CIA’in Orta Asya’daki tetikçisi FETÖ

Kamuoyu genellikle FETÖ’nün karargâhı ABD başta olmak üzere Almanya gibi Batı ülkelerindeki yapılanmasına odaklandı

Oysa FETÖ’nün CIA güdümündeki ilk yurtdışı atağı Soğuk Savaş döneminin bitmesi sonrası Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’ne oldu. Son olarak Kırgızistan’da parlamento seçimi sonrası meydana gelen ayaklanma sırasında adı geçti. Kırgızistan’da devlet korumasında olan FETÖ, birçok siyasetçiyle yakın ilişkide. Burada çok sayıda okul, işyeri hatta bir de AVM sahibi.

Bölgedeki gelişmeler FETÖ’nün Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’nde Amerikan çıkarlarına hizmet eden CIA güdümündeki faaliyetlerinin ileriki günlerde daha çok tartışılacağını gösteriyor.

Konuya FETÖ’nün CIA ile Orta Asya’daki ilişkilerini anlatarak başlamak lazım. 2017 yılında Amerika’da Global Research’te stratejik risk danışmanı ve politika uzmanı ABD’li William Engdahl imzasıyla yayımlanan makalede, FETÖ elebaşı Gülen’in kurduğu örgütün CIA ile ilişkisinin 1982’de başladığı yazıldı.

Yıllar sonra 2006’da yazdığı referans mektubuyla FETÖ elebaşını Amerika’dan sınır dışı edilmekten kurtaran CIA’den Graham Fuller, 1982 yılında CIA’in Yakın Doğu ve Güney Asya’dan sorumlu milli haberalma görevlisi olarak atandı. Fuller’in FETÖ lideri Gülen ile teması ve onu kullanması da o yıllarda başladı.

BAĞIMSIZLIK SONRASI HEMEN OKUL AÇTI

FETÖ, Amerika için asıl rolünü Soğuk Savaş’ın bitmesiyle oynamaya başladı. Sovyetler Birliği’nden ayrılan Azerbaycan, Kırgızistan, Türkmenistan, Tacikistan, Moğolistan, Özbekistan 1991 yılı Ağustos ve Ekim aylarında birbiri ardına bağımsızlıklarını ilan ettiler.

Devreye CIA ve Gülen girdi. Bu ülkelerin hepsinde birden 1992 yılında okullar açtı. William Engdahl’ın Global Research’te yazdığı gibi, “CIA, 1990’ların Orta Asya’daki Sovyet sonrası kaosunda, Gülen’i ve onun ‘ılımlı İslam’ imajını en geniş yıkım ağlarından birini inşa etmek için kullandı. Bu ağ Özbekistan, Kırgızistan ve hatta Çin Halk Cumhuriyeti’ndeki Sincan Uygur Özerk Bölgesi dahil olmak üzere Türki olarak adlandırılan eski Sovyet Orta Asya bölgesinin tamamını kapsadı.”  

FETÖ ÖĞRETMENLERİ CIA AJANI

MİT Dış İstihbarat Bürosu Başkanı Nuri Gündeş 2010’da yazdığı bir kitapta, 1990’lı yıllarda, Avrasya’da büyüyen Gülen okullarının yüzlerce CIA ajanı için üs sağladığını anlatmıştı. Gündeş, ‘İhtilallerin ve Anarşinin Yakın Tanığı’ adıyla kaleme aldığı kitabında şunları yazdı:
 “Gülen cemaati tarafından özellikle de Türk Cumhuriyetleri’nde açılan okullarda diplomatik pasaportlu Amerikalı CIA ajanları ‘İngilizce öğretmeni’ diye barındırılıyor. Bu işbirliği, Türkiye’de yapılan üst düzey resmi bir toplantıda, bizzat Fethullahçı okul yöneticisi tarafından itiraf edildi. ABD, ‘dostluk köprüsü’ adı altında getirdikleri 70 kişilik öğretmen grubuna diplomatik statü kazandırmış. Özbekistan’da diplomatik pasaportla bulunan ABD’li öğretmenlerin çoğu, Gülen cemaatinin okullarında çalışmaktadır. ‘İngilizce dil öğretmeni’ olarak gözükmekte iseler de esasen Amerikan Gizli Servisi’nin güdümünde görev yaptıkları ve çalıştıkları ülkelerde Pentagon’da üretilen Amerikan politikalarının uygulanmasının baş ajanları görevlerini sürdürmektedirler. Onların İngilizce hocalığı sadece maske görevleridir. Örneğin Kırgızistan’da da 60 kadar Amerikalı ‘öğretmen’ vardır.”

