Toprak, su ve katma değerli ihracat

İZMİR, tarımsal hasıla büyüklüğü bakımından Konya ve Antalya’yla birlikte Türkiye’nin ilk üç ilinden biri konumunda. Hele gıda sanayii de dikkate alınırsa, İzmir ulusal tarım ve gıda sektörünün en önemli merkezi... Peki bölgede son durum nasıl? Tarımsal üretim ve ihracat yönünden nasıl gelişmeler var? Önümüzdeki yıllarda hangi konular ön plana çıkacak? İl Tarım ve Orman Müdürü Mustafa Özen’le bu hususta uzun bir görüşme yaptım.

Haberin Devamı


İZMİRLİ ÇİFTÇİ ÇOK BİLİNÇLİ
İl Tarım ve Orman Müdürü Mustafa Özen, tarımın özellikle pandemi döneminde gerek dünya gerekse ülke genelinde stratejik bir sektör olarak tanımlandığını ifade ederek, tüm paydaşların tarımı artık gelecek gibi görmeye başlamasına dikkat çekiyor. İzmir’de üreticilerin bilinçli olduğunu kaydeden Özen, ilin tarımsal üretim açısından çok sayıda avantaja sahip olduğunu vurguluyor. Özen, “Bizim yaptığımız eğitim toplantılarına katılım yoğun, üreticilerimizin projelerimize ilgileri fazla. Yeniliklere çok açıklar. Kadın üreticilerimiz oldukça hevesli. Bu durum, başarısızlığın mazeretini ortadan kaldırıyor. Üretim alanında ve miktarında, çiftçi sayısında, desteklemelerde, eğitimlerde ve sahaya hakim olma konularında bir sorunumuz yok. Ancak tarımın geleceğini garanti altına almak için toprak ve suya sahip çıkmalıyız. Tarımı bu sayede büyüterek ayakta tutabiliriz. Aslında İzmir’de bu alanda da çok şanslıyız. Çünkü meslek odaları, borsamız ve ihracatçı birliklerimiz çok destek veriyor. Yerel yönetimlerin de yine bu alanda ciddi çalışmaları var” diyor.
TOPRAK VARSA TARIM VAR
Şehir planlaması yapılırken İzmir Tarım ve Orman Müdürlüğü ile istişare yapılması gerektiğinin altını çizen Özen, şehri büyütürken tarımsal alanların dikkate alınmasının kaçınılmaz olduğunu söylüyor. Özen, “Tarım arazilerinin dışında beraber planlama yapalım. Toprak varsa tarım var. Su ve toprak kısıtı olan yerlerde topraksız tarım uygulamaları yapılıyor. Elbette önemli bir seçenek ama yatırım maliyetleri çok yüksek. İzmir’de taş dikersen yeşeren bir toprak var. Gerçekten de İzmir coğrafi açıdan büyük avantajlara sahip, dağları bile bereketli. Birçok bölgede üç ürün alıyoruz” diye konuşuyor.
BASINÇLI SULAMAYA DESTEK
Dünyada susuzluk sorununun giderek büyüdüğünü ifade eden Özen, İzmir’deki barajlarda doluluk oranlarının yağışlara bağlı dönemsel olarak arttığını kaydediyor. Buna rağmen yine de susuzluk sorununun hep gündemde olduğunu belirten Özen, şöyle devam ediyor: “Barajlar ne kadar dolu olursa olsun bu su miktarı üretim sezonu boyunca yetmeyebiliyor. Sulama sistemlerini kesinlikle değiştirmeliyiz. Salma sulama sistemini uygulama lüksümüz yok. Destekleme modelleri ve eğitimler ile çiftçileri basınçlı sulama sistemine teşvik ediyoruz. Her yıl ilk 2 ay 60 günlük süreyle ilana çıkıyoruz. 1 milyon liraya mal olan projenin yüzde 50’sini hibe veriyoruz. Çiftçiler su yokluğunu henüz çok fazla hissetmiyor. Fakat bir süre sonra bunu hissettiklerinde basınçlı sulama sistemlerine geçmeleri mutlaka gerekecek. Bu durumda var olan suyun ömrünü uzatabilmek büyük önem kazanıyor. Çiftçilerimiz bir an önce bu sisteme geçmeli. Söz gelimi, pamukta denemeler yaptık. Başarılı olduk. Basınçlı sulama sisteminin il geneline yayılmasını şart görüyoruz. Toprak ve suya sahip çıkarsak İzmir’de tarımın geleceği açısından hiçbir sorun yok. Ürünlerin pazarlanmasında da sıkıntımız yok. Girdi maliyetleri yüksek olsa da üreticiler kazanıyor.”
