Yarınlara doğru

Diyorlar ki:

Haberin Devamı

*Bugünün çocuğu yarının büyüğüdür.

İşte o çocuklar yaşadığımız bu kâbus ve karantina günlerini nasıl anlatacak, yazacak ve hatırlayacak bilmiyoruz ama dünyanın tüm çocuklarının böylesine travmatik günlerin kayıplarını, sessizliğini, korkularını ve mahrumiyetini yüreklerinde taşıyarak büyüyeceklerini biliyoruz...

* * *

Attilâ İlhan’ın “Çocuk gözlerimle gördüm” deyişindeki günleri
yaşıyoruz sanki...

O çocukların yüreklerine yaşadığımız bu travmatik günleri ne kadar az hissettirebilirsek o kadar iyi olacak...

Korkuyla büyütmemek için korkuların uzağında tutabilmeyi başarabilmeliyiz...

* * *

Elbette, dünyanın yaşadığı bu kara günler bir gün sona erecektir...

Yeniden eski güzel günlere kavuşacağız ama eski alışkanlıklar ve alıştığımız hayatlar eskisi gibi olmayacak...

Haberin Devamı

Yeter ki bu karanlık tünelden çıkabilelim...

Lakin artık herkesin büyük dersler çıkarabilmesi lazım...

Çünkü her şey yeniden formatlanacak...

* * *

Veba, kızıl, kızamık, çiçek gibi salgın hastalıklar ve kıtlık, kuraklık gibi afetler ve tarih boyunca milyonlarca kişinin ölümüne neden olan felaketlerle ilgili bilmeliyiz ki:

*Yenilmez sanılan orduları durdurmuş; toplumsal ilişkilerimizi, yakınlarımıza, sevdiklerimize karşı davranışlarımızı biçimlendirmiştir.

* * *

Kısacası bu salgın hastalıkların kronolojik tarihi oldukça eski...

Devletlerin yaşananlardan bir ders çıkaramayışı ise büyük bir gaflet...

Kanuni Sultan Süleyman’ın adeta bugünlerde yaşadığımız kâbusu özetleyen bir beyti aklımıza düşüyor:

*Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi

Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi

* * *

Diyorlar ki:

*Ne var ki bu kitlesel ölümler durduk yerde, kendiliğinden başlamamış, salgın hastalıklar davetsiz misafir gibi aramıza girmemiştir; mikropların “kitlesel ölümlere yol açan canavar” rolünü üstlenmeleri için insanlar ellerinden geleni yapmışlar, ölümler başladıktan sonra ise hiçbir şey yapamamışlar.

* * *

Edebiyat dünyasında ‘bakteriler ve mikroplar’ açısından bir dünya tarihi niteliğindeki ‘Mahşerin Dördüncü Atlısı’nda Andrew Nikiforuk, toplumsal hayatın hastalıklarla yakın ilişkisini çevreci bir bakışla inceliyor...

Haberin Devamı

Ve dünyamızın en eski sakinleri olan mikro-organizmalarla barış yapmamızı da öneriyor.

* * *

Evet, mahşerin provası yaşanıyor adeta...

Ve...

“Modern insan ne kadar uğraşırsa uğraşsın, ne üst organizmayı yenebilir, ne Dördüncü Atlı’yı kandırabilir, ne de salgınların tarihteki dirençli varlığını inkâr edebilir” denilen günleri bizler de yaşayarak öğreniyoruz...

“Birinci Atlı’nın, Umut’un ebedi nal seslerine de kulaklarını tıkayamaz” diyen Nikiforuk, insanlar, çöken ekonomiler ve çevre kirliliği üzerine yazdığı kitaplarla tanınıyor.

* * *

Yarınların meçhul bir ölüm yolculuğuna doğru giderken tüm siyasi polemikleri, kin ve düşmanlıkları, korkuları, kazançları artık bir kenara bırakmalıyız...

Haberin Devamı

Batılıların inanışına göre kızıl, beyaz ve siyah atlar gelmeden soluk renkli atı göndermek gerekiyor...

Bilmeliyiz ki ölüme yalnız gidiliyor ama yaşadığımız bu kâbus günlerinde kalabalık gidiliyor...

* * *

“İyi insanlar güzel atlara binip gittiler” diyerek karamsar olacağımıza aynalara bakıp kendimizi beğenmeyi bir kenara atıp kendi günahlarımızla yüzleşmeliyiz...

Ve tövbe etmeliyiz...

Yoksa bugünün çocukları, yarının büyükleri bizlere dua etmeyecek...

Yazarın Tüm Yazıları