Sanatçı yüzünden sanat eseri suçlanır mı?

Pantene Altın Kelebek jüri toplantısını geçtiğimiz pazar bizim kemik ekibe eklenen bu yılın konuk jüri üyeleri Belçim Bilgin, Cihan Ünal, Selçuk Yöntem ve Ziynet Sali ile birlikte gerçekleştirdik.

Gizlilik ilkemize aykırı hareket etmemek adına çıkış noktasının hangi daldaki hangi aday isim olduğunu yazmayacağım ama bir ara konu “ödüllerin ahlaki, sosyal sorumluluklar, bireysel değerler ve toplumdaki algı” üzerinden verilip verilmemesine geldi.
Ve konu sosyal sorumluluk, algı, kariyer yönetiminden çok daha ciddi meselelere, yurtdışında bir jüri istifasına kadar uzandı. Algıdan girdik, tecavüzden suçlanan Roman Polanski’nin filminin Cesar Ödülleri’nde 12 dalda adaylık almasının ardından jürinin istifa etmesine kadar uzandık.
#metoo hareketinin de etkisiyle Polanski meselesinin ateşi hiç sönmüyor zaten. Venedik Film Festivali’nde de benzer bir durum yaşanmış, jüri başkanı Lucrecia Martel, Polanski’nin filmini izlemeyi reddetmişti.
Aynı jüri sonrasında yönetmenin filmine özel ödül verdi ve suçlu olmadığı halde yargılanan bir adamın hikayesini anlatan o film bolca da izlendi.
Suçlu olmadığı halde yargılanma meselesi haliyle Polanski’nin yaşadıklarıyla da bağdaştırılıyor.
Polanski’yi suçlayanlar kadar kendisine iftira atıldığını düşünenler olsa da bu karşı grup Cesar jürisinin istifasına engel olamadı. Yine benzer bir olayda Amazon, taciz suçlamalarıyla gündeme gelen Woody Allen’ın filmlerini dağıtmaktan vazgeçmişti.
Sanatçıların kendilerinin ve eserlerinin toplumdaki algılarıyla değerlendirilip değerlendirilmemesi konusu halen en kızgın tartışmalar arasındaki yerini koruyor.
Ve işte belki de bu nedenle ünlü isimler yaptıkları işler kadar toplumdaki algılarına ve kariyerlerine de önem vermek, emek harcamak zorunda kalıyorlar. Yani iş kadar işin vitrini, sunumu da önemli. Sanat eseri ve sanatçı birbirinden ayrılmalı mı sorusu öyle kolay cevaplanacak bir soru değil.
Ve tabii herkesin kendi kabul ve ret sınırları var.
Buyurun, düşünün, tartışın; bir çocuğa, kadına, hayvana tecavüz eden, işkence eden bir insanın mükemmel de olsa, sanat eseri de olsa, oyunculuğunu, filmini, şarkısını, heykelini, tablosunu görmek ister miydiniz?

‘1917’ yine ertelendi
Ben “korsan izlemeyin” dedikçe, dağıtım şirketleri aleyhime çalışıyor.
Oscar alır da daha fazla bilet satarız mantığıyla vizyon tarihi sürekli değiştirilen ve Ocak ayından Şubat’a alınan “1917” filminin gösterim tarihi 21 Şubat’tan bir başka bilinmeze alınmış.
“1917”, dünyada 2019’un aralık ayında vizyona girmiş ve bizde de ocak ayında vizyonda olacağı duyurulmuştu.
Filmin, ‘en iyi film’ dalında Oscar alacağı tahmin edildiğinden Türkiye vizyon tarihi Oscar töreni sonrasına alındı.
“Oscar’lı” etiketli bir filme tabii ki daha fazla ilgi olacaktı.
Ama evdeki hesap Oscar’a uymadı.
En İyi Film Oscar’ı “Parazit”e gitti.
“1917”nin 21 Şubat olarak açıklanan vizyon tarihi de güme gitmiş oldu.
Şimdi bekle ki “1917” vizyona girsin.
Sam Mendes imzalı bu I. Dünya Savaşı filminin görselliği ve çekim teknikleri ile öne çıktığı biliniyor.
Büyük perdede izlemek için sabırsızlıkla vizyon tarihi bekliyoruz.
Nasipse Olur
Geçen hafta vizyona giren Selahattin Sancaklı imzalı “Nasipse Olur”, 14 Şubat nedeniyle bir aşk filmi gibi algılandı ama duygusal, romantik yönünün yanında ciddi komedisi de olan bir film olarak öne çıkıyor.
Yani duygulandırdığı, aşka vurgu yaptığı kadar da güldürüyor.
Başta tatlılar tatlısı Algı Eke olmak üzere tüm kadro gayet iyi oynamış.
Ve bahsetmeden de geçemeyeceğim bir misafiri var filmin; kedi Meloş.
Ekibe uğur getiren bu sokak kedisi, filmin yapımcısı Vahdet Erdoğan’ın ofisine yerleşmekle yetinmemiş, afişte de kendine bir köşe bulmuş.
Meloş sadece filme ve ekibine şans getirmekle kalmadı, onun sayesinde “Nasipse Olur” ekibi sokaktaki kedi ve köpeklere de mama yardımı yaptı.
Vahdet Erdoğan, Algı Eke, Yeşim Dalgıçer birlikte sokak sokak gezip mama dağıttık.
Üstelik bu destekleri de sürecek.
Nasipmiş demek ki, oldu.
Filmi izlerken “Nasipse Olur” ekibinin bu güzel davranışları da aklınızda olsun.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Alzhemier, hatıralar ve müzik

