Bu filmi emek hırsızlığına karşı yaptık

Onları “senaryoları çalınan gençler” olarak tanıyoruz. Yıllar önce başlarına gelen olayı şimdi bir filmle beyazperdeye taşıyorlar. “Piyasadan Büyük Alacağımız Var” adlı bu ilk komedi filmlerinde sinema ve dizi sektörünün bütün açıklarını, üçkağıtlarını komik bir dille anlatan Genç Kafa ekibi, bir yandan da Yeşilçam’a saygı duruşunda bulunuyor.

* “Piyasadan alacağımız var” dediniz dediniz ve sonunda bu filmi çektiniz. Önce sormak lazım tabii, Genç Kafa nasıl bir araya geldi?

İzzet Başlak: Hepimiz Müjdat Gezen Tiyatrosu’nda tanıştık.

* O kadar kişi arasından bir araya geldiğinize göre ortak özellikleriniz vardır mutlaka...

İzzet: Müjdat Gezen Tiyatrosu’nda siyasi komedi üstüne gidiliyor. Biz ise absürt komediyi daha fazla sevdiğimiz için belli bir süre sonra insanların beynini boşaltabileceği komedi tarzına yanaşmaya çalıştık. Artı olarak Yeşilçam ve Ertem Eğilmez ekolünü örnek alıyorduk.

* Nedir sizce Yeşilçam?

İzzet: Yeşilçam deyince aklımıza ilk olarak sıcaklık, samimiyet geliyor. Biz oraya uzmanlık alanımız olarak bakıyoruz. Bize Yeşilçam’dan bir replik söylendiği zaman hangi filmin neresinde geçtiğini söyleyebilecek durumdayız.

TEMİZ KOMEDİ YAPIYORUZ

* Sizin film biraz daha fırlama mı peki eskilere göre?


İzzet: Absürt unsurlar barındırdığında, biraz fırlamalık giriyor tabii işin içine. Ama asıl olarak temiz komedi. Neredeyse hiç küfür yok. İnsanların çoluk çocuğuyla izleyebileceği bir iş.

Okan Metin: Şimdiki gençler daha absürt esprileri seviyor ama Yeşilçam filmleri de hâlâ çok izleniyor. Demek ki bunları gençler de izliyor. Biraz genlere işlemiş durumda bu Yeşilçam havası. Biz de ikisinin ortasını bulduk. Hem Yeşilçam samimiyetini hem de Genç Kafa’nın absürtlüğünü ekledik içeriğe.

* Yaş ortalaması kaç Genç Kafa’nın?

Okan Metin: Ben 37 yaşındayım.

İzzet: Ben 30’a yeni girdim.

Ekin Akçay: 29.

Yiğit San: 29.

Rabia Tutal: 31

Ali Rıza Kara: 26.

* ‘Genç Kafa’ ismini kim koydu?

İzzet: Ekin’le ben koyduk.

* Film, sektörün üçkağıtları üzerine kurulu. Neler yaşadınız da bu film çıktı ortaya?

İzzet: Basit bir örnek vereyim. Rabia’ya bir diziden bir bölüm oyunculuğu geliyor. Telefon ediyor, rol için gece kıyafeti de getirmesi gerektiğini söylüyorlar. Rabia o tarz bir kıyafeti olmadığını söyleyince, “O zaman biz başka oyuncu bulalım” diyorlar. “Kostümün yoksa gelme” diyorlar yani...

* Başka neler var? Fragmandan gördüğüm kadarıyla bayağı taş atıyorsunuz sektöre...

Okan: Sektörün sadece yapım kısmında değil, ajans kısmında da çok aksaklıklar var. Geçenlerde ben de hatırı sayılır bir ajansa audition çekip gönderdim. “Çok beğendik ama biz ünlülerle çalışıyoruz” dediler. “E, beni niye arıyorsunuz o zaman?” dedim.

İzzet: “Bir gün ünlü olursan ara bizi” diye aramışlardır. (Gülüyor) Bunlar küçük örnekler tabii. Biz asıl emek hırsızlığına karşı yola çıktık. Sektörde bizim de başımıza gelen, etraftan da çok fazla duyduğumuz proje çalma olayına dikkat çekmek istedik.

