"Nilgün Tekfidan Gümüş" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Nilgün Tekfidan Gümüş" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Nilgün Tekfidan Gümüş

Nilgün Tekfidan Gümüş

Kritik 120 saat

18 Ekim 2019

ABD heyetinin Ankara’da yaptığı temaslar sonrasında Türkiye’nin Suriye’nin kuzeydoğusunda belirlediği hedeflerin gerçekleşmesi yönünde kritik bir sürece girildi.

Dünyanın gözü kulağı dün Ankara’dan gelecek haberlerdeydi. Görüşmelerin olumlu geçtiğine dair ilk mesaj ABD Başkanı Donald Trump’ın Twitter hesabından geldi. “Türkiye’den harika haberler” diyen Trump, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a teşekkür etti ve “Milyonlarca hayat kurtulacak” diye devam ederek görüşmelerin olumlu geçtiğini haber verdi.

Ankara’da Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşen ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence ve Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun açıklamaları da bunu teyit etti. Buna göre Türkiye, 120 saatliğine, terör örgütü PKK-YPG’nin 32 km’lik bölgeden çekilmesi için askeri operasyona ara vermeyi kabul etti. Bu sürede terör örgütü buradan çıkarken silahlarını çekecek, mevziler ve tahkimatlar kullanılamaz hale getirilecek.

TAMPON BÖLGE

Pence, ‘uzun süreli bir tampon’ bölge olacağını söylerken, güvenli bölgenin ne kadar bir alanı kapsayacağı ise açıklık kazanmadı. Pence, PKK-YPG kontrolündeki Kobani’ye (Ayn el Arab) müdahale olmayacağını iddia ederken terör örgütü DEAŞ’a karşı da mücadelenin sürmesi konusunda anlaşma olduğunu kaydetti.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ise Kobani konusunda ABD’ye herhangi bir garanti vermediklerini vurguladı. Çavuşoğlu, güvenli bölgenin Fırat’ın doğusundaki tüm sınır bölgesini kapsayıp kapsamayacağı sorusuna karşılık Kobani, Menbiç ve Kamışlı bölgesindeki Esad rejimi varlığına işaret ederek bunun Soçi’de Rusya Devlet Başkanı ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasında Salı günü yapılacak görüşmede gündemde olacağını belirtti.

Ankara’da dün sağlanan gelişmeler gerçekten kritik. Çünkü Barış Pınarı Operasyonu sonrasında gelinen noktada Türkiye fırtınalı bir haftayı geride bıraktı. Uluslararası tepkiler, kınamalar, silah ambargoları, yaptırım tehditleri birbirini izledi. ABD’de üç Türk bakan ve iki bakanlığa getirilen yaptırım her ne kadar sembolik olsa da Halkbank’a yönelik İran yaptırımlarını ihlal ettiği gerekçesiyle iddianamenin gündeme alınması en dikkat çekici adımlardan biri oldu.

Dünkü açıklamalara göre 120 saatlik aranın ardından Türkiye, PKK-YPG’nin tampon bölgeden çekildiğine kanaat getirirse Barış Pınarı harekâtı sonlandırılacak. Ancak daha önce verilen, yerine getirilmeyen birçok taahhüt olduğunu hatırlamakta fayda var. Dolayısıyla Barış Pınarı’nın nereye doğru evrileceği açısından 120 saatlik süre önemli bir sınama olacaktır.

Yazının devamı...

Suriye barışa hazır mı

4 Ekim 2019

Birleşmiş Milletler Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen’in geçtiğimiz günlerde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde yaptığı açıklamaya göre 150 kişilik komitenin 30 Ekim’de Cenevre’de toplanması bekleniyor. Komitenin 50’si rejim, 50’si muhalif, 50’si ise sivil toplum temsilcilerinden oluşuyor. Pedersen’e göre her gruptan 15 kişi olmak üzere 45 kişilik alt komite, taslak önerilerin oluşturulması için çalışacak. Öneriler ise 150 kişilik komitenin yüzde 75’inin onayıyla kabul edilecek.

SDG ÇAĞRILMADI

MEVCUT anayasaya rötuş mu atılacağı yoksa yeni bir anayasa mı yazılacağı henüz netleşmiş değil. Pedersen, tarafların birbirini muhatap almış olması açısından komitenin kurulmasının önemli olduğunu söylüyor.

