Etik mücevherin temsilcileri çoğalmalı

Çevre bilincine sahip markalar, tüm dünya genelinde artıyor. Farklı sektörlerde de bunun etkilerini görüyoruz. Mesela dünyada bulunması ve çıkartılması en zahmetli taş olan ve bir kıtanın kaderine mal olan elmas artık laboratuvarlarda üretilmeye başlandı.

Çevreye duyarlı, geleneksele kafa tutan Z kuşağının gelecek seneler içinde yeni hedef kitle olacağını düşünürsek, laboratuvar elmaslarının da ilerleyen yıllarda tek tercih olacağını öngörmek mümkün.
Son zamanlarda radarıma giren, Emma Watson ve Meghan Markle’ın takipçilerinden olduğu Londra merkezli mücevher markası Kimai de laboratuvar elmaslarını destekliyor.
Kimai’nin kurucu ortağı Jessica Warsh verdiği bir röportajda “Birçok insan laboratuvar elmaslarını hâlâ sahte olarak görüyor ama onlar, madencilikle çıkan elmaslarla kimyasal ve fiziksel olarak aynı” açıklamasını yaptı.
David Attenborough’un “A life On Our Planet” belgeselini izlediniz mi bilmiyorum. İzlemeyenler kesinlikle izlemeli ve hatta herkese izletmeli.
Toprak erozyonu, ormansızlaşma ve tüm ekosistem hakkında çok önemli ve gelecek için korkutucu bilgiler içeriyor.
Teknoloji, moda ve güzellik hayatımıza girdikçe doğaya verdiğimiz tahribat inanılır gibi değil. Bu sistemi değiştirmeye çalışmak, bozulanları geriye çevirmekten çok daha zor.
Onun için böyle markaları desteklemek, bu sistemin dışında kalmaya çalışmak çok çok önemli.
Markanın hedefleri arasında geri dönüştürülmüş altın kullanarak basit tektaş yüzüklerden daha sıra dışı spiral bantlı yüzükler tasarlayarak sektörde söz sahibi olmak var.
Yatırımcıları arasında Diane von Furstenberg ve Rebecca Minkoff’un yer aldığı marka, Meghan Markle’ın Felicity isimli küpelerini takmasıyla büyük bir çıkış yakalamış.
Warch, “Markle’ın genç ve sürdürülebilir markaların büyük bir destekçisi olduğunu, misyonumuz ve değerlerimizle uygun bir duruşu olduğunu biliyoruz” diyor.
Peki biz neden bilinçli tüketim konusunda bu kadar gerideyiz?
Eğitim şart mı? Evet her şeyde olduğu gibi bu konuda da şart!

 

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Markaların doğru bilinen yanlış okunuşları

Sosyete ve sosyal çevremde çok iyi okullarda okumuş, hayatının bir kısmını yurtdışında geçirmiş, pahalı ve trend kıyafetleri alıp giyen, zengin bir isimle evlenip maddi olarak çok iyi yerlere gelen, kendini bilirkişi olarak gören fakat nerede ne giyeceğini bilmeyen, moda terimlerinden bihaber ve hatta en önemlisi o kadar para verip giydiği markanın ismini doğru telaffuz edemeyen çok kişi var.

