GeriMete Tamer OMUR Üç markaya hayat verdi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Üç markaya hayat verdi

AMERİKA’da önce güzel sanatlar alanında, daha sonra ise aşçılık üzerine eğitim alır. Hem okuyup hem de çalışır. Mutfağın yanı sıra, çanta ve giysiler tasarlar.

 

Yurtdışı deneyiminin ardından da Türkiye’ye döner. Çağrı Parlak’ın İstanbul’da hem restorana ortak hem de yöneticilik gibi deneyimleri olur. 2015’te ise rotasını Bodrum’a çeviren Çağrı Parlak, burada da üç markayla yeni bir yolculuğa çıkar. Bugün MOS-Museum Of Sweets ile pasta ve turtalar üreten, MOS Naturel’yle de kurutulmuş sebzeden bakliyata geniş bir ürün grubuyla tüketiciyle buluşan, Coco Purl’unda ise çantalar ve ev dekorasyon ürünleri tasarlayan Çağrı Parlak’ın hedefinde yurtdışı var. Gündemde ayrıcı; farklı konseptte yoga merkezi açma fikri de bulunuyor.

Üç markaya hayat verdi

ÇAĞRI Parlak... Yaşama yetişmek için birkaç işi aynı anda yapanlardan. Hem mutfakta üreten hem de dikiş makinesinin başına geçip çanta ve giysiler tasarlayan bir iş insanı. MOS-Museum Of Sweets, MOS Naturel ve Coco Purl’un kurucusu Çağrı Parlak, hem kariyer yolculuğunu, hem markalarının doğuş öyküsünü, hem de yarınlara dair planlarını anlattı. 1979 Gaziantep doğumlu Çağrı Parlak, kocaman sofraların kurulduğu, şen şakrak bir ailede büyür. 4-5 yaşlarında balık temizleyip, mantı kapatan, dedesiyle de kadayıflar açan Çağrı Parlak, anne ve babalar çalıştığı için de tüm torunları Ankara’da doğmuş, ancak İstanbul Moda’da büyümüş babaannesinin büyüttüğünü söyledi, hikayenin devamını şöyle aktardı:

Üç markaya hayat verdi

17’SİNDE ÇALIŞINCA KIYAMET KOPTU

“Lise bitene kadar kışları Gaziantep’te, yazlar ise İstanbul’dan Ege’ye gezerek geçti. 1995’te lise bitince de soluğu İstanbul’da aldım. En büyük hayalim tıp okumaktı. Ama o yıl girdiğim sınavda hayalim gerçekleşmedi. Dershaneye gönderildim. Ben de ihtiyacımız olmamasına rağmen Beyoğlu’nda bir mutfakta çalışmaya başladım. Ev yemekleri yapıyorduk. Tabii bizim ailede kıyamet koptu. O yaşta çalışmamı istemediler. Sadece dershaneye gitmek yetmiyordu bana ama ayrıldım mecburen. 1996 Ağustos’ta babamla trafik kazası geçirdik. Bu kazada babamı ve köpeğimizi kaybettim. Henüz 17 yaşındaydım, babam ise 44. Ağır yaralandığım kazada, bir Alman cerrahın kalp masajı müdahalesiyle hayata tutundum. Uyandığımda artık babam ve köpeğim yoktu. Kaza sonrası hayatımda büyük bir değişim başladı. Çocukluğumdan itibaren resim yapıyordum. Bu süreçte üniversite tercihimi de değiştirdim. O yıl, bana iyi gelebileceği düşünüldüğü için güzel sanatlar sınavlarına girdim. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Endüstriyel Tasarım ile Marmara Resim Bölümü’nü kazandım. Üniversite sürecinde de boş durmadım. Okulun yanı sıra bir restoranda da çalışmaya başladım.”

Üç markaya hayat verdi

27 YAŞINDA DİSNEY’E ŞEF OLDU

1999 Mart’a kadar hem okula gidip hem de çalışan Çağrı Parlak, o yıl annesiyle birlikte Amerika’ya taşınır. Hemen Ohio State Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim ve Heykel Bölümü’ne giren Çağrı Parlak, bir yandan da restoranda çalışmaya başlar. Parlak, “Çalıştığım restoran zincirine kısa süre içerisinde aldığım eğitimler ve performansım sonrasında eğitmen olarak atandım. Ülke çapında açılan tüm restoranlarda eğitimler vermek üzere görevlendirildim. Okul bitikten sonra 2003’te New York’a taşındım. Burada da Newyork French Culinary Ensitute’de aşçılık eğitimi serüvenim başladı. Bir yanda da bir resim galerisinde çalışırken moda tasarımına merak saldım. New York’ta yaşamak halen öğrencilik yapan biri için zordu. Yaşama yetişmek için birkaç farklı işleri aynı zamanda yapmanız gerekebilir. Bu süreçte çanta ve giysi tasarımları yapmaya başladım. Bazı tuval resimlerimi kesip giysilere dönüştürdüm. Soho’da 5 farklı mağazaya ürün veriyordum. 2006’da Florida Orlando Walt Disney’den bir festivalde şeflik teklifi aldım. Geçici bir süreliğine Florida’ya taşındım. Burada Walt Disney’deki şeflerle birlikte çalışma imkanı buldum. 2 bin 500 kişilik organizasyonlara 9 kişiyle Türk menüsü çıkarıyorduk. 11 ülke arasında en başarılı performans ödülünü aldım. 27 yaşında Disney’e şef olmak benim için gurur verici bir tecrübe. New York’a döndüğümde private chef olarak daha fazla işler yaptım. Tasarımlar devam etti” diyerek, Amerika macerasını anlattı.

Üç markaya hayat verdi

TATLININ MÜZESİNİ KURDU

Çağrı Parlak, 2009’da Türkiye’ye dönüp İstanbul’da bir restorana ortak olur. Nişantaşı’da bir İtalyan, Ortaköy’de ise balık restoranı yönetir, ama bunların kendisine çok da uygun olmadığını düşünen Çağrı Parlak, o süreci şöyle anlattı:
“Eski eşimle bir şirket kurup 6 yıl boyunca Portekiz, İtalyan, İspanyol firmalara franchise desteği veren bir işimiz oldu. Maslak’da plaza hayatı. Çok sık yurtdışı gezileri, defileler, fuarlar, tasarımlar, yatırımcılar, AVM’ler, mağazalar derken Türkiye piyasa koşulları yatırımcıları yorar bir hale gelince eski eşimle beraber başka bir alternatif yaratmaya çalıştık. Tabi bu arada gittiğim her ülkede oranın özel lezzetlerini denemeye çalışıyordum. Amerika’ya mı gidelim, burada mı kalalım derken 2015 Mayıs’ta Bodrum’da bulduk kendimizi. Bir süre evde oturdum. Ama evde oturmak bana göre değildi. Yeni arayışlara girdim. Bir İtalyan restoranı mı yoksa başka bir konsept mi derken daha sade, belirli ürünler çıkarmak için tatlı grubundan ürünler çıkaran bir yer olmayı hedefledim. Ve 2016’da tatlı müzesi anlamına gelen MOS-Museum Of Sweets doğdu. Burada pastalar, turtalar üretiyoruz. MOS başka bir marka doğurdu. MOS Naturel. Galetalarım artık MOS Naturel ile çıkıyor. 20 farklı çeşit galeta üretiyoruz. MOS Naturel’de dışarıdan üreticilerle de çalışıyoruz. Satış yapamayan, markası olmayan, destek arayan üreticilerle işbirlikleri yapıyoruz. Ürünü olup da satmak isteyen ve koşulları doğallığa uygun herkese kapımız açık.”

