GeriNilgün Tekfidan GÜMÜŞ Trump seçilirse
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Trump seçilirse

ABD kasım ayındaki başkanlık seçimlerine geri sayıyor.

Ve salı günü yapılan ön seçimler Cumhuriyetçi Parti’den Donald Trump’ın Demokrat Parti’den ise Hillary Clinton’ın başkan adayı olma şansını arttırdı.

İşte beş eyaletteki önseçimlerin beşinden de zaferle çıkan Donald Trump’ın çarşamba akşamı Washington’daki Mayflower Oteli’nin balo salonunda yaptığı dış politika konuşması daha bir ilgi çekici oldu. Çünkü kamuoyu merak ediyor. Uluslararası siyasetin en önemli denge merkezlerinden biri olan ABD’de Donald Trump gibi aklına geleni söyleyen birinin başkan seçilmesi halinde dünya nasıl etkilenir? ‘Müslümanları geçici olarak ülkeye almayalım’, ‘Meksika sınırına büyük bir duvar çekelim, parasını da Meksika’ya ödetelim’ tarzı çıkışlar retorikte mi kalır, yoksa siyaseten iz düşümleri de olur mu?

DONALD Trump, konuşmasında İkinci Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş’tan zaferle çıkan ABD’nin sonrasında aynı başarıyı gösteremediğini savundu. Kendisi gibi Cumhuriyetçi Partili olsa da eleştirilerden eski ABD Başkanı George W. Bush da nasibini aldı. Bush’un adını telaffuz etmese de başlattığı Irak savaşına baştan karşı olduğunu söyledi. Rakibi olması muhtemel Hillary Clinton’ın bu dönemde Irak müdahalesine destek vermesine dikkati çekti. Irak savaşının yarattığı kaosla IŞİD gibi bir terörist yapının oluşmasına önayak olduğunu anlattı. Trump’a göre ABD, Irak’tan erken çekildi. Libya’ya yönelik müdahale sonrasını planlayamadı. Suriye’de ‘kırmızı çizgi’ çeken Obama, çizgisi silinip gidince herhangi bir yaptırım uygulamadı. İran ile yakınlaşırken İsrail’i ihmal etti. Obama’nın dış politikasını ‘tam bir felaket’ diye özetledi ve ekledi: ‘ABD dış politikasının üzerindeki tozu temizleme zamanı geldi.’


MÜSLÜMANLARA ZEYTİN DALI MI?
‘ÖNCE Amerika’ sloganını kullanan Donald Trump, “ABD’nin en büyük savunucusu olacağım” dedi. Yaklaşık 40 dakika süren konuşmasında birkaç da öneri getirdi.

NATO ve Asya ülkeleri güvenlik istiyorsa bunun bedelini ödemeleri gerektiğini savundu. “Savunmalarını üstlendiğimiz ülkeler bu savunma için ödeme yapmak zorundalar. Eğer (ödeme) yoksa, bu ülkelerin kendi kendilerini savunmalarına hazır olmalıyız” diye devam etti.

Terör örgütü IŞİD’in günlerinin sayılı olduğunu savundu. “Onlara nerede, nasıl olacağını söylemeyeceğim... Radikal İslam’ın yayılmasının önlenmesi ABD’nin ve aynı zamanda dünyanın büyük bir dış politika hedefi olması gerekir” dedi.

‘Müslümanları geçici olarak ABD’ye almayalım’ sözünü tekrarlamadı. Ama Ortadoğu’daki müttefiklerle teröre karşı işbirliğini gündeme getirdi. “Saldırı riski altında olan Müslüman dünyasındaki dostlarımızla çok yakın çalışacağız” dedi. Obama’nın İran ile yaptığı nükleer anlaşmayı yerden yere vurdu. “Trump Yönetimi’nde, İran’ın nükleer silah sahibi olmasına asla izin verilmeyecek” dedi. İran ile yapılan anlaşmanın İsrail’in aleyhine olduğunu söyledi. Türkiye’nin adını ise anmadı.

Rusya’nın da ‘İslami terörizm kabusunu’ yaşadığını belirten Trump, Moskova ile tansiyonu düşürmenin mümkün olduğunu savundu. Hem ABD’nin hem de Rusya’nın yararına olacak ‘harika bir anlaşma’ yapmayı deneyeceğini söyledi. Yine Çin ile anlaşmanın yolunu arayacağını, Pekin lehine olan ticaret açığının azaltılması gerektiğini savundu.

“Dünya bilmeli ki, yeni düşmanlar aramaya çıkmıyoruz, eski düşmanlarımızın dost, eski dostlarımızın müttefik olmasından mutluluk duyarız. İstediğimiz: Tüm dünyaya barış getirmek.”

Üzerine basa basa ABD ordusunun güçlendirilmesinin en önemli önceliklerinden olacağını tekrarlayan Trump, sadece başka bir alternatif olmadığı hallerde ABD askerini yurtdışında görevlendireceğini söyledi. Buna da ancak ‘zafer planı olması’ halinde izin vereceğini kaydetti.

PEKİ Trump’ın konuşması genel anlamda nasıldı?

Bazı saptamaları Obama yönetimine yönelik eleştirilerle aynı yöndeydi.

Ancak aynı zamanda çelişkiler de içeriyor, uluslararası toplumun karşı karşıya kaldığı sorunları nasıl çözeceğine dair bir vizyon sunmuyordu. Bir yandan ABD’nin ‘önceden kestirilemeyen bir ülke’ olması gerektiğini savunurken bir yandan güvenilir bir müttefik olmanın öneminden dem vuruyordu. IŞİD’in başının ezilmesi gerektiğini belirtirken öte yanda Suriye’de nasıl bir çözüm olması gerektiğine dair bir plan ortaya koyamıyordu. Genel hatlarıyla Cumhuriyetçi seçmenin milliyetçi duygularına hitap eden bir tonda, ancak uluslararası ilişkiler uzmanlarını tatmin etmeyecek kadar da havada kalan bir dış politika sunumuydu...

