‘Eve erzak almaya değil devletimize sahip çıkmaya geldik’

Askerliğini gönüllü komanda olarak tamamladıktan kısa süre sonra İstanbul Ortaköy’de baba ocağına dönen 21 yaşındaki Batuhan Ergin’in, 15 Temmuz gecesi Boğaz Köprüsü’nün Anadolu yakasından attığı son mesajı şuydu: “Eve erzak almaya değil, devletimize sahip çıkmaya geldik.”

Batuhan Ergin, bunu yazdıktan iki saat sonra FETÖ’cü darbeciler tarafından kalbinden vurularak şehit edildi. Yalnız Batuhan değil, 34 kişi o gece Boğaz Köprüsü’nde şehit oldu. Ve onlar dökülen kanlarıyla yalnız Boğaz Köprüsü’nün adını değil, Türkiye’nin kaderini değiştirdiler. Atatürkçü kılığına bürünmüş FETÖ mensupları tarihin en büyük ihanetini yaşattılar. Ankara’da, İstanbul’da ve Türkiye’nin değişik noktalarında darbecilere direnen milyonların içinden 251 şehidimiz, 2 bin 193 gazimizin fedakârlığı Türk demokrasi tarihine altın harflerle geçti.

‘Eve erzak almaya değil devletimize sahip çıkmaya geldik’

TBMM ÜÇÜNCÜ KEZ KAPATILMAKTAN KURTULDU

27 Mayıs 1960’da, 12 Eylül 1980’de iki kez darbeciler tarafından kapatılan Türkiye Büyük Millet Meclisi, Türk milletinin direnişi sayesinde 15 Temmuz gecesi üçüncü kez kapatılmaktan kurtuldu.

Bugün kadar 15 Temmuz darbe girişimini, devam eden yargılamalar, devlet içinde hâlâ devam eden FETÖ’cü temizliği gibi adli boyutuyla tartıştık ve tartışıyoruz. Evet, doğrusu da bu. Devlet içinde son FETÖ’cü temizlenene kadar mücadelenin etkili bir şekilde devam etmesi de gerekir.

Ama yıllar geçtikçe 15 Temmuz’un anlamı üzerinde de yoğunlaşmalıyız. Bunun anlamını kavramalıyız ki, mücadele de yalnız adli bir olay olmaktan çıkarak bir mana, bir anlam kazanması sağlanmalı.

İşte bu yüzden, 15 Temmuz şehidi Batuhan Ergin’in mesajı ile bu yazıma başladım.

Çünkü Batuhan Ergin hiçbir siyasi düşünce içine girmeden, “bana ne” demeden, mahallesine ters düşmek pahasına FETÖ darbesine hesapsızca canını vererek direndi. Çünkü o gece yaşadığı Ortaköy’de öbek öbek insanların marketlerden erzak peşinde olduğunu, makarna, ekmek peşine düştüklerini, bankamatik kuyruklarına girdiklerini gözleriyle gördü.

Oysa o da bakkaldan bir şeyler alıp evine gitmeyi biliyordu. Ama o ne kendini ne ailesini ne de evine erzak almayı düşündü. Devletin tehlikeye düştüğünü gördü.

EN ANLAMLI MESAJLARDAN BİRİSİ

O gece yaşadığı bu iki olayı kafasında birleştirdi ve sosyal medya hesabından, biraz da erzak peşinde koşanlara sitemini de içerecek şekilde, “Eve erzak almaya değil, devletimize sahip çıkmaya geldik” mesajını paylaştı.

Sadece mesaj atıp kenara da çekilmedi, yanındaki arkadaşlarının uyarısına rağmen “Ne olacak, en fazla şehit oluruz” diyerek kurşunların önüne kendisini attı. İşte 15 Temmuz’un bana göre anlamı budur.

Devletin üniformasını giyen, devletin ekmeğini yiyen FETÖ mensupları ihanete kalkışmışken, elinde hiçbir şeyi olmadan devleti onların elinden kurtarmak için öne atılan yiğittir Batuhan ve onunla beraber şehit olanlar. Ne mutlu onların fedakârlığına layık olanlara...

KORKAKLARI DA GÖRDÜK, CESURLARI DA

15 Temmuz gecesi hain ile vatanseverin, korkak ile cesurun kim olduğunu gösteren bir geceydi. Birileri tarafından sürekli “makarnacı” diye aşağılanan insanlar darbeye direnirken, onları aşağılayanlar o gece marketlerdeki son makarnaları yağmalıyordu. Bankamatiklerin önünde, benzincilerde kuyruklara girmişlerdi.

Yani 15 Temmuz gerçek “makarnacıların” kim olduğunu da gösterdi.

Darbecileri balkonlardan alkışlayanları, darbecilere tek bir laf etmeyen, en küçük direniş göstermeyenleri, güçleri ancak minarelerden sala okuyan hocaları, müezzinleri tartaklamaya, yumruklamaya yeten korkak fırsatçıları da gösterdi.

Her yıl 355 gün çekerken, bu korkaklar için 2016 yılı 364 gün çekiyor. Çünkü onlar için öyle bir gün yok, o kahramanlık günü ve gecesi yok. Onlara göre 15 Temmuz hiç yaşanmamış gibi davranıyorlar.

UNUTMAYIN, YOKSA ACINACAK HALE GELİRSİNİZ

Bugün, FETÖ tehlikesi farklı boyutlarıyla devam ediyor. Şehitlerimizin fedakârlığına layık olmak için mücadele etmek herkesin vatandaşlık görevidir. Bazen FETÖ’nün kötülüklerini hatırlatırken, “Acımayın, yoksa acınacak hale gelirsiniz” denir. Evet, bir yönü budur ama ben bu sözü şöyle değiştiriyorum: “Unutmayın, asıl unutursanız acınacak hale gelirsiniz.”

Halen firari olan FETÖ’cülerin tek amacı da budur: Unutmanız. Yaptıkları kötülükleri unutursanız, onlar size yaşadığınız hikâyeyi yeniden yazacaklarını ve buna inandıracaklarını umuyorlar.

O yüzden FETÖ ile mücadelenin en önemli kısmı budur: Unutmamak. Yaptıkları kötülükleri, ihaneti ve tabii şehitlerimizi ve gazilerimizi... Unutmamak, hatırlamak, onları yaşatmanın ve mücadelenin başlangıcıdır.

Ne mutlu şehitlerimize layık olana...