Bu filmi emek hırsızlığına karşı yaptık

SENARYOMUZU ÇALDILAR

* Hangi projenizin çalındığını söylemeyecek misiniz?

İzzet: Uğraşmak istemiyoruz...

* Kalabalık bir ekip Genç Kafa. Hiç kavga ediyor musunuz?

İzzet: Neredeyse her konuda kavga ediyoruz. Konu işse, yumruklaşacak duruma kadar geliyoruz ama sonra her şey normale dönüyor.

* Yapımcınız kim?

İzzet: Sami Dündar.

* Onu projeye nasıl inandırdınız?

İzzet: Sami Abi, 2012 ya da 2013’te bizim bir oyunumuzu izlemişti. Sonrasında soyunma odasına geldi, “Projeniz varsa yapımcı olmak isterim” dedi. Bizim de o zaman görüştüğümüz başka bir yer vardı. Zaten sonrasında olmadı o iş. Bu film için de isteğimiz aslında kendi imkanlarımızla yapmaktı. Filmdeki 48 oyuncunun tamamı hiçbir karşılık almadan sadece bizim hatırımız için geldiler, oynadılar. Salih Kalyon’dan Cem Özer’e, Melek Şahin’den Barış Başar ve Kamil Güler’e kadar.

YEŞİLÇAM’DA KARŞILIKLARI VAR

* Projelerinizde rol dağılımını nasıl yapıyorsunuz?


İzzet: Önce toplantı yapıyoruz. Herkes en iyi oynayabileceği karakteri seçiyor. Bu filmde de öyle yaptık. Yeşilçam’da da karşılıkları var karakterlerin.

* Kim kimdir desem?

Rabia: Ben yönetmen yardımcısı Ayşen’i canlandırıyorum. Yeşilçam’da Ayşen Gruda’nın karşılığı diyebilirim.

* Yiğit senin karakterin nasıl?

Yiğit: Ben Ediz karakterini oynuyorum ama Ediz Hun’la bir benzerliğim yok.

* Ali Rıza?


Ali Rıza: Sadri karakterini canlandırıyorum ben de. Filmdeki ekibin organizatörü. Her şeyi eline yüzüne bulaştırıyor.

* Sen kimi oynuyorsun İzzet?

İzzet: Benim rolümün adı da Tarık. Tarık Akan’dan geliyor. Arabulucu biri.

* Filmi çekerken isimlerini aldığınız oyunculara ulaşmayı denediniz mi?

İzzet: Herhangi bir bütçemiz olmadığı için ve onlar bu tarzda çok teklif aldıkları için; bunu nasıl karşılarlar bilemedik. Ama galaya hepsini çağırmak istiyoruz.

* Okan, sen kimi oynuyorsun?

Okan: Ben Müjdat’ım. Bu karakteri canlandıracak arkadaş oynadığı diziden izin alamayınca, ben girdim ekibe...

HEM CEM HEM DE ŞAHAN’IN SEYİRCİSİNE HİTAP EDİYORUZ

* Türkiye’deki komedi anlayışına nasıl bakıyorsunuz? Cem Yılmaz ve Şahan Gökbakar iki farklı kulvarda ilerliyor. Siz kime daha yakınsınız?


İzzet: Biz her iki tarafa da hitap etmeye çalışıyoruz. Bazı konular bize komik gelmeyebiliyor ama başka insanlara komik gelebileceğini düşünüyoruz. Artı şöyle bir avantajımız var; Cem Yılmaz, Şahan Gökbakar, Ata Demirer tek başına. İki tarafa birden hitap etme şansları çok az. Ama bizde Ediz karakteri biraz daha alt kesime hitap edebiliyorken, Tarık karakteri daha üste hitap edebiliyor.

* Hep komedi mi üreteceksiniz, ileride Genç Kafa’dan dram çıkar mı?

Okan: Yok, bizim uzmanlık alanımız o değil.

İzzet: Komedi, özellikle absürt komedi daha özgür bir alan. Mantığa çok fazla takılmak zorunda kalmıyorsunuz. Dram sınırlandırıyor bizi.

* Dizi yapar mı bu ekip?

İzzet: Bir dizi projemiz var. Kanallarla görüşüyoruz, anlaştığımız zaman yapacağız.

