Mete Tamer Omur

Makinelerin değerine değer katıyor mühendislikte ilklere imza atıyor

15 Mayıs 2022
Aklında hep kendi işini yapmak vardır. Öyle ki ‘babamın bakkal dükkanı olsa da bana devretse’ diye düşünür. Ticarete olan bu yatkınlıkla lisede arkadaşlarına sınavlarda çıkabilecek sorulardan hazırladığı tekstleri satar.

Makine mühendisliği okuduğu süreçte de organizasyonlar düzenleyerek harçlığını çıkarır. İlker Mehmet Ergüllü, üniversiteden sonra profesyonel iş hayatına adım atar. 8 yıllık deneyimin ardından da kendi hikayesinin yazmak adına 4 ortaklı bir yapıyla ENDO A.Ş.’yi kurar. İşe makine üreticilerine malzeme satışıyla başlayan ve zaman içinde de yoluna yalnız devam eden Ergüllü, bugün proje desteğinden lineer eksen üretimine kadar geniş bir yapıda faaliyet gösteriyor. Yeni yatırımıyla makine sektöründe özel tasarım bir ürünün üretimi için emek veren İlker Mehmet Ergüllü’nün gündeminde ayrıca halka arz da var.


 

İLKER Mehmet Ergüllü... Ticarete olan ilgisini makine mühendisliğiyle birleştirerek farkındalıklara imza atan bir iş insanı. Katma değerli ürünler üreten bir girişimci. ENDO Endüstriyel Donanım ve Otomasyon Sistemleri’nin kurucusu İlker Mehmet Ergüllü ile profesyonel iş hayatından kendi işinin patronu olma sürecine ve geleceğe dair hedeflerine kadar birçok konuyu konuştuk. 1974 Mersin doğumlu olan İlker Mehmet Ergüllü, İzmir’de büyüdüğünü paylaşarak, hikayesinin devamını şöyle aktardı:


 

 

BABA MESLEĞİ ETKİLİ OLDU

Yazının Devamını Oku

Pandemiyle birlikte yönünü doğaya çevirdi

1 Mayıs 2022
İşin seyri pandemiyle değişir. Kariyerine global reklam ajanslarında devam eden İlayda Serter, pandemiyle birlikte herkes gibi evden çalışma düzenine geçer.

 

Ama bu süreçte zaten yoğun olan iş temposunun dozunun daha da artması üzerine İlayda Serter, istifa ederek İstanbul’dan İzmir’e döner. Bir yandan yüksek lisans tezini tamamlamak için uğraş verirken, öte taraftan da ailesinin atıl durumda duran çiftlik evini kendisine gelir olması için ev kiralama sitesine koyar. Yoğun bir taleple karşılaşan İlayda Serter, bunu bir marka adı altında yapmaya karar verir ve Zeytincik Çiftlik doğar. Bu sistemi daha da büyütmek isteyen İlayda Serter, rotasını Çeşme’ye çevirir. Son dönemde popülerleşen küçük ev (tiny house) akımına, Çeşme Ovacık’ta Zeytincik Tiny markasıyla katılır. Bugün yolculuğuna turizm alanında devam eden İlayda Serter’in hedefte ise tiny house modelini daha da büyütmek var.


 

 

