FETÖ’nün siyasi ayağı

İP (İYİ Parti) kurucusu ve milletvekili Ümit Özdağ’ın İP İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu hakkındaki FETÖ’cü suçlaması, siyasette yeniden “FETÖ’nün siyasi ayağı” tartışmasını açacak.

Evet, FETÖ siyasi ayağı olmadan yaşayamaz. Bu siyasi ayak çoğunlukla hükümet, hükümet ile savaşıyorsa muhalefettir.

Yaşayan, canlı, yani varlığını koruyan bir terör örgütünün ayakta kalması için iki şey mutlaka gereklidir: Birincisi, uluslararası destek; ikincisi, yurtiçinde siyasi ayak.

FETÖ, PKK, DHKP-C

Bu iki şarta sahip olan örgütler, parayı da elemanı da ekipmanı da bulur, eylemleri için istihbarata da kavuşurlar. PKK ve FETÖ hatta kısmen DHKP-C bunun iki tipik örnekleridir.

Uluslararası destek ve siyasi ayaktan yoksun terör örgütleri, “bölgesel” kalır, kısa sürede dağılır. Dünyadaki tüm terör örgütlerine bakın, arkasında açık ya da örtülü olarak bir yabancı istihbarat örgütünün, yani bir devletin desteğini görürsünüz. Açıktan silahlı terör saldırıları düzenleyen PKK’nın bugünkü uluslararası desteği ABD ve Avrupa’dır. Yurtiçindeki siyasi ayağı da HDP’dir.

HDP, bırakın PKK’ya terör örgütü demeyi, PKK elebaşı Öcalan’ın serbest kalmasını bile savunur haldedir. HDP aynı zamanda dağda konumlanmış teröristlerin taleplerinin sözcülüğünü yapar. Tüm bu oyun, demokrasi, seçim, oy, halk iradesi oyunu altında tezgahlanır.

FETÖ’NÜN GELİŞİM SÜRECİ

FETÖ ise farklıdır, sızdığı devletin gücünü kullanarak terör faaliyetinde bulunur. Silahlı eylemini ise 15 Temmuz gecesi darbe girişimi ile görünür oldu.

Bir istihbarat ve operasyon örgütüdür. Eylemlerini perde arkasından gerçekleştirir. Uluslararası desteği ABD ve yine Avrupa’dan alır. Onların koruması ve hizmetindedir. Ancak içeride “siyasi ayak” kullanır.

1970’lerde MİT Müsteşarı Fuat Doğu’nun “Örgütlenin” talimatıyla harekete geçen, daha sonra ABD istihbarat kuruluşu CIA kontrolünde faaliyetlerini sürdürürken, 40 yıldaki tüm iktidarlar tarafından korundu ve desteklendi. İktidarlar diyorum çünkü siyasi partiler yanında askeri darbe yönetimleri tarafından da himaye edildi.

TBMM’nin FETÖ 15 Temmuz Darbe Araştırma Komisyonu Raporu’nda örgütün gelişim aşamaları şöyle sıralanmıştı:

1970 öncesi örgütün kuruluş aşaması.

1970’ler örgütün temellerinin atılması.

1980-1983 yılları (Sıkıyönetim dönemi: Tedbir dönemi)

1983-1989 yılları (Özal dönemi: Kitleselleşme ve siyasete nüfuz dönemi)

1990’lar (Koalisyonlar dönemi: Şirketleşme ve yurtdışına açılma)

2000’li yıllar AKP dönemi (Paralel devlet aşaması)

PARALEL DEVLETTEN MUHALEFETE

Raporda da belirtildiği gibi, AKP dönemi ile FETÖ paralel devlet aşamasına geçti.

Bu aşama 17-25 Aralık 2013 operasyonu tamamlandı. Bu tarihten itibaren FETÖ, siyasi ayak olarak “muhalefete” yanaştı.

CHP’lileri ziyaret etti, CHP’liler onların davetiyle Amerika’ya gitti, el konulan FETÖ medyasına, Bank Asya’sına destek çıktılar, onlar adına Anayasa Mahkemesi’ne başvuruda bulundular, Digitürk’ten bile ayrıldılar. 15 Temmuz darbe girişimine, “kontrollü darbe” diyecek kadar ileri gittiler. Dört yıl içinde İP kuruldu, AKP’nin eski başbakanı Davutoğlu GP’yi (Gelecek Partisi), eski Ekonomi Bakanı Babacan DP’yi (Deva Partisi) kurdu.

Artık FETÖ tezleri daha çok dillendirilmeye başlandı. HDP dahil bu partilerden FETÖ’ye karşı açık bir savaş ilanı duyuyor musunuz?

İlginç olan şey, her seçim dönemi FETÖ’cülerin muhalefete umut beslemesi. “Geri dönme” hayallerini bazı siyasetçilerin başarısına bağladıklarını gizlemiyor, açıkça söylüyor, yazıyorlar.

HER ŞEY İKTİDAR İÇİN

Soru şu: Bu siyasetçiler FETÖ üyesi olduğu için mi bunları yapıyorlar?

Benim bu konuda bulduğum cevap şu: Siyasetçiler, örgüt üyesi olduğu için değil, iktidar olmak için FETÖ’cülerle iş tutuyor.

Çünkü şunu biliyorlar: FETÖ ile yakın olmak demek ABD ile yakın olmak demek, Avrupa ile yakın olmak demek. Peki bu ne demek? İktidar olmak demek. Ne diyordu ABD Başkan adayı Joe Biden? “Bence ona (Erdoğan’a) çok farklı bir yaklaşım uygulamalıyız. Muhalif liderleri desteklediğimizi açıkça göstermemiz lazım. Ama benim yaptığım gibi onlarla doğrudan temasa geçip Erdoğan’ı yenecek duruma gelmeleri için hâlâ var olan Türk liderliği unsurlarından daha fazla verim almalı ve onları güçlendirmeliyiz. Darbe ile değil, seçim süreci ile... Partisi, İstanbul’dan dışarı atıldı. Peki biz ne yapıyoruz? Burada oturup boyun eğiyoruz.”

ENVER ALTAYLI YEĞENİNE ‘PARTİ KURMAYIN, SOKAĞA DÖKÜLÜN’ DEDİ Mİ?

İP milletvekili Ümit Özdağ’ın, partisinin İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu hakkında iddialarını bir başkası söylese İP’liler küfür ve hakaret yağdırırdı. İnsani ve siyasi karakterlerinin özelliği bu, ne yapsan değişmez. Nitekim belli bir kısmı Ümit Özdağ’a hakaret etmeye dün akşamdan başladı, Genel Başkan Meral Akşener’in Buğra Kavuncu’nun yanında yer alan açıklamasından sonra bu da olacaktır. Neyse, gelelim sıcak tartışma konusuna.

