GeriHikmet Demirkol Adna: Neşe ile Melankolinin Nefis Uyumu
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Adna: Neşe ile Melankolinin Nefis Uyumu

Adna’nın dördüncü albümü ‘Black Water’ sonbaharda yayımlanacak. İsveçli sanatçının tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de hatırı sayılır bir hayran kitlesi var. Sanatçının yeni albümünden yayımlanan ilk single’ı ‘November’ sonrası kendisiyle yeni albümünü ve içinde olduğumuz pandemi dönemi üzerine konuşma fırsatı yakaladım.

Covid salgını döneminde bir albüm yapmanın nasıl olduğu üzerine konuşurken, Adna yeni albümünün genel sürecinin aslında önceki çalışmalarından çok da farklı olmadığını belirtti. Çoğunluğunu ev stüdyosunda kaydettiği şarkılarının yanı sıra, evde kaydedemediği diğer bölümleri de salgın öncesinde tamamladığı için aslında bu anlamda bir zorluk yaşamamış. Kayıtların devamındaki süreçte dosyaların yapımcıları arasında gezmesiyle şarkıların üzerinde çalışmışlar. Ama esas olarak bu dönemde, o da herkes gibi belirsizlik hissini yoğun şekilde yaşayarak geçirmiş günlerini.

Bir daha ne zaman canlı müzik performansı yapacağının bilinmezliğiyle hazırlamış bu albümdeki şarkılarını. ‘Black Water’ı dinleme şansım olduğu için Adna’nın geçmiş çalışmalarına dair bu albümde kendisinde hissettiği yeniliği merak ettim. Önceki albümlerinde kendini keşfetme yollarını arayıp bulurken, daha karanlık ve dramatik şarkılarla yol aldığını söylerken, son birkaç yılda bu durumu ağır bulduğunu ekledi. ‘Black Water’ da melankoliden nasibini alsa da bu sefer şarkılarını daha eğlenceli bir anlatım yoluyla aktarmayı denediğini söyledi.

‘November’ ile başlayan yeni albüm yolculuğu yakın zamanda yeni şarkısı ‘You Are’ ile devam edecek. ‘Black Water’da hangi şarkı senin için diğerlerinden daha özel dediğimde cevabı hiç düşünmeden verdi. ‘ ‘You Are’ bu albümde yapmak istediğim her şeyi tek şarkı olarak’ özetliyor dedi. Şarkının ilk yola çıktığı halinden bugünkü durumuna gelmesine kadar yaklaşık üç sene geçtiğini belirten Adna, son halinin onu çok mutlu ettiğini söylüyor. Dünyada aşılamalar ilerlese de, konserlerin eski hızına ve düzenine dönmesine hala vakit var gibi görünüyor. Online konserler hakkındaki hislerini sorduğumda Adna aslında bu durumun kendisi için iyi olduğunu belirtti. Kalabalık önünde konuşmak ve performans yapmanın onu genelde gerdiğini söyleyen sanatçı, geçen yıl hayat koşulları bize online konserleri mecbur kıldığı için bu duruma sıcak baktığını söylüyor. Ancak yine de kalabalık içinde, şarkıları seslendirirken insanların gözlerine içine bakabilmenin bir sanatçı için ne kadar değerli olduğunu belirtmeden geçmedi. ‘Pandemi dönemi yaratıcılık anlamında faydalı mıydı senin için? ‘ diye sorduğumda, başlarda belki de yeni albümün şarkılarını yazmayı yeni bitirdiği için yeni müzik üretmekte zorlandığını belirtti. Daha sonra yavaş yavaş çalışmaya başlasa da sonunda kesinlikle yalnız çalışmak istemediğini anlayıp ev stüdyosundan çıkmış. En yakın iki arkadaşıyla yeniden bir stüdyoya giren Adna, şimdi tek istediğim sürekli onlarla müzik yapmak diyor.

‘Black Water’ için heyecanını gizlemeyen sanatçı, Eylül ayına kadar albümden yeni şarkılar yayımlamaya devam edeceğini belirtiyor. Konserlerin en kısa sürede hayatımıza yeniden gireceğini, koşulların giderek düzeleceğine inandığını belirtirken, ‘dilerim bu döneme kadar bir sürü müzisyen ve grup müzik yapmayı bırakmaz’ diyor. Sanırım bu Adna’nın olduğu kadar hepimizin ortak dileği.  

Yeni Çıkış

The Ringo Jets – Fool’s Crown

Geçtiğimiz hafta The Ringo Jets yeni şarkıları ‘Fool’s Crown’ı Ferment Records etiketiyle yayımladı. Şarkının basın bülteninde ‘Fool’s Crown’ bir TRJ101 şarkısı diye tanımlanmış, çok hoşuma gitti bu ifade. Gerçekten de ‘Fool’s Crown’ grubun 10 senedir ürettiği müziğin konsantre hali gibi. İfadesi, enerjisi yerli yerinde. ‘Fool’s Crown’ ile The Ringo Jets’i ders gibi tekrar en baştan, en temelden dinlemeye başlayabilirsiniz. Grup 2019 senesinde yayımladıkları ‘Yadigar’ EP’sinden sonra ilk olarak ‘Fool’s Crown’ ile bizleri selamlıyor. Aynı zamanda söz konusu bu şarkı 11 Haziran’da çıkacak olan ‘Unlimited Lunch Pack’ EP’sinin de hem açılışını yapıyor, hem de albümü müjdeliyor.

Nuri Harun Ateş – Normal

Müziğiyle büyüleyen bir isim Nuri Harun Ateş. Bu Cuma yepyeni bir şarkı yayımlıyor. Bülent Ortaçgil’in ‘Normal’i şimdi Nuri Harun Ateş’in yorumuyla yeniden hayat bulacak. Şarkının yeni hali hem içinizi kıpır kıpır edecek, hem Nuri Harun Ateş’in yorumuyla yeniden keşfedilecek. Şarkının yaza adım atan bu yeni düzenlemesi Ogün Dalka imzalı. Mix ve mastering’i Onur Koç yapmış, şarkının kapak resmini ressam Engin Doğan çizmiş, kapak tasarımını ise Neslihan Bilge yapmış. Pasaj etiketiyle yayımlanacak olan ‘Normal’ bu Cuma her yerde olacak, kaçırmayın!

Hazi – Duvar

Hazi’nin Ocak ayından bu yana yayımladığı şarkılarına bir yenisi daha ekledi. ‘Sayende’ ile başlayan serüven, ‘Yaralı’ ile devam etti, şimdi ise sıra ‘Duvar’da. Hazi, bir ilişki sonrası evreleri anlatırken, yeni şarkısında kişinin kendi etrafında ördüğü duvarlardan bahsediyor. Söz ve müziği Hazi’ye ait, aranjörlüğünü Deeperise’ın yaptığı yeni şarkı ‘Duvar’ın Hawaii’de çekilen klibinin senaryosu da Hazi’ye ait.

X

Her Dem Yeşil

Sertab Erener yepyeni bir projeyle karşımızda.

Aslında projenin başlangıcı Mayıs ayının sonunda oldu. Ben yazmakta biraz geciktim. ‘Her Dem Yeşil’ projesinden ilk yayımlanan şarkı ‘Sakin Ol’ oldu. Şarkı aynı zamanda Sertab Erener’in ilk albümünün de adını taşıdığı için bence önemli bir çıkıştı. Sözü Sezen Aksu’ya bestesi Sezen Aksu ve Uzay Heparı’ya ait olan ‘Sakin Ol’ Ozan Yılmaz düzenlemesiyle yeniden bize ulaşıyor.

‘Her Dem Yeşil’e açılış yapan ‘Sakin Ol’ aslında bizi önümüzdeki dönemde bu projeye dair nasıl sürprizlerle karşılaşacağımızı da gösteriyor. ‘Her Dem Yeşil’ ile yeniden hayat bulan ‘Sakin Ol’ tam da bu zamana ait, yeni çağın müziğine örnek bir yapıda yeniden, hiç unutmadığımız 90’lardaki ifadesinden de bir tutam alarak, yeni formuyla karşımızda.

‘Sakin Ol’dan sonra ne gelecek diye merakla beklerken, belki de benim için Sertab Erener favorilerim arasında ilk üçte yer alan ‘Ateşle Barut’ yeni düzenlemesiyle geçtiğimiz hafta yayımlandı. ‘Her Dem Yeşil’ albümünün ikinci çıkışı, sanatçının yine ilk albümü ‘Sakin Ol’dan bir diğer önemli şarkıya yepyeni bir soluk kazandırarak karşımızda. Sözü Aysel Gürel, bestesi Garo Mafyan’a ait bu efsane şarkının yine yeni düzenlemesi Ozan Yılmaz’a ait. 90’lar dans pistlerine tema olmuş ‘Ateşle Barut’ yeni düzenlemesiyle bence harika olmuş. Şarkıyı ilk defa dinleyenler eminim birçoğumuzun 90’larda yaşadığı heyecanı, zamanın ruhuna uygun bu yeni düzenlemesiyle hissedecekler.

Her Dem Yeşil’in devamında gelecek olan şarkıları ve düzenlemeleri, bu projeye dair merakımı özellikle ‘Ateşle Barut’ sonrası daha da kuvvetlendirdi. Sertab Erener’in geçmişi bugüne ustaca dönüştürüp, sanatını modern ve güncel bir şekilde devam ettirmesi bir dinleyicisi olarak beni her zaman heyecanlandırıyor.

İstanbul’un Yeni Sahnesi

Pandemi kısıtlamaları biter bitmez konserler birer birer duyurulmaya başlandı. Her şehirde, hatta her parkta nerdeyse bir konser var. Hem müzikseverler hem de sanatçılar pandemiyle geçen 1.5 yılın ardından bir arada olmayı, hep bir ağızdan şarkılar söylemeyi çok özledi.

İstanbul’da yaz konserleri her zaman özeldir. Yıldızlı Geceler de bu özel konserlerden biri olarak bu şehre imza atan etkinliklerdendir. Turkcell’in senelerdir düzenlediği Yıldızlı Geceler bu sene Vadi İstanbul’da kurulan Turkcell Vadi sahnesinde düzenlenecek.  30 Temmuz – 11 Ağustos tarihleri arasında düzenlenecek olan Yıldızlı Geceler’de sırasıyla Sertab Erener, Aleyna Tilki, Yüzyüzeyken Konuşuruz, Berkay, Ceza – Anıl Piyancı – Sansar Salvo, Kenan Doğulu, MFÖ, Funda Arar, Haluk Levent, Ebru Yaşar müzikseverlerle buluşacak.

Yeni Çıkış

Yazının Devamını Oku

Koltuk Senin!

Konserler birer birer başlarken, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Kültür AŞ ve kültür sanat sektörü el ele vererek harika bir faydaya imza atmışlar. Bu yaz Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’nda sahipleri tarafından kullanılmayan koltuklar boş kalması yerine 24 yaş altındaki İstanbullu sanatseverlere ücretsiz olarak sunuluyor.

