Şiirin kendine ait olmadığına inandıramadı

Twitter’da kendi imzasıyla paylaşılan bir şiire “Benim böyle bir sözüm yok” diye not düşen ünlü şair Ataol Behramoğlu’na başka bir kullanıcı ilginç bir cevap yazdı: “Hayır var, araştırmanızı öneririm.” Yaşayan bir şair bile sosyal medyada paylaşılan bir şiirin kendine ait olmadığına insanları ikna edemiyorsa, varın diğerlerini düşünün.

SOSYAL medyadaki bilgi kirliliğinden nasibini alanların başında edebiyatçılar geliyor. Pek çok yazı, şiir, altına onların imzaları atılarak binlerce kişi tarafından paylaşılıyor. Kes-yapıştır yöntemiyle yapılan bu paylaşımların önüne geçmek neredeyse imkânsız. Eğer yazar ya da şair yaşıyorsa “Bu söz, bu şiir benim değil” diye itiraz edebiliyor. Hayatta olmayanların ise dijital ortamda yazdıklarına yakın bir külliyat kendilerine mal edilmiş durumda. Ancak yapılmış binlerce paylaşımın hangi birini düzelteceksiniz? “Bu metin bana ait değil” demeniz bile inandırıcı bulunmuyor. Tıpkı ünlü şair ve yazar Ataol Behramoğlu’nun başına gelen gibi.

Şiirin kendine ait olmadığına inandıramadı

İTİRAZ ETMEK DE YETMİYOR

Bunun son örneği Twitter’da yaşandı. Bir kullanıcı “(...)Öğrendim ki/Bazen başkalarını affetmek yetmiyor/Bazen insanın kendisini affedebilmesi gerekir...” şeklindeki bir metni Ataol Behramoğlu imzasıyla paylaştı. Ünlü şair bu paylaşımın altına “Benim böyle bir sözüm yok” diye yazarak bu yanlışlığı düzeltti.
Bir başka kullanıcı Behramoğlu’nun paylaşımına şu cevabı verdi: “Hayır var, araştırmanızı öneririm.” Paylaşımı yapan yazdığından emin, bir diğeri ise şairin düzeltmesini bile düzeltme cüretini gösterebiliyor.
Ataol Behramoğlu “Bu tür paylaşımları o kadar çok düzeltiyorum ki, ‘bu söz’ diye yazdığımda artık arama motoru ‘bana ait değil’ diye tamamlıyor cümlemi” diyor.
Bunun insanların zevk ve kültür düşüklüğünü gösterdiğini, şairleri, yazarları kendi zevkine indirgeme gayreti olduğunu söylüyor Behramoğlu.
Hayatta olan bir edebiyatçı, sosyal medyada paylaşılan metnin kendisine ait olmadığını belirtmesine rağmen bu bilgiyi düzeltemiyorsa, varın yaşamayanları siz düşünün.

Şiirin kendine ait olmadığına inandıramadı
EN ÇOK PAYLAŞILAN İSİMLER

Kendilerine ait olmayan şiirlerin, sözlerin altına imzası atılan isimlerin başında Can Yücel, Cemal Süreya, Mevlânâ, Necip Fazıl, Ümit Yaşar Oğuzcan geliyor. Araştırmacılar ve sevenleri sosyal medyada paylaşılan ve onlara ait olmayan şiirlerden, sözlerden oluşan seçkiler bile hazırladılar. Örneğin akademisyen, şair ve yazar Semih Çelenk, Can Yücel’e ait olmayan ama onun imzasıyla paylaşılan elliye yakın şiir tespit etmiş.

