"Nurettin Lüleci" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Nurettin Lüleci" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Nurettin Lüleci

Nurettin Lüleci

Her bel ağrısı fıtık mıdır?

26 Mart 2019

Bel ağrısı hemen herkesin ömründe bir kez karşılaştığı sağlık sorunudur. Yaygın bir kanı olarak beli ağrıyan herkes bel fıtığı olduğunu zanneder. Oysa büyük oranda vücudumuzun yükünü çeken belimizdir. Belimizde kemikler (omurgalar), omurlar arasında diskler, kaslar, sinirler, bağlar ve kan damarları gibi birçok anatomik oluşum bulunmakta olup bunların her birinde oluşan problemler bel ağrısı olarak karşınıza çıkabilir. Belde ortaya çıkan ya da belde başlayıp çevreye yayılan ağrıların birçok nedeni olmakla birlikte oluşan sorunların çoğu bahsedeceğimiz omurga kaynaklı problemlerden gelişir.

1- Bel fıtığı
2- Bel kireçlenmesi
3- Dejeneratif disk hastalığı
4- Omurilik kanal daralması

Bel fıtığı, belden bacağa yayılan ağrıların en önemli nedenidir. Omurlarımızın arasında yer alan disklerin ya sinirler üzerine direkt baskısı ya da diskten dışarı çıkan jölemsi materyalin sinirde şişme yapması nedeniyle ortaya çıkan klinik tabloya bel fıtığı diyoruz. Belden başlayıp ayağa yoğunlaşan ağrılar çekilmez olup yaşam kalitemizi bozar hatta işgücü kayıplarına neden olur. Günümüzde eğitim seviyesinin artması, çok fazla gereksiz ameliyat yapılmış olması, ameliyat olanların bir kısmında ağrıların geçmemesi hatta daha kötü olmaları, ameliyat olunsa bile bir süre sonra aynı şikayetlerin devam etmesi ve iletişim olanaklarının gelişmesi hastaların kararlarını etkiler, eskisi gibi gözü kapalı hemen ameliyat masasına yatamazlar.

Bel fıtığı kendisini belden bacaklara yayılan ağrı ve uyuşmalar ile belli eder. Hareket kısıtlılığına neden olabilir. Bazen de kalçalarda kramplar şeklinde ortaya çıkabilir. Ağrı, elektriklenme ve krampların görülmesi, uyuşmalar, karıncalanmalar sinirin sıkıştığı anlamına gelir.

Yazının devamı...

Sağlıklı yaşlanma reçeteleri

30 Ocak 2019

Çocuklarımızın, torunlarımızın sevinçle her yıl yaş günümüzü kutlaması yaşlı bireyleri sevindiriyor mu yoksa takvimden bir yaprak daha eksildi duygularına ve kısmen bir karamsarlığa mı yol açıyor sorusu bizleri hep meşgul edecek gibi durmaktadır. Bir hekim olarak neden iki de bir yaşlılıkla ilgili farkındalıkları yazmaya çalışmamızın elbette bir nedeni olsa gerek. Bir hekim arkadaşımla sohbet ederken yaşlandık be hoca dediğimde aman hocam o lafı sakın ağzına alma yoksa yaşlanmadan beynin seni daha hızlı yaşlandırır demesi irkilmeme neden oldu.

Her insan hissettiği yaştadır. Aslında doğru söylüyordu, bazı toplumlarda yaşlılık bir hastalık olarak algılanırken bazı toplumlarda erdemli bir dönem, hormonların bizi altüst edici etkilerinden gittikçe kurtulmaya başladığımız, daha mutlu bir yaşamın kapılarını araladığımız bir dönem olarak algılamamız gerekiyor. Önemli olanın takvimlerin bize dayattığı ‘hayali bir yaş anlayışının ötesine nasıl geçeriz’i kavramaktır. Takvim yaşımızın ötesindeki asıl gerçek biyolojik yaşımızdır. Nice gençler vardır kendilerini daha ihtiyar hissederlerken nice yaşlılar vardır ki kendilerini çok daha dinç ve genç hissederler. Kabullerimizde yaşam deneyimlerimizin de önemi göz ardı edilemez. Genç ve deneyimsiz bir insan herhangi bir travma ile yüzleşince paniğe kapılırken yaşlı bir insan bunun geçici bir deneyim olduğunu yaşamını tehdit etmeyeceğini, basit veya karmaşık önlemlerle bu problemin bir şekilde ortadan kalkacağını bilir.