Sanatseverler etkinliklerden 1 saat önce etkinlik alanının girişinde bulunan ‘Koltuk Senin’ masasına başvurarak HES kodu doğrulaması yapılmış İstanbul Kart ile sıra numarası alıyor. Etkinlik başlarken, alınan sıra numarasına göre genç sanatseverler görevliler tarafından konser alanına alınarak uygun koltuklara yönlendirileceklermiş. Ek olarak belirtmek gerek, bu kampanyadan 1 kişi 1 ayda 1 kez yararlanabilecekmiş. Uygulama açısından genç sanatseverlerin de bu konserlerden ücretsiz olarak imkanlar çerçevesinde faydalanacak olmasına çok sevindim.

Yeni Çıkışlar

Karsu – Sonunda

Karsu yeni teklisi ‘Sonunda’yı geçtiğimiz hafta yayımladı.

Şarkının sözleri Kalben, bestesi ise Karsu ile Mart Jeninga’nın birlikte imzasını taşıyor. Kalben ve Karsu’nun yeni bir şarkı için bir araya gelmesi fikri beni aşırı heyecanlandırıyor. Dilerim bu bir başlangıçtır ve bu iş birliğinin devamı daha gelir. Kalben’in sözlerini yazdığı ‘Sonunda’ Karsu’nun kendine has vokaliyle birleşince ortaya nefis bir şarkı çıkmış. Şarkının Paradiso çekilen klibi de ‘Sonunda’ya kesinlikle ayrı bir hava katmış.  

Simge Pınar – Cevap

2019 senesinde yayımlanan ‘Güzel Şeyler’ albümü ile Simge Pınar o günden beri merakla beklediğim bir isimdi. Önceki hafta ‘Cevap’ adlı yeni şarkısını Universal Music etiketiyle yayımlayan Simge Pınar nefis bir geri dönüş yaptı. Sözleri ve bestesi kendisine ait olan şarkının prodüktörlüğünü Efe Demiral üstlenmiş.

‘Cevap’ın introsunu kaç kere dinledim bilmiyorum, şarkıyı baştan sona defalarca dinleyip, introsunu en sonunda birkaç kere daha dinledim her seferinde.  Yeni şarkı aynı zamanda Simge Pınar’ın ikinci albümünden çıkan ilk şarkı. Simge, ikinci albüm yolculuğuna olan katkısından ötürü ve birlikte çalıştığı herkesin ruhundan bir parça taşımasından ötürü ‘Cevap’a ayrı bir sevgiyle bağlı olduğunu belirtmiş. İkinci albümü ve yeni şarkıları ‘Cevap’ın yayımlanmasından sonra daha büyük bir merakla bekliyorum.

Yazının Devamını Oku

Onurr dans ederek ağlatıyor

Pazar günü Onurr yeni albümü ‘Ağlak Disko’yu yayımladı.

Onur Özdemir’den yeni bir şarkı dinlemek zaten bence başlı başına bir mutluluk sebebi. 10 şarkılık ‘Ağlak Disko’ beni bu anlamda mutluluktan öte tam anlamıyla mest etti. Cumartesi gecesi resmen dakikaları saydım, saat gece yarısını geçince kulaklıkları takıp tek tek tüm şarkıları baştan sona dinledim. Bir albümün o ilk dinleme anı ve onun mutluluğu gerçekten tarif edilmez bir haz. Onurr’un ‘Ağlak Disko’ ile yarattığı bu mutluluk, dans ve hüzün üçgeni beni ziyadesiyle tatmin etti. 

Albümün açılışını geçtiğimiz hafta Cuma günü ‘Muamma’ya çekilen klip ile yapan Onurr ‘Ağlak Disko ’da bizi çok özel bir dans dünyasına götürüyor. 10 şarkılık albüm ismiyle yaşayan duygular treni diyebiliriz. ‘Ağlak Disko’daki 10 şarkının söz, müzik, düzenlemesinin tamamı Onurr’a ait. Şarkıların her aşamasına kendi imzasını atması belki de bu albümü bir bütün olarak daha özel kılıyor. Abartmayı istediği kadar, ulaşabildiği kadar, tamamen kendi canı istediği şekilde yaptığı için bu albüm daha da özel hissettiriyor dinledikçe. 

Onurr pandemide yaptığı albümün kayıtlarını dinledikçe danslarına gözyaşları da eşlik ettiği için albümün ismine ‘Ağlak Disko’yu uygun bulmuş. Albümde daha önce İrem Derici’ye verdiği ‘Güz Dönümü’ ve Gülşah Kömürcü’ye verdiği ‘Çok Mu Zor’u Onurr’un yorumuyla dinlemek ayrıca çok kıymetli. ‘Yorgun Sevda’, ‘Deniz Tuzu’ ve ‘Çok Mu Zor’ benim için ‘Ağlak Disko’nun incileri. Onurr’un müziğinin ve üretkenliğinin yenilikçi bakışı ile nefis uyumu ‘Ağlak Disko’da hayat bulmuş. 

Yıldızlar: Alemde Seyr-i, Deli Aşk, Güz Dönümü, İmkansızın Kenarı

Oscar’ımı Verdim Gitti: Yorgun Sevda, Deniz Tuzu, Çok Mu Zor 

Korhan Futacı ile Canlı Canlı! 

Korhan Futacı ile 30 Haziran Zorlu PSM konseri öncesi bir araya geldik. Pandemi kısıtlamalarının sonlarına gelmişken, konserler de yavaş yavaş başlarken bu söyleşi harika bir zamana denk geldi. 

Yaklaşık 1.5 senedir içinde olduğumuz bu dönemin üretim anlamında nasıl geçtiğini sorduğumda Korhan Futacı bu karmaşık döneme rağmen kendisine göre bir düzen kurmayı başardığını anlattı. Şartlar zorlayıcı ve tuhaf da olsa, duruma uyum sağlamaya başladıkça önünde farklı kapıların açıldığını ve bu sayede o da müzik adına üretmeye devam ettiğinin altını çizdi. Nova Norda ile yakın zaman önce yayımladıkları ‘Cehennem’ şarkısının çok hoşuma gittiğini, önümüzdeki dönemde başka nasıl çalışmaların yolda olduğunu sorunca güzel haberler aldım. Sanatçının State51 etiketiyle yayımlamak üzere hazırladığı 6 şarkılık bir enstrümantal albümün yolda olduğunu hatta hemen ardından da 9 şarkıdan oluşan vokalli bir albüm daha çıkartacağını söyledi. 

Yazının Devamını Oku

12 yıl sonra gelen albüm

Kings Of Convenience yeni albümleri ‘Peace or Love’ı geçtiğimiz hafta yayımladı.

Grubun ilk albümleri ‘Quiet Is The New Loud’ ile hayatımıza dokunuşlarının üzerinden 20 sene geçmiş. Zaman uçup gitse de Kings Of Convenience’in müziği ilk günkü gibi sağlam temellerle yerini muhafaza ediyor. Özellikle 12 sene sonra bir albümle dönmeleri, o albümün de böylesine içimize kapandığımız zor  bir döneme denk gelmesi gerçekten bir dev hediye gibi oldu. Bir iki ay önce yayımladıkları ilk single’ları ‘Rocky Trail’in sadece bir tekli olmayıp devamında bir albüme bağlanması sanırım bu sene aldığım en güzel müzik olaylarından biri oldu.

Yeni albümün kayıtları yaklaşık 5 sene sürmüş. Böyle düşününce grubun hayatı mümkün olabildiğince yavaştan alıp,  yeni şarkılarını kaydetmeleri ve özellikle de bu kayıtlara büyük önem vermeleri bu süreyi uzatmış. Eirik ve Erlend ‘Peace or Love’da genelde hakimiyet kurdukları sade olma ve şarkılarını basit bir dille anlatmaya daha da önem vermişler. Gruba iki şarkıda Feist’in de vokaliyle katılması ‘Peace or Love’ın bir diğer güzelliği olarak yer alıyor. Mırıl mırıl aşkı, sakinliği ve hayattan zevk almayı senelerdir bize kendi üsluplarıyla aktaran ikili 4. albümlerinde dinleyicisine mutluluğu garantiliyor. Yeni albüm konserler tarihlerini arka arkaya açıklayan Kings Of Convenience belki bu sene bir sürpriz yapar ve Türkiye’yi de turnesine dahil eder diye gözlerim turne haberlerinde.

Yıldızlar: Rumours, Fever, Rocky Trail, Song About It

Oscar’ımı Verdim Gitti: Catholic Country, Love Is A Lonely Thing

İstanbul Caz Festivali

1-24 Eylül arasında İstanbul’u Caz sarıp sarmalayacak.

Yaklaşık 2 sene sonra dopdolu bir programla bir festival haberi duymak eminim benim gibi tüm müzikseverlerin yüzünde bitmeyen bir gülümseme yaratıyordur. Açıkhava mekanlarında 40’a yakın konserle dopdolu bir programla 28. İstanbul Caz Festivali Garanti BBVA sponsorluğunda, TC Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın destekleriyle düzenleniyor.

Eylül ayına yayılan bu konser serüveninde

Yazının Devamını Oku

The Ringo Jets: Müzik yaparken çocuk gibi oluyoruz

Müziğe hayatında büyük yer veren herkesin eminim kendisine özel kalsın istediği birkaç grup ve sanatçı vardır. The Ringo Jets de benim için o gruplardan biri. Hayranlığımı ve sevgimi açık etmeyip, kimseler bilmeden, onlar da çok popülerleşmeden böyle kendi kendime dinlemek istediğim bir grup. Bakmayın böyle söylüyorum da bu hisler grup 10 sene önce çıktığında böyleydi, şimdi grubun hem büyük bir kitlesi var hem de yaptıkları nefis işler sadece Türkiye’de değil yurt dışında da alkışlanıyor.

Grup geçtiğimiz haftalarda yeni şarkıları ‘Fool’s Crown’ı yayımladıklarında bir söyleşi ihtimali yeşerdi ufukta. Tekli yayımlandığı zaman bir araya gelemesek de, geçtiğimiz hafta yayımlanan EP’leri Unlimited Lunch Pack için bir araya gelip konuşma fırsatı bulduk. Bilmeyenler için The Ringo Jets’in kısa tarihçesi; yaklaşık 10 sene önce Tarkan Mertoğlu’nun o dönem grubu olan Kraker’ın davulcusu askere gidince Lale Kardeş grup durmasın diye yardım etmek için gruba giriyor. Zaman içinde gruba ikinci bir gitarist olarak Deniz Ağan ekleniyor ve üçlü aslında bu şekilde ilk defa o dönemde çalıyorlar. Daha sonra Lale grubun bateristi askerden gelince görevini tamamlayıp ayrılıyor. Ama bu üçlünün yakaladığı enerji orada kalmıyor, birlikte çalmanın keyfini unutmayan ekip birlikte müzik yapmayı isteyip bir prova yapıyorlar ve oradan sonra da bugüne kadar çalmaya devam ediyorlar. Lale o dönemi anlatırken, 2011 yazındaki heyecanları neyse bugün de aynı şekilde devam ettiğini belirtmem gerekiyor. Türkiye’de özellikle de İngilizce Rock Müzik yapmak, bunu bugüne kadar getirmek aslında o kadar da kolay olmadığı için, geçen 10 seneyi düşününce ‘hayat insanı çok güzel tokatlıyor ve beklememeyi öğreniyorsun’ diye ekliyor Lale. ‘Müzik yaparken çocuk gibi oluyoruz’ diyen Lale, kendi ürettikleri her şarkıda ilk günkü gibi büyük heyecan duyduklarının altını çiziyor.

