GeriHande FIRAT Gerçekte sözde müttefik kim?
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Gerçekte sözde müttefik kim?

27 Aralık 2001: Avrupa Birliği terör örgütleri listesine PKK’yı dahil etti.

13 Ocak 2004: ABD, PKK ve ona bağlı tüm oluşumları terör örgütü listesine dahil etti.

“Sessiz kalanlar, sesi yeteri kadar gür çıkmayanlar, taziye mesajıyla yetinip, topraklarında listelerine aldıkları terör örgütü mensuplarına ev sahipliği yapanlar... Yalandan açıklamalarla terör örgütünü kınayanlar, kınarken NATO müttefiki bir devleti adeta yalan söylemekle suçlayanlar, örgütle sahada müttefik olanlar, silah yardımı yapanlar, koruyanlar, kollayanlar...”

Avrupa Birliği ülkeleri bundan 20 yıl önce, ABD ise 17 yıl önce PKK ve ona bağlı tüm oluşumları terör örgütü listelerine dahil ettiler. Dahil ettiler de ne oldu? Gerçekte Türkiye’nin lehine somut hiçbir şey olmadı. O yüzden de Türkiye, yıllardır terör örgütüyle mücadelesini onca müttefikine rağmen tek başına yürütüyor. Bırakın mücadelede Türkiye’nin yanında olmayı, terör örgütüyle sahada adeta müttefiklik ilişkisi geliştiren Amerika Birleşik Devletleri’nin son açıklamasından sonra, Antony Blinken’ın ABD Dışişleri Bakanlığı koltuğuna oturmadan hemen önce Türkiye için kullanmış olduğu “sözde müttefik” ifadesini, artık ABD yönetimine aynen iade etmek gerekiyor. 

AÇIKLAMADAKİ SON CÜMLE

Öncelikle, Pençe Kartal-2 harekâtında şehit olan üç askerimizle, terör örgütü PKK tarafından kaçırılan ve öldürülen 13 vatandaşımıza Allah’tan rahmet ve ailelerine başsağlığı diliyorum. Bu acı olayın hemen ardından ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price “ABD, Türk vatandaşlarının Irak’ın Kürdistan Bölgesi’nde öldürülmesinden üzüntü duyuyor. NATO müttefikimiz Türkiye’nin yanındayız ve son çatışmada hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı diliyoruz. Türk vatandaşlarının, terör örgütü PKK’nın elinde öldüğü haberleri doğruysa, bu eylemi en güçlü şekilde kınıyoruz” açıklamasını yaptı.

Sözde müttefikimiz bu açıklamayı hiç yapmasa daha iyi olurdu. En azından yeni yönetim kendini bu kadar açık etmemiş olurdu. Sizden ricam, açıklamanın son cümlesini bir kez daha okumanız: “Türk vatandaşlarının terör örgütü PKK’nın elinde öldüğü haberleri doğruysa, bu eylemi en güçlü şekilde kınıyoruz”...

Biden yönetiminin, NATO müttefiki Türkiye’nin yaptığı açıklamalarla ilgili kuşkusu mu var?

ABD, Türkiye ve Türkiye Cumhuriyeti yetkililerini yalan söylemekle mi itham ediyor?

Biden yönetimi, Türkiye ile ilişkilerinde berbat bir politika izlediğinin farkında mı?

ABD silah yardımı yapmaya doyamadığı YPG’nin PKK ile aynı olduğu ve silahların ortak kullanıldığından hareketle, bugüne kadar hayatını kaybeden Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için hiç mi suçluluk duymuyor?

YPG ve PKK’yı ayrıştırma politikalarının tutmayacağını ne zaman anlayacaklar? Bu politikaya kendilerinin bile inanmadığı, zaten açıklamalarıyla ortaya çıkmadı mı?

Bakın, Biden yönetimi işbaşı yaptıktan hemen sonra Türkiye’nin oluşturduğu güvenli bölgeye yönelik, terör örgütü YPG/PKK saldırıları artmış, ABD saldırıları engellememiş, üstelik saldırıları kınarken de terör örgütünün adını zikretmemişti. Tüm bunların üstüne yapılan son açıklama ve o açıklamadaki son cümle ise deyim yerindeyse iki ülke ilişkilerine tüy dikmiştir.

BUNDAN SONRASI...

ABD-Türkiye ilişkilerinde en sancılı başlığın ABD’nin terör örgütü ile işbirliği ve Türkiye’ye yönelik tutumu olacağına şüphe yok. ABD istediği kadar açıklama, baskı yapsın, S-400 konusu geride kalmıştır. Son olarak Türkiye’nin terörle mücadelesinin artarak süreceğini de söyleyelim. Cumhurbaşkanı Erdoğan “Sincar, Suriye ve Kandil’de bulundukları hiçbir yer artık güvenli değildir” dedi. Bundan sonra terör örgütüne yönelik harekâtlar daha da artacaktır.

 

X

Avrupa Birliği’nin koltuk meselesi

Geçtiğimiz cumartesi günü Ankara’da Türkiye ve Avrupa Birliği liderlerinin yaptığı toplantı Avrupa’da içeriğinden çok, koltuk meselesi ile gündemde. Aslında şaşırmamak lazım...

Cenevre’de Kıbrıs konusunda yapılacak gayriresmi görüşmelerin sonucunu beklediklerinden dolayı Ankara’ya zayıf gündemle gelen AB’nin liderleriyle yapılan görüşmenin içeriğinin Avrupa’da gündem olması çok da beklenmiyordu. O yüzden Avrupa’da “koltuk meselesi” gündem oldu. Avrupa’da bazıları Türkiye’ye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a protokol konusunda eleştiri yöneltse de işin aslı öyle değil... Mesele Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki koltuk meselesi değil, mesele Avrupa Birliği içindeki koltuk sorunu.

AVRUPALILAR NE DEDİ?

Koltuk meselesi Avrupa basınına mealen şöyle yansıdı: “Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Konseyi Başkanı Charles Michel ile birlikte salona giriyor ve ikisi, toplantıya başkanlık etmek için iki koltuğa oturuyor. Arkalarında kalan Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen, üzgün ve rahatsız şekilde ayakta kalıyor ve kendisi için Michel ile aynı düzeyde bir yer olmadığını görüp kanepeye oturmak zorunda kalınca sadece bir ‘Hımmm’ diyebiliyor...” Yani AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’e, AB Konsey Başkanı Charles Michel gibi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanında yer verilmemesi, Avrupa’da eleştirilere neden oldu. Yine Avrupa’da kimileri de Konsey Başkanı Michel’i “Ursula von der Leyen ile yer değiştirmesi gerekmez miydi?” sözleriyle eleştirdi. Komisyon Başkanı Sözcüsü Eric Mame, von der Leyen’in oturma düzeni sebebiyle “açıkça şaşırdığını” belirterek von der Leyen’in ve Konsey Başkanı’nın protokol sıralamasında “elbette” aynı düzeyde olduklarını söyledi.

PERDE ARKASINDA NE OLDU?

Her resmi heyetten önce Ankara’ya onların ön protokol heyetleri gelir. Konukların nerede duracağı, nerede oturacağı, nerede yemek yiyecekleri, hangi sandalyeye oturacakları, kısacası A’dan Z’ye her şey gösterilir. Eğer karşı taraftan bir itiraz ya da istek gelirse protokol kuralları çerçevesinde bunlar da yerine getirilir. Aynı durum Türkiye Cumhurbaşkanı bir başka ülkeye giderken de geçerlidir.