Üç markaya hayat verdi


HEMCİNSLERİNİ DE UNUTMADI

YILLARCA aynı anda birçok işi birlikte yürüten Çağrı Parlak, Bodrum’da da zaman içinde markaları üçler. Coco Purl’un tasarım markası olduğunu belirten Çağrı Parlak, çantalar ve ev dekorasyon ürünleri tasarladığını ifade ederek, şu bilgileri paylaştı:
“Ev dekorasyonu 3 ürün barındırıyor. Makrome yer halıları, sepet, saksılar ve yumoş battaniye. Purl, örgü ve tığ işi yaparken atılan bir düğümün adı ve ben bu düğümü hep çok sevdim. Oradan geliyor. Tasarımlarımızın hepsinde bu purl düğümü var. Coco Purl’un hayata geçmesi ise pandemiyle canlandı. Maalesef ki hepimiz çok zor zamanlardan geçiyoruz. Etrafımda kazanmaya ihtiyacı olan çok kadın var ve çoğu dışarıda çalışma fırsatı olamayan kişiler. MOS bünyesinde çalışma imkanı sunamadığım bir durumda çıktı meydana. İşte ben buna girişimcilik değil de sosyal sorumluluk olarak adlandırıyorum. Hepimizin sorumluluğu var bu hayatta. Özellikle de çevremizde ve bize dokunan kişilere karşı. En azından ben böyle hissediyorum. Onarla, biz birlikte hareket ediyoruz. Çoğunlukla yurtdışı satışı hedefliyorum. Türkiye’de e-ticaret kanalıyla büyümek istiyorum.”


İLK SIRADA
İHRACAT VAR

MOS Naturel ürünlerinin Bodrum, İstanbul, Ankara, Adana, Antalya, İzmir, Gaziantep, Trabzon, Samsun, Antalya gibi şehirlerde 62 farklı satış noktasında satışı yapıldığını dile getiren Çağrı Parlak, “Genel şarküteriler, doğal ürünler satan dükkan ve marketlerden oluşuyor satış noktalarımız. Aynı zamanda bazı alışveriş sitelerinde mağazalarımız var. Pandemi sürecimiz biter bitmez de ihracat var gündemimde. MOS bebeklerimden bir tanesi. Belki ileride bir ortaklık yapar, belki tek başına yürür bilemiyorum ama önü çok açık. Şansımız ve piyasa koşulları da el verirse Türkiye’yle sınırlı kalmak istemem” diyor.

KISA KISA

* Hayatı boyunca farklı farklı şeylerden zevk alan Çağrı Parlak, “Bence çok yönlü doğmuşum. Aynı zaman diliminde farklı şeyleri bir arada yapabilmek beni çok motive ediyor. Sabah dalışa gidip, oradan MOS’a gelmek, takı işlerini halledip akşam yogaya geçmek, gece bayılana kadar çanta modeli çıkarmak ve sabah tekrar yogayla başlamak. Delice gelebilir kulağa ama benim hiç boş vaktim yok” diyor.

* Columbia Üniversitesi’nde 2003’te yogaya başladığını söyleyen Çağrı Parlak, “Kendimi en bulduğum yerlerden biridir yoga. Bunu bu yıl profesyonel bir seviyeye taşıdım ve mart ayında uluslararası eğitmenlik sertifikamı alıyorum” diyerek, farklı konseptte yoga merkezi açma fikrinin olduğunu aktardı.

X

Küçük bir atölyeden şirketler grubuna

FARKLI alanlarda eğitim alan üç mühendis Şükrü, Günseli ve Sabri Ünlütürk, 1987’de 5 dikiş makinesiyle tekstil sektörüne ilk adımı atar. 1992’de ise ekibe Elvan Ünlütürk katılır. Fason üretimle başlayan hikaye süreç içinde grup şirketine dönüşür. Bugün 2 bine yakın çalışanıyla Sun Grup, tekstil ve hazır giyim sektörlerinde müşterilerine katma değerli ürünler sunarak ülkeye döviz kazandırıyor. Bugün 36 mağazası bulunan Jimmy Key’de ise hedef, her yıl Türkiye’de 5 mağaza açmak. Ayrıca, bu markayı yurtdışına taşımak da gündemde.

 

SUN Grup... Hem ortaklar arasındaki uyum hem de kurumsallaşma hamleleriyle yoluna emin adımlarla devam eden bir şirket. Tasarım ve AR-GE’ye verdiği önemle de hem ülkeye döviz kazandıran hem de istihdam sağlayan bir kurum. Jimmy Key Yönetim Kurulu Başkanı Elvan Ünlütürk ile hem şirketin kuruluş öyküsünü hem de Jimmy Key’in hedeflerini konuştuk. Grubun amiral gemisi olan Sun Tekstil’in sıfırdan başlayan bir hikayesi olduğunu dile getiren Elvan Ünlütürk, süreci şöyle anlattı:

DETERJAN YERİNE TEKSTİL

“Sun Tekstil’i maden, metalürji ve jeoloji mühendislikleri alanında eğitim alan Şükrü Ünlütürk ve eşi Günseli Ünlütürk ile benim eşim Sabri Ünlütürk 1987 kuruyor. 3’ü de farklı alanlarda eğitim almış olmalarına rağmen, yatırımlarını tekstile yapıyorlar. Üniversite sonrası baba mesleği deterjanda gelecek göremedikleri için yeni arayışlara giriliyor. Ve o süreçte de Ankara’da tekstil sektöründe faaliyet gösteren bir akrabanın, ‘gelin birlikte çalışalım’ sözüyle ilk adım atılıyor. İzmir’de 4-5 dikiş makinesiyle tekstil macerası başlıyor. Tekstil mühendisliğinde mezun olduktan sonra 1992’de ben de Sun Tekstil’de çalışmaya başladım.”

KENDİ MARKASINI DA YARATTI

Beş dikiş makinesiyle başlayan fason üretimin 1989’da ihracatla yeni bir boyut kazandığını söyleyen Elvan Ünlütürk, “O dönem yoğun olarak Amerika’ya ihracat yapılıyordu. 1992’de ise ilk örgü makinelerimizi almaya başladık. 4 taneyle başlayan örgü makinesi sayısı bugün 250 civarında. Küçük bir boyahane kurduk. 2000’de de Ekoten Tekstil’i satın alarak kumaş üretimi serüvenimiz başladı. 1997 yılında da kendi markasını yaratmak üzere yola çıkan Sun Tekstil, ilk Jimmy Key koleksiyonunu gerçekleştirdi. Süreç içinde de AR-GE merkezimizi kurduk ve teknik tekstile yatırım yaptık. Hollanda ortaklığıyla otomotiv sanayi alanında faaliyet gösteren Ames Europe ile de yeni bir kulvar yarattık. Bunun yanı sıra yine teknik tekstil kapsamında, savunma sanayi için kamuflaj kumaşları üretimi yapan bir yapımız da var” diyerek, Sun Tekstil ile başlayan serüvenin geldiği son durumu paylaştı.

Yazının Devamını Oku

Babasının hayalini markalaştırdı

HER şey babasının İzmir Urla’da zeytin bahçesi almasıyla başlar. Kariyerine profesyonel olarak devam eden iç mimar Kübra Özmen Kutanoğlu da bir süre sonra kendini babasının en büyük tutkusunun içinde bulur. Süreç içinde babasının hobisi Kübra Özmen Kutanoğlu’nun da mesleklerinden biri olur ve bunu da bir markaya dönüştürür. “Hayal Bahçe’den” ismiyle yeni bir yolculuğa çıkan Kübra Özmen Kutanoğlu, bugün Türk zeytinyağının kalitesini dünyaya duyurma hedefiyle çalışıyor. Kutanoğlu’nun gündeminde ise hem zeytinyağı tüketicisinin bilinçlenmesi hem de ihracat var.