Hali hazırda Esad rejimi, İdlib ve terör örgütü PKK ile bağlantılı YPG’nin ana grup olduğu SDG’nin kontrolündeki bölge haricinde ülkenin büyük bir kısmında hakimiyet sağlamış durumda. Fırat’ın doğusunda etkin olan ABD destekli SDG, Suriye’nin üçte birini kontrol ediyor. Anayasa Komitesi’ne SDG’den temsilci çağrılmadı.

Pedersen, Fırat’ın doğusuna işaret ederek “Kuzeydoğudaki durum karşı karşıya olduğumuz zorluklardan biri. Suriye toplumunun tüm segmentlerinden geniş katılım olması için çalıştık” diyor. SDG ise çağrılan Suriyeli Kürtlerin bölgenin tamamını temsil edemeyeceği gerekçesiyle Pedersen’e tepkili.

ANAYASA müzakereleri öncesinde Suriye’nin kuzeydoğusundaki durum en tartışmalı konulardan biri olarak öne çıkıyor. SDG’yi terör örgütü DEAŞ’ın yenilgiye uğratılmasında ortağı olarak kabul eden ABD, Türkiye’nin Fırat’ın doğusunda 30-40 km derinliğinde silahtan arındırılmış bir güvenli bölge oluşturulması talebini pek karşılamış gibi durmuyor.

Türkiye, güvenli bölgede bir kısmı Türkiye’den gidecek 2 milyon Suriyeliye iskan sağlanmasını öneriyor. Ankara’nın planı uzun soluklu bir proje. Proje gerçekleşirse Türkiye ile SDG arasında bir tampon bölge de oluşmuş olacak.

Yazının devamı...

Trump görevden alınır mı

27 Eylül 2019

Tartışma gizli servisten bir muhbirin Trump’ın bir yabancı lidere taahhütlerde bulunduğu iddiasıyla başladı. Daha sonra Trump’ın Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski’den 2020 seçimlerinde rakibi olma olasılığı yüksek olan Joe Biden’ın oğlu Hunter Biden ile ilgili soruşturma açmasını istediği iddia edildi.

BASKI YAPTI MI

Trump’ın Birleşmiş Milletler görüşmeleri için New York’ta olduğu bir dönemde Pelosi bombayı patlattı ve Başkan aleyhinde anayasal yetkilerini ihlal ettiği gerekçesiyle azil sürecini başlattığını açıkladı. Sonrasında da Trump’ın Zelenski ile yaptığı telefon görüşmesinin özeti yayınlandı.

ABD’deki uygulamaya göre Başkan telefon görüşmesi yaparken iki yetkilinin de not alarak görüşmeyi özetlediği belirtiliyor. İşte bu görüşmeyle ilgili Adalet Bakanlığı 5 sayfalık döküm yayınladı. Trump’ın Zelenski’ye ‘Bizim için bir iyilik yapmanı istiyorum’ diyerek oğul Biden’ın bu ülkedeki olası yolsuzluklarını araştırmasını istediği anlaşılıyor. Metinde Trump’ın Zelenski ile askeri yardım karşılığında pazarlık yaptığına dair bir ifade yer almıyor.

Ancak 25 Temmuz’daki görüşmenin 30 dakika sürdüğü, bu metnin 12 dakikalık bir konuşmaya tekabül ettiği, belki açıklanmayan bölümlerde böyle bir baskının söz konusu olmuş olabileceği şüphesi söz konusu.

AZLE GİDER Mİ

Bir diğer kritik gelişme de Trump aleyhinde şikayette bulunan muhbirin dilekçesinin açıklanması. Bu dilekçede Trump hakkında Zelenski ile yaptığı telefon görüşmesinin dışında da iddialar bulunduğu söyleniyor. İstihbarat yetkilisinin anlattıkları önce Senato ve Temsilciler Meclisi İstihbarat Komiteleri ile paylaşıldı. Rakip Demokratlar, duyduklarını ‘çok huzursuz’ edici olarak nitelerken Cumhuriyetçiler bu görüşte değil.

Ama şimdi görevden alınmaya kadar gidebilecek senaryolar konuşuluyor. Birinci senaryo azil sürecinin soruşturma safhasında kalması ve ilerlememesi. Bu durumda

Yazının devamı...