Ümit Özdağ, CNN Türk’te Tarafsız Bölge programında Ahmet Hakan’ın sorularını yanıtlarken, İP’nin kuruluş dönemine değindi. 1970’lerde MİT, daha sonra Amerikan CIA ve başka ülkelerin istihbarat kuruluşlarıyla ilişkili olduğu iddia edilen Enver Altaylı, kısa süre önce FETÖ üyeliğiyle siyasi ve askeri casusluk suçları nedeniyle soruşturuldu ve FETÖ üyeliğinden ihraç edilmiş eski bir MİT’çiyi yurtdışına kaçırırken de tutuklandı. Enver Altaylı’nın yeğeni de İP İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu...

KAZAKİSTAN’DA FETÖ DERNEĞİNDE YÖNETİCİ

Ümit Özdağ’ın işaret ettiği bu değil, Kavuncu’nun FETÖ’nün Kazakistan’daki derneğinde üst düzey yönetici olması.

Özdağ, dört yaşından beri tanıdığı, evlerine girip çıkan, sonraki yıllarda da ilişkisi olan Enver Altaylı’nın İP’nin kuruluş aşamasında kendisini ziyaret ettiğini söyledi. Özdağ’a “Parti kurmayın” önerisinde bulunmuş. Özdağ’ın şaşıran bakışları karşısında Altaylı, “Parti kurmayın, sokağa dökülün” demiş.

Özdağ cevap verdikten sonra görüşme sonlanmış. Ardından görüşmeyi ve Altaylı’nın kendisine söylediği, “Parti kurmayın, sokağa dökülün” sözlerini hem Genel Başkanı Meral Akşener’e hem de devletin ilgili kurumlarına rapor etmiş.

Benim için şaşırtıcı olan şey, Enver Altaylı’nın bu yaklaşımına rağmen yeğeni Buğra Kavuncu’nun İP kurucusu olması, partide yönetici olması ve İstanbul il başkanı yapılmasında. Altaylı, Özdağ’a yaptığı öneriyi yeğenine de yaptı mı acaba?

KUMPAS MAĞDURLARI ‘DOLGU MALZEMESİ’

FETÖ kumpası ile hapsedilen ve İP’ye giren tüm isimler, kuruculardan emekli Tuğgeneral Ali Yörük’ün deyimiyle “dolgu malzemesi” olarak kullanıldı ve partiden ayrıldılar. Tecrübeli siyasetçiler de tek tek tasfiye edildi. Siyasi tecrübesi yok denecek kadar az olan Kavuncu’nun önü ilginç bir şekilde açıldı. Tercihin sebebi siyasi tecrübe ise, tasfiye edilenler ondan çok dahasına sahip. Bu tercihin sebebi ne acaba? Hakkındaki iddialar üzerinde durulacağına muhtemelen Özdağ ihraç edilecek. İleriki günler, parti yönetiminin yanında yer aldığı Kavuncu’nun tercih edilmesinin sebebini gösterecektir.

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Ahmet Kekeç ve bir tahliye hikâyesi

7 Aralık 2020 günü Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nde bir duruşmaya katılacağım. Davanın bir tarafında FETÖ’cü hâkimler Resul Çakır, İbrahim Balık, Mehmet Ekinci, Seyfettin Mermerci, Hikmet Şen; FETÖ’cü firari savcılar Zekeriya Öz ve Cihan Kansız, diğer tarafında ben olacağım. 6 Mart 2011 günü ve sonrasında Odatv kapsamında tutuklanma kararımın altında imzaları olan tüm bu FETÖ’cü hâkim ve savcılar sanık, ben ise “müşteki” olarak yer alacağım. Dokuz yıl sonra da olsa haksız yargılama yapanlar bu kez sanık sandalyesinde yargılanacaklar. Şimdi sizi o günlere götüreceğim.

3 Mart 2011 günü ‘Ergenekon Terör Örgütü üyesi olmak’ suçlamasıyla gözaltına alındım. Dört günlük gözaltı süresi 7 Mart günü dolacak, savcılığa sevk edilecektik. Ancak kamuoyu tepkisinin büyüklüğü, kumpasın mimarı FETÖ’cüleri panikletti. Kumpasın başında Ergenekon ve Balyoz gibi kumpas davalarının baş mimarı, İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı istihbaratçı Ali Fuat Yılmazer vardı. Çünkü ben Yılmazer ve FETÖ’cü istihbaratçıların Dink cinayetindeki rollerini ortaya çıkarmıştım. Daha önce defalarca “tutuklanacağıma” dair haber gönderen Yılmazer, beni gözaltına alarak amacına doğru ilerliyordu.

FETÖ’CÜ DUMANLI SIZDIRDI

Kamuoyu tepkisi yanına bir de dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün yapacağı açıklama eklenmek üzereydi. Gül, 5 Mart 2011 günü FETÖ’cü Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı’yı sabah saatlerinde İstanbul’da Huber Köşkü’ne çağırdı. Gözaltına alınmamıza tepkisini gösteren şu açıklama metnini verdi: “Kamu vicdanında kabul görmeyen bazı gelişmeler oluyor. Bu hal, Türkiye’nin geldiği ve herkes tarafından takdir edilen görüntüsünü gölgelemektedir. Bundan kaygı duyuyorum. Savcılardan ve mahkemelerden sorumluluklarını yerine getirirken daha titiz davranmalarını; insanların ve kurumların onur ve hukuklarının zedelenmesine yol açmayacak şekilde davranmalarını beklemekteyim.”

Aynı açıklama o tarihte çalıştığım Milliyet gazetesinin Ankara temsilcisi Fikret Bila’ya ulaştırıldı. 5 Mart günü verilen açıklama, 6 Mart günü, yani daha savcılığa sevk edilmeden yayınlanacaktı.

Gözaltına alınmamıza kamuoyunun gösterdiği tepkiye Cumhurbaşkanı Gül’ün açıklaması eklenince 7 Mart günü savcılığa sevk edildiğimizde tahliye edilmemiz kesin gibiydi.

Bu da FETÖ’cü istihbaratçı Yılmazer, savcı Zekeriya Öz ve FETÖ’cü hâkimlerin kurduğu kumpasın çökmesi demekti. O nedenle dört günlük gözaltı süresi dolmadan cumartesi olmasına rağmen bir anda nezarethaneden çıkarıldık ve savcılığa sevk edildik. Belli ki Abdullah Gül’ün açıklaması gazetelerde yayınlanmadan tutuklamak istiyorlardı.

YILMAZER: ‘TUTUKLA’ DEDİĞİMİ SAVCI BIRAKMAZ

Emniyet

Yazının Devamını Oku

Artık mızrak çuvala sığmıyor

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 2 Haziran 2018 günü Sözcü gazetesine yaptığı açıklamada, “Millet ittifakı olarak çalışma yaptık. Başında İbrahim Kaboğlu vardı. Üç aşağı beş yukarı bir mutabakat metni şu an elimizde” dedi.