KÜBRA Özmen Kutanoğlu... Hiç bilmediği bir sektörde aldığı eğitimlerle kendini geliştirerek zeytin ve zeytinyağı sevdalısına dönüşen bir iş insanı. Bunun için de İstanbul ve İzmir arasında mekik dokuyan genç bir girişimci. Hayal Bahçe’den markasına hayat veren Kübra Özmen Kutanoğlu ile hem kariyer yolculuğunu, hem markanın doğuş öyküsünü, hem de geleceğe dair hedeflerini konuştuk. 1991 İstanbul doğumlu olan Kübra Özmen Kutanoğlu, çocukluğundan itibaren üretmeyi çok sevdiğini paylaşarak, şöyle devam etti:

İÇ MİMARLIĞI TERCİH ETTİ

“Bu istekle de kendime en uygun mesleğin iç mimarlık olduğunu düşünüyordum. Öyle de oldu. Bahçeşehir Üniversitesi’nde İç Mimarlık okudum. Tek tercihimdi. Üniversitenin ardından da bir inşaat firmasında profesyonel iş hayatına ilk adımımı attım. Şantiyede çalıştım. Benim için önemli bir deneyim oldu. Bir yıllık çalışmanın ardından da yurtdışına gittim. Burada da mesleğimle ilgili eğitimler aldım. Daha sonra Türkiye’ye döndüm ve Beykoz Üniversitesi’nde çalışmaya başladım. Bugün orada Yapı ve Teknik İşler Müdürü olarak kariyerime devam ediyorum.”

Yazının Devamını Oku

Denizin gizli kahramanları

HER ikisi de su ürünleri mühendisliği üzerine eğitimi alır. Semira Çakaloz ve Ata Burak Çakaloz’un yolları balık çiftliği tesisi kurulumu yapan bir firmada kesişir. Bir süre sonra firmanın faaliyetlerine son vermesiyle Çakaloz çifti, kendi hikayelerini yazma kararı alır. Ve 2009’da İzmir’de Asakua Su Ürünleri’ni kuran Semira Çakaloz ve Ata Burak Çakaloz, rotalarını yurtdışına çevirir. Bugün balık çiftliği kurulumundan denizcilik malzemelerine kadar geniş bir alanda faaliyetlerini yürüten Semira Çakaloz ve Ata Burak Çakaloz’un gündeminde hem istihdamı artırmak, hem de yeni tasarımlarla sektöre katkı sağlamak var.

 

SEMİRA ve Ata Burak Çakaloz... Kurdukları tesislerle, hızla büyüyen su ürünleri sektörünün aslında gizli kahramanları. Bu çalışmalarıyla da ülkeye döviz kazandıran iki girişimci. Asakua Su Ürünleri’nin kurucularından Semira Çakaloz ile hem firmanın doğuş öyküsünü hem de gelecekle ilgili hedeflerini konuştuk. Semira Çakaloz, Çukurova Üniversitesi Su Ürünleri Mühendisliği’ni, Ata Burak Çakaloz ise Sinop Üniversitesi’nde su ürünleri mühendisliği okur. Semra Çakaloz, üniversitenin ardından da kendi mesleğini yapabileceği uygun şartların olmaması nedeniyle profesyonel kariyerinde ilk adımı havacılık alanında atar. Semira Çakaloz, o süreci şöyle aktarıyor:

 

YOLLAR ORKİNOS ÇİFTLİĞİNDE KESİŞTİ

“O yıllarda kadınların balık çitliklerinde çalışabilecekleri bir ortam maalesef yoktu. Erkek egemen bir sektördü. O süreçte Ata ise Ege Üniversitesi’nde master yapıyordu. Ben bir süre sonra Antalya’da bulunan bir orkinos çiftliğinde işe girdim. Ve böylece eğitimini aldığım sektöre geri döndüm. Burada çalıştığım süreçte de Ata ile tanıştım. Yüksek lisan yapan Ata, orkinoslarla ilgili yaptığı araştırma nedeniyle ortak bir arkadaşımızın yönlendirmesiyle benimle irtibata geçti. 1 yıllık orkinos deneyimin ardından, Milas’ta balık çiftlikleri kuran bir proje şirketine geçtim. Daha sonra Ata da o şirkette çalışmaya başladı. “

KENDİ HİKAYELERİNİ YAZDILAR

Yazının Devamını Oku

Ölümsüz ağaca borcunu yeni markayla ödedi

AİLESİ yıllarca ekmeğini zeytin ağacının meyvesini işlemek için ürettikleri makinelerden kazanır. Özden Gözlüklü Saka da 6 yaşından itibaren bu serüvenin bir parçası olur. Sekreterlik de yapar, CNC tezgahlarını da kullanır.

 

Aile şirketinde kariyer basamaklarını birer birer çıkan Özden Gözlüklü Saka’nın aklında ise hep kendi markasını yaratmak vardır. “En iyi iş bildiğin iştir” mottosuyla da odağını zeytin ve zeytinyağına çevirir. Özden Gözlüklü Saka, kızı Defne’nin alerji problemini yüksek polifenollü zeytinyağı sayesinde atlatmasıyla bu alanda bir marka çıkartmaya karar verir. Ve 2021 Şubat’ta Defnelia’yı kurar. Defnelia ile kısa sürede hem ulusal hem de uluslararası yarışmalardan ödülle dönen Özden Gözlüklü Saka’nın hedefi ise yüksek polifenollü zeytinyağı üretiminin yanı sıra farklı sağlıklı ürünler de var.

ÖZDEN Gözlüklü Saka... Bugün bir yandan global bir oyuncu olan aile şirketinin büyümesi için emek veren, öte tarafta kendi hikayesiyle de farkındalık yaratmak için koşturan genç bir girişimci. Yüksek polifenollü zeytinyağını insanların günlük rutinlerinden biri haline getirmeyi kendine misyon edinmiş bir iş insanı. Defnelia’nın kurucusu Özden Gözlüklü Saka’yla kariyer yolculuğundan markanın doğuş serüveninden yarınlara dair planlarına kadar birçok konuyu konuştuk. 1988 Aydın doğumlu olan Özden Gözlüklü Saka, 5-6 yaşlarında sekreterlik yaparak kariyer hayatına o zamanki ismi Hakkı Usta ve Oğulları olan HAUS’ta başlar. Özden Gözlüklü Saka, o süreci şöyle paylaştı:

KÜÇÜK YAŞTA BAŞLADI

“8-9 yaşlarında iken annem de aile şirketimizde muhasebe müdürü olarak çalışmaya başlamıştı. O yaşlarda da anneme yardım ederdim. Bunun yanı sıra üretimde CNC tezgahlarını kullanırdım. Yani kendimi bildim bileli aile şirketimizin içindeyim. Aydın’daki ilköğretim ve lise eğitimini tamamladıktan sonra üniversite için İzmir’e gittim. Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü’nü kazandım. Üniversite 1 ve 2’nci sınıf dönem arası ve yaz tatillerinde de firmamızın muhasebe, satın alma, satış sonrası hizmetler, satış ve pazarlama departmanlarında belirli sürelerde staj yaptım. İzmir’de de farklı kurumlarda staj deneyimlerim oldu. Yine 2’nci sınıfta Avrupa Birliği’nin organize ettiği firmamızın da partneri olduğu bir projeyi yürüttüm. Üniversiteyi bitirdikten sonra Sunderland Üniversitesi Londra Kampüsü’nde MBA tamamladım. MBA’ye başlamadan öncede firmamızın satış sonrası hizmetler departmanında babamla birlikte bazı çalışmalar yaptık.”

Yazının Devamını Oku

Zeytinin tozunu çıkardı

ABLALARI gibi akademisyen olmayı planlar. Ama babasının aldığı zeytin bahçesi tüm kariyer hedeflerini değiştirir.

 

Aysu Gürman, zeytinden yağ elde edilme sürecinde karasu gerçeğiyle yüzleşir. Yüksek lisans yaptığı süreçte de, ilan panosunda gördüğü TÜBİTAK’ın teknogirişim desteğiyle odağını zeytine çevirir. Ve hazırladığı proje destek alınca da EGE Teknopark’ta AnadOlive ismiyle kendi şirketini kurar. Gürman, zeytin ve zeytinyağı proses yan ürünlerini sıfır atık felsefesiyle geri dönüştürerek ‘toz zeytin’ üretir. Bugün toz zeytinin yanına baharat grubu ile zeytin yaprağı çayını da ekleyen Aysu Gürman’ın hedefinde ise ihracat var. Gürman, ayrıca karasudan kozmetik ve ilaç sanayine yönelik de ürünler geliştirmeyi planlıyor.