Tüm dünyada viral olan ve Tan Sağtürk tarafından paylaşıldıktan sonra bizim haber ve magazin sitelerinde de yer alan Alzheimer’lı balerin videosu, aslında bahsedildiği gibi yeni çekilmiş bir video değil.

Çaykovski’nin “Kuğu Gölü” balesinin müziğini duyar duymaz canlanan ve tekerlekli sandalyesinde dans etmeye başlayan Marta Cinta Gonzales Saldana, bu videonun çekildiği 2019 yılında hayatını kaybetmişti.

Videonun viral olması, müziğin Alzhemier’lı hastalar üzerindeki etkilerini araştıran İspanyol Music to Awaken organizasyonu tarafından paylaşılmasıyla oldu.

Viral videoda dans eden genç balerin ise Manta Cinta değil, Ulyana Lopatkina adlı balerin ve “Kuğu Gölü” değil “Kuğunun Ölümü” ile dans ediyor.
Bu hatalar, viralin anlatmak istediğini anlatmasına engel değil tabii.

Yazının Devamını Oku

Korona biterse tokalaşmaya başlar mısınız?

Korona aşısının bulunmasına az kaldığı yönündeki haberlere hepimiz sevindik.

Aşının, eğer bulunursa, buralara gelmesine biraz zaman var ama yine de gözümüzde eski normalimiz, güzel mazimiz canlanmadı değil.
Peki gerçekten eskiye dönebilecek miyiz?
Twitter’da bir adet “normal dönüş 101” sorusu sordum takipçilerime, “Korona aşısı çıkarsa yeniden tokalaşmaya başlar mısınız?” dedim.
Ortalık yıkıldı.
Fırsat bu fırsat, hazır bu alışkanlıktan kurtulmuşken tokalaşmayı maziye gömmek isteyenlerin sayısı hayli fazla çıktı.
Meğerse aslında pek çoğumuz tokalaşmaktan hoşlanmıyormuşuz.
“Böyle bir fırsat gelmiş hayatta başlamam. Kurtulduk rahatladık.” (oğuzhanturan)

Yazının Devamını Oku

Harika bir oyuncu

Dijital platformları kullananlar “The Queen’s Gambit” adlı mini diziden haberdardır, çünkü öyle ya da böyle bir şekilde önünüze çıkıyor.

Çıkmasa da WhatsApp gruplarında diziden o kadar çok bahsediliyor ki, sonunda teslim olup bir bakayım diyorsunuz.
Ve daha ilk bölümden “iyi ki de bakmışım” oluyorsunuz.
Bana da kızım Tayga önerdi, “Güzel dizi mutlaka izle” deyince başladım izlemeye.
Walter Tevis’in aynı adlı 1983 yılına ait romanından uyarlanan “The Queen’s Gambit”, yetimhanede satrançla tanışan, deha ile delilik arasında gidip gelirken adını uluslararası satranç turnuvalarına yazdıracak hale gelen bir kızın hikayesini anlatıyor.
Başrollerden birinde satrancın olduğu bu dizi, benim gibi
satranca geçmişte çok fazla ilgi duymamış birini bile böylesine içine çektiyse, satranç sevenlerin diziyle yaşadığı aşkı tahmin bile edemiyorum.
Mekan, kostüm, sanat, müzik ve kurgusuyla da hayran bırakan dizinin başrolündeki Anya Taylor-Joy’u “Split” ve “Glass” filmlerinden hatırlayanlar olacaktır.

