Mehmet Öz

Uykunuzu alamadığınızın beş gizli göstergesi

18 Ekim 2020
Bitkinlik, asabiyet, odaklanma zorluğu, değişken ruh hali... Bunlar uyku eksikliğinin bilinen belirtileri. Ama başka göstergeler de var. Uyusanız bile uykunuzu alamadığınızı gösteren beş gizli belirtiyi ve bunlara karşı neler yapabileceğinizi sizinle paylaşıyorum.

KALORİLİ YİYECEK İSTİYORSANIZ

Eğer canınız normalden daha fazla kurabiye, şeker ve cips gibi yiyecekler çekiyorsa bunun nedeni uykusuzluk olabilir. Uykunuzu yeterince almadığınız zaman leptin (iştahı azaltır) seviyeniz düşer, girelin (iştahı arttırır) seviyeniz artar ve canınız yüksek kalorili abur cubur türü gıdaları çekebilir. Uyku kalitenizi arttırmak için yatak odanıza gün ışığını engelleyecek perdeler asın ve oda ısısını yaklaşık 20 derecede tutun.

CİNSEL DÜRTÜ DÜŞÜKSE

Yorgun hissettiğiniz zaman cinsel birliktelik modunda olmayabilirsiniz. 2015’te yapılan bir araştırmaya göre ‘sağlıklı bir cinsel dürtü’ye sahip olabilmek için uyku çok önemli. Erkekler üzerinde yapılan başka bir araştırmaya göreyse, yedi-dokuz saat yerine yalnızca beş saat uyuyan erkeklerin testosteron hormonu seviyelerinde düşüş gözlemlendi. Kaliteli bir uyku için yatak odanızı yalnızca uyku ve cinsel birliktelik için kullanın. TV izlemek gibi aktivitelerden kaçınarak vücudunuza ‘yatak odası demek uyku zamanı demek’ eğitimini verebilirsiniz.

YORGUN UYANIYORSANIZ

Yazının Devamını Oku

‘Çifte bela’ ile mi karşı karşıyayız?

11 Ekim 2020
Hava soğudukça COVID-19 vakalarında yükseliş olacağı uyarıları yapılıyor. Bir de influenza salgını tehdidi var. Tıp uzmanlarının ‘ikizdemi’ dediği bu durumla yani iki ciddi virüsle karşılaşmaya hazırlanmak kaygı verici olabilir.

Önümüzdeki aylarda mevsimsel influenza salgınları ve COVID-19 pandemisi aynı anda yaşanabilir. Tıp uzmanları tecrübe etme ihtimalimiz olan bu durum için ‘ikizdemi’ terimini kullanıyor. Bu bir problem çünkü durum hastaneye giden hasta sayısını arttırabilir ve sağlık sisteminin üzerine yük bindirerek en kritik hastaların tedaviye ulaşmasını zorlaştırabilir. Bunun yaşanmasını istemeyiz, bu nedenle bu kafa karışıklığında nasıl bir yön çizebilir ve hasta olmaktan nasıl kaçınabiliriz?

İki virüsü aynı anda almak...

COVID-19 enfeksiyonunun uzun vadedeki etkilerini hâlâ öğreniyoruz, ancak her iki virüsü birden aynı anda almak çoğu organ üzerinde inanılmaz bir zorlanma yaratacak ve bağışıklık sisteminizin enfeksiyonlarla savaşmasını zorlaştıracaktır. Her hastalığın kardiyak hasar bırakma ve kalpte, beyinde veya kas dokularında iltihaplanma yapma riski vardır. Bu olası komplikasyonlar herkesi etkilemeyecektir ancak risklerin farkında olmak önemlidir. Görünen o ki grip ve COVID-19’un bazı belirtileri örtüşüyor. COVID-19 veya influenza virüsü taşıyan birinde oluşabilecek belirti ve komplikasyonlara bir bakalım, ancak hastalığın daha ciddi olan bu yönlerinin herkeste oluşmayabileceğini aklımızın bir köşesinde tutmakta fayda var:

- Zatürre                 
- Solunum yetmezliği           
- Akut solunum yetersizliği (ciğerlerde sıvı birikmesi)       
- Kan zehirlenmesi                   

Yazının Devamını Oku

Kalp krizi ile kalp yetmezliği arasındaki farklara dikkat!