RUS İSTİHBARATI FETÖ’YE KARŞI

FETÖ’nün Orta Asya’daki CIA adına faaliyetlerini ilk sezen ve mücadele eden Rusya oldu. Polis akademisi tarafından ‘Uluslararası bir tehdit olarak FETÖ’ başlığıyla yayınlanan raporda, Rusya’nın tutumu şöyle yer aldı:

“2002 yılında Rus İstihbarat Teşkilatı (FSB), FETÖ okullarının Amerikan istihbarat teşkilatıyla doğrudan ilişkisi olduğunu, CIA adına Rusya’nın ulusal çıkarlarına aykırı olarak istihbarat çalışmalarında bulunduğunu, okullarındaki öğretmen ve öğrencilerin de normal öğretmen ve öğrenci dışında bir asker ve istihbaratçı motifinde yetiştiğini tespit edip, Rusya Yüksek Mahkemesi kararıyla, okulların büyük bir kısmını kapatma kararı vermiştir.”

ÖZBEKİSTAN’DA SUİKASTA KARIŞTI

Bölgede FETÖ ile mücadele eden ikinci ülke Özbekistan oldu. 1 Eylül 1991’de bağımsızlığını ilan eden Özbekistan’da 1992 yılında okul açan FETÖ’nün, yabancı istihbarat teşkilatlarıyla ilişkisi yanında Özbek lider İslam Kerimov’a yönelik suikast girişiminde de rolü ortaya çıkmıştı. Özbekistan 2000 yılında FETÖ’nün ülkedeki 16 okulunun faaliyetlerine son vermiş, Zaman Özbekistan isimli gazetesini kapatarak örgüt üyelerini sınır dışı etmişti. Bu durum polis akademisinin raporunda şöyle anlatıldı: “1999’da Özbekistan’daki ilk darbe girişiminde Özbek lider İslam Kerimov’a karşı gerçekleştirilen suikast girişiminin arkasında FETÖ parmağı bulunmasının ardından terör örgütünün okulları kapatılmış ve örgüt mensupları sınır dışı edilmiştir. Suikast eylemini gerçekleştirmeye çalışan istihbarat elemanlarının bir kısmı da tutuklanıp cezaevlerine konulmuştur. Yani FETÖ ilk darbe girişimini esasen Özbekistan’da gerçekleştirmiştir.”

15 Temmuz darbe girişimine kadar FETÖ Orta Asya’da birçok şirket ve okul açtı, etkinlik sağladı. Ancak 15 Temmuz’dan sonra Türkiye’nin Orta Asya’da FETÖ ile mücadelesi başladı. Bir sonraki yazımda, Türkiye’nin Orta Asya’daki mücadelesinden bir bölümü anlatacağım.

CIA’in Orta Asya’daki tetikçisi FETÖ

MİT, CIA İLİŞKİSİNİ 1991’DE TESPİT ETTİ

FETÖ’nün CIA adına çalıştığını Milli İstihbarat Teşkilatı da öğrenmişti. Devlet arşivlerindeki 3 Nisan 1991 tarihli, 4104000 esas no’lu ve ‘F.Gülen, CIA Bağlantıları’ başlıklı raporda şu bilgiler yer alıyordu:

“Körfez Savaşı’ndan sonra çeşitli ülkelerden Türkiye’ye gelen kişilerin özel temaslarla, maksatlı araştırma yaptıkları tespit edilmiştir. Söz konusu şahısların ABD, CIA bağlantıları tespit edilmiş, Türkiye’de kendi amaçları doğrultusunda kullandıkları Fetullah Gülen ve cemaat bağlantıları ortaya çıkmıştır. CIA bağlantılı çalışan cemaat mensupları Türkiye’de araştırma adı altında, istihbarat bilgisi toplayan şahıs ve kurumlara maddi, lojistik destek sağlamış(...) sorunsuz çalışmalar yapmasına olanak sağlamıştır.”

FETÖ’nün ön ayak olduğu ve CIA kanalıyla yardım ettiği tespit edilen kişilerin isimleri de raporda yer aldı.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

‘Biden darbe ile yapamadığını tamamlamaya geliyor’

17 Ağustos 2020 tarihinde bu köşedeki yazımın başlığı, ‘Biden darbe ile yapamadığını tamamlamaya geliyor’ idi.

O günlerde, Biden’ın New York Times editörleri ile yaptığı sohbetteki sözleri tartışılıyordu. Biden, Türkiye iç siyasetine neden ve nasıl müdahale edeceklerini şu sözlerle açıklıyordu:

“Şu an ona (Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a) çok farklı bir yaklaşım uygulamalıyız. Muhalif liderleri desteklediğimizi, bir yol haritamız olduğunu açıkça göstermemiz lazım. Düşündüğümüz şeyle ilgili sesimizi yükseltmemiz lazım, bedel ödemeli.

Yani çok endişeliyim. Ama bence daha önce benim yaptığım gibi onlarla doğrudan temasa geçip Erdoğan’ı yenecek duruma gelmeleri için hâlâ var olan Türk liderliği unsurlarından daha fazla verim almalı ve onları güçlendirmeliyiz. Darbe ile değil, seçim süreci ile. Dışarı atıldı. İstanbul’da dışarı atıldı, partisi dışarı atıldı.