SABAHATTİN ALİ DEĞİL SEBAHATTİN ABİ

Yanlış isimle şiir paylaşımına ait en ilginç örneklerden biri ‘Adın Kavuşmak Olsun’ şiiri. Şiirin Sabahattin Ali imzasıyla paylaşılması bir nebze anlaşılabilir. Çünkü gerçek yazarının adı Sebahattin Abi.
‘Malumatfuruş’ adlı internet sitesinin haberine göre şiir, 1971 doğumlu şair Sebahattin Abi’ye ait. Söz konusu şiir 2005 senesinde antoloji.com’da paylaşılmış ve şairin kendi Youtube kanalında şiiri seslendirdiğini görmek mümkün.
Şiirin kendine ait olmadığına inandıramadı
Sen mutluluğun sahte resmini yapabilir misin Abidin

SADECE şiirler ve sözler değil, resimler de paylaşılıyor yanlış imzalarla. Bunlardan en yaygın olanı ise Abidin Dino imzasıyla paylaşılan ‘Mutluluk’ tablosu.

Nâzım Hikmet’in ‘Saman Sarısı’ şiirindeki “Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin” dizesinden yola çıkarak Dianne Dengel’a ait bir tablo uzun yıllar bu şekilde paylaşıldı. Hatta bırakın sosyal medyayı, Konservatuvar Eğitim ve Öğretimi Koruma ve Destekleme Derneği’nin çıkarttığı Dergimiz isimli güzel sanatlar dergisinin Aralık 2007 tarihli 13. sayısı Abidin Dino sergisi için görsel olarak bu tabloyu kullanmıştı. Bunun üzerine yazdığım bir yazıyı o tarihte “Sen mutluluğun sahte resmini yapabilir misin Abidin?” diye bitirmiştim.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

10 Kasım anısıyla Türkiye’yi ağlatmıştı

Bu yıl Sabancı Holding’in hazırladığı 10 Kasım filmi, “O gün bütün Türkiye yağmur yağmadan ıslandı” cümlesinin hikâyesini canlandırarak gözlerimizi yaşartmıştı.

Filmde 17 Kasım 1938’de Kabataş Erkek Lisesi’nde yaşanan gerçek bir olaydan esinlenilmişti. Edebiyat öğretmeni, Atatürk’ün ölümü üzerine öğrencilerden duygularını anlatan birer kompozisyon yazmalarını istemiş, içlerinden biri sadece bir cümle yazabildiğini söyleyip bu cümleyi okumuştu. Ve bütün Türkiye’nin ruh halini tek cümleyle özetlemişti.



Olayın gerçek hikâyesini 32. Gün yapımı ‘Atatürk’ün Son Yolculuğu’ belgeselinde Ali Nejat Ölçen anlatmıştı. O cümleyi yazan öğrenci, Ölçen’in sıra arkadaşı Faruk Dursunoğlu’ydu. Kompozisyon ödevini veren edebiyat hocası ise Nihat Sami Banarlı. Ünlü edebiyatçı bu cümle üzerine gözyaşlarını tutamamıştı, Ölçen’in anlattığına göre.

Yazının Devamını Oku

Plakadaki kehanet A11 11 18

Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Veliaht Prensi Arşidük Franz Ferdinand ve eşi Sofia, 28 Haziran 1914 tarihinde trenle Saraybosna garına girdiklerinde saatler 09.25’i gösteriyordu.

Arşidük ve eşi, kendileri için hazırlanan A11 11 18 plakalı, üzeri açık, yeşil renkli bir otomobile bindiler. 50 bin nüfuslu Saraybosna şehrinde ilk durak belediye sarayıydı. Arşidük bütün seyahat planlarını titizlikle bizzat yapmış, milliyetçi bir saldırıya karşı tüm uyarılara rağmen polisin korteje eşlik etmesini istememişti.

Ama Bosna’nın bağımsızlığını savunan ve ismi ‘Genç Bosna’ anlamına gelen ‘Mlada Bosna’ örgütü, yol boyunca militanlarıyla tertibatını çoktan almıştı.



Kortej, Miljacka Nehri kıyısından halkı selamlayarak yoluna devam ederken bombalı bir saldırıya uğradı. Cumburja Köprüsü’ne 100 metre kadar kala, Nedeljko Cabrinovic adlı militanın fırlattığı el bombası şans eseri arkadaki arabanın altında patladı.

Büyük panik yaşanmasına neden olsa da ölen ya da yaralanan yoktu.