Yazının Devamını Oku

Deprem çadırında bir gün

Biz sıcacık evlerimizde, yataklarımızda yatarken depremzedelerin çadırlarda neler yaşadıklarını bilmiyordum doğrusu.

Hayatta Beşiktaş Radyo’da Urla Kartalları’ndan Ulaş Malgır ile İzmir’deki çadır kentten bir canlı yayın gerçekleştirdik.
Çadırlarda kalan depremzedeleri de yayına bağladık.
22.00’de başlayan canlı yayınımız boyunca geceleri havanın buz gibi olduğundan yakındılar.
Şaka değil, odun ateşinde ısınmaya çalışıyorlardı.
Bunun bir de koronası var tabii.
10-15 kişilik çadırlarda yakın akrabalar birlikte kalıyor olsa da bir kişi korona olunca tüm çadıra bulaştırıyor.
Tuvaletlerden geçme riski de ayrı bir konu.

Yazının Devamını Oku

Fazladan anne sütümüz var

Deprem sonrasında İzmir ve çevresindeki dayanışma, yardımlaşma, zor günde bir olma, tek olma ruhunu hayranlıkla izledik, elimizden geldiğince de destek olmaya, el vermeye çalıştık.

Bu güzel ruh hali tüm topraklarımıza daha da fazla yayılsa keşke.
Otelinden bakkalına, veterinerinden restoranına kadar herkes varını yoğunu ortaya koydu, depremzedeler için yardıma koştu.
Ama bir paylaşım vardı ki, sanırım dünyada bir ilk olabilecek kadar özeldi.
İzmir’den @jantiadam (Mehmet) isimli Twitter kullanıcısı şöyle bir yazı paylaştı: “6 aylık bebeğimiz var, dolayısıyla buzluğumuzda fazladan anne sütümüz var. Depremden etkilenen ve anne sütüne ihtiyacı olan bir aile var ise seve seve hepsini paylaşacağız.”
İnce düşünceye, empatiye, sevgiyi dünyaya yayabilme gücüne bakar mısınız...
Ne diyeyim, Mehmet sana, eşine ve bebeğine Allah uzun ömürler versin. Umutlarımızı yeşerttiniz, iyi ki varsınız.

Köpekleri salın ben kedi sesi çıkarayım

Yazının Devamını Oku

Ah o orman yangınları

Orman yangını haberi duyduğumda yaşadığım üzüntüyü size anlatamam.

Onlarca yeşil alan, binlerce masum hayvan yanarak ölüyor, yok oluyorken eli kolu bağlı kalmak insanı kahrediyor.
Yazın sahil şeritlerinde, yakın geçmişte ise Hatay İskenderun’daki yangınlar ciğerimizi yaktı.
Yok olanın yerine yenilerinin konulması ayrı bir dert ve uzun bir süreç.
Ama işte bu noktada el ele vermek lazım.
Ormanların gerek korunması, gerekse de yeniden yapılanması açısından yapılan her çalışma, her çaba çok değerli.
Bu tip çabalara yurtdışından bir örnek vermek istiyorum.
Gürcü şarkıcı Bera, Amazon ormanlarının ve yerlilerin korunması için 1 milyon dolarlık bir fon oluşturdu.

Yazının Devamını Oku

Bir kadının erkeğe ihtiyacı var mı?

Demet Akalın’ın arabasının lastiğinin patladığı günden bahsederken “İnsan bir erkeğin gücünü istiyor, hemen kocamı aradım, iyi ki kocam var” demesinin ardından bir hafta boyunca bizim magazin dünyasında bu konu konuşuldu.