AYSU Gürman... Çalışmalarıyla hem çevre kirliliğinin önüne geçmek için mücadele veren hem de yüksek katma değerli gıda ürünleri üreten genç bir girişimci. Tüm bunları da sürdürülebilir kalkınma hedefiyle hayata geçiren bir isim. AnadOlive Gıda ve Sanayi’nin kurucusu Aysu Gürman ile hem girişimcilik macerasını hem de geleceğe dair planlarını konuştuk. Mali müşavir bir baba ve ev kadını annenin dört kızından en küçüğü olarak 1990’da İzmir’de dünyaya ‘merhaba’ diyen Aysu Gürman, Ege Üniversitesi Gıda Mühendisliği’nden mezun olur olmaz hemen aynı bölümde yüksek lisansa başladığını söyleyerek, hikayesinin devamını şöyle anlattı:

BAHÇE PLANLARI DEĞİŞTİRDİ

“Ablamın biri babamla çalışıyor, diğer ikisi de akademisyen. Ben de iki ablamın peşinden giderek akademisyen olma planıyla, yüksek lisans sürecine başladım. Tabii tüm bunlardan önce babam 2015’te Manisa Saruhanlı’da 35 dönümlük zeytin bahçesi aldı. Babam, ‘hadi mezun oluyorsun, bu bahçe senin. Ne yapacaksın bakalım’ diyerek, omuzlarıma bir yük verdi. Gıda mühendisi olarak topraktan sonrası benim uzmanlığıma girse de babam bana farklı şeyler yapmam adına bir fırsatın kapılarını aralamış oldu. Ve ilk hasadımızı yapıp zeytinlerimizi elle topladık. Sonra o zeytinler yağa dönüşürken, teorideki bilgilerin pratikte hiç de öyle olmadığını gördüm. Zeytinden yağ elde ediliyor ama arkasında birçok proses de ortaya çıkıyor. Hem pirina hem de karasu gibi bir gerçekle yüzleştik.”

Yazının Devamını Oku

Sağlığı ve bakımı eve taşıdı

Kimine göre radikal, kimine göre ise riskli olarak yorumlanan her adımına çevresinden ‘yapma’ sözü yükselir. Bu, hem üniversite hastanesinden ayrılıp özel sektöre geçtiğinde hem de özeli bırakıp kliniğini kurduğunda böyle olur. Beyin ve sinir hastalıkları uzmanı Dr. Gökhan Gürel, süreç içinde de evde sağlık ve bakım hizmeti ihtiyacının arttığını fark eder, Evde Bakım İzmir’i kurar. Bugün İzmir merkezli Home Care Evde Sağlık & Bakım markasıyla ihtiyaca kurumsal çözümler sunan Dr. Gürel, bunu önce ulusal sonra da global oyuncu haline getirmeyi planlıyor. Gürel’in gündeminde ayrıca dijitalleşme de var.

 

 

GÖKHAN Gürel... Sağlıkçı kimliğinin yanına girişimciliği de ekleyen bir isim. Çocukluğundan itibaren de ihtiyaçları iyi okuyarak onlara çözüm geliştiren, sağlık alanında ‘farklı ne yapabilirim’ sorusuna yanıtlar arayan bir doktor... Dr. Gökhan Gürel ile hem kariyer yolculuğunu, hem Home Care Evde Sağlık & Bakım’ın doğuş öyküsünü, hem de gelecekle ilgili planlarını konuştuk. 1978’de Akhisarlı tütün eksperi bir bananın oğlu olarak dünyaya ‘merhaba’ diyen Gökhan Gürel, lisans öncesi öğrenimlerini Akhisar’da yaptığını, girişimcilik anlamında da ilk adımları o yıllarda attığını paylaştı. Güler, o süreci şöyle aktardı:

GAZETE DE SATAR LİMONATA DA

“İçimdeki bir dürtüyle ticarete karşı bir merakım vardı. Bunun da ilk adımını nüfus sayımı gibi nedenlerle sokağa çıkma yasağının olduğu süreçlerde gazete satarak attım. Bayram gazetesiyle devam ettirdim. Ortaokul yıllarında ise bir arkadaşımla birlikte pazarda limonata satarak serüven devam etti. Tabii ekonomik bir ihtiyaçtan bunu yapmıyordum. Hatta, babam bir keresinde beni limonata satarken gördü ve çok kızdı. O gün içim acısa da limonatayı dökerek evin yolunu tuttum. Lise yıllarında da boş durmadım. Sigara fabrikasında çalışanlara ütü ve masasını pazarladım.”

İLK ADIMI ÜNİVERSİTE DE ATTI

Yazının Devamını Oku

Globale İzmir imzası

HER şey 2001’de Belçika’da başlar. Dijital ajans olarak kısa sürede global bir marka olmayı başarır. Emakina, 2006’da da Türkiye’ye gelerek İzmir ofisini açar. 20 yılda 3 kıtada, 18 ülkede 22 ofise ulaşan Emakina, bugün birçok projesini İzmir’de geliştirerek dünyaya ihraç ediyor. Özel çevrimiçi ve çevrimdışı yolculukları tasarlayıp çevrimiçi dünya ile çevrimdışı dünyayı bir araya getirmeye devam eden markanın gündeminde ise İzmir’deki 300 olan çalışan sayısını 500 çıkarmak var. Ayrıca, Türkiye’deki firmaları da global oyuncu yapmak gibi hedefi bulunuyor

 

EMAKİNA... Belçika merkezli ve borsaya açık bir dijital ajans... Kendi içinden girişimciler yetiştirerek de büyümeyi tercih eden global bir oyuncu. Emakina Türkiye Yönetim Kurulu Danışmanı Özgür Baykut ve Genel Müdür Semih Turgut ile markanın öyküsünden Türkiye operasyonlarına, gelecek planlarından İzmir’in konumuna kadar birçok konuyu konuştuk. Kendilerini kullanıcı ajansı olarak tanımladıklarını, bunun nedenini ise müşterilerinin müşterilerini hedef alarak çalışmalar yapmalarına bağlayan Özgür Baykut, şöyle devam etti:

20 YILDA 2 BİN 200 PROJE

“Alanında bağımsız bir ajansız. Avrupa’da da ilk 5’teyiz. Belçika’da halka açık bir şirketiz. Yüzde 30 teknoloji, yüzde 70’de strateji ve iş geliştirme şirketeyiz. Şu an birçok bilindik global marka bizim müşterimiz. Hemen her ülkede iş yapıyoruz. Müşterilerimiz arasında spor ayakkabısı satan da var 640 bin dolara yüzük satan da... 20 yılda 2 bin 200’ün üzerinde proje yaptık. E-ticaretten web tasarımına, mobil uygulamalardan iletişime çok geniş bir kulvarda çalışıyoruz. Ve sektör ayırmaksızın bunu yapıyoruz.”

DÜNYAYA TEKNOLOJİ İHRACATI

Emakina’nın bugün global bir oyuncu olduğunu ve 18 ülkede 22 ofisi bulunduğunu paylaşan Özgür Baykut, Türkiye ofisinin hikayesinin ise şöyle anlattı:

Yazının Devamını Oku

Basit girişimi nakışla işlediler

Her ikisi de farklı sektörlerde kariyerlerine satış alanında yön verir. Her buluşmalarında da yaşamı renklendirmek için neler yapabileceklerini konuşurlar. İşten kumsaldaki yaşama kadar birçok alanda insanların kendilerini iyi hissettirecek kıyafetlere ihtiyaç duyduğunu düşünürler. Ve Selvin Yeşukan Çevikel ile Tuba Özen Yazar, farklı sektörlerdeki birikimlerini hazır giyime aktarmaya karar verir. Giyimde basit bir yaşam hedefiyle Çevikel ve Yazar, 2016’da kendi markalarını kurar. Bugün İzmir’de Live Basic markasıyla tişörtten kimonoya kadar çeşitli ürünlere nakış ekleyerek katma değer yaratan Selvin Yeşukan Çevikel ve Tuba Özen Yazar’ın hedefinde ise daha fazla ülkeye ulaşmak var.