İZMİR TARIMININ ANA HEDEFİ
Türkiye’nin tarımsal alanda kendi kendine yeten ve ihracatçı bir ülke olduğunu belirten Özen, bu oranın artması için tarımsal ürün ithalatı da yapılabileceğinin altını çizerken, tarımsal dış ticarete ilişkin şu açıklamayı yapıyor, “Üretici para kazandığında girdi maliyetlerinden korkmaz ve daha kaliteli üretir. Ülkemizde ortalama her ürünün 3’te 1’i ihraç ediliyor, 3’te 1’ini ise ne yazık ki israf ediyoruz. Kendine yeterlilik oranında yüzde 136 orana sahibiz. Yani ürettiğimiz, tükettiğimizin yüzde 136 fazlası. Ülkemiz esasında kendine yeten ve ihracatçı bir ülke. İhracat rakamı ithalattan daha fazla. Ayrıca Türkiye’den daha çok ihracat yapan ülkeler, üretim miktarı ve üretim alanı fazla olan ülkeler değil. Belçika ve Hollanda gibi ülkeler ihracat rakamlarını ithalatın temeliyle oluşturuyor. Dolayısıyla her ithal ettiğimiz ürünün sanki ülkemizde eksikliği vardı algısından vazgeçmeliyiz. Şimdi burada ana hedefimizi açıkça ortaya koymak istiyorum. Toprak ve suyumuzu en verimli biçimde değerlendirmenin yanı sıra tarım ve gıdada katma değerli ihracatımızı olabildiğince artırma çabası içinde olacağız. Bu yönüyle Ege İhracatçı Birliklerimiz (EİB) ile uyum halindeyiz. EİB, çok daha katma değerli tarım ve gıda ihracatı için var gücüyle çalışıyor. Sonuç itibarıyla tarım ve gıda ihracatının stratejik önemini bir kere daha hatırlatmak istiyorum.”
YILDA 100 BİN DENETİM
Son olarak, İzmir’de gıda denetimlerine de değinen Özen, konuyu şöyle değerlendiriyor: “Türkiye’de gıda denetimlerinde en sistemli çalışan illerden biriyiz. Yılda en az iki kez aynı işletmeyi ziyaret ediyoruz. Yıl içinde en az 100 bin denetim yapıyoruz. Bazı gruplara dönemine göre ağırlık veriyoruz. Örneğin sezon açılışı öncesinde turizm işletmeleri, okullar açılmadan önce kantinleri ya da bayramlar öncesinde pastacı ve unlu mamul işletmecilerini denetliyoruz. Semt pazarlarının denetiminde ise biz sadece ürünün denetçisiyiz. Alt yapı ya da pazarın toza, yağmura maruz kalmasıyla ilgili fiziki koşulları yerel yönetimler sağlıyor. Biz gıdanın güvenilirliği, hijyen şartlarını denetliyoruz. Ama pazar yerlerinin ıslah edilmesi gerekir. Lavabo, otopark ve elektrik bulundurulmalı, etrafı kapalı olmalı. Zabıtalar ve pazarcılar odasıyla birlikte denetimlere katılabiliriz. Amacımız tüm tüketicilerin güvenilir gıdaya ulaşmasını ve odaların da üyelerinin kaliteli üretim yapmalarını sağlamaktır. İsmail Bey, son mesajımızı şöyle ifade edeyim; evet, ‘Gelecek tarımda’ diyoruz ama bu söylemi daha somutlaştırmalı ve toplumun tarıma daha çok sahip çıkmasını istemeliyiz. İzmirli olarak, toprağımızı, suyumuzu koruyalım ve yüksek katma değerli tarım ve gıda ihracatı için çalışalım.”

Yazarın Tüm Yazıları