Avrupalı liderlerden önce de Türkiye’ye onların ön protokol heyeti geldi. Nerede karşılanacakları, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşürken nerede oturacakları o heyete gösterildi. Heyet itiraz etmedi, gösterilen ve anlatılanları onayladılar. Protokol heyetinin onayından Ursula von der Leyen’in haberi mi yoktu? Üst düzey bir kaynağım, “Bu tür konularda son sözü Konsey Başkanı Michel’in ekibi söylüyor. Michel ile Ursula von der Leyen arasında da rekabet var. Belli ki kendi aralarındaki rekabeti bize fatura etmeye çalıştılar” dedi.

ZİRVE GÜNDEMİ

Yazının Devamını Oku

Usul esastan önce gelir

Herkes düşüncesini açıklamakta özgürdür. Montrö Sözleşmesi’nin öyle ya da böyle konuşulması, tartışmaya açılması doğru bulunmayabilir.

Nedenleri anlatılabilir. Kanal İstanbul’a karşı olunabilir. Bunun gerekçeleri de anlatılabilir. Yetkililerden randevu alınıp görüşler paylaşılabilir, tartışma programlarına konuk olunabilir, yazı kaleme alınabilir, akademik çalışmalar yapılabilir, sosyal medyada görüş açıklanabilir. Düşünce ve ifade özgürlüğü de bunu gerektirir. Ancak usulde sorun olmamalıdır. Özellikle de konu emekli de olsa askerler ise... Usul esastan önce gelir.

ASKERİ VESAYET TRAVMASI

Ne yazık ki Türkiye’nin bir darbe, muhtıra, bildiri geçmişi ve doğal olarak da travması var. Bunun en kötü örneklerinden birini 2016 yılının 15 Temmuz’unda yaşadık. Travma hâlâ dururken, bu konuda hassasiyet belliyken, her şeyden önce usule dikkat edilmesi gerekiyordu. Hele hele koca koca amiraller herkesten daha çok dikkatli olmalıydı. Bir kısmını ekranlardan, YouTube yayınlarından kamuoyu da tanıyor. Montrö ile ilgili görüşlerini birçok kez dile getirdiler. Sorun da olmadı. 126 emekli büyükelçi de bir açıklama yaparak Kanal İstanbul’un Montrö’yü tartışmaya açacağını belirtmişler ve Montrö’nün Türkiye’nin boğazlar ve Marmara Denizi üzerindeki egemenlik hakkını en iyi koruyan sözleşme olduğuna dikkat çekmişlerdi. Kimse de onların bu açıklamasını darbe çağrısı ya da muhtıra olarak yorumlamamıştı. Ancak konu emekli de olsa askerler olunca, işin rengi değişiyor. Emekli amiraller topluca, gece yarısı, “Yüce Türk Milleti’ne” diyerek yazılı bir bildiri yayımlayınca sorun oldu. Sorun olması da gayet normal. Normal olmayan bunun kriz yaratacağını emekli amirallerin öngörememiş olmaması. Bu durum iki ihtimali ortaya çıkarıyor. Ya acemilik ettiler ya da kasıtlı davrandılar.

NE GEREK VARDI?

Usul esastan önce gelir derken anlatmaya çalıştığım tam da bu. Topluca, gece yarısı, üstelik doğal olarak demokratik siyasetin adeta alerjisi olan “endişe ile izliyoruz” ifadesinin kullanıldığı bir bildiriye ne gerek vardı?

Ya da emekli amiraller “Türkiye Cumhuriyeti, tarihte örnekleri olan, bunalımlı ve bekası için en tehlikeli olayları yaşama risk ve tehdidi ile karşılaşabilecektir” ifadesiyle ne kast etmektedirler?

“Ellerinde silah yok, artık onlar sivil” yorumunu yapanlara “Peki bu metin neden buram buram asker ve askeri vesayet kokuyor?” sorusu yöneltilmez mi? Üstelik emekli üst düzey askerlerin Türk Silahlı Kuvvetleri üzerinde belli bir etkileri olduğu sır mı?

İktidardan üst düzey bir kaynağım,

Yazının Devamını Oku

Transatlantik ilişki, Türkiye’nin yeri ve Biden’ın rolü

ABD ile ilişkiler son günlere ABD Dışişleri Bakanlığı’nın 2020 İnsan Hakları Raporu ve o rapora Türkiye’nin gösterdiği tepki ile tartışılıyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın İnsan Hakları Uygulamaları 2020 Ülke Raporları kapsamında hazırlanan Türkiye raporunda siyasete katılım, ifade özgürlüğü, adil yargılanma hakkı, toplantı ve gösteri özgürlüğü, uzun tutukluluk süreleri, kadın ve LGBT konularında eleştiriler yer alıyor. Dışişleri Bakanlığı’nın “Asılsız iddialar ve önyargılı yorumlar” açıklaması ile tepki gösterdiği raporun FETÖ’den yine “Gülen Hareketi” olarak bahsetmesi ya da PKK/YPG konusundaki korumacılığı herhalde kimseyi şaşırtmamıştır. ABD, yeni yönetimiyle ve bu yönetimin açıklamalarıyla, eylemleriyle iki terör örgütü ile ilişkisini koruyacağını zaten ortaya koymuştu.

İki ülke ilişkilerinde masanın ortasında sadece ABD’nin bu iki terör örgütü ile ilişkisi yok. S-400’lerden Halk Bankası’na uzanan bir dizi sorun daha masada ve çözülmeyi bekliyor. Her ne kadar hemen herkes Türk- Amerikan ilişkilerinde bir kıpırtı yaşanması için ABD Başkanı Biden ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ne zaman görüşeceklerini ya da görüşüp görüşmeyeceklerin tartışsa da; hem başka seviyelerde temaslar oluyor, hem de perde arkasında dikkat çeken gelişmeler... Bunlardan biri de son AB Zirvesi’nde Türkiye’ye yaptırım uygulanmaması konusunda ABD’nin ve Başkan Biden’ın ne rol oynadığı konusuydu.

TRANSATLANTİK İLİŞKİ

Biden başkanlık koltuğuna oturmadan ortaya koyduğu politikalarını yavaş yavaş hayata geçiriyor. Bunlardan biri AB ile ilişkilerin yeniden canlandırılmasıydı. Bu isteğini 25 Mart günü video konferans yöntemiyle düzenlenen AB Zirvesi’nde de açık ve net söyledi. ABD için güçlü ABD-AB birlikteliğinin karşısında Çin Halk Cumhuriyeti ve Rusya bulunuyor. ABD Türkiye’nin ABD-AB bloğunda yer almasına ise büyük önem veriyor. Bu da son zirvede açık biçimde ortaya çıktı. Kaynaklarımla yaptığım sohbetlerden çıkan tespitleri sizlerle paylaşacağım:

Türkiye’ye yaptırım kararı çıkmayan son Avrupa Birliği Zirvesi’ndeki süreçte yapılan görüşmelerde, Avrupalı yetkililer ABD’nin bakış açısını Türk yetkililere şöyle anlattılar: “ABD Türkiye’nin transatlantik hattında kalmasını istiyor. Türkiye’nin durduğu yer bu kapsamda çok önemli. Türkiye kaybedilmemeli.”

Sürecin Türkiye ayağı bizzat ABD’nin Ankara Büyükelçisi tarafından da Ankara’da yakından takip edildi.

Kısacası ABD, Çin ve Rusya’ya karşı mücadelesinde Türkiye’yi yanında görmek istiyor.