İLAYDA Serter... Hayatları değiştiren koronavirüs pandemisi sürecinden bir iş fikriyle çıkan genç bir girişimci. Dönemin ihtiyaçlarını hızlı okuyabilen bir iş insanı. Zeytincik Çiftlik ve Zeytincik Tiny markalarının kurucusu İlayda Serter ile kariyer yolculuğundan girişiminin doğuş öyküsüne ve gelecek planlarına kadar birçok konuyu konuştuk. Sekiz kuşaktır İzmirli bir ailenin kızı olarak 1996’da dünyaya ‘merhaba’ diyen İlayda Serter, hikayesinin devamını şöyle anlattı:
“Girişimci bir anne ve babanın kızıyım. Küçüklüğümden itibaren ailem, birçok sivil toplum kuruluşuna üye. Ben ise sürekli bu kuruluşların düzenlediği kermes, yemek, kahvaltı gibi organizasyonlarına gidiyordum. Burada da sürekli bir satış durumu vardı. Ben de bu satış standında durup, sürekli bir şeyler satan bir tiptim. Valisinden kaymakamına katılımcılara zorla da olsa birtakım şeyler satmışlığım var. Aslında içimdeki bu ticari ve girişimcilik duygusu o dönemlerden geliyor olabilir. Lise sürecinde de çeşitli organizasyonların düzenlenmesinde görev aldım. Rotary ailesinin en küçük üyesi yani İnteract Kulübü’nün de bölge temsilcisiydim.”

İÇ MİMARLIKTAN MEDYAYA

Yazının Devamını Oku

Bitkilerin peşinden gittiler bin 200 çeşit ürüne ulaştılar

24 Nisan 2022
Bitkilerle uğraşan ve köyün şifacısı olarak anılan dedesinden etkilenir. Ve bitkilerin iyileştirici özelliklerini öğrenerek büyür. İktisat okusa da Hakan Gülgün, bitkilerin peşinden gider. Bitkisel aktifler kullanarak saç ve cilt bakım ürünleri üretmek için 1993’te İstanbul’da PH Farma’yı kurar. 11 çeşitle başlayan serüven, süreç içinde bin 200’e çıkar. Zamanla İstanbul’daki üretim alanı yetmeyince de rota İzmir’e çevrilir. İzmir’de kurulan fabrikanın başına ise babasının izinden yürüyen Gülbeniz Gülgün geçer. İkinci kuşağın gündeminde ise hem ihracatı artırmak hem de Türkiye’de üretilmeyeni üretmek var. Bunu da Ege’nin yöresel bitkileriyle gerçekleştirmek hedefler arasında.

 

GÜLBENİZ Gülgün... Babasının kurduğu şirketi daha da büyütmek için mücadele veren bir iş insanı. Yenilikçi, tuttuğunu koparan, üzerine aldığı işi sonuca ulaştırmadan da durmayan bir girişimci. PH FARMA’nın ikinci kuşak temsilcisi Gülbeniz Gülgün ile markanın doğuş öyküsünden kariyer yolculuğuna, İzmir yatırımından gelecek planlarına kadar birçok konuyu konuştuk.

DEDESİNDEN ETKİLENDİ
Babası Hakan Gülgün’ün Rumelikavağı’nda çiçekçilik işiyle uğraşan ve aynı zamanda köyün şifacısı gibi olan dedesinden etkilendiğini anlatan Gülbeniz Gülgün, hikayenin devamını şöyle anlattı:
“Bu etkiyle birlikte de babam, çocukluğundan itibaren birbirinden güzel bitkilerle, onların iyileştirici özelliklerini öğrenerek büyür. İktisat mezunu olmasına rağmen de çeşitli iş deneyimlerini ardından kariyerine bu alanda yön vermeyi seçer. Ve İstanbul’da 1993 yılında PH FARMA İlaç ve Kozmetik Sanayi’yi kurar. 11 çeşit ürünün üretimiyle çıktığı yolculukta, bugün 19 kategoride Sağlık Bakanlığı onaylı bin 200’ü aşkın ürünün üreticisi haline geldi.”