Ortaya çıktı ki Cumhuriyet Halk Partisi, İYİ Parti, Saadet Partisi ve Halkların Demokratik Partisi, yalnız kamuoyundan değil kendi parti üyelerinden bile gizli bir şekilde, 13 Ocak 2018 ile 7 Mayıs 2018 tarihleri arasındaki dönemde, bir Anayasa değişikliği çerçeve metni oluşturmuşlar. Kılıçdaroğlu’nun “elimizde” dediği mutabakat metnini hazırlamışlar.

ÜMİT ÖZDAĞ AÇIKLADI

İYİ Parti milletvekili Ümit Özdağ, önceki gün o mutabakat metninin içeriğini açıkladı.

Böyle bir çalışmadan bir yıl sonra, 29 Haziran 2019 günü haberdar olan Ümit Özdağ, önce kendi partisinden milletvekillerini aramış ama onlar da bilgilerinin olmadığını söylemiş.

Özdağ Anayasa taslak çalışmasının başında olan CHP’li İbrahim Kaboğlu ile görüşmesini önceki günkü basın toplantısında şöyle aktardı: “Bu konuşmayı takiben önce İbrahim Kaboğlu ile telefonda konuştum, sonra TBMM’deki odasında buluştum. Kaboğlu’na sordum: ‘İYİ Parti CHP, Saadet Partisi ve HDP ile birlikte bir anayasa taslağı çalışmalarına katıldı mı?’ ‘Evet, katıldı’ cevabını verdi. Kulaklarıma inanamadım...”

‘Anayasal Demokrasi Çalışması Yol Haritası’ başlıklı metinde, ilk toplantının 13 Ocak 2018’de yapıldığı, bundan sonra çalışmaların “mahremiyet ilkesine bağlı kalınarak yürütüleceği” kaydedilmiş.

Yol haritasında ‘Ortak İlkeler’ başlığı altında “Dört siyasi partinin liderinin katılımıyla gerçekleştirilecek bilimsel bir anayasa toplantısı vesilesiyle kamuoyu ile örtülü veya açık olarak paylaşılacaktır” kararı da yer almış.


Yazının Devamını Oku

Rusya’nın planı

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın, “Benim ve halkım için inanılmaz derecede acı”, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in, “Büyük bir gurur ve sevinçle imzaladım” dediği anlaşma metniyle Karabağ topraklarının çok büyük bölümü özgürlüğüne kavuştu.

Önce Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin tarafından imzalanan bildiri, daha sonra Ermenistan Başbakanı Paşinyan’a imzalatıldı. “İmzalatıldı” diyorum çünkü bu, tarafların mutabık olduğu anlaşmadan çok Rusya’nın planına benziyor.

‘İTİ KOVAR GİBİ KOVDUK’

Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev, imzaladığı bildiriyi tarihe geçecek şu konuşmayla kamuoyuna duyurdu;

“10 Kasım Moskova saatiyle saat 00.00 itibari ile Dağlık Karabağ’da ateşkesin ve bütün askeri operasyonun durdurulmasının kabulünü ilan ediyoruz. Sevgili yurttaşlar, bu bildiri tarihi bir öneme sahiptir. Bildiri bir videokonferans formatında imzalandı. Bildiri üç ülke tarafından imzalanacaktı. Ancak son anda Ermenistan Başbakanı bildiriyi imzalamayı reddetti. Bu yüzden açıklama ben ve Rusya Devlet Başkanı tarafından imzalandı. Paşinyan bu bildiriyi imzalayacak, biz onu buna mecbur ettik. Ancak o, bu bildiriyi kapalı bir yerde, kameralardan uzak bir yerde, korkakçasına, namertçesine imzalayacak. Sıçan gibi bu anlaşmayı ağlaya ağlaya imzalayacak. Dersini verdik. Kovduk onları topraklarımızdan. Demiştik, iti kovar gibi kovacağız demiştik ve kovduk onları. İti kovar gibi kovduk. Bu bildiri uzun yıllar devam eden işgale son koyuyor.  Bu bildiri Laçin ve Kelbecer bölgelerinin kan dökülmeden geri verileceğini gösteriyor. Paşinyan, ne oldu? Görünüşe göre Paşinyan’a olanlar yıllarca dillerde dolanacak.

Ne oldu Paşinyan, sen Cebrayıl’a gidiyordun? Dans ediyordun, durum ne oldu? Statü cehenneme gitti, statü yok ve olmayacak. Ben başkan olduğum sürece de olmayacak. Dolayısıyla bu belgenin büyük bir anlamı var. Ben eminim ki, Azerbaycan halkı bu belgeyi çok önemseyecek, onu doğru ve büyük bir dikkatle okuyacak ve ne kadar büyük bir siyasi zafer kazandığımızı görecek.”

‘ZAFER’ TARTIŞMASI

Hocalı ve Hankenti gibi bölgelerin statüsü belirlenmeden Ermenistan’a bırakılması elbette “zafer” yorumlarının tartışılmasına neden olacaktır ama 27 Eylül’den itibaren savaş meydanlarında kazanılan başarı da elbette büyük bir mücadele olarak kayda geçecektir.

Askeri başarı sonrası diplomasi yoluyla Ermenistan’ın 15 Kasım’a kadar Kelbecer’i, 20 Kasım’a kadar Agdam’ı, 1 Aralık’a kadar Laçin bölgesini terk edecek olması,

Yazının Devamını Oku

Amerika’nın sosyal operasyon medyası

Amerika’daki tartışmalı başkanlık seçimleri her yönüyle ibretlik sonuçlar ortaya çıkardı.

Dünyada “demokrasi” ve “özgürlük” kelimelerini en çok kullanan Amerika, Ortadoğu’dan Latin Amerika’ya kadar, özgürlük ve demokrasi götürme adı altında işgal planlarını uygularken bu kavramların içini boşalttı. Tıpkı demokrasi ve hukuk deyip, terör örgütü PKK’yı desteklemesi Fetullahçı Terör Örgütü elebaşı Gülen dahil örgüt yöneticilerini topraklarında barındırması gibi.

Amerika, sadece demokrasi kavramının içini boşaltmakla kalmadı, şekil şartının ilk sırasında yer alan seçimleri de tartışmalı hale getirdi.

Şaibe olsa ne olur olmasa ne olur, Trump seçilse ne olur, Biden seçilse ne olur. Türkiye için, “ABD’nin müttefik görünümlü düşman olduğu” gerçeği karşısında hiçbir şey değişmez.

SEÇİMLERDE ŞAİBE ESKİ HİKÂYE

Ancak geçmişi bilenler için ABD’de seçimlerdeki şaibe tartışmaları yeni bir durum değil,

7 Kasım 2000 tarihinde yapılan seçimlerde, Cumhuriyetçi Parti’nin adayı George W. Bush, Demokrat Parti’nin adayı Al Gore ile başa baş yarışmıştı. Demokrat aday Al Gore yüzde 48.4, Cumhuriyetçi aday George W. Bush ise yüzde 47.9 oy aldı.