Okan: Biri çalmazsa yapacağız.

* Kimler var filmde?

İzzet: Cem Özer, Salih Kalyon, Ali Erdoğan, Seyfi Kincioğlu, Mehmet Rauf, Mehmet Şahin, Cahit Kaşıkçılar, Barış Maşa, Ortans Kıvanç, Kıvanç Baran var.

* Gişe beklentiniz var mı?


İzzet: Yola çıkarken bir beklenti yoktu ama filmi izleyenlerin tepkilerini gördükten sonra bir beklenti oluştu. 100 ile 300 bin arasında bir rakam bekliyoruz.

Bu filmi emek hırsızlığına karşı yaptık

4 EYLÜL’DE VİZYONDA

Yapımcılığını Sami Dündar’ın, yönetmenliğini Genç Kafa ekibinden Ekin Akçay’ın yaptığı “Piyasadan Büyük Alacağımız Var”, 4 Eylül’de vizyona girecek. Filmin senaryosu Genç Kafa’dan Okan Metin, İzzet Başlak ve Ekin Akçay’ın imzasını taşıyor.

SEVGİLİYİZ, FİKİR AYRILIĞI YAŞIYORUZ

* İzzet ve Rabia, siz gerçek hayatta sevgilisiniz, öyle değil mi? Bu etkiliyor mu işinizi?

İzzet: İşin içine girdiğiniz zaman çok fazla sevgililik kalmıyor. En fazla kavga eden biz oluyoruz Rabia ile. Çünkü çok fazla fikir ayrılığı yaşıyoruz.

* Hangi konuda yaşıyorsunuz o kadar fikir ayrılığını?

Rabia: Eve geldiğimizde de iş konuşmaya devam ediyoruz. Orada işler artık bir patlama noktasına geliyor. Ama her seferinde orta yolu buluyoruz.

* Kaç yıldır berabersiniz?

Rabia: 7 yıl.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Depp hayranları: Amber Heard da kovulsun!

Eşi Amber Heard tarafından kendisine şiddet uygulamakla suçlanan ve 7 milyon dolarlık tazminata mahkûm edildikten sonra “Fantastic Four” filminin kadrosundan da çıkarılan Johnny Depp’e hayranları sahip çıktı.

Şiddete sahip çıkılır mı diyeceksiniz ama Depp hayranları ikilinin kavgasında tek suçlunun Depp olmadığını, ikilinin karşılıklı olarak suçlu olduklarını düşünüyor.
Ünlü aktörün işini kaybedip eski eşinin kariyerine hiçbir şey olmamış gibi devam etmesini de kabullenemiyorlar.
Durum böyle olunca da göze göz dişe diş diyerek atağa geçmekte gecikmediler.
Amber Heard için “Aquman 2 kadrosundan çıkarılsın” kampanyası başlatıldı.
Change.org’da 1 milyondan fazla imzaya ulaşıldı.
Bu savaşta tek yaralı Johnny Depp mi kalmayacak gibi duruyor. Son olarak “Fantastic Four”da Johnny Depp’in yerine Mads Mikkelsen’in en güçlü aday olduğunu da söylemeden geçmeyeyim.

Korona tablosu karanlık

Hayatta Beşiktaş Radyo’daki programıma Göğüs Hastalıkları Profesörü Dr. Bülent Tutluoğlu konuk oldu.

Yazının Devamını Oku

5 yıldır kedi köpek kesiyor

5 yıldır kedi köpek kesip, “delidir ne yapsa yeridir” mantığıyla birkaç hafta akıl hastanesinde yattıktan sonra yeniden evine ve korkunç eylemlerine dönen Fatma Ç. cumartesi akşamı yine bir kedinin derisini yüzmüşken suçüstü yakalandı.

Ama kedicik sokak kedisi, yani kessen de biçsen de mevcut yasaya göre hapis cezası almıyorsun.
Ne güzel öyle değil mi? 
Şiddeti özendiren adalet sistemimiz hâlâ aynı, değişemiyor bir türlü.
HAÇİKO ekibi pazar günü karakolun önündeki eyleme katıldı.
Söyleyeceklerimizi söyledik.
Caninin serbest bırakılmadan akıl hastanesine gönderilmesine bile şükrettik.
Düştüğümüz hale bakar mısınız?