Grubun 2011 senesinde çıkarttıkları ilk EP’leri ‘The Lunchpack’in yayımlandığı dönemi anlatırken Lale, o albümü kendilerinin cd’ye kaydettiğini, jelatinlerinin hepsini tek tek elleriyle hazırlayıp sınırlı sayıda bastıkları posterle tanıtım yaptıkları o dönemi anlatırken ben dahil hepimiz o zamana ışınlandık. Şimdi aynı EP daha önce yayımlanmamış olan ‘Fool’s Crown’ ile birlikte dijital olarak karşımızda. Yeni yayımlanan EP, hem geçmişe bir merhaba, hem de geleceğe yeni bir adım anlamına geliyor. The Ringo Jets ‘Unlimited Lunch Pack’i her zaman yapmayı sevdiğini şeylere tekrar döndüklerinin gösteren bir sinyal olarak görüyor.  Özellikle yeni EP’deki ‘Tease’ grubun ilk yayınladığı orijinal hali olması belki de bu albümü en özel kılan detaylardan birisi.

Geçirdikleri 10 sene içinde neleri yapmak isteyip, neleri yapmak istemediklerini çok net anladıklarını belirten grup, geçtiğimiz kış onlarca şarkılık demo kaydettiklerini fısıldadılar.  Grup üyeleri kaydettikleri yeni demolar hakkında oldukça heyecanlı oldukları için, ben de bu şarkıların detayları hakkında ne söylerlerse pür dikkat onları dinledim. Özellikle 2 sene önce yayımladıkları ‘Yadigâr’ EP’lerinden sonra Türkçe şarkı yapma konusundaki motivasyonlarını sorduğumda yeni demoların yarısının Türkçe, yarısının İngilizce kayıtlarla dolu olduğunu belirttiler. ‘Sağ gösterip, sol vurmamız bizim alametifarikamız’ diyen Lale, albüme giden yolda neler olacağını kendilerinin de merakla beklediklerini ekledi. Yaz boyu yeni şarkıların kayıtlarıyla meşgul olacaklarını belirten The Ringo Jets yeni şarkılarını muhtemelen bu sene bitmeden dinleyicisiyle paylaşmayı hedefliyor. O zamana kadar da yeni EP’leri ‘Unlimited Lunch Pack’ bizi yeni şarkılara hazırlayacak.

Yeni Çıkış

Armageddon Turk - Anadolu Lo-fi

Geçtiğimiz hafta Garaj müzik etiketiyle nefis bir albüm yayımlandı: Armageddon TurkAnadolu Lo-fi. Armageddon Turk, Orkun Tunç ve Zag Erlat’ın yarattığı bir müzikal birliktelik. Albümün temeli pandeminin ilk günlerinde atılıyor. İstanbul ve Londra’daki evlerinde prodüksiyon üzerine çalışarak, Anadolu türküleri ve anonim eserlerin lo-fi hiphop, chillbeat tarzlarında yeniden yorumladıkları 10 şarkılık ‘Anadolu Lo-fi’ albümünü tamamlamışlar.  Albümün gitar kayıtlarında Kaan Çelik Metin, trompette Ege Cengiz, kemençede Nevbahar Özel, tarda Nevcivan Özel ve piyanoda ise Gonca Feride Varol eşlik etmiş.

Zag Erlat ve Orkun Tunç ile bu proje albüm için bir araya geldik ve detaylarını konuştuk. Bu albümü yapmayı hem Orkun, hem de Zag birbirlerinden habersiz bir şekilde her zaman isteklilermiş. Bir gün Orkun ekip arkadaşını arayıp aklındaki bu projeden bahsedince ikisi de gözlerinin önündeki hazineyi bulmuşçasına büyük bir heyecanla repertuar hazırlığına girişmişler.

‘Anadolu Lo-fi’daki müziklerin aslında biz olduğumuzun altını çizen Armageddon Turk, bizleri bir arada tutan, birbirimizi daha sıkı bağlayan melodiler olduğunun altını çiziyor. İkili bu projeyi yaparken bir yandan da bu melodilerin bir anlamda miras olduğunu vurgulayarak, bunun gelecek jenerasyonlara bir armağan olmasını istediklerini belirtiyorlar.

Yazının Devamını Oku

Mutluluklar

Barış Demirel’in ilk solo albümü ‘Mutluluklar’ Gülbaba Records etiketiyle geçtiğimiz hafta yayımlandı.

Albüm öyle tatlı, mırıl mırıl akıyor gidiyor ki, Barış Demirel ile bir araya gelerek biraz büyüteç tutup bunu konuşmanın en güzel zamanı dedik. Barış Demirel’in geçmişi müzikle dolu olan isimlerden. Lise yıllarında ve sonra da üniversite döneminde birlikte müzik yaptığı gruplarla birçok enstrüman çalmış ve vokal yapmış. Grupta trompet çalan birisinin iyi olacağını düşündüğü bir noktada trompet çalmayı kendisi öğrenmeye karar vermiş ve esas serüven de böylece başlamış.

Roxy Müzik Günleri’nden başlayan ‘Barıştık Mı’ mahlasıyla çıktığı yolda birkaç yıl sonra ‘T.E.A.R’ ve sonrasındaki ‘Fair Play’ albümleriyle devam ediyor. Katıldığı birçok yurtdışı festivallerinin yanı sıra, birçok isimle müzik yapmaya devam eden Barış Demirel, bir kenarda biriktirdiği hikayelerini kendi adıyla bir albümde yayımlamaya karar vermiş. Bir kenarda diyorum ama aslında bakmayın, yaklaşık 10 senedir bu şarkıları kısa notlar ve demolarla derlemiş, biriktirmiş.

‘Mutluluklar’ Barış Demirel’in baştan sonra kendi hayatının müzikal formu aslında. Yaşadıklarını şarkılarla anlatıp, bu anların onda bıraktığı güzellikleri müziğiyle süslemiş. Albümün adının nerden geldiğini elbette sordum. Barış Demirel, geçen yıl albümü yapmaya karar verdiğinde geçmişte yaşadığı, kendisine iz bırakan, öğreten, tecrübe kazandıran anılarıyla bir anlamda vedalaşıp bu duygulara ‘Mutluluklar’ dilediğini, albümün adının da buradan çıktığını belirtti.

‘Mutluluklar’ın prodüktörlüğünü Da Poet ile Barış Demirel birlikte üstlenmiş. Seneler içinde birlikte birçok iş yaptıkları için Da Poet ile olan uyumları bu albümde birlikte çalışarak daha güzel bir sonuca ulaşmış. Deniz Tekin ile yaptığı ‘Keyfim Senle Yerinde’ düeti üzerine konuştuğumuzda Barış’ın heyecanı sanki şarkıyı o ilk kaydettiklerindeki zaman olduğu gibi yüksekti. Deniz Tekin’in yeni bir şeyler deneme isteği ve bu anlamdaki cesareti onun çok hoşuna gittiği için birlikte bir şeyler yapmayı çok heyecanlı bulduğunu belirtti.  ‘Keyfim Senle Yerinde’yi yazdıktan sonra şarkıda sanki karşı tarafa bir söz vermek isteyen bir yer olduğunu hissettiğini belirterek Deniz Tekin’in dahil olmasını isteyip kendisiyle paylaşmış. Deniz Tekin de 1-2 saat içinde şarkıyı tamamlayıp demoyu Barış Demirel ile paylaşmış. Bu iş birliğinden aldığı keyfi ve şarkının Deniz Tekin’in de katkısıyla geldiği noktadan çok memnun olduğunu aktardı.

‘Mutluluklar’da bir başka sürpriz de Kadebostany iş birliğinin yer alması. Hem de bir değil iki şarkıda Kadebostany dokunuşu yer alıyor. Bir Ankara konseri sonrası Kadebostany ile aralarında doğan sohbet sonrasında Barış Demirel albümden bir şarkısına Kadebostany’nin remix yapmasını istiyor. Kadebostany şarkılar üzerinde çalışıyor ve tamamlayıp Barış Demirel ile paylaşıyor. Şarkıların yeni hali remix’ten bir adım daha öte olduğu için ‘Rework’ olarak yayımlamayı isteyen Barış Demirel, özellikle albümdeki Kadebostany’nin katkısından ötürü duyduğu gururu dile getirdi.

Pandemi döneminde sahneleri her müzisyen gibi çok özleyen Barış Demirel, her sabah kalktığında yüzünü yıkadıktan sonra ilk yaptığı şeyin trompet çalmak olduğunu söylüyor. Kendi motivasyonunu ancak enstrümanıyla ve ürettikleriyle ayakta tutmaya çalıştığını belirten Barış, yeniden sahnelere kavuşmak için gün saydığını da özellikle belirtiyor. Şu sıralar her ne kadar yeni albümü yayımlanmış olsa da, sanatçının Temmuz ayında prodüksiyonuna başlayacağı yeni bir EP çalışması için kolları sıvayacağının müjdesini vermek bu söyleşi vesilesiyle bana kısmet oluyor.

Yeni Çıkış

Gramafonia – Global Bando

Yazının Devamını Oku

Gökhan Türkmen ‘7’ İle dans ettirecek!

Bu Cuma Gökhan Türkmen 7. Stüdyo albümü ‘7’yi yayımlamaya hazırlanıyor.

Sanatçı bu albümde deyim yerindeyse bizi diskoya götürüyor. ‘7’ ile Gökhan Türkmen’in müzik kariyerinde yepyeni bir yanını keşfedeceğimizi düşünüyorum. Geçtiğimiz yılın sonlarına doğru yayımladığı ‘Romantik’ albümü aslında henüz daha taze sayılacak bir yerdeyken, sanatçı pandemi döneminde durmaktansa yeni şarkılarla dinleyenlerini mutlu etmeyi tercih ediyor.  Bunu da daha pozitif ve dans dolu bir yorumla sunuyor.

Geçtiğimiz hafta sonu albümün basın lansmanında pandemi sebebiyle online olarak bir araya geldik ve yeni şarkıları dinledik. Gerçekten bu albümün lansmanını bir mekânda ilk defa dinleyip, o anın enerjisini Gökhan Türkmen ve ekibiyle birlikte yaşamayı çok isterdim. Evde laptop karşısında şarkılarda kendi kendime yükselme hali maalesef bu dönemin gerçeği oldu. 

Albümde 7 şarkı yer alıyor. Künyesine baktığımızda söz ve müziklerde Gökhan Türkmen ve Mert Carim imzası görüyoruz, düzenlemelerde ise Genco Arı yer alıyor. Geçen yıl tekli olarak yayımlanan ‘Deli’ bu albümün kapanışını yapıyor. 2020’nin sonunda yayımlanan ‘Romantik’ albümünde ‘Deli’ yer almamıştı. ‘Romantik’ albümün ruhundan ve havasından farklıydı ‘Deli’ şarkısı, meğer bu albümü bekliyormuş. Şimdi ‘Deli’ de kendisine yakın tarzdaki diğer arkadaşlarına kavuşarak ‘7’nin nefis kimyasını birlikte oluşturmuşlar. Tüm albümü dinledikten sonra kapanışın bu yolun başlangıcı olan ‘Deli’ ile bitiriyor olması da bence ayrıca kıymetli.