Sonuçlar kesinleştikten sonra Al Gore’un daha yüksek sayıda seçmenin oyunu almış olmasına rağmen, ABD’nin her eyalette ayrı çoğunluk sağlama esasına dayanan seçim sisteminden dolayı 271 seçiciler kurulu kazanan George W. Bush başkan ilan edildi.

Resmi sonuçlara göre Florida eyaletinde sadece 537 oy farkla

Yazının Devamını Oku

Yalan, doğal afetlerden daha büyük felakettir

İzmir’deki depremin hemen ardından gencecik bir insan, sohbet ederken depremin büyüklüğünün 7.0 olduğunu ancak hükümetin “afet bölgesi ilan etmemek için” rakamı düşük gösterdiğini ve bu yüzden AFAD’ın büyüklüğü 6.6 olarak açıkladığını söyleyince, geçmiş yıllara gittim.

En büyüğü 17 Ağustos 1999 Gölcük merkezli olmak üzere sonraki tüm büyük depremlerde aynı şeyleri duymuştum. Anladım ki aynı şeyler bugün de söyleniyor, daha kötüsü gelecekte de söylenecek.

Peşinden her felaket sonrası yaşanan, acının yükünü paylaşıp hafifletmek yerine küçük siyasi hesaplarla söylenmiş yalanlar art arda gelmeye başladı.

1- KAN MERKEZİ YIKILDI!

Daha ilk anda, CHP’li Gürsel Tekin’in tweet’i onu takip edenleri şok ediciydi.

Bayraklı’daki Kızılay Kan Merkezi’nin yıkıldığını şöyle yazmıştı:

“İzmir’de yaşanan deprem sonucunda Bayraklı’da Kaymakamlık binası ve Kızılay Kan Merkezi yıkıldı, Adalet Sarayı duvarları çatladığı için boşaltıldı. Kendi binalarının güvenliğini sağlayamayan devlet, vatandaşın canını nasıl koruyacak? Çok acil adımlar atmamız lazım.”

Kızılay Kan Merkezi’nin yıkılması sadece bina güvenliği açısından değil, depremde yaralanan ve kan ihtiyacı olanlar için de sarsıcı bir iddiaydı.

Yazının Devamını Oku

‘Dijital kötülük’ kol geziyor

Onlar bir acı yaşanmasını beklerler, bir felaketin olmasını...

Ya bir terör örgütünün saldırısını kollarlar, ya birinin ölümünü; fark etmez. Hemen geçerler klavye başına ellerinde telefonla, kötülüğün esiri olmuş ruhları, damarlarında zifte dönüşmüş kanları harekete geçirmiştir.

Telefon ya da klavyedeki her harfe, bir katilin tabancasından kurbanına sıktığı mermiler gibi basarlar.

Kelimeler yan yana geldikçe öfkesi daha da kabarır, sessizce mesaj yazan kötülük, ağzından köpükler saçan, git gide kendisini provoke eden bir canavara dönüştürür.

Hepsinin mutlaka bir bahanesi vardır, her kötü, her kötülük gibi...

Yan yana getirdiği kelimelere bakıp pis pis sırıtarak “Paylaş”, “Mesajı gönder” ya da “Tweet’le” tuşuna basıp kendisi gibi ziftleşmiş ruhlu kişilerin harekete geçmesini beklerler.


Yazının Devamını Oku

Büyük oyunun şifrelerini savcılık çözecek

İP kurucusu ve milletvekili Ümit Özdağ’ın, İP İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu hakkındaki şu sözleri günlerdir tartışılıyor:

“Bu zatın partinin kurucuları arasında olduğunu öğrendim. Sayın Genel Başkan’ı (Meral Akşener) uyardım. Dedim ki, ‘Bu arkadaşın FETÖ ile bağı olduğuna dair bilgi var. Bunu kurucu yapmayalım’. Daha sonra bu arkadaş kurucu yapılmadı. Fakat sonra partiye geldi.

1 Nisan kongresinden sonra genel idare kuruluna girdi, Sayın Genel Başkan’ı tekrar uyardım. Sayın Genel Başkan bütün sorumluluğu aldığını söyledi. Partinin genel başkan yardımcısı oldu, sözcüsü oldu, İstanbul il başkanı oldu. Evet, Buğra Kavuncu’dan bahsediyoruz.

Kendisi yurtdışında FETÖ’nün en büyük sivil toplum kuruluşu olan, Kazakistan Türk İşadamları Derneği’nin başkan yardımcılığını yıllarca yapmış. Devlet, 15 Temmuz’dan sonra bu derneğin kapatılması için başvuruda bulunmuş ve kapatılmış. Buğra Kavuncu oranın başkan yardımcılığını yapmış. Bunun izahı yok.”

Emniyet tarafından,
Ümit Özdağ’ın bu konuşmayı yaptığı, CNN Türk’te Ahmet Hakan’ın sunduğu ‘Tarafsız Bölge’ programının çözümü yapıldı ve gönderildiği İstanbul Cumhuriyet Savcılığı tarafından soruşturma açıldı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Buğra Kavuncu hakkında açtığı soruşturmanın konusu, “FETÖ üyeliği” iddiası. 

Bundan sonra belge ve bilgiler, tanık ve hakkında soruşturma yapılan Buğra Kavuncu konuşacak.

FETÖ DERNEĞİNDE YÖNETİCİLİK

Yazının Devamını Oku

Orkestra şefi

Bir önceki yazımda İP kurucusu Ümit Özdağ’ın, İP İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu’nun FETÖ ilişkisi konusundaki açıklamasının büyük fotoğrafın küçük bir parçası olduğunu yazmıştım. Çünkü Buğra Kavuncu’nun 1997’de gittiği ve Kazakistan’da üyesi olduğu FETÖ’nün KATİAD isimli derneğinin 2007-2010 arasında yöneticiliğini yapmış olması tek başına her şeyi anlatmaya yetmez.

O yüzden büyük fotoğrafa bakmak gerektiğine dikkat çekmiştim.

Kazakistan’ın başkenti Alma Ata’da 2014’te Enver Altaylı’nın kardeşi Talha Altaylı’ya ait G Balık isimli restoranda çekilen fotoğraf çok şey anlatıyor. Masada sol başta FETÖ’nün Kazakistan imamı Mesut Ata, onun yanında Buğra Kavuncu’nun babası Orhan Kavuncu, onun yanında da Buğra Kavuncu’nun dayısı, FETÖ’den tutuklu Enver Altaylı oturuyor.