4 Ekim 2020
İnsanlar kalple ilgili problemleri düşündüğünde akıllara ilk olarak kalp krizi gelir. Ancak konu kalp sağlığı olduğunda odaklanılması gereken başka bir sorun, daha az bilinen kalp yetmezliğidir. Aslında yaygın olsa da birçok insan kalp yetmezliğinin tam olarak neyi ifade ettiğinden emin değil, kalp kriziyle kalp yetmezliğini eşit tutuyor. Eğer özellikle kalp sorunları olan bir aile öykünüz varsa her ikisinin de risklerini ve belirtilerini bilmelisiniz.

Kalp krizi genellikle televizyonda ya da sinemada, yaşlı bir insanın (çoğu zaman bir erkek) dramatik bir şekilde göğsünü tutup yere düşmesiyle tasvir edilir. Bu tamamen yanlış olmasa da betimleme şekli kalp krizinin bazı önemli belirtilerini göstermekte eksik kalıyor.

Kalp krizi sırasında kalbe kan akışı kesilir; genellikle bir kan pıhtısı veya ana damarlardan birinde plak artışı nedeniyle... Kalp kası, gereken oksijeni alamaz ve ölmeye başlar. Kalp krizi geçirenlerin acilen hastaneye kaldırılıp tıkanıklığın çözülmesi, kan akışının yeniden başlatılması gerekir.

Kriz belirtileri nelerdir?

Kalp krizinin belirtilerine televizyonda gösterilenler dahil ancak daha az bilinenleri de var. Birçok insan göğüste veya boyunda başlayıp kol, çene veya sırta doğru yayılabilen baskı, daralma, acı ve sıkışma hissini biliyor. Daha az bilinenler mide bulantısı,  yanması, sindirim güçlüğü, karın ağrısı, nefes darlığı, bayılma hissi, yorgunluk.

İlginç bir şekilde genellikle göğüs ağrısı erkeklerde en çok göze çarpan belirtidir ancak kadınlarda farklı belirtiler vardır ve bunlar kalp krizi işaretleriyle bağdaşmaz. Bu durum, neden bazen kadınların kalpte hasar oluştuktan sonra acile götürüldüğünü açıklıyor. Kadınlardaki bazı kalp krizi belirtileri terleme, bulantı, kusma, hazımsızlık hissi, yorgunluk, çene ağrısı ve nefes darlığı olarak sayılabilir.

Kalp yetmezliği nedir?

Kalp krizi bir anda oluşabilecekken kalp yetmezliği zamanla kötüleşen belirtilerle yıllar içinde gelişebilir. Yetmezlik, kalp kası vücudun ihtiyacı olan miktarda kanı pompalayamadığı zaman oluşur. Bazen de kalbe pompalayacağı miktarda kan dolmaz. Kalp vücuda yeterince kan pompalayamaz ve vücut telafi için diğer sıvıları tutmaya çalışır. Bu da kalbi strese sokup yetmezliği daha kötü hale getirir. 

Kalp yetmezliğinin en yaygın belirtileri nefes darlığı, yorgunluk ve vücudun ayak bileği, ayak, bacak, karın ve boyun damarları gibi bölgelerinde şişlik olarak sayılabilir. Kalbiniz zayıfladıkça sıvı birikimi de artar ve belirtiler kötüleşir. Bu sıvı birikimi aynı zamanda kilo alma, sık tuvalete çıkma ve yatarken öksürmeye de neden olur.

Yazının Devamını Oku

Ağız hijyeni önemli

27 Eylül 2020
Tedavi edilmeyen ağız sorunları alzheimer, diyabet gibi başka hastalıkları tetikleyebiliyor. Günlük hayatta kazanacağınız birkaç alışkanlıkla bunun önüne geçmek hiç de zor değil.

Ağız sağlığını korumak, yalnızca parıldayan bir gülümsemeye sahip olmak için önemli değil. Uzun dönemde fiziksel sağlık için de olmazsa olmaz. Araştırmalara göre kalp hastalıkları, alzheimer hastalığı, diyabet ve bazı kanser türleri dahil birçok kronik sağlık probleminin sebeplerinden biri bu... İyi haber şu ki ağız sağlığınızla ilgilenmek için hiçbir zaman geç değil. Herkesin bugün uygulamaya başlayabileceği yöntemlere göz atalım.

Elektronik diş fırçası tercih edin

Dünyada yapılan bazı çalışmalara göre, elektronik diş fırçası kullanmak zararlı plak ve tartarların yok edilmesinde çok etkili bir rol oynuyor. ‘Klinik Periodontoloji Dergisi’nde yayımlanan bir çalışmaya göre elektronik diş fırçası kullanımı 11 yıllık bir süreç içinde yüzde 22 daha az dişeti çekilmesi ve yüzde 18 daha az diş çürümesi problemi ile sonuçlanıyor. Peki neden? Çünkü titreyen başlıklı elektronik diş fırçaları plakların ve zararlı bakterilerin yok edilmesini kolaylaştırıyor. DentalHealth.org sitesine göre de sağlıklı bir diş fırçalama süresi, florür içeren bir diş macunuyla her bir fırçalamada ikişer dakika olmalı.