Yazının Devamını Oku

Paulo Coelho olmak

Başta onu dünya çapında üne kavuşturan ‘Simyacı’ olmak üzere, romanlarında insanın mistik yolculuğunu, iyiliğin, bilgeliğin peşindeki macerasını anlatan ünlü Brezilyalı yazar Paulo Coelho yazdıklarının hiç de boş olmadığını, arkasını kendi kişiliği ve hayatıyla doldurduğunu bir kez daha kanıtladı.

İzmir’deki içimizi yakan depremden sonra Twitter hesabından yaptığı paylaşımda Kuran’dan “Elbette zorluğun yanında bir kolaylık vardır. Gerçekten, zorlukla beraber bir kolaylık daha vardır” ayetine yer vermiş ve “Tüm dayanışmam Türk arkadaşlarıma, pazartesi günü Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi aracılığıyla bağış yapacağım” dedi.



Dünyanın herhangi bir köşesinde yaşanan acıyı acın bellemek, en derininde hissetmek... Bir yazardan, sanatçıdan başkası beklenemezdi zaten. Coelho’nun çok sevilmesinin, okunmasının simyası da bu.

Enkazdan 65 saat sonra kurtarılan ve hayata tutunduğu eliyle depremin simgesi olan 3 yaşındaki Elif bebeğin (Perinçek) hayatı boyunca tüm eğitim masrafını üstleneceğini açıklamıştı Yemeksepeti’nin CEO’su Nevzat Aydın.

Depremdeki ikinci mucizeyi ise dün Ayda yaşattı bize, 91’inci saatte enkazdan sağ çıkarak... Ne yazık ki annesi Fidan Gezgin kurtarılamadı. Fidan Gezgin, Vitra İzmir mağaza müdürüymüş. Eczacıbaşı Topluluğu da dün yaptığı açıklamayla “Ayda’nın ve kardeşi Atakan’ın her zaman yanında olacağız” diyerek onlara sahip çıkacaklarını duyurdu.

Yazının Devamını Oku

Türkülere kanca atmışlar

Müzik devi Amerikan Universal’ın, YouTube’da bulunan yüzlerce Türk halk müziği ve Türk müziği eserini hak sahibiymiş gibi kendi adına kaydettiği (claim attığı) ortaya çıktı.

Müzik dünyasının neredeyse tamamında artık dijital platformlar kullanılıyor. Spotify, YouToube gibi kanallardan dünyanın her yerinde üretilen müziğe, video klibe ulaşmak mümkün. Eserler dinlendikçe, izlendikçe de hak sahiplerine telifleri bu global kuruluşlar tarafından ödeniyor. Buraya kadar her şey normal. Ancak Türkiye’nin önde gelen müzik yapım firmalarından Kalan Plak, dünya müzik devi Amerikan Universal’ın, YouTube’da bulunan yüzlerce Türk halk müziği ve Türk müziği eserini hak sahibiymiş gibi adına kaydettiğini (claim attığı) ortaya çıkardı. Bu usulsüzlüğü ortaya çıkaran Kalan Müzik sahibi Hasan Saltık, mahkemeye başvurarak bilirkişiyle delil tespitinde bulundu. İlk tespitlere göre işin boyutunun sadece Kalan Müzik yapımları ile sınırlı olmadığı, anonim şarkı ve türkülerden telif sahibi belli popüler şarkılara kadar hatta Türk dizi ve film müziklerine kadar uzandığı belirlendi.



‘YAZILIMDAN KAYNAKLI’ DENDİ

Hasan Saltık, sanatçısı Çimen Yalçın’ın yorumlayıp YouTube’a yüklediği anonim ‘Şu Karşıki Dağda Kar Var Duman Yok’ türküsüne Universal Publishing’in (UMPI) teknik deyimle ‘claim attığını’ (sahiplik iddiasında bulunduğu) saptadı. UMPI Türkiye ofisine bunun ne anlama geldiğini soran Hasan Saltık, yurtdışındaki yanlış yazılımdan kaynaklanan bir sorun olabileceği yanıtını aldı. Ertesi gün de Çimen Yalçın klibi üzerindeki hak talebi iddiasını silerek geri çekti. Araştırmayı derinleştiren Saltık, Neşet Ertaş’tan Mahzuni Şerif’e, Ahmet Aslan’dan Âşık Veysel’e, Âşık Daimi’ye kadar hakları Kalan Müzik’e ait yüzlerce eserin aynı şekilde UMPI adına claim atıldığını saptadı. Üstelik bunun sadece Kalan Müzik’e ait eserlerle sınırlı olmayıp diğer yapımcılara ait yüzlerce eserde de aynı yolla bağlantı kurulduğu ortaya çıktı.