Yazının Devamını Oku

Alo, korona orada mı? Adamlar

Ey koronadan korkup telefonu yıkadığım zamanlarda benimle dalga geçenler, Irmak Ünal virüsü telefondan kaptığını söylediğinde ne hissettiniz?

Ömür biraz abartmış olsa da zamanında tehlikenin farkına varmış diye düşündünüz mü?
Arkadaşlar bu telefon işi sakat.
Yüzünüze götürdüğünüz, saatlerce yanağınıza yapıştırıp konuştuğunuz telefonlar mikrop yuvası.
Telefonu koyduğunuz zeminin, elinizin, sağın, solun kiri, mikrobu onda.
Elinizi yıkıyorsunuz, telefonu yıkadığında bozuluyor. Çok iyi saklamanız, dezenfekte etmeniz lazım. O da her zaman mümkün olmuyor işte. Bir de başkasının telefonuyla konuşmayı unutun.
Kimse kimseye telefonunu vermesin.
“Aaa falanca yanında mı, ver telefonu bir de ona merhaba diyeyim”leri de rafa kaldırın.

Yazının Devamını Oku

Alzhemier, hatıralar ve müzik

Tüm dünyada viral olan ve Tan Sağtürk tarafından paylaşıldıktan sonra bizim haber ve magazin sitelerinde de yer alan Alzheimer’lı balerin videosu, aslında bahsedildiği gibi yeni çekilmiş bir video değil.

Çaykovski’nin “Kuğu Gölü” balesinin müziğini duyar duymaz canlanan ve tekerlekli sandalyesinde dans etmeye başlayan Marta Cinta Gonzales Saldana, bu videonun çekildiği 2019 yılında hayatını kaybetmişti.

Videonun viral olması, müziğin Alzhemier’lı hastalar üzerindeki etkilerini araştıran İspanyol Music to Awaken organizasyonu tarafından paylaşılmasıyla oldu.

Viral videoda dans eden genç balerin ise Manta Cinta değil, Ulyana Lopatkina adlı balerin ve “Kuğu Gölü” değil “Kuğunun Ölümü” ile dans ediyor.
Bu hatalar, viralin anlatmak istediğini anlatmasına engel değil tabii.

Yazının Devamını Oku

Korona biterse tokalaşmaya başlar mısınız?

Korona aşısının bulunmasına az kaldığı yönündeki haberlere hepimiz sevindik.

Aşının, eğer bulunursa, buralara gelmesine biraz zaman var ama yine de gözümüzde eski normalimiz, güzel mazimiz canlanmadı değil.
Peki gerçekten eskiye dönebilecek miyiz?
Twitter’da bir adet “normal dönüş 101” sorusu sordum takipçilerime, “Korona aşısı çıkarsa yeniden tokalaşmaya başlar mısınız?” dedim.
Ortalık yıkıldı.
Fırsat bu fırsat, hazır bu alışkanlıktan kurtulmuşken tokalaşmayı maziye gömmek isteyenlerin sayısı hayli fazla çıktı.
Meğerse aslında pek çoğumuz tokalaşmaktan hoşlanmıyormuşuz.
“Böyle bir fırsat gelmiş hayatta başlamam. Kurtulduk rahatladık.” (oğuzhanturan)

Yazının Devamını Oku

Harika bir oyuncu

Dijital platformları kullananlar “The Queen’s Gambit” adlı mini diziden haberdardır, çünkü öyle ya da böyle bir şekilde önünüze çıkıyor.

Çıkmasa da WhatsApp gruplarında diziden o kadar çok bahsediliyor ki, sonunda teslim olup bir bakayım diyorsunuz.
Ve daha ilk bölümden “iyi ki de bakmışım” oluyorsunuz.
Bana da kızım Tayga önerdi, “Güzel dizi mutlaka izle” deyince başladım izlemeye.
Walter Tevis’in aynı adlı 1983 yılına ait romanından uyarlanan “The Queen’s Gambit”, yetimhanede satrançla tanışan, deha ile delilik arasında gidip gelirken adını uluslararası satranç turnuvalarına yazdıracak hale gelen bir kızın hikayesini anlatıyor.
Başrollerden birinde satrancın olduğu bu dizi, benim gibi
satranca geçmişte çok fazla ilgi duymamış birini bile böylesine içine çektiyse, satranç sevenlerin diziyle yaşadığı aşkı tahmin bile edemiyorum.
Mekan, kostüm, sanat, müzik ve kurgusuyla da hayran bırakan dizinin başrolündeki Anya Taylor-Joy’u “Split” ve “Glass” filmlerinden hatırlayanlar olacaktır.