Hillary Clinton’ı destekleyen eski ABD dışişleri bakanlarından Madeleine Albright, “Hiç bu kadar basit sloganları, tezatları ve yanlış ifadeleri aynı konuşmada görmedim” diyerek Trump’ı eleştirdi.

Öte yandan 69 yaşındaki işadamı, ABD’de müthiş bir rüzgâr yakalamış durumda. Haftaya Indiana eyaletindeki önseçimleri de kazanırsa başkan adaylığı için gerekli delege sayısını yakalayabileceği hesapları yapılıyor.

X

Türkiye bu dengenin neresinde?

Dünya halkı koronavirüs salgını ve yarattığı ekonomik zorluklara odaklanmışken arka planda uluslararası dengeler yeniden şekilleniyor.

ABD’de Joe Biden yönetiminin iktidara gelmesi, Çin ve Rusya’ya sert çıkması, Çin’in İran ile 400 milyar dolarlık devasa bir anlaşma yapması, Çin-Rusya flörtü, geçtiğimiz günlerde havada Rusya ile NATO arasında yaşanan en büyük it dalaşı hep bu nüfuz kavgasının iz düşümleri.

Biden, Rusya’yı en büyük tehdit, Çin’i ise en büyük rakip olarak değerlendiriyor. Biden yönetimi aynı zamanda kendini otokratik yönetimlere karşı demokrasinin savunucusu olarak konumlandırıyor. Ve dünyanın önümüzdeki yıllarda bu eksenler üzerinden bir çekişmeye sahne olacağına dair işaretler artıyor.

ÇİN’İN DEV ADIMI

Türkiye ziyareti sonrasında İran’a geçen Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, cumartesi günü İranlı mevkidaşı Cevad Zarif ile 25 yıl süreli 400 milyar dolar anlaşma imzaladı. İki ülke dünyaya ‘stratejik ortak’ olduklarını ilan etti. İran’ın petrol satışına karşılık Çin, bu ülkeye yatırım yapacak. Malûm, Çin yürüttüğü ‘Kuşak ve Yol’ isimli altyapı projesiyle ülkeyi bir süredir dünyaya entegre edip etki alanını arttırmaya çalışıyor.

Yaptırımlar nedeniyle köşeye sıkışan İran ise Çin ile yaptığı bu anlaşmayla nefes alma fırsatı buluyor. Eski ABD Başkanı Donald Trump döneminde İran’a yönelik yaptırımlar geri gelmiş, Biden döneminde de nükleer anlaşmaya geri dönülmesi konusunda somut bir adım atılmamıştı.

Anlaşma, bölgedeki varlığını terör örgütü PKK/YPG ile işbirliğine indirgeyen ABD için önemli bir uyarı aslında. Batı’nın çözüm üretememesi, tıpkı Suriye’de Rusya’ya yer açması gibi bu defa İran üzerinden Çin’e Ortadoğu’da güçlenme fırsatı aralanmış oluyor.

RUSYA İLE DALAŞ

ABD Başkanı

Yazının Devamını Oku

10 maddede Libya’da neler oluyor?

1) Birleşmiş Milletler’in öncülüğünde yürütülen arabuluculuk sonrasında Libya’da yeni bir sayfa açılıyor. Libya lideri Muammer Kaddafi’nin 2011’de devrilmesi ve 2014’te ülkenin siyaseten ikiye bölünmesi sonrasında ilk kez uzlaşmaya yönelik somut bir adım atıldı.

2) BM’nin girişimiyle oluşturulan Libya Siyasi Diyalog Forumu, şubat ayında Cenevre’de yaptığı toplantıda milyarder iş adamı Abdulhamid Dibeybe’yi başbakan, eski Büyükelçi Muhammed Menfi’yi ise Başkanlık Konseyi Başkanlığı’na seçmişti.

3) İşte Trablus ve Tomruk diye iki kanada bölünmüş Temsilciler Meclisi yıllar sonra ilk kez hafta başı Sirte’de toplanarak önceki günkü oturumda Dibeybe’nin 26 bakandan oluşan kabinesini onayladı. Geçiş hükümetinin en önemli görevi ülkeyi 24 Aralık’ta yapılması öngörülen seçimlere hazırlamak.

4) Şubat ayındaki seçimlerde Dibeybe’nin favori adayları geçip seçilmesi sürpriz olmuştu. Misratalı bir aileden olan Dibeybe, Kanada’da mühendislik eğitimi almış, Muammer Kaddafi döneminde toplu konut projeleri de geliştiren devlete ait Libya Yatırım ve Kalkınma Şirketi’nin başındaydı.

BİRLİK SAĞLANABİLECEK Mİ?

5) Güçlü isimleri bertaraf ederek zorlu bir göreve soyunan Abdulhamid Dibeybe ve Menfi’nin ülkeyi düzlüğe çıkarabilecek sağlam bir siyasi desteği olmadığı eleştirilerin başında geliyor. Ayrıca, şubat ayında Diyalog Forumu’nda birkaç oy fazlayla seçilen Dibeybe’nin yakınlarının oy satın aldığı iddiaları da söz konusu. 

6) Petrol zengini Libya hali hazırda ordusundan, coğrafi yapısına, hükümet kurumlarından kaynaklarına kadar bölünmüş bir ülke. Bu nedenle Başbakan Dibeybe’nin devlet kurumlarını birleştirme, toplumsal barışı sağlamada ne kadar etkili olacağı, terör tehdidiyle, muhalifleriyle nasıl baş edebileceği merak ediliyor. 

7) BM’nin meşru saydığı, Türkiye’nin destek verdiği Ulusal Mutabakat Hükümeti Başbakanı Fayiz es Serrac yetkiyi Dibeybe’nin Ulusal Birlik Hükümeti’ne devredecek. Keza gayri meşru silahlı güçlerin destekçisi Halife Hafter ve destek verdiği Tobruk’ta konuşlu Temsilciler Meclisi de hükümetin kontrolü altına girecek. Ülkedeki yeni meşru siyasi yapı bir aksilik olmazsa Dibeybe hükümeti olacak.

PARALI ASKERLER NE OLACAK?