Yazının Devamını Oku

Heykeltıraş Özal sergi açıyor

Türkiye Cumhuriyeti’nin 8’nci Cumhurbaşkanı Turgut Özal ve ailesi bir dönem oldukça göz önündeydi. Doğal olarak attıkları her adım kamu tarafından takip edilir, bilinirdi.

O dönemden kalma bilgim, ailenin sanatla ilişkili olan tek kişisinin damatları baterist Asım Ekren olduğuydu.

Gama Art Gallery’de bugün açılacak olan Elif Özal Danışman’ın ‘Yeniden Doğuş/Farkındalık’ sergisi önce isim benzerliği nedeniyle ilgimi çekti.



Şimdiye kadar duymamıştım aileden bir sanatçı çıktığını.

Turgut Özal’ın kardeşi Yusuf Özal’ın kızıymış.

Yazının Devamını Oku

Borusan konserde vites yükseltti

Pandemi sürecinde alınan sağlık tedbirleri gereği birçok festival ya iptal edildi ya da çevrimiçi yapılarak seyircisiz gerçekleştirildi.

Sanat kurumlarının çoğu da aynı durumda. Ancak özellikle konserlerin ücretsiz, çevrimiçi ya da seyircisi yarı yarıya azaltılmış salonlarda yapılması beraberinde bir tartışmayı da getirdi.

Bir kısım, konserlerin seyircisiz yapılmasındansa hiç yapılmaması gerektiğini savunuyor.

Diğer bir kısım ise sürecin belirsiz olduğunu söyleyerek, yeni koşulların dayattığı şartlarda da olsa kültür-sanat faaliyetlerinin devam etmesi gerektiğini savunuyor.



Türkiye’nin önemli sanat kurumlarından Borusan Sanat, ikinci grupta yer alıyor ve dün yeni sanat sezonunun açıkladıkları bir basın toplantısı yaptılar. Tabii ki Zoom üzerinden.

Yazının Devamını Oku

Altın Portakal’da başrol koronanın

Her yıl büyük bir şenlik havasında başlar ve öyle de devam ederdi Altın Portakal Film Festivali.

Dile kolay, 56 yıl boyunca sinemamızı domine etmiş bir festivalden söz ediyoruz. İlk kez gösterilen filmleriyle, ödülleriyle, dedikodularıyla, skandallarıyla...

Böylesine büyük olayların yaşanacağına dair bir beklentim yoktu ama tarihinin en sakin festivalinin yaşandığını söyleyebilirim.

İşte başrolünde koronavirüsün olduğu bu yılın festival notları...



- Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı ve Festival Başkanı Muhittin Böcek tedavisi devam ettiği için açılış törenine katılamasa da bütün konuşmacılar “Geçmiş olsun” temennilerini dile getirdiler. Başkanın eksikliği bütün bu temennilere rağmen kendini hissettirdi diyebilirim.

Yazının Devamını Oku

İlk konser işçilere

Baret takmış, yelek giymiş orkestra üyeleri, bir inşaat sahasında enstrümanlarının akortlarını yapıyor.

Onların seslerine aynı kıyafeti giymiş inşaat işçilerinin çalışırken çıkardıkları sesler karışıyor. Herkes hummalı bir şekilde kendi işini yapıyor. Bu arada alana Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ile ekibi giriyor. 