Diş ipi ve ‘ağız duşu’ kullanmayı unutmayın

Herkes diş ipi kullanımını günlük bir rutin haline getirmeli. Bu rutine ‘ağız duşu’ adı verilen ve diş aralarını su ile temizlemeye yardımcı olan cihaz da destek verir. Eğer diş teli, takma diş köprüsü, diş kronu veya implant kullanıyorsanız, bu cihaz zamanı etkili kullanmanızı sağlayacak efektif bir yöntem olabilir.

Fırçalama tekniği için hekiminize danışın

Öğle yemeği de dahil, her öğünden sonra dişlerinizi fırçalamanız önerilir. Bu da günde üç kez dişleri fırçalamak gerektiği anlamına gelir. Dişinizi doğru şekilde fırçalamak, en az günde birkaç kez fırçalamanız kadar önemli. Dişlerinizin ve dişetlerinizin sağlığını korumak için kafanızda oluşan soruların en doğru kaynağı diş doktorunuzdur, danışmaktan çekinmeyin.

Dişleriniz için dikkat etmeniz gerekenler

Yazının Devamını Oku

Midenizdeki sorun ciddi mi? 5 belirtiye dikkat!

20 Eylül 2020
Mide ağrısı stresten sinire, çok yemekten hızlı yemeye kadar birçok farklı günlük faktörden dolayı oluşabilir. Ancak bazen mide probleminizin başka nedenleri vardır. Bunun muhtemelen doktorunuzu ziyaret etmenizi gerektirecek daha ciddi bir sağlık sorunu olabileceğini gösteren bazı belirtilere birlikte göz atalım.

1) Her seferinde aynı noktada ağrı

Eğer her seferinde midenizin aynı kısmında kramp veya ağrı hissediyorsanız ağrının şiddetini belirleyin. Eğer çok aşırıysa acile gitmeniz gerekebilir. Eğer kronikse ve şiddetli değil ama yavaş yavaş daha kötüye gidiyorsa herhangi bir sağlık sorunu ihtimalini bertaraf etmek adına doktorunuzu görmelisiniz.

2) Midede sürekli gaz

Eğer midenizde düzenli olarak gaz problemi yaşıyorsanız yediğiniz bir besinle semptomlarınız arasında bir bağlantı olup olmadığını belirlemeniz gerekebilir. Vücudunuzun sindirmekte zorlandığı bir besin nedeniyle aşırı gaz oluşabilir. Midede sürekli gaz oluşmasının diğer bazı sebepleriyse enflamatuar bağırsak hastalıkları veya ince bağırsakta aşırı bakteriyel gelişim olabilir ve bu diyabet için komplikasyon oluşturabileceğinden tedavi gerektirebilir. 

3) Kanamanız oluyorsa...

Eğer tuvalete çıktığınızda kanamanız oluyorsa bu bir hemoroit (basur) belirtisi olabilir ve kolayca tedavi edilebilir; ancak bazı durumlarda biraz daha ciddi sorunlara işaret etmesi de mümkündür. Eğer dışkınız bir anda çok koyu görünmeye başladıysa bu dışkınızın içinde kan olduğunun bir göstergesi olabilir. Böyle bir durumda hemen doktorunuzu görmeniz gerekir. 

4) Sürekli şişkinlik

Şişkinliğin normal bir yanı olsa da bazen tıbbi yardım almanız veya beslenme düzeninizde değişiklik yapmanız gerektiğini gösteren bir işaret olabilir. Eğer şişkinliğiniz sürekli hale geldiyse beş günlük bir günlük tutun ve her şişkinlik hissettiğinizde neyi, ne zaman, ne kadar yediğinizi not edin. Bu faktörleri gözlemleyerek düzenli bir sebebe bağlı olmadığını anlarsanız doktorunuzu görün.

Yazının Devamını Oku

Anksiyeteniz mi var, yoksa anksiyete bozukluğunuz mu?

13 Eylül 2020
Anksiyete, strese karşı bizi koruyabilecek, normal hatta yardımcı bir tepkiyken ‘anksiyete bozukluğu’ aşırı derecede kaygı ve korkuya neden olur. Hepimizin anksiyetenin belirgin semptomlarını yaşadığı şu günlerde işaretleri bilmek, bununla başa çıkmak için yol gösterici olabilir.