Yazının Devamını Oku

Gözler Türkiye’de

Türkiye, eskiden beri uluslararası siyasette konumuyla, nüfusuyla, politikalarıyla dikkat çeken bir ülke.

Son aylarda Doğu Akdeniz gerilimi, Libya krizi ve Azerbaycan’ın Karabağ’da aldığı zaferle sık sık dış gündemde öne çıktı. Şimdi ise Türkiye’nin tansiyonu düşürme ve insan haklarını genişletmeye yönelik adımları ilgi çekiyor.

Bu girişimler nispeten olumlu karşılık bulsa da yorumlardan bu adımların temkinli bir mesafeden izlendiği de anlaşılıyor.

AB İZLEMEDE

MALÛM, Türkiye’nin Oruç Reis sismik araştırma gemisini Doğu Akdeniz’de araştırma yapmaya yollaması nedeniyle Kardak krizinden (1996) bu yana Yunanistan ile tansiyon en yüksek seviyeye yükselmişti.

Hatta Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi’nin ısrarıyla AB, Türkiye’ye karşı yaptırım kartını bile masaya getirmişti.

Ege ve Akdeniz’de kıta sahanlığının belirlenmesi konusunda haklı talepleri bulunan Türkiye, araştırma gemilerini çekerken bu gerilim Yunanistan ile istikşafi görüşmelerin beş yıl sonra yeniden başlamasının yolunu da açmıştı.

Akdeniz’de gerilimin azalması, 25-26 Mart tarihinde yapılacak AB zirvesine olumlu yansıyabilir. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in zirve için bir Türkiye raporu sunarak gelinen son noktayla ilgili liderleri bilgilendirmesi bekleniyor.

ALMANYA’NIN MESAJI

Yazının Devamını Oku

Kıbrıs’ta bir çözüm var mı

DOĞU Akdeniz’de yaşanan enerji krizinin en önemli ayaklarından biri olan Kıbrıs meselesi önümüzdeki günlerde gündemde üst sıralara çıkmaya hazırlanıyor.

ZEMİN YOKLAMASI İÇİN

BİRLEŞMİŞ Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’in sözcüsü, 27-29 Nisan 2021 tarihleri arasında İsviçre’nin Cenevre kentinde Kıbrıs konusuyla ilgili 5+1 formatında gayri resmi bir toplantı düzenleneceğini açıkladı. Toplantı, Kıbrıs’ın iki tarafı ve garantör ülkeler Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’yi kapsayacak.

BM Sözcüsü’ne göre öngörülebilir bir gelecek için çözüm zemini olup olmadığı istişare edilecek.

NEREDE KALMIŞTIK

İKİ toplumlu, iki kesimli, iki kurucu devleti olan federal bir çözüme ulaşmayı hedefleyen görüşmeler en son 2017 yılında yine İsviçre’nin Crans Montana kentinde yine garantör ülkelerin katılımıyla yapılmıştı.

Ancak Rumların, adada Türk askeri ve garantörlük karşıtı tutumu görüşmeleri tıkayan unsurlardan olmuştu.

Görüşmelerde yer alan Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu, daha sonra Kıbrıs Rum Lideri Nikos Anastasiadis’in “Türklerle herhangi bir yönetim dahil bir şey paylaşmak istemiyoruz, halkımız hastanelerini bile paylaşmak istemiyor” dediğini açıklamıştı.

İKİ DEVLETLİ ÇÖZÜM

Yazının Devamını Oku

S-400 için çıkış var mı

ABD’de Joe Biden yönetimi iktidara geleli yaklaşık bir ay oluyor. Başkan Biden, selefi Donald Trump döneminde terk edilen uluslararası kurumlara, anlaşmalara geri dönerken dış politikayı da gözden geçiriyor.

TEMASLAR BAŞLADI

BIDEN yönetimi ile Türkiye arasında da ilk temaslar gerçekleşmeye başladı. İlk görüşme ay başında Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ve ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan arasında yapıldı. İkinci görüşme ise Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve ABD’li mevkidaşı Antony Blinken arasında gerçekleşti.

Blinken görüşmesi tam da ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price’ın Gara saldırısında 13 Türk vatandaşının öldürülmesiyle ilgili yaptığı tuhaf açıklama sonrasında geldi.

Price, bu açıklamada ‘Türk sivillerin terör örgütü olarak tanınan PKK tarafından öldürüldüğüne dair haberler doğruysa, bu eylemi mümkün olan en güçlü şekilde kınıyoruz’ demişti.

Blinken’ın Çavuşoğlu ile yaptığı görüşme sonrasında ise ABD Dışişleri, net ifadelerle Türk vatandaşlarının öldürüldüğü Gara saldırısından terör örgütü PKK’yı sorumlu tuttu.

SAVUNMA SİSTEMİ VURGUSU

BIDEN yönetimi ile yapılan iki temas sonrası ABD’den gelen açıklamalarda vurgu yapılan başlıca konular arasında Türkiye’nin Rusya’dan satın aldığı S-400 füze savunma sistemi konusu da vardı.

Malûm eski ABD Başkanı

Yazının Devamını Oku

Aşı bencilliği ters tepebilir

Koronavirüse karşı aşı temini, kitlesel aşılama dünyayı ciddi bir sınavla daha karşı karşıya bırakıyor.

Aşı şirketleri siparişleri karşılamada geç kalırken zengin ve yoksul ülkeler arasındaki aşı adaletsizliği de giderek su yüzüne çıkıyor.

ALMANYA’NIN SINAVI

ŞU günlerde dünya gündeminin arka planında aşı temini konusunda öyle çok tartışma var ki. Avrupa mesela. Avrupa Birliği Komisyonu ve Almanya ile İngiliz-İsveç şirketi AstraZeneca arasında müthiş bir gerilim yaşanıyor.

Amerikan Pfizer ve Alman BioNTech şirketinin yeni tesisler kurması, aşı üretiminde sıkıntılar yaşanmasına ve bu yüzden Almanya’da aşılamanın yavaşlamasına yol açtı. Yine Almanya’da AstraZeneca’nın aşılarda İngiltere ve ABD’ye öncelik vereceği kuşkusu büyük tartışma konusu oluyor.