Bir süre sonra bu düzensiz sesler kesiliyor ve işçi kıyafeti giymiş orkestra üyeleri Mozart’ın ‘Küçük Bir Gece Müziği’ni çalmaya başlıyor. İşçilerin kimi çalan müziğin ritmine kendini kaptırmış, kimininse elinde telefon, video çekiyor.



Son dönemde izlediğim en güzel konser kayıtlarından biri.

Yer, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın (CSO) Ankara’da yapımı devam eden yeni binası. Konser, Kültür Bakanı’nın inşaatı incelemek için yaptığı ziyaret sırasında işçilere teşekkür etmek için düzenlenmiş.

Yazının Devamını Oku

Atatürk imzası toplayan hırsız

Özel ilgi alanları olan hırsız hikâyeleri duymuş ya da okumuşsunuzdur.

Mesela Amerikalı polisiye yazarı Lawrence Block’un yazdığı bir serinin kitap isimleri ‘Kütüphanedeki Hırsız’, ‘Spinoza Felsefesi Öğrenen Hırsız’, ‘Polisiye Roman Okuyan Hırsız’ diye devam eder.

‘İmzalı fotoğraf seven hırsız’ başlığı, bir polisiye roman adı değil, gerçek bir hırsızlık hikâyesi.

Her şey 2019 yılının başlarında Atatürk’ün imzalı bir portresinin İstanbul’da düzenlenen bir efemera müzayedesinde 110 bin lira gibi bir bedelle satılmasıyla başlıyor.

Fotoğraf, Mustafa Kemal Atatürk tarafından yakın arkadaşı, dönemin ünlü asker ve siyaset adamı Ali Fethi Okyar’a imzalanmış. İthaflı ve gayet iyi durumda.

Bu çok özel fotoğrafı maddi problemleri yaşadığı için satmak zorunda kalan kişi, Fethi Okyar’la aynı adı taşıyan torunu Fethi Okyar.

Garip hırsızlık olayları bu fotoğrafın satılmasından sonra başlıyor.

Açık arttırmadan üç ay sonra Fethi Okyar’ın Büyükada’daki evine hırsız giriyor ve satılan imzalı fotoğrafın başka bir versiyonu ve evin içinde bulunan halı, kilim, resim gibi değerli eşya çalınıyor.

Yazının Devamını Oku

Attilâ İlhan neden ‘Atatürk’ değil ‘Gazi’ derdi

CHP İstanbul İl Başkanı Dr. Canan Kaftancıoğlu’nun CHP’nin 97. kuruluş yıldönümü günü yapılan toplantıda ‘Atatürk’ yerine ‘Gazi Mustafa Kemal’i kullanması yeni bir tartışmayı başlattı, daha doğrusu eski bir tartışmayı yeniden alevlendirdi.

Gazi, Gazi Paşa, Mustafa Kemal Paşa, Ulu Önder, Mustafa Kemal, Atatürk...

Bütün bu sıfatlar ve isimler aslında tek bir kişiyi, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü anlatmak için kullanılsa da ideolojik birtakım kabullerin de göstergesi olmuş.



İdeolojik olarak ısrarla ‘Gazi’ ya da Mustafa Kemal Paşa diyen ama asla ‘Atatürk’ü kullanmayanların başında ünlü yazar ve şair Attilâ İlhan geliyordu. Hatta Cumhuriyet gazetesinde yazdığı köşe yazılarında Gazi Mustafa Kemal demekte ısrar etmesi ve Atatürk adını hiç anmaması onu istifa etmeye götürecek kadar bir krize neden olmuştu.

İlk basımı 1981 yılında yapılan ve daha önce çeşitli gazetelerde kaleme aldığı yazılarından oluşan

Yazının Devamını Oku

Türkiye’nin konuştuğu tablo: ‘Kur’an Okuyan Kız’

Önceki gün yapılan Kamu Personeli Seçme Sınavı’na, Türk resminin öncülerinden Osman Hamdi Bey’in geçen yıl Londra’da 6.3 milyon pound’a satılan eserinin hangisi olduğu sorusu damga vurdu. Sınava giren adayların çoğu bu soruya ‘Kaplumbağa Terbiyecisi’ yanıtını verdi. Oysa eser ‘En Pahalı Türk Resmi’ unvanını elinde bulunduran ‘Kur’an Okuyan Kız’ tablosuydu. Sınavdan çıktıktan sonra doğru cevabı öğrenen binlerce kişi sosyal medyadan paylaşım yaptı.