 

LIVE Basic... Hayatın tadını çıkartıp, bütün güzelliklerini kucaklayarak, koşuşturmacadan uzakta basit yaşamanın zorluğundan ilham almış bir marka. Yaşamı renklendirmek, yaşamın her anında birlikte olmak amacıyla yola çıkan iki iş insanın hikayesinin yansıması. Live Basic’in hem doğuş öyküsünü hem de yarınlara dair hedeflerini markanın kurucuları Tuba Özen Yazar ve Selvin Yeşukan Çevikel’den dinledik. 1982 İzmir doğumlu olan Tuba Özen Yazar, tüm eğitim hayatını İzmir’de tamamlar. Manisa Celal Bayar Üniversitesi İktisat mezun olan Yazar’ın, aslında üniversiteden itibaren satış odaklı deneyimleri olur.

KURUMSAL HAYATIN ARDINDAN
Üniversitenin ardından da bu deneyimlerle birlikte kurumsal hayata ilk adımını global bir giyim markasında 5 yıl mağaza müdürlüğü, ardından da 7,5 yıl farklı bir şirkette bölge müdürlüğü yaparak atar. 1979 İzmir doğumlu Selvin Yeşukan Çevikel de üniversite tercihi için kent değiştirir ve Uludağ Üniversitesi Turizm ve Otelcilik okur, ikinci sınıfta da otomotiv sektörüyle tanışır. Asıl hayali turizmde işin mutfağında çalışmak olsa da bu hayata geçmeyince Selvin Yeşukan Çevikel, kariyerine otomotiv sektörünün satış alanında yön verir. Çevikel, 20 yılın sonunda da kendi hayallerinin peşinden gitmek için kurumsal hayata nokta koyar. Eşleri aracılığıyla tanışan ve arkadaş olan Selvin Yeşukan Çevikel ve Tuba Özen Yazar, kurumsal hayatın yoğun temposu içinde buluştukları her fırsatta modaya olan meraklarıyla neler yapabileceklerini konuşurlar. Çevikel, o süreci şöyle anlattı:

ÖNCELİKLERİ RAHATLIK OLDU

Yazının Devamını Oku

Global markaların dijital ikizini yaratıyor

Amerika’da girişimciliğin okulunu okur. Ve üniversitenin ardından da 2009’da Denizli’de yatırım yapan bir arkadaşına destek için Türkiye’ye gelir. Ama girişim başarısız olunca John Mickey, Amerika’ya döner ve teknoloji şirketlerinde kariyerine profesyonel olarak yön verir. Aklında hep kendi işini kurma fikri olan John Mickey, edindiği deneyim ve sermayeyle de bunu kaliteli iş gücü nedeniyle Türkiye’de hayata geçirmek ister. Bir süre Türkiye’yi daha iyi tanımak adına bir şirkette çalışmaya başlar. İki yıllık deneyimin ardından da John Mickey, İzmir’de global şirketlerin mevcut altyapı ve bina portföylerini dijital forma dönüştüren sistem geliştirir.

Bugün Ege Serbest Bölgesi’nde bulunan İzÜRET ile global markaların dijital ikizlerini yaratıyor, hedefi ise daha fazla kişiye iş imkanı sunarak dünyaya yazılım ihraç etmek.


 

JOHN Mickey... Eğitimini aldığı girişimciliği, sahada farklı kurumlarda çalışarak edindiği deneyimlerle farklı boyuta taşıyan bir iş insanı. Çağımızın en büyük gerçekliği olan dijitali kullanarak global markalara farklı bir kapı açan girişimci. İzÜRET Yazılım ve Mühendislik’in kurucusu John Mickey ile hem girişimcilik serüvenini hem çalışmalarını hem de gelecek planlarını konuştuk. Amerika’nın Kuzey Karolina Eyaleti’nde 1987’de dünyaya merhaba diyen John Mickey, Kuzey Karolina’nın en büyük kentlerinden Charlotte’de büyüdüğünü söyleyerek, hikayesinin devamını şöyle anlattı:

GİRİŞİMCİLİĞİN OKULUNU OKUDU
“Amerika’da çok büyük bahçeler var. Ve sonbaharda bu bahçelerdeki ağaçların kuruyan yaprakları önemli sorundu. Bir arkadaşımla birlikte bu sorunu fırsata çevirmek adına girişimde bulunduk. Tabelalar bastırıp, bu yaprakları toplamaya başladık. İlk paramı 12 yaşımda böyle kazandım. Sonra izciydim. Ve bu da bana büyük tecrübe kattı. Süreç içinde çeşitli organizasyonları yönetme fırsatı elde ettim. Daha sonra 2005’te Kuzey Karolina Eyalet Üniversitesi’ni kazandım. Burada da İşletme Bölümü’nü seçtim. Tek bir alanda uzmanlaşmak yerine birçok konuda bilgi sahibi olmak istiyordum ve o dönem karşıma ‘girişimcilik’ seçeneği çıktı. 3’üncü yılımda eğitimime girişimcilik alanında devam ettim. Üniversitenin ilk girişimcilik mezunlarından biri oldum.”

GELİŞTİRDİĞİ FİKİR TUTTU VE...

Yazının Devamını Oku

Satın almayla pedala bastılar 10 bisikletin 6’sını ürettiler

Bisiklet üretimi için ilk adım doksanların başında Ataman Bükey’den gelir. Daha sonra devreye Ovadya Sarda girer. Üretim lisansıyla başlayan sürecin sonunda Bianchi Bisiklet, yüzde 100 Türk sermayeli bir şirkete dönüşür. Süreç içinde Bianchi Bisiklet, dünyanın en eski bisiklet markalarından İtalyan Atala’ya ortak olur. 2011’de ise sektörün önemli oyuncularından Hollandalı Accell Group, Manisalı Bianchi Bisiklet’i satın alarak yeni bir dönemi başlatır. Bianchi Bisiklet’ten aldığı bayrakla Accell Bisiklet, Türkiye’den ihraç edilen bisikletlerin yüzde 60’ını gerçekleştirerek yoluna devam ediyor.

 

ACCELL Bisiklet... Türkiye’de bisiklet denince akla gelen ilk şirketlerden birini satın alarak gücüne güç katan bir kurum. Accell Bisiklet Genel Müdürü Anıl Şakrak ile hem satın alma sonrası yaşanan dönüşümü hem de sektörün son durumunu konuştuk. Bianchi Bisiklet’in hikayesinin merhum Ataman Bükey ile başladığını ifade eden Şakrak, Ataman Bükey’in Türkiye’de bisikleti sıçratan isim olarak bilindiğini belirterek, şöyle devam etti:

2011’DE TABELA DEĞİŞTİ
“Türkiye’de İtalyan Bianchi ile bir ortaklık yapılır. Zaman içinde yeni ortaklıklar da sürece katılır. Jawa’yı Türkiye’ye getiren ve motosiklet sektörünün duayenlerinden Ovadya Sarda, yapıya ortak olur. 1997’de ise Bianchi Bisiklet, yüzde 100 Türk sermayeli bir şirkete dönüşür. Bianchi’nin Türkiye’deki üretim lisansı alınır. Zamanla da şirket çok büyür. Bu büyüme öyle bir noktaya gelir ki, İtalyan Atala’yı satın alır. Bu büyüme devam ederken devreye Avrupa’nın en büyük bisiklet üreticilerinden Accell Group girer. Borsaya açık bir şirket olan Hollandalı Accell, 2011’de Bianchi Bisikleti satın alır.”