‘7’ disko ve funk soslu, içinde rocknroll hisleri barındıran kıpır kıpır tam bir yaz albümü olmuş. #iyiyaşa mottosuyla yaza başlangıç yapacak olan ‘7’ albümüyle Gökhan Türkmen dinleyicisini dansa kaldıracak derken abartmıyorum. ‘7’ ile gerçekten adımlar dansa dönüşecek. Albümden benim ilk dinleyişte 3 favorim var hangisi daha önde emin olamıyorum. ‘Nanay’, ‘Şerefine’ ve ‘İmza’ dinlediğimden beri aklımda tekrarlıyor. Sanırım ‘İmza’yı şu sıralar daha çok seviyorum.  Yeni albümden ilk video klip ‘Şerefine’ şarkısına çekilmiş. 7 Haziran’da yayınlanacak olan klibin yönetmenliğini Murat Joker yapmış. Gökhan Türkmen’in her yeni işinde yarattığı yenilik ve dinamik dokunuş bu albümde de kendisini gösteriyor. ‘7’ renkli, enerjisi yüksek, yaza ve hepimize gerçekten iyi gelecek bir albüm olarak 4 Haziran itibariyle tüm dijital platformlarda yerini alacak. 

Devir Değişti

90’lar Türk Pop Müziğine yön veren önemli isimlerden Çelik çok özel bir albümle geri döndü. 12 şarkılık ‘Devir Değişti’ albümü Fatih Erkoç, Emre Aydın, Cem Adrian, Pamela, Halil Sezai, Umut Kuzey, İskender Paydaş ve Orkestrası, Oğuzhan Uğur, Gülçin Ergül, Can Gox ve Rubato kariyerinde 35. Yılını deviren Çelik’in şarkılarını kendi yorumlarıyla bu albümde kaydetmişler.

Arpej Yapım etiketiyle geçen hafta yayımlanan ‘Devir Değişti’ albümünün müzik direktörlüğünü İskender Paydaş, süpervizörlüğünü ise Umut Kuzey üstlenmiş. Şarkıların yeni düzenlemeleri gerçekten de yakışmış. 90’lar trenini kaçıranlar için bu şarkıların yeniden hayata kazandırılması çok değerli. Şarkıların yeni düzenlemelerinden sonra dönüp bir de orijinal hallerini dinleyip o dönemlere gittim. Yeni düzenlemeler bir şekilde şarkıların ruhunu koruyarak, onlara yeni bir hava katmış.

Fatih Erkoç

Yazının Devamını Oku

Glasto üzdü, Eurovision sevindirdi

Geçtiğimiz Cumartesi gecesi uzun zamandır hiç olmadığı kadar müzikle doluydu. Glastonbury Festivali ilk defa dijital olarak yapılacağı için konser özlemiyle yanıp tutuşan büyük bir kitle bilgisayarlarının başında festivalin başlamasına kitlenmişti. Festivalin başlama vakti geldiğinde bilet sahipleri ellerindeki bilgilerle konseri izlemek için festival sitesine girdiklerinde beklenmedik bir sürprizle karşılaştılar.

İlk başlarda internet bağlantıma bahane buldum defalarca giriş yapmaya çalıştım ama olmadı. Bu denemeyi 1 saat kadar sürdürüp pes ettim. Meğer benimle birlikte bu sorunu neredeyse tüm dünya yaşıyormuş. Glastonbury yetkilileri sorunu çözmek için uğraştıklarını sosyal medyadan duyursa da, bu deneyim geç başlayan konser hissinden biraz daha moral bozucuydu. Yaklaşık iki saatlik bu gel git yaşandıktan sonra festival biletli biletsiz ayrımı yapılmaksızın herkesin izlenmesine açıldı. En azından bu kararın herkese iyi geldiğine eminim. Ancak 2 saat önceki performanslara geri dönüş sorunlu olduğu için konserin normal akışını sonraki gün daha rahat izlerim diye kendimi daha fazla yormamaya karar verdim.

Tüm bu kriz yaşanırken göz ucuyla bir yandan da Eurovision finalinin başlamasını bekliyordum. İtiraf etmeliyim ki Eurovision’dan çok ümitli değildim, Türkiye’nin artık katılımcı olmamasından sonra bir şekilde ilgim azaldı yarışmaya. Bu sene yarı finali de izlemediğim için genel anlamda katılımcılardan da haberdar sayılmazdım. Ancak Glasto krizi beni bir anda Eurovision’a bağladı.  Performanslar ve şarkılar o kadar beklentimin üzerindeydi ki, Eurovision’a kitlendiğim için Glastonbury’deki Coldplay’i yarım yamalak izledim.

Genel anlamda Eurovision finalindeki ülkelerin nerdeyse hepsi çok iyiydi. Pandeminin 1.5 seneyi aşan üzerimizdeki etkisinden mi bilmiyorum, Eurovision’un finalindeki şarkılar ve şovlar büyüledi beni. İzlanda, İtalya ve İsviçre favorilerimdi ama oylamadan bu şarkıların çıkacağı konusunda şüpheliydim. Performanslar bitip oylamaya geçildiğinde Eurovision’daki değişmeyen tek şeyin politik jüri oylamaları olduğunu görüp biraz keyfim kaçtı. İyi ki halk oylaması var da yarışmanın kaderi değişti. İtalya’nın birinci olmasına çok mutluyum, bu sonucun rock müziğin yeniden uyanışı vesile olacağına gönülden inanıyorum.

İtalya’nın Maneskin grubu birinci olup sahneye tekrar çıktığında grubun vokali Damiano ‘size söylediğimiz gibi rock’n roll hiçbir zaman ölmez!’ konuşması gecenin en güzel özetiydi. Pandemi gölgesinde geçen 2 yılın ardından seneye Eurovision’un Maneskin’in ev sahipliğinde İtalya’da nasıl olacağını şimdiden merak ediyorum. Bu arada grubun yakın zamanda yayımladığı albümleri ‘Teatro d’ira – Vol.1’ birkaç gündür fon müziğim oldu. Yerinde duramayan kıpır kıpır bir albüm olmuş, grubun Eurovision performansından etkilenen herkese öneririm. 

Melike Şahin’in ilk Albüm Konseri

Bu senenin en güzel olaylarından biri olan Melike Şahin’in ilk albümü ‘Merhem’ şimdilerde ilk konseriyle evlerimize konuk olmak üzere gün sayıyor. Sanatçının bu nefis albümünün ilk konseri 28 Mayıs’ta PSM Online’da gerçekleşecek.

İki ay önce Melike Şahin ile All Access Youtube kanalımda ‘Merhem’ üzerine yaptığımız söyleşide albümün ilk konser provalarına daha yeni başlamıştı. Hem hazırlıklar açısından, hem de yeniden konser vermekten ötürü çok heyecanlı olduğunu her seferinde dile getiren sanatçı şimdi konserine artık günler sayıyor. Özellikle albümden ‘Hepsi Geçti’, ‘Nasır’, ‘Öpmem Lazım’, ‘Bedelini Ödedim’ ve ‘Uykumun Boynunu Bükme’nin canlı performanslarını çok merak ediyorum. Uzun zamandır merakla beklenen ‘Merhem’in bu çok özel ilk konserinde sahnede 8 kişilik yeni orkestrasıyla ve bu akşama özel olarak hazırlanmış sahne tasarımıyla Melike Şahin 28 Mayıs’ta saat 21:00’da PSM Online’da olacak, kaçırılmayacak bir konser olacak bunu şimdiden hissedebiliyorum.

Yeni Çıkış

Yazının Devamını Oku

27 Yıl Sonra Gelen Albüm!

Geçen hafta Demir Demirkan ile 90’larda kaydedilmiş ‘Mesheen’ grubunun ‘A Matter Of Time’ albümü üzere konuştuk.

Albümün kaydedildiği dönemde Amerika’da yaşayan sanatçı, gruba dahil olduktan sonra söz konusu albümün hazırlığında ve kaydedilmesinde de bizzat yer almış. Geçtiğimiz Ocak ayının ortasında yayımlanan albümün Avrupa ve Amerika’da büyük ilgi gördüğünü belirten Demir Demirkan, 1994 senesinde kaydedilen bir albümün şimdilerde yayımlanmasının heyecanını yaşadıklarını da ekledi.

Mesheen, 80’lerde Los Angeles’ta o dönem oldukça popüler olan Tyton grubundan Bobby Tait ve Joey Scott tarafından kurulmuş. Daha sonra gruba eklenen vokalist Ted Micheal Heath ve basçı Nick Aqleh ile Mesheen son haline gelmiş. 1992 senesinde Avrupa ve Amerika’da aldığı pozitif eleştirileri toplayan iki demosundan sonra ‘A Matter Of Time’ albümünün kaydına odaklanmışlar. Bu dönemlerde gruba gitarist olarak eklenen Demir Demirkan ile birlikte grup kendi albümlerinin üretimi için çalışmalarına daha da yoğunlaşmışlar. O dönem birçok bağımsız plak şirketinin yaşadığı durum gibi albümün yapımcısı olan firma faaliyetlerini durdurunca ‘A Matter Of Time’ yayımlanamıyor. Grup üyeleri Seattle grunge hareketinin de devreye girmesiyle diğer müzikal ilgi alanlarını keşfetmeye başlıyor.

O zamanlarda günümüze geldiğimizde, yaklaşık 27 sene sonra ‘A Matter Of Time’ albümü şimdi gün yüzü görüyor. Geçtiğimiz sene yaz aylarında grup Sonic Age Records ile yeni bir anlaşma yaparak ‘A Matter of Time’ı kaydını yeniden mastering yaptırıp CD ve plak basımlarına özel kartonet detayları ekletmiş. Ocak ayının ortalarında yayımlanan albüm tüm dijital platformlardan da dinlenebiliyor. Demir Demirkan pandemi koşullarının durumuna göre belki yakın gelecekte grupla canlı performansların da gündemde olabileceğini belirtiyor. ‘A Matter Of Time’in ruhu 80’lerin hard rock/metal formatında olsa da bunu günümüze yeniden taşıyan özel bir çalışma olmuş. Daha doğrusu albümü daha ilk dinleyişinizde zamansız bir yaklaşımla senelerden bağımsız olarak sizi kendisine ve enerjisine bağlayabileceğini gösteriyor. 

Glastonbury Festivali İlk Defa Dijital!

Müzik festivallerinin atası olarak da düşünülebilecek olan meşhur Glastonbury Festivali bu sene ömrü hayatında ilk defa dijital olarak düzenleniyor. Geçen sene pandemi dolayısıyla iptal edilen etkinlik, bu sene de devam eden pandemi koşulları sebebiyle dijital bir festival olarak yayımlanacak.

Pandemi sebebiyle 2 sene üst üste iptal edilen Glastonbury Festivali, 22 Mayıs’ta kendi tarihi için de çok özel bir canlı yayınla müzikseverlere ulaşacak. Worthy Farm’dan gerçekleşecek olan bu global yayın ile dünyanın her köşesinden müzikseverler Glastonbury Festivali’ni evlerinden izleyebilecekler. Her sene biletleri satışa çıktığında dakikalar içinde tükenen bu özel festivalde bu sene Coldplay, HAIM, IDLES, Jorja Smith, Michael Kiwanuka, Wolf Alice gibi isimlerin sahne alacağı yaklaşık 5 saatlik bu özel yayını kaçırmamak gerek.