TÜRK resim sanatının öncüsü, arkeolog ve müzeci Osman Hamdi Bey önceki gün Türkiye’nin sosyal medya gündeminde bir numaraya kadar çıktı. Onu böylesine trend haline getiren ise KPSS Lisans Genel Yetenek-Genel Kültür sınavında çıkan bir soruydu.

Sınavda Osman Hamdi Bey’in 6.3 milyon pound’a satılan eseri sorulurken sınava girenlerin büyük çoğunluğu bu soruya ‘Kaplumbağa Terbiyecisi’ yanıtını verdi. Sınavdan çıktıktan sonra cevabın ‘Kur’an Okuyan Kız’ tablosu olduğunu öğrenenler büyük bir şaşkınlık yaşadı ve bu durumu sosyal medyada paylaştı.

Osman Hamdi Bey’in 1880 yılında tamamladığı ‘Kur’an Okuyan Kız’ isimli tablosu, geçen yıl eylül ayında Londra’daki Bonhams Müzaye Evi’nde düzenlenen bir açık artırmada satışa sunulmuş ve bir rekora imza atarak 6 milyon 315 bin 62 sterline satılmıştı. Eseri Malezya İslam Sanatları Müzesi’nin satın aldığı açıklanmıştı.

Aynı günlerde sanatçının ‘İstanbul Hanımefendisi’ isimli eseri Viyana’da 1.5 milyon euro’ya, ‘Yeşil Cami’ tablosu ise Londra’da 4 milyon 640 bin sterline alıcı bulmuştu.

‘Kur’an Okuyan Kız’dan önceki rekor da yine Osman Hamdi’nin başka bir tablosundaydı. 2016 yılında ‘Yeşil Cami Önü’ adlı tablosu Antik A.Ş. tarafından satışa sunulmuş ve 13 milyon 509 bin TL’ye alıcı bulmuştu. Eser o dönem En Pahalı Türk Resmi unvanını elde etmişti. Ancak, ‘Kur’an Okuyan Kız’ bu fiyatıyla ‘Yeşil Cami Önü’nün rekorunu elinden aldı.

‘KAPLUMBAĞA TERBİYECİSİ’ DE DÖNEMİN REKORUNU KIRMIŞTISınava giren birçok kişi Osman Hamdi Bey’in adını gördükten sonra sorunun devamını okumadan ‘Kaplumbağa Terbiyecisi’ şıkkını işaretlediklerini itiraf etti. Haksız da sayılmazlardı.

Osman Hamdi Bey’in ilk ve en dikkat çekici rekoru Antik A. Ş.’den satışa çıkan, Pera Müzesi’nin 2004’te, o dönemin rakamlarıyla 5.5 milyon liraya (o tarihteki ABD doları karşılığı 3.9 milyon dolar) satın aldığı ‘Kaplumbağa Terbiyecisi’ tablosuydu.

Suna ve İnan Kıraç Vakfı koleksiyonundaki ‘Kaplumbağa Terbiyecisi’ni halen Pera Müzesi’nde halka açık olarak sergiliyor. Tablonun daha küçük ebatlı bir başka versiyonu ise Belma Simavi koleksiyonunda bulunuyor.

Yazının Devamını Oku

Sanat paravanda kaldı

Türkiye’nin ilk yeni medya ve video sanatı galerisiydi Açık Ekran.

Teşvikiye Caddesi’ndeki galeri, bu alandaki boşluğu doldurmak, Türk ve dünya sanatçılarının işlerini sergilemek üzere 2011 yılında Şekerbank tarafından kurulmuştu. Ali Akay’ın küratöryel danışmanlığı ve Kumru Eren’in yönetiminde 10 yıl boyunca Ulay’dan Ayşe Erkmen’e, Ali Kazma’dan Bettina Hutschek’e, Refik Anadol’dan Şener Özmen’e yerli ve yabancı pek çok ünlü sanatçının eserlerine ev sahipliği yaptı.