Bir de bunun üniversite okumamış, doğru düzgün yabancı dil konuşamayan ama çok iyi bir evlilik yaptığı için sayılı zenginler arasına girmiş bir kesimi de var. Onlar gerçekten evlere şenlik... Sakın yanlış anlamayın, buradaki amaç insanları küçümsemek değil. Hele ki teknoloji elimizin altındayken ve her türlü bilgi sadece bir tık uzağımızdayken “bilmiyordum”un arkasına sığınmamak lazım. Ama tekrarlıyorum burada sorun bilmemek değil, sorun bilmediği her şey hakkında en iyisini biliyormuş gibi davranmak. İşte bu noktada işler değişiyor... Bu aynı “Business (biznız) biletim var, Milano’ya alışverişe gidemiyorum” demeye benziyor. Öncelikle “biznıs” değil, nasıl söylendiğini duymadıysanız eğer Google’da araştırabilirsiniz. Fransızca da bilmek zorunda değilsiniz, ben de bilmiyorum. Ama en basit modelinin 10 bin dolardan başladığı, almak için kendinizi helak ettiğiniz, araya aracı sokup hemen sahip olmak için daha da fazla para ödediğiniz Hermes çantalarınızın nasıl söylendiğini bilmek zorundasınız. Artık bu noktadan sonra bilmeme lüksünüz yok. İsteyen istediği yerde, istediğini giyebilir ama sezon başı Chanel tüvid şort, ceket takım alınca “Nasıl olsa hava tam ısınmadı” deyip plaja inerken giyerseniz “bilirkişi” değil “görgüsüz” olursunuz. Bunu da bizlerin söylemesine gerek kalmamalı. Bir diğer kafa karışıklığı yaratan konu da moda terimleri. Dış giyim konusunda karıştırılan iki şey var: Manto mu, palto mu? İkisi arasındaki fark nedir? Teknik olarak manto, kadın dış giyimi, palto ise erkek dış giyimi için kullanılır. Kadınlar mantoyu, erkekler paltoyu kullanmalı ama dilimizde kaban kelimesi daha yaygın olarak kullanılıyor. Kadın, erkek ayrımı yapmadan “kaban” deyip de geçebilirsiniz. Aşağıda ülkemizde de çok tercih edilen dünyanın en iyi Fransız ve İtalyan markalarının okunuşlarını yazacağım. Yazdıklarımı dinleyerek tekrarlayabilmeniz için YouTube’da 3-4 dakikalık marka okunuşlarıyla ilgili videolar var. Onları da dinlemenizi tavsiye ederim. 
Fransız markalarıHermes (Ermes)Yves Saint Laurent(İv.Sen.Loğran)Louis Vuitton(Lu.İ.Vi.Ton)Céline (Se.Linn)Christian Louboutin(Kristian.Lubutan)Dior (Dioğ)Cartier (Kar.Ti.E)Chloé (Klo.E)Lanvin (Loğ.Ven) Balmain (Bal.Ma)Givenchy (Ji.Van.Şi)

İtalyan markalarıGiorgio Armani(Cor.Co.Armani)Bottega Veneta(Bottega.Ve.Net.Ta)Bvlgari (Bul.Gari)Gucci (Gu.Çi)Missoni (Mi.Soo.Ni)Moschino(Mos.Kii.No)Versace (Ver.Saa.Çe)

Yazının Devamını Oku

Dijitalleşme çağında kişiye özel alışveriş

Bu kış yine bizi kısıtlanmış bir hayat bekliyor. Bu sefer daha hazırlıklı olacağımızı düşünüyorum. Bütün yaz markalar, moda evleri ve PR ajansları bu olası senaryoya göre birçok farklı strateji üretti. Mesela Covid-19’un kontrolsüz bir şekilde artışı nedeniyle AVM’lere girişlerin azalmasından kaynaklı mağazalar satışlarını Zoom üzerinden gerçekleştirecek.

Pinko, önümüzdeki hafta bunu ilk defa deneyimleyecek.
Marka, 9-11 Kasım tarihleri arasında randevu sistemiyle ve tamamen kişiye özel olarak koleksiyon satışını Zoom üzerinden yapacak.
Nereden mi biliyorum? Çünkü koleksiyon tanıtımını ben yapıyorum.
Uzun zamandır bu sistemin üzerinde çalışıyoruz. Her müşteri 30 dakikalık zaman aralığında koleksiyondaki ürünlerin vücuduna ve tarzına uygun olup olmayacağını inceleyebilecek.
Bunu da dijital hayat şartlarını göz önünde bulundurarak planladık.
Mesela her seans sadece o kişiye özel olacak ve o zaman dilimi içinde başka bir müşteri alınmayacak.
Stil danışmanı olarak randevu alan kişi için önden hazırlık yapacağım ve bedeni, tarzı, vücut tipi ve ten rengine göre kıyafetleri seçip sunacağım.

Yazının Devamını Oku

Güzelliğin sınır tanımayan gücü

Doğal içerikli ürünler kozmetik sektöründe başrol almaya başladı.