Peki, biz ne yapıyoruz? Burada oturup boyun eğiyoruz.

Yapacağım en son şey, ona Kürtler konusunda boyun eğmek olurdu. Kesinlikle en son şey. Ve onlarla Kürtlerle ilgili olarak birkaç görüşmem oldu. O dönem henüz üzerlerine gitmiyorlardı.

Yani şunu göstermemiz lazım. Türkiye, Rusya’ya bağımlı olmayı istemek zorunda değil. Yani çok endişeliyim. Hava üslerimiz ve onlara erişimimize dair de çok endişeliyim. Bence bölgedeki müttefiklerimizle bir araya gelerek, onun bölgedeki faaliyetlerini nasıl izole edeceğimizle ilgilenmek bizim için son derece fazla iş olacak.

Özellikle Doğu Akdeniz’de petrolle ilgili faaliyetleri ve görüşülmesi uzun sürecek olan çok sayıda başka şey. Ama cevabım. ‘Evet, endişeliyim’.”

Yazının Devamını Oku

Yalan, doğal afetlerden daha büyük felakettir

İzmir’deki depremin hemen ardından gencecik bir insan, sohbet ederken depremin büyüklüğünün 7.0 olduğunu ancak hükümetin “afet bölgesi ilan etmemek için” rakamı düşük gösterdiğini ve bu yüzden AFAD’ın büyüklüğü 6.6 olarak açıkladığını söyleyince, geçmiş yıllara gittim.

En büyüğü 17 Ağustos 1999 Gölcük merkezli olmak üzere sonraki tüm büyük depremlerde aynı şeyleri duymuştum. Anladım ki aynı şeyler bugün de söyleniyor, daha kötüsü gelecekte de söylenecek.

Peşinden her felaket sonrası yaşanan, acının yükünü paylaşıp hafifletmek yerine küçük siyasi hesaplarla söylenmiş yalanlar art arda gelmeye başladı.

1- KAN MERKEZİ YIKILDI!

Daha ilk anda, CHP’li Gürsel Tekin’in tweet’i onu takip edenleri şok ediciydi.

Bayraklı’daki Kızılay Kan Merkezi’nin yıkıldığını şöyle yazmıştı:

“İzmir’de yaşanan deprem sonucunda Bayraklı’da Kaymakamlık binası ve Kızılay Kan Merkezi yıkıldı, Adalet Sarayı duvarları çatladığı için boşaltıldı. Kendi binalarının güvenliğini sağlayamayan devlet, vatandaşın canını nasıl koruyacak? Çok acil adımlar atmamız lazım.”

Kızılay Kan Merkezi’nin yıkılması sadece bina güvenliği açısından değil, depremde yaralanan ve kan ihtiyacı olanlar için de sarsıcı bir iddiaydı.

Yazının Devamını Oku

Büyük oyunun şifrelerini savcılık çözecek

İP kurucusu ve milletvekili Ümit Özdağ’ın, İP İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu hakkındaki şu sözleri günlerdir tartışılıyor:

“Bu zatın partinin kurucuları arasında olduğunu öğrendim. Sayın Genel Başkan’ı (Meral Akşener) uyardım. Dedim ki, ‘Bu arkadaşın FETÖ ile bağı olduğuna dair bilgi var. Bunu kurucu yapmayalım’. Daha sonra bu arkadaş kurucu yapılmadı. Fakat sonra partiye geldi.

1 Nisan kongresinden sonra genel idare kuruluna girdi, Sayın Genel Başkan’ı tekrar uyardım. Sayın Genel Başkan bütün sorumluluğu aldığını söyledi. Partinin genel başkan yardımcısı oldu, sözcüsü oldu, İstanbul il başkanı oldu. Evet, Buğra Kavuncu’dan bahsediyoruz.

Kendisi yurtdışında FETÖ’nün en büyük sivil toplum kuruluşu olan, Kazakistan Türk İşadamları Derneği’nin başkan yardımcılığını yıllarca yapmış. Devlet, 15 Temmuz’dan sonra bu derneğin kapatılması için başvuruda bulunmuş ve kapatılmış. Buğra Kavuncu oranın başkan yardımcılığını yapmış. Bunun izahı yok.”

Emniyet tarafından,
Ümit Özdağ’ın bu konuşmayı yaptığı, CNN Türk’te Ahmet Hakan’ın sunduğu ‘Tarafsız Bölge’ programının çözümü yapıldı ve gönderildiği İstanbul Cumhuriyet Savcılığı tarafından soruşturma açıldı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Buğra Kavuncu hakkında açtığı soruşturmanın konusu, “FETÖ üyeliği” iddiası. 

Bundan sonra belge ve bilgiler, tanık ve hakkında soruşturma yapılan Buğra Kavuncu konuşacak.