Banka yönetiminin geçen yılın son aylarında aldığı kararla video sanatının ilk ve tek adresi Açık Ekran bir anda karardı, yani kapısına kilit vuruldu.

Bizde kültür-sanat alanına en büyük destek veren kurumların başında bankalar gelir. Açtıkları kültür merkezleri, yayınevleri, galeriler ve konser salonları ile kültürel hayatımıza büyük bir canlılık kazandırdılar.

AYAKKABICI OLUYOR

Yazının Devamını Oku

İşte Tiraje Dikmen’in vasiyeti

Türk sanatının önde gelen isimlerinden ressam Tiraje Dikmen’in öğrencilere burs verilmek kaydıyla İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ne bıraktığı milyonlarca lira değerinde gayrimenkul ile değer biçilemeyecek kültürel mirasının akıbetinin ne olduğunu sormuştum geçen hafta.

Soruyu sormamın nedeni de evrak-ı metrukesinin bir süredir müzayedelerde satışa çıkmaya başladığı yönündeki haberlerin sosyal medyada dolaşmasıydı.

Büyükada’da müze olması gereken eşyasının korunduğu ev kaderine terk edildiği için her türlü talana açık olduğunu, üniversitenin ise bu duruma ilgisiz kaldığını belirtmiştim.



İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü, Tiraje Dikmen’in vasiyeti ile ilgili bir açıklama gönderdi.

Açıklamada şöyle deniyor:

Yazının Devamını Oku

Tiraje Dikmen’in mirasına ne oldu?

Son birkaç gündür ressam Tiraje Dikmen’in evrak-ı metrukesinin sahaflarda ve müzayedelerde satıldığına yönelik haberler dolaşmaya başladı sosyal medyada.

Tiraje Dikmen’in hayatını bilmeyen, tanımayan biri için pek bir şey ifade etmeyebilir bu paylaşımlar.

Ama sözünü ettiğimiz, Türkiye’nin dünya çapındaki sanatçılarından birisi. Büyükada’da müze olması gereken eşyasının korunduğu evi ise ölümünden beri sahipsiz.

O günlerden itibaren dile getirilmeye çekinilen korkular acaba gerçek mi oluyor?

Dikmen, kültür tarihimizin önemli eserlerine ev sahipliği yapan, Feyhaman Duran’dan Hakkı Anlı’ya, Avni Arbaş’tan Neşet Günal’a, Selim Turan’dan Aliye Berger’e, Leopold Levy’den Abidin Dino’ya sanatçı dostlarının eserleri ve kendi çalışmalarının bulunduğu Büyükada’daki köşk dahil bütün mal varlığını, mezun olduğu İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ne bırakmıştı.



Yazının Devamını Oku

Galataport’a heykel parkı

Doğuş Grubu ile Bilgili Holding’in ortaklaşa hayata geçirdiği Galataport İstanbul projesi turizme olduğu kadar, sanat alanına verdiği önemle de dikkat çekiyor.

İstanbul Modern ve Mimar Sinan Üniversitesi Resim Heykel Müzesi’ni de içine alan proje İstanbul’un yeni kültür-sanat merkezi olarak öne çıkacak.

Bu iki müze ile sınırlı değil Galataport’un sanata verdiği alanlar. Pek çok heykel sanatçısına eser siparişi vererek çeşitli noktalara yerleştirecekler.

Bunlardan biri de İngiltere’nin en ünlü heykeltıraşlarından biri olan Antony Gormley.



Geçen hafta, Londra’nın ünlü galerilerinden White Cube’un sahibi

Yazının Devamını Oku

Genç sinemacılar bunalımda

39. İstanbul Film Festivali’nin ‘Ulusal Yarışma’ ve ‘Ulusal Kısa Film Yarışması’nın yarışma filmleri geçen cuma akşamından itibaren Sakıp Sabancı Müzesi’nde kurulan açık hava sinemasında gösterilmeye başlandı.