Yazının Devamını Oku

Deprem çadırında bir gün

Biz sıcacık evlerimizde, yataklarımızda yatarken depremzedelerin çadırlarda neler yaşadıklarını bilmiyordum doğrusu.

Hayatta Beşiktaş Radyo’da Urla Kartalları’ndan Ulaş Malgır ile İzmir’deki çadır kentten bir canlı yayın gerçekleştirdik.
Çadırlarda kalan depremzedeleri de yayına bağladık.
22.00’de başlayan canlı yayınımız boyunca geceleri havanın buz gibi olduğundan yakındılar.
Şaka değil, odun ateşinde ısınmaya çalışıyorlardı.
Bunun bir de koronası var tabii.
10-15 kişilik çadırlarda yakın akrabalar birlikte kalıyor olsa da bir kişi korona olunca tüm çadıra bulaştırıyor.
Tuvaletlerden geçme riski de ayrı bir konu.

Yazının Devamını Oku

Fazladan anne sütümüz var

Deprem sonrasında İzmir ve çevresindeki dayanışma, yardımlaşma, zor günde bir olma, tek olma ruhunu hayranlıkla izledik, elimizden geldiğince de destek olmaya, el vermeye çalıştık.

Bu güzel ruh hali tüm topraklarımıza daha da fazla yayılsa keşke.
Otelinden bakkalına, veterinerinden restoranına kadar herkes varını yoğunu ortaya koydu, depremzedeler için yardıma koştu.
Ama bir paylaşım vardı ki, sanırım dünyada bir ilk olabilecek kadar özeldi.
İzmir’den @jantiadam (Mehmet) isimli Twitter kullanıcısı şöyle bir yazı paylaştı: “6 aylık bebeğimiz var, dolayısıyla buzluğumuzda fazladan anne sütümüz var. Depremden etkilenen ve anne sütüne ihtiyacı olan bir aile var ise seve seve hepsini paylaşacağız.”
İnce düşünceye, empatiye, sevgiyi dünyaya yayabilme gücüne bakar mısınız...
Ne diyeyim, Mehmet sana, eşine ve bebeğine Allah uzun ömürler versin. Umutlarımızı yeşerttiniz, iyi ki varsınız.

Köpekleri salın ben kedi sesi çıkarayım

Yazının Devamını Oku

Ah o orman yangınları

Orman yangını haberi duyduğumda yaşadığım üzüntüyü size anlatamam.

Onlarca yeşil alan, binlerce masum hayvan yanarak ölüyor, yok oluyorken eli kolu bağlı kalmak insanı kahrediyor.
Yazın sahil şeritlerinde, yakın geçmişte ise Hatay İskenderun’daki yangınlar ciğerimizi yaktı.
Yok olanın yerine yenilerinin konulması ayrı bir dert ve uzun bir süreç.
Ama işte bu noktada el ele vermek lazım.
Ormanların gerek korunması, gerekse de yeniden yapılanması açısından yapılan her çalışma, her çaba çok değerli.
Bu tip çabalara yurtdışından bir örnek vermek istiyorum.
Gürcü şarkıcı Bera, Amazon ormanlarının ve yerlilerin korunması için 1 milyon dolarlık bir fon oluşturdu.

Yazının Devamını Oku

Bir kadının erkeğe ihtiyacı var mı?

Demet Akalın’ın arabasının lastiğinin patladığı günden bahsederken “İnsan bir erkeğin gücünü istiyor, hemen kocamı aradım, iyi ki kocam var” demesinin ardından bir hafta boyunca bizim magazin dünyasında bu konu konuşuldu.

