Kırmızıya doyduk şimdi mavi zamanı

SON salgın verileri iç açıcı değil... Ancak artan vakalar hastanelere yansımadı. Genelde olumsuz tabloya karşın, önlemler aynı kaldı. Ama denetimler sıklaşacak, vaka tabloları dikkatle izlenecek, yeni kararlar alınabilecek. Yineleyelim. Her şeye karşın olumsuz tablonun ya düzelmesi gerek, ya da düzelmesi...




KARNEMİZ ZAYIF
Anımsayalım... İller vakalara göre dört renge ayrılmıştı. 100 binde 10 ve altındaki vaka MAVİ (düşük risk), 11-35 arası SARI (orta risk), 36-100 arası TURUNCU (yüksek risk), 100 ve üstü KIRMIZI (çok yüksek risk). Bizim bölge idare eder gibiydi, ama şimdi karne zayıf. İlk rakamlar 27 Şubat - 5 Mart, ikinci rakamlar 13 - 19 Mart arasında 100 bindeki vaka oranını gösteriyor:
NEREDEN NEREYE
Aydın 49.42 - 69.07, Balıkesir 172.46 – 288.16, Çanakkale 107.29 – 202.75, Denizli 38.81 - 49.38, İzmir 66.47 - 111.41, Manisa 50.81- 64.66, Muğla 65.75 - 92.33, Uşak 10.83 - 19.49... Nazar boncuğu gibi mavi olan Uşak şimdi sarı, İzmir, Balıkesir ve Çanakkale kırmızı, diğerleri turuncu... Artık kurallara, önlemlere uyulacak. Unutmayalım, işin sonunda sağlık ve yaşam var...

-----

 

BİR ZAFER KONUŞMASINDAN
Kan kırmızısına doyduk
şimdi mavilik zamanıdır

VE kızaran Çanakkale’nin Belediye Başkanı Ülgür Gökhan, Zafer’in 106’ncı yılı konuşmasında o günle, bugünü bağdaştırmış, alıntılar sunuyorum:
“... 106 yıl önce Çanakkale, sanki günümüz gibiydi. Kahramanlar yalnızca düşmanla değil, salgınla da savaşıyordu. Bugünkü gibi koronavirüs yoktu, fakat kolera vardı. Hastalık sebebiyle koca gövdeler küçülmüş, ateş bedenleri kavurmuştu. Sanki bugün gibiydi. Korkusuz kahramanlar mücadele ediyor, özverili sağlıkçılar, fedakârca çalışıyordu.
KURALSIZLIK BOMBASI
... Ve 106 yıl önce de hastaneler vardı. Uluslararası hukuka göre hastanelere dokunulmazdı. Oysa Ağadere, Arıburnu Hastanesi’ne bombalar düşüyordu, Hastaneler bugün de bombardıman altında. Pandemi kurallarına uymadıkça hastanelerimize bir bomba da biz atıyoruz. Kuralları ihmal ettikçe, yalnızca kendi sağlığımızı değil, sağlıkçılarımızı da yok ediyoruz.
106 YIL ÖNCEKİ GİBİ
... Değerli hekimlerimiz. Sizler de 106 yıl önce Çanakkale Savaşı’ndaki doktorlar gibisiniz. Bir Çanakkale kahramanının anısında ‘uykusuz ve yorgundu’ sözleriyle tarif ettiği hekimler gibi yorgunsunuz. Kim bilir kaç zaman, Çanakkale Savaşı’nın sahra hastanelerinde, gözüne uyku girmemiş tabipler gibi uykusuzsunuz. Ve kim bilir kaç zamandır, evlatlarınıza uzak, ailenize hasretsiniz.
HER YERDE HAYAT NÖBETİ
... Ve hemşirelerimize seslenmek istiyorum. Çanakkale Savaşı’nın Hilal-i Ahmer hemşireleri gibisiniz. Onlar yaralılarla, siz hastalarla kardeş gibi ilgilendiniz. Sağlık emekçileri dün Çanakkale’de vatan görevindeydi. Bugün ise vatanın her yerinde hayat nöbetinde.
ÇIKARILACAK ÇOK DERS VAR
... Bir yıldır tüm insanlık olarak yaşadığımız bu süreçten çıkarılacak çok hayat dersi var... Bu virüs yalnızca sağlığımızı tehdit etmedi; işimizle, aşımızla sınandığımız zor zamanlardan geçiyoruz. Ne zaman ki işsiz kalanın yanındayız, ne zaman ki aşsız kalanın, zorda olanın yanındayız, ne zaman ki olmayanla olanımızı paylaşmadayız, o zaman bizi kim sarsar, bizi ne yıkar?
İNSAN İNSANA MUHTAÇ
... 106 yıl önce farklı milletlere karşı hayatta kalmak için mücadele etmiş olabiliriz. Ama bugün farklı milletlerle birlikte, hayatta kalmak için mücadele ediyoruz. Çanakkale Savaşı gibi pandemi de bize öğretti ki, her insan birbirine muhtaçtır.
... Biz Çanakkale’ye, ‘Özgürlüklerin Kenti’ deriz. Verilen canların özgürlük için olduğunu bildiğimiz gibi, özgürlüğün de kıymetini biliriz. Pandemiyle özgür insanlar olmanın kıymetini bir kez daha öğrenmedik mi? ‘Hayat Eve Sığar’ desek de zor olduğunu, sokağa çıkamamanın ne güç olduğunu görmedik mi?
BİZ DE DİRENMELİYİZ
... Çanakkale, insanlık tarihinin gördüğü en büyük savaş, Koronavirüs, insanlık tarihinin en hızlı yayılan salgını. O gün gibi bugün de yok olan hayatımız. Dün düşmanla mücadele, bugünse virüsle mücadele var. 1915’de atalarımız, sağ kalmak için direndiler. Bugün biz de direnmeliyiz.
SAĞLIK VE UMUT DOLU YARINLARA
Dişimizle tırnağımızla, inancımızla ve inadımızla direnmeliyiz. Milli bir seferberlikteymiş gibi direnmeliyiz. Kazandıracak olan direnişimiz ve birlikteliğimizdir. Atatürk’ün ifadesiyle ‘Zafer, zafer benimdir’ diyebilenindir. Kanla sulanmış bu topraklar kırmızıya yeterince doydu. Şimdi motorları maviliklere sürme zamanıdır... Şimdi sağlık ve umut dolu yarınları hep birlikte kucaklama zamanıdır.”

X