Yeni Çıkış

Ceren Gündoğdu – Beni Eve Götür

Yazının Devamını Oku

Baneva’dan Manifestor

Geçen yılın sonbaharıydı galiba, malum pandemi sonbaharla birlikte tekrar hızlanıyor endişesi hepimizde devam ediyordu. İşte o dönemden bir gün Universal Music Türkiye ofisinde 3-4 kişilik bir ekiple yakın dönemdeki yeni çıkışları dinlemek için buluşmuştuk. Herkes mesafeli şekilde koltuklara oturup, yeni çıkışların heyecanına odaklanmıştı. O gün dinlediğimiz çıkışlardan biri Baneva’nın ‘Hiçbiri’ydi. Hepimiz şarkıyı dinledikten sonra deyim yerindeyse adeta yüzümüze kuvvetli bir rüzgar esmişçesine sarsılıp şaşırdığımızı hatırlıyorum. Baneva’nın bomba gibi bir albümünün yolda olduğu, ilk şarkının ‘Hiçbiri’ olduğu bilgisi o günlük tek elimizdeki detaydı. O günden beri Baneva’nın bu albümünü gerçekten merakla bekliyordum. Bu merak nihayet sona erdi ve geçtiğimiz hafta Baneva’nın ‘Manifestor’ Universal Music Türkiye etiketiyle yayımlandı.

Rap müziği son senelerin en üretken sahnesi olarak liderliğini sürdürüyor. Birbirinden yeni ve genç sanatçılar her hafta yeni şarkılarıyla dinleyicisine ulaşıyor. İşin doğrusu bu kadar çok üretimin olması çok sevindirici olsa da, bu alandaki rekabet de bence bir o kadar zorlaşıyor. Çünkü gerçekten de bazı üretimler birçoğundan kendini çok net şekilde ayrıştıracak detay ve özellikte oluyor. Baneva’nın ‘Manifestor’ albümü de bu özel işlerden birisi. 11 şarkılık albümde sözler Baneva imzasıyla yer alırken, Da Poet, SKAII, GOKO!, PMF, Kaan Yanartaş, NNOZ gibi isimleri de prodüktör olarak künyede görüyoruz. Albümün çıkış şarkısı ‘Amigo’ aynı zamanda klibiyle şu an yayında. ‘Manifestor’un genel akışı dinleyicinin dikkatini bir saniye bile kaybetmeyecek bir enerjide ilerliyor. Bence esas marifet de burada Baneva’nın vokal tekniğinde yatıyor. 10 numara 5 yıldız nefis bir albüm olmuş, bahara bu albümle net bir giriş yaptım.

Yıldızlar: Tok, Amigo, Her Baktığımda, Müsade

Oscar’ımı Verdim Gitti: Hiçbiri, An

Billie Eilish’in Fotoğrafları Rekor Kırdı

Geçtiğimiz haftanın olayı Billie Eilish hala rekorlarıyla gündemde kendisinden söz ettiriyor. İngiliz Vogue dergisi kapağında yer alan genç sanatçı tarihe bir imza daha attı. Derginin Haziran 2021 baskısı için yapılan çalışmanın fotoğraflarını geçtiğimiz gün paylaşan sanatçı Instagram’da kısa süre içinde en çok konuşulan konu oldu.

Eilish’in yayımladığı bu özel sayı için yapılan fotoğraf çekimleri Instagram’ın en kısa sürede 1 milyon beğeni rekorunu kıran postlar olarak tarihe geçti. Söz konusu çekimlerde Marilyn Monroe ve 1950’ler havasını stiline yansıtan Billie Eilish, Vogue ekibine kendi vizyonunu hayata geçirmesine destek verdikleri için ayrıca teşekkür etmiş. Fotoğraflar şimdiye kadar hiç görmediğimiz cesurlukta bir Billie Eilish’i oraya çıkarttığı için sanatçıya müzik ve sanat dünyasından birçok ünlü isim takdir ve alkışlarını  kendi sosyal medya profillerinden paylaştılar.

Yeni Çıkış

Ozan Tekin – Anarya I

Yazının Devamını Oku

Dünyanın kitlendiği albüm Temmuz’da geliyor

Önceki gün Billie Eilish sosyal medya profilinden yeni şarkısını 15 saniyecik tanıttı ve Twitter’da kısa süre içinde trending topic oldu. Billie Eilish’in artık geldiği nokta böyle bir durum, dev bir takipçi kitlesi ve merakla yaptığı her şeyi yakından takip eden bir hayran ordusu var.

Yakın zaman önce kendisine çok yakıştığını düşündüğüm siyah uçları neon yeşil saçlarını açık sarıya boyatarak imajını yenileyen genç sanatçı, yeni bir şeylerin yolda olduğunu Instagram hesabından fısıldıyordu. Son birkaç paylaşımından sonra bu heyecan ve merak dalgasını daha fazla uzatmadan dün nihayet ağzındaki baklayı çıkarttı. Billie Eilish’in ikinci stüdyo albümü ‘Happier Than Ever’ 30 Temmuz’da yayımlanıyor. Ağabeyi Finneas’ın yakın zaman önce Billie’nin yeni albümünün tam bir yaz albümü olduğunu, herkesin yerinde duramayacağını ve dans edeceğini söylemesi şimdi bu duyuruyla daha anlamlı bir hal aldı. Billie Eilish yeni albümü için ‘şimdiye kadar yaptığım hiçbir işi bu kadar sevmedim, umarım sizler de benim hissettiğim bu duyguları yeni şarkıları dinlediğinizde yaşarsınız’ diyerek bu hafta Perşembe günü yeni şarkısının çıkacağını duyurdu. İlk albümünden sonra tüm dünyanın aklını başından alan iki kardeşin, yeni albümde neler yaptığını duymak için gerçekten sabırsızlanıyorum.

Gülçin Ergül’den İngilizce Albüm: Invitation

Geçtiğimiz yıl Ekim ayında senenin en özel pop albümlerinden birine imza atan Gülçin Ergül, uzun süredir üzerinde çalıştığı ‘Invitation’ adlı 8 şarkılık ilk İngilizce albümünü Arpej etiketiyle önceki hafta yayımladı.

‘Invitation’ın Gülçin Ergül gibi güçlü bir vokale yakışan bir albüm olduğunu en başta söylemek istiyorum. Şarkıların söz yazarlığını Hollandalı Josephine Zwaan ile birlikte yapan Gülçin Ergül, ayrıca kendi söz ve müziği olan 4 şarkıyı da bu albüme eklemiş. Müzik direktörlüğünü Emre Bayar’ın üstlendiği ‘Invitation’da bir de Whitney Houston cover’ı olan ‘I Wanna Dance With Somebody’ yer alıyor. Şarkının vokallerinde Gülçin Ergül bence harikalar yaratmış, diğer yandan yeni düzenlemesi Whitney Houston’ın orijinal haline biraz daha yakın olsaydı daha mı etkileyici olurdu diye aklımda bir soru işareti kaldı.

Albümün fotoğraflarında Safa Gülsoy’un, styling’de ise Fırat Kanburoğlu’nun imzası yer alıyor. İlk klip ‘Don’t Wake Me Up’ Murat Joker yönetmenliğinde çekilmiş. Sesiyle ve önceki yayımladığı çalışmalarla dinleyenleri büyüleyen Gülçin Ergül, yeni albümüyle sadece Türkiye’de değil, yurtdışında da kendisinden söz ettirecek bir işe imza atmış.

İngiltere’den Bir Türk Grup: Keşmekeş

İngiltere’de kurulmuş bir Türk müzik grubu olan Keşmekeş ile geçtiğimiz kısa bir söyleşi gerçekleştirdik. Ekip 20 yıl önce Londra’da bir araya gelen arkadaşlardan oluşuyor. Aslında hobi olarak başlayan grupça müzik yapma isteği zamanla profesyonel olarak devam etme hayalini de peşinden sürüklemiş.

2019 senesinde kurulan Keşmekeş ilk albümü ‘Yarem’i geçtiğimiz sene yayımladı. Grup üyelerinden Niyazi Albay’ın aktardığına göre Keşmekeş’in mutfağında farklı sesler ve enstrümanlar var. Grubun içindeki bu zenginlik hem birbirlerini beslemiş hem de şarkılarına ilham olmuş. Dinleyicilerinin yolu Keşmekeş’te Cem Karaca’dan Aşık Mahzuni Şerif ve Neşet Ertaş’a kadar birçok usta isimle kesiştiğini söyleyen Niyazi Albay, şarkılarında Türk halk müziğinin ve Anadolu rock tarzının çokça görüldüğünü belirtiyor. Şarkılarını yaptıkları stüdyonun bazen evleri, bazen de mesailerini geç bitirdikleri ofisleri olduğunu söyleyen Albay, şu ana kadar yaşadıkları en büyük zorluğun 20 senedir yapmış oldukları bestelerdeki aranjmanları değiştirmek ve bir sonraki albüme hangi şarkılarla devam edeceklerine karar verme süreci olduğunu itiraf ediyor.

Yazının Devamını Oku

Royal Albert Hall 150 Yaşında

İngiltere’nin belki de en ikonik etkinlik mekanlarından biri olan Royal Albert Hall 150. yaşını kutluyor. Bu özel kutlama Imogen Heap’in performansıyla taçlandırılıyor. Pandemi sebebiyle 1 senedir boş olan ve etkinliklere kapalı olan Royal Albert Hall’da Imogen Heap yaptığı performanla zamanı 150 sene önceye alıyor.

Bundan 150 yıl önce, 1871’de, ilk kez Sir Michael Costa’nın bu özel mekânda çaldığı ‘Biblical Cantata’ eserinden esinlenen Imogen Heap, doğaçlama bir düzenlemeyle 12 dakikalık özel bir performansı kaydetti. Royal Albert Hall’da sahnenin en ortasına yerleştirilen cam piyanonun içine özenle konmuş sanatçının dijital piyanosunun yanı sıra, özel Mi.Mu eldivenleri de bu performansta başroldeydi.

Vivienne Westwood kıyafeti ve geceye özel hazırlanan peruğuyla en ince ayrıntıları düşünen Imogen Heap performansı öncesinde bu mekânın kendisi için ne kadar özel ve unutulmaz olduğunu kısa bir intro ile anlatıyor. Bu özel performansı izleyerek benim gibi duygudan duyguya koşmak isteyenler Royal Albert Hall’un Youtube kanalını tıklamaları yeterli olacaktır.

İtalya’dan Türkiye’ye Özel Bir İsim: Umut Adan

Geçtiğimiz hafta GRGDN Müzik etkiketiyle Umut Adan’ın yeni şarkısı ‘Eflatun Kardeşler’ yayımlandı. Yeni şarkısı Umut Adan ile bir araya gelmemize vesile oldu. İtalya’da yaşayan Umut Adan ile hem yeni şarkısı ‘Eflatun Kardeşleri’, hem de etkileyici müzik kariyerini kendisinden dinleme şansım oldu.

