul sosyal hayatında aktif bir şekilde gezenlerin dilindeki cümle şu:

“Sen de mi? Aynen, ben de pozitifim.”

Herkes birbiriyle “Senin semptomlar nasıl? Nasıl geçiyor?” konuşmaları yapıyor.

Test olup evde gün sayanlar, uçağa binebilmek için test olmayıp yılbaşını Alaçatı ya da Bodrum’da geçirecek olan “ayaklı pozitiflere” kıl oluyor.

Karantina günleri hesaplanıyor, “Aa az kalmış seninki” deniliyor.

Şöyle handikaplar yaşayanlar da var:

Aynı arkadaş grubundan 5 kişi geçen haftalarda aynı anda pozitif olmuş.

Ama karantina günleri tam da bugün doluyor. İçlerinden biri soruyor: “Ya hepiniz negatife dönmüş olursanız ve ben hâlâ pozitifsem ne yapacağım?”

Kısacası yılın son gününe malum virüs damgasını vurdu diyebiliriz.

Yazının Devamını Oku

Sürpriz ikili: Begüm Khan ve Sinan Tuncay

İki farklı disiplinden iki yetenekli insan; mücevher tasarımcısı Begüm Kıroğlu ve sanatçı, yönetmen Sinan Tuncay yeni bir projede bir araya geldi. Begüm Khan’ın sınırlı sayıda üretilmiş “Protector Eyes” koleksiyonu için hazırlanan kısa film projesinde.

Begüm Kıroğlu mücevher markası Begüm Khan’da alışılmadık takılar tasarlıyor.

Çünkü Begüm’ün takılarında kaplumbağalar, böcekler ve sinekler başrolde!

“Benim çalıştığım hayvanlar klasik güzellik anlayışına pek uymuyor. Onlar beni daha çekiyor” diye açıklıyor Begüm bu durumu...

Markasını 10 yıl önce Şangay’da kurmuş Begüm.

Oraya gidiş nedeni ise Doğu kültürlerine karşı duyduğu merak ve ilgi.

Şanghay’da Çin kültürü üzerine master yaparken çalışmaya da başlamış.

HER ŞEYİN NEDENİ KOL DÜĞMELERİ!

Mücevher tasarımı işine girmesi ise

Yazının Devamını Oku

Simit, ısırık ve 90’lar

Hülya Avşar, “Sakinleştiyseniz şimdi sıra bende” diyerek simitli açıklamasının açıklamasını yapmak istedi ama ne yazık ki bu kez o kadar yankı yapmadı sesi.

Çünkü simitli polemikte ilk söylediği laflar çok slogandı, haliyle herkes sazan gibi üstüne atladı.
Şimdi Avşar’ın o lafların üzerine kalkıp “Benim simit yeme meseleme gelince, yerim ya da yemem. Kendim kazandım, hâlâ da kazanıyorum. Bunun hesabını size vermeyeceğim” diye serzenişte bulunması fena halde dramatik ve sıkıcı.
Elbette kimse onun ne kadar kazandığını sorgulamıyor.
Feci bağlamdan kopuk, uzay boşluğunda açıklamalar bunlar...
Bu simitli hadisede golü atan ise pek sevgili Deniz Seki oldu.
Deniz, Hülya Avşar’ı desteklemek isterken durumu abarttı ve onu eleştiren herkesi ısıracağını söyledi.
Ah Deniz, ısırmak da nedir şimdi?

Yazının Devamını Oku