Alman Bild gazetesi dün emeklilerin Sağlık Bakanı’na yönelik ‘Yalvarıyoruz aşılarımızı yapın’ çağrısını birinci sayfaya taşımıştı. Almanya’da eylül ayında genel seçimler var ve bu durum Başbakan Angela Merkel’in Hıristiyan Demokrat Partisi’ni de büyük bir sınamayla yüz yüze bırakıyor.

zengine var, yoksul beklesin

AŞI konusunda dikkat çeken diğer bir bölge Ortadoğu. İsrail, aşılamada en başarılı giden ülkeler arasında yer alıyor. Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Katar gibi Körfez’in zengin ülkeleri de aşılamada öne geçerken Yemen, Suriye, Lübnan gibi savaş ve krizlerin vurduğu ülkeler bir de aşı konusunda darbe yiyor.

Koronovirüsün tıbbi imkansızlıklar nedeniyle daha ölümcül olduğu yoksul Afrika da aşı ihtiyacını karşılamak için mücadele veriyor. En yoksul ülkeler için kurulan aşıya erişim fonu COVAX üzerinden 600 milyon doz aşı temin edilmesi bekleniyor.

Yazının Devamını Oku

ABD’nin imaj sorunu var

ABD son yılların belki de en kritik günlerini yaşıyor.

Bir yanda 3 Kasım seçim sonuçlarını kabul etmeyen bir ABD Başkanı ve onu ateşli bir şekilde desteklemeye hazır taraftarları. Öte yanda asker koruması altında görev süresi sona ermek üzere olan başkan hakkında azil süreci başlatan Kongre ve yine asker koruması altında yemin etmeye hazırlanan yeni ABD başkanı.

Doğrusu ABD’nin imajı yakın tarihte hiç bu kadar zedelenmemişti.

İyi de süpergüç nasıl oldu da bu noktaya geldi? Bunu elbette bir köşeyazısıyla analiz etmek mümkün değil ama, bazı unsurlara dikkat çekmek isterim.

TRUMP FAKTÖRÜ

MALUM Donald Trump seçim yarışına ilk girdiğinde kimse pek şans vermemişti. Başkan olduğunda bile ‘outsider’, yani bu makama uygun olmayan dışarıdan gelmiş biri gibi görüldü. Bir de Rusya’nın Trump lehine seçimlere müdahale ettiği iddiaları vardı ki, epey tartışma götürdü.

Trump’ın yönetim biçimine ise iki unsur damgasını vurdu. Öngörülemez olması ve devletin kurumlarının sözcülerini bir yana bırakıp Twitter’ı kamuyla doğrudan iletişim aracı haline getirmesi. ABD’de sabah olduğunda Trump’ın yaptığı ilk iş Twitter’dan hasımlara gözdağı veren, yandaşları ateşleyici tweet’ler atmak oluyordu.

KOMPLO TEORİLERİ

BAŞKAN Trump’ın ‘Amerika’yı yeniden harika yap’

Yazının Devamını Oku

Mesele sadece S-400 füzeleri mi

2020’de geri sayıma geçtiğimiz şu günlerde haftaya ABD’nin Türkiye’ye yaptırım kararı damgasını vurdu.

AB’nin 10-11 Aralık zirvesinde Türkiye’ye yönelik Doğu Akdeniz krizi nedeniyle istenen yaptırımları kısıtlı tutması bir rahatlama yaratırken, ABD Başkanı Donald Trump giderayak, Rusya’dan S-400 füze savunma sistemi alması nedeniyle yaptırım düğmesine bastı.

TRUMP İLE SON KRİZ

OBAMA döneminde ABD’den istediği şartlarda füze savunma sistemi alamayan Türkiye, bu ihtiyacını Rusya’dan karşılamak zorunda kalmıştı. Rusya ile satın alma işlemi devam ederken Trump da Türkiye’nin Obama döneminde ABD’den Patriot alamadığı için Rusya’ya yöneldiğini kabul etmişti.

Ancak bu tavra rağmen Trump döneminde Türk-ABD ilişkileri inişli çıkışlı bir seyir izledi. ABD, Türkiye’yi ortağı olduğu F-35 savaş uçağı projesinden çıkarırken, Suriye’de terör örgütü PKK/YPG ile işbirliği, FETÖ’nün iade edilmemesi gibi Türkiye’yi rahatsız eden tercihlerini sürdürdü.

Öte yandan ABD Kongresi baskıyı arttırırken beklenti daha çok Trump’ın bu yaptırım dosyasını Demokrat halefi Joe Biden’a bırakabileceği yönündeydi.

MÜTTEFİKE CEZA

FAKAT Trump, başka nedenlerle veto edeceğini söylediği savunma bütçe yasasını beklemeden Türkiye’ye yaptırım kararına onay verdi. Trump yönetimi, bu adımıyla 2017’de Rusya, Kuzey Kore ve İran gibi ülkeleri hedef almak için yürürlüğe giren ABD’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Yasası’nı (CAATSA) ilk kez uygulayarak müttefiki Türkiye’nin savunma sanayisini hedef aldı.

CAATSA, başkana 12 maddeden en az beşini seçerek uygulama yükümlülüğü getiriyor.

Yazının Devamını Oku

Zengine var yoksula yok

Dünya yeni bir eşitsizlikle karşı karşıya.

Covid-19’a karşı ilk toplu aşılamalar başlarken zengin ülkelerin aşı üreten şirketlerin kapasiteleri şimdiden kapattığı anlaşılıyor.

Nüfusuna oranla en çok aşı siparişi veren ülkeler sıralamasında Kanada bir numara. Uluslararası STK’ların kurduğu Halkların Aşı İttifakı’na göre nüfusun 5 misli aşı siparişi vermiş durumdalar.

Kanada’yı İngiltere, Avustralya ve Avusturya izliyor. Onlar da çeşitli şirketlere verdikleri siparişlerle nüfuslarını birkaç kez aşılayabilirler.