Masada en sağda bulunan kişi Buğra Kavuncu’nun kardeşi Oruç Burak Kavuncu, onun yanında Kazakistan’da yayınlanan FETÖ’nün Zaman gazetesi başyazarı Ahmet Alyaz oturuyor. Masada FETÖ’nün Bank Asya kurucu ortağı Mehmet Artukaslan da var. Bir de o karede olmayanlar var. Buğra Kavuncu’nun amcası, yani Orhan Kavuncu’nun kardeşi, FETÖ üyesi firari İsmail Kavuncu gibi...

ORHAN KAVUNCU-ENVER ALTAYLI

Kuşkusuz masadaki herkes önemli ama Ümit Özdağ’ın açıklamalarından sonra, eski MİT mensubu, CIA ve Alman istihbaratıyla ilişkili Enver Altaylı ile Buğra Kavuncu’nun babası Orhan Kavuncu’nun varlığı özel bir önem kazandı. Madem Buğra Kavuncu ismi tartışma konusu, onu babası Orhan Kavuncu’dan ayrı tartışmak eksik kalır. İP’lilerin adını bile bilmediği ama Akşener tarafından GİK üyesi, genel başkan yardımcısı yapılan Buğra Kavuncu’nun siyasete girmesinde rolü önemli.


Yazının Devamını Oku

Tüm sırlar bu fotoğrafta

25 Ekim 2017 tarihinde resmi olarak faaliyete geçen İP’nin kuruluş çalışmalarının devam ettiği günlerde, Antalya’da önemli bir operasyon yapıldı. Eski MİT’çi, Amerikan ve ABD istihbaratı ile ilişkileri olan Enver Altaylı, FETÖ’den ihraç edilmiş bir eski MİT görevlisinin yurtdışına kaçırılmasını organize ederken 20 Ağustos 2017 günü yakalandı.

Yıl 2014, G-Balık Kazakistan, Taha Altaylı’ya ait.

FETÖ mensubu MİT’çi Mehmet Barıner İran masasında çalışmıştı ve nihai varış yeri olan Amerika Birleşik Devletleri’nde FETÖ’cüler tarafından Halkbank dosyasında Türkiye aleyhine “tanık” yapılacaktı. İkna edilmesi de kaçışı organize eden Altaylı’nın göreviydi.

Ancak hepsi birden gözaltına alınıp tutuklandı.

ALTAYLI’NIN ZİYARETİ

Bundan bir süre önce Enver Altaylı, İP’nin kuruluş çalışmalarını yürüten Ümit Özdağ’ı ziyaret ederek, “Parti kurmayın, sokağa dökülün” önerisinde bulunmuştu. Özdağ bu tehlikeli öneriyi hem Akşener’e hem de devletin ilgili birimlerine aktardı.

Parti kurma çalışmaları son aşamasına gelirken, 160 kişilik kurucular listesi için adı geçenlerden birisi Ümit Özdağ’ın dikkatini çekti.

Bu kişi, kendisine

Yazının Devamını Oku

FETÖ Kırgızistan’da ‘ödülünü’ aldı! Milli eğitime FETÖ’cü bakan

Fetullahçı Terör Örgütü’nün 15 Temmuz darbe girişiminden iki hafta sonra 28 Temmuz günü Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, CNNTürk televizyonunda yaptığı bir konuşmada, FETÖ’nün bulunduğu tüm ülkeler için tehlike olduğunu belirtirken şu öngörüde bulunmuştu: “Büyükelçiliklerimizle birlikte bunlarla ilgili bilgileri aktarmaya başladık. Tehlikeyi görmeye başladılar. Kırgızistan mesela, orada da darbe girişimi yapabilirler. Bu sefer Kırgızistan’da bir darbe olursa bunu FETÖ yapar. Orada tüm kurumlara yerleşmiş durumdalar. Kırgızistan’da daha önce birçok darbe oldu (...) Oradaki en büyük yapılanma FETÖ’dür. Gerekli bilgileri veriyoruz.”

SADECE DÖRT YIL SONRA

Aradan dört yıl geçti, beklenen oldu. Parlamento seçimleri sonuçlarına itiraz eden 12 muhalefet partisi taraftarları ayaklandı ve önce hükümet düştü, ardından cumhurbaşkanı Ceenbekov istifa etti. Ülkeyi tanıyanlar, ayaklanmanın arkasındaki FETÖ rolünü ifade etti.

Nitekim Mevlüt Çavuşoğlu, önceki gün videokonferansla bağlandığı Kazakistan Ahmet Yesevi Üniversitesi’nin akademik yılı açılış töreninde yaptığı konuşmada Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’ndeki FETÖ tehlikesine tekrar değinirken şunları söyledi: “FETÖ tehdidi hâlâ devam ediyor. Hangi kisveye bürünürse bürünsün, uluslararası bir suç şebekesi ve silahlı bir terör örgütünden bahsediyoruz. Bu örgüt yalnızca ülkemiz için değil, diğer kardeş ülkeler için de büyük tehdittir. Örneğin Kırgızistan’da yaşanan gelişmeleri sizler de takip ediyorsunuz. Bu ülkenin bugün içinde yaşadığı süreçte bu karışıklığa sebep olan ya da karışıklığı körükleyen en önemli aktörlerden bir tanesi de maalesef FETÖ ve onların Kırgızistan’daki yapılanmasıdır. Türkiye’de 15 Temmuz hain darbe girişimi olduğu zaman ben değişik vesilelerle bu terör örgütünün özellikle kardeş Kırgızistan ile de güçlü bir yapılanma içinde olduğunu vurgulamıştım. Ve gün geldiği zaman oraya da zarar verebileceğini hatırlatmıştım. Bugün oradaki kardeşlerimiz bunu kendi gözleriyle gördü.”

CIA VE FETÖ ÜRÜNÜ

Hükümet düştü, cumhurbaşkanı istifa etti ve Kırgızistan’da iki aylığına geçici bir hükümet oluşturuldu. Başbakan için “Kırgız milliyetçisi” denilse de FETÖ yapılanması ülkenin yönetiminde ciddi biçimde etkili. Milli eğitim bakanı olarak atanan Almazek Beisenaliev’in profiline bakınca ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır.

Kestirmeden söyleyeyim: Kırgızistan Milli Eğitim Bakanı Beisenaliev, kelimenin tam anlamıyla bir FETÖ üyesi. Üniversite eğitimi sonrası Kırgızistan’da, Güney Afrika’da ve Türkiye’de FETÖ okullarında öğretmenlik yapmış. FETÖ’nün Bişkek’teki Ala Too (Ala Dağ) Üniversitesi’nde rektör yardımcılığı görevinde bulunmuş. Uzmanlığı eğitim olmakla birlikte, çalışma alanı Amerika Birleşik Devletleri’nin Orta Asya ve Kırgızistan dış politikası ve FETÖ elebaşı Gülen’in eğitim konusundaki faaliyetleri. Bu yönüyle, Amerikan merkezi haberalma teşkilatı CIA’in 1992 yılında FETÖ aracılığıyla Orta Asya ülkelerinde elde etmek istediği etkinliği ve nüfuz alanını temsil eden bir kişi.