Trump görevden alınır mı

27 Eylül 2019

Tartışma gizli servisten bir muhbirin Trump’ın bir yabancı lidere taahhütlerde bulunduğu iddiasıyla başladı. Daha sonra Trump’ın Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski’den 2020 seçimlerinde rakibi olma olasılığı yüksek olan Joe Biden’ın oğlu Hunter Biden ile ilgili soruşturma açmasını istediği iddia edildi.

BASKI YAPTI MI

TRUMP’ın Birleşmiş Milletler görüşmeleri için New York’ta olduğu bir dönemde Pelosi bombayı patlattı ve Başkan aleyhinde anayasal yetkilerini ihlal ettiği gerekçesiyle azil sürecini başlattığını açıkladı. Sonrasında da Trump’ın Zelenski ile yaptığı telefon görüşmesinin özeti yayınlandı.

ABD’deki uygulamaya göre Başkan telefon görüşmesi yaparken iki yetkilinin de not alarak görüşmeyi özetlediği belirtiliyor. İşte bu görüşmeyle ilgili Adalet Bakanlığı 5 sayfalık döküm yayınladı. Trump’ın Zelenski’ye ‘Bizim için bir iyilik yapmanı istiyorum’ diyerek oğul Biden’ın bu ülkedeki olası yolsuzluklarını araştırmasını istediği anlaşılıyor. Metinde Trump’ın Zelenski ile askeri yardım karşılığında pazarlık yaptığına dair bir ifade yer almıyor.

Ancak 25 Temmuz’daki görüşmenin 30 dakika sürdüğü, bu metnin 12 dakikalık bir konuşmaya tekabül ettiği, belki açıklanmayan bölümlerde böyle bir baskının söz konusu olmuş olabileceği şüphesi söz konusu.

AZLE GİDER Mİ

BİR diğer kritik gelişme de Trump aleyhinde şikayette bulunan muhbirin dilekçesinin açıklanması. Bu dilekçede Trump hakkında Zelenski ile yaptığı telefon görüşmesinin dışında da iddialar bulunduğu söyleniyor. İstihbarat yetkilisinin anlattıkları önce Senato ve Temsilciler Meclisi İstihbarat Komiteleri ile paylaşıldı. Rakip Demokratlar, duyduklarını ‘çok huzursuz’ edici olarak nitelerken Cumhuriyetçiler bu görüşte değil.

Ama şimdi görevden alınmaya kadar gidebilecek senaryolar konuşuluyor. Birinci senaryo azil sürecinin soruşturma safhasında kalması ve ilerlememesi. Bu durumda

Yazının devamı...

Körfez’deki saldırının şifreleri

20 Eylül 2019

- Saldırının en dikkat çeken unsurlarından biri zamanlaması. Eylemin düzenlendiği geçen cumartesi öncesindeki uluslararası medyanın tartıştığı en önemli konulardan biri ABD Başkanı Donald Trump’ın haftaya New York’ta yapılacak BM Genel Kurulu Açılışı çerçevesinde İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ile görüşüp görüşmeyeceğiydi. Tahran bunu reddetse de Trump, olumlu sinyaller geldiğini ima ediyordu.

YENİ TEHDİT İHA’LAR

- İŞTE tam bu mevzu konuşulurken İran’ın Ortadoğu’daki en büyük rakibi Suudi Arabistan’ın iki büyük rafinerisi saldırıya uğradı. Saldırıyı çok geçmeden Yemen’de savaşan İran destekli Husiler üstlenirken ABD’li yetkililer sorumlu olarak İran’ı işaret ediyordu.

- Suudi Savunma Bakanlığı Sözcüsü Albay Türki el-Maliki’ye göre tesislerden biri 18 adet drone ile vuruldu, diğer tesise ise dört adet seyir füzesi atıldı. Suudi Arabistan, saldırıda kullanılan drone ve füzelerin İran yapımı olduğunu, ayrıca bunların Yemen değil, Irak ve İran yönünden geldiğini belirtti.

