33. İSTANBUL CAZ FESTİVALİ PROGRAMI AÇIKLANDI
33. İstanbul Caz Festivali, aralarında Marcus Miller, Robert Plant, Thee Sacred Souls, Arooj Aftab, Mari Froes, Ayhan Sicimoğlu, Selen Beytekin, Joe Lovano, Antonio Faraò, Veronica Swift gibi isimlerin yer aldığı programıyla müzikseverlerin karşısına çıkmaya hazırlanıyor. Festival biletleri 6 Mart Cuma günü genel satışa açılıyor. Genel satış döneminde biletler tüm Garanti BBVA kredi kartlarına %10 indirimli olacak.
14 gün boyunca 30’a yakın konserde 200’e yakın sanatçıyı ağırlayacak festivalin 10’dan fazla mekâna yayılan programı, çağdaş cazın yenilikçi temsilcilerinden geleneksel köklerden beslenen ustalara, elektronik dokunuşlarla sınırları genişleten projelerden akustik ifadenin en yalın hâline uzanan bir seçkiden oluşuyor. 33. İstanbul Caz Festivali, ilk üç gününde Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’nda üç büyük ismi ağırlayacak.
Festival, açılışını 30 Haziran Salı akşamı Marcus Miller ile yapacak. 1 Temmuz Çarşamba akşamı, Can I Call You Rose?, Will I See You Again? gibi parçalarıyla tanınan, soul müziğin yükselen yıldızı Thee Sacred Souls ilk Türkiye konserinde festival izleyicisiyle buluşacak. Konserin açılışını ise Los Angeles’lı sevilen üçlü LA LOM yapacak. 2 Temmuz Perşembe akşamı ise Led Zeppelin’in söz ve ses hazinesi Robert Plant, tüm dünyada olağanüstü ses getiren yeni grubu Saving Grace ve Suzi Dian ile 33. İstanbul Caz Festivali sahnesinde olacak.
ANTAKYA ULUSLARARASI FİLM FESTİVALİ YENİ LOGOSUNU TANITTI
Biliyorum artık biraz klişe. Ama edebiyatımızın en iyi kalemlerinden Yusuf Atılgan’ın Aylak Adam adlı eserinde yaptığı bu tarif ölümsüz. Ve sinemanın, film izleme deneyiminin üzerimizdeki etkisini tarif etmekte hâlâ eşsiz…
Bir film izleyip, o filmle bir bağ kurup, ondan bir hayli etkilenmiş halde sinemadan çıkınca neler hissettiğinizi siz de aklınızdan bir geçirin… Ve sonra da gelin 2025’in en etkileyici, en tuhaf ve en zorlu sinema deneyimlerinden biri olan Sırat’ı (Sirat) konuşalım…
Fransa’da doğan İspanyol yönetmen Oliver Laxe’in, 2025 Cannes Film Festivali’nde prömiyerini yapan ve bir yandan ödülleri kucaklarken bir yandan da eleştirmenleri ve seyircileri ikiye bölen filmi "Sırat" Oscar’da da En İyi Uluslararası Film ve En İyi Ses dallarında adaylık kazanarak adından söz ettirmeye devam etti.
Sırat, izlemesi, anlaması ve son kertede de hazmetmesi zor bir film, baştan bunu söylemekte fayda var. Filmden çıkınca insan kendini gerçekten de Yusuf Atılgan’ın tarif ettiği o “kısa ömürlü bir yaratık” gibi hissediyor ve ışıklar yanıp filmin ötesindeki dünyaya geri dönmekte epey zorlanıyor.
Bir yol filmi, bir kaybın peşine düşülen bir film, bir arayışın filmi olarak kısaca tarif edebileceğimiz Sırat, İspanyol bir babanın aylardır haber alamadığı kızını Fas’ta, çöllerde düzenlenen rave partilerinde aramaya başlamasıyla açılıyor.
Yanında oğlu da olan bu baba, böyle bir müzik festivalinde kızını ararken tanıştığı birbirinden “tuhaf” rave sevdalılarıyla yola düşüyor ve birbirine hiç benzemeyen bu insanlar çıktıkları yolculukta yine “tuhaf”, “işlevsiz” ama dayanışma ve sevgi bağı kurabilen bir aileye dönüşüyor.