FARKLI ŞİRKETTE DENEYİM

Yazının Devamını Oku

Yatırımcının yeni gözdesi kampcılık sektörü oldu

17 Nisan 2022
TAM 2 yıldır hayatımızı altüst eden koronavirüs, birçok şeyi de değiştirdi. Çalışma şeklinden eğitime, alışverişten tatil alışkanlığına, kültür-sanat ve eğlence hayatından yeme-içme kültürüne kadar birçok alan bu değişimden nasibini aldı. Hatta selamlaşmalarımız bile... Bu değişimin yoğun olarak hissedildiği bir sektör de kampçılık oldu. Düne kadar daha uygun bir tatil seçeneği olan kampçılıkta, pandemiyle birlikte insanların yönünü doğaya çevirmesiyle büyük bir dönüşüm başladı. Özellikle imarı olmayan alanların kamp merkezine dönüştüğü sektörde, tiny house, bungalov, glamping gibi lüks konaklama tercihleri ön plana çıkar oldu. Birçok yatırımcının bu alana yönelmesiyle birlikte de kamp merkezlerini sayısı her geçen gün artmaya başladı.


EKONOMİK BİR SEÇENEKTİ
Biz de yaklaşık 5 yıldır turizm sektörüne hizmet veren OY Consultant Turizm Danışmanlık’ın kurucusu Ozancan Yıldırım ile kampçılık sektöründe yaşanan gelişme ve dönüşümü tüm yönüyle konuştuk. Türkiye’de yeşil turizmin önünü açmak adına emek sarf ettiğini paylaşan Ozancan Yıldırım, özellikle pandemiyle birlikte kampçılık sektöründe yaşanan artışa dikkat çekiyor. Kampçılığın eskiden uygun, ucuz fiyatlı bir seçenek olduğuna değinen Ozancan Yıldırım, sektörde yaşananlarla ilgili şu bilgileri aktardı:

PANDEMİNİN PAYI BÜYÜK
“Şimdilerde ise geceliği 2 bin liradan fazla kamp merkezi ya da alanları oluşmaya başladı. Çünkü artık insanlar tatil için yönünü doğaya dönmüş durumda. Özellikle tiny house, bungalov, glamping gibi konaklama tercihleri ön plana çıktı. Son dönemde yaşanan dönüşümde elbette pandeminin de büyük bir payı var. Fakat bir diğer mantık ilgisi de ekolojik turizm yasası. Bu yapıyla birlikte de tarla vasfında ve üzerinde imar olmayan, beton dökülemeyecek yerler son dönemde kamp merkezlerine dönüşüyor. Tabii burada bir yapılaşma söz konusu değil. Her an sökülüp taşınacak bir yapı var. Bu merkezler, yasal izinler ve ruhsat alınarak hayata geçiyor.”

HOBİ İŞ MODELİ OLDU

Yazının Devamını Oku

Suyun altından gelen taleple robot ürettiler

10 Nisan 2022
 Her şey profesyonel dalgıç olan Kazım Çağlar Erat’in sualtında yaşanan problemlere tanıklık etmesiyle başlar. Kontrol ve otomasyon mühendisliği okurken insansız araçlarla ilgili birçok proje için emek veren sınıf arkadaşları Zeynep Balca Yılmaz ve Kazım Çağlar Erat, odaklarını sualtına çevirir. Ve iki arkadaş üniversiteden mezun oldukları yıl TÜBİTAK desteğiyle insansız bir sualtı robotu geliştirmek için hareket geçer. Searover’ı kuran Yılmaz ile Erat, İzmir’de ticari dalış operasyonları için son derece riskleri görevleri yerine getirebilecek bir robot üretir. Süreç içinde yenilenebilir enerji sektörü için de robotik ve yazılım çözümleri sunmaya başlayan Zeynep Balca Yılmaz ve Kazım Çağlar Erat’ın gündeminde hem global oyuncu olmak, hem de İzmir’de bir teknoloji merkezi kurmak var.