Peki bu isteğini güçlü şekilde dile getiren ABD’nin Yunanistan’a verdiği yine çok güçlü desteğin arkasında ne var? Tüm Batı dünyasında Yunanistan’a karşı beslenen sempati bir gerçek. Ancak asıl meseleye

Yazının Devamını Oku

Avrupa Birliği ile ilişkilerde son durum

Avrupa Birliği (AB) ile ilişkilerde önemli bir aya giriliyor. Nisanın ilk haftasında AB Konseyi Başkanı Charles Michel ve beraberinde AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Türkiye’ye gelmesi bekleniyor.

Nisan ayının sonunda ise AB’nin de olası sonuçlarını hassasiyetle takip edeceği Birleşmiş Milletler’in 5+1 formattaki gayri resmi Kıbrıs toplantısı var. Bu görüşmelerin neden önemli olduğunu, geçtiğimiz günlerde yapılan AB Liderler Zirvesi’nden çıkan mesajlar ve perde arkası bilgilerle sizlerle paylaşacağım.

ZİRVENİN ANKARA AÇISINDAN SOMUT SONUÇLARI

AB Liderler zirvesinden çıkabilecek sonuçlar Ankara açısından üç seçenekte toplanmıştı...

Top çevirme - İki taraf birbiriyle ilgili radikal kararlar almaz. İlişkiler noktalanmaz.

Olumlu gündem önerilmesi - Birlik katılım perspektifini kapatmadan Türkiye’ye olumlu bir gündem önerir.

Çatışma - Yaptırımlar devreye sokulur.

Bu çerçevede liderler zirvesinden Türkiye’ye “Biraz olumlu gündem önerildi” yorumu yapılıyor. Peki neden biraz?

Katılım vurgusu yapılmadı.

Yazının Devamını Oku

17 yılın ardından... 2004’ten 2021’e...

“İstismardan uzak, kadını bir sömürü aracı olarak görmeyen, kadını politik çıkar malzemesi haline getirmeyen her türlü eleştiriye, her türlü öneriye sonuna kadar açığız. Kadın sorunları konusunda diyaloğu, uzlaşmayı ve işbirliğini sonuna kadar devam ettireceğiz. Şunu açıkça söylüyorum ki, kadına karşı ayrımcılık cahiliye âdetidir, cahiliye töresidir ve ırkçılıktan daha ilkeldir. Haklarınız için mücadele edin. Haklarınızın verilmesini, haklarınızın size lütfedilmesini beklemeyin.”

Haklarınız için mücadele edin, haklarınızın size lütfedilmesini beklemeyin... Bu sözler Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ait. Türkiye’nin AB ile üyelik müzakerelerine başladığı yıl söyledi bu sözleri. 2004 yılında... AK Parti’nin farklı eğilimleri bünyesinde bulundurarak yola çıktığı ve yine toplumun farklı kesimlerinden geniş ilgi gördüğü dönem. Bu konuşmayı 2004 yılının Kasım ayında “Cumhuriyet Kazanımlarından Avrupa Birliği’ne Türk Kadını” konulu konferansta yaptı. O yıl hükümet, eğitimi geliştirmeyi de ana hedef edinmişti. “Haydi Kızlar Okula” kampanyası ve ilk kez Milli Eğitim Bakanlığı’nın bütçedeki payının Milli Savunma Bakanlığı’nın payının geçmesi bu önemin göstergelerindendi.

KONGRENİN KADIN VE AİLE MESAJLARI 

O günden bugüne yani 17 yılda birçok alanda olumlu adımlar atıldı. Olumluya olumlu demek kadar yanlışa ya da olumsuza da yanlış ve olumsuz demek Türkiye’nin geleceği için çok önemli. İstanbul Sözleşmesi’nin fesih edilmesi bence yanlış bir adım olmuştur. Bu konuda Cumhurbaşkanı Erdoğan ilk kez AK Parti Kongresi’nde konuştu ve “Kadın haklarını vicdan yerine kağıtlarda arayanlar var” dedi. Yeni dönemde eğitim, aile ve kültür politikalarının lokomotifi olacağını belirterek; “Evlilik yaşları zaten 30’lara dayanan gençlerimiz arasında hiç evlenmeyenlerin sayısı da artıyor. Bir veya en fazla iki çocuklu aile yapısı giderek yaygınlaşıyor. Ebeveynlerin her ikisinin de çalıştığı ailelerde, şayet yakında ikamet eden bir aile büyüğü yoksa, çocuklar evdeki veya kreşteki bakıcılar tarafından yetiştiriliyor. Sadece ve sadece aile içinde kazanılabilecek değerlerin, ücreti mukabili alınan hizmetler yoluyla ikame edilemeyeceği açıktır” dedi. Cumhurbaşkanı’nın “Haklarınız için mücadele edin” sözünden hareketle;

Aslında mesele kadın hakları konusunda elde edilmiş bir kazanım. Keşke bu kazanımdan vazgeçilirken kadınlara sorulsaydı.

Ana meselelerden biri vicdan. Vicdan kadar eğitim, kültür, sağlıklı bir ruh hali, nezaket ve merhamet gibi erdemler de önemli. Tüm toplumdaki bireyleri bu alanlarda belli bir çıtaya yükseltmek imkansız olduğu için kağıtlara yazılan kurallar hayâti oluyor.

Sözleşmenin fesih edilmesinin ardından bazı kesimlerin kullandıkları dili de gördük. Onlar düzenlemelerin adına değil ruhuna karşılar.

Her insanı sadece insan olduğu için birbirine eşit, sevgi ve saygıya layık görmesi gerekenlerin yaptığı şaşırtıcı açıklamalar da kurallara gerçekten ihtiyacımız olduğunu gösteriyor. Bu konuda her geri adım büyük sorunu daha da çözümsüz hale getiriyor. 

Belli ki kadının yerini bizlerin gördüklerinden bambaşka bir noktada görenler var.

Yazının Devamını Oku

20 Mart 2021...

Hayal kırıklığı ve derin üzüntünün tarihi.

Özellikle de kadınlar açısından.

Kadınlar ne yazık ki seçim hesaplarına, “o oyları kaybetme telaşına”, “o kesimden gelen tepkilere”, “gelen tepkilere karşı sözleşmeyi iyi anlatamamaya” kurban edilmişlerdir.

“Kadınları korumak için İstanbul Sözleşmesi’ne ihtiyacımız yok. Güçlü yasalarımız var, gereken yasayı çıkarırız, mücadeleden taviz vermeyiz” deniyor, denilebilir...

Güzel cümleler... Ancak artık ister istemez inandırıcılık sorunu taşıyan cümleler. Çünkü İstanbul Sözleşmesi’nin feshiyle zafer çığlıkları atan kesimler şimdiden başka isteklerini sıralamaya başladılar, “Sırada Cedaw da var, Lazarotte de...” diyerek. (Kadına karşı her türlü ayrımcılığın yok edilmesi ile çocukların cinsel sömürü ve istismara karşı korunmasına ilişkin sözleşmeler). Kısacası birilerine İstanbul Sözleşmesi bile yetmedi..

Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü belli bir kesimin şimdiden yeni taleplerini sıralamasıyla ilgili, “Sarı öküzü verirseniz bitmez. Tüm mesele sarı öküz meselesidir. Hukuksuz taleplere hukuki çerçevede yanıt veremezseniz en son canınızı isterler. Hedef kadınlardan ziyade Erdoğan’dı. Hukuki bilgiden yoksun bir şekilde bir kararı imzalattıkları için” dedi.

