Yeryüzünü dolaşmazlar mı

Geçenlerde Hürriyet’te yayınlanan bir haberde şöyle diyordu:

Haberin Devamı

Yüzyıllık gizem çözüldü! İşte büyük Giza Piramitleri’nin bilinmeyen sırrı.” Biliminsanları, ayrıntılı yüzey araştırmaları sayesinde önemli bir bulguya ulaşmışlar: Bugün Nil Nehri’ne yaklaşık 9 kilometre uzaklıktaki Giza Piramitleri, inşa edildikleri dönemde aslında nehrin yanı başındaymış. Nil’in bu kolu zamanla kuruduğu için adeta çöl ortasında kalmışlar. Bu yeni bilgi, piramitlerin yapımında kullanılan tonlarca ağırlıktaki taşların nasıl olup da buraya taşındığına da bir açıklama getiriyor: Taşlar, buraya gemilerle taşınıyordu.

Yeryüzünü dolaşmazlar mı

*

Mısır, yaklaşık 1380 yıldır Müslüman coğrafyasının parçası. Hatta İslam medeniyetinin en köklü merkezlerinden. Peki ama kadim medeniyetlerin sırlarını çözmek, neden iki yüz yıldır Batılı arkeologların önceliği? Neden Müslümanlar bu görkemli kalıntılara uzun süre ilgisiz kaldılar? Ve tabii bu ilgisizliğin nedeni din miydi?

Haberin Devamı

DIŞTA KALAN İLGİ

Aslına bakarsanız, Müslümanların Mısır anıtlarına ilgisiz kaldıklarını söylemek yanlış olur. Alimler, seyyahlar, hayret uyandıran “ehramları”, yani piramitleri ziyaret edip incelemişlerdir. Örneğin, İmad el-Katib onları gördüğünde şöyle der: “İki piramidin yanına vardığımızda daha önce büyük saydığımız ne varsa küçülüverdi gözümüzde.” Mukaddesi (ö.1000) gibi coğrafyacılar, eserlerinde piramitlerin ölçülerini verip ilgili söylenceleri aktarmışlardır.

*

Mes‘ûdî (ö.956), piramitleri inşa edenlerin gökbilime ve bilimsel sırları çözmeye meraklı olduklarını dile getirir. İbn Battuta’ya (ö.1368) göre ilk piramitleri yaptıran kişi Hermes; yani İslam alemindeki adıyla İdris’tir. Onun amacı, anıtların iç duvarlarına bilim ve sanatın kadim bilgilerini yazdırıp kaybolmalarını önlemekti. Yani piramitler aslında, tufana karşı bir tür sığınaktı.

Yeryüzünü dolaşmazlar mı
Müslüman coğrafyacı el- İdrisi’nin dünya haritası.

*

Kimi Müslüman alimler bazı hiyeroglif yazıları Arapçaya çevirdiklerini söyleseler de bu tam anlamıyla bir alfabe çözümü değildi. İbn Havkal’a (ö.977) göre Abbasi halifesi Me’mun, piramitlerin açılıp içinde ne varsa çıkarılmasını istemiştir. Ancak bu öylesine maliyetli ve güç bir işti ki, projeden vazgeçmek zorunda kaldılar.

Haberin Devamı

BİLGİDEN ÇÖZÜME

Eski Mısır anıtları hakkında bilgi veren alimlerden biri de Abdüllatif el-Bağdadi’dir (ö.1231). Onun “El-İfade ve’l-İtibar” adlı eseri, 1636 yılında Oxford’a kadar ulaşıp önce Latinceye, ardından Almanca ve Fransızcaya tercüme edilir. Ne var ki Batılılar edindikleri bu temel bilgilerle yetinmemiş, 19. yüzyılın hemen başında, ne “Hıristiyan” Bizanslıların, ne de Müslümanların yapamadığı bir şeyi yapmışlardır: Hiyeroglif yazısını çözmek. Yazıtların ve papirüslerin anlaşılmasını sağlayan bu önemli başarıyı arkeolojik kazılar izledi. Ve tabii çıkarılan çok sayıda benzersiz eser, Batı ülkelerine götürüldü. Doğu, medeniyet yarışında önce bilimsel üstünlüğünü, ardından da kültürel zenginliğini parça parça Batı’ya kaptırıyordu...

Yeryüzünü dolaşmazlar mı
MS 390 yılında Mısır’dan İstanbul’a getirilen Dikilitaş.

Haberin Devamı

ENGEL Mİ EMİR Mİ

Bu tabloya bakınca Müslümanların arkeoloji bilimine ilgisizliklerinin dini inançlarından kaynaklandığını düşünmek çok doğaldır. Ne var ki işin garip yanı, Kuran’a baktığımızda bunun tam tersinin söz konusu olduğunu görürüz. Kuran, çok açık bir ifadeyle ve birden fazla ayette şöyle der: “Gezin de görün (Nahl, 36)”, “Yeryüzünde dolaşın da önceki milletlerin sonlarının nasıl olduğuna bakın (Rum, 42)”. Üstelik bu ilgi, sadece gidip görmekten ibaret olmamalı, Müslümanlar çökmüş medeniyetlerin “üstün eserlerinden” anlamlı sonuçlar çıkarmalıdır: “Öncekiler bunlardan daha çoktu, kuvvetçe ve yeryüzündeki eserleri bakımından da daha üstündüler (Mümin, 82)”. “Kuşkusuz bunlarda akıl sahiplerinin çıkaracağı dersler vardır (Ta-Ha, 128)”. Yani İslam, eski medeniyetlerin araştırılmasını, arkeolojiyi engellemek şöyle dursun, bunu dini bir görev olarak tarif eder.

Haberin Devamı

KİMİN ‘MAKUS’ TALİHİ

Kuran’ın en fazla vurguladığı konulardan biri, geçmiş kuşakların hatalarından ders çıkarmaktır. Firavun ve yakın çevresi, Kuran’da kibirlenmenin tipik örneği olarak anlatılır. Bu anlatılar, “düşününler için birer ibret vesikasıdır”. Ve yine Kuran’a göre toplumlar “durduk yerde” değil, kendi yanlışları nedeniyle çökerler: “Bir toplum (millet) kendisindeki özellikleri değiştirmedikçe Allah, onlarda bulunanı değiştirmez (Ra’d, 11)”. Yani gerileme, bozulma “mutlak” bir kader değil, tercihlerimizin sonucudur. İyisi mi, gelin bizler tercihimizi daima araştırmaktan, öğrenmekten ve gelişmekten yana kullanalım. Ne de olsa çözülecek nice bilimsel gizem, yapılacak nice buluş var...

Yazarın Tüm Yazıları