ORTA ASYA’DA CIA VE FETÖ

Yazının Devamını Oku

Işıklar ‘Yüce Divan’ için mi yanıyor?

Anayasa Mahkemesi üyesi Engin Yıldırım’ın “Işıklar yanıyor” diyerek Anayasa Mahkemesi’nin fotoğrafını şahsi Twitter hesabından paylaşmakla neyi amaçladığı yoğun biçimde tartışılıyor, belli ki daha çok tartışılacak.

Yaşanan her askeri darbede, “Genelkurmay’ın yanan ışıkları” gündeme geldiği için Engin Yıldırım’ın sözleri de “darbe” tartışmasına yol açtı.

27 Mayıs, 12 Eylül, 28 Şubat nasıl bir toplumsal travmaya yol açtıysa, dört yıl önce yaşadığımız 15 Temmuz darbe girişiminin de etkisi sıcaklığını koruyor.

251 şehidimizin sokakları dolduran kanları henüz kurumadı. 2 bin 193 gazimiz ise o gecenin yaralarıyla aramızda. İhanet bıçağının acısı hâlâ milletin sırtında.

Elbette, öyle bir geceyi yaşayan ve FETÖ’nün devlet içine sızmış teröristlerine kahramanca direnmiş Türk milletinin bu konudaki en küçük bir imaya şiddetli tepki göstermesi de anlaşılabilir.

YILDIRIM NEYİ İMA ETTİ?

Peki, Anayasa Mahkemesi üyesi Engin Yıldırım, bir darbe imasında bulunmuş olabilir mi?

Bu sorunun cevabı

Yazının Devamını Oku

Hem ünlü, hem zengin, hem haksız, hem Kardashian

Ermenistan’ın saldırısı üzerine Azerbaycan, yaklaşık 30 yıldır işgal altındaki Dağlık Karabağ’ı kurtarmak için büyük bir askeri operasyon başlattı.

Dünyadaki tüm Ermeniler, işgalci Ermenistan’a destek vermek için ayağa kalktı. Fransa başta olmak üzere Avrupa ülkeleri, Avrupa ve Amerika’daki Ermeni diyasporası, lobi kuruluşları, yıllardır Azerbaycan’ın topraklarının yüzde 20’sini işgal etmiş, binlerce insanı katletmiş, Hocalı’da olduğu gibi bir gecede 613 kişiye soykırım yapmış, işgal planlarını terör örgütleriyle uygulamış Ermenistan’a destek olmak için kolları sıvadı.

YALANLARLA PROPAGANDA

Bunların en ünlüsü, Ermeni kökenli Amerikalı Kim Kardashian oldu. Azerbaycan, Ermenistan’ın saldırısına karşılık verir vermez yalana sarılıp 27 Eylül günü Twitter hesabından “Ermenistan-Azerbaycan sınırında yaşananların çatışma olmadığını, Karabağ’daki Ermenilerin saldırıya uğradığını” yazdı. Yetmedi, işgalci terör örgütü PKK ile kol kola olan Ermenistan kuvvetleri için “Karabağ’ı korumak için hayatlarını tehlikeye atan cesur erkek ve kadınlar için dua ediyoruz” dedi.

Kardashian’ın kim olduğu, ne yaptığı zerre kadar umurumda değil, beni ilgilendiren sahip olduğu ünü yalan ve haksızlık için kullanması. Nitekim aynı gün “Ermenistan’ın sebepsiz saldırıların ve dezenformasyon kampanyasının kurbanı olduğunu” yazan Kardashian, “Gerilimin tırmanmasını ve yaşanabilecek trajedilerin önlenebilmesi için uluslararası siyasi ve diplomatik tedbirler çağrısında bulunması ve olayları araştırması için uluslararası gözlemcilere ihtiyacımız var” çağrısında bulundu.

Kardashian, yalanlarına, dezenformasyonu ve algı operasyonunu kattı. Tweet’leri kendisi paylaşıyor ama başkaları tarafından yönlendirildiği belli.

İŞGALCİLERE PARA BAĞIŞLIYOR

Ne Ermenistan, ne Azerbaycan ne de Türkiye’de yaşananlar hakkında en küçük bilgisi olmayan

Yazının Devamını Oku

Türkiye’nin Orta Asya’da FETÖ ile mücadelesi

Son yazımda, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra 1991 yılında bağımsızlıklarını ilan eden Türk Cumhuriyetleri’nde, FETÖ’nün Amerikan istihbarat projesi olarak 1992’de açtığı okullardan söz etmiştim.

Bu yazımda da mevcut durumu aktaracağım.

Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’nde 30 yılda yüzlerce şirkete, sivil toplum kuruluşuna ve yüz binlerce üyeye ulaşan FETÖ okullarında CIA elemanlarının öğretmen olarak görev yaptığı tespit edildi. Örgütün, Özbekistan’da olduğu gibi darbe girişimi ve devlet başkanına suikast girişimine adı karıştı. En son Kırgızistan’daki ayaklanmada rolü ortaya çıktı. Özellikle 15 Temmuz darbe girişimi sonrası Türkiye, bu ülkelerdeki FETÖ şirketlerinin kapatılmasını, üyelerinin teslim edilmesini, okullarının da devredilmesini istedi. Ancak Türk Cumhuriyetleri’nden şu ana kadar okulları Türkiye’ye teslim eden olmadı.

Bunun yerine isim değiştirerek, devlet kontrolüne alarak himaye etmeyi tercih ettiler. FETÖ’nün faaliyetlerinin kesin olarak sonlandırıldığı tek ülke Özbekistan oldu. Örgütün doğrudan faaliyetlerine devam ettiği tek ülke ise Kırgızistan.

Kırgızistan yönetimi FETÖ üyelerine, şirketlerine ciddi anlamda sahip çıkıyor.

FETÖ Orta Asya’da dolaylı, yani kendi bağlantısını gizleyerek o ülkenin vatandaşları adına açtığı şirket, dernek, vakıf ve eğitim kurumları üzerinden devam ediyor. Bu ülkeler ise Azerbaycan, Kazakistan, Türkmenistan ve Tacikistan. FETÖ halen Azerbaycan’da 26 ticari kuruluşu, 7 dernek, vakıf ve STK’ya sahip. Kazakistan’da 53 şirket, 8 dernek, STK ve vakfı bulunuyor. Kırgızistan’da aralarında bir AVM’nin de bulunduğu 4 şirket ve 4 STK, vakıf ve derneği var. Türkmenistan’da 11 şirket ve 1 derneği bulunuyor. FETÖ’nün Türk Cumhuriyetleri’ndeki eğitim kurumları ve Türkiye’nin mücadelesi ülkeler bazında şöyle:

AZERBAYCAN

Azerbaycan’da 1992 yılında Çağ Öğretim İşletmeleri’ne bağlı olarak eğitim faaliyetlerine başlayan FETÖ’ye ait 13 okul, 2013 yılında, ülkenin petrol şirketi SOCAR’ın bünyesine geçti ve adını Uluslararası Eğitim Merkezi olarak değiştirdi. SOCAR yönetimi 2014 Haziran’ında bu eğitim kurumunu kapattığını duyurdu.