HUKUKİ BOYUT

İstanbul Sözleşmesi’ni imzacı ülkelerin fesih yetkisi bulunuyor. İsteyen ülke feshedebilir. Türkiye’deki hukuki tartışma sözleşmeden Cumhurbaşkanı’nın kararı ile çıkılmasından kaynaklanıyor. Uluslararası bir sözleşmeden ancak TBMM’nin çıkaracağı bir yasa ile çıkmanın mümkün olacağı tezinden hareketle CHP konuyu Danıştay’a götürdü. Hukuki açıdan kararı artık Danıştay verecek.

GELECEĞİMİZ VE TOPLUM AÇISINDAN

Yazının Devamını Oku

HEP’ten bu yana...

“Demokrasi ve özgürlük havadaki oksijen gibidir. Herkes varlığıyla hayat bulur. Demokrasi ve özgürlük herkesin hakkıdır.”

Ay’da koloni kurmayı düşünen, Mars’a yolculuk planları yapan ve Mars’taki robotu canlı yayında izleyen 2021 dünyası ile yukarıdaki cümle ne alaka diyeceksiniz. Alakası şu: 2021 yılında yukarıdaki cümle tartışılmaz, uygulanmasında sorun yoktur. Zaten hayata geçmiş olması doğaldır. Belirli zorluklar yaşayan, özel şartları olan ülkelerin de artık bir yolunu bulup cümlenin gereğini yerine getirmesi gerekir. Ancak bu cümle toplumda ya da devlette asla “sınırsızlığı” tarif etmez. Sınırsız özgürlük bir başkasının özgürlük alanını kapatır. Demokrasiyi de sağa sola çekip, kendi çıkarlarınıza göre şekillendiremezseniz. Onun adı demokrasi olmaz. Bu temel ilke ışığında HDP’ye açılan kapatma davasına bakacağız:

TABELALAR DEĞİŞTİ, POLİTİKA DEĞİŞMEDİ

Aynı hareketin sekiz partisi... 1990’larda HEP ile başlayan siyasi yolculuk, DEP, ÖZDEP, HADEP, DEHAP, DTP, BDP, HDP ile devam etti.

Sadece DEHAP, Anayasa Mahkemesi’nin kararını beklemeden kendini feshetti. HDP’ye kadar olan tüm partiler Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldı.

Kapatılan her partinin yerine kurulan, bir öncekinden daha sert ve daha partizan kadrolarla yola çıktı.

Hiçbiri PKK ile arasına belli bir mesafe koymadı.

Tabelalar değişti, temel sorun değişmedi. Legal Kürt siyaseti bu açıdan hep sorunlu bir düzlemde yürüdü.

Hiçbiri Türkiye partisi olamadı. 

Yazının Devamını Oku

Biden’a açık çağrı

Bir süredir Türkiye’nin tüm ülkelerle yeniden diyalog politikasının ayrıntılarını yazıyorum. Türkiye bu çerçevede ABD ile de yeni bir döneme başlamak istiyor. Başından söyleyeyim, “Biden aramadı, Erdoğan çok mutsuz” haberleri gerçeği yansıtmıyor. Birilerinin bu haberleri maksatlı olarak yaptırdığı düşünülüyor. Peki gerçekte durum ne?

Rusya’yla ilişkiler, S-400’ler, ABD’nin YPG ve PKK ile işbirliği, FETÖ, Halk Bankası, Suriye, Doğu Akdeniz, insan hakları gibi başlıklarda iki ülkenin arasında ciddi sorunlar var. Buna rağmen Ankara ve Washington arasında karşılıklı “yeni bir sayfa açma” ve “diyalog kurulması isteği” vurgulanıyor. 

Ankara’nın temel beklentisi, sorunların yönetilebildiği bir ilişki kurmak.

Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan ve Ulusal Güvenlik Konseyi Avrupa Direktörü Amanda Sloat ile geçtiğimiz günlerde telefon görüşmeleri gerçekleştirildi. Sullivan ile Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın ikinci ve kapsamlı görüşmeyi yakın zamanda yapacağı belirtiliyor.

Koltuğa resmen oturmadan, ilk yüz yüze görüşmeyi Ankara’daki mevkidaşlarıyla yapmak istediklerini ileten üst düzey isimler de oldu.

Ankara’ya göre Biden ile Erdoğan görüşmesi de bir-iki hafta içinde olabilir.

YPG/PKK’YA NET TAVIR TAKININ

ABD ile ilişkilerde en sıkıntılı başlıklardan biri Washington’ın terör örgütü YPG/PKK’ya verdiği destek. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye’deki iç savaşın onuncu yılında ABD merkezli Bloomberg’e yazdığı makalede Biden yönetimine açık çağrıda bulunarak, “Biden yönetimi, kampanya döneminde verdiği sözleri tutarak, Suriye’deki trajediyi sonlandırmak ve demokrasiyi müdafaa etmek için bizimle birlikte çalışmalıdır” dedi. Bu satırların hemen üstünde ise “Batı’nın öncelikle güvenli bölgelere saldıran ve eli kanlı rejime payanda olan YPG’ye karşı net bir tavır takınması gerekmektedir” ifadesi yer aldı. Şimdi bu açıklamalardan da yola çıkarak Ankara’daki durum tespitini aktaralım:

Obama

Yazının Devamını Oku

Mısır, İsrail, Körfez... Yeni dönemin şifreleri

Türkiye’nin ilişkilerinin koptuğu ya da çok sorunlu olduğu ülkelerle kurduğu arka kapı diplomasisiyle ilgili gelişmeler, başta ilgili ülkeler olmak üzere Körfez ve Ortadoğu’da yakından takip ediliyor.

Bir süre önce İsrail, Suriye ve Mısır’la yürüten görüşmeler konusunda bir yazı yazmıştım. Süreçte özellikle Mısır ve Türkiye’den dikkat çeken açıklamalar ve adımlar geldi. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Mısır’ın Arap dünyasının kalbi ve beyni olduğunu söyledi ve Türkiye’nin Mısır ve bazı Körfez ülkeleri (Suudi Arabistan ve BAE’ye işaretle) ile yeni bir sayfa açmaya hazır olduğunu vurguladı. Bu açıklamadan hareketle bazı tespit ve yorumları sıralayabiliriz:

15 Temmuz’un getirdiği şartlara uygun dış politika yerine tüm ülkelerle yeniden diyalog politikası ön plana çıkıyor.

Çatışma alanlarından biri olan Libya’da artık sular duruluyor. Göreceli bir istikrar ve anayasal sürece girilmesi zıt tarafta yer alan Türkiye, Mısır-BAE gibi ülkeler için rahatlatıcı oldu.

Körfez ülkelerinin Katar ile uzlaşmaları, İbrahim anlaşmaları ile İsrail ile ilişki kurmaları bölgede oyunun kurallarını değiştirdi.

Türkiye her ne kadar üç ülke ile arka kapı diplomasisi yürütse de resmi açıklamalardan da anlaşıldığı üzere Körfez ülkeleri ile de yeni bir sayfa açmaya hazır.

Doğu Akdeniz denklemi her ne kadar Türkiye’nin karşısında bir cephe görüntüsü verse de Türkiye’nin tezleri ve haklılığı da reel politikte kabul ediliyor. Görüşmeler bu haklı tezlerin hayata geçirilmesi için de büyük önem taşıyor.

TÜRKİYE VE İSRAİL GÖRÜŞMELERİ NE AŞAMADA?