Bunların arasında en kuşkusuz çarpıcılarından biri, konuya pek de ele alınmayan yanlarından bakan hatta seyircisini itebilecek kadar gerçekçi yaklaşan Mary Bronstein’in 17 yıl aradan sonra çektiği ikinci uzun metrajı “Bacaklarım Olsaydı Seni Tekmelerdim” (If I Had Legs I’d Kick You) oldu.
Bu hafta sonu gösterime giren bu tuhaf (!) isimli film Linda (Rose Byrne) adında, hasta kızına bakan bir terapistin hayatının en zorlu haftalarından birini izliyor.
Kızının hastalığını bilmediğimiz, eşi de sürekli çalıştığı için asla yanında olmayan Linda bir yandan her sabah kalkıp işe gitmek, bir yandan da hasta kızını her gün tıbbi bakım aldığı bir kuruma götürmek, evinde de onu makinalara bağlı şekilde yaşatmak zorunda olan bir anne.
Onu yaşadığı bir “bekâr anne” deneyimi de değil aslında, yani hâlâ bir kocası var, baba da aile resminin içinde ancak fiziki şekilde değil. Linda yanında olamayan eşinin sürekli olarak ona telefondan verdiği talimatları almakla ve ona göre davranmaya çalışmakla mükellef…
Linda ve hasta kızının iyi kötü devam ettirdikleri düzenleri tavanın çökmesi ve evlerini su basması yüzünden tepetaklak oluyor ve tadilat bitene kadar yol kenarındaki bir motele sığınmak zorunda kalıyorlar.
Bunlar yetmezmiş gibi Linda’nın işi de başından aşmış durumda; terapistliğini yaptığı danışanlarından biriyle de başı bir şekilde dertte ve kendisini danışanı olduğu iş arkadaşı olan bir diğer terapist dışında kendini açabildiği, derdini anlatabildiği kimsesi yok.
Linda günümüz dünyasının bilinçli, çocuk yetiştirme konusunda donanımlı, mesleği sayesinde de birçok konuda duyarlılığa sahip anne… En azından kâğıt üstünde.
FERİDE ÇETİN 6 YIL SONRA YENİ OYUNU “KAHKAHA ÇİÇEĞİ” İLE SAHNEYE DÖNÜYOR
“Artık filmleri yalnız izleyeceksin, akşam yemeklerini tek başına pişireceksin, gün batımlarını yalnız seyredeceksin…” Feride Çetin, kendi kaleme aldığı ve sahnelediği yeni oyunu Kahkaha Çiçeği ile seyirci karşısına çıkıyor. Çetin, bu çok özel oyunda eşi Murat Özer’i kanser nedeniyle kaybettikten sonra yaşadıklarını sahneye taşıyor. Eşinin 2,5 yıl süren hastalık sürecinin ardından büyük bir yas süreci yaşadıktan sonra hayata yeniden tutunmaya çalışma sürecini yazıya döktü. Kahkaha Çiçeği, yalnızca kişisel bir yas anlatısı sunmuyor.
Oyun, sahne üzerinde farklı kadınların hikâyelerini buluşturuyor ve hayata sıfırdan başlayan kadınların ortak mücadelesine odaklanıyor. Feride Çetin, günümüzün “iyi hisset” reçeteleriyle acıyı bastırmaya çalışan gösteri toplumuna karşı sahneden güçlü bir itiraz yükseltiyor. Kahkaha Çiçeği Sahne Beşiktaş’ta 26 Şubat ve 12 Mart tarihlerinde saat 20.30’da seyirciyle buluşacak, biletleri Biletinial’da satışta.
“BAZI KÖTÜ ALIŞKANLIKLARIN POLİTİK TARİHİ” PERDE DEMEYE HAZIRLANIYOR
Ed Edwars’ın yazdığı, Uğur Uzunel’in yönettiği ve Gözde Mutluer’le Canberk Gültekin’in rol aldığı Bazı Kötü Alışkanlıkların Politik Tarihi perde yolculuğuna çıkmaya hazırlanıyor. Hareket düzeni İlyas Odman'a, ses ve müzikleri Utku Güçoğlu'na, ışık tasarımı Eren Uğurhan'a ait olan oyunun dekor ve kostüm tasarımı Polat Canpolat imzasını taşıyor.