FETÖ DERNEĞİNDE YÖNETİCİLİK

Yazının Devamını Oku

Orkestra şefi

Bir önceki yazımda İP kurucusu Ümit Özdağ’ın, İP İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu’nun FETÖ ilişkisi konusundaki açıklamasının büyük fotoğrafın küçük bir parçası olduğunu yazmıştım. Çünkü Buğra Kavuncu’nun 1997’de gittiği ve Kazakistan’da üyesi olduğu FETÖ’nün KATİAD isimli derneğinin 2007-2010 arasında yöneticiliğini yapmış olması tek başına her şeyi anlatmaya yetmez.

O yüzden büyük fotoğrafa bakmak gerektiğine dikkat çekmiştim.

Kazakistan’ın başkenti Alma Ata’da 2014’te Enver Altaylı’nın kardeşi Talha Altaylı’ya ait G Balık isimli restoranda çekilen fotoğraf çok şey anlatıyor. Masada sol başta FETÖ’nün Kazakistan imamı Mesut Ata, onun yanında Buğra Kavuncu’nun babası Orhan Kavuncu, onun yanında da Buğra Kavuncu’nun dayısı, FETÖ’den tutuklu Enver Altaylı oturuyor.

Masada en sağda bulunan kişi Buğra Kavuncu’nun kardeşi Oruç Burak Kavuncu, onun yanında Kazakistan’da yayınlanan FETÖ’nün Zaman gazetesi başyazarı Ahmet Alyaz oturuyor. Masada FETÖ’nün Bank Asya kurucu ortağı Mehmet Artukaslan da var. Bir de o karede olmayanlar var. Buğra Kavuncu’nun amcası, yani Orhan Kavuncu’nun kardeşi, FETÖ üyesi firari İsmail Kavuncu gibi...

ORHAN KAVUNCU-ENVER ALTAYLI

Kuşkusuz masadaki herkes önemli ama Ümit Özdağ’ın açıklamalarından sonra, eski MİT mensubu, CIA ve Alman istihbaratıyla ilişkili Enver Altaylı ile Buğra Kavuncu’nun babası Orhan Kavuncu’nun varlığı özel bir önem kazandı. Madem Buğra Kavuncu ismi tartışma konusu, onu babası Orhan Kavuncu’dan ayrı tartışmak eksik kalır. İP’lilerin adını bile bilmediği ama Akşener tarafından GİK üyesi, genel başkan yardımcısı yapılan Buğra Kavuncu’nun siyasete girmesinde rolü önemli.


Yazının Devamını Oku

FETÖ Kırgızistan’da ‘ödülünü’ aldı! Milli eğitime FETÖ’cü bakan

Fetullahçı Terör Örgütü’nün 15 Temmuz darbe girişiminden iki hafta sonra 28 Temmuz günü Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, CNNTürk televizyonunda yaptığı bir konuşmada, FETÖ’nün bulunduğu tüm ülkeler için tehlike olduğunu belirtirken şu öngörüde bulunmuştu: “Büyükelçiliklerimizle birlikte bunlarla ilgili bilgileri aktarmaya başladık. Tehlikeyi görmeye başladılar. Kırgızistan mesela, orada da darbe girişimi yapabilirler. Bu sefer Kırgızistan’da bir darbe olursa bunu FETÖ yapar. Orada tüm kurumlara yerleşmiş durumdalar. Kırgızistan’da daha önce birçok darbe oldu (...) Oradaki en büyük yapılanma FETÖ’dür. Gerekli bilgileri veriyoruz.”

SADECE DÖRT YIL SONRA

Aradan dört yıl geçti, beklenen oldu. Parlamento seçimleri sonuçlarına itiraz eden 12 muhalefet partisi taraftarları ayaklandı ve önce hükümet düştü, ardından cumhurbaşkanı Ceenbekov istifa etti. Ülkeyi tanıyanlar, ayaklanmanın arkasındaki FETÖ rolünü ifade etti.

Nitekim Mevlüt Çavuşoğlu, önceki gün videokonferansla bağlandığı Kazakistan Ahmet Yesevi Üniversitesi’nin akademik yılı açılış töreninde yaptığı konuşmada Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’ndeki FETÖ tehlikesine tekrar değinirken şunları söyledi: “FETÖ tehdidi hâlâ devam ediyor. Hangi kisveye bürünürse bürünsün, uluslararası bir suç şebekesi ve silahlı bir terör örgütünden bahsediyoruz. Bu örgüt yalnızca ülkemiz için değil, diğer kardeş ülkeler için de büyük tehdittir. Örneğin Kırgızistan’da yaşanan gelişmeleri sizler de takip ediyorsunuz. Bu ülkenin bugün içinde yaşadığı süreçte bu karışıklığa sebep olan ya da karışıklığı körükleyen en önemli aktörlerden bir tanesi de maalesef FETÖ ve onların Kırgızistan’daki yapılanmasıdır. Türkiye’de 15 Temmuz hain darbe girişimi olduğu zaman ben değişik vesilelerle bu terör örgütünün özellikle kardeş Kırgızistan ile de güçlü bir yapılanma içinde olduğunu vurgulamıştım. Ve gün geldiği zaman oraya da zarar verebileceğini hatırlatmıştım. Bugün oradaki kardeşlerimiz bunu kendi gözleriyle gördü.”