Bilinçli tüketiciler, marka fark etmeksizin her yeni çıkan koleksiyonda doğal ham madde oranlarına bakıp ona göre tercih yapıyor.
Sephora Collection da daha iyi ve sürdürülebilir bir dünya için “We Care For Good” adında global bir kampanya başlattı ve dünyanın çeşitli ülkelerinde ünlü isimlerle güzellik takımı kurdu.
Türkiye’den bu kampanya için oyuncu Yağmur Tanrısevsin seçildi. Bence çok iyi bir eşleşme olmuş. Yağmur’un doğal ve güçlü karakteri dünyada da fark yaratır diye düşünüyorum.
Kozmetikte bilinçli güzellik yolculuğu farkındaysanız birçok markaya yayılmaya başladı. Ürün kadar ambalajının geri dönüşümlü olması çok önemli. Çünkü burada da göz ardı edilmeyecek oranda tüketim söz konusu.
Mesela bitmiş parfüm şişeleri, makyaj ve cilt bakım ambalajları hep çöpe atılıyor. Artık çöp yerine mağazalardaki geri dönüşüm kutularına atmak, tüketim karşısında hepimizin yerine getirmesi gereken bir zorunluluk oldu.
İnanın bu attığımız küçücük adımlar ileride bambaşka şeylere dönüşecek.
Sephora Collection’ın bu konuda yaptıklarını yakinen takip eden biri olarak markanın yeni projesi “Good For Recyling” kapsamında geri dönüştürülebilir ambalajlı ürünlere ağırlık verdiğine şahit oldum. Mağazalarına geri dönüşüm kutuları yerleştirmesi de gelecek için umut verici...

Yazının Devamını Oku

Bu bir başlangıç olsun

Daha önce fiziksel olarak yapılan moda haftaları pandemiyle birlikte dijital platformlara taşındı.


Mercedes-Benz Fashion Week İstanbul (MBFWI) da bu yıl dijital olarak gerçekleşti.
İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB), Ticaret Bakanlığı’nın “Türkiye’yi, Türkiye’nin ihraç ürünlerini dünyaya en güzel şekilde tanıtalım” talebi doğrultusunda hareket etti. MBFWI arkasına Türkiye Tanıtım Grubu gibi büyük bir gücü aldı ve ilk defa yurtdışındaki defileleri aratmayacak güzellikte bir dijital moda haftası ortaya çıktı.
MARKALAŞMAK ADINA
Her moda haftası, gücünü yapıldığı şehirden alır. Bu kapsamda şehirler üretim ve endüstriyel güçlerini herkese gösterir ve bir ‘markaya’ dönüşürler.
Biz ilk defa bu güçle moda haftası kapsamında ‘İstanbul’ markasını dünyaya farklı şekilde sunmayı başarabildik.
Çok değerli modacılarımızın tasarımları İstanbul’un en güzel mekanları Tophane-i Amire ve Galataport İstanbul’la bir araya geldi ve bence sektörün en prestijli vitrini ortaya çıktı.

Yazının Devamını Oku

Evdesin ama yalnız değilsin

Avon’u duymayanınız yoktur. Türkiye pazarında 27’nci senesini tamamlayan, kadınlar aracılığıyla kadınlara güzellik ürünleri satan bir markadır.

Yıllardır meme kanserinde farkındalığı artırmak için Avon Kadın Vakfı’nın erken teşhis için yaptığı çalışmaları izliyorum.

Kuzey Afrika ve Orta Doğu İletişim Direktörü Hande Orhan ile yaptığım görüşme sonrası Covid-19 sürecinde aile içi şiddetle mücadele eden kadınlar için yeni bir proje başlattıklarını öğrendim.

Belediyeler ve yetkili kuruluşlarla işbirliği yaparak “evdesin ama yalnız değilsin” kampanyası ile yardıma muhtaç kadınlara vakıflar aracılığıyla destek olacaklar.

Güzellik ürünlerini satmak için ellerinde kataloglarla komşu komşu dolaşan ve bu sırada birbirleriyle dertleşme fırsatı bulan kadınlarımız umarım gördükleri şiddetti saklamadan birbirlerine anlatır da böylece vakıfların haberi olur.

Prada’dan online müzayede

Prada ve Sotheby’s, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) adına fon toplamak için çevrim içi bir açık artırma ile ‘Tools of Memory’ koleksiyonunda öne çıkan parçaları satışa sunuyor.
Online müzayede 15 Ekim’e kadar devam edecek.

Yazının Devamını Oku

Moda sektöründeki başkaldırı tam gaz devam ediyor!

Türkiye’deki iklim aktivisti kız çocukları ve genç kızlar, Greta Thunberg’in attığı adımı takip ediyorlar.


Ekosistemdeki tahribata ve iklim krizine dikkat çekmek için “Bana Bırakacağınız Gelecek–Kız Çocukları ve İklim Krizi” başlıklı fiziki ve sanal sergilerle 9 Ekim’de Schneidertempel Sanat Galerisi’nde değişim umutlarını dile getirmeye hazırlanıyorlar.
Gençlerin manifesto niteliğindeki mesajları, eserleri ve çizimleri iklim krizi ve adaleti konularında sanatsal bir tartışma alanı yaratacağa benziyor.
Birçok iyi ailenin çocuklarının da eserlerinin olacağı bu sergiyi 25 Ekim’e kadar hem sanal hem de fiziksel ortamda gezebileceksiniz.
Böylesine zorlu bir yolu seçen sanatçı adayı tüm gençleri desteklemek gerek.
Serginin mesajını 11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü’nde İstanbul’un birçok semtindeki billboard’larda görebileceksiniz.
Yoldan geçerken bu billbord’lara dikkat etmenizde fayda var.