Bu yılın bir özelliği filmlerin hem açık havada hem de çevrimiçi olarak gösteriliyor olması. Mekâna sınırlı sayıda izleyici alınabiliyor sosyal mesafe kurallarınca. Ama İKSV tarafından verilen linkten ücretli olarak da yarışma filmlerini izleyebiliyorsunuz.

Püfür püfür Boğaz havasında film izlemek kuşkusuz büyük keyif. Ben fiziki şartlar nedeniyle filmleri çevrimiçi olarak izleyenlerdenim.
Her akşam saat 21.00’de yarışma filmlerinden biri dijital platformda erişime açılıyor ve 30 saat açık kalıyor.



Yazının Devamını Oku

Bunun nesi ‘muzır’

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu, İngiliz yazar Anna Milbourne tarafından kaleme alınan ‘Bebekler Nereden Gelir?’ isimli çocuk kitabının muzır nitelikte olduğuna karar vermiş.

Kitabı inceleyen kurul, bazı yazıların 18 yaşından küçüklerin maneviyatı üzerinde muzır tesir yapacak nitelikte olduğu belirtmiş.

Olabilir, kurula böyle bir görev verilmiş ve onlar da gerekli incelemelerini yapıp kararlarını açıklamışlar.

Tabii ki küçükleri korumak hepimizin görevi.

Bir çocuk kitabında küçüklerin maneviyatı üzerinde muzır tesir yapacak ne yazılabilir diye merak ettim ve kitabı buldum.

Kitabın kahramanı, aklına hep büyük sorular takılan küçük bir penguen. Adı da Pupkin.


Yazının Devamını Oku

Pandemiyi hem yazdı hem çizdi

Nobelli yazarımız Orhan Pamuk’un yeni romanının adının ‘Veba Geceleri’ olduğunu ve 1900’lü yılların başında yaşanan veba pandemisini konu aldığını yazmıştım.

Üzerinde yıllardır çalıştığı romanını bitirip tam yayımlama kararı aldığında COVID-19 pandemisi patlak verdi.

Pamuk bu tesadüf üzerine önce New York Times’da bir makale yayınlamış, ardından da ders verdiği Columbia Üniversitesi’nin internet sitesinin sorularını cevaplamıştı.

Veba Geceleri’ (Nights of Plaque) üzerine çalışırken yazdıklarının bir anda sokaklarda yaşanmaya başlamasının kendisini çok üzdüğünü ve yavaşlattığını ancak romanı bitirmek için yeniden motivasyon kazandığını söylüyor.

Pamuk’un bir diğer açıklaması ise ‘Masumiyet Müzesi’ romanında olduğu gibi içindeki sanatçının, edebiyat projesine katılması olmuş. Roman için araştırma yaparken dönemin tıp kitaplarını, ilaç broşürlerini ve yapılan illüstrasyonları incelemiş.

Bütün bu materyalden hareketle romanının atmosferini yaratırken de not defterine çizimler yapmış.


Yazının Devamını Oku

En güvenli yerler müze ve galeriler

Devlete bağlı olanlar ve özel müzeler kapılarını 15 Haziran itibarıyla açtı.

Hemen hepsi Sağlık Bakanlığı’nın tavsiyeleri doğrultusunda sosyal mesafe çizgileri çizdi, temassız bilet uygulamaları, sınırlı ziyaretçi alımı gibi önlemler aldı.

Üç aylık ev hapsinden kurtulanların soluğu müze kapılarında alacağını beklemiyordum ama ziyaretçi sayıları yarı yarıya düşmüş durumda.



Bırakın özel müzeleri, Topkapı, Ayasofya gibi normal zamanlarda ziyaretçi rekoru kıranlar bile in cin top oynar halde. Neredeyse, sosyal mesafe uygulamak için başka birinin müzeye gelmesini beklemek gerekiyor.

Yabancı turistin olmaması bunun başlıca nedeni. Bir de okulların grup halinde ziyaretinin yasaklanması.

Yazının Devamını Oku