SEAROVER... Katma değerli ürünler, çözümler geliştiren ve kurucuları gibi genç bir teknoloji şirketi. Hem tutkuların hem de ihtiyacın harmanlanmasıyla hayat bulmuş bir girişim. İstanbul Teknik Üniversitesi Kontrol ve Otomasyon Mühendisliği mezunu Zeynep Balca Yılmaz ve Kazım Çağlar Erat ile hem Searover’ın kuruluş hikayesini, hem de yarınlara dair planlarını konuştuk. Mali müşavir anne ve babanın kızı Zeynep Balca Yılmaz 1993 İzmir, memur anne ve babanın oğlu olan Kazım Çağlar Erat da 1993 Tekirdağ doğumlu. Yolları üniversitede kesişen Yılmaz ve Erat, bu süreçte de zorunlu stajlar dışında da hem okuyup, hem de birçok işte çalışarak deneyim kazananlardan. Zeynep Balca Yılmaz, hikayenin devamını şöyle anlattı:

YENİ ARAYIŞLARA GİRDİLER
“Aslında bu deneyimlerle birlikte kurumsal hayatın çok da bize uygun olmadığını gördük. Üniversite sürecinde de 15’e yakın ülke gezdik ve dünya insanı olma hedefiyle bir şeyler yapmamız gerektiğini düşündük. Kazım Çağlar ile üniversite boyunca bölümdeki tüm ödev ve projelerde birlikte çalıştık. İnsansız hava araçları üzerine de bitirme tezimiz vardı. Yeni arayışlara girdiğimiz süreçte Kazım Çağlar, profesyonel dalgıç ve birçok sanayi dalgıcı ile çalıştı. Sualtında yaşanan problemleri gördü. Sanayi dalgıçlarından da bu problemleri çözmek adına sualtında çalışan robot geliştirmemiz için talepler gelmeye başladı.”

İNSANSIZ SUALTI ROBOTU
Zeynep Balca Yılmaz ile Kazım Çağlar Erat, gelen bu taleplerle birlikte odaklarını suaaltı robotlarına çevirir. Bu alandaki ilk adımlarını üniversite öğrencisi olarak atıklarını söyleyen Kazım Çağlar Erat, “2017’de üniversiteden mezun olur olmaz sualtı robotu için hemen TÜBİTAK 1512 desteğine başvurduk. Kabul olunca da 2018’de sıfır sermayeyle Searover’ı kurduk. Hedeflerimiz ortak olduğu için birlikte hareket ettik. Ürünü geliştirmek için de rotamızı İzmir’e çevirdik. 10 metrekarelik bir ofiste, 1,5 yılın ardından da sualtında yaşanan sorunlara çözüm geliştirmek amacıyla başlattığımız çalışma sonucunda insansız sualtı robotumuz ortaya çıktı” diyerek, Searover’ın doğuş hikayesini anlattı.

Yazının Devamını Oku

Hatay’dan davet var

3 Nisan 2022
 ‘Medeniyetler Bahçesi’ ana temasıyla 1 Nisan’da görkemli bir törenle açılan EXPO 2021 Hatay’da yer alan ‘İller Bahçesi’ bölümünde; Aydın, Muğla ve İzmir’e özgü tasarımlarla hazırlanan şehir bahçeleri de bulunuyor.

TARİH boyunca 13 medeniyete ev sahipliği yapan Hatay, şimdi de uluslararası bir etkinlikle inanç turizminden tarih ve kültüre, aromaterapiden gastronomiye kadar birçok değerlerini dünyayla paylaşıyor. Hatay, Türkiye’de Antalya’dan sonra ikinci kez botanik EXPO’ya ev sahipliği yapan kent oldu. Ana teması antik dönemin dünyanın en büyük üç şehrinden biri olan Antakya ve Hatay’ın çok dinli, çok dilli ve kültürlü yapısıyla ‘Medeniyetler Bahçesi’ olarak belirlenen EXPO 2021 Hatay, 1 Nisan’da resmen başladı. EXPO, pandemi nedeniyle bu yıla ertelenmişti. 6 ay boyunca 2 binden fazla etkinliğin yapılması beklenen EXPO 2021 Hatay, Egelileri de bu organizasyonlara davet ediyor. EXPO 2021 Hatay’ın İller Bahçesi bölümünde de Aydın, Muğla ve İzmir’e özgü tasarımlarla hazırlanan şehir bahçeleri de yer alıyor.