Bu genel tespitleri yaptıktan sonra, Türkiye-İsrail arka kapı diplomasisinin ayrıntılarına bakalım. Bir süre önce kaleme aldığım yazıda Ankara’nın bakışını

Yazının Devamını Oku

E.M., F.B., B.S., E.E., G.Ş., H.F.

Harfler ve noktalar, siyah beyaz fotoğraflar, hastane odasından başı gözü sarılı görüntüler, son nefes ve cenaze, donmuş kalmış çocuklar; ağlayan, çığlık atan çocuklar, çaresiz çocuklar... Artık olmayan anne, artık olmayan kadın...

Kadınların ve çocukların arasında insan bedenine saklanmış yaratıklar dolaşıyor. Kadınların ve çocukların hayatında insan bedenine saklanmış canavarlar giriyor. Onlara göre kadınların dövülerek yaşaması da ölmesi de çocuğun donması da çaresizliği de sessiz çığlıkları da hep kadının suçu. Çünkü kadınlar çileden çıkarıyor yaratıkları. Kadınların zehirli dili öyle bir laf ediyor ki, yaratığın gözü dönüyor, bilincini yitiriyor, aklı gidiyor... Yerseniz... Aklı ve bilinci yerine geldiğinde de çok pişman oluyorlar, kendilerini onlar bile tanıyamıyor... Yine yerseniz...

Artık beni bu yaratıkların bilinci, aklının nerede olduğu, pişmanlığı zerre kadar ilgilendirmiyor. Bu ifadelerin alacakları cezaların hafiflemesine neden olmasını da istemiyorum. Yeni bir yaratığın bir kadını öldürmesine, dövmesine, onu bir siyah-beyaz fotoğrafa çevirmesine, bir gazetede araya noktalı harflerle haber yapılmasına neden olmasına da tahammülüm kalmadı. Bu yaratıkların toplum içinden temizlenmesini, onların dışlanmasını, kadınlar ve çocuklardan uzakta bir yere kapatılmalarını istiyorum. Artık yeter diyorum, yeter! 

KAZANIMLARIN ÖNEMİ

Hâlâ yaşanan şiddet ve ölümler, mücadelede elde edilen kazanımlardan bir adım geri gidilmemesi gerektiğini de gösteriyor. Bir dönem İstanbul Sözleşmesi’ni kendi çıkarları ve istekleri doğrultusunda tartışmaya açanlara karşı iktidarın dik duruşunu da tebrik ediyorum. Ancak hâlâ atılması gereken yeni adımlar var. Şiddet ve ölümler bitmedikçe mücadele de bitmeyecek. Bu yüzden ilgili bakanların ayrım yapmadan tüm kadın dernekleri, işin uzmanları ve akademisyenlerle bir araya gelerek kapsamlı bir eylem planı hazırlamaları gerektiğini düşünüyorum. Umarım reform paketlerini acilen hayata geçirilecek bir eylem planı takip eder.

TÜM KADINLARA SELAM OLSUN!

Acı, şiddet ve ölümü konuşmadığımız bir gün de mutlaka gelecektir, gelmelidir. Bunun için hepimizin birlikte mücadele etmesi gerekiyor. Parti, siyaset, kimlik, ideoloji, hayat tarzı ayrımı yapmadan tüm kadınlar bu mücadeleyi ortak vermeleri gerektiğini bir saniye bile akıllarından çıkarmamalıdır. Erkek egemen siyasette özellikle kadın siyasetçilere çok iş düşüyor. Öncelikle onların bu mücadelede tek ses olmaları, birlikte hareket etmeleri önemli. Bu sorun siyasetten de partilerden de mühim ve büyük. Kadınların öldürülmediği, şiddet görmediği, tecavüze uğramadığı, gerçekten özgür ve güçlü oldukları bir Türkiye gerçek olmalı.
 

Yazının Devamını Oku

Kozmik küre 2

Bu fotoğrafı hatırlayacaksınız... Özellikle sosyal medyada olay olmuştu. “Kozmik Küre” denilmiş, akıllara dünyaca ünlü çizgi roman dizilerinde imzası olan Marvel’ın “dünyayı ele geçirmeye çalışan örgütünü” akıllara getirmişti. Suudi Arabistan Kralı Selman, Riyad’da Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah El Sisi ve dönemin ABD Başkanı Donald Trump’la Uluslararası Radikal Düşünceyle Mücadele Merkezi’ni açmış, üç ismin açılış töreninin yapıldığı alandaki dünya küresine dokunmalarının anı böyle fotoğraflanmıştı. Önce Suudi Arabistan ve ABD arası ilişkilere genel bir çerçeve ile bakalım:

Suudi Arabistan petrol zengini, körfez bölgesinin en büyük ve güçlü ülkesi... ABD ile ilişkileri genelde hep yakındı.

Kürenin başındaki bir önceki başkan Trump döneminde iki ülke ilişkileri adeta uçtu. Bunda karşılıklı “kazan-kazan”(!) politikası etkili oldu. Suudi Arabistan ABD’ye milyarlarca dolarlık silah sipariş etti; yani Amerika Suudi Arabistan’ın ana silah tedarikçisi oldu. Amerika ise Suudi Arabistan’ın suç ve ihlal listelerini görmezden geldi.

Gelelim yeni başkan Biden’ın ilk günlerine...

Öyle mesajlar verdi ki ABD’nin körfez politikası değişiyor yorumları yapıldı.

Koltuğa oturur oturmaz Yemen’de 2015’ten beri devam eden savaşta İran destekli Husilere karşı Suudi Arabistan’a askeri yardımları askıya aldı. Husileri terör örgütü listesinden çıkardı.

Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) silah satışını “geçici” olarak durdurdu.

Bu ilk hamleler doğal olarak

Yazının Devamını Oku

Kritik ay

Mart ayına girdik, önemli gelişmelerin yaşanacağı, dikkat çekici başlangıçların yapılacağı bir ay.

Birkaç maddede toplayacak olursak:

- Reformların açıklanması ve hayata geçirilmesi: Ekonomi ve yargıda yapılacak reformlar bugünden itibaren açıklanmaya başlayacak. Dinamik bir süreç işletilecek. İhtiyaca göre yeni reformlar da yapılacak.

-Ekonomide toparlanma süreci: İlk talimatlarından birini, kamu bankalarına “Usulüne uygun kredi verin” diyerek veren yeni ekonomi yönetimi, faiz kararlarının arkasında durmasıyla ilk dönemeci atlattı. Şimdi reformlarla ve uygulama ile birlikte güven vererek, hızla toparlama sürecine girilmesi hedefleniyor.

- 24 Mart kongre süreci: AK Parti içindeki kongre süreci ile hem parti yönetiminde hem de kabinede bazı değişiklikler olması bekleniyor. Ekonomi yönetiminde bir değişiklik olmayacağı söyleniyor. Bununla birlikte yükü fazla bazı bakanlıkların yapısının gözden geçirilebileceği belirtiliyor.

- Sorunları çözme, yönetme ya da konuşma süreci: Dış politikada kritik maddelerden biri. İkili ilişkilerde sorunların çözülmesi, çözülmeyecek sorunların ise yönetilmesi hedefleniyor. Bu nedenle de kopan, yürümeyen ya da sorunlu olan ilişkilerin normalleşme süreçlerine evrilmesine hazırlık yapılıyor.

Maddeler halinde ayırmaya çalıştığım dört başlık her ne kadar birbirinden ayrı görülüyorsa da birbirleriyle hem iç içe geçtiklerine hem de birindeki iyileşmenin diğerine yansıyacağına da şüphe yok.