Bir de madalyonun öteki yüzü var. Zenginler aşı istifçiliğini başlarken, bu gidişle yoksul ülkelerde 10 kişiden sadece birinin aşıya erişimi olabilecek.

Ve bu bencillik yüzünden, koronavirüs yeryüzünde kol gezmeye devam edecek.

Oysa teknoloji paylaşımı ile üretim kapasitesi arttırılarak bu adaletsizliğin önüne geçilebilir. Vakit hâlâ var.

Yazının Devamını Oku

Dünya aşıyı tartışıyor

Dünyada ilk aşılar yola çıktı. Bilim insanları, koronavirüs salgınından çıkış için şimdilik aşıyı tek çare olarak gösterirken kafalarda birçok soru var. Aşı olmalı mı, olmamalı mı? Zorunlu mu olmalı, gönüllü mü? Aşı olmazsam ne olur? İşte bazı ipuçları.

1) AŞIYA BU ŞÜPHE NİYE?

AŞILARA şüphe koronavirüsten çok önce başladı. Hatta bir süredir Batı’da ebeveynlerin çocukluk aşılarına karşı çıkması nedeniyle bu hastalıklarda artış bile başladı.

Şimdi ise sosyal medya sayesinde aşı karşıtları kendilerini kolayca örgütlüyor.

Bir de QAnon gibi komplo teorisi hareketleri var. Aslında COVID-19’un da bir grup elitin dünyayı ele geçirmek için kurdukları bir komplo olduğunu iddia ederek taraftar topluyorlar.

COVID-19 ile nüfusun azaltılacağını, aşıların da buna hizmet edeceği iddiasındalar. Ellerinde ise bir kanıt yok.

Bir de aşıların uzun vadede insanda başka hastalıklara yol açabileceğini düşünen geleneksel şüpheciler söz konusu.

Dolayısıyla tüm bunlar aşının dünya kamuoyundan bir miktar direnç görebileceği anlamına geliyor. 

Yazının Devamını Oku

AB ile zor gündem

Şüphesiz haftanın en dikkat çekici gelişmelerinden biri Avrupa Birliği (AB) çerçevesinde Libya’ya yönelik silah ambargosunu denetleyen İrini Harekâtı’na bağlı Alman askerlerin, Türkiye bandralı gemiye Akdeniz’de uluslararası sularda izinsiz baskın düzenlemesi oldu.

YUNAN OYUNU MU

OPERASYON, tam da Türkiye’nin 10-11 Aralık tarihli AB liderleri zirvesi öncesinde Brüksel’e olumlu sinyaller vermeye çalıştığı bir döneme denk geldi.

Baskın zaten gergin olan Türkiye-AB ilişkilerini daha da gerdi. Üstelik operasyon emrinin İrini Harekâtı’nın deniz unsurlarının başındaki Yunan komutan tarafından verilmesi, gemiye inen askerlerin Alman olması da ayrıca dikkat çekti.

Yunanistan malûm Oruç Reis’in Doğu Akdeniz’deki sismik faaliyetlerinden ötürü AB’ye Türkiye’ye yönelik yaptırımların arttırılması için yoğun baskı yapıyor, Almanya ise Türkiye ile sorunların diplomasi yoluyla çözümlenmesine öncelik veriyordu.

Roseline A isimli gemiye düzenlenen baskında Almanya’nın da yer alması ‘Berlin bir tavır değişikliğine mi gidiyor’ sorusunu gündeme getirdi.

ÇATIŞAN ÇIKARLAR

EKİM ayında yapılan AB zirvesinde Doğu Akdeniz meselesinin aralık ayındaki zirvede ele alınacağı belirtilerek pozitif gündem için süre tanınmıştı.

Türkiye’den tek taraflı eylemlerden uzak durması istenirken Gümrük Birliği’nin güncellenmesi, mülteciler konusunda işbirliği, yüksek seviyeli diyalog gibi alanlarda adım atılacağına dair sinyaller verilmişti.

Yazının Devamını Oku

Karabağ’da kim ne kazandı

Önemli gelişmelerin yaşandığı bir haftayı geride bırakıyoruz.

ABD’de Demokrat Joe Biden’ın başkanlığı kazanmasının neredeyse kesinleşmesi, Almanya’da yerleşik Türk bilim insanları Uğur Şahin ve eşi Özlem Türeci’nin başında olduğu Biontech’in Amerikan Pfizer şirketiyle korona aşısında büyük ilerleme kaydetmesi ve Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ zaferi.

BAKÜ’NÜN ARTILARI

RUSYA aracılığında Azerbaycan ile Ermenistan arasında yapılan anlaşmanın şüphesiz en büyük kazananı İlham Aliyev liderliğindeki Azerbaycan oldu.

- Azerbaycan, 1993 yılından bu yana işgal altındaki Dağlık Karabağ civarındaki 7 rayonunun tamamını yıl sonuna kadar geri alacak. 27 Eylül’de başlayan harekâtta zaten bunların 5’inde kontrolü sağlamıştı. Ayrıca Karabağ bölgesinde kalan stratejik Şuşa kentini de geri aldı. Dağlık Karabağ toprakları yaklaşık yüzde 25 küçüldü.

- Bir diğer önemli kazanımı ise Nahçıvan üzerinden Türkiye ile ulaşım koridoru açılmasını garantilemesi oldu.

RUSYA’NIN ARTILARI

MOSKOVA bir kez daha Kafkaslar’daki en güçlü oyun kuruculardan biri olduğunu gösterme fırsatı buldu.

Baştan beri Ermenistan Başbakanı

Yazının Devamını Oku

10 maddede ABD seçimleri

Dünya ABD’deki geri sayıma kilitlenmiş durumda.

3 Kasım’daki seçimlerde Başkan Donald Trump yeniden seçilebilecek mi? Yoksa ipi göğüsleyen Demokrat rakibi Joe Biden mı olacak? Beyaz Saray’da kimin oturacağı, dış politikanın seyrinde de önemli rol oynacak.