MEDENİYETLER BAHÇESİ

Hatay Büyükşehir Belediyesi’nin davetlisi olarak gittiğimiz kentte, hem tüm detaylarıyla EXPO 2021 Hatay’ı hem de gezilecek-görülecek ve yenilecekleri sizin için derledik. EXPO 2021 Hatay süreci; 23 Ocak 2017 tarihinde Uluslararası Bahçe Bitkileri Üreticileri Birliği (AIPH) tarafından B sınıfı uluslararası bahçecilik sergisi olarak akredite edilmesiyle başladı. Hatay, Çin ve Avustralya’yla yarışarak EXPO’yu kentine kazandıran isim oldu. Hatay’ın Botanik EXPO’ya ev sahipliği yapabilmesinde ise kentin; tıbbi, aromatik ve endemik bitki örtüsü varlığı etkili oldu. Bu nedenle de şehrin biyolojik çeşitliliğini, köklü tarihiyle birlikte öne çıkarmak amacıyla EXPO 2021 Hatay’ın odağı hortikültür, ana teması ise ‘Medeniyetler Bahçesi’ oldu. Hedef ise Hatay’ın bir zamanlar bu topraklarda yaşamış olan kadim medeniyetlerden devraldığı bu bahçecilik bilgi mirasını tüm dünyayla paylaşmak.

LOGODA 13 MEDENİYET

EXPO’nun alt temaları ise ‘Sürdürülebilir Kalkınma ve Organik Tarım, İyi Bir Hayat İçin İyi Gıda, Sağlık İçin Tıbbi Ve Aromatik Bitkiler ile Kültürel Kardeşlikte Kreatif Yollar’ olarak seçildi. Hatay’da sadece bir bölgede yetişen ve genellikle 13 yapraklı olan barış çiçeği de Hatay’da yerleşmiş 13 medeniyeti temsilen EXPO’nun logosu olarak seçildi. Dünyada sadece Hatay ile İsrail’de bulunan ve Türkiye’de varlığı tükenme noktasındayken alınan önlemlerle kurtarılan Hatay Dağ Ceylanı, Defne ve Zeytin adı verilen karakterlerle EXPO maskotu olarak tasarlandı. Projeye 600 milyon TL fiziki yatırım yapıldı ve toplamda 1 milyar TL’ye yakın bir harcamayla kapılarını açtı.7

Yazının Devamını Oku

Yönünü güneşe çevirdi

20 Mart 2022
Memurluk ve bankacılığın kendisine göre bir meslek olmadığına karar verir, odağını yenilenebilir enerjiye çevirir. Güneş enerjili sistemlerde kullanılan ürünlerin satışı için 2015’te İzmir’de e-ticaret sitesi kurar. 2017’de ithal güneş paneline getirilen vergi Aysun Aktaş Akdoğan’ın tüm iş planını altüst etse de pes etmez. Aysun Aktaş Akdoğan, 500 metrekarelik bir alanda güneş paneli üretmek için kolları sıvar. Süreç içerisinde esnek güneş paneli üretimini de portföyüne ekleyerek, ihracata başlar. Bugün İTOB OSB’de 5 bin metrekarelik bir tesiste 107 çalışanıyla güneş panelleri üreten Aysun Aktaş Akdoğan’ın hedefinde ise hem kapasite artışı hem de batarya üretimi hem de yeni pazarlar var.