CIA VE FETÖ ÜRÜNÜ

Hükümet düştü, cumhurbaşkanı istifa etti ve Kırgızistan’da iki aylığına geçici bir hükümet oluşturuldu. Başbakan için “Kırgız milliyetçisi” denilse de FETÖ yapılanması ülkenin yönetiminde ciddi biçimde etkili. Milli eğitim bakanı olarak atanan Almazek Beisenaliev’in profiline bakınca ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır.

Kestirmeden söyleyeyim: Kırgızistan Milli Eğitim Bakanı Beisenaliev, kelimenin tam anlamıyla bir FETÖ üyesi. Üniversite eğitimi sonrası Kırgızistan’da, Güney Afrika’da ve Türkiye’de FETÖ okullarında öğretmenlik yapmış. FETÖ’nün Bişkek’teki Ala Too (Ala Dağ) Üniversitesi’nde rektör yardımcılığı görevinde bulunmuş. Uzmanlığı eğitim olmakla birlikte, çalışma alanı Amerika Birleşik Devletleri’nin Orta Asya ve Kırgızistan dış politikası ve FETÖ elebaşı Gülen’in eğitim konusundaki faaliyetleri. Bu yönüyle, Amerikan merkezi haberalma teşkilatı CIA’in 1992 yılında FETÖ aracılığıyla Orta Asya ülkelerinde elde etmek istediği etkinliği ve nüfuz alanını temsil eden bir kişi.

ORTA ASYA’DA CIA VE FETÖ

Yazının Devamını Oku

Işıklar ‘Yüce Divan’ için mi yanıyor?

Anayasa Mahkemesi üyesi Engin Yıldırım’ın “Işıklar yanıyor” diyerek Anayasa Mahkemesi’nin fotoğrafını şahsi Twitter hesabından paylaşmakla neyi amaçladığı yoğun biçimde tartışılıyor, belli ki daha çok tartışılacak.

Yaşanan her askeri darbede, “Genelkurmay’ın yanan ışıkları” gündeme geldiği için Engin Yıldırım’ın sözleri de “darbe” tartışmasına yol açtı.

27 Mayıs, 12 Eylül, 28 Şubat nasıl bir toplumsal travmaya yol açtıysa, dört yıl önce yaşadığımız 15 Temmuz darbe girişiminin de etkisi sıcaklığını koruyor.

251 şehidimizin sokakları dolduran kanları henüz kurumadı. 2 bin 193 gazimiz ise o gecenin yaralarıyla aramızda. İhanet bıçağının acısı hâlâ milletin sırtında.

Elbette, öyle bir geceyi yaşayan ve FETÖ’nün devlet içine sızmış teröristlerine kahramanca direnmiş Türk milletinin bu konudaki en küçük bir imaya şiddetli tepki göstermesi de anlaşılabilir.

YILDIRIM NEYİ İMA ETTİ?

Peki, Anayasa Mahkemesi üyesi Engin Yıldırım, bir darbe imasında bulunmuş olabilir mi?

Bu sorunun cevabı

Yazının Devamını Oku

Hem ünlü, hem zengin, hem haksız, hem Kardashian

Ermenistan’ın saldırısı üzerine Azerbaycan, yaklaşık 30 yıldır işgal altındaki Dağlık Karabağ’ı kurtarmak için büyük bir askeri operasyon başlattı.

Dünyadaki tüm Ermeniler, işgalci Ermenistan’a destek vermek için ayağa kalktı. Fransa başta olmak üzere Avrupa ülkeleri, Avrupa ve Amerika’daki Ermeni diyasporası, lobi kuruluşları, yıllardır Azerbaycan’ın topraklarının yüzde 20’sini işgal etmiş, binlerce insanı katletmiş, Hocalı’da olduğu gibi bir gecede 613 kişiye soykırım yapmış, işgal planlarını terör örgütleriyle uygulamış Ermenistan’a destek olmak için kolları sıvadı.

YALANLARLA PROPAGANDA

Bunların en ünlüsü, Ermeni kökenli Amerikalı Kim Kardashian oldu. Azerbaycan, Ermenistan’ın saldırısına karşılık verir vermez yalana sarılıp 27 Eylül günü Twitter hesabından “Ermenistan-Azerbaycan sınırında yaşananların çatışma olmadığını, Karabağ’daki Ermenilerin saldırıya uğradığını” yazdı. Yetmedi, işgalci terör örgütü PKK ile kol kola olan Ermenistan kuvvetleri için “Karabağ’ı korumak için hayatlarını tehlikeye atan cesur erkek ve kadınlar için dua ediyoruz” dedi.