Bizim polemik dağları aştı, yurtdışında da gündem oldu bu hafta.
Kelebek etkisi diyemeyiz tabii ki buna, tamamen tesadüf ama yabancı magazinde de bir kadının erkeğe ihtiyacı olup olmadığı muhabbeti döndü durdu.
Önce biraz ön bilgi: Konunun merkezinde Kate Beckinsale var.
Beckinsale, 9 aydır birlikte olduğu Kanadalı rap’çi Goody Grace’den yeni ayrıldı.
47 yaşındaki oyuncunun 23 yaşındaki Grace ile ilişkisi yaş farkından dolayı bolca konuşuluyordu.
İşte durumlar böyleyken Kate Beckinsale, Instagram hesabındaki bir iletisinin altına “Bir erkeğe ihtiyacın var” yazan takipçisine şöyle karşılık verdi: 
“Hiçbir kadının bir erkeğe ihtiyacı yoktur. Mesele, kadının bir erkeği hayatında isteyip istememe meselesidir.”

Yazının Devamını Oku

En mutlu yılımız 2015’miş

2020’nin ileride hiç de güzel hatırlanmayacak bir yıl olduğunu söylemeye gerek bile yok aslında.

Ama bu durum istatistiklerle de kanıtlanmış oldu.

Sık sosyal medya kullanımının depresyon ve mutsuzluk göstergesi olduğu biliniyor, bu yıl geçmiş tüm yıllardan çok daha fazla gömüldü insanlar sosyal medyalarına.

Bunu Hedonometre araştırmaları da destekledi.

“Hedonometre ne?” diyeceksiniz...

Twitter’da 10 yılı aşkın bir süredir insanların kullandıkları kelimeler incelenerek genel ruh hali, mutluluk ya da mutsuzluklar ölçülüyor.

Matematikçiler ve bilgisayar uzmanlarının çalıştığı bu ölçme sistemine “Hedonometre” deniliyor.

Amerika’da Twitter üzerinde Hedonometre ölçümleri yapılıp son 10 yıla bakıldığında, 2020’nin insanların en mutsuz olduğu yıl olduğu ortaya çıktı. (Yine aynı araştırmaya göre en mutlu yılımız 2015’miş.)

En mutsuz tweet’lerin atıldığı günlerden biri, Tom Hanks’in korona olduğunun ve NBA’in iptalinin açıklandığı 12 Mart.

Yazının Devamını Oku

Pako’ya ve Buddy’me selam söyle Bekir Abi

Sadece insanları değil, doğayı, denizi, ağacı, kediyi, köpeği, kuşu ve tüm hayvanları da seven, aynı değeri veren ve anlatan bir meslektaşımı, Atatürk sevdamı paylaştığım adamı, iyi, çok iyi bir insanı ve hayvan hakları konusunda yol arkadaşımı kaybetmiş olmanın büyük üzüntüsünü yaşıyorum.

Ne çok ağladım onun hayvanları konuşturan yazılarını okurken.
Ne çok cümlesiyle kalbime, yüreğime dokundu.
Ve tabii ne çok hayvanın, hayvanseverin hayatını değiştirdi güzel kalbi ve sağlam kalemiyle. 
Pako’ya Mektuplar’ı unutmak mümkün mü?
Pako’ya gönderilen mektuplar kitaplaştırılmış, ‘best seller’ olmuş, sonrasında da sadece Türkiye’de değil yedi Avrupa ülkesinde de yayınlanan 12 dizilik film haline gelmişti.
Efsaneleşmişti yani.
Bir süredir hastaydı Bekir Coşkun, evet çok erkendi ama gideceğini biliyordu, yazıyordu da. 

Yazının Devamını Oku

Kürklerde korona tespit edildi!

Vizon kürklerinizi giymeyi bir daha düşünün bence.

Vizonlarda koronaya rastlandı çünkü.
Evet, yanlış duymadınız. Amerika’da, Utah’ta kürk çiftliği çalışanlarından Covid-19 kapan 10 bin vizon öldü ve 9 çiftlik karantinaya alındı.
Koronadan ölen vizonların kürklerinin imha edildiğini ya da yakıldığını hiç sanmıyorum.
Koronalı kürkler üçüncü dünya ülkelerine doğru yola çıkmıştır bile.
Daha önce de Hollanda’daki vizon çiftliklerinde koronaya rastlanmıştı.
Ve insandan vizona, sonrasında da vizondan insana geçiş tespit edilmişti.
Korona insanlarda ve vizonlarda benzer semptomlar gösteriyor.