Aynı yıl, Çağ Öğretim İşletmelerinin ve Uluslararası Eğitim Merkezi’nin sırayla kullandığı binalarda bu kez İstek Lisesi eğitim faaliyetine başladı.

Yazının Devamını Oku

CIA’in Orta Asya’daki tetikçisi FETÖ

Kamuoyu genellikle FETÖ’nün karargâhı ABD başta olmak üzere Almanya gibi Batı ülkelerindeki yapılanmasına odaklandı

Oysa FETÖ’nün CIA güdümündeki ilk yurtdışı atağı Soğuk Savaş döneminin bitmesi sonrası Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’ne oldu. Son olarak Kırgızistan’da parlamento seçimi sonrası meydana gelen ayaklanma sırasında adı geçti. Kırgızistan’da devlet korumasında olan FETÖ, birçok siyasetçiyle yakın ilişkide. Burada çok sayıda okul, işyeri hatta bir de AVM sahibi.

Bölgedeki gelişmeler FETÖ’nün Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’nde Amerikan çıkarlarına hizmet eden CIA güdümündeki faaliyetlerinin ileriki günlerde daha çok tartışılacağını gösteriyor.

Konuya FETÖ’nün CIA ile Orta Asya’daki ilişkilerini anlatarak başlamak lazım. 2017 yılında Amerika’da Global Research’te stratejik risk danışmanı ve politika uzmanı ABD’li William Engdahl imzasıyla yayımlanan makalede, FETÖ elebaşı Gülen’in kurduğu örgütün CIA ile ilişkisinin 1982’de başladığı yazıldı.

Yıllar sonra 2006’da yazdığı referans mektubuyla FETÖ elebaşını Amerika’dan sınır dışı edilmekten kurtaran CIA’den Graham Fuller, 1982 yılında CIA’in Yakın Doğu ve Güney Asya’dan sorumlu milli haberalma görevlisi olarak atandı. Fuller’in FETÖ lideri Gülen ile teması ve onu kullanması da o yıllarda başladı.

BAĞIMSIZLIK SONRASI HEMEN OKUL AÇTI

FETÖ, Amerika için asıl rolünü Soğuk Savaş’ın bitmesiyle oynamaya başladı. Sovyetler Birliği’nden ayrılan Azerbaycan, Kırgızistan, Türkmenistan, Tacikistan, Moğolistan, Özbekistan 1991 yılı Ağustos ve Ekim aylarında birbiri ardına bağımsızlıklarını ilan ettiler.

Devreye CIA ve Gülen girdi. Bu ülkelerin hepsinde birden 1992 yılında okullar açtı. William Engdahl’ın Global Research’te yazdığı gibi, “CIA, 1990’ların Orta Asya’daki Sovyet sonrası kaosunda, Gülen’i ve onun ‘ılımlı İslam’ imajını en geniş yıkım ağlarından birini inşa etmek için kullandı. Bu ağ Özbekistan, Kırgızistan ve hatta Çin Halk Cumhuriyeti’ndeki Sincan Uygur Özerk Bölgesi dahil olmak üzere Türki olarak adlandırılan eski Sovyet Orta Asya bölgesinin tamamını kapsadı.”  

FETÖ ÖĞRETMENLERİ CIA AJANI

Yazının Devamını Oku

Kırgızistan seçimleri, ayaklanma, ABD ve FETÖ

2011 yılında “Ergenekon terör örgütü üyesi olmak” suçlamasıyla Odatv kumpası kapsamında beraber yargılanacağımız davanın ilk duruşmasına tam bir hafta kala, 12 Kasım 2011’de Silivri Cezaevi’nde fenalaşan ve şüpheli biçimde hayatını kaybeden MİT Asya Bölgesi Başmüşaviri Kaşif Kozinoğlu ismini hatırlarsınız. Kozinoğlu, ölümünden kısa süre önce Aydınlık’a el yazısıyla gönderdiği notlar arasında Kırgızistan ile ilgili şu bilgileri veriyordu:

“Kırgızistan’da uzun yıllardır ve halen tüm okulların başında olan şahıs Orhan İnandı, aslında F. Gülen’in Asya imamıdır. Kırgız devleti ile irtibatlı esasen odur. Büyükelçinin hiçbir forsu yoktur. T.C. Devleti de bu şahıs üzerinden Kırgız yönetimi ile irtibat kurmaktadır. Kırgızlar, F. Gülen’in okullarını muhtaç oldukları için şu an itibariyle kapatamamakta. Ayrıca gerek Kırgızistan, gerek Kazakistan, Türkmenistan, Azerbaycan, Afganistan, Tacikistan’daki TİKA, THY, büyükelçiliklerdeki eğitim, ticari ve ekonomi, din, kültür müşavirliklerinin tamamı F. Gülen’ciler tarafından kapatılmıştır. Söz konusu ülkelerde F. Gülen’ci olmadan iş yaptırılmamaktadır. Asya’da en yoğun Kırgızistan’da yerleşik durumdadırlar.”

CIA’İN ORTA ASYA TETİKÇİSİ FETÖ

FETÖ’nün Türkiye’de kamuoyuna açılması, 1994 yılında Gülen’in onursal başkanı olduğu Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın kuruluşu ile olmuştur. Ancak FETÖ bir Amerikan istihbarat projesi olarak, bundan iki yıl önce, 1992’de Orta Asya Türk Cumhuriyetlerine okullar açarak sızdı. Nitekim MİT İstanbul Bölge Başkanı Nuri Gündeş 2010 yılında yazdığı ‘İhtilallerin ve Anarşinin Yakın Tanığı’ kitabında, o yıllarda konuyla ilgili tespitlerini şöyle ifade etmişti: “Gülen cemaati tarafından özellikle de Türk Cumhuriyetleri’nde açılan okullarda diplomatik pasaportlu Amerikalı CIA ajanları ‘İngilizce öğretmeni’ diye barındırılıyor. Bu işbirliği, Türkiye’de yapılan üst düzey resmi bir toplantıda, bizzat Fethullahçı okul yöneticisi tarafından itiraf edildi.”