Kardashian’ın kim olduğu, ne yaptığı zerre kadar umurumda değil, beni ilgilendiren sahip olduğu ünü yalan ve haksızlık için kullanması. Nitekim aynı gün “Ermenistan’ın sebepsiz saldırıların ve dezenformasyon kampanyasının kurbanı olduğunu” yazan Kardashian, “Gerilimin tırmanmasını ve yaşanabilecek trajedilerin önlenebilmesi için uluslararası siyasi ve diplomatik tedbirler çağrısında bulunması ve olayları araştırması için uluslararası gözlemcilere ihtiyacımız var” çağrısında bulundu.

Kardashian, yalanlarına, dezenformasyonu ve algı operasyonunu kattı. Tweet’leri kendisi paylaşıyor ama başkaları tarafından yönlendirildiği belli.

İŞGALCİLERE PARA BAĞIŞLIYOR

Ne Ermenistan, ne Azerbaycan ne de Türkiye’de yaşananlar hakkında en küçük bilgisi olmayan

Yazının Devamını Oku

Türkiye’nin Orta Asya’da FETÖ ile mücadelesi

Son yazımda, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra 1991 yılında bağımsızlıklarını ilan eden Türk Cumhuriyetleri’nde, FETÖ’nün Amerikan istihbarat projesi olarak 1992’de açtığı okullardan söz etmiştim.

Bu yazımda da mevcut durumu aktaracağım.

Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’nde 30 yılda yüzlerce şirkete, sivil toplum kuruluşuna ve yüz binlerce üyeye ulaşan FETÖ okullarında CIA elemanlarının öğretmen olarak görev yaptığı tespit edildi. Örgütün, Özbekistan’da olduğu gibi darbe girişimi ve devlet başkanına suikast girişimine adı karıştı. En son Kırgızistan’daki ayaklanmada rolü ortaya çıktı. Özellikle 15 Temmuz darbe girişimi sonrası Türkiye, bu ülkelerdeki FETÖ şirketlerinin kapatılmasını, üyelerinin teslim edilmesini, okullarının da devredilmesini istedi. Ancak Türk Cumhuriyetleri’nden şu ana kadar okulları Türkiye’ye teslim eden olmadı.

Bunun yerine isim değiştirerek, devlet kontrolüne alarak himaye etmeyi tercih ettiler. FETÖ’nün faaliyetlerinin kesin olarak sonlandırıldığı tek ülke Özbekistan oldu. Örgütün doğrudan faaliyetlerine devam ettiği tek ülke ise Kırgızistan.

Kırgızistan yönetimi FETÖ üyelerine, şirketlerine ciddi anlamda sahip çıkıyor.

FETÖ Orta Asya’da dolaylı, yani kendi bağlantısını gizleyerek o ülkenin vatandaşları adına açtığı şirket, dernek, vakıf ve eğitim kurumları üzerinden devam ediyor. Bu ülkeler ise Azerbaycan, Kazakistan, Türkmenistan ve Tacikistan. FETÖ halen Azerbaycan’da 26 ticari kuruluşu, 7 dernek, vakıf ve STK’ya sahip. Kazakistan’da 53 şirket, 8 dernek, STK ve vakfı bulunuyor. Kırgızistan’da aralarında bir AVM’nin de bulunduğu 4 şirket ve 4 STK, vakıf ve derneği var. Türkmenistan’da 11 şirket ve 1 derneği bulunuyor. FETÖ’nün Türk Cumhuriyetleri’ndeki eğitim kurumları ve Türkiye’nin mücadelesi ülkeler bazında şöyle:

AZERBAYCAN

Azerbaycan’da 1992 yılında Çağ Öğretim İşletmeleri’ne bağlı olarak eğitim faaliyetlerine başlayan FETÖ’ye ait 13 okul, 2013 yılında, ülkenin petrol şirketi SOCAR’ın bünyesine geçti ve adını Uluslararası Eğitim Merkezi olarak değiştirdi. SOCAR yönetimi 2014 Haziran’ında bu eğitim kurumunu kapattığını duyurdu.

Aynı yıl, Çağ Öğretim İşletmelerinin ve Uluslararası Eğitim Merkezi’nin sırayla kullandığı binalarda bu kez İstek Lisesi eğitim faaliyetine başladı.