Kaseti en başa sardığımızda Umut Adan, İstanbullu, orta ve liseyi İtalyan Lisesi’nde okuyan daha o zamanlar gitarıyla şarkılar yazan bir müzik tutkunu. Lise yıllarında Fikret Kızılok’u ve Süreyya Berfe’yi tanımasının hem kişisel gelişiminde, hem de müzik yolunda ona büyük katkıları olduğunu belirtiyor. Üniversite için İtalya’ya giden Umut Adan, doktora eğitimi döneminde müzik kariyeri için de büyük adımlar atmış. Sub Pop plak şirketinden şarkıları yayımlanan müzisyen arkadaşına kendi şarkılarını dinlettiği gün kendisi için de değişim çanları çalmaya başlamış. Bu arkadaşının kendisini menajeriyle tanıştırmasından kısa süre sonra İlk 45’liğini plak olarak yayımlayan sanatçı, günümüz dijital dünyasına adapte olmak yerine kendi inandığı adımlarla sakin ilerlemeyi tercih etmiş. Bu süreç kendisi ve müziği hakkında The Wire’da makale yayınlanmasına kadar götürmüş.

İkinci plağını yayımladıktan sonra Jack White’ın İstanbul konserinde ön grup olması Umut Adan’ın kariyerinde bir diğer önemli adım olmuş. Üçüncü 45’liğini de plak olarak yayımlayan sanatçı artık bir albüm sürecine girmek istediğini bilse de o güne kadar attığı adımların ardından, en az onlar kadar sağlam bir başlangıç ile bu işe girmek istemiş. The White Stripes’ın prodüktörü Liam Watson ile demolarını paylaşan sanatçı, kendisinin davetiyle 2017 senesinde Londra’daki Toe Rag Stüdyoları’nda ilk albümü ‘Umut Adan: Bahar’ı kaydetmiş. 2019’da yayımlanan ‘Umut Adan: Bahar’ albümü Avrupa’da büyük ilgi görürken, çıktığı konserler ve festivallerden sonra hızını alan sanatçı geçtiğimiz sene pandemi olmasaydı muhtemelen Avrupa’daki birçok büyük etkinlikte yer almaya devam edecekti.

Pandemi döneminde durmak yerine Umut Adan çalışmalarına Türkiye’de sürdürmeye karar veriyor. Engin Akıncı ile yolları kesişen sanatçı, ‘Eflatun Kardeşler’ şarkısını İstanbul’a ve bu şehrin her türlü zorluğuna rağmen çalışan, hevesini ve heyecanını kaybetmeyen kadınlara ithafen yazmış. GRGDN Atölye’de Furkan Karadeniz ile kayıtları yenilenen şarkının mix’i Berk Kula, kapak görseli ise Yetkin Başarır tarafından yapılmış. ‘Eflatun Kardeşler’ aslında Umut Adan’ın kariyerinde yeni bir başlangıcı da simgeliyor. Avrupa’daki çalışmalarını bırakmadan, şimdilerde yeni şarkılarını yayımlamak için sıraya koyan sanatçı önümüzdeki aylarda hepimizin favorilerinde yer alacağına ben şimdiden adım gibi eminim. 

Yeni Çıkış

Yazının Devamını Oku

Sevmek Yüzünden

Geçen hafta Simge ile yeni şarkısı ‘Sevmek Yüzünden’ için bir araya geldik.

2018 senesinde ‘Ben Bazen’ albümü yayımlandığı zaman kendisiyle söyleşi yapma imkânım olmamıştı, o yüzden yeni şarkısının basın tanıtımı için davet geldiğinde bu sefer bu fırsatı kaçırmak istemedim. Nefis bir havada, Galata’daki otelin terasında, bahara gülümseyen bir İstanbul manzarasında Simge ile sohbet ettik. Yeni şarkısı ve klibi için haliyle çok heyecanlıydı. ‘Sevmek Yüzünden’ aslında mazisi olan bir şarkıymış. Yaklaşık dört senedir bekleyen şarkının sözlerinde Sezen Aksu imzası var. Şarkının bestesini Simge, Ersay Üner ve Ozan Bayraşa ile birlikte yapmışlar. 2021’de bize 90’lar rüzgarı hissetttiren ‘Sevmek Yüzünden’in harika düzenlemesi ise Genco Arı’ya ait. Deyim yerindeyse resmen yıldızlar karması bu şarkıda bir araya gelmişler.

‘Sevmek Yüzünden’in imaj fotoğrafları ve klibin yönetmenliği Seçkin Süngüç’a emanet edilmiş. Şarkının klibinde başrolde Simge’yi izliyoruz. ‘Sevmek Yüzünden’in enerjisi o kadar yüksek ve etkileyici ki, ilk dinlemede sizi alıp götürüyor. Hal böyle olunca Simge’nin doğal hallerinden oluşan çekimler klibe çok yakışmış ve şarkının hissiyatını daha da yükseltmiş.

Simge ile müzik hayatını ve yeni üreteceği şarkıların heyecanları üzerine konuştuk. Kendi içine sinen işlerde ve projelerde dinleyicisiyle buluşmaya devam edeceğini anlattı. Samimiyeti ve kendisinden emin hali bana o kadar iyi geldi ki, yaptığı işe böylesine bağlı insanları görünce hem çok seviniyorum, hem de daha fazlasını yapmalarını, koşullar ne olursa olsun hiç durmamalarını diliyorum.

Pandemi dönemini kendisi için faydalı değerlendirenlerden olmuş Simge. Yeni şarkıların çalışmaları ve hazırlıkları bir yana 15 sene önce bitirmediği konservatuara geri dönmüş. Tekrardan öğrenci olmanın onu nasıl yenilediğini anlatırken, mezun olmak için çok sıkı çalıştığını da belirtti.

‘Sevmek Yüzünden’ bu dönemde Simge’ye iyi geldiği gibi, bahardan bizi yaza taşıyan bir şarkı olacak. Bu şarkı hem kendisi için hem de dinleyicisi için yeni bir dönemin de başlangıcı aslında. Bundan sonraki yayımlayacağı şarkıları, önceki işlerinden biraz daha farklı olacağını söyleyen Simge, sound ve düzenleme olarak yeni sularda gezinmek istediğini, hem kendisini hem de müziğini geliştirmeyi, bolca da yenilemeyi ve bunları da dinleyicisiyle bir an önce buluşturmak için sabırsızlandığını belirtti.

 

Yeni Çıkış

Onur Cansız – Fesleğenler

Yazının Devamını Oku

Sanrılar

Perdenin Ardındakiler’in ilk stüdyo albümü ‘Sanrılar’ Mart ayının sonunda yayımlandı.

Geçtiğimiz hafta Doruk Erester ve Direnç Kaçmaz ile albümü konuşmak üzere Maçka’da bir parkta buluştuk. Havanın güzel olmasını bahane ederek, telefon ya da dijital bir ortamda konuşmaktansa, yeni şarkıları üzerine açık havada buluşarak konuşmak hepimize iyi geldi.

‘Sanrılar’ın nerden çıktığını sorduğumda Doruk albümdeki şarkıların yarısını tamamladıklarında farkettiği bir durumdan yola çıkarak bu isme ulaştıklarını söyledi. Şarkıları yazmasında vesile olan ortamlar ve insanlarla zaman içerisinde tekrar denk geldiğinde bu anıların unutmaya başladıkça bu boşlukları hayal gücüyle doldurduğunu keşfetmiş. Zamanla da o anıların ne kadarı gerçek ne kadarı hayal olduğu da unutulduğunu söyleyen Doruk, olayların sanrılaştığını ve bulanıklaştığını anladığını, şarkılara dönüp baktığında sözlerinde aktardığı duyguların sanrılaştığını farkettiğini ve albüme de bu ismin çok uygun olduğunu belirtti.

Şarkıların hazırlıklarının ne kadarının geçmişten geldiğini, ne kadarının yeni dönemde yazıldığını sorduğumda, tüm çalışmanın pandemi döneminde yapıldığını belirttiler. Grup ile birkaç ay önce Youtube kanalımda söyleşi yaptığımızda, albümde birçok farklı tarzda şarkı olacağının ipuçlarını vermişlerdi. O günkü referansla ‘Sanrılar’ı bu gözle değerlendirdiğimizde gerçekten de müzikal açıdan oldukça zengin bir albüm olduğunu söylemem gerek.

Yeni tarzlara da yer verdikleri albümdeki 10 şarkının sözleri Doruk Erester’e, 9 şarkının besteleri ve düzenlemeleri Direnç Kaçmaz’a ait. Mark Eliyahu ile birlikte çalıştıkları ‘Uzaklara Savrulalım’ şarkısının müziği Direnç Kaçmaz ve Mark Eliyahu imzası taşıyor. Konu Mark Eliyahu’ya gelince haliyle nasıl bir araya geldiklerini merak ettim. Bu şarkının hikayesini sorduğumda, Mark Eliyahu ile daha önceden birkaç projede bir araya geldiğini belirten Direnç Kaçmaz, ‘Uzaklara Savrulalım’ın demosunu yaptıklarında şarkıya çok iyi bir uyum sağlayacağını düşündükleri için kendisine gönderip birlikte bir çalışma yapmayı önermişler. Üzerinde çalışıp döneceğini söyleyen Mark Eliyahu, beste üzerindeki çalışmalarını tamamlayıp gruba ilettikten sonra, şarkının son haline gelmesine kadar geçen süreçte grupla birlikte çalışmış.

10 şarkıda mutlaka herkesin favorileri farklıdır diye düşünerek hem Doruk’a hem de Direnç’e kendi gönüllerinde yatan şarkıları sordum. Grup olarak şimdiye kadar içlerine sinmediği hiçbir şarkıyı yayımlamadıklarının altını çizdikten sonra, Doruk ‘Ben Yokum Artık’ ve ‘Zaman bir Muamma’ı zorlayarak da olsa seçtiğini söyledi. Direnç ise ‘Bu Şehir Bugün Sensiz’ ve ‘Dudaklarıma’nın kendi favorileri olduğunu aktardı. Dinleyicilerinden gelen yorumların onları şu sıralar çok mutlu ettiğini belirten ikili, esas etkinin konserde olacağını aktardılar. Albüme dair en büyük heyecanları bu şarkıları canlı olarak söylemek ve dinleyiciyle konserlerde bir araya gelmenin geri sayımını yaptıklarını belirttiler.

 

Yıldızlar: Uzaklara Savrulalım, Kalbinde Birileri Var, Bu Şehir Bugün Sensiz, Yarınlar Var

Oscar’ımı Verdim Gitti:

Yazının Devamını Oku

Barselona’da 5000 Kişilik Konser!

Geçtiğimiz hafta Cumartesi günü Barselona’da çok özel bir konser düzenlendi. Yaklaşık 5000 kişinin katıldığı bir İspanyol Indie müzik grubunun verdiği bu konser aslında bir deneyin parçasıydı.