KIRGIZİSTAN’DA FETÖ

KIrgızistan bu ülkelerden birisiydi. FETÖ Kırgızistan’da 1992’den itibaren SEBAT Eğitim Kurumları çatısı altında faaliyet gösterdi. Türkiye’de 2016 yılında yaşanan 15 Temmuz FETÖ darbe girişiminden sonra ismi SAPAT olarak değiştirilerek iyice devlet korumasına alındı. FETÖ’nün Kırgızistan’daki faaliyetlerinin en önemli ayağını eğitim alanı oluşturuyor. Örgüt, ülkenin her tarafında açtığı okullarla önemli nüfuza erişti ve paralı okullar üzerinden örgütün finansmanını sağlıyor. Halihazırda ülkede FETÖ kontrolünde bir üniversite, bir dil merkezi, bir uluslararası okul ve farklı şehirlerde yirmi bir genel eğitim veren okul ile dört öğrenci yurdu mevcut. Örgütün Kırgızistan ve Orta Asya imamı Orhan İnandı halen bu ülkede ve Kırgız vatandaşı oldu.

FETÖ Kırgızistan’da basın alanında da etkinliğini sürdürüyor. ‘Zaman Kırgızistan’ isimli biri Kırgızca, diğeri Türkçe iki gazetenin yanı sıra ‘Diyalog Avrasya’ isimli düşünce kuruluşunun yayınladığı aylık dergiyi de kontrol ediyor.

FETÖ’nün Türkiye’de olduğu gibi Kırgızistan’da da devlet içinde sızmadığı alan yok gibi. Devletin en üst yöneticisi olan Cumhurbaşkanı Atambayev tarafından çok etkili biçimde kollandı. Nitekim 2016’dan itibaren Türkiye’nin FETÖ’cülerin tasfiye edilmesi yönündeki taleplerine hep olumsuz yanıt verirken, şunları söyledi: “Türkiye büyükelçisi, Kırgızistan’da 3.5 milyon Gülen destekçisinin çalıştığını söyledi. Okul öğretmenlerinde terörist görüyorlarsa, kusura bakmasın ama belki doktora görünüp akıl sağlığını kontrol ettirmelidir... Açıkça söylüyorum, okulları kapatmaya izin vermeyeceğiz. Onları güçlendireceğiz.”

ERDOĞAN’DAN UYARI

Yazının Devamını Oku

FETÖ’de örgüt içi çatışma

15 Temmuz darbe girişimiyle hedefine ulaşamayan FETÖ, Türkiye’de halen devam eden operasyonlarla büyük yenilgiye uğradı. Örgüt şimdi de yurtdışında parçalanmaya başladı. Çoğu 17-25 Aralık 2013 sonrası yurtdışına kaçan örgüt üst düzey yöneticisi 150’ye yakın isim, FETÖ elebaşı Gülen’in ölümü sonrasına hazırlanırken birbiriyle kıyasıya savaşıyor. Tespitlere göre FETÖ üst düzey yönetimi şimdilik dörde bölünmüş durumda. Ancak grupların ortak özelliği, “FETÖ elebaşı Gülen’i” asla eleştirmemeleri. FETÖ elebaşı ölürse yerine geçmesi beklenen İsmail Büyükçelebi’nin başında olduğu “Gelenekçiler” grubuna yakın bazı isimlere, diğer gruplar tarafından yolsuzluk, dolandırıcılık gibi eleştiriler yöneltiliyor.

Büyükçelebi kısa süre önce Amerika’da 7 kadına tecavüz eden, 30’unu da taciz eden hipnozcu FETÖ üyesi bir uzman doktora referans olmakla eleştirilmişti. Ayrıca örgüt üyeleri, soru çalma, Ergenekon ve Balyoz’da sahte belgelerle kumpas kurma konusunda birbirlerini suçlayarak gelecekte farklı yollarda yürüyeceklerinin işaretlerini veriyorlar. FETÖ üst yönetimini takip eden güvenlik kaynaklarının bu konuda derlediği bilgiler de şöyle:

GELENEKÇİLER

Fetullah Gülen’in öğretilerinin hiçbir zaman değişmeyeceğini savunuyorlar. Şu an gelinen noktada dahi Gülen’in haklı olduğunu ve zamanın kendilerini haklı çıkaracağını savunuyorlar. Meydana gelen hataların Gülen’in değil aşağıdakilerin hatası olduğunu söylüyorlar. Grubun temel olarak belli bir lideri olmamakla beraber öncülüğünü Mehmet Ali Şengül ve İsmail Büyükçelebi yapıyor. Her ne olursa olsun, örgüt mensuplarının başına ne gelirse gelsin buna katlanmaları gerektiği, örgütün birliğini ve beraberliğini dağıtmadan yola devam edilmesi gerektiğini aşağıdakilere telkin ediyorlar. Örgüt içinde meydana gelen yolsuzluk, taciz, tecavüz, usulsüzlük vb hadiselerin hepsini görmezlikten geliyorlar. Her ne kadar Gülen’e sadakatle bağlı gibi görünseler de asıl olarak mevcut düzenin devamının, kendi iktidarlarının da devamı olduğunu biliyorlar.

YENİLİKÇİLER

Fetullah Gülen’in şahsına doğrudan bir eleştiri getirmemekle beraber bağlılıklarını sık sık tekrarlıyorlar. Ancak Gülen’in çevresindeki yaşlı ve eski mollaların (Gelenekçiler’in) örgütün bugün gelmiş olduğu kötü durumdan sorumlu olduğunu savunuyorlar. Gelenekçiler’in zamanın ruhunu yakalayamadıklarını ve Gülen’i yanlış bilgilendirip yanlış yönlendirerek örgütün bu hale gelmesine yol açtıklarını söylüyorlar. Bu yüzden de tabanda büyük kopmalar yaşandığı, örgüt üst düzeyine karşı büyük güvensizlikler oluştuğu, gidişatın da her geçen gün daha kötüye gittiğini savunuyorlar. Her geçen gün örgüt tabanında taraftar ve sempati buluyorlar. Henüz liderleri olmamakla beraber hızla şekilleniyorlar.

BARBAROSÇULAR

Örgütün uzun süreden beri mahrem yapılanmasında görev alanların oluşturduğu birçok bilgiye, birçok mahrem ilişkiye sahip olan bu grubun liderliğini genelde çok ön planda görünmeyen ancak son otuz-kırk yılın bütün illegal operasyonlarının sahibi durumundaki Barbaros Kocakurt yapıyor. Temel olarak Mustafa Özcan ve ekibini hedef alıyor. Mustafa Özcan ve ekibinin bütün paralara el koyduklarını, örgütün önemli para kaynaklarından olan Kimse Yok Mu Derneği, Bank Asya, Kaynak Holding, TUSKON’un hepsinin Mustafa Özcan’ın kontrolünde hareket ettiğini biliyorlar. FETÖ elebaşına en yakım isimlerden birisi olan Mustafa Özcan’ın örgütün parasını kendi şahsi hesaplarında topladığını söylüyorlar. Mustafa Özcan’ın parayı kendine saklaması ve yanlış kullanmasının örgütün bugünkü duruma düşmesine sebep olduğunu savunuyorlar.

Yazının Devamını Oku