SATIŞ KANALI ZENGİNLEŞTİ

Yazının Devamını Oku

Üretmeye adanmış bir hayat hikayesi

Babasının ‘ayağı bağlansın’ sözüyle, 13’ünde bisiklet parçaları üreten bir firmada işe başlar. Bu çalışma maratonu, makine mühendisliğini bitirene kadar sürer.

 

Oğuz Diken, yüksek lisansın ardından da öğretim görevlisi olur. Diken, 90’ların başında ise akademisyenliği bırakıp pazarın ihtiyaçlarına cevap vermek için arkadaşıyla birlikte OM Mühendislik’i kurar. Süreç içinde yoluna tek başına devam eden Oğuz Diken, dünyanın önemli beton pompacılarından biri için çeşitli ürünler üretir. Ama firmanın Türkiye’de tesis kurmasıyla Oğuz Diken, bu alanda kendi hikayesini yazmak adına ortaklı bir yapıyla BETONSTAR’ı kurar. İstanbul’da başlayan üretim serüvenini süreç içinde İzmir’e taşıyan Diken, birçok ilke imza atar. Oğuz Diken, bugün ürettiği kamyon üzeri ve sabit beton pompalarını 50’yi aşan ülkeye ihraç ediyor. Hedefi ise sektörün lideri olmak.

 

OĞUZ Diken... Küçük yaşta iş hayatına atılmayla, mühendislik bilgisini harmanlayan bir sanayici. Bu harmanla da ilkelere ve farkındalıklara imza atan bir girişimci. BETONSTAR A.Ş. Kurucu Ortağı ve Yönetim Kurulu Başkanı Oğuz Diken ile girişimcilik serüveninden geleceğe dair planlarına kadar birçok konuyu konuştuk. Öğretmen bir babanın çocuğu olarak 1961’de Aydın’da dünyaya ‘merhaba’ diyen Oğuz Diken, babasının öğretmen olması nedeniyle 5 yaşında okula başladığını söyleyerek, hikayesinin devamını şöyle sürdürdü:

İLK ADIMI 13’ÜNDE ATTI
“Köy Enstitüsü mezunu babam, benim de erken yaşta çalışma hayatına atılmamı istedi. Ve ‘ayağı bağlansın’ mantığıyla da Aydın’da bisiklet yedek parçası üreten bir tanıdığının yanına beni çırak olarak verdi. İlk başta imalat kısmında çalıştım. Preslerin kestiği saçları topluyordum. Ama bir haftanın sonunda patronum, ‘sen buranın adamı değilsin’ diyerek beni ofis işlerinde çalıştırmaya başladı. 13 yaşında fatura keserek işe koyuldum. Bu çalışma süreci Yıldız Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü’nü kazandığım dönemde de her yaz devam etti. Yüksek lisansla birlikte asistan olduğumda ise bu çalışma süreci son buldu. Tabii, yıllar sonra o patronum bana ‘gel Aydın’da birlikte fabrika kuralım’ diye ortaklık teklif etse de ben kendi yolumu çizmiştim.”

Yazının Devamını Oku

Hobisi bilişimle eğitim aldığı kimyayı birleştirdi

Aileden aktarılan bir ticari birikim olmayınca Yılmaz Seçkiner de kendi keşif yolculuğuna çıkar.

Kimya bölümünün ardından bir yandan kariyerine profesyonel olarak devam eder, diğer tarafta ise kendi işini kurar. Web tasarım, kozmetik ticareti girişimlerine Yılmaz Seçkiner, süreç içinde ilaçlamayı da ekler. İlaçlamanın e-ticaretini oluşturan Seçkiner, süreç içinde tüm ağırlığını bu alana kaydırır. Dijitalleşme hedefiyle de ‘haşere kontrol sistemi’ni kurar. Yılmaz Seçkiner’in hedefinde ise Endüstri 4.0 uygulamalarıyla geliştirdiği sistemi hem franhchise modeliyle büyütmek hem de global bir oyuncu olmak var.

YILMAZ Seçkiner... Hem hobisi olan bilişimi hem de eğitim aldığı kimyayı aynı potada buluşturarak iş modeli geliştiren genç bir girişimci. Geleceğin biyogüvenlik sistemlerinde olduğuna inanan bir iş insanı... Seçkiner Teknoloji ve Kimya A.Ş.’nin kurucusu olan Yılmaz Seçkiner ile hem girişimcilik yolculuğunu hem de gelecek planlarını konuştuk. 1987 İzmir Bergama doğumlu olan Yılmaz Seçkiner, çiftçi bir dede ve işçi emeklisi bir babanın olduğu bir ailede büyüdüğünü söyleyerek, şöyle devam etti:

İLK ADIM SEMT PAZARINDA
“İş konusunda da ilk deneyimim küçük yaşlarda babaannemin ürünlerini pazarda satma şeklinde oldu. Liseye kadar Bergama’da geçti hayatım. Üniversite için ise Elazığ’a gittim. Fırat Üniversitesi Fen Fakültesi Kimya Bölümü’nde okudum. Bu süreçte de birçok staj deneyimim oldu. 2009’da mezun olduktan sonra kariyerime profesyonel olarak devam ettim. Ama benim liseden beri en büyük hobim diyebileceğim bilişim vardı. Kimya okusam da web tasarımı ve yazılıma karşı özel bir ilgim duyuyordum.”

KEŞİF YOLCLUĞUNA ÇIKTI

Yazının Devamını Oku

Zeytinin büyüsüne kapılıp yeni keşiflere yelken açtılar

Yaşanan sağlık sorunuyla yollar zeytinle kesişir. Ve 2015’te Sebahattin Karameşe’nin girişimiyle ‘Tlos Olive’ Fethiye’de doğar. Kariyerlerine yurtdışında devam etme kararı alan Tolga-Tuba Özen de çocuk sahibi olacaklarını öğrenince rotayı Ege’ye çevirir.

Restoran işletmeye başlayan Özen çifti, Karameşe ile tanışınca yeni bir girişime adım atar. Tlos Olive çatısı altında el ele veren üç isim, ortaya çıkan güçbirliğiyle hem ulusal, hem de uluslararası platformlarda zeytinyağında önemli ödüller alır. Bugün hem iç piyasaya, hem de yurtdışına zeytinyağı veren butik bir marka olarak yoluna devam eden üç ortağın gündeminde ise gurme mutfak ve zincir restoran oluşturmak var.




TLOS Olive... Gücünü hem ölmez ağaç zeytinden, hem de farklı alanlarda bilgi birikimi olan ortaklarından alan bir marka. Zeytinin büyüsüne kapılmış ve araştırdıkça daha da büyülü faydalarını keşfetmiş ve keşfetmeye de devam eden bir grubun eseri. Tlos Olive’in ortakları ile şirketin kuruluş serüvenini ve gelecekle ilgili planlarını konuştuk. Tolga Özen, Bilkent Bilgisayar Mühendisliği’ni bitirdiğini, bunun üzerine İngiltere’de MBA yaptığını, eşi Tuba Özen’in Ege Üniversitesi İşletme’yi bitirdiğini, Sebahattin Karameşe’nin ise küçük yaşta inşaat işlerinde çalışarak bu alanda kariyerine devam ettiğini paylaştı. Tolga Özen, hikayenin devamını şöyle aktardı:

BUNU BİZ NEDEN YAPMAYALIM

Yazının Devamını Oku

Tek başına çıktığı yolda bugün dünyayı giydiriyor

Tekstil mühendisliğinden mezun olduktan sonra kariyerine profesyonel olarak devam eder.