1. Anketlerde Biden, Cumhuriyetçi rakibi Trump’ın 9-10 puan önünde gidiyor gibi görünüyor. Ancak bu, seçimlerin Biden için çantada keklik olduğu anlamına gelmiyor. Çünkü hem anketlerin yanılma payı var. Hem de iki aşamalı seçim sistemi ülke genelinde daha az oy almasına rağmen tıpkı 2016 seçimlerinde olduğu gibi Trump’ı yeniden Beyaz Saray’a taşıyabilir.

2. ABD’de seçmen eğilimleri eyaletlere göre kemikleşmiş durumda. Yeni başkanı ise genelde seçimlere göre tercihi değişebilen 10 kadar eyalet belirliyor. İşte Trump geçen seçimlerde bu kritik eyaletlerin önemli bir kısmını alarak Beyaz Saray’ı garantiledi. Şimdi ise Trump ve rakibi, Florida, Kuzey Carolina, Ohio, Colorado, Nevada ve Arizona’da başa baş bir yarış vereceğe benziyor.

EN ÇEKİŞMELİ SEÇİMLER

3. Koronavirüs salgını, ülkede artan ırkçı tansiyon, Trump’a yönelik seçmen tepkisini de etkilemişe benziyor. ABD Seçim Projeksiyonu’na göre ülkede erken oy veren ya da oylarını posta yoluyla kullanan kişilerin sayısı 42 milyonu geçmiş durumda.

4. Erken oylarda eğilimin Demokrat partiden yana olduğu iddia edilirken, birçok yerde oy sayımı sonrasında erkenci oyların genel oy dağılımına eklenmesi bekleniyor. Bu nedenle 3 Kasım seçimlerinin, ABD yakın tarihinin en çekişmeli seçimlerinden biri olması muhtemel görünüyor.

5.

Yazının Devamını Oku

10 maddede ABD seçimleri

Dünya ABD’deki geri sayıma kilitlenmiş durumda. 3 Kasım’daki seçimlerde Başkan Donald Trump yeniden seçilebilecek mi? Yoksa ipi göğüsleyen Demokrat rakibi Joe Biden mı olacak? Beyaz Saray’da kimin oturacağı, dış politikanın seyrinde de önemli rol oynacak.

1) Anketlerde Biden, Cumhuriyetçi rakibi Trump’ın 9-10 puan önünde gidiyor gibi görünüyor. Ancak bu, seçimlerin Biden için çantada keklik olduğu anlamına gelmiyor. Çünkü hem anketlerin yanılma payı var. Hem de iki aşamalı seçim sistemi ülke genelinde daha az oy almasına rağmen tıpkı 2016 seçimlerinde olduğu gibi Trump’ı yeniden Beyaz Saray’a taşıyabilir.


2) EN ÇEKİŞMELİ SEÇİMLER ABD’de seçmen eğilimleri eyaletlere göre kemikleşmiş durumda. Yeni başkanı ise genelde seçimlere göre tercihi değişebilen 10 kadar eyalet belirliyor. İşte Trump geçen seçimlerde bu kritik eyaletlerin önemli bir kısmını alarak Beyaz Saray’ı garantiledi. Şimdi ise Trump ve rakibi, Florida, Kuzey Carolina, Ohio, Colorado, Nevada ve Arizona’da başa baş bir yarış vereceğe benziyor.


3) Koronavirüs salgını, ülkede artan ırkçı tansiyon, Trump’a yönelik seçmen tepkisini de etkilemişe benziyor. ABD Seçim Projeksiyonu’na göre ülkede erken oy veren ya da oylarını posta yoluyla kullanan kişilerin sayısı 42 milyonu geçmiş durumda.


4)  Erken oylarda eğilimin Demokrat partiden yana olduğu iddia edilirken, birçok yerde oy sayımı sonrasında erkenci oyların genel oy dağılımına eklenmesi bekleniyor. Bu nedenle 3 Kasım seçimlerinin, ABD yakın tarihinin en çekişmeli seçimlerinden biri olması muhtemel görünüyor.


Yazının Devamını Oku

Dağlık Karabağ’da baskı artabilir

Dağlık Karabağ sorunu bir anda dünyanın en önemli gündem maddelerinden biri haline geldi.

Ermenistan’ın temmuz ayında Azerbaycan’ın stratejik enerji hatlarının ve yolların geçtiği bir bölgede yer alan Tovuz’a saldırması, ağustos ayı sonlarında da Dağlık Karabağ hattında provokatif eylemlerini sürdürmesi üzerine Azerbaycan’dan ummadığı bir yanıt görmeye başladı.

NEDİR BU SORUN

DAĞLIK Karabağ, uluslararası hukuka göre Azerbaycan yönetimine bağlı özerk bir yönetim. 1992’de tek taraflı bağımsızlık ilan eden Dağlık Karabağ’da Ermenilerin kurduğu sözde ‘cumhuriyet’ Erivan dahil hiçbir ülke tarafından tanınmıyor. Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ civarındaki 7 ilçesi de işgal altında bulunuyor.

Bakü, 28 yıldır bu kendi toprağı olan bölgeleri geri almak için diplomatik bir mücadele veriyor. Ancak Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Örgütü (AGİT) çerçevesinde kurulmuş Minsk grubunun yaptığı görüşmelerde şimdiye kadar herhangi bir ilerleme sağlanamadığı gibi son dönemde Erivan’ın provokasyonları da arttı.

KİM NE İSTİYOR

AZERBAYCAN işgal altındaki Ağdam, Cebrail, Fuzuli, Kelbecer, Kubatlı, Laçin ve Zengilen reyonlarında işgalin sona erdirilmesini istiyor, Dağlık Karabağ için de Bakü’ye bağlı özerk bir yapı öngörüyor.

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ise “Karabağ ezelden Ermeni toprağı. Teslim edilmesi söz konusu olamaz” diye diretiyor. Silahlı çatışmaya dönüşen gerilimi bir anlamda bu diplomatik tıkanıklık da tetiklemiş durumda.

DÜNYA NASIL GÖRÜYOR

Yazının Devamını Oku

Diyalog iyi haber de...