DIŞ POLİTİKAYA YÖNELİK BEKLENTİLER

- Avrupa Birliği, Türkiye’den reformlar konusunda somut adım bekliyor. Birlik,

Yazının Devamını Oku

Ankara’dan Erivan’a bakış

Ermenistan karıştı... Aslında bir süredir beklenen bir gelişmeydi. Dağlık Karabağ’daki mağlubiyetin ardından Ermenistan Başbakanı Paşinyan protestolarla ve muhaliflerinden gelen istifa çağrıları ile karşı karşıya idi. Gelişmeleri özetleyecek olursak;

Ermenistan’da bir kesim Dağlık Karabağ’daki yenilgiden Başbakan Paşinyan ve hükümetini sorumlu tutuyor. O günden beri de Paşinyan istifa baskısı altında. Meclisi basan protestocular, sadece geçtiğimiz bir hafta boyunca üç büyük protesto gösterisi düzenleyerek Paşinyan için “hain” sloganı attılar.

 Paşinyan ile ordu arasında İskender füzesi krizi yaşandı. Paşinyan füzelerin eski teknoloji ürünü olduğunu söyledi, bir anlamda “patlamıyor” dedi. Ermenistan Genelkurmay Başkanı Onik Gasparyan, füzelerin kullanılması için Paşinyan’dan birkaç kez izin istediklerini ancak başbakanın uluslararası toplumun tepkisinden çekinerek buna izin vermediğini söyledi. Paşinyan’ın Rus yapımı İskender füzelerine ilişkin açıklamaları Rusya’da tepki ile karşılandı.

Ermenistan Genelkurmay Başkanı ve üst rütbeli komutanlar başbakan Paşinyan’ı istifaya çağıran bir bildiri yayımladılar. “Ermenistan silahlı kuvvetleri, Başbakan ve Ermenistan Cumhuriyeti Hükümeti’nin istifasını talep ediyor, aynı zamanda Anavatanı savunurken çocukları ölen insanlara karşı güç kullanmaktan kaçınmaları için uyarıda bulunuyor” dediler.

Ermenistan Başbakanı Paşinyan, ordunun kendisine yönelik istifa çağrısını ‘darbe girişimi’ olarak niteledi. Destekçilerini sokağa çağırdı.

Paşinyan, Genelkurmay Başkanı Onik Gasparyan’ı görevden aldı.

ANKARA NE DİYOR?

Ermenistan’da yaşanan gelişmelerle ilgili ilk açıklamayı Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu yaptı. “Her bir ülkede istikrarın olması önemli. Darbe girişimleri ülkelerin istikrarını bozar. Biz dünyanın neresinde olursa olsun darbe ya da darbe girişimlerine karşıyız. Daha detaylı bilgi edinmeye çalışıyoruz, biz de basından takip ediyoruz” dedi. Peki perde arkasında ne oluyor? Ankara ne düşünüyor? Başkentteki öngörüler neler?

Ankara, Dışişleri Bakanı

Yazının Devamını Oku

Reform gündemli bahar

AK Parti’de kongre sürecinde sona geliniyor. 24 Mart günü büyük kongre yapılacak. AK Parti kulislerinde kongre sürecinde, yani önümüzdeki günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hem kabinede hem de parti yönetiminde bazı değişikliklere gideceği konuşuluyor.

Erdoğan’ın bu değişikliklerle reformlara ve ekonomiye ağırlık vererek, 2023 yılına da hazırlık yapacağı konuşuluyor. Avrupa Birliği ve ABD’ye, onlardan gelen tüm olumsuz adımlara rağmen “kazan-kazan” formülüne dayalı, iyi ilişkiler kurulmak istendiği mesajı veriliyor. Batı’nın Türkiye’den insan hakları ve demokrasi konusunda somut adımlar görmek istediği de biliniyor. Bu kapsamda önümüzdeki süreçte İnsan Hakları Eylem Planı’nın açıklanması bekleniyor.

KISIM KISIM MECLİS’E GELECEK

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, “Sadece yargı, adalet anlamında değil, toplumun her alanında, her kesiminde insan ve haklarını nasıl geliştiririz, bunlarla ilgili ekonomi çevreleri ile, sivil toplum kuruluşları ile konuştuk, siyasi partilerle Meclis’te ilgili komisyonlarla bir araya geldik. Herkesi dinledik. Bunun sunumlarını yetkili organlarda da yaptık ve çok kabul gördü. Son takvim açıklama sürecindeyiz, yakında kamuoyuyla, milletimizle bunlar paylaşılacak. Daha özgürlükçü bir eylem planını ortaya çıkaracağız” demişti. Son şekli verilmekte olan İnsan Hakları Eylem Planı’nın 9 amacı ve bu 9 amacın ayrı ayrı 49 hedefi bulunuyor. Hayata geçirilmesi için ise yaklaşık 128 kanunda değişiklik yapılması öngörülüyor. Meclis’e kısım kısım getirilmesi planlanıyor.

ÖZGÜR BİREY, GÜÇLÜ TOPLUM

Bazı ayrıntılarını muhabirimiz Gizem Karakış’ın da haberinde bulacağınız İnsan Hakları Eylem Planı’ın vizyonu “özgür birey, güçlü toplum, daha demokratik bir Türkiye” tanımlaması ile ortaya konuluyor. Taslak metinde amaçlar ise şöyle sıralanıyor:

Daha güçlü bir insan hakları koruma sistemi

Yargı bağımsızlığı ve adil yargılama hakkının güçlendirilmesi

Hukuki öngörülebilirlik ve şeffaflık

Yazının Devamını Oku

Gara’nın ardından

Ankara’da siyaset bu kez de Gara harekâtının ardından yaşanan tartışmalarla gergin. Siyaseten açıklamalar yapılacaktır, sorular yöneltilecek, cevaplar aranacak ve cevaplar verilecektir. Ancak;

Türkiye uzun yıllardır PKK terör örgütü ve uzantıları ile mücadele etmektedir, etmeye de devam edecektir. 

PKK ve uzantılarının arkasında ne yazık ki terör örgütlerine maddi, manevi destek vermekten utanmayan koca koca ülkeler bulunmaktadır.

NATO müttefiki ve bir zamanların stratejik ortağı ABD, PKK/YPG’nin hamiliğinden vazgeçmemekte, adeta en yakın müttefiki gibi terör örgütüne her türlü desteği vermektedir. Rusya’nın ABD ile yarıştığı hatta amacının terör örgütünü kendi yanına çekmek olduğunu da söylemek gerek. Birkaç gün önce Rusya’nın Kamışlı’ya yaptığı büyük sevkıyat, bölgede bunun son dönemdeki göstergelerinden biri olarak yorumlandı.

Terörle mücadele zordur ve ciddi riskler içerir. Türkiye Cumhuriyeti ve milleti bu riskleri ne yazık ki yaşamıştır, bilmektedir. 

Ateş en çok düştüğü yeri yakar. Hayatlarını kaybeden vatandaşlarımızın terör örgütünün elinde bulundukları uzun süre boyunca yaşadıkları ve acıları, ailelerinin yaşadıkları acılar unutulmamalıdır.

Terörle mücadele eden tüm güvenlik, istihbarat ve silahlı kuvvetler personelinin özverisi, ölümle burun buruna kalmaları, vatan ve bizler için hayatlarını hiç düşünmeden feda etmeye hazır oldukları da bir an bile akıldan çıkarılmamalıdır.