Yazının Devamını Oku

Dünyayı kadınlar değiştirecek

Her gün bir yerlerde kadınlar, dünyayı değiştirmek için harekete geçiyor ve dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek için canla başla çalışıyor.

Hiç duydunuz mu bilmiyorum ama Yves Rocher Vakfı dünyayı değiştirmek için harekete geçen kadınların çevre mücadelesine ışık tutarak, Birleşmiş Milletlerin kalkınma hedeflerinden biri olan kadın özgürlüğü ve eşitliğini desteklemek amacıyla her sene ‘Toprağın Kadınları’nı ödüllendiriyor.
2001 yılından bugüne kadar 50’den fazla ülkede 450’den fazla kadın ödüllendirildi.
Toplamda 2 milyon Euro ödül verildi. Toplum veya çevre yararına ticari faaliyetler yürüten, kâr amacı gütmeyen bir kuruluş bünyesinde yer alan ve çevre yararına bireysel projeler yürüten her yetişkin kadın bu ödüle layık gösteriliyor.
Gezegene pozitif bir iz bırakmak isteyen Türk kadınları size sesleniyorum.
Çevre için mücadeleye destek olmak istiyorsanız, 15 Ekim’e kadar 100 bin TL ödüllü Yves Rocher Vakfı Toprağın Kadınları Ödülü’ne www.yvesrocher.com.tr adresinden başvurabilirsiniz.
Doğa ile bağını güçlendirmek isteyen, cinsiyet eşitliğine katkıda bulunmak isteyen, güçlü ve toprağına sahip çıkmak isteyen tüm kadınlar, bence bu fırsatı kaçırmayın.

Artık Yeniköy’de

Kumaşlarla farklı hikayeler yaratan, Paris, Brüksel ve İstanbul arasında mekik dokuyan Mirela Cerica, uzun zamandır beklediğim showroom’unu Yeniköy’de açtı.

Yazının Devamını Oku

Yaktın bizi online eğitim

Çalışan bir anne olarak online eğitimden yıldığımı söylesem ayıplar mısınız beni?

İşlerimle mi ilgileneyim, evde çocuğumla mı ilgileneyim, okulların bitmek tükenmek bilmeyen istekleriyle mi ilgileneyim bilemiyorum.
“Şu saatler aralığında çocuğunuzun başında durabilecek misiniz” diye gelen maillerden fenalık geçirmek üzereyim.
“Durabileceğim” desem, işlerimi yetiştirememiş oluyorum, “duramayacağım” desem okula karşı kendimi suçlu hissediyorum. Çok ciddi duygu karmaşası içindeyim.
Sabah erken kalkıp, 13.00-13.30 arası yemek saatini yakalayabilmesi için yemek yapmaktan, o sırada evi toparlayıp, maillerimi cevaplayıp, öğleden sonra işlerimi yetiştirmeye çalışmaktan çok yoruldum.
Ne içeride verimli olabiliyorum, ne dışarıda. Kiminle konuşsam aynı dertten mustarip. Konun özü bilgisayarda sürekli sistemsel problem yaşadıkları için IT’ci olmaktan, ders saatlerinde ses çıkarmama zorunluluğundan bir an önce istifa etmek istiyorum...
Geçenlerde bir telefon şirketinin lansmanı vardı. Teknolojinin üst düzey mühendislikle birleşerek geldiği nokta gerçekten insanı büyülüyor. Instagram ve telefon bağımlılığından kurtulmaya çalıştıkça karşımıza çıkan bu cezbedici model, ekran kalitesi, ekranın katlanması ve fotoğraf kalitesiyle çok iyi. Tanıtım sırasında Ipad ve PlayStation’ın başından kavga gürültü kaldırdığımız, ne olacak bu çocukların hali diye söylenip durduğumuz gamer neslinden ne farkımız vardı acaba?
O gün telefonu keşfetmek, güzel fotoğraf çekmek uğruna çocuklar gibi gülüp eğlenerek saatlerimizi geçirdik.

Yazının Devamını Oku

Yeni trend ecoDrone’lar

Bio organikler, vegan formüller, geri dönüştürülmüş malzemeden üretilmiş ambalajlar, yeşil teknolojiyle bir araya gelmeye devam ediyor.