Söz konusu etkinlik Avrupa’da son 1 yıl içinde yapılan en geniş katılımlı organizasyon olması açısından da büyük önem taşıyor. Bu pilot çalışma sayesinde yakın mesafede ama maskeli şekilde bir araya gelen katılımcılar arasında önümüzdeki dönemde covid-19 hastalığı oranı incelenecek. Belki de bu sayede özellikle 1.5 yıldır büyük zarara uğrayan canlı müzik ve etkinlik sektörü yaralarını sarmanın yolunu bulacak.

Herhangi bir kalp rahatsızlığı, kanser veya bağışıklık sistemi rahatsızlığı olmayan, yakın zamanda Covid-19 geçirmeyen kişilerin dahil edildiği bu özel etkinlik için yetkililer aslında tüm öncelikli riskleri göz önüne almışlar.  Etkinlikten kısa süre önce test yapılan tüm biletli katılımcılar test sonuçları negatif çıktığı onayı telefonlarına gönderildikten sonra konser alanına maskeli bir şekilde kabul edilmişler. Konser alanında herhangi bir sosyal mesafe kaygısı gözetmeksizin etkinlik düzenlenmiş. Söz konusu etkinliğin sonuçları umut verici olursa, yakın gelecekte bu şekilde organizasyonların düzenlenebileceğine kesin gözle bakabiliriz.

 

İstanbul Dev Bir Açıkhava Sahnesine Dönüşüyor!

İstanbul Büyükşehir Belediyesi nefis bir proje hayata geçiriyor.

Müzisyenlerin aylardır umutla beklediği bu güzel haberle İstanbul’un 100’den fazla farklı noktasında sahneler kurularak kültür sanat etkinlikleri gerçekleştirilecek. Bu etkinliklerin açık havada, ücretsiz ve pandemi koşullarına uygun şekilde yapılacak olması da bir diğer önemli altı çizilmesi gereken konu.

Söz konusu projeyi sosyal medya sayfasından duyuran İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, projenin duyurusunu yaparken geçtiğimiz 1.5 yıl içinde yaşadığımız pandemi döneminden belki de en çok etkilenen meslek kollarından biri olan müzisyenlere önemli bir destek sağlanacağını söyledi.  ‘İstanbul Bir Sahne’ projesiyle şehrin 39 ilçesinin tamamında 100’den fazla farklı nokta, açık hava sahnesine dönüştürülerek, binlerce müzisyenin İstanbullularla buluşması sağlanacak.

Bu özel etkinlikte yer almak isteyen müzisyenler ve müzik toplulukları başvurularını 9 Nisan 2021 tarihine kadar

Yazının Devamını Oku

SXSW 2021’den notlar

South by Southwest (SXSW) 1986 senesinden bu yana Texas’ın Austin şehrinde düzenlenen müzik, ve film sektörünün başta olduğu yaratıcı tüm endüstrilerin bir araya geldiği çok özel bir festival.

Özellikle dijital dünyanın nerdeyse tüm iletişim dünyasına dokunmasıyla festivalin etkisi ve katılımcı sayısı her sene daha da artıyordu. Geçen seneye kadar son 3 senedir bu etkinliği yerinde deneyimleyip sizlere de gördüklerimi, öğrendiklerimi bu satırlar aracılığıyla aktarmıştım. Geçen yıl Covid-19’un tam yükseliş trendine geçtiği zamanlar, kısıtlamaların ve kapanmaların başladığı dönem maalesef festivalin düzenlendiği zamana denk geldiği için ilk defa SXSW iptal edilmişti. Bu sene pandemi maalesef hala devam ettiği için etkinlik online olarak 16-20 Mart tarihlerinde düzenlendi. Austin’de olmadan SXSW elbette aynı etkinlik değil onu başta söylemeliyim. Ama yine de festivalin akışı o kadar planlı ve sorunsuzdu ki, evden çıkmadan tüm festivali izlemek de gerçekten büyük rahatlıktı.

İlk başta web ve mobilden takip etmesi zor olur diye düşünürken, Apple Tv üzerinden etkinliğin izlenebildiğini öğrenince resmen festival keyfim katlandı. Oturumları 5 kanalda yayınlayan etkinlikte program canlı olarak izlenebildiği gibi kaçırsanız da sorun olmadan daha sonra ilgili bölümler altında tüm oturumları izleme olanağı veriyordu.

Austin’de SXSW’e katıldıysanız, olayın oturumlar veya etkinlikler için mutlaka kapılarda dakikalar hatta bazen saatler öncesinde sıra beklemek ve sabretmek olduğunu ilk günden öğreniyorsunuz. SXSW 2021’de çevrimiçi deneyimle bu konu ortadan kalkmış durumda. Bir oturumu kaçırdıysanız, ya da aynı anda başka bir oturumu izlemek istiyorsanız hiç sorun yok, birini o an izlersiniz diğerini de daha sonra tüm oturumların eklendiği alandan seçerek izleyebilme şansına sahipsiniz.

Bence bu senenin açılış konuşmacıları diğer senelere göre biraz zayıftı. Diğer yandan tüm oturumları istediğim zaman izleme şansına sahip olmak bana daha çok oturuma katılma imkanı verdi. SXSW’da bu sene öne çıkan konular iklim krizi, yapay zeka ve buna bağlı teknolojiler, Z kuşağı ve trendleri, yeni ürün pazarlama stratejileri, covid-19 sonrası etkinlik sektörünün yaşayacağı sorunlar ve öneriler, influencer işbirlikleri dikkatimi çeken konulardı. Amy Webb’in her sene büyük ilgi gören Teknoloji Trend Raporu bu sene de oldukça detaylı ve aydınlatıcı bir sunumdu. Önümüzdeki dönemin odağında nesnelerin interneti (IOT) ve insanların vücutlarıyla bağlantılı ürünlerin (YOT) olacağını anlatan Webb, kişisel veri güvenliğinin ve bu verilerin korunması konusunun daha da önemli olacağının altını çizdi.

Festivalin film ve müzik bölümü her sene olduğu gibi bu sene de muhteşem bir zenginlikteydi. Yine de bu iki bölümün Austin’deki halini kesinlikle evde izlediğim haline tercih ederim onu da eklemeden geçemeyeceğim. 4 sene önce Billie Eilish’i henüz şu anki dev şöhretine ulaşmamışken canlı izlediğim 100-150 kişilik konser ortamı SXSW’in gerçek ruhunu yansıtıyor. Austin’in etkinlik mekanlarında, sokaklarda, hatta kiliselerde müzik performansının yapıldığı festivalde bu sene çevrimiçi olarak düzenlenen müzik etkinlikleri önceden kaydedilmiş performanslar olarak akışı belli bir şekilde izlenebilir şekildeydi. British Music Embassy etkinlikleri önceki senelerde olduğu gibi bu sene de benim için en öncelikli performanslardı. Bu sene kendime not ettiğim ve bundan sonra da takip edeceğim isimler; The Goa Express, Porij, Toya Sound, Phobe Green, Ann B Savage, Katy J Pearson, Beauty Sleep oldu. Çevrimiçi SXSW’un bir diğer kolaylığı da film festivali bölümünde kendini gösterdi. Normal koşullarda Austin’de SXSW’a katıldığınızda oturumlar arasında eğer kaçırmak istemediğimiz bir film varsa mutlaka gidip o mekan önünde sıra beklemeniz gerekiyordu, bu sene çevrimiçi deneyim sayesinde filmleri dilediğiniz zamanda izleme şansınız olduğu gibi, sadece bazı içeriklerde önceden kayıt yaptırdığınızda size özel izleme imkânı veren bir format da düzenlenmişti.

16-20 Mart arasında düzenlenen SXSW 2021 çevrimiçi etkinliği bitti ama deneyimi yaşamaya devam etme imkanı hala mevcut. Festival katılımcıları 18 Nisan’a kadar SXSW 2021 çevrimiçi etkinliğinin kayıtlarına erişebiliyorlar. Diledikleri performansları, belli sayıda filmi ve müzik performansını ve tüm oturumları hala izleyebiliyorlar. Dileğim SXSW 2022 yine önceki senelerde olduğu gibi fiziksel olarak katılımın mümkün olduğu bir düzende olması yönünde, umarım pandemi ve onun getirdikleri kısa sürede biter ve eski düzenimize geri döneriz. 

 

PSM Radyo

Yazının Devamını Oku

İyi ki Müzik Var!

Yeni müzik her zaman beni heyecanlandırıyor ve canlı hissettiriyor. Nerdeyse şarkılarını yayımlamak için zaman sayan sanatçılar kadar ben de Cuma günlerini iple çekiyorum. Geçen hafta da böyle heyecan yüklü bir haftaydı, birbirinden özel yeni çıkışlar vardı. Bu yazıda onlara bir pencere açarak detaylarıyla sizlere ulaşmak istedim.

Mabel Matiz – Kahrettim

Son yayımladığı şarkısı ‘Toy’ ve onun en az şarkısı kadar nefis klibinden sonra Mabel Matiz yeni ne çıkaracak diye merakla bekleyenlerden biriydim. Özellikle ‘Maya’ albümüyle birlikte Mabel Matiz’in klipleri bence müzik sektörüne yepyeni bir boyut kattı. Her klibi film gibi özenle çekilen işler olduğu için ister istemez, yeni şarkısı yayımlanınca klibi de en az şarkı kadar merak eder olduğumu itiraf etmeliyim.

‘Kahrettim’i yayımlanmasından bir süre önce dinleyip şarkının altyapısına bayılmıştım. Evde kendi kendime dinledikçe şarkıya aşırı bağlandım. Sözü ve müziği Mabel Matiz’a ait şarkıyı sanatçı 1.5 sene önce yazmış. Şarkı hazırlık aşamasında birçok prodüktör gezmiş sonunda da Flytones’un düzenlemesiyle dinlediğimiz güncel halini almış. Kerem Akdağ ve Harun İyicil’den oluşan Flytones’un prodüksiyonuna, Da Poet’in de katkısı eklenerek ‘Kahrettim’ tamamlanmış. Şarkının kapak çalışmasında İspanyol sanatçı Joan Manel Pérez imzası yer alıyor. ‘Kahrettim’ kırılgan deneyimlerinin altında yatan, güçlü, dönüştürücü potansiyele dikkat çeken çok özel bir şarkı.

Şarkının dönüştürücü gücü aslen klibinde gizli. Pandemi şartlarından ötürü ‘Kahrettim’in bir bölümü Berlin’de ve bir bölümü de İstanbul’da çekilmiş. Yönetmenliğini Mirza Odabaşı’nın üstlendiği klibin art direktörlüğünü ve nefis styling’i Nes Kapucu üstlenmiş. Şarkının aktardığı iyileşme havasına klipteki dansçıların da katkısı çok büyük. ‘Kahrettim’i sözleri, müziği, klibi, styling’i ve danslarıyla bir bütün olarak dinleyip izlemek şarkının deneyimini kesinlikle çok daha yukarı bir noktaya taşıyor. Pose Records etiketiyle yayımlanan ‘Kahrettim’ Mabel Matiz’in henüz üzerinde çalıştığı 5. stüdyo albümünden çıkan ve devamında bizi nelerin beklediğine dair merak ve heyecan aşılayan yenilikçi, modern, özgür nefis bir çalışma.