- Dünyanın orduya en çok yatırım yapan üçüncü ülkesi olan Suudi Arabistan, Amerikan yapımı Patriot füze savunma sistemleri olmasına rağmen saldırıları bertaraf edemedi. Aslında eylem, stratejik mekanların giderek çeşitlenen insansız hava araçlarıyla (İHA) yapılabilecek saldırılara ne kadar açık olduğunu ortaya koyması açısından da dikkat çekti.

- Saldırının ilk etkisi petrol fiyatlarındaki dalgalanma oldu. Suudi Arabistan, 2-3 üç hafta içinde tesislerini onarıp tam kapasite petrol üretimine devam edeceğini, bu arada açığı depolardaki petrolle kapatacağını söylese de belirsizlik piyasaları tedirgin ediyor. Ve bu tedirginliği bireysel petrol tüketicileri bile hissediyor.

İRAN MI YAPTI

- KRİTİK soru tabii ki, saldırıyı kimin yaptığı. İran’dan cesaret bulan Husiler mi? İran’ın içinde ABD ile yakınlaşmaya karşı çıkan bir kanat mı? Ya da eylemi Tahran’ın üzerine yıkan başka aktörler mi var? Her halükarda hali hazırda olağan şüpheli olarak İran’ın öne çıktığı bir gerçek. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde Tahran’a yönelik olası misillemeler gündeme gelecektir.

Yazının devamı...

İdlib sınavı

23 Ağustos 2019

4-5 Mayıs 2017’deki Astana toplantısında, Türkiye, Rusya ve İran, İdlib ve çevresini ‘Gerginliği Azaltma Bölgesi’ ilan etmişti. 17 Eylül 2018’de ise Rusya’nın Soçi kentinde Türkiye ile Rusya, İdlib’e yönelik ateşkes ihlallerinin sona ermesi için mutabakata varmıştı. Ancak 2019 Nisan ayının sonundan itibaren Esad rejiminin terör unsurlarını temizlemek adı altında İdlib’e saldırıları artarken buna Rusya da destek verdi.

NİYE TIRMANDI

VE Esad rejimi, bu ayın başında Soçi mutabakatının uygulanması şartıyla ateşkes ilan ettiğini açıkladı. Buna göre muhalifler ağır silahlarıyla birlikte İdlib bölgesi sınırlarından 20 km çekilecek, ayrıca M4 ve M5 karayolları trafiğe açılacaktı. Sözkonusu karayolları stratejik öneme sahip. Çünkü M4 karayolu rejimin kontrolündeki sahil bölgesinde bulunan Lazkiye’den başlayıp Cisr es Şuğur üzerinden İdlib’de M5 karayolu ile bağlanıp yine rejim kontrolündeki Halep’e ulaşıyor. M5 karayolu da İdlib içinden Halep’i Hama ve Humus üzerinden Şam’a bağlıyor.

5 Ağustos’ta tek taraflı ateşkesi sona erdiren rejim, saldırılarını M5’in geçtiği İdlib’in güneyindeki en önemli yerleşim olan Han Şeyhun üzerinde yoğunlaştırdı. Rejim ve Rus uçaklarının bombardımanıyla bir Suriye kenti daha yerle bir olurken bu yerleşimden en az 100 bin kişi göç etmek zorunda kaldı.

KONVOYA SALDIRI

TÜRKİYE’nin Soçi mutabakatı çerçevesinde İdlib’de 12 adet askeri gözlem noktası bulunuyor. ABD ile güvenli bölge pazarlıklarını sürdüren Türkiye, rejimin Han Şeyhun üzerindeki baskısı artarken güneydeki Morik gözlem noktasını güçlendirmek üzere askeri konvoy çıkardı. 19 Ağustos’ta konvoy Maaret el Numan ile Han Şeyhun arasında yol alırken düzenlenen hava saldırısında TSK güçlerine eşlik eden ÖSO’nun Feylak el Şam güçleri hedef alındı. 3 kişi hayatını kaybetti.

GÖZLEM NOKTALARI

AP

Yazının devamı...

Hong Kong’da neler oluyor

16 Ağustos 2019

Ancak protestolar Çin’i bir sınavla karşı karşıya bırakıyor. Gösterileri sona erdirmek, ama nasıl? Dünya da Pekin’in Hong Kong’da kontrolü nasıl sağlayacağını merak ediyor. 1989 yılındaki Tiananmen kanlı müdahalesinin tekrarı mı, yoksa son dönemde yükselişe geçen Çin’in imajına uygun yeni bir yaklaşım mı?