Çevreye duyarlı, sorumluluk sahibi marka olmak tüketici için artık yeterli değil. Bunun arkasında duran, üretimden yapım aşamasına kadar adil ve etik tutum sergileyen markaları daha çok tercih etmeye başladılar.
Geçen gün Nuxe Organic ve Ecording’den bir paket geldi.
İçinde ürünlerin yanı sıra doğaya olan minnettarlıklarını göstermek için drone’lar ile tohum topu atışı gerçekleştirdiklerinden bahsettikleri bir kit vardı.
İlk defa duyduğum Ecording nedir diye araştırdım.
Ağaçlandırma çalışmalarına yeni bir bakış açısı getirip, ecoDrone’larla erişimi zor alanlarda kalkış sağlayarak sadece 10 dakikada 2 bin 500 tohum atışı gerçekleştiriyorlarmış.
Ecording’in geliştirdiği “Ağacım Nerede” uygulamasıyla atışı gerçekleşen tohumlarınızın doğa ile nasıl buluştuğunu görebiliyor ve fidanınızın durumunu takip edebiliyormuşsunuz.
Ben bana gelen karttaki QR kodundan sedir ağacı tohumları seçtim, şimdi drone ile fırlatılmalarını bekliyorum.

Yazının Devamını Oku

Profesyonellik bunu gerektirir

Son 1 haftadır Gülşen ve Edis’in “Nirvana”sı ile çalkalanıyor ortalık.

 Ne kadar hasret kalmışız böyle ses getiren işlere...Son 1 haftadır Gülşen ve Edis’in “Nirvana”sı ile çalkalanıyor ortalık. Ne kadar hasret kalmışız böyle ses getiren işlere...Şarkıya çekilen klibin senaryosu aslında yeni bir fikir değil. 90’larda konteyner içinde çekilen çok klip oldu ama “Nirvana” neden ilk defa yapılmış gibi hepimizi cezbetti biliyor musunuz? Çünkü buram buram ekip işi ve profesyonellik kokuyor. “Türk müzik sektöründe kendini en çok kim geliştirdi” diye sorsanız, kesinlikle “Gülşen” derim.Yıllar içinde evrildiği kadını hayranlıkla izliyorum.Ne istediğini bilen, en iyi ekiplerle çalışan bir kadın var karşımızda.Her klibinde, her şarkısında ayrı bir güç görüyorum. Her adımında daha da devleşiyor sanki.Çünkü yıldığımız “En iyisi olsun ama bütçemiz bu” zihniyetinden tamamen uzakta. Her şeyin en iyisinin olması için, sektörün en iyileriyle çalışan, yani şu an bulunduğu konuma gelmek için çok para harcayan bir Gülşen’den bahsediyoruz.Bu bir ekip işidir.Madonna sadece kendisi olduğu için değil, arkasında en iyilerden oluşan dev gibi bir ekibi olduğu için “Madonna” haline geldi.  Mesela Gülşen styling’i için birkaç yıldır Mahizer Aytaş’la çalışıyor. Bence Mahizer, ‘stylist’ olmama rağmen benim bu sektörün en iyisi diyebileceğim isimlerin başında gelir.Birlikte muazzam bir sinerji yarattılar.Gülşen, Mahizer’den sonra daha da kendini buldu. Ama kendini bulmak para harcamadan olmuyor maalesef.“Ben Gülşen’im, bunları bana ücretsiz yollasınlar” demeden, müthiş bir vizyonla bu stile kavuştu.Çünkü profesyonellik bunu gerektiriyor.Benim “Nirvana”m da böyle kaliteli işleri ve işbirliklerini izlediğimde ortaya çıkıyor. Diğer taraftan oyunculara bakalım. Bence herkes Gülşen’den ders almalı.Bir yere gelmek için kendilerine asla yatırım yapmayan, ajanslarının buldukları stylist’le galalara katılan ünlüleri anlamakta gerçekten güçlük çekiyorum.Ünlülerden daha ünlü olmaya çalışan ajans çalışanları ve sahipleri başlı başına kanayan yara zaten.Bu, filmin senaryosuna bakıp “ben asla öpüşmem” denilmesiyle aynı mantık benim için.İşte bu yüzden yabancı oyuncular dünya starı oluyorken bizimkiler yerinde sayıyor.Oscar ödüllü oyuncular yeri geliyor tüm film boyunca sevişiyor, yeri geliyor çırılçıplak dolaşıyor, yeri geliyor 20 kilo alıyor. Çünkü oyunculuk mesleği bunu gerektiriyor.Basında stilleriyle, güzellikleriyle kendilerinden söz ettirmek isteyen oyuncuların bunu stylist’e, tasarımcıya, markaya para harcamadan, kendilerini komple o kişiye teslim etmeden gerçekleştirmeleri çok zor.Bu işi bilenlerle çalışmanın ve çalıştıkları kişiye teslim olmanın nasıl sonuçlar doğurduğunu görmek için Gülşen ve Edis’in “Nirvana” şarkısını dinleyip, klibini izleyebilirler.Tüm ekibin ellerine sağlık. Sözünden aranjesine, styling’inden çekimine kadar ortaya hayranlık uyandıran, iyi bir iş çıkmış.