Yazının Devamını Oku

Kırgızistan seçimleri, ayaklanma, ABD ve FETÖ

2011 yılında “Ergenekon terör örgütü üyesi olmak” suçlamasıyla Odatv kumpası kapsamında beraber yargılanacağımız davanın ilk duruşmasına tam bir hafta kala, 12 Kasım 2011’de Silivri Cezaevi’nde fenalaşan ve şüpheli biçimde hayatını kaybeden MİT Asya Bölgesi Başmüşaviri Kaşif Kozinoğlu ismini hatırlarsınız. Kozinoğlu, ölümünden kısa süre önce Aydınlık’a el yazısıyla gönderdiği notlar arasında Kırgızistan ile ilgili şu bilgileri veriyordu:

“Kırgızistan’da uzun yıllardır ve halen tüm okulların başında olan şahıs Orhan İnandı, aslında F. Gülen’in Asya imamıdır. Kırgız devleti ile irtibatlı esasen odur. Büyükelçinin hiçbir forsu yoktur. T.C. Devleti de bu şahıs üzerinden Kırgız yönetimi ile irtibat kurmaktadır. Kırgızlar, F. Gülen’in okullarını muhtaç oldukları için şu an itibariyle kapatamamakta. Ayrıca gerek Kırgızistan, gerek Kazakistan, Türkmenistan, Azerbaycan, Afganistan, Tacikistan’daki TİKA, THY, büyükelçiliklerdeki eğitim, ticari ve ekonomi, din, kültür müşavirliklerinin tamamı F. Gülen’ciler tarafından kapatılmıştır. Söz konusu ülkelerde F. Gülen’ci olmadan iş yaptırılmamaktadır. Asya’da en yoğun Kırgızistan’da yerleşik durumdadırlar.”

CIA’İN ORTA ASYA TETİKÇİSİ FETÖ

FETÖ’nün Türkiye’de kamuoyuna açılması, 1994 yılında Gülen’in onursal başkanı olduğu Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın kuruluşu ile olmuştur. Ancak FETÖ bir Amerikan istihbarat projesi olarak, bundan iki yıl önce, 1992’de Orta Asya Türk Cumhuriyetlerine okullar açarak sızdı. Nitekim MİT İstanbul Bölge Başkanı Nuri Gündeş 2010 yılında yazdığı ‘İhtilallerin ve Anarşinin Yakın Tanığı’ kitabında, o yıllarda konuyla ilgili tespitlerini şöyle ifade etmişti: “Gülen cemaati tarafından özellikle de Türk Cumhuriyetleri’nde açılan okullarda diplomatik pasaportlu Amerikalı CIA ajanları ‘İngilizce öğretmeni’ diye barındırılıyor. Bu işbirliği, Türkiye’de yapılan üst düzey resmi bir toplantıda, bizzat Fethullahçı okul yöneticisi tarafından itiraf edildi.”

KIRGIZİSTAN’DA FETÖ

KIrgızistan bu ülkelerden birisiydi. FETÖ Kırgızistan’da 1992’den itibaren SEBAT Eğitim Kurumları çatısı altında faaliyet gösterdi. Türkiye’de 2016 yılında yaşanan 15 Temmuz FETÖ darbe girişiminden sonra ismi SAPAT olarak değiştirilerek iyice devlet korumasına alındı. FETÖ’nün Kırgızistan’daki faaliyetlerinin en önemli ayağını eğitim alanı oluşturuyor. Örgüt, ülkenin her tarafında açtığı okullarla önemli nüfuza erişti ve paralı okullar üzerinden örgütün finansmanını sağlıyor. Halihazırda ülkede FETÖ kontrolünde bir üniversite, bir dil merkezi, bir uluslararası okul ve farklı şehirlerde yirmi bir genel eğitim veren okul ile dört öğrenci yurdu mevcut. Örgütün Kırgızistan ve Orta Asya imamı Orhan İnandı halen bu ülkede ve Kırgız vatandaşı oldu.

FETÖ Kırgızistan’da basın alanında da etkinliğini sürdürüyor. ‘Zaman Kırgızistan’ isimli biri Kırgızca, diğeri Türkçe iki gazetenin yanı sıra ‘Diyalog Avrasya’ isimli düşünce kuruluşunun yayınladığı aylık dergiyi de kontrol ediyor.

FETÖ’nün Türkiye’de olduğu gibi Kırgızistan’da da devlet içinde sızmadığı alan yok gibi. Devletin en üst yöneticisi olan Cumhurbaşkanı Atambayev tarafından çok etkili biçimde kollandı. Nitekim 2016’dan itibaren Türkiye’nin FETÖ’cülerin tasfiye edilmesi yönündeki taleplerine hep olumsuz yanıt verirken, şunları söyledi: “Türkiye büyükelçisi, Kırgızistan’da 3.5 milyon Gülen destekçisinin çalıştığını söyledi. Okul öğretmenlerinde terörist görüyorlarsa, kusura bakmasın ama belki doktora görünüp akıl sağlığını kontrol ettirmelidir... Açıkça söylüyorum, okulları kapatmaya izin vermeyeceğiz. Onları güçlendireceğiz.”