NE İSTİYORLAR

İNGİLTERE’den Çin’e devredilen Hong Kong’a 50 yıl boyunca özerklik tanındı.  Ancak nisanda parlamentoya sunulan bir yasa tasarısı ortalığı karıştırdı. Çünkü bu tasarı hüküm giyen ya da şüpheli kişilerin Çin’e iadesini kolaylaştırıyordu.

Hong Konglu insan hakları savunucuları, bu tasarıyla bölgenin hukuki suistimallere açık hale geleceğini iddia ederek tepki gösterdi. 7.5 milyon nüfuslu bölgede kiraların pahalı olması, düşük ücretler, terfi imkanının kısıtlı olması gibi unsurlar zaten bir hoşnutsuzluk ortamı yaratıyordu.

Sonunda Hong Kong’un Çin yanlısı Baş Yöneticisi Carrie Lam, haziranda tasarının askıya alındığını duyurdu. Ancak tasarının iptali, Lam’ın görevden alınması, genel seçimler yapılması talepleriyle gösteriler hız kesmeden sürerken Pekin’e tepkiler arttı.

HONG KONG’UN ÖNEMİ

FRANSIZ AFP ajansından bazı alıntılarla devam edeceğim. Peterson Uluslararası Ekonomi Enstitüsü’nden Tianlei Huang, Hong Kong’un Çin’e büyük ekonomik katkıda bulunduğunu belirterek “1997’den beri Çin’in bölgedeki ekonomik ve ticari çıkarları yoğun bir şekilde büyüdü. Çin liderliği şunun farkında, kendi refahları için Çin’in kapitalist bir Hong Kong’a ihtiyacı var” diyor.

Dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olan Çin, yasal düzenleme ve şeffaflık konusunda Hong Kong ile boy ölçüşecek durumda değil. Dünya Bankası’na göre iş kolaylığı endeksinde Hong Kong, dünya genelinde dördüncü, Çin ise 46’ncı sırada.

Yazının devamı...

ABD’nin hedefindeki bakan

2 Ağustos 2019

Trump yönetimi, ambargolarla İran yönetimini hem yeni bir nükleer anlaşma yapmaya hem de Ortadoğu’daki yayılmacı politikalarından vazgeçirmeye çalışıyor. Washington’ın Tahran’a yönelik son yaptırımı ise İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’e kırmızı kart göstermek oldu. Buna göre Zarif’in ABD’de olmayan mal varlığı dondurulacak, ayrıca ABD’ye sadece New York’taki BM toplantıları için o da izin alarak gidebilecek.

O ANLAŞMANIN YÜZÜ

ABD Hazine Bakanı Steven Mnuchin yaptığı açıklamada Zarif, İran Dini Lideri Ali Hamaney’in pervasız gündemini takip ediyor ve İran rejiminin dünya genelindeki sözcüsü. ABD, İran rejimine son hareketinin tamamen kabul edilemez olduğuna dair net bir mesaj gönderiyor” ifadelerini kullandı.

Zarif, Obama döneminde yapılan 2015 tarihli nükleer anlaşmanın vitrinindeki en önemli yüzlerden biriydi. O dönemde ABD Dışişleri Bakanı olan John Kerry ile saatler süren mesaileriyle sonunda İran’ın nükleer silah elde etmesinin önüne geçilmesini hedefleyen bir anlaşma çıkmıştı.

Trump’ın en önemli dış politika adımlarından biri İran ile yapılan bu anlaşmadan çekilmek oldu. Her ne kadar anlaşmanın diğer tarafları, Almanya, Fransa, İngiltere, Rusya ve Çin, anlaşmaya devam etse de yaptırımların sürmesi nedeniyle İran da geçtiğimiz haftalarda kademeli olarak taahhütlerinden vazgeçeceğini açıkladı.

ZARİF KİMDİR

SON dönemde Cebelitarık’ta İran tankeri, Hürmüz Boğazı’nda ise İngiliz tankerinin alıkonmasıyla İran ile tansiyon yükselirken Zarif sık sık Batı basınına verdiği röportajlarla Tahran’ın tutumunu aktarmayı sürdürdü.

60’lı yaşların başındaki

Yazının devamı...