Yazının Devamını Oku

Sezon öncesi detoks zamanı

Sürdürülebilir odaklı koleksiyonlar ve yeni çıkan markalar artmaya devam ediyor... Bir nebze de olsa tekstil sektörünün çevreye verdiği zararı minimalize etme çabaları mutluluk verici.

H&M marka iş birliklerine bir yenisini ekledi... Kusursuz terziliğiyle tanınan, kaliteli kumaşlarla uzun ömürlü moda yaratma konusunda tutkulu, lüks İtalyan giyim markası Giuliva Heritage’le sürdürülebilir odaklı, zamansız parçalardan oluşan yeni bir koleksiyona imza attılar.
H&M X Giuliva Heritage koleksiyonunda klasik erkek giyim silüetlerini, kadın giyim dünyasına taşıyarak maskülen ve elegan kesimler güzel harmanlanmış.
Her üründe, geri dönüştürülmüş kaynaklı malzemeler kullanılarak İtalyan mirasına modern bir bakış yaratılmış ve benim için her kadının gardırobunda olması gereken parçalar ortaya çıkmış.
Geri dönüştürülmüş yünlerden tasarlanmış krem rengi takım ve organik pamuklardan tasarlanmış dik yakalı kazakları muhakkak gardırobunuza ekleyin derim. Koleksiyon, 3 Eylül’den itibaren satışta olacak, bu tarihi şimdiden not etmenizde fayda var.
Yeni sezondan bahsetmişken ve sezona adım atmadan önce gardırobunuzu da yeniden düzenlemenin tam zamanı.
Bunca senelik hizmet hayatımda giyim odasına sığan ve yeteri kadar kıyafeti olduğunu savunan bir kadınla hiç karşılaşmadım.
O gardıroplar hep ağzına kadar doludur hatta evde sürekli tekrar eden, “giyecek hiçbir şeyim yok, alışverişe çıkmam lazım” kavgası da bitmez.

Yazının Devamını Oku

Pandemide anne olmak

Okulların açılma tarihi yaklaştıkça aklıma sürekli YouTube’da çok popüler olan dört çocuklu İsrailli bir annenin, pandemi sırasında geçirdiği sinir krizi videosu geliyor.


Hem çalışıp, hem evi çekip çevirip, hem de online eğitim alan çocuklara göre her şeyi organize etmeye çalışmak...
Ne güzel geçen sene bu zamanlarda “Ay çok şükür okullar açılıyor” diye kendi aramızda gülme krizine girerdik.
Hele okulun ilk açıldığı gün yok mu?
Off şölen olurdu biz annelere, şölen.
Şimdi biz dışarıda çalışırken, çocukların evde online eğitim alması nasıl olacak bilemedim?
Kabus dolu günler geliyor yani.

Yazının Devamını Oku

İlk defa erkekler, bizlerden 1-0 önde

Kate Moss, Madonna gibi ikonik kadınların son hallerinin çekiştirildiği farklı ortamlarda tesadüf eseri bulundum.

“Kate Moss’un göbeğini gördün mü?”, “Kadın neydi ne olmuş”tan tutun da “Madonna ne hale gelmiş peki”, “Ahh yazık, mahvetmiş kendini” gibi devam eden bir sürü cümle duydum...
Bahsettiğimiz isimler, 17 yaşlarından itibaren bildiğimiz, dünyaya mal edilmiş güzelliğe ve başarıya sahip en önemlisi de artık 45 olmuş kadınlar.
Hâlâ aynı kalmasını nasıl bekleyebiliriz ki? Ben küçüktüm Kate Moss vardı, 40 yaşıma geldim hâlâ var. Nasıl putlaştırmışsak artık onları, göbekli, sarkık yüzlü görmek bizler için kabul edilemez bir fikre dönüşmüş.
Hayat, kadınlara çok acımasız bu bir gerçek ama kadınların kadınlara yaptığını da anlamak mümkün değil.
Diğer taraftan erkekleri ele alalım, sakallarının altına gizledikleri sarkıklıkları, çizgileri, yaşlanma ibareleri bizimle hiç adil savaşmıyor. Halı altına süpürülen tozlar gibi tüm yaşı sakallarının altına süpürüp hiçbir şey yokmuş gibi devam ediyorlar.
Hele bir de kır saçlarının hepsine yakışması durumu yok mu? İşte o daha da sinir bozucu. Sadece yaşlanma konusunda bizden şanslı oldukları kesin.