Öncelikle Doğu Akdeniz’de Türkiye ve Yunanistan’ı savaşın eşiğine getiren deniz yetki alanlarındaki belirsizlikle ilgili krizde yeniden diyaloga başlama kararının önemli bir gelişme olduğunu not etmekte fayda var.

1-2 Ekim’de Türkiye-AB ilişkilerinin de masaya yatırılacağı AB zirvesi sonrasında Yunanistan ile 2016 yılında duran istikşafi görüşmeler yeniden başlayacak. İki ülkeden diplomatlar, müzakere edilmesi gereken konularda uzlaşmaya varmak için görüşmeler gerçekleştirecek. Bu 2002’den beri Yunanistan ile 61’nci istikşafi görüşme olacak.

RUMLAR ISRARCI

AB zirvesi normalde 24-25 Eylül tarihlerinde yapılacaktı. Ancak AB Konseyi Başkanı Charles Michel’in korumasında koronavirüs çıktığı için Brüksel’de yapılması planlanan zirve bir hafta ötelendi. AB diplomatları Atina ile diyalog kararıyla birlikte Ankara’ya yönelik yaptırım olasılığının azaldığını ifade ederken açıkta kalan Kıbrıs Rum Kesimi ise bu konudaki ısrarlı tutumunu sürdürüyor. Rumlar, hiç değilse Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de faaliyetlerini sürdürmesi halinde uygulanacak yaptırımların şimdiden belirlenmesi için ısrarını koruyor.

AB’DEN BEKLENTİLER

ALMANYA’nın arabuluculuğu sonucunda Yunanistan ile diyaloğa geçmeyi kabul eden Türkiye’nin de AB’den beklentileri söz konusu. Bunlar Gümrük Birliği’nin güncellenmesi, AB’nin 2015 Türkiye ile AB arasında imzalanan mülteci sözleşmesine dair yükümlülüklerini yerine getirmesi, Türk vatandaşlarına Avrupa’da vizesiz seyahat imkanı sağlanması gibi unsurlar.

Aslında bu konuda da anahtar AB dönem başkanı olarak Almanya’da. İnsan hakları ihlalleri gerekçesiyle Gümrük Birliği güncellemesine karşı çıkan Almanya’nın AB Komisyonu’na Türkiye’ye yönelik olumlu adım atılması konusunda yeşil ışık yakması ve diğer ülkeleri ikna etmeyi seçmesi ilişkilerin nispeten raya girmesinde önemli bir adım olur. AB ile diyaloğun canlandırılması ise bölgesel istikrara katkı sağlayabilir.

ABD’DE BİR KAOTİK SEÇİM SÜRECİ

ABD 3 Kasım’da en kritik başkanlık seçimlerinden birine sahne olmaya hazırlanıyor. ABD Başkanı

Yazının Devamını Oku

Böyle diyalog çağrısı mı olur

Avrupa Birliği’nin 24-25 Eylül’de yapacağı liderler zirvesi öncesinde Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de artan nüfuzundan rahatsız olan Fransa, Yunanistan ve Güney Kıbrıs üçlüsü ortak bir cephe oluşturmak için neredeyse seferberlik başlatmış durumda.

AB’den Türkiye’ye yaptırım ve güçlü bir ortak tavır isteyen, ancak henüz ne topluluk içinde ne de NATO’da umdukları desteği bulan bu ülkeler seslerini giderek yükseltiyor.

MİÇOTAKİS’İN MAKALESİ

YUNANİSTAN Başbakanı Kiriakos Miçotakis, dün üç Avrupa gazetesinde aynı anda yayınlanan bir makale kaleme aldı. Haddini aşarak Türkiye’ye zirveye kadar süre tanıyan Miçotakis, “Eğer Türkiye o zamana kadar aklını başına toplamazsa diğer Avrupa liderleri ve ‘benim’ gördüğüm kadarıyla etkili yaptırım kararı almaktan başka bir seçeneğimiz kalmayacak” (Frankfurter Allgemeine’den çeviri) diyecek kadar anlaşılan kendinden geçmiş durumda.

Yunanistan hükümeti adına konuşan Miçotakis’in birincil tekil şahıs olarak kendini ifade etmesi bir yana mektuptaki Türkiye’ye yönelik tehdit dili de diyalog çağrısını tamamen gölgede bırakmıştı.

MACRON’UN ÇIKIŞI

FRANSA Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron şu günlerde Doğu Akdeniz’de Yunanistan’ın en güçlü destekleyicilerinin başında geliyor. AB zirvesi öncesi Macron’un dün ClubMed diye adlandırılan AB’nin güney ülkeleri liderlerini Korsika’da bir araya getirmesi bundan.

Doğu Akdeniz’de diyaloga öncelik veren AB dönem başkanı Almanya’nın aksine Fransa, Türkiye’ye daha sert bir tutum takınılmasını istiyor. Henüz umduğu desteği bulabilmiş değil. Macron’un dün ‘Cumhurbaşkanı Erdoğan yönetimini’ AB’ye hedef göstermesi de bundan. Atina ve Rum Kesimi ise Fransa’nın bu tavrıyla cesaret buluyor.

Fransa lideri bir yandan da Yunanistan’a savaş uçağı ve fırkateyn satmanın hesabını yapıyor. Olmadı iki yıl önce Yunanistan pahalı bulduğu için vazgeçtiği iki savaş gemisinin leasing yoluyla yeniden Atina’ya kiralanmasını gündeme getiriyor.

Yazının Devamını Oku

Dersbaşı ama nasıl?

Dünyada şu günlerde en önemli konulardan biri COVID-19’a rağmen sınıflarda dersbaşı yapmak.

Türkiye’de EBA TV üzerinden uzaktan eğitim, özel okullarda ise yine sanal telafi eğitimi başladı, 21 Eylül için de kademeli olarak yüz yüze eğitime geçme planı yapılıyor.

VİRÜS ÇIKANA KARANTİNA

Koronavirüs salgınının devam etmesine rağmen birçok ülke sınıflarda eğitime geçmeyi deniyor. Almanya’nın başkenti Berlin mesela. Ağustos ayından bu yana daha hijyenik, sosyal mesafeli, maskeli eğitimi deniyor. Okulların toptan kapatılması yerine koronavirüsün tespit edildiği okul ya da sınıflardaki öğretmen ve öğrencilerin karantinaya alınması tercih ediliyor.