‘Eve erzak almaya değil devletimize sahip çıkmaya geldik’

15 TEMMUZ SAYESİNDE

15 Temmuz’da öyle bir milli bilinç ortaya çıktı ki...

Eğer Türkiye ABD güdümünde Suriye’nin güneyinde terör örgütü devleti kurulmasını önlediyse, 15 Temmuz bilinci sayesindedir.

Eğer Türkiye Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı harekâtlarını yaptıysa, 15 Temmuz bilinci sayesindedir.

Eğer Türkiye ABD’nin tüm itirazlarına ve yaptırım tehditlerine rağmen S-400 alabilmişse, 15 Temmuz bilinci sayesindedir.

Eğer Türkiye denizlerde ‘mavi vatan’a sahip çıkabilmişse, haklarını korumak için Libya’ya yönelik operasyonu yapabilmişse, 15 Temmuz bilinci sayesindedir.

Eğer Türkiye Ayasofya’yı ibadete açabilmişse, 15 Temmuz bilinci sayesindedir.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Yalanı öyle söyle ki sana inanayım

Sık sık tekrar ederim: Her yalanın bir müşterisi vardır, yeter ki işine yarasın.

Bunu daha çok sosyal medyadaki yalan içerik üreten ve üretilen bu yalanı sırf işine yaradığı için tüketen, hatta bu yalanı yayarak başkalarının da kullanmasını sağlayanlar için söylüyorum. Bir de siyasetçilerin topluma karşı söylediği yalanlar var.

Hiç düşündünüz mü, bir siyasi parti lideri neden yalan söyler?

Üç kelime ile “halkı kandırmak için” diyebilirsiniz.

Ancak bu hakikati perdeleyen çok genel bir ifade olur. Çünkü bir siyasi parti lideri, toplumun geneline hitap etmez. İster seçmeni deyin, ister destekçileri veya yandaşları; bir siyasi parti lideri sadece ona oy verenleri ikna etmek için, daha kaba bir ifadeyle “kandırmak” için yalan söyler.

SİYASETÇİ NEDEN YALAN SÖYLER?

Bir siyasetçi, karşı tarafın seçmeni açısından, ne söylerse söylesin asla inandırıcı bulunmaz. Hatta gerçeği söylediğini bilse dahi ona inanmaz, kabullenmez hatta reddeder.

Sorumu şöyle sorayım: Peki bir siyasi lider, karşı tarafın inanmayacağını bildiği halde neden yalan söyler?

Cevap: Elbette kendi yandaşlarını kandırmak için.

Yazının Devamını Oku

Ahmet Kekeç ve bir tahliye hikâyesi

7 Aralık 2020 günü Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nde bir duruşmaya katılacağım. Davanın bir tarafında FETÖ’cü hâkimler Resul Çakır, İbrahim Balık, Mehmet Ekinci, Seyfettin Mermerci, Hikmet Şen; FETÖ’cü firari savcılar Zekeriya Öz ve Cihan Kansız, diğer tarafında ben olacağım. 6 Mart 2011 günü ve sonrasında Odatv kapsamında tutuklanma kararımın altında imzaları olan tüm bu FETÖ’cü hâkim ve savcılar sanık, ben ise “müşteki” olarak yer alacağım. Dokuz yıl sonra da olsa haksız yargılama yapanlar bu kez sanık sandalyesinde yargılanacaklar. Şimdi sizi o günlere götüreceğim.

3 Mart 2011 günü ‘Ergenekon Terör Örgütü üyesi olmak’ suçlamasıyla gözaltına alındım. Dört günlük gözaltı süresi 7 Mart günü dolacak, savcılığa sevk edilecektik. Ancak kamuoyu tepkisinin büyüklüğü, kumpasın mimarı FETÖ’cüleri panikletti. Kumpasın başında Ergenekon ve Balyoz gibi kumpas davalarının baş mimarı, İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı istihbaratçı Ali Fuat Yılmazer vardı. Çünkü ben Yılmazer ve FETÖ’cü istihbaratçıların Dink cinayetindeki rollerini ortaya çıkarmıştım. Daha önce defalarca “tutuklanacağıma” dair haber gönderen Yılmazer, beni gözaltına alarak amacına doğru ilerliyordu.

FETÖ’CÜ DUMANLI SIZDIRDI

Kamuoyu tepkisi yanına bir de dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün yapacağı açıklama eklenmek üzereydi. Gül, 5 Mart 2011 günü FETÖ’cü Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı’yı sabah saatlerinde İstanbul’da Huber Köşkü’ne çağırdı. Gözaltına alınmamıza tepkisini gösteren şu açıklama metnini verdi: “Kamu vicdanında kabul görmeyen bazı gelişmeler oluyor. Bu hal, Türkiye’nin geldiği ve herkes tarafından takdir edilen görüntüsünü gölgelemektedir. Bundan kaygı duyuyorum. Savcılardan ve mahkemelerden sorumluluklarını yerine getirirken daha titiz davranmalarını; insanların ve kurumların onur ve hukuklarının zedelenmesine yol açmayacak şekilde davranmalarını beklemekteyim.”

Aynı açıklama o tarihte çalıştığım Milliyet gazetesinin Ankara temsilcisi Fikret Bila’ya ulaştırıldı. 5 Mart günü verilen açıklama, 6 Mart günü, yani daha savcılığa sevk edilmeden yayınlanacaktı.

Gözaltına alınmamıza kamuoyunun gösterdiği tepkiye Cumhurbaşkanı Gül’ün açıklaması eklenince 7 Mart günü savcılığa sevk edildiğimizde tahliye edilmemiz kesin gibiydi.

Bu da FETÖ’cü istihbaratçı Yılmazer, savcı Zekeriya Öz ve FETÖ’cü hâkimlerin kurduğu kumpasın çökmesi demekti. O nedenle dört günlük gözaltı süresi dolmadan cumartesi olmasına rağmen bir anda nezarethaneden çıkarıldık ve savcılığa sevk edildik. Belli ki Abdullah Gül’ün açıklaması gazetelerde yayınlanmadan tutuklamak istiyorlardı.

YILMAZER: ‘TUTUKLA’ DEDİĞİMİ SAVCI BIRAKMAZ

Emniyet

Yazının Devamını Oku

Artık mızrak çuvala sığmıyor

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 2 Haziran 2018 günü Sözcü gazetesine yaptığı açıklamada, “Millet ittifakı olarak çalışma yaptık. Başında İbrahim Kaboğlu vardı. Üç aşağı beş yukarı bir mutabakat metni şu an elimizde” dedi.