Moda Operandi’deki Türk markası

Geçen yazılarımda Türk tasarımcılarının dünyada rüştünü ispatladıklarını yazmıştım.

Yazının Devamını Oku

Ne zor şey kadın olmak

Bir kadının güzel olduğu neye göre belirlenir?


Bunu kim belirler? Güzellik standartları nelerdir? gibi sorular uzun zamandır kafamı kurcalıyor.
Toplumun kadına dayattığı kurallardan, modanın kadını şekillendirmesinden, genç kızların takip ettikleri kadınların filtreli hayatlarına inanıp, o siluete sahip olabilmek için verdikleri savaşlardan her geçen gün daha fazla rahatsızlık duyuyorum.
Kadın formunun temeli aynı kalsa da güzellik algısı ve mükemmel vücut tasviri yıllar içinde hep değişmiştir.
Antik Yunan Çağı’nda başlayan dolgun göğüs, ince bel, geniş kalça figürleri, altın oran diye tasvir edilen simetrik yüzle birleşince ortaya kusursuz kadın çıktı ve bu kadının ana hatları günümüze kadar geldi.
Aynı kadın yeri geldi bulumik zayıflıkla güzel bulundu, yeri geldi atletik fiziksel özelliği zorunluluğu getirildi.
Ama şimdi kadınlar özgürlüğünü ilan etmeye başladı.

Yazının Devamını Oku

Sosyal medyanın gücü

Günlerdir kadına yönelik şiddete son vermek ve kadın haklarını korumak adına instagram üzerinden #ChallengeAccepted hastag’i ile kadınlar dikkati üzerlerine çekmeye çalışıyor.


O kadar sesleri çıktı ki Türkiye’den çıkıp dünyada seslerini duyurmayı başardılar.
Jessica Biel’dan Charlize Theron’a kadar birçok ünlü İstanbul Sözleşmesi’ne ve kadın haklarının korunmasına destek olmak için siyah beyaz fotoğraflarıyla hepimizin yanında oldular.
Yani “Yerini bil kadın!” diyenlere gerçekten yerini bildirmek için kollar sıvanmış durumda...
Ne kadar üzücü ki kanunların, yetkililerin yapamadığını bir kez daha sosyal medya yapıyor.
İnsanlıktan yoksun, yavru köpeğe tecavüz ederek öldürecek kadar sapkınlıktan gözü dönmüş caninin tutuklanması için herkes ayaklanmışken, komşusunun köpeğini, haneye tecavüz ederek öldüren ve toplum içinde tehlike arz eden şahıs sayesinde tahammül sınırları zorlandı artık.
Günlerdir çığ gibi büyüyerek artan tepki ile Alp Erkin’in distribütör’ü olduğu şirket mail yağmuruna tutuldu.

Yazının Devamını Oku

Lokal hareketler çoğalmalı

Önceden Türk markaları dendiğinde herkes kafasını çevirir, burnunu kıvırırdı.


Beğenseler bile tasarımcısının veya markasının Türk olduğunu öğrenince hemen yerine geri bırakılırlardı.
Çünkü Türk markaları taklitten öteye gidemezdi.
Ama artık gün geldi devran döndü.
Yurtdışında bilinen o kadar iyi markalarımız var ki.
Mesela Gül Ağış’ın tasarladığı Lug Von Siga, mesela Beste ve Merve Manastır’ın ayakkabı ve çanta markası Manu Atelier, mesela Seda Çeliktürk’ün tasarladığı Common Leisure, mesela Zeynep Tansuğ’nun tasarladığı Piece of White gibi daha onlarca marka sayabilirim.
Şimdi dünyanın en seçkin online alışveriş siteleri, en ünlü mağazaları bu markaların sadece kendilerinde satılması için özel anlaşmalar yapabilmek kendi içlerinde yarış halinde.