Ama bir süre sonra yapmak istediklerini profesyonel hayatın kısıtladığını fark eder. Sijan Şeyma Şengil, Denizli’de kendi şirketini kurma kararı alır. 27’sinde maddi birikimi olmadan yola çıkması çevresindekileri korkutsa da Şijan Şeyma Şengil, tutkularının peşinden gider. Barine’nin ilk dönemlerinde tek başına çalışan Sijan Şeyma Şengil, bugün ev dekorasyonu, plaj ve çocuk giyiminde dünyanın birçok ülkesine kendi markasıyla ürün gönderiyor. Tek başına başlayan serüveni 100 kişilik bir aileye dönüştürmeyi başaran Sijan Şeyma Şengil’in gündeminde ise daha çok hayata dokunmak var.

SİJAN Şeyma Şengil... Girişimciliği kendine uzak bir kavram olarak görse de hayalindeki mesleği yapmak için genç yaşında büyük sorumluluk üstlenen bir iş insanı. Bu serüvende de zorluklardan korkmayan ve onların üstüne giderek üretmeyi seçen bir girişimci. Barine markasının kurucusu Sijan Şeyma Şengil ile hem kariyer yolculuğunu hem de gelecekle ilgili hedeflerini konuştuk. 1980 Ankara doğumlu, memur baba ile ev kadını annenin üç çocuğundan biri olan Sijan Şeyma Şengil, ilk, orta ve lise eğitimini bu kentte tamamlar. Sijan Şeyma Şengil, hikayesinin devamını şöyle aktardı:

MADDİ BİRİKİMİ OLMADAN BAŞLADI
“Ankara’dan sonra üniversite için İzmir’e geldim. Ege Üniversitesi Tekstil Mühendisliği Bölümü’nde okudum. Çocukluğumdan beri tekstil ve üretim, hayatımda çok önemli bir yere sahipti. Tekstil mühendisliği bu anlamda benim için doğru bir seçim oldu. Çocukluk hayalim; istediğim ve seveceğim bir meslek için eğitim almak, çok çalışmak ve o meslekle hayatımı sürdürmekti. Çalışma hayatıma da bu şekilde başladım. 2002’de üniversiteden mezun olduktan sonra Denizli’de ilk adımı attım. 5 yıl profesyonel olarak çalıştım. Ancak içimde yapmak istediklerimin birikmesi, profesyonel çalışma hayatında bu isteklerin kısıtlı yerine getirilebilmesi beni 27 yaşımda kendi markamı ve şirketimi kurmaya itti. Genç ve maddi birikimim olmadan girişimciliğe soyunmam, çevremdekileri özellikle ailemi çok korkuttu. Ancak beni engellemeye çalışmadılar ve ellerinden gelen desteği her zaman gösterdiler.”

MARKANIN ADI ANNEANNEDEN

Yazının Devamını Oku

Hayalleri de ortak

KARİYERLERİNE İngilizce öğretmeni olarak devam etseler de farklı hayaller kurarlar. Ayşen Doğan ve Tuğçe Andıç, doğal gıdanın her eve girmesini ister.

Ayşen Doğan’ın babası Hasan Doğan’ın yıllar önce oluşturduğu zeytinlik de bu planları için önemli bir durak olur. Tuğçe Andıç ve Ayşen Doğan, bugüne kadar yurtdışına giden zeytin ve zeytinyağlarını iç piyasaya da sunma hedefiyle güçbirliğine gider. Ve ‘Doğan Çiftlik Ürünleri’ ismiyle markalaşırlar. Bugün organik zeytin ve zeytinyağının yanı sıra çiftlikte yetişen ürünlerden yapılan reçelden cevize kadar çeşitli ürünleri tüketicinin beğenisine sunan ikilinin gündeminde ise hem hayallerine başka kadınları katmak hem de ihracat yapmak var.

TUĞÇE Andıç ve Ayşen Doğan... Miras aldıkları atalarının işlediği toprağa, yeşerttiği tohuma ve geleneğe katma değer ekleyen iki girişimci. Hayallerine başka kadınları da ortak ederek ‘organik gıdaya herkesin ulaşabilmesi’ için mücadele veren iki iş insanı. ‘Doğan Çiftlik Ürünleri’ markasının kurucuları Ayşen Doğan ile Tuğçe Andıç ile hem kariyer yolculuklarını hem de markanın doğuş öyküsü ve yarınlara dair hedeflerini konuştuk. Tuğçe Andıç ile çocukluk arkadaşı olduklarını, üniversite sürecinde yollarının ayrıldığını dile getiren Ayşen Doğan, o süreci şöyle aktardı:

HER ŞEY ÇİFTLİKTEN GELİYOR

“Ben Bilkent Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı’nın bitirip üzerinde Hacettepe’de formasyon alarak İngilizce öğretmenliği yapmaya başladım. Tuğçe ise Dokuz Eylül Üniversitesi mezunu ve o da İngilizce öğretmenliği alanında kariyerine yön verdi. Bir süre sonra öğretmenlikten zevk almadığımız fark ettik. Hayatım babam Hasan Doğan’ın işi nedeniyle çiftlikte ve işletmelerde geçti. Onun oturmuş bir işi vardı. Ve yurtdışıyla çalışıyordu. Ödemiş’te bulunan zeytinliklerin yanında çeşitli meyve ağaçlarının da olduğu çiftlikten sürekli eve bir şeyler geliyordu. Bunları çevremize hediye ediyorduk. Babam 10 litrelik zeytinyağları hediye ediyordu. Babamın hediye oranı çok yüksekti.”

HEDİYELERİ DÖNÜŞTÜRDÜLER

Yazının Devamını Oku

İşi ne eve ne de internete sığdı

İşsiz kaldığı dönemde kadın giyim ve aksesuarlarının satışı için sosyal medyada hesap açar. Bu, e-ticaret sitesiyle devam eder. Gözde Destek, yurtdışında ürettirdiği vücut şekillendirici korselerini Yamuna markasıyla satışını yapar. Gözde Destek, 2019’da ise korsenin üretimini İzmir’de yapmaya başlar. Aynı yıl akıllı tekstil alanında atılım yapmak için İzmir Bilimpark’ta şube açar. Bugün korsenin yanı sıra hamile giyim ile termal ürünleri de portföyüne ekleyen Gözde Destek’in gözü şimdi yurtdışında...

 

GÖZDE Destek... Evinin bir odasında başlayan hikayeyi, üretim tesisine çevirmeyi başaran bir iş insanı. Türkiye’de satışı olmayan bir ürünle girdiği sektörde de fırsatı girişime çeviren Mela Group’un kurucularından Gözde Destek ile hem girişimcilik hikayesini hem de Yamuna Korse’nin gelecekle ilgili planlarını konuştuk. 1984 İzmir doğumlu Gözde Destek, çalışma hayatına ilk adımı ortaokul yıllarında attığını belirterek, o dönemi şöyle anlattı:

YAZ TATİLLERİNDE ÇALIŞTI
“Annem ev kadını, babamın ise hem taksisi hem de kuaförü vardı. İhtiyacımız olmamasına rağmen ben de küçük yaşta çalışmak istiyordum. Bu galiba sahip olduğum girişimci ruhla alakalı. Avukatlık mesleğine olan merakımla da bir tanıdığımızın yanında yaz döneminde çalışmaya başladım. Ama avukatlığın çok da bana uygun olmadığını keşfettim. O dönem yurtdışı hayalleri de kuruyordum. Sonra her yaz tatilimi çalışarak değerlendirdim. Garsonluktan satış temsilciliğine kadar birçok işte çalıştım.”

BU KEZ ZORUNLULUKTAN

Yazının Devamını Oku

Keçe sanatıyla yeni bir yolculuğa çıktı

Tempolu iş hayatına anne olunca ara verir. Bir yandan oğlunu büyütür, diğer tarafta da boş zamanlarını değerlendirmenin yolunu arar. Ve, sosyal medya platformunda gezerken, karşısına keçe sanatı çıkar. Özlem Akman, el yeteneğini de kullanarak keçeden bebekler yapmaya başlar. Akman’ın hobisi, hayvan büstlerinden heykellere kadar çeşitli ürünlerle devam eder. Özlem Akman, aile işinin yanında kendi hikayesini de yazma kararı alır. Ve, BorArt.Co by Özlem Akman ismiyle markalaşır. Akman’ın gündeminde ise e-ticaret sitesiyle aile bütçesine katkı sağlamak isteyen kadınlara kapılarını açmak var.