Yazının Devamını Oku

Ev kadınlığı yükselen trend oldu

Pandemi sonrası ev işi yapmak, evi toplamak, temizlemek, düzenlemek son derece moda ve havalı aktiviteler haline geldi.

Evle ilgili her şey ve ev kadınlığı artık bir sektör.
Maaşsız işçi konumundaki ev kadınlığına karşı bakış açısı ne oldu da böyle değişti diye sorabilirsiniz.
Bunda iki, hatta üç şey önemli rol oynuyor.
Birincisi; pandemi nedeniyle işsiz kalanların ve eve kapananların oranında kadınlar daha ağır basıyor.
Yani bir sürü işkadını, kimisi işsiz kaldığı için kimisi ise işyerinden ‘home office’ moduna geçtiği için ev işleriyle tanışmış oldu.
Hem de ne tanışma! Artık herkes birer aşçı, herkes birer ev hanımı...
Bu kadınların çoğu da ev işlerini sosyal medyada öyle farklı ve güzel paylaşımlarla sundular ki, ev kadınlığına bakış açısı birden değişti.

Yazının Devamını Oku

2020 rock’ın kralını da aldı

Bu 2020’den hayır gelmeyecek.

Şimdi de bizden müthiş bir yeteneği, olağanüstü bir gitar virtüözünü, rock’ın kralını aldı götürdü.
Gençlik yıllarımın vazgeçilmez rock grubu Van Halen’ın kurucularından Eddie Van Halen kansere yenildi.
Grubun hangi efsane şarkısının hissettirdiklerini sayayım ki Jump’ın verdiği olağanüstü enerji ve çılgın ruh halini mi, “Why Can’t This Be Love”ın, “When It’s Love”ın aşka dair söyledikleri mi...
Ya da Panama’daki gaza gelmelerimizi, çıldırmalarımızı mı. Eddie Van Halen’ın, gitarıyla, attığı sololarla, stiliyle gitaristler dünyasında yeri ayrıydı. Haberi aldığım gece Michael Jackson’ın “Beat It” şarkısına attığı gitar solosunu ve tüm Van Halen şarkılarındaki gitar sololarını oturup tekrar dinledim.
Ve dedim ki rock ölmez, rockçılar da...
Ben “Jump” ile zıplamaya devam edeceğim.

‘Nenem, Babam ve Ben’

Başarı hikayelerine hepimiz bayılıyoruz.

Yazının Devamını Oku

Sezen Aksu’dan Pars’a hediye

Sezen Aksu, 4 Ekim Hayvanları Koruma Günü’nde ne şahane bir şey yapmış, bayıldım.



Çocuklar hayvanları çok sever, hayvanlar da onları.
Ebru Şallı’nın oğlu Pars’ın mezarının başına iki kedi yuvası koydurmuş Sezen Aksu.
Ve oradaki görevlilerden kedilerin mama ve su kaplarını boş bırakmamalarını rica etmiş.
İnce ruhlu olmak böyle bir şey işte.
Dünyadan giden güzel bir ruh için burada masum ruhlara can vermek...

Yazının Devamını Oku

Kürke yasak geliyor

Yaşasın, Polonya’daki kürk hayvanı üretim çiftliklerinin de sonu göründü.

Her şey gizlice çekilen bir video ile başladı.

Bir aktivist tarafından 2 ay süreyle bir cep telefonu ve bir kamera kullanılarak çekilen korkunç görüntüler, Polonya’nın önde gelen haber sitelerinden Onet.pl’de yayınlanınca hükümet yaşanan ve yaşatılanlara daha fazla seyirci kalamadı.

Videoda vizonların birbirlerini yediği, açık yaralarının gözler önüne serildiği dayanılmaz   görüntüler var.

Bu videonun ortalığı ayağa kaldırmasının ardından yıllardır bekleyen yasanın önümüzdeki ay kabul edileceği duyuruldu.