Genel anksiyete bozukluğu çeşitleri altı başlıkta toplanabilir. Bunların tamamı doktorunuzla en az bir kez de olsa görüşmeyi gerektirir.

Yaygın anksiyete bozukluğu: Yaygın anksiyete bozukluğu, anksiyetenizin genel bir durum olduğu ve herhangi bir konuya ya da duyguya bağlı olmadığı anlamına gelir. Yaygın anksiyete bozukluğuna sahip olan kişiler işyerinde, okulda veya gün içinde oluşabilecek herhangi bir durumda çok şiddetli stres yaşayabilirler. Eğer bu stres durumu hayatın diğer yönlerini de ele geçirmeye başlıyorsa (örneğin vücudunuz kas ağrısı, bulantı veya ishal gibi fiziksel tepkiler veriyorsa) bu durum anksiyete bozukluğunun göstergesi olabilir.

Panik bozukluk: Hiç beklenmedik anlarda panik atak geçirme halidir. Panik atak, ani ve şiddetli bir korku hissetme durumuna denir. Panik atak geçiriyorsanız kendinizi sersemlemiş hissedebilirsiniz, kalbiniz hızlı çarpabilir ve hatta çarpıntı yaşayabilirsiniz. Ayrıca nefes almakta zorluk çekebilir veya genel olarak (ve çoğunlukla korkutucu bir şekilde) her şeyin kontrolünüzden çıktığı hissine kapılabilirsiniz.

Fobiler: Yükseklikten karanlığa, turşudan yılana kadar her şeyden korkanlar olabilir. Korktuğunuz şeyle karşı karşıya gelmekten mantıksız ve aşırı derecede endişe duyar ve bu şeyden uzak durmaya çalışırken bu durumu hayatınızı etkileyecek aşamaya getirebilirsiniz.

Sosyal anksiyete bozukluğu: Yargılanmaktan duyulan endişe sebebiyle sosyal ortamlarda bulunmaktan korkmaya denir. Günlük yaşanan sosyal etkileşimlerde aşırı derecede içine kapanık hissedebilirsiniz. Korku o kadar şiddetlidir ki günlük aktivitelerinizi etkilemekle kalmaz, arkadaş edinme ve arkadaş kalmayı çok zorlaştırır.

Ayrılık anksiyete bozukluğu: Çoğunlukla çocuklarla bağlantılıdır… Küçük bir çocuğun ebeveyninden ayrılırken kopardığı kıyamete mutlaka denk gelmişsinizdir. Ancak bu akıl sağlığı bozukluğu yetişkinlerde de görülür. Sevdiğiniz kişilerden uzak kalmaktan veya onların başına bir şey gelmesinden mantıksız derecede korkabilir ve yalnız kalmaktan endişe duyabilirsiniz. Ayrılacağınıza dair kâbuslar görebilir, baş ağrısı çekebilir ve hatta panik bozukluk geliştirebilirsiniz.

Yazının Devamını Oku

Stresli bir mesleğiniz varsa dikkate almanız gereken 4 öneri

6 Eylül 2020
Ne iş yaparsanız yapın, stres bir şekilde hayatınıza dahil oluyor, kuvvetle muhtemel ofisten çıktığınızda da sizinle kalıyor. Bunun birçok olumsuz etkisi var.


Akut stres, kısa zaman içinde gelip giden stres türüne denir. Vücudumuz bu durumla başa çıkmak için kortizol gibi hormonlar salgılamaya başlar. Baş ağrısı ve karın ağrısına sebep olabilir; konsantrasyon güçlüğü ve asabiyete neden olabilir.

Kronik stresse daha uzun vadeli, depresyon, anksiyete, obezite, akne, kalp rahatsızlıkları gibi sağlık sorunlarına yol açabilir. Eğer kronik strese sahipseniz vücut sürekli bir alarm durumundadır ve buna bağlı olarak asıl tehlike çoktan geçmiş olsa bile kortizol hormonu seviyesi hep yüksektir. Bu sürekli yüksek alarm durumunda olma hali uyku, sindirim ve kilo alma şekli gibi vücudun birçok sürecini kötü etkileyebilir. Bu reaksiyonları önleyebilmek adına iş bağlantılı stresi kontrol altına alabilmek için bazı kolay yöntemlere göz atalım.