Ortaya çıktı ki Cumhuriyet Halk Partisi, İYİ Parti, Saadet Partisi ve Halkların Demokratik Partisi, yalnız kamuoyundan değil kendi parti üyelerinden bile gizli bir şekilde, 13 Ocak 2018 ile 7 Mayıs 2018 tarihleri arasındaki dönemde, bir Anayasa değişikliği çerçeve metni oluşturmuşlar. Kılıçdaroğlu’nun “elimizde” dediği mutabakat metnini hazırlamışlar.

ÜMİT ÖZDAĞ AÇIKLADI

İYİ Parti milletvekili Ümit Özdağ, önceki gün o mutabakat metninin içeriğini açıkladı.

Böyle bir çalışmadan bir yıl sonra, 29 Haziran 2019 günü haberdar olan Ümit Özdağ, önce kendi partisinden milletvekillerini aramış ama onlar da bilgilerinin olmadığını söylemiş.

Özdağ Anayasa taslak çalışmasının başında olan CHP’li İbrahim Kaboğlu ile görüşmesini önceki günkü basın toplantısında şöyle aktardı: “Bu konuşmayı takiben önce İbrahim Kaboğlu ile telefonda konuştum, sonra TBMM’deki odasında buluştum. Kaboğlu’na sordum: ‘İYİ Parti CHP, Saadet Partisi ve HDP ile birlikte bir anayasa taslağı çalışmalarına katıldı mı?’ ‘Evet, katıldı’ cevabını verdi. Kulaklarıma inanamadım...”

‘Anayasal Demokrasi Çalışması Yol Haritası’ başlıklı metinde, ilk toplantının 13 Ocak 2018’de yapıldığı, bundan sonra çalışmaların “mahremiyet ilkesine bağlı kalınarak yürütüleceği” kaydedilmiş.

Yol haritasında ‘Ortak İlkeler’ başlığı altında “Dört siyasi partinin liderinin katılımıyla gerçekleştirilecek bilimsel bir anayasa toplantısı vesilesiyle kamuoyu ile örtülü veya açık olarak paylaşılacaktır” kararı da yer almış.


Yazının Devamını Oku

Rusya’nın planı

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın, “Benim ve halkım için inanılmaz derecede acı”, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in, “Büyük bir gurur ve sevinçle imzaladım” dediği anlaşma metniyle Karabağ topraklarının çok büyük bölümü özgürlüğüne kavuştu.

Önce Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin tarafından imzalanan bildiri, daha sonra Ermenistan Başbakanı Paşinyan’a imzalatıldı. “İmzalatıldı” diyorum çünkü bu, tarafların mutabık olduğu anlaşmadan çok Rusya’nın planına benziyor.

‘İTİ KOVAR GİBİ KOVDUK’

Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev, imzaladığı bildiriyi tarihe geçecek şu konuşmayla kamuoyuna duyurdu;

“10 Kasım Moskova saatiyle saat 00.00 itibari ile Dağlık Karabağ’da ateşkesin ve bütün askeri operasyonun durdurulmasının kabulünü ilan ediyoruz. Sevgili yurttaşlar, bu bildiri tarihi bir öneme sahiptir. Bildiri bir videokonferans formatında imzalandı. Bildiri üç ülke tarafından imzalanacaktı. Ancak son anda Ermenistan Başbakanı bildiriyi imzalamayı reddetti. Bu yüzden açıklama ben ve Rusya Devlet Başkanı tarafından imzalandı. Paşinyan bu bildiriyi imzalayacak, biz onu buna mecbur ettik. Ancak o, bu bildiriyi kapalı bir yerde, kameralardan uzak bir yerde, korkakçasına, namertçesine imzalayacak. Sıçan gibi bu anlaşmayı ağlaya ağlaya imzalayacak. Dersini verdik. Kovduk onları topraklarımızdan. Demiştik, iti kovar gibi kovacağız demiştik ve kovduk onları. İti kovar gibi kovduk. Bu bildiri uzun yıllar devam eden işgale son koyuyor.  Bu bildiri Laçin ve Kelbecer bölgelerinin kan dökülmeden geri verileceğini gösteriyor. Paşinyan, ne oldu? Görünüşe göre Paşinyan’a olanlar yıllarca dillerde dolanacak.

Ne oldu Paşinyan, sen Cebrayıl’a gidiyordun? Dans ediyordun, durum ne oldu? Statü cehenneme gitti, statü yok ve olmayacak. Ben başkan olduğum sürece de olmayacak. Dolayısıyla bu belgenin büyük bir anlamı var. Ben eminim ki, Azerbaycan halkı bu belgeyi çok önemseyecek, onu doğru ve büyük bir dikkatle okuyacak ve ne kadar büyük bir siyasi zafer kazandığımızı görecek.”

‘ZAFER’ TARTIŞMASI

Hocalı ve Hankenti gibi bölgelerin statüsü belirlenmeden Ermenistan’a bırakılması elbette “zafer” yorumlarının tartışılmasına neden olacaktır ama 27 Eylül’den itibaren savaş meydanlarında kazanılan başarı da elbette büyük bir mücadele olarak kayda geçecektir.

Askeri başarı sonrası diplomasi yoluyla Ermenistan’ın 15 Kasım’a kadar Kelbecer’i, 20 Kasım’a kadar Agdam’ı, 1 Aralık’a kadar Laçin bölgesini terk edecek olması,

Yazının Devamını Oku

‘Biden darbe ile yapamadığını tamamlamaya geliyor’

17 Ağustos 2020 tarihinde bu köşedeki yazımın başlığı, ‘Biden darbe ile yapamadığını tamamlamaya geliyor’ idi.

O günlerde, Biden’ın New York Times editörleri ile yaptığı sohbetteki sözleri tartışılıyordu. Biden, Türkiye iç siyasetine neden ve nasıl müdahale edeceklerini şu sözlerle açıklıyordu:

“Şu an ona (Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a) çok farklı bir yaklaşım uygulamalıyız. Muhalif liderleri desteklediğimizi, bir yol haritamız olduğunu açıkça göstermemiz lazım. Düşündüğümüz şeyle ilgili sesimizi yükseltmemiz lazım, bedel ödemeli.

Yani çok endişeliyim. Ama bence daha önce benim yaptığım gibi onlarla doğrudan temasa geçip Erdoğan’ı yenecek duruma gelmeleri için hâlâ var olan Türk liderliği unsurlarından daha fazla verim almalı ve onları güçlendirmeliyiz. Darbe ile değil, seçim süreci ile. Dışarı atıldı. İstanbul’da dışarı atıldı, partisi dışarı atıldı.

Peki, biz ne yapıyoruz? Burada oturup boyun eğiyoruz.