 

AYSUN Aktaş Akdoğan... Bir şeyleri farklılaştırma, değiştirme ve yeni şeyleri keşfetme çabasında olan bir iş insanı. Zor olanın peşinden giden mücadeleci bir girişimci. ACS Enerji’nin kurucusu Aysun Aktaş Akdoğan ile hem kariyer yolculuğunu hem üretim macerasını hem de yarınlara dair planlarını konuştuk. Memur baba ile ev kadını annenin 3 çocuğunun en büyüğü, 1987 Kars doğumlu Aysun Aktaş Akdoğan, liseye kadar burada yaşadığını söyleyerek, hikayesinin devamını şöyle anlattı:

ÇALIŞMA HAYATINA İLK ADIM
“Dedem, yıllar önce rahatsızlığı nedeniyle önce Bursa’ya sonra da İzmir’e taşındı. Babam ve annem de yıllar sonra İzmir’den bir ev aldı. Ama bizim İzmir’e gelmemiz erkek kardeşimin burada lise kazanmasıyla oldu. Bir yerde eğitim için Kars’tan İzmir’e geldik. Ben de lise eğitimimi İzmir’de tamamladıktan sonra İzmir Ekonomi Üniversitesi Matematik Bölümü’nü kazandım. Yine aynı bölümde de yüksek lisan yaptım. Bu süreçte bir kamu kuruluşunda iş hayatına ilk adımı attım. Sabahları çalışıyordum, akşamları da yüksek lisans derslerine giriyordum.”

EN BÜYÜK TALEP SURİYE’DEN

Yazının Devamını Oku

Bu işin hamurunda aşk ve girişim var

13 Mart 2022
Her ikisi de pizza şefi olma hedefiyle İtalya’nın Roma kentindeki bir pizza okulunun yolunu tutar. Burada yolları kesişen Aycan Gezer ile Costantino Dotari, Roma pizzasının inceliklerini öğrenir. Pizza sevdalısı bu iki genç, süreç içinde birbirlerine de aşık olur. Aycan Gezer’in İzmir’de pizzacı açma hayaline İtalyan Costantino Dotari de ortak olur. İkili, 2014’te İzmir Urla’da 5 masalı Pizzeria Luna Romana’yı açar. Aycan Gezer ve Costantino Dotari, süreç içinde hem mekanlarını büyütür, hem de ikinci şubelerini Karşıyaka’da açar. Ustaya bağımlılığı azaltmak adına başka mekanlar için de pizza hamuru ve tabanı üreten ikilinin gündeminde ise bu alanda markalaşmak var.

 

PİZZERİA Luna Romana... Aslında hem pizzaya hem de birbirlerine tutkuyla bağlı iki genç girişimcinin ortak hayali. 21’nde esnaf olan Aycan ile bilmediği bir coğrafyada mekan açan Costantino’nun mücadelelerinin yansıması. Pizzeria Luna Roman’ın kurucuları Aycan Gezer ile Costantino Dotari, kariyer yolculuklarından markanın doğuş öyküsüne ve yarınlara dair planlara kadar birçok konuyu anlattı. İzmir doğumlu 29 yaşındaki Aycan Gezer, İtalyan mutfağına merakı ile pizzacı olma hevesinin sekizli yaşlarda başladığını söyleyerek, hikayesinin devamını şöyle aktardı:

MERAK KÜÇÜK YAŞTA BAŞLADI
“Bu merak, annemin İtalyan eşiyle başladı. Ben de evde bir şeyler yaptım. Bu süreçte de ‘İzmir’de bir pizzacı açacağım’ demişliğim çok oldu. İtalyan mutfağına ve pizzaya olan sevdamla birlikte de turizm meslek lisesine gittim. Gelecekte bir pizzacı açacağımı düşündüğüm için de hem servis hem de mutfak bölümünde çalıştım. Ama bu işi profesyonelce yapmak adına aklımda İtalya’da bir pizza okulundan eğitim almak vardı. Lise sonrası bu hedefimi gerçekleştirmek için ilk adımı attım ama gitmek istediğim pizza okulları İtalyanca eğitim veriyordu. İngilizce bölüm açmıyorlardı. Ben de bu nedenle önce İtalyanca öğrenmek adına İtalya’nın yolunu tuttum.”

YOLLARI OKULDA KESİŞTİ

Yazının Devamını Oku