 

ÖZLEM Akman... El emeğinin ön planda olduğu sanatsal ürünlere ilgisini önce hobi haline getiren ardından da bunu girişime dönüştüren genç bir girişimci. ‘Kadın isterse her şeyi yapar’ söylemini gerçekleştirenlerden biri olan BorArt.Co’nun yaratıcısı Özlem Akman ile keçe sanatıyla olan yolculuğunu konuştuk. 1989 İzmir doğumlu olan Özlem Akman, elişine karşı her zaman ilgisinin olduğunu belirterek, o dönemi şöyle anlattı:

EL İŞİ AİLE GELENEĞİ
“Burada hem annem, hem babaannem hem de anneannemin yönlendirmelerinin etkisi büyük. Bir şeyleri güzelleştirmek, farklı yapmak, değişim-dönüşüm gerçekleştirmek hep hoşuma gitmiştir. Resim, örgü, kanaviçe gibi çalışmalarım oldu. Bu el işine yatkınlık hep devam etti. Sanatla ilgili her çalışmaya ayrı bir sempatim oldu. El emeğinin ön planda olduğu sanatsal ürünler ilgimi çekmekle birlikte, nasıl yapıldığı konusunda da kafa yoruyordum. Bu ilgi devam ederken de Anadolu Üniversitesi İktisat’tan mezun oldum ve kariyer yolculuğuma İZMO Bilişim’in finans bölümünde çalışarak başladım.”

BOŞ ZAMANINI DEĞERLENDİRDİ

Yazının Devamını Oku

Asi girişimciden sıra dışı marka

Dede amcasının yönlendirmesiyle önce limonata, ardından da taşların üzerine ülke bayraklarını çizerek turistlere satar.

Mertcan Karaağaç, okul sonrası her yaz dönemini de bir işletmede çırak olarak geçirir. İTÜ Metalurji ve Malzeme Mühendisliği sonrası Amerika’da eğitim hayatına devam eder. Mertcan Karağaç, memleketi Denizli’ye dönüp aile şirketinde kariyerini sürdürür. Ama kuşaklar arası uyum nedeniyle kendi hikayesini yazmaya karar verir. Ve Tuck markasıyla İzmir’de 3’üncü nesil kahve sektörüne adım atar. Pandemi döneminde Cold Brew’i çıkaran Mertcan Karağaç, bugün üç kentte 10 şubeyle yoluna devam ediyor. Bir yandan yeni şubelerle büyümeyi planlayan Mertcan Karaağaç’ın gündeminde ayrıca, Cold Brew ile hem market rafı hem de ihracat var.

MERTCAN Karaağaç... Ticareti küçük yaşta öğrenmenin avantajıyla karşısına çıkan fırsatları ve kırılmaları girişime çevirmeyi başaran genç bir iş insanı. Sıradan olanı reddeden ve hayattaki her detayda farklılığı arama tutkusuyla hareket eden bir girişimci. Tuck’ın kurucusu Mertcan Karaağaç ile girişimcilik serüveninden gelecek planlarına kadar birçok konuyu konuştuk. Denizlili doktor bir baba ile zaman zaman aile şirketinde görev alan bir annenin 1990 doğumlu çocuğu olan Mertcan Karağaç, girişimcilikte ilk adımını 9 yaşında attığını belirterek, o dönemi şöyle aktardı:

HAYAT DERSİ AŞEVİNDE
“Annemin amcası, bizim amca dedemiz, aile şirketinde önce kararlarda izi olan bir isimdi. Hayatı boyunca da hiç durmadığı için bizleri de küçük yaşta teşvik ediyordu, ticarete atılmamızı söylerdi. ‘Limonata satabilirsiniz’ önerisinde bulundu ve ilk sermayemizi de o verdi. Aldığımız 20 kilo limondan, anneme limonata yaptırdık. Ve arkadaşım Ragıp Can ile birlikte yazlığımızın olduğu Kuşadası’nda limonata satmaya başladık. Sonra denizlerde sektirdiğimiz düz taşlardan yola çıkarak, bunların üzerine ülke bayraklarını çizip, turistlere sattık. Kilden bir takım şeyler yaptık. Yine kolye yapıp sattık. Her yaz bir macerayla geçti. Annem ve babam, hayatı erken yaşta öğrenmemizi istiyordu. Okul bittikten sonra, yazları mutlaka bir yerde çalıştım. Bu kaportacı da oldu, elektrikçi de. Hatta tabağımda bıraktığım pilavın dersini çıkarmak adına aşevi de...”

AMERİKA’DA DA BOŞ DURMADI

Yazının Devamını Oku

Battaniyeleri bebekleri geliri de kızları ısıtıyor

Kariyerine yön vermek için iş görüşmeleri yapar. Ama istediği gibi bir iş bulamayınca da kendi şirketini kurma kararı alır. Gülten Taner, pazarlamadan firmaların imaj yenilemesine kadar çeşitli konularda danışmanlık yapar. Türkiye’ye getirdiği ev tipi ekmek makinesinin tanıtım ve pazarlamasını yapar. Glutensiz ekmek tarifleri kitapçığı hazırlar. Gülten Taner, 2018’de ise organik bebek battaniyeleri üretmek için Guppies and You markasını hayata geçirir. Gelirinin bir kısmını da kız çocuklarının eğitimine ayırır. Gülten Taner, Guppies and You’u dünyada bilinen bir marka yaparak daha çok kız çocuğunun okuması için burs sağlamayı hedefliyor.


 

GÜLTEN Taner... Kız çocuklarının toplumdaki ilerlemenin mihenk taşı olduğuna ve bunun da ancak eğitimle mümkün olduğuna inanan bir iş insanı. Öyle ki, hayata geçirdiği girişimin gelirinin bir bölümünü kız çocuklarının eğitimine ayıran sosyal bir girişimci. Guppies and You markasının kurucusu Gülten Taner ile hem girişimcilik serüvenini hem de geleceğe dair planlarını konuştuk. 1968 İzmir Urla doğumlu Gülten Taner, göçmen bir ailede, renkli bir kültür mozaiği içerisinde, gelenek ve göreneklerle harmanlanan bir ortamda büyür. Babasının esnaf olması nedeniyle de küçük yaşlardan itibaren onunla dükkanda uzun vakitler geçirdiğini söyleyen Gülten Taner, şöyle devam etti:

BİR ALTIN BİLEZİK OLSUN
“Bizler okuyup birer meslek sahibi olmak, kendi ayaklarımızın üzerinde durmak hedefiyle yetiştirildik. Büyüklerimizin deyimiyle ‘bileğimizde bir altın bilezik olsun’ telkiniyle büyüdük. Çevremdeki bu kültür çeşitliliği içinde sosyal bilimlere ilgi duydum ve Ege Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde okumaya karar verdim. Üniversitede okurken üçüncü yıldan itibaren önce part-time olarak Bornova Pamukbank’ta, sonra da tam zamanlı ITT International’de çalışmaya başladım. Burada satış-pazarlama, büyük müşteri portföyü yönetme gibi sonradan hayatıma yön verecek pek çok şeyi öğrenme fırsatı buldum. Öğrendiklerimin ışığında tezim, ‘işletmelerde prodüktivitenin ve verimliliğinin artırılması’ oldu. Mezun olduktan 2 yıl sonra İngiltere’ye Kent Üniversitesi’ne gittim. İşletme ve Yöneticilik yüksek lisansı yaptım. Daha sonra da yemeğe olan merakımdan dolayı Cordon Bleu Yemek Okulu’na gittim. Bir süre İngiltere’de Canterbury Catering hizmetlerinde asistanlık yaptım.”

CESUR BİR GİRİŞİMCİLİK

Yazının Devamını Oku