Ölümün insanlar için kaçınılmaz bir sonuç olduğu herkesin kabulüdür. Ancak sağlıklı, dinç kalarak ve mutlu yaşlanmamız için birçok formüller mevcuttur. Zamanın ilerlemesi ile organlarımızda, eklemlerimizde yıpranmaların oluşması kaçınılmazdır. Yine bilinen bir şey ruhun yaşlanmadığıdır. Şimdi sorun saat gibi çalışan biyolojik yapımızı daha iyi nasıl koruruz olmalıdır.

Preventif yani önleyici, koruyucu hekimliğin ne denli önemli olduğu hastalanmadan, biyolojik yapımız kırılgan hale gelmeden, karşılaştığı hastalıkların üstesinden nasıl gelinebileceğinin ve ne gibi tedbirler almamız gerektiğini bilmemiz gerekmektedir. Son yıllarda konuya ilişkin bilimsel çalışmalar katlanarak önümüze güzel seçenekler sunmaktadır.

Şu soru önemlidir, neden yaşımız ilerledikçe biyolojik sorunlarımız artar? Çok kısa bir açıklama yapalım. Elimizde bir terazi olsun bunun bir kefesinde vücut atıkları diğer kefesinde çöpçü yani bu atıkları temizleyen mekanizmalar bulunsun. Şimdi vücut atıkları dediğimiz şeyler hücresel düzeyde düşündüğümüzde kullanılan oksijenin atık ürünleridir(serbest radikaller). Son derece tehlikeli olan bu atıklar antioksidan denilen çöp temizleme sistemi tarafından, eğer araya yıpratıcı bir sağlık problemi girmemiş ise otomatikman temizlenmektedir. Soluduğumuz hava, içtiğimiz su, yediğimiz gıdaların kalitesi bu denge sistemini derinden etkilemektedir. Bunlara bağlı oluşan olumsuzlukların birikmesi ve alarm vermesi seneler içinde oluşmaktadır ve genellikle de 40-50 yaşlarından sonra bizi rahatsız eden bir seviyeye ulaşmaktadır. Olan hadise, serbest radikallerin artması antioksidan sistemimizin bunları tam olarak temizleyemez hale gelmesidir. İşte kronik hastalıklar dediğimiz süreçler burada kendini belli eder hale gelmektedir. Özellikle; ağrılar, eklem problemleri, kalp sorunları, şişmanlık, diyabet ve kanser gibi sorunlar yakamıza yapışmaya başlar. Bu noktaya varmadan neler yapılacağının bilinmesi önem arz etmektedir.

Güncel olarak çok sık dillendirilen anti aging yani yaşlanma karşıtı söylemler yerini sağlıklı yaşlanma problemine odaklanmıştır. Bundan böyle anti aging’in sağlıklı yaşlanma anlamına geldiğini kabul etmemiz gerekmekte tedbirlerimizi ona göre şekillendirmemiz gerekmektedir. Bu kabulden yola çıkarak formüle edilebilecek kurallar:

1- Hastalan-ma

Yazının devamı...
Nurettin Lüleci Kimdir?
Algoloji ve Ağrı Uzmanı Prof. Dr. Nurettin Lüleci Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Mezunu. 1999'da Doçent oldu. Anesteziyoloji ve Reanimasyon uzmanlık eğitimini K.T.Ü. Tıp Fakültesi’nde tamamladı. Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalını kurdu. Prof. Dr. olarak Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Ana Bilim dalı ve Algoloji Bilim Dalı Başkanlığını sürdürdü. Ağrı Bilimi (Algoloji) eğitimini Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Algoloji Bilim Dalı'nda, nükleoplasti eğitimini İtalya'da, nükleotomi eğitimi ve doktor eğiticiliği Amerikan Clarus medical tarafından sertifikalandırıldı. Pasha cath. uygulamaları eğitimini Almanya’da klinik ozonterapi uygulamaları eğitimini Rusya’da tamamladı. Uluslararası Ozon Derneği üyesi olan Prof. Dr. Nurettin LÜLECİ halen Türkiye'de kurulu “Medikal Ozon Terapi Derneği” Başkanlığı görevine devam etmektedir.