Bizim polemik dağları aştı, yurtdışında da gündem oldu bu hafta.
Kelebek etkisi diyemeyiz tabii ki buna, tamamen tesadüf ama yabancı magazinde de bir kadının erkeğe ihtiyacı olup olmadığı muhabbeti döndü durdu.
Önce biraz ön bilgi: Konunun merkezinde Kate Beckinsale var.
Beckinsale, 9 aydır birlikte olduğu Kanadalı rap’çi Goody Grace’den yeni ayrıldı.
47 yaşındaki oyuncunun 23 yaşındaki Grace ile ilişkisi yaş farkından dolayı bolca konuşuluyordu.
İşte durumlar böyleyken Kate Beckinsale, Instagram hesabındaki bir iletisinin altına “Bir erkeğe ihtiyacın var” yazan takipçisine şöyle karşılık verdi: 
“Hiçbir kadının bir erkeğe ihtiyacı yoktur. Mesele, kadının bir erkeği hayatında isteyip istememe meselesidir.”

Yazının Devamını Oku

En mutlu yılımız 2015’miş

2020’nin ileride hiç de güzel hatırlanmayacak bir yıl olduğunu söylemeye gerek bile yok aslında.

Ama bu durum istatistiklerle de kanıtlanmış oldu.

Sık sosyal medya kullanımının depresyon ve mutsuzluk göstergesi olduğu biliniyor, bu yıl geçmiş tüm yıllardan çok daha fazla gömüldü insanlar sosyal medyalarına.

Bunu Hedonometre araştırmaları da destekledi.

“Hedonometre ne?” diyeceksiniz...

Twitter’da 10 yılı aşkın bir süredir insanların kullandıkları kelimeler incelenerek genel ruh hali, mutluluk ya da mutsuzluklar ölçülüyor.

Matematikçiler ve bilgisayar uzmanlarının çalıştığı bu ölçme sistemine “Hedonometre” deniliyor.

Amerika’da Twitter üzerinde Hedonometre ölçümleri yapılıp son 10 yıla bakıldığında, 2020’nin insanların en mutsuz olduğu yıl olduğu ortaya çıktı. (Yine aynı araştırmaya göre en mutlu yılımız 2015’miş.)

En mutsuz tweet’lerin atıldığı günlerden biri, Tom Hanks’in korona olduğunun ve NBA’in iptalinin açıklandığı 12 Mart.

Yazının Devamını Oku

Pako’ya ve Buddy’me selam söyle Bekir Abi

Sadece insanları değil, doğayı, denizi, ağacı, kediyi, köpeği, kuşu ve tüm hayvanları da seven, aynı değeri veren ve anlatan bir meslektaşımı, Atatürk sevdamı paylaştığım adamı, iyi, çok iyi bir insanı ve hayvan hakları konusunda yol arkadaşımı kaybetmiş olmanın büyük üzüntüsünü yaşıyorum.

Ne çok ağladım onun hayvanları konuşturan yazılarını okurken.
Ne çok cümlesiyle kalbime, yüreğime dokundu.
Ve tabii ne çok hayvanın, hayvanseverin hayatını değiştirdi güzel kalbi ve sağlam kalemiyle. 
Pako’ya Mektuplar’ı unutmak mümkün mü?
Pako’ya gönderilen mektuplar kitaplaştırılmış, ‘best seller’ olmuş, sonrasında da sadece Türkiye’de değil yedi Avrupa ülkesinde de yayınlanan 12 dizilik film haline gelmişti.
Efsaneleşmişti yani.
Bir süredir hastaydı Bekir Coşkun, evet çok erkendi ama gideceğini biliyordu, yazıyordu da. 

Yazının Devamını Oku

Kürklerde korona tespit edildi!

Vizon kürklerinizi giymeyi bir daha düşünün bence.

Vizonlarda koronaya rastlandı çünkü.
Evet, yanlış duymadınız. Amerika’da, Utah’ta kürk çiftliği çalışanlarından Covid-19 kapan 10 bin vizon öldü ve 9 çiftlik karantinaya alındı.
Koronadan ölen vizonların kürklerinin imha edildiğini ya da yakıldığını hiç sanmıyorum.
Koronalı kürkler üçüncü dünya ülkelerine doğru yola çıkmıştır bile.
Daha önce de Hollanda’daki vizon çiftliklerinde koronaya rastlanmıştı.
Ve insandan vizona, sonrasında da vizondan insana geçiş tespit edilmişti.
Korona insanlarda ve vizonlarda benzer semptomlar gösteriyor.

Yazının Devamını Oku

Ev kadınlığı yükselen trend oldu

Pandemi sonrası ev işi yapmak, evi toplamak, temizlemek, düzenlemek son derece moda ve havalı aktiviteler haline geldi.