 

Kalben – Robot Kozmonot

Kalben ile ara sıra müziği ve yeni planları üzerine heyecanla konuşuyoruz. Enerjisi o kadar yüksek bir sanatçı ki, her zaman yeni müzik, yeni üretim ona ayrı bir yaşam sevinci aşılıyor. Teoman ile bir şarkı üzerine çalıştığını biliyordum ama zamanlaması hakkında bir fikrim yoktu. Birkaç hafta önce Kalben sürpriz bir şekilde şarkıyı hem de videosuyla birlikte izlemem için gönderdi. Şarkıyı klibiyle birlikte ilk seferde izlemek kesinlikle çok farklı bir deneyimdi.

Yazının Devamını Oku

Ceza ile Dün, Bugün, Yarın!

Geçtiğimiz hafta Ceza ile +1 Fest konseri vesilesiyle bir araya geldik. Sohbetimiz benim yeni albüm ne zaman gelir merakıyla başladı. 2015 senesinden bu yana birçok single ve düet çalışmaları yapan sanatçı, bu süre zarfında kurduğu güçlü orkestrasıyla durmadan konser veriyordu. Dijital müzik platformlarının hayatımıza hızlı girişiyle kendisi de daha çok single ve EP üretimine yöneldiğini söylüyor. Bunu söylerken albüm planından da hiçbir zaman uzaklaşmadığının da altını çizdi.

Ceza ile bir araya gelince elbette son senelerde Türkiye’de yükselen Rap / hip & hop dünyasını konuşmamak olmazdı. Rap müzikte 15 senedir çok iyi işlerin yayımlandığını belirten sanatçı, internetin esas devrimi yaratan mecra olduğunu söyledi. 15 sene önce internet, sosyal medya, dijital müzik platformları hayatımızda bu denli olmadığı için bu zenginliğe erişmek de dolaylı olarak kısıtlı olduğunu ekledi. Günümüzde Rap müziğin dinlemelerine bakınca Türkiye’deki kitlenin neredeyse dünya standartlarına yakın dinlemelerde olduğunu belirten Ceza, Rap türünün de kendi içinde zenginleştiğini, farklı tür ve tarzlarda üreten sanatçıların olmasının önemli payı olduğunu vurguladı. Ceza bu konuda dinleyicinin de bilinçli olması gerektiğini, rap müzik yapan kişilerin kendi dinlediği sanatçılar haricinde de var olan rapçileri desteklemesinin gerektiğini belirtti. Saygının her daim bu kültürde var olmasının en önemli kurallardan biri olduğunu söyleyip, önümüzdeki dönemin şimdikinden de daha iyi olacağını düşündüğünü belirtirken, bir şarkıyı dinlerken ya da bir rapçiyle ilgili konuşurken sanatçının magazinsel yönüne değil, flowlarına, flexlerine, ritimlerine bakan dinleyicinin bu oyunu daha da değiştireceğini belirtti.

 

Hepimiz gibi Ceza da pandemi döneminde zorlanmış ve sıkılmış. Adapte olmak ona da herkes gibi zor gelmiş. Belirsizliğin genel anlamda plan yapma ve ileriye dair bir şeyler söylemek için durumu zorlaştırdığını belirtti. Ruhsal anlamda hepimizin bu dönemden etkilendiğini söyleyen Ceza, bu süreçte üretkenliğinin devam ettiğini, yeni şarkıların yolda olduğunun müjdesini verdi.

Geçen yıl yayımlanan ‘Yeni Mesaj’ şarkısı üzerine konuşmadan edemezdim. Melih Kibar’ın bestesi ‘Mesaj’ın üzerine yazdığı sözlerle şarkının yeni yapısıyla ilgili duygularını kendisinden duymak istedim. Bu projede yer aldığı için onur ve şeref duyduğunu belirten Ceza, şarkıyı 2016-2017 yılında kaydettiğini söyledi. Projeyi duyduğunda, ‘Mesaj’ şarkısını bildiğini, özellikle Körfez Savaşı, İkiz Kuleler zamanındaki kullanımlarının onu nasıl etkilediğinden bahsetti. Bunu düşünerek o duyguyla sözleri Melih Kibar’a ithafen yazmış. Şarkıda bahsettiği üstadın Melih Kibar olduğunu söylerken özellikle genç dinleyiciler için gelecekte barışın hakim olmasını ve geleceğe ekilecek iyi tohumlardan bahsetmek istediğini söyledi.

 

Konu konuyu açtı tabi ki, tüm merak ettiklerimi Ceza’yı bulmuşken sormak istedim. Sezen Aksu ile 15 sene önce yaptığı düet çalışması ‘Gelsin Hayat Bildiği Kadar’ı da bu söyleşide konuştuk. Müzik kariyerinde yaptığı en önemli işlerden biri olarak gördüğü bu şarkının kendisinde de yeri çok özel. Şarkının sözlerini yazdığı dönem aynı zamanda annesini de kaybettiği hayatının çok zor zamanları olduğunu söyledi. Sezen Aksu’ya şarkı için düet teklifi gittikten sonra hiç düşünmeden kabul etmiş olmasının kendisi için inanılmaz bir sevinç olduğunu, haberi aldıktan sonra uyuyamadığını hatırladığını aktardı. Şarkının stüdyo sürecinde Sezen Aksu ile geçirdiği zamanların, yapım aşamasında, onun duygularına dokunabilmiş olmasının ve kendisine verdiği yorumların hala çok özel olduğunu belirtti.

 

Geçmişteki başarılarının müziğindeki gelişimine katkısından da bahsetmek istedim. Her zaman özel işler ve projeler yapmak istediğini söyledi Ceza. MTV ödülü almış olmasının hem bireysel olarak, hem bir müzisyen olarak, hem de Türkiye için, Türkçe rap müziğinin arşa değdiği noktalardan biri olarak gördüğünü söyledi. ‘Worldwide Choppers’ şarkısının kendisi için Türkçe rap müziğinin geldiği en yüksek noktalardan birisi olduğunun da altını çizdi. Kendi çocukluğundan, gençliğinden beri dinlediği isimlerle bir şarkı yapmış olmasının ve bu şarkının Guiness Dünya rekorlarına girmesi, dünya çapında platin almış olması, Sziget Festival’de European Stage’de Headliner olarak sahne almasını Türkçe rap müziğinin başarısı olarak gördüğünü aktardı. Bu başarıların kendisine vesile olmasının elbette onun için de gurur verici olduğunu söyledi. Şu anda birçok yeni nesil rap sanatçısının dünya çapında işler yaptığını, önemli isimlerle çalıştıklarını ve dünya listelerine girdiklerini gördüğünü, bunun da Türkçe rap müziğinin geldiği son nokta olarak önemli olduğunu belirtti.

Yazının Devamını Oku

Billie Eilish’in Hazinesi Ailesi

Geçtiğimiz hafta uzun zamandır beklenen Billie Eilish’in filmi ya da şöhrete tırmanışını anlatan belgeseli ‘The World’s a Little Blurry’ yayımlandı.

Tanıtım filmlerinden nasıl bir film ile karşılaşacağımı az çok kafamda kurmuştum ama izlediğim yapım tahminlerimin ötesinde çıktığını söylemeliyim. Her şeyden önce film 2 saat 20 dakika uzunluğunda. Yani gerçek bir Billie Eilish hayranıysanız, film sonunda sanatçının hayatına dair birçok detay hakkında bilgi edineceğinizi garanti edebilirim. R.J. Cutler’ın yönetmenliğini üstlendiği Billie belgeseli filmin başından sonuna aslında bize bildiğimizin ya da tahmin ettiğimizin ötesinde bir Billie Eilish izletiyor.

Eilish’in ailesi ağabeyi ile birlikte kendisini evde eğitim ile büyütmüşler. Yani okula gitmeden evde anne ve babasının desteğiyle eğitimlerini tamamlayan kardeşler, özellikle de sanatçı anne babanın yönlendirmesiyle, ama hiçbir zorlaması olmadan, doğal bir şekilde sanat içinde yetişmişler.

Her şeyin temelinde Billie Eilish’in müzik ve sanatla harmanlanmış organik bir hayata doğması filmin ana karakteri olarak karşımızda. Ağabeyi Finneas evin esas müzik dehası bence. Haliyle yaşça büyük olması ve daha aklı başında hali Billie için de iyi bir rol model olmuş. Ağabeyinin müzik aşkı, seneler içinde Billie için de vazgeçilmez bir durum olmuş. Dans sevdalısı olan Billie’nin yaşadığı sakatlık sonrası bu çok sevdiği hobisini bırakması ve müziğe daha büyük bir hevesle sarılması birbirini takip ediyor.

‘The World’s a Little Blurry’ esasen de Eilish’in müzik yolculuğunun ilk günlerinden çekilen videolarla harmanlanarak bizi ilk albümü olan ‘When We All Fall Asleep, Where Do We Go?’nun üretim günlerine götürüyor. Ağabeyi Finneas ile evlerindeki yatak odalarında yaptıkları şarkılarının ortaya çıkışı, o andaki naif halleri gerçekten de filmin belki de en etkileyici anları. Enteresan bir şekilde o naif halleri iki kardeşten de hiç gitmemiş. Şöhret büyük bir hızla hayatlarına girse de, Coachella festivalinde Katy Perry ve nişanlısıyla tanışan Billie, o tanıştığı kişinin Orlando Bloom olduğunu kendisine söylediklerinde şok olacak kadar naif kalabilmiş.

Justin Bieber hayranlığı, küçük yaşlarda şarkılarını dinleyip ağlayan bir kız iken, artık ünlü Billie olduktan sonra kendisiyle ilk karşılaşmasındaki duygu patlamasına da tüm doğallığıyla tanık oluyoruz. Yetmiyor üzerine Eilish’in ilk albümündeki ‘Bad Guy’a Justin Bieber ile remix yapacak bir rüyaya erişmesini yine benzer bir duygu seliyle karşılıyoruz.

The World’s a Little Blurry’ bize bir başka gerçeği daha gösteriyor o da Billie’nin etrafında inanılmaz bir sevgi ve koruma çemberi var. Şöhreti devleştikçe, herkes ondan bir parça isterken, o çoğu zaman bu sevgi karşısında şaşırıp kalsa da, doğallığını kaybetmiyor. Tüm bu doğallık konusu, daha doğrusu mütevazı olma halinin temelinde ise annesi, babası ve ağabeyi duruyor. Billie’nin psikolojik sorunlarına göğüs geren, yakaladığı bu büyük şöhretin onu şaşırtmasından ve hatta yoldan çıkartmasından aşırı endişe duyan, onu sürekli koruyup kollayan annesinin varlığı filmin birçok yerinde yüreğimize su serpiyor.

Grammy ödüllerini birer ikişer alan iki kardeşin kısa süre içinde yakaladıkları, evlerinde yaptıkları bir albümün tüm dünyada bir numara olmasının hikayesi çok güzel işlenmiş. Film bittiğinde genç yaşta bütün bu başarı ve şöhretin omuzlarına yüklenmiş küçük bir kızın bundan sonrasını nasıl kaldıracağı endişesi şu an bende net olarak duruyor. Billie Eilish mutlu mu? 2.5 saatin sonunda buna çok emin olamıyorum ama ailesi yanında olduğu sürece daha büyük başarılara koşacağına eminim.

Yeni Çıkış

Yazının Devamını Oku