Yapacağım en son şey, ona Kürtler konusunda boyun eğmek olurdu. Kesinlikle en son şey. Ve onlarla Kürtlerle ilgili olarak birkaç görüşmem oldu. O dönem henüz üzerlerine gitmiyorlardı.

Yani şunu göstermemiz lazım. Türkiye, Rusya’ya bağımlı olmayı istemek zorunda değil. Yani çok endişeliyim. Hava üslerimiz ve onlara erişimimize dair de çok endişeliyim. Bence bölgedeki müttefiklerimizle bir araya gelerek, onun bölgedeki faaliyetlerini nasıl izole edeceğimizle ilgilenmek bizim için son derece fazla iş olacak.

Özellikle Doğu Akdeniz’de petrolle ilgili faaliyetleri ve görüşülmesi uzun sürecek olan çok sayıda başka şey. Ama cevabım. ‘Evet, endişeliyim’.”

Yazının Devamını Oku

‘Dijital kötülük’ kol geziyor

Onlar bir acı yaşanmasını beklerler, bir felaketin olmasını...

Ya bir terör örgütünün saldırısını kollarlar, ya birinin ölümünü; fark etmez. Hemen geçerler klavye başına ellerinde telefonla, kötülüğün esiri olmuş ruhları, damarlarında zifte dönüşmüş kanları harekete geçirmiştir.

Telefon ya da klavyedeki her harfe, bir katilin tabancasından kurbanına sıktığı mermiler gibi basarlar.

Kelimeler yan yana geldikçe öfkesi daha da kabarır, sessizce mesaj yazan kötülük, ağzından köpükler saçan, git gide kendisini provoke eden bir canavara dönüştürür.

Hepsinin mutlaka bir bahanesi vardır, her kötü, her kötülük gibi...

Yan yana getirdiği kelimelere bakıp pis pis sırıtarak “Paylaş”, “Mesajı gönder” ya da “Tweet’le” tuşuna basıp kendisi gibi ziftleşmiş ruhlu kişilerin harekete geçmesini beklerler.


Yazının Devamını Oku

60 yılın casusu CIA’den yardım isterken

İP milletvekili Ümit Özdağ’ın, partisinin İstanbul İl başkanı Buğra Kavuncu’nun FETÖ’cü olduğunu söylemesi ve ardından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın iddialar hakkında soruşturma başlatması, 2017’den beri tutuklu olan eski MİT mensubu, Amerikan CIA ve Alman istihbaratıyla ilişkili Enver Altaylı ismini yeniden gündeme taşıdı.

Enver Altaylı, Buğra Kavuncu’nun babası Orhan Kavuncu’nun kayınbiraderi. Dolayısıyla Buğra Kavuncu’nun da dayısı.

Bu ilişkiler, 2018’de İP’ye GİK üyesi ve genel başkan yardımcısı olarak Buğra Kavuncu’nun siyasete başlamasında ne kadar etkili oldu, bilinmez...

Ama Meral Akşener 2018 yılında Osmaniye mitinginde adı dahi bilinmeyen genel başkan yardımcısı Buğra Kavuncu’yu seçmenlere tanıtmak için çağırırken sahneye önce babası Orhan Kavuncu’yu davet etmişti.

ALTAYLI, FETÖ, 1990’LAR

Dolayısıyla Buğra Kavuncu hakkındaki iddialar, FETÖ’nün Kazakistan’daki derneğinde yöneticilik yapması yanında, siyasete girmesinde babası Orhan Kavuncu ve Enver Altaylı ile ilişkileri yönüyle de araştırılacaktır.

Çünkü Enver Altaylı yalnız yabancı istihbarat kuruluşlarıyla ilişkili değil, FETÖ elebaşı Gülen’e “Muhterem efendim, ellerinizden öpmek isterim” şeklinde mektup yazacak kadar da yakın birisi.

1990’lı yılların başından itibaren FETÖ ile

Yazının Devamını Oku

Büyük oyunun şifrelerini savcılık çözecek

İP kurucusu ve milletvekili Ümit Özdağ’ın, İP İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu hakkındaki şu sözleri günlerdir tartışılıyor:

“Bu zatın partinin kurucuları arasında olduğunu öğrendim. Sayın Genel Başkan’ı (Meral Akşener) uyardım. Dedim ki, ‘Bu arkadaşın FETÖ ile bağı olduğuna dair bilgi var. Bunu kurucu yapmayalım’. Daha sonra bu arkadaş kurucu yapılmadı. Fakat sonra partiye geldi.

1 Nisan kongresinden sonra genel idare kuruluna girdi, Sayın Genel Başkan’ı tekrar uyardım. Sayın Genel Başkan bütün sorumluluğu aldığını söyledi. Partinin genel başkan yardımcısı oldu, sözcüsü oldu, İstanbul il başkanı oldu. Evet, Buğra Kavuncu’dan bahsediyoruz.

Kendisi yurtdışında FETÖ’nün en büyük sivil toplum kuruluşu olan, Kazakistan Türk İşadamları Derneği’nin başkan yardımcılığını yıllarca yapmış. Devlet, 15 Temmuz’dan sonra bu derneğin kapatılması için başvuruda bulunmuş ve kapatılmış. Buğra Kavuncu oranın başkan yardımcılığını yapmış. Bunun izahı yok.”

Emniyet tarafından,
Ümit Özdağ’ın bu konuşmayı yaptığı, CNN Türk’te Ahmet Hakan’ın sunduğu ‘Tarafsız Bölge’ programının çözümü yapıldı ve gönderildiği İstanbul Cumhuriyet Savcılığı tarafından soruşturma açıldı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Buğra Kavuncu hakkında açtığı soruşturmanın konusu, “FETÖ üyeliği” iddiası. 

Bundan sonra belge ve bilgiler, tanık ve hakkında soruşturma yapılan Buğra Kavuncu konuşacak.

FETÖ DERNEĞİNDE YÖNETİCİLİK

Yazının Devamını Oku

FETÖ’nün siyasi ayağı

İP (İYİ Parti) kurucusu ve milletvekili Ümit Özdağ’ın İP İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu hakkındaki FETÖ’cü suçlaması, siyasette yeniden “FETÖ’nün siyasi ayağı” tartışmasını açacak.

Evet, FETÖ siyasi ayağı olmadan yaşayamaz. Bu siyasi ayak çoğunlukla hükümet, hükümet ile savaşıyorsa muhalefettir.

Yaşayan, canlı, yani varlığını koruyan bir terör örgütünün ayakta kalması için iki şey mutlaka gereklidir: Birincisi, uluslararası destek; ikincisi, yurtiçinde siyasi ayak.