ERDOĞAN’DAN UYARI

Yazının Devamını Oku

FETÖ’de örgüt içi çatışma

15 Temmuz darbe girişimiyle hedefine ulaşamayan FETÖ, Türkiye’de halen devam eden operasyonlarla büyük yenilgiye uğradı. Örgüt şimdi de yurtdışında parçalanmaya başladı. Çoğu 17-25 Aralık 2013 sonrası yurtdışına kaçan örgüt üst düzey yöneticisi 150’ye yakın isim, FETÖ elebaşı Gülen’in ölümü sonrasına hazırlanırken birbiriyle kıyasıya savaşıyor. Tespitlere göre FETÖ üst düzey yönetimi şimdilik dörde bölünmüş durumda. Ancak grupların ortak özelliği, “FETÖ elebaşı Gülen’i” asla eleştirmemeleri. FETÖ elebaşı ölürse yerine geçmesi beklenen İsmail Büyükçelebi’nin başında olduğu “Gelenekçiler” grubuna yakın bazı isimlere, diğer gruplar tarafından yolsuzluk, dolandırıcılık gibi eleştiriler yöneltiliyor.

Büyükçelebi kısa süre önce Amerika’da 7 kadına tecavüz eden, 30’unu da taciz eden hipnozcu FETÖ üyesi bir uzman doktora referans olmakla eleştirilmişti. Ayrıca örgüt üyeleri, soru çalma, Ergenekon ve Balyoz’da sahte belgelerle kumpas kurma konusunda birbirlerini suçlayarak gelecekte farklı yollarda yürüyeceklerinin işaretlerini veriyorlar. FETÖ üst yönetimini takip eden güvenlik kaynaklarının bu konuda derlediği bilgiler de şöyle:

GELENEKÇİLER

Fetullah Gülen’in öğretilerinin hiçbir zaman değişmeyeceğini savunuyorlar. Şu an gelinen noktada dahi Gülen’in haklı olduğunu ve zamanın kendilerini haklı çıkaracağını savunuyorlar. Meydana gelen hataların Gülen’in değil aşağıdakilerin hatası olduğunu söylüyorlar. Grubun temel olarak belli bir lideri olmamakla beraber öncülüğünü Mehmet Ali Şengül ve İsmail Büyükçelebi yapıyor. Her ne olursa olsun, örgüt mensuplarının başına ne gelirse gelsin buna katlanmaları gerektiği, örgütün birliğini ve beraberliğini dağıtmadan yola devam edilmesi gerektiğini aşağıdakilere telkin ediyorlar. Örgüt içinde meydana gelen yolsuzluk, taciz, tecavüz, usulsüzlük vb hadiselerin hepsini görmezlikten geliyorlar. Her ne kadar Gülen’e sadakatle bağlı gibi görünseler de asıl olarak mevcut düzenin devamının, kendi iktidarlarının da devamı olduğunu biliyorlar.

YENİLİKÇİLER

Fetullah Gülen’in şahsına doğrudan bir eleştiri getirmemekle beraber bağlılıklarını sık sık tekrarlıyorlar. Ancak Gülen’in çevresindeki yaşlı ve eski mollaların (Gelenekçiler’in) örgütün bugün gelmiş olduğu kötü durumdan sorumlu olduğunu savunuyorlar. Gelenekçiler’in zamanın ruhunu yakalayamadıklarını ve Gülen’i yanlış bilgilendirip yanlış yönlendirerek örgütün bu hale gelmesine yol açtıklarını söylüyorlar. Bu yüzden de tabanda büyük kopmalar yaşandığı, örgüt üst düzeyine karşı büyük güvensizlikler oluştuğu, gidişatın da her geçen gün daha kötüye gittiğini savunuyorlar. Her geçen gün örgüt tabanında taraftar ve sempati buluyorlar. Henüz liderleri olmamakla beraber hızla şekilleniyorlar.

BARBAROSÇULAR

Örgütün uzun süreden beri mahrem yapılanmasında görev alanların oluşturduğu birçok bilgiye, birçok mahrem ilişkiye sahip olan bu grubun liderliğini genelde çok ön planda görünmeyen ancak son otuz-kırk yılın bütün illegal operasyonlarının sahibi durumundaki Barbaros Kocakurt yapıyor. Temel olarak Mustafa Özcan ve ekibini hedef alıyor. Mustafa Özcan ve ekibinin bütün paralara el koyduklarını, örgütün önemli para kaynaklarından olan Kimse Yok Mu Derneği, Bank Asya, Kaynak Holding, TUSKON’un hepsinin Mustafa Özcan’ın kontrolünde hareket ettiğini biliyorlar. FETÖ elebaşına en yakım isimlerden birisi olan Mustafa Özcan’ın örgütün parasını kendi şahsi hesaplarında topladığını söylüyorlar. Mustafa Özcan’ın parayı kendine saklaması ve yanlış kullanmasının örgütün bugünkü duruma düşmesine sebep olduğunu savunuyorlar.

Yazının Devamını Oku