İŞ-YAŞAM SINIRLARI KOYUN

Bazı kariyer dalları ofis dışında da çalışmayı gerektirir. Sürekli çalışıyor olmanız sebebiyle strese girebilirsiniz. Konu akıl sağlığınız olduğunda sevdiğiniz kişilerle zaman geçirmek ve kendinizle ilgilenmek çok önemlidir. İş ve yaşam arasındaki dengeyi oluşturabilmek için sizden beklentileri belirleyin.

YÖNETİCİNİZDEN YARDIM İSTEYİN

Eğer önceliklerinizle ve iş yükünüzle ilgili sorunlar yaşıyorsanız bunu çözmek için yöneticinizle konuşmanız oldukça önemlidir. Üzerinde çalıştığınız her şeyi ve alınması gerektiğini düşündüğünüz aksiyonları bir ‘yapılacaklar listesi’ hazırlayarak bir araya getirin. Böylece planlı davranın.

AKIL SAĞLIĞI İÇİN BİR GÜN İZİN ALIN

Yazının Devamını Oku

Yüzünüzü yıkadıktan sonra kirli havlu kullanmak, başınızı klozete sokmaktan daha kötüdür

30 Ağustos 2020
Tezgâhları ve sürekli dokunulan yüzeyleri temizlemek güzel bir alışkanlık ancak bakteriler aklınıza gelmeyen yerlerde yaşıyor olabilir. En çok da mutfak ve banyo havlularında. Yüzünüzü, ellerinizi ve vücudunuzu kirli bir havluyla kurularken tekrar düşünün.


Yakın zamanda yapılan bir araştırmada beş ayrı şehirden 442 adet mutfak havlusunun içeriği analiz edildi. Test edilen havluların yüzde 88.7’sinde koliform bakteriler ve yüzde 13.5’inde koliform tespit edildi. Havluların ikisinde salmonella bulundu; bu özellikle mutfak el havlularında büyük bir risk oluşturur. Araştırmaya göre koliformun varlığının direkt sebebi sık yıkamama! Yani eğer havlularınızı sık yıkamıyorsanız, bunu kesinlikle tekrar düşünmelisiniz.

Havluların bu kadar bakteri taşıması aslında büyük bir sürpriz değil. Öncelikle nemli bırakıyoruz. Onları mutfak aletlerini silmek, elleri kurulamak, sıcak tabakları tutmak ve yüzeyleri silmek gibi birçok şey için kullanıyoruz. Havluyu ne kadar fazla yerle temas ettirirsek o kadar fazla bakteriyle tanıştırmış oluyoruz. Banyodaysa el havluları aileniz veya misafirleriniz tarafından kullanılıyor. Burada önemli olan şu: Evinizdeki havlular birçok farklı amaçla kullanılabiliyor. Her ne kadar ellerimizi yıkadıktan sonra uzanabileceğiniz temiz şeyler olarak düşünmek kolay olsa da bunu tekrar değerlendirmelisiniz.

Test edilen havlulardaki bakteri miktarı, geniş ailelerde çok daha yüksek gözlendi. Bu şu anlama geliyor -doğru tahmin ettiniz- eğer kalabalık bir aileyseniz ve sık sık misafir ağırlıyorsanız mutfak ve banyo havlularınızı daha sık yıkamanız gerekebilir. Yüzünüzü yıkadıktan sonra kirli havlu kullanmak, başınızı klozete sokmaktan daha kötüdür!

Arizona Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre, stafilokoklar pamuklu yüzeylerde 19-21 gün arasında yaşayabiliyor. Bir araştırmada stafilokokların bir yapısı olan MRSA salgınının kaynağı üzerinde çalışıldı ve üniversite futbol oyuncularının soyunma odalarında ortak kullandığı banyo havlularından bulaştığı ortaya çıktı. Buradaki ana fikir nedir? Halk içinde havlu paylaşmayın, hatta bunun pratiğini evde tedbir alarak yapın. Ayrıca COVID-19 salgını yaşadığımız bu günlerde özel eşyalarınızı arkadaşlarınızla paylaşmamaya özen gösterin.

NE SIKLIKLA VE NASIL YIKAMALI?

◊ Ev halkının el havlularını ne kadar sıklıkla yıkaması gerektiğine dair kesinlikle birden çok fikir var. Ekibimizin bir anketine göre katılanların yaklaşık yüzde 16’sı havluları günlük olarak yıkadığını söylüyor. Yüzde 33’lük kısım haftada iki ya da üç kez yıkadığını söylerken yüzde 40’lık bir kısım haftada yalnızca bir kez yıkadığını söyledi.

◊ Havluların her üç günde bir yıkanmasına ek olarak, yıkamak için sıcak su kullanmak oldukça önemli.

Yazının Devamını Oku