Berlin’de 350 bin öğrenci ve 800 okul bulunuyor. Ağustosun son haftası itibarıyla 36 öğrenci ve 4 öğretmende hastalık teşhis edildiği, 22 eğitim grubunun uzaktan eğitime alındığı belirtiliyor.

DERSTE DE MASKE ŞART

Hürriyet’in Brüksel temsilcisi Güven Özalp’ın aktardığına göre ilk ve orta eğitim salıdan itibaren Belçika’da da başladı. Belçika’da sarı, turuncu, kırmızı diye planlar yapılmış. Hali hazırda sarı seviye geçerli. Hem öğrenci, hem de öğretmenlerin okul koridor ve sınıflarında ders saatlerinde de maske takmaları zorunlu. Hastalığın yayılma eğilimi göstermesi halinde alarm seviyesinin daha da arttırılıp yeni tedbirlerin gelmesi söz konusu. Gerekirse yeniden yüz yüze eğitime ara vermeye kadar gidebilir.

DÖNÜŞÜMLÜ EĞİTİM

Fransa da 1 Eylül’den itibaren yeniden okullu oldu. Sınıflar küçültülüp, havalandırma ve hijyen kuralları arttırılarak eğitime devam etme denemesi yapılıyor. Çocukları okula yollamak zorunlu. Okullarda 11 yaş üzeri öğrenci ve öğretmenlerin maske takması da zorunlu. Maske, sınıfta da okul bahçesinde de çıkarılmayacak.

Yazının Devamını Oku

İsrail-BAE hamlesinin şifreleri

Doğu Akdeniz gerilimi ve Libya krizine odaklanmışken, İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin ilişkileri normalleştirme kararı alması son dönemde Ortadoğu’nun en dikkat çeken hamlelerinden biri oldu.

Peki bu adım ne anlama geliyor, Türkiye için niye dikkat çekici?

ZATEN İLİŞKİ VARDI

BİRLEŞİK Arap Emirlikleri, Mısır ve Ürdün’den sonra İsrail ile ilişkileri normalleştirecek üçüncü Arap ülkesi olmaya hazırlanıyor. Önümüzdeki haftalarda iki tarafın liderlerinin ABD’de Beyaz Saray’da bir araya gelip ilişkileri resmileştirmesi bekleniyor.

Baştan söyleyelim herhangi bir ülkenin başka bir ülke ile diplomatik ilişki kurma kararı almasında elbette olumsuz bir taraf yoktur. Nitekim Türkiye, İsrail’i ilk tanıyan Müslüman çoğunlukta ülke olmuştur. Ancak tuhaf olan, BAE ile İsrail’in anlaşması sayesinde İsrail’in Filistin’i kısmen ilhak etme planının önüne geçildiğinin söylenmesidir.

İSRAİL’DEN TEKNOLOJİ

İŞTE tam da İsrail’in Filistin’e karşı nasıl bir adım atacağının beklendiği bir dönemde BAE ile normalleşmeye yönelik açıklamanın denk getirilmesi zamanlama açısından dikkat çekicidir.

İsrail ile BAE arasındaki perde arkasındaki ilişkiler, 2010 yılında Filistinli Hamas örgütünün liderlerinden Mahmud el Mabhuh’un Dubai’de bir otel odasında öldürülmesiyle dibe vurmuştu. Baş şüpheli de İsrail’in gizli servisi Mossad idi.

İsrail basınına konuşan Amerikalı yetkililere göre, BAE, ilişkilerin suikast öncesine dönmesi için İsrail’den o döneme kadar reddettiği bazı teknoloji transferi taleplerinde bulundu. Amerikalı yetkili, bunların neler olduğu konusunda bilgi vermezken, İsrail’in İHA, füze, tarım ve sağlık sektöründe etkili olduğunu hatırlamakta fayda var.

Yazının Devamını Oku

Doğu Akdeniz’de bu gürültü ne?

ORUÇ Reis sismik araştırma gemisi Akdeniz’e açılıyor. Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi ortalığı ayağa kaldırıyor. Yunan ordusu ileri seviyede alarma geçerken Yunan basını Atina’da Oruç Reis’e yönelik sabotaj senaryolarının bile ele alındığını ima ediyor.

BU TEPKİ NİYE

TÜRKİYE ilk kez Akdeniz’de sismik araştırma çalışması yapmıyor, ancak ortalık bir anda toz duman. Avrupa’dan Amerika’dan Ankara’ya yönelik uyarılar, yaptırım tehditleri peş peşe geliyor.

Oruç Reis sismik araştırma gemisi, Türkiye’nin yayınladığı Naxtex seyrü sefer bildirisine göre daha önce 2018’de Barbaros Hayrettin Paşa gemisinin araştırma yaptığı bölgede çalışma yapacak. Ama bu sefer tepkilerin tonu bir hayli yüksek.

BAŞKA NEDENİ Mİ VAR

DOĞU Akdeniz meselesi çok bileşenli bir sorun. Bir yanda, Türkiye’yi pazarlıklardan dışlayan Mısır, Güney Kıbrıs Rum Kesimi, Yunanistan, İsrail gibi ülkeler var. Bir yanda Libya ile sürpriz bir şekilde deniz yetki alanı anlaşması yaparak karşı tarafın Akdeniz oyununu bozan Türkiye var.

Bu nedenle Akdeniz krizini, Libya’daki gelişmelerle birlikte görmek gerekiyor. Birleşmiş Milletler’in meşru saydığı, Türkiye’nin de danışmanlık ve eğitim verdiği Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH), son dönemde Libya’da darbeci Halife Hafter’e karşı önemli askeri başarılar elde etti. Sırada Sirte ve Cufra operasyonları var.

Sirte, UMH’ye geçerse Hafter ve destekçisi Mısır, Fransa ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne karşı önemli bir üstünlük sağlanacak.

NİYE TAM DA ŞİMDİ

Yazının Devamını Oku