Evle ilgili her şey ve ev kadınlığı artık bir sektör.
Maaşsız işçi konumundaki ev kadınlığına karşı bakış açısı ne oldu da böyle değişti diye sorabilirsiniz.
Bunda iki, hatta üç şey önemli rol oynuyor.
Birincisi; pandemi nedeniyle işsiz kalanların ve eve kapananların oranında kadınlar daha ağır basıyor.
Yani bir sürü işkadını, kimisi işsiz kaldığı için kimisi ise işyerinden ‘home office’ moduna geçtiği için ev işleriyle tanışmış oldu.
Hem de ne tanışma! Artık herkes birer aşçı, herkes birer ev hanımı...
Bu kadınların çoğu da ev işlerini sosyal medyada öyle farklı ve güzel paylaşımlarla sundular ki, ev kadınlığına bakış açısı birden değişti.

Yazının Devamını Oku

2020 rock’ın kralını da aldı

Bu 2020’den hayır gelmeyecek.

Şimdi de bizden müthiş bir yeteneği, olağanüstü bir gitar virtüözünü, rock’ın kralını aldı götürdü.
Gençlik yıllarımın vazgeçilmez rock grubu Van Halen’ın kurucularından Eddie Van Halen kansere yenildi.
Grubun hangi efsane şarkısının hissettirdiklerini sayayım ki Jump’ın verdiği olağanüstü enerji ve çılgın ruh halini mi, “Why Can’t This Be Love”ın, “When It’s Love”ın aşka dair söyledikleri mi...
Ya da Panama’daki gaza gelmelerimizi, çıldırmalarımızı mı. Eddie Van Halen’ın, gitarıyla, attığı sololarla, stiliyle gitaristler dünyasında yeri ayrıydı. Haberi aldığım gece Michael Jackson’ın “Beat It” şarkısına attığı gitar solosunu ve tüm Van Halen şarkılarındaki gitar sololarını oturup tekrar dinledim.
Ve dedim ki rock ölmez, rockçılar da...
Ben “Jump” ile zıplamaya devam edeceğim.

‘Nenem, Babam ve Ben’

Başarı hikayelerine hepimiz bayılıyoruz.

Yazının Devamını Oku

Sezen Aksu’dan Pars’a hediye

Sezen Aksu, 4 Ekim Hayvanları Koruma Günü’nde ne şahane bir şey yapmış, bayıldım.



Çocuklar hayvanları çok sever, hayvanlar da onları.
Ebru Şallı’nın oğlu Pars’ın mezarının başına iki kedi yuvası koydurmuş Sezen Aksu.
Ve oradaki görevlilerden kedilerin mama ve su kaplarını boş bırakmamalarını rica etmiş.
İnce ruhlu olmak böyle bir şey işte.
Dünyadan giden güzel bir ruh için burada masum ruhlara can vermek...

Yazının Devamını Oku

Kürke yasak geliyor

Yaşasın, Polonya’daki kürk hayvanı üretim çiftliklerinin de sonu göründü.

Her şey gizlice çekilen bir video ile başladı.

Bir aktivist tarafından 2 ay süreyle bir cep telefonu ve bir kamera kullanılarak çekilen korkunç görüntüler, Polonya’nın önde gelen haber sitelerinden Onet.pl’de yayınlanınca hükümet yaşanan ve yaşatılanlara daha fazla seyirci kalamadı.

Videoda vizonların birbirlerini yediği, açık yaralarının gözler önüne serildiği dayanılmaz   görüntüler var.

Bu videonun ortalığı ayağa kaldırmasının ardından yıllardır bekleyen yasanın önümüzdeki ay kabul edileceği duyuruldu.

Böylece Avusturya, Hırvatistan, Çek Cumhuriyeti, Lüksemburg, Makedonya, Sırbistan, Slovenya ve İngiltere’den sonra Polonya da kürk üretim çiftliklerini tarihin kirli sayfalarına gömen ülkeler arasına girmiş olacak.

Sırada Fransa var.

Polonya’nın kürk üretim çiftliklerindeki hayvanların büyük çoğunluğunu vizonlar oluşturuyor.

Ülkedeki vizonların sayısı 6 milyon ve bu sayı toplamdaki kürk hayvanlarının yüzde 94’ü.

Yazının Devamını Oku

Transfobik podcast’e Spotify eleştirisi

Elon Musk ve Alex Jones ile o unutulmaz röportajları yapmış olan ünlü podcast sahibi Joe Rogan’ın 100 milyon dolar transfer ücretiyle Spotify’a geçmesi hayli konuşulmuştu.