FETÖ, PKK, DHKP-C

Bu iki şarta sahip olan örgütler, parayı da elemanı da ekipmanı da bulur, eylemleri için istihbarata da kavuşurlar. PKK ve FETÖ hatta kısmen DHKP-C bunun iki tipik örnekleridir.

Uluslararası destek ve siyasi ayaktan yoksun terör örgütleri, “bölgesel” kalır, kısa sürede dağılır. Dünyadaki tüm terör örgütlerine bakın, arkasında açık ya da örtülü olarak bir yabancı istihbarat örgütünün, yani bir devletin desteğini görürsünüz. Açıktan silahlı terör saldırıları düzenleyen PKK’nın bugünkü uluslararası desteği ABD ve Avrupa’dır. Yurtiçindeki siyasi ayağı da HDP’dir.

HDP, bırakın PKK’ya terör örgütü demeyi, PKK elebaşı Öcalan’ın serbest kalmasını bile savunur haldedir. HDP aynı zamanda dağda konumlanmış teröristlerin taleplerinin sözcülüğünü yapar. Tüm bu oyun, demokrasi, seçim, oy, halk iradesi oyunu altında tezgahlanır.

FETÖ’NÜN GELİŞİM SÜRECİ

FETÖ ise farklıdır, sızdığı devletin gücünü kullanarak terör faaliyetinde bulunur. Silahlı eylemini ise 15 Temmuz gecesi darbe girişimi ile görünür oldu.

Yazının Devamını Oku

FETÖ Kırgızistan’da ‘ödülünü’ aldı! Milli eğitime FETÖ’cü bakan

Fetullahçı Terör Örgütü’nün 15 Temmuz darbe girişiminden iki hafta sonra 28 Temmuz günü Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, CNNTürk televizyonunda yaptığı bir konuşmada, FETÖ’nün bulunduğu tüm ülkeler için tehlike olduğunu belirtirken şu öngörüde bulunmuştu: “Büyükelçiliklerimizle birlikte bunlarla ilgili bilgileri aktarmaya başladık. Tehlikeyi görmeye başladılar. Kırgızistan mesela, orada da darbe girişimi yapabilirler. Bu sefer Kırgızistan’da bir darbe olursa bunu FETÖ yapar. Orada tüm kurumlara yerleşmiş durumdalar. Kırgızistan’da daha önce birçok darbe oldu (...) Oradaki en büyük yapılanma FETÖ’dür. Gerekli bilgileri veriyoruz.”

SADECE DÖRT YIL SONRA

Aradan dört yıl geçti, beklenen oldu. Parlamento seçimleri sonuçlarına itiraz eden 12 muhalefet partisi taraftarları ayaklandı ve önce hükümet düştü, ardından cumhurbaşkanı Ceenbekov istifa etti. Ülkeyi tanıyanlar, ayaklanmanın arkasındaki FETÖ rolünü ifade etti.

Nitekim Mevlüt Çavuşoğlu, önceki gün videokonferansla bağlandığı Kazakistan Ahmet Yesevi Üniversitesi’nin akademik yılı açılış töreninde yaptığı konuşmada Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’ndeki FETÖ tehlikesine tekrar değinirken şunları söyledi: “FETÖ tehdidi hâlâ devam ediyor. Hangi kisveye bürünürse bürünsün, uluslararası bir suç şebekesi ve silahlı bir terör örgütünden bahsediyoruz. Bu örgüt yalnızca ülkemiz için değil, diğer kardeş ülkeler için de büyük tehdittir. Örneğin Kırgızistan’da yaşanan gelişmeleri sizler de takip ediyorsunuz. Bu ülkenin bugün içinde yaşadığı süreçte bu karışıklığa sebep olan ya da karışıklığı körükleyen en önemli aktörlerden bir tanesi de maalesef FETÖ ve onların Kırgızistan’daki yapılanmasıdır. Türkiye’de 15 Temmuz hain darbe girişimi olduğu zaman ben değişik vesilelerle bu terör örgütünün özellikle kardeş Kırgızistan ile de güçlü bir yapılanma içinde olduğunu vurgulamıştım. Ve gün geldiği zaman oraya da zarar verebileceğini hatırlatmıştım. Bugün oradaki kardeşlerimiz bunu kendi gözleriyle gördü.”

CIA VE FETÖ ÜRÜNÜ

Hükümet düştü, cumhurbaşkanı istifa etti ve Kırgızistan’da iki aylığına geçici bir hükümet oluşturuldu. Başbakan için “Kırgız milliyetçisi” denilse de FETÖ yapılanması ülkenin yönetiminde ciddi biçimde etkili. Milli eğitim bakanı olarak atanan Almazek Beisenaliev’in profiline bakınca ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır.

Kestirmeden söyleyeyim: Kırgızistan Milli Eğitim Bakanı Beisenaliev, kelimenin tam anlamıyla bir FETÖ üyesi. Üniversite eğitimi sonrası Kırgızistan’da, Güney Afrika’da ve Türkiye’de FETÖ okullarında öğretmenlik yapmış. FETÖ’nün Bişkek’teki Ala Too (Ala Dağ) Üniversitesi’nde rektör yardımcılığı görevinde bulunmuş. Uzmanlığı eğitim olmakla birlikte, çalışma alanı Amerika Birleşik Devletleri’nin Orta Asya ve Kırgızistan dış politikası ve FETÖ elebaşı Gülen’in eğitim konusundaki faaliyetleri. Bu yönüyle, Amerikan merkezi haberalma teşkilatı CIA’in 1992 yılında FETÖ aracılığıyla Orta Asya ülkelerinde elde etmek istediği etkinliği ve nüfuz alanını temsil eden bir kişi.

ORTA ASYA’DA CIA VE FETÖ

Yazının Devamını Oku

Işıklar ‘Yüce Divan’ için mi yanıyor?

Anayasa Mahkemesi üyesi Engin Yıldırım’ın “Işıklar yanıyor” diyerek Anayasa Mahkemesi’nin fotoğrafını şahsi Twitter hesabından paylaşmakla neyi amaçladığı yoğun biçimde tartışılıyor, belli ki daha çok tartışılacak.

Yaşanan her askeri darbede, “Genelkurmay’ın yanan ışıkları” gündeme geldiği için Engin Yıldırım’ın sözleri de “darbe” tartışmasına yol açtı.

27 Mayıs, 12 Eylül, 28 Şubat nasıl bir toplumsal travmaya yol açtıysa, dört yıl önce yaşadığımız 15 Temmuz darbe girişiminin de etkisi sıcaklığını koruyor.