Yazının Devamını Oku

Hayaller Capri gerçekler daha güzel

Pandemi yüzünden yurtdışına gidemeyenlerin serzenişleri devam ededursun, ben bu yaz ülkeme bir kere daha âşık oldum.

Dünyanın birçok noktasını görmüş biri olarak söyleyebilirim ki gerçekten cennet ama kesinlikle değerini bilmediğimiz ve her toprağı karış karış sömürülmüş bir ülkede yaşıyoruz.

Tekne sahipleri çoğunlukla Hisarönü körfezinde demirlemiş olmalarına rağmen Yunan adalarına gidemedikleri için mutsuz.

Bizim koylarımızla asla kıyas kabul edilemez olduğu halde.

Gün batımı için Santorini’ye gitmeyi seven çok fazla kişi tanıyorum, ama farkında bile değiller ki Bodrum’daki Allium Villas Resort’te izlenen gün batımı Santorini’den çok daha güzel.

Urla’nın Toscana’dan farkı yok.

Arabayla giderken geçtiğiniz yollarda kendinizi Güney Fransa’da hissediyorsunuz.

Aynı yolu diğer ülkelerde yapsak kendimizi kaybederiz ama elimizin altında olunca neden değerini bilemiyoruz?

Veya yabancı ülkelere gittiğimizde yaşadığımız hayranlık kendi ülkemize gelince neden aynı tadı vermiyor?

Yazının Devamını Oku

Dijital defilelere geçiş

Moda haftaları içinde en beğenerek takip ettiğim Paris Haute Couture Moda Haftası, dünya devi markalar tarafından tarihinde ilk defa dijital defile olarak bizlere aktarıldı.


Acaba nasıl olacak diye beklerken, Dior inanılmaz bir prodüksiyonla “Le Mythe Dior”u fantastik bir dünyada, kısa film olarak bizlerle buluşturdu.
Bomboş sokaklarda fotoğrafçıların olmadığı, defile öncesi fotoğraf çılgınlığının yaşanmadığı bir moda haftası nasıl olacak diye düşünürken, pandemi sonrası sunulan ilk defileler bambaşka bir dönemin başlangıcı oldu.
Moda ve sanatın bir araya geldiğinde uçsuz bucaksız vizyonla nasıl devleşebileceğini bir kez daha deneyimlemiş olduk. Hem de bu sefer dijital gibi bir gerçek varken...
Defilelerde podyum tasarımına, davetlilere, defile sonrası gerçekleşen yemeklere, partilere ve basına gönderilecek hediyelere ayrılan bütçeler yönetmenlere ayrılınca ortaya kuşkusuz çok ses getirecek işler çıkacak.
Dior; görsel yapımları ile dikkat çeken filmleri, gölge ve ışık oyunları, buğulu sahneler ve sosyal drama işleri ile nam salmış İtalyan yönetmen Matteo Garrone ile sonbahar-kış defilesini sürrealist bir filmle anlattı. Müzikler, sanat yönetmenliği, ışık şahaneydi.
Grand Palais’te her seferinde podyum tasarımlarıyla nefis defileler gerçekleştiren Chanel ise, 2020 sonbahar haute couture koleksiyonunun hikayesini önce Instagram üzerinden yayınladığı teaser’lar ile anlattı. Daha sonra dijital ortamda defilesini sundu.

Yazının Devamını Oku

Kadınlar susmuyor!

Öfkenin verdiği kontrolsüzlükle, kendinden fiziksel olarak daha zayıf bir kadına şiddeti meşru görmek...


Dünyanın en iyi oyuncusu olsan bile insan olamadıktan sonra kaç yazar?
Dizi senaryolarına bakıyorsun, kadına fiziksel veya sözlü şiddet, erkek egemen bir hiyerarşi...
Okumuş kesime bakıyorsun, alkolün etkisinden kaynaklı şiddet... Bitmek bilmeyen farklı farklı varyasyonlarla kadınlara yaptığınız eziyetleri her gün okuyoruz.
Ünlü, ünsüz, okumuş, okumamış her türlü aciz erkeğin şiddetine dur diyen, onlara kafa tutan cesur kadınların sayısı her geçen gün artıyor.
Günlerdir Ozan Güven’in güzeller güzeli Deniz Bulutsuz’a uyguladığı kabul edilemez şiddeti okuyoruz. Darp fotoğrafları olayın boyutunu gözler önüne seriyor.
Kadınları küçümseme, örseleme, şiddet uygulama hakını nereden buluyorsunuz ey erkekler?

Yazının Devamını Oku