11 yıllık bir geçmişi ve rekor izlenmeleriyle dünyanın en popüler podcast’i “The Joe Rogan Experience” Spotify’a geçtiği gün, Spotify’ın değeri 31 milyar dolardan 35 milyar dolara fırladı.
Bu transferle büyük kâr sağladılar yani.
1 Eylül itibarıyla 1500 bölümden oluşan bu seri Spotify’a açılmaya başladı.
Serinin tamamı yıl sonuna kadar tümüyle YouTube’dan kalkmış ve sadece Spotify’a özel hale gelmiş olacak.
Joe Rogan “Asla Spotify’ın çalışanı olmayacağım, aynı ekiple, aynı işleri yapmaya devam edeceğim” dese de Spotify tarafında kazan kaynamaya başladı bile.
Spotify çalışanları ırkçı, seksist ve transfobik buldukları Joe Rogan podcast’inin editoryal anlamda denetlenmesi ve gerektiğinde bazı bölümlerinin yayından çıkarılması, bazılarından önce ise izleyici için uyarılar konulması gerektiğini söylemeye başladı.
Bu taleplerin bir kısmı Spotify tarafından kabul edildi ve uygulanmaya başladı bile.

Yazının Devamını Oku

Efsanenin dönüşü

Sophia Loren, tam 10 yıl aradan sonra sinemaya geri döndü.

Oğlu Edoardo Ponti’nin yönettiği bir filmle.
Romain Gary’nin “The Life Before Us” adlı romanından uyarlanan filmin yayın tarihi 13 Kasım olarak duyuruldu.
Dünya ile aynı
anda Türkiye’de de yayında olacak filmde Madam Rosa’yı oynayacak olan
Sophia Loren
karakteri için “Sert, kırılgan ama hayatta kalan biri, birçok yönden bana kendi annemi hatırlatıyor” demiş.
Efsaneyi yeniden izleyebilecek olmak gerçekten heyecanlandırıyor.

Yazının Devamını Oku

Pandemi gönüllüsüyüm

Benim işte o. Osman Müftüoğlu’nun geçen günkü yazısında bahsettiği “pandemi gönüllüsü” benim.

Uzak yakın, akraba, arkadaş, herkesi ama herkesi “Masken nerede?”, “Maske takmadan yaklaşma”, “Maskeni çenene değil, ağzını ve burnunu kapatacak şekilde tak”, “Tokalaşma, hatta yumruğunu bile dokundurma, kafa selamı yeter de artar bile”, “Sofrada otururken başkasının yemeğinin üzerine konuşma” gibi bir sürü ikaz cümlesiyle uyarmaktan normal konuşmayı unuttum.
Etrafımın benden bıktığı doğrudur.
Ama görmezden gelmeden, elinden maşayı bırakmadan, bıktırana, yaptırana, taktırana kadar pandemi gönüllüsü olarak görev başında olmaya devam edeceğim.
Karşılaştığım, karşılaşacağım, yolumun kesiştiği, kesişeceği herkese duyurulur.

Ünlü markaya ırkçılık suçlaması

“Star Wars”un siyahi oyuncularından John Boyega, marka elçisi olduğu ünlü parfüm ve mum markası Jo Malone’den istifa etti.
İstifasının nedenini markanın ırkçılık yapması olarak açıkladı.

Yazının Devamını Oku

Koronayı geçirdim ben

Son aylarda en çok duyduğun cümle nedir derseniz, hiç tereddüt etmeden şunu söyleyebilirim: “Ben kesin korona oldum ve atlattım!”

Bunu demeyeni dövüyorlar sanki.Ben de kurdum aynı cümleyi kaç defa.
Kış aylarında öksürmüştüm, ateşim de çıkmıştı.
Arada ishal olmuştum. Sonra bir ara göğsüme öküz oturdu gibi hissettiğim zamanlar da olmuştu.
Halsizlik, geçenlerde kolumu zor kaldırıyordum.
Birinde olmasa diğerinde kesin korona olmuş, atlatmış ve bağışıklık kazanmıştım.
Bu tuhaf kendini kandırma durumu rahatsız etti bir süre sonra beni. Sağlamcıyımdır, emin olmak isterim her şeyden.
Madem oldum, gidip test yaptırayım da rahatlayayım iyice dedim.

Yazının Devamını Oku