Gara harekâtı siyasette doğal olarak sonuç üzerinden tartışılmaktadır. Bu tartışma yürütülürken, terörle mücadelenin sahada asker, polis, istihbarat mensubu tarafından verildiğini ve verileceğini unutmayalım. Siyaset, tartışmalarında devlete ve devlet görevlilerine karşı hassasiyetini korumalıdır.

Siyasi partiler ve liderleri, devletin bekasını doğrudan ilgilendiren bu konularda birbirleriyle kavgadan uzak durmalılar. Bu kavga, kutuplaşma, yüksek tansiyonun her daim Türkiye düşmanlarının ve terör örgütlerinin en sevdikleri ortam olduğu da akıldan çıkarılmamalıdır.

Yazının Devamını Oku

ABD’nin sözde ayrıştırma politikası

Çok değil, daha bir hafta önce “Gelişmeleri alt alta koymak bile burnumuzun dibinde ABD eliyle bir şeylerin ısıtılmakta olduğunu gösteriyor” demiştim... O gelişmeler sürüyor. Olan biten, yapılan açıklamalar da ABD ve müttefiki SDG’nin yeni oyunlar peşinde olduğunu gösteriyor. Bakın neler oldu ve neler oluyor:

Suriye’de Türkiye’nin oluşturduğu güvenli bölgeye yönelik terör örgütü YPG/PKK saldırıları Beyaz Saray yönetimindeki değişiklikten sonra arttı.

Son dönemde artan saldırıların hedefi, Zeytin Dalı, Fırat Kalkanı ve Barış Pınarı harekâtları ile sağlanan istikrar ve düzen.

ABD’nin saldırıları engellemediğini söyleyip, kınarken terör örgütünün adını zikretmediğine de dikkati çekelim.

Diğer yandan, YPG’nin mevcut pozisyonunda büyük emeği olan isimler Brad McGurk ve Lloyd Austin sahaya çok daha güçlü pozisyonlarda döndüler. Biri Ortadoğu ve Kuzey Afrika Koordinatörü, diğeri ise ABD Savunma Bakanı. Bu isimlerin YPG’yi cesaretlendirdiğine şüphe yok. Bu isimlerle birlikte yeni ABD yönetiminin “YPG’yi PKK’dan ayırıp Suriyeli bir örgüt yapma” arayışında olduğuna da şüphe yok.

Bu arayış ve politikanın hızlandığını da söyleyebiliriz. SDG’nin sözde komutanı Mazlum Abdi, “PKK ile kardeşiz ama örgütsel bir bağ yok” açıklamasını yaptı. Tabii bu arada Biden yönetiminden Suriye’de daha etkin rol almasını beklediklerini söyledi.

Ne tesadüf ki ABD’nin eski Kürt diyalogları temsilcisi William Roebuck da aynı konuda konuştu ve “ABD, SDG’yi PKK’nın bir parçası olarak görmüyor fakat DEAŞ ile mücadelenin bir parçası olarak görüyor” dedi.

ABD’nin Ankara büyükelçisi Satterfiel da terör örgütüne yönelik desteğin devam edeceğini gazetecilere açık açık söyledi ve “ABD’nin politikası değişmedi. DEAŞ’ın kuzeydoğu Suriye’de oluşturduğu tehditle, tıpkı bölgenin başka yerlerinde de bu tehdidi ele almak üzere çalıştığımız gibi mücadele etmeye devam ediyoruz. Bu mücadelede, kuzeydoğu Suriye’de, SDF ile çalışmaya devam ediyoruz” dedi.

Madde madde son günlerde yaşananlar böyle. Gelelim sonuca... YPG ve PKK’nın gerçekte ayrıştırılması imkânsız. ABD ve SDG, ‘mış gibi’ yaparak belli ki sorunu çözmeye çalışacak. Ancak Ankara’nın bakış açısı değişmedi, hassasiyetleri de belli, olası gelişmelere karşı hazırlıkları da sürüyor. Bir süredir Irak’ın kuzeyi ile kuzeydoğu Suriye arasındaki lojistik geçişler bakımından stratejik bir nokta olan Sincar’daki PKK ve PKK’ya yakın olduğu bilinen unsurlardan rahatsız olan Ankara özel bir hazırlık içinde. Amaç Suriye’de PYD/YPG etkisinin kırılması ve o bölgeden Kuzey Irak’a aktarılan kaynak akışının kesilmesi. Bununla birlikte son gelişmeler, Sincar dışında da bazı tedbirlerin alınmasını ve hazıklık yapılmasını zorunlu kılıyor. Önümüzdeki süreçte gelişmelere göre, Türkiye’nin Zeytin Dalı, Fırat Kalkanı ve Barış Pınarı harekâtları kapsamındaki bölgelerde istikrar ve düzeni sağlamak, artan saldırıları önlemek için yeni adımlar atması kimse için sürpriz olmayacaktır.

Yazının Devamını Oku

Yeni anayasa

Muhalefet partileri sistem değişikliğini içeren çalışmalar yürütürken, Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti MYK ve Bakanlar Kurulu’nda konuyu dinledikten sonra dikkat çeken bir çıkış yaptı. “Belli ki Türkiye’nin yeni bir anayasayı tartışmasının vakti gelmiştir. Bu çalışmanın milletin gözünün önünde ve temsilcilerin tamamının katılmasıyla gerçekleştirilmesi ve milletin takdirine sunulması gerekir” dedi.

Erdoğan’ın açıklamalarının ardından siyaset hareketlendi. Siyasi partilerin açıklamaları AK Parti tarafından titizlikle takip ediliyor, bakış açıları ile ilgili bir analiz çıkarılıyor. En geç bir-iki hafta içinde çalışmaların yürütülmesi için görevlendirme yapılması bekleniyor. Konuya ilişkin görüşlerine başvurduğum, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin oluşturulmasında da kritik bir görev üstlenen bir kaynağımın çizdiği genel çerçeve şöyle:

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nden geri adım yok. Anayasa sistemle uyumlu hale getirilecek.

Üniter yapı korunacak, yetki devri yok.

İlk üç madde korunacak. Yeniden yazım olsa bile esaslara ilişkin taviz verilmeyecek.

Kaynağım, cumhurbaşkanı seçilmek için aranan 50+1 düzenlemesinden de vazgeçilmeyeceğini söyledi. Son dönemde özellikle Saadet Partisi tarafından dile getirilen, “Cumhurbaşkanı genel başkan olmasın” görüşünü de sordum. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde ve başkanlık sisteminde cumhurbaşkanının siyasi katılım hakkının kaldırılamayacağını belirten kaynağım, “Genel başkan ya da üye olabilir. Bunlardan hangisinin olacağına ise siyasi dinamikler ve toplumsal ihtiyaçlar çerçevesinde karar verilir” dedi.

Peki ne olur? Süreçte göreceğiz ama muhalefet partileri zaten Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne karşı. Yani siyasi partilerin tamamının ana çerçeve üzerinde uzlaşması gerçekçi değil. Bu nedenle siyasette sistem tartışması bitmez. Diğer yandan AK Parti içinde yeni anayasa ihtiyacının toplumsal karşılığının olmadığını, toplumun farklı önceliklerinin bulunduğunu söyleyenler de var.

Yazının Devamını Oku

ABD neyin peşinde?

ABD Başkanı Joe Biden’ın başkanlık koltuğuna oturmasının ardından açıkladığı kabine üyeleri ve bölgeye yönelik yaptığı görevlendirmeler belli ki birilerini çok heyecanlandırmış.