251 şehidimizin sokakları dolduran kanları henüz kurumadı. 2 bin 193 gazimiz ise o gecenin yaralarıyla aramızda. İhanet bıçağının acısı hâlâ milletin sırtında.

Elbette, öyle bir geceyi yaşayan ve FETÖ’nün devlet içine sızmış teröristlerine kahramanca direnmiş Türk milletinin bu konudaki en küçük bir imaya şiddetli tepki göstermesi de anlaşılabilir.

YILDIRIM NEYİ İMA ETTİ?

Peki, Anayasa Mahkemesi üyesi Engin Yıldırım, bir darbe imasında bulunmuş olabilir mi?

Bu sorunun cevabı

Yazının Devamını Oku

Hem ünlü, hem zengin, hem haksız, hem Kardashian

Ermenistan’ın saldırısı üzerine Azerbaycan, yaklaşık 30 yıldır işgal altındaki Dağlık Karabağ’ı kurtarmak için büyük bir askeri operasyon başlattı.

Dünyadaki tüm Ermeniler, işgalci Ermenistan’a destek vermek için ayağa kalktı. Fransa başta olmak üzere Avrupa ülkeleri, Avrupa ve Amerika’daki Ermeni diyasporası, lobi kuruluşları, yıllardır Azerbaycan’ın topraklarının yüzde 20’sini işgal etmiş, binlerce insanı katletmiş, Hocalı’da olduğu gibi bir gecede 613 kişiye soykırım yapmış, işgal planlarını terör örgütleriyle uygulamış Ermenistan’a destek olmak için kolları sıvadı.

YALANLARLA PROPAGANDA

Bunların en ünlüsü, Ermeni kökenli Amerikalı Kim Kardashian oldu. Azerbaycan, Ermenistan’ın saldırısına karşılık verir vermez yalana sarılıp 27 Eylül günü Twitter hesabından “Ermenistan-Azerbaycan sınırında yaşananların çatışma olmadığını, Karabağ’daki Ermenilerin saldırıya uğradığını” yazdı. Yetmedi, işgalci terör örgütü PKK ile kol kola olan Ermenistan kuvvetleri için “Karabağ’ı korumak için hayatlarını tehlikeye atan cesur erkek ve kadınlar için dua ediyoruz” dedi.

Kardashian’ın kim olduğu, ne yaptığı zerre kadar umurumda değil, beni ilgilendiren sahip olduğu ünü yalan ve haksızlık için kullanması. Nitekim aynı gün “Ermenistan’ın sebepsiz saldırıların ve dezenformasyon kampanyasının kurbanı olduğunu” yazan Kardashian, “Gerilimin tırmanmasını ve yaşanabilecek trajedilerin önlenebilmesi için uluslararası siyasi ve diplomatik tedbirler çağrısında bulunması ve olayları araştırması için uluslararası gözlemcilere ihtiyacımız var” çağrısında bulundu.

Kardashian, yalanlarına, dezenformasyonu ve algı operasyonunu kattı. Tweet’leri kendisi paylaşıyor ama başkaları tarafından yönlendirildiği belli.

İŞGALCİLERE PARA BAĞIŞLIYOR

Ne Ermenistan, ne Azerbaycan ne de Türkiye’de yaşananlar hakkında en küçük bilgisi olmayan

Yazının Devamını Oku

Türkiye’nin Orta Asya’da FETÖ ile mücadelesi

Son yazımda, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra 1991 yılında bağımsızlıklarını ilan eden Türk Cumhuriyetleri’nde, FETÖ’nün Amerikan istihbarat projesi olarak 1992’de açtığı okullardan söz etmiştim.

Bu yazımda da mevcut durumu aktaracağım.

Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’nde 30 yılda yüzlerce şirkete, sivil toplum kuruluşuna ve yüz binlerce üyeye ulaşan FETÖ okullarında CIA elemanlarının öğretmen olarak görev yaptığı tespit edildi. Örgütün, Özbekistan’da olduğu gibi darbe girişimi ve devlet başkanına suikast girişimine adı karıştı. En son Kırgızistan’daki ayaklanmada rolü ortaya çıktı. Özellikle 15 Temmuz darbe girişimi sonrası Türkiye, bu ülkelerdeki FETÖ şirketlerinin kapatılmasını, üyelerinin teslim edilmesini, okullarının da devredilmesini istedi. Ancak Türk Cumhuriyetleri’nden şu ana kadar okulları Türkiye’ye teslim eden olmadı.

Bunun yerine isim değiştirerek, devlet kontrolüne alarak himaye etmeyi tercih ettiler. FETÖ’nün faaliyetlerinin kesin olarak sonlandırıldığı tek ülke Özbekistan oldu. Örgütün doğrudan faaliyetlerine devam ettiği tek ülke ise Kırgızistan.

Kırgızistan yönetimi FETÖ üyelerine, şirketlerine ciddi anlamda sahip çıkıyor.

FETÖ Orta Asya’da dolaylı, yani kendi bağlantısını gizleyerek o ülkenin vatandaşları adına açtığı şirket, dernek, vakıf ve eğitim kurumları üzerinden devam ediyor. Bu ülkeler ise Azerbaycan, Kazakistan, Türkmenistan ve Tacikistan. FETÖ halen Azerbaycan’da 26 ticari kuruluşu, 7 dernek, vakıf ve STK’ya sahip. Kazakistan’da 53 şirket, 8 dernek, STK ve vakfı bulunuyor. Kırgızistan’da aralarında bir AVM’nin de bulunduğu 4 şirket ve 4 STK, vakıf ve derneği var. Türkmenistan’da 11 şirket ve 1 derneği bulunuyor. FETÖ’nün Türk Cumhuriyetleri’ndeki eğitim kurumları ve Türkiye’nin mücadelesi ülkeler bazında şöyle:

AZERBAYCAN

Azerbaycan’da 1992 yılında Çağ Öğretim İşletmeleri’ne bağlı olarak eğitim faaliyetlerine başlayan FETÖ’ye ait 13 okul, 2013 yılında, ülkenin petrol şirketi SOCAR’ın bünyesine geçti ve adını Uluslararası Eğitim Merkezi olarak değiştirdi. SOCAR yönetimi 2014 Haziran’ında bu eğitim kurumunu kapattığını duyurdu.

Aynı yıl, Çağ Öğretim İşletmelerinin ve Uluslararası Eğitim Merkezi’nin sırayla kullandığı binalarda bu kez İstek Lisesi eğitim faaliyetine başladı.