Böylece Avusturya, Hırvatistan, Çek Cumhuriyeti, Lüksemburg, Makedonya, Sırbistan, Slovenya ve İngiltere’den sonra Polonya da kürk üretim çiftliklerini tarihin kirli sayfalarına gömen ülkeler arasına girmiş olacak.

Sırada Fransa var.

Polonya’nın kürk üretim çiftliklerindeki hayvanların büyük çoğunluğunu vizonlar oluşturuyor.

Ülkedeki vizonların sayısı 6 milyon ve bu sayı toplamdaki kürk hayvanlarının yüzde 94’ü.

Yazının Devamını Oku

Transfobik podcast’e Spotify eleştirisi

Elon Musk ve Alex Jones ile o unutulmaz röportajları yapmış olan ünlü podcast sahibi Joe Rogan’ın 100 milyon dolar transfer ücretiyle Spotify’a geçmesi hayli konuşulmuştu.

11 yıllık bir geçmişi ve rekor izlenmeleriyle dünyanın en popüler podcast’i “The Joe Rogan Experience” Spotify’a geçtiği gün, Spotify’ın değeri 31 milyar dolardan 35 milyar dolara fırladı.
Bu transferle büyük kâr sağladılar yani.
1 Eylül itibarıyla 1500 bölümden oluşan bu seri Spotify’a açılmaya başladı.
Serinin tamamı yıl sonuna kadar tümüyle YouTube’dan kalkmış ve sadece Spotify’a özel hale gelmiş olacak.
Joe Rogan “Asla Spotify’ın çalışanı olmayacağım, aynı ekiple, aynı işleri yapmaya devam edeceğim” dese de Spotify tarafında kazan kaynamaya başladı bile.
Spotify çalışanları ırkçı, seksist ve transfobik buldukları Joe Rogan podcast’inin editoryal anlamda denetlenmesi ve gerektiğinde bazı bölümlerinin yayından çıkarılması, bazılarından önce ise izleyici için uyarılar konulması gerektiğini söylemeye başladı.
Bu taleplerin bir kısmı Spotify tarafından kabul edildi ve uygulanmaya başladı bile.

Yazının Devamını Oku

Efsanenin dönüşü

Sophia Loren, tam 10 yıl aradan sonra sinemaya geri döndü.

Oğlu Edoardo Ponti’nin yönettiği bir filmle.
Romain Gary’nin “The Life Before Us” adlı romanından uyarlanan filmin yayın tarihi 13 Kasım olarak duyuruldu.
Dünya ile aynı
anda Türkiye’de de yayında olacak filmde Madam Rosa’yı oynayacak olan
Sophia Loren
karakteri için “Sert, kırılgan ama hayatta kalan biri, birçok yönden bana kendi annemi hatırlatıyor” demiş.
Efsaneyi yeniden izleyebilecek olmak gerçekten heyecanlandırıyor.

Yazının Devamını Oku

Pandemi gönüllüsüyüm

Benim işte o. Osman Müftüoğlu’nun geçen günkü yazısında bahsettiği “pandemi gönüllüsü” benim.

Uzak yakın, akraba, arkadaş, herkesi ama herkesi “Masken nerede?”, “Maske takmadan yaklaşma”, “Maskeni çenene değil, ağzını ve burnunu kapatacak şekilde tak”, “Tokalaşma, hatta yumruğunu bile dokundurma, kafa selamı yeter de artar bile”, “Sofrada otururken başkasının yemeğinin üzerine konuşma” gibi bir sürü ikaz cümlesiyle uyarmaktan normal konuşmayı unuttum.
Etrafımın benden bıktığı doğrudur.
Ama görmezden gelmeden, elinden maşayı bırakmadan, bıktırana, yaptırana, taktırana kadar pandemi gönüllüsü olarak görev başında olmaya devam edeceğim.
Karşılaştığım, karşılaşacağım, yolumun kesiştiği, kesişeceği herkese duyurulur.

Ünlü markaya ırkçılık suçlaması

“Star Wars”un siyahi oyuncularından John Boyega, marka elçisi olduğu ünlü parfüm ve mum markası Jo Malone’den istifa etti.
İstifasının nedenini markanın ırkçılık yapması olarak açıkladı.

Yazının Devamını Oku