SDG’nin sözde komutanı Mazlum Kobani, Birleşik Arap Emirlikleri’ne ait El Arabiya’nın El Hadath televizyon kanalına yaptığı açıklamada, “Yeni ABD yönetimi ile SDG arasında ortak bir program hazırlanacak” dedi. Programın ayrıntılarına açıklık getirmedi. Ancak açıklama, yeni yönetim ve görevlendirmelerden beklentilerinin yüksek olduğunu gösteriyor. Bu yüzden sözde komutanın yaptığı açıklama öncesinde yaşananları alt alta koymakta fayda var.

BIDEN’IN GÖREVLENDİRMELERİ

ABD Başkanı Biden’ın Obama döneminden isimleri göreve getireceği tahmin ediliyordu. Dış politikadaki görevlendirmelerinde yolu Ortadoğu’dan geçen isimleri seçti. Seçti ama Türkiye açısından bazılarının sicili kabarık, bazıları ise göreve gelir gelmez rahatsız eden açıklamalar yaptı.

Antony Blinken: Obama döneminde dışişleri bakan yardımcılığı ve ulusal güvenlik danışman yardımcılığı görevlerinde bulundu. Biden’ın kabinesinde bakanlığı açıklanır açıklanmaz, Türkiye’ye yönelik “sözde müttefik” ifadesini kullandı.

Lloyd Austin: 2010-2011 yılları arasında Irak’taki ABD askerlerine komuta etti. ABD Merkez Kuvvet Komutanlığı yaptı. DEAŞ ile mücadele konusunda Suriye’de YPG/PYD/PKK terör örgütünün silahlandırılmasında ve desteklenmesinde etkili oldu. ABD Başkanı Biden’ın savunma bakanı.

Brett McGurk: Onu terör örgütü üyeleriyle samimi pozlarından, bu pozları da sosyal medyasında paylaşmasından hatırlayacaksınız. YPG/PKK’nın silahlandırılması ve desteklenmesi politikasının başını çekenlerden. DEAŞ ile Mücadele Özel Temsilciliği görevinden istifa etmişti. Biden, McGurk’ü “Ortadoğu ve Kuzey Afrika koordinatörü” olarak atadı. Yani Suriye, Irak, İran, Libya ve Kuzey Afrika’daki çatışma alanları ile ilgilenecek.

DİKKAT ÇEKEN MESAJLAR

Bu görevlendirmeler ışığında, son dönemde dikkat çeken bir açıklama ve bir analizi de alt alta koymak gerekiyor:

Yazının Devamını Oku

Ankara, KYB Eşbaşkanı Lahur (Şeyh Cengi) Talabani oyunlarının farkında!

Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) kontrolündeki Süleymaniye’de protesto gösterileri ve şiddet olayları yaşanırken yerel güvenlik güçleri terör örgütü PKK’nın bir talimatına ulaşıyor: “PKK tarafından örgüt kadrolarına talimat: Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) hükümetine karşı devam eden gösterilerin bir halk ayaklanmasına dönüşmesi halinde, protestoları organize edin, stratejik noktaları ele geçirin!” O talimatın ardından KYB Eşbaşkanı Lahur Talabani, PKK/KCK yönetimine mesaj gönderiyor. O mesaj, Lahur Talabani ile terör örgütü PKK arasındaki ilişkiyi de gözler önüne seriyor...

YER, Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) kontrolündeki Süleymaniye. Tarih, 2 Aralık 2020. Öğretmenler Saray Meydanı’nı dolduruyor. Irak’ın genelinde yaşanan ekonomik darboğaz ve bir türlü ödenmeyen maaşların yarattığı sıkıntı, yaklaşık 2 bin kişinin gösterisinde sloganlara dönüşüyor. Göstericileri dağıtmak için biber gazı kullanılıyor. Ancak KYB ve Kürdistan Demokrat Partisi’nin (KDP) merkezlerinin de aralarında bulunduğu parti binaları, taşlanarak basılmak isteniyor. Pire Megrun’daki KDP binasına göstericiler tarafından molotof kokteyli ve havai fişek atılıyor, yangın çıkıyor. Maskeli bazı kişilerce PKK/KCK sloganları atılıyor. Yetkililer, göstericiler arasına PKK/KCK mensuplarının da sızdığını, gösteriler sırasında kullanılan silahların örgüt tarafından temin edildiğini açıklıyor. Gösterilerde toplam 3 kişinin öldüğü ve yaklaşık 30 kişinin yaralandığı duyuruluyor. KYB bölgesinde olaylar sürüyor, Erbil cezaevinde ise mahkûmlar yangın çıkarıyor. Tüm bu olayların ortasında yerel güvenlik güçleri terör örgütü PKK’nın talimatına ulaşıyor: “PKK tarafından örgüt kadrolarına talimat: Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) hükümetine karşı devam eden gösterilerin bir halk ayaklanmasına dönüşmesi halinde, IKBY genelinde ve özellikle Süleymaniye’ye bağlı ilçe ve nahiyelerde protestoları organize edin, stratejik noktaları ele geçirin!”

LAHUR TALABANİ’DEN PKK’YA: ‘BİZ BÖYLE Mİ KONUŞMUŞTUK?’

PKK terör örgütünün yukarıdaki mesajı, yani “Halk ayaklanması olursa stratejik noktaları ele geçirin” talimatı, deyim yerindeyse ortalığı karıştırıyor. Edinilen bilgilere göre, o talimatın ardından KYB Eşbaşkanı Lahur Talabani, PKK/KCK yönetimine mesaj gönderir. Birazdan detaylarını okuyacağınız o mesaj, Lahur Talabani ile terör örgütü arasındaki ilişkiyi de gözler önüne sermektedir. Celal Talabani’nin yeğeni, KYB Eşbaşkanı Lahur Talabani, örgüte “KYB’nin lojistik, askeri, barınma, tedavi, silah, sorumlu ve kadroların geçişi gibi birçok konuda yardımcı olduğunu” hatırlatır. Buna karşın, örgütün IKBY hükümetine karşı düzenlenen gösterilere katılıp birçok yerde KYB bürolarına saldırdığını belirterek, “Biz böyle mi konuştuk, anlaşmamız bu muydu, yaptığınız ayıptır” der. Süleymaniye Havaalanı’nın da örgüt yüzünden kapandığını söyleyerek serzenişte bulunur.

KYB’nin geçmişten bu yana PKK desteği bilinmektedir. Ancak yine de Türkiye’nin terörle mücadeledeki kararlılığı sürerken ve bölge tarafından çok iyi bilinirken, Lahur Talabani’nin “Biz böyle mi konuşmuştuk?” sözünün arkasında yatan KYB-PKK anlaşmasının detayları nelerdir?

TERÖR ÖRGÜTÜNe YARDIM EV SAHİBİNİ VURDU

Son dönemde Türkiye’den Irak merkezi hükümetine yapılan ziyaretlerde terörle mücadele başlığı altında bu çarpık ilişki de masaya konmuştur diye düşünüyorum. Şimdi gelelim mesele ile ilgili Ankara’da yapılan tespitlere:

Türkiye’nin Irak’ın kuzeyinde yürüttüğü operasyonların ardından terör örgütü sıkıştı. Bu nedenle de dağdan inerek Süleymaniye’ye yerleşti.

Süleymaniye’deki olaylar 10 güne yakın sürede bastırıldı. Yaralılar, ölenler oldu. Gizli aktör PKK idi. PKK’nın o bölgede bu kadar güçlü olmasında ve pervasız davranışlarının arkasında

Yazının Devamını Oku