Yazının Devamını Oku

CIA’in Orta Asya’daki tetikçisi FETÖ

Kamuoyu genellikle FETÖ’nün karargâhı ABD başta olmak üzere Almanya gibi Batı ülkelerindeki yapılanmasına odaklandı

Oysa FETÖ’nün CIA güdümündeki ilk yurtdışı atağı Soğuk Savaş döneminin bitmesi sonrası Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’ne oldu. Son olarak Kırgızistan’da parlamento seçimi sonrası meydana gelen ayaklanma sırasında adı geçti. Kırgızistan’da devlet korumasında olan FETÖ, birçok siyasetçiyle yakın ilişkide. Burada çok sayıda okul, işyeri hatta bir de AVM sahibi.

Bölgedeki gelişmeler FETÖ’nün Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’nde Amerikan çıkarlarına hizmet eden CIA güdümündeki faaliyetlerinin ileriki günlerde daha çok tartışılacağını gösteriyor.

Konuya FETÖ’nün CIA ile Orta Asya’daki ilişkilerini anlatarak başlamak lazım. 2017 yılında Amerika’da Global Research’te stratejik risk danışmanı ve politika uzmanı ABD’li William Engdahl imzasıyla yayımlanan makalede, FETÖ elebaşı Gülen’in kurduğu örgütün CIA ile ilişkisinin 1982’de başladığı yazıldı.

Yıllar sonra 2006’da yazdığı referans mektubuyla FETÖ elebaşını Amerika’dan sınır dışı edilmekten kurtaran CIA’den Graham Fuller, 1982 yılında CIA’in Yakın Doğu ve Güney Asya’dan sorumlu milli haberalma görevlisi olarak atandı. Fuller’in FETÖ lideri Gülen ile teması ve onu kullanması da o yıllarda başladı.

BAĞIMSIZLIK SONRASI HEMEN OKUL AÇTI

FETÖ, Amerika için asıl rolünü Soğuk Savaş’ın bitmesiyle oynamaya başladı. Sovyetler Birliği’nden ayrılan Azerbaycan, Kırgızistan, Türkmenistan, Tacikistan, Moğolistan, Özbekistan 1991 yılı Ağustos ve Ekim aylarında birbiri ardına bağımsızlıklarını ilan ettiler.

Devreye CIA ve Gülen girdi. Bu ülkelerin hepsinde birden 1992 yılında okullar açtı. William Engdahl’ın Global Research’te yazdığı gibi, “CIA, 1990’ların Orta Asya’daki Sovyet sonrası kaosunda, Gülen’i ve onun ‘ılımlı İslam’ imajını en geniş yıkım ağlarından birini inşa etmek için kullandı. Bu ağ Özbekistan, Kırgızistan ve hatta Çin Halk Cumhuriyeti’ndeki Sincan Uygur Özerk Bölgesi dahil olmak üzere Türki olarak adlandırılan eski Sovyet Orta Asya bölgesinin tamamını kapsadı.”  

FETÖ ÖĞRETMENLERİ CIA AJANI

Yazının Devamını Oku

Kırgızistan seçimleri, ayaklanma, ABD ve FETÖ

2011 yılında “Ergenekon terör örgütü üyesi olmak” suçlamasıyla Odatv kumpası kapsamında beraber yargılanacağımız davanın ilk duruşmasına tam bir hafta kala, 12 Kasım 2011’de Silivri Cezaevi’nde fenalaşan ve şüpheli biçimde hayatını kaybeden MİT Asya Bölgesi Başmüşaviri Kaşif Kozinoğlu ismini hatırlarsınız. Kozinoğlu, ölümünden kısa süre önce Aydınlık’a el yazısıyla gönderdiği notlar arasında Kırgızistan ile ilgili şu bilgileri veriyordu:

“Kırgızistan’da uzun yıllardır ve halen tüm okulların başında olan şahıs Orhan İnandı, aslında F. Gülen’in Asya imamıdır. Kırgız devleti ile irtibatlı esasen odur. Büyükelçinin hiçbir forsu yoktur. T.C. Devleti de bu şahıs üzerinden Kırgız yönetimi ile irtibat kurmaktadır. Kırgızlar, F. Gülen’in okullarını muhtaç oldukları için şu an itibariyle kapatamamakta. Ayrıca gerek Kırgızistan, gerek Kazakistan, Türkmenistan, Azerbaycan, Afganistan, Tacikistan’daki TİKA, THY, büyükelçiliklerdeki eğitim, ticari ve ekonomi, din, kültür müşavirliklerinin tamamı F. Gülen’ciler tarafından kapatılmıştır. Söz konusu ülkelerde F. Gülen’ci olmadan iş yaptırılmamaktadır. Asya’da en yoğun Kırgızistan’da yerleşik durumdadırlar.”

CIA’İN ORTA ASYA TETİKÇİSİ FETÖ

FETÖ’nün Türkiye’de kamuoyuna açılması, 1994 yılında Gülen’in onursal başkanı olduğu Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın kuruluşu ile olmuştur. Ancak FETÖ bir Amerikan istihbarat projesi olarak, bundan iki yıl önce, 1992’de Orta Asya Türk Cumhuriyetlerine okullar açarak sızdı. Nitekim MİT İstanbul Bölge Başkanı Nuri Gündeş 2010 yılında yazdığı ‘İhtilallerin ve Anarşinin Yakın Tanığı’ kitabında, o yıllarda konuyla ilgili tespitlerini şöyle ifade etmişti: “Gülen cemaati tarafından özellikle de Türk Cumhuriyetleri’nde açılan okullarda diplomatik pasaportlu Amerikalı CIA ajanları ‘İngilizce öğretmeni’ diye barındırılıyor. Bu işbirliği, Türkiye’de yapılan üst düzey resmi bir toplantıda, bizzat Fethullahçı okul yöneticisi tarafından itiraf edildi.”

KIRGIZİSTAN’DA FETÖ

KIrgızistan bu ülkelerden birisiydi. FETÖ Kırgızistan’da 1992’den itibaren SEBAT Eğitim Kurumları çatısı altında faaliyet gösterdi. Türkiye’de 2016 yılında yaşanan 15 Temmuz FETÖ darbe girişiminden sonra ismi SAPAT olarak değiştirilerek iyice devlet korumasına alındı. FETÖ’nün Kırgızistan’daki faaliyetlerinin en önemli ayağını eğitim alanı oluşturuyor. Örgüt, ülkenin her tarafında açtığı okullarla önemli nüfuza erişti ve paralı okullar üzerinden örgütün finansmanını sağlıyor. Halihazırda ülkede FETÖ kontrolünde bir üniversite, bir dil merkezi, bir uluslararası okul ve farklı şehirlerde yirmi bir genel eğitim veren okul ile dört öğrenci yurdu mevcut. Örgütün Kırgızistan ve Orta Asya imamı Orhan İnandı halen bu ülkede ve Kırgız vatandaşı oldu.

FETÖ Kırgızistan’da basın alanında da etkinliğini sürdürüyor. ‘Zaman Kırgızistan’ isimli biri Kırgızca, diğeri Türkçe iki gazetenin yanı sıra ‘Diyalog Avrasya’ isimli düşünce kuruluşunun yayınladığı aylık dergiyi de kontrol ediyor.

FETÖ’nün Türkiye’de olduğu gibi Kırgızistan’da da devlet içinde sızmadığı alan yok gibi. Devletin en üst yöneticisi olan Cumhurbaşkanı Atambayev tarafından çok etkili biçimde kollandı. Nitekim 2016’dan itibaren Türkiye’nin FETÖ’cülerin tasfiye edilmesi yönündeki taleplerine hep olumsuz yanıt verirken, şunları söyledi: “Türkiye büyükelçisi, Kırgızistan’da 3.5 milyon Gülen destekçisinin çalıştığını söyledi. Okul öğretmenlerinde terörist görüyorlarsa, kusura bakmasın ama belki doktora görünüp akıl sağlığını kontrol ettirmelidir... Açıkça söylüyorum, okulları kapatmaya izin vermeyeceğiz. Onları güçlendireceğiz.”

ERDOĞAN’DAN UYARI

Yazının Devamını Oku

FETÖ’de örgüt içi çatışma

15 Temmuz darbe girişimiyle hedefine ulaşamayan FETÖ, Türkiye’de halen devam eden operasyonlarla büyük yenilgiye uğradı. Örgüt şimdi de yurtdışında parçalanmaya başladı. Çoğu 17-25 Aralık 2013 sonrası yurtdışına kaçan örgüt üst düzey yöneticisi 150’ye yakın isim, FETÖ elebaşı Gülen’in ölümü sonrasına hazırlanırken birbiriyle kıyasıya savaşıyor. Tespitlere göre FETÖ üst düzey yönetimi şimdilik dörde bölünmüş durumda. Ancak grupların ortak özelliği, “FETÖ elebaşı Gülen’i” asla eleştirmemeleri. FETÖ elebaşı ölürse yerine geçmesi beklenen İsmail Büyükçelebi’nin başında olduğu “Gelenekçiler” grubuna yakın bazı isimlere, diğer gruplar tarafından yolsuzluk, dolandırıcılık gibi eleştiriler yöneltiliyor.

Büyükçelebi kısa süre önce Amerika’da 7 kadına tecavüz eden, 30’unu da taciz eden hipnozcu FETÖ üyesi bir uzman doktora referans olmakla eleştirilmişti. Ayrıca örgüt üyeleri, soru çalma, Ergenekon ve Balyoz’da sahte belgelerle kumpas kurma konusunda birbirlerini suçlayarak gelecekte farklı yollarda yürüyeceklerinin işaretlerini veriyorlar. FETÖ üst yönetimini takip eden güvenlik kaynaklarının bu konuda derlediği bilgiler de şöyle:

GELENEKÇİLER

Fetullah Gülen’in öğretilerinin hiçbir zaman değişmeyeceğini savunuyorlar. Şu an gelinen noktada dahi Gülen’in haklı olduğunu ve zamanın kendilerini haklı çıkaracağını savunuyorlar. Meydana gelen hataların Gülen’in değil aşağıdakilerin hatası olduğunu söylüyorlar. Grubun temel olarak belli bir lideri olmamakla beraber öncülüğünü Mehmet Ali Şengül ve İsmail Büyükçelebi yapıyor. Her ne olursa olsun, örgüt mensuplarının başına ne gelirse gelsin buna katlanmaları gerektiği, örgütün birliğini ve beraberliğini dağıtmadan yola devam edilmesi gerektiğini aşağıdakilere telkin ediyorlar. Örgüt içinde meydana gelen yolsuzluk, taciz, tecavüz, usulsüzlük vb hadiselerin hepsini görmezlikten geliyorlar. Her ne kadar Gülen’e sadakatle bağlı gibi görünseler de asıl olarak mevcut düzenin devamının, kendi iktidarlarının da devamı olduğunu biliyorlar.

YENİLİKÇİLER

Fetullah Gülen’in şahsına doğrudan bir eleştiri getirmemekle beraber bağlılıklarını sık sık tekrarlıyorlar. Ancak Gülen’in çevresindeki yaşlı ve eski mollaların (Gelenekçiler’in) örgütün bugün gelmiş olduğu kötü durumdan sorumlu olduğunu savunuyorlar. Gelenekçiler’in zamanın ruhunu yakalayamadıklarını ve Gülen’i yanlış bilgilendirip yanlış yönlendirerek örgütün bu hale gelmesine yol açtıklarını söylüyorlar. Bu yüzden de tabanda büyük kopmalar yaşandığı, örgüt üst düzeyine karşı büyük güvensizlikler oluştuğu, gidişatın da her geçen gün daha kötüye gittiğini savunuyorlar. Her geçen gün örgüt tabanında taraftar ve sempati buluyorlar. Henüz liderleri olmamakla beraber hızla şekilleniyorlar.

BARBAROSÇULAR

Örgütün uzun süreden beri mahrem yapılanmasında görev alanların oluşturduğu birçok bilgiye, birçok mahrem ilişkiye sahip olan bu grubun liderliğini genelde çok ön planda görünmeyen ancak son otuz-kırk yılın bütün illegal operasyonlarının sahibi durumundaki Barbaros Kocakurt yapıyor. Temel olarak Mustafa Özcan ve ekibini hedef alıyor. Mustafa Özcan ve ekibinin bütün paralara el koyduklarını, örgütün önemli para kaynaklarından olan Kimse Yok Mu Derneği, Bank Asya, Kaynak Holding, TUSKON’un hepsinin Mustafa Özcan’ın kontrolünde hareket ettiğini biliyorlar. FETÖ elebaşına en yakım isimlerden birisi olan Mustafa Özcan’ın örgütün parasını kendi şahsi hesaplarında topladığını söylüyorlar. Mustafa Özcan’ın parayı kendine saklaması ve yanlış kullanmasının örgütün bugünkü duruma düşmesine sebep olduğunu savunuyorlar.

Yazının Devamını Oku