Ara Sahne ve Mundial Yapım ortaklığıyla Türkiye’de ilk kez sahneye taşınacak olan oyun hem iç acıtan bir dram, hem de kahkahalar attıran keskin bir komedi. 16 Mart’ta Claphall’da 27 Mart’ta da Pax Sahne’de sergilenecek oyunun biletleri Biletinial’da satışta.
İZMİR 9. ULUSLARARASI KADIN YÖNETMENLER FESTİVALİ’NE BAŞVURULAR SÜRÜYOR
Kadın Yönetmenler Derneği tarafından düzenlenen İzmir Uluslararası Kadın Yönetmenler Festivali, 9. edisyonu için yürütülen başvuru sürecinde uluslararası ölçekte yoğun ilgiyle karşılandı. Festival, bugüne kadar 5 kıtadan 80 ülkeden toplam 620 film başvurusu aldı. Başvurular 15 Şubat 2026 tarihinde sona erecek. Bu yıl “Vicdanın Kadrajında” temasıyla düzenlenecek olan festival, kadın yönetmenlerin adalet, etik ve toplumsal sorumluluk ekseninde ürettikleri filmleri bir araya getirmeye hazırlanıyor. Festival, sinemayı yalnızca estetik bir ifade alanı olarak değil, aynı zamanda hakikatin ve vicdanın izini süren bir bakış olarak ele alıyor. 24–29 Nisan 2026 tarihleri arasında İzmir’de gerçekleştirilecek festivalin başvuruları; uzun metraj, kısa film, belgesel, animasyon ve deneysel kategorilerinde kabul ediliyor. Bu yıl programa ilk kez eklenen “Feminist Bakış Açısı” kategorisi ise festivalin kapsayıcı yaklaşımını genişleterek, erkek yönetmenlerin de başvurusuna açık bir alan sunuyor.
45. İSTANBUL FİLM FESTİVALİ METİN ERKSAN’IN BAŞYAPITLARINDAN ACI HAYAT’I YENİDEN GÜN IŞIĞINA ÇIKARIYOR
İstanbul Film Festivali, Zurich Sigorta Grubu Türkiye iş birliğiyle bu yıl da Türk sinemasının önemli yapıtlarını restore ettirerek gün ışığına çıkarmaya ve bu klasiklerin yeni kopyalarını sinemamıza kazandırmaya devam ediyor. Sinemaseverler bu yıl, Metin Erksan’ın sinemaya aktardığı, başrollerini Türkan Şoray, Nebahat Çehre, Ayhan Işık ve Ekrem Bora’nın üstlendiği, 1962 yapımı Acı Hayat’ı Atlas Post Production tarafından restore edilmiş kopyasından izleyebilecek. Metin Erksan’ın "Toplumsal Gerçekçi" evresinin en olgun meyvelerinden, 1962 yapımı Acı Hayat, Yeşilçam’ın klasik melodram kalıplarını sosyolojik bir eleştiriyle yapıbozuma uğratıyor. İstanbul Film Festivali için Zurich Sigorta Grubu Türkiye desteğiyle Atlas Post Production tarafından titizlikle restore edilen film, kara sevdayı Erksan’ın derinlikli görüntü diliyle beyazperdeye taşıyor.
33. İSTANBUL CAZ FESTİVALİ GENÇ CAZ+ İÇİN BAŞVURULAR BAŞLADI
İstanbul Caz Festivali’nin genç müzisyenleri destekleyen Genç Caz+ programı; caz ve funk, R&B, neo-soul, elektronik müzik, hip-hop gibi türlerarası doğaçlama içeren müzikler yapan genç müzisyenlerin başvurularını bekliyor. Genç Caz+ için seçilecek topluluklar, hem İstanbul Caz Festivali’nde konser verme fırsatı yakalayacak hem de sonbaharda yayımlanacak
Sinema salonlarında ya da evlerimizin konforunda bizi var olan ya da olmayan görkemli şeylerle tanıştıran ve büyüsüyle hepsine inandıran filmler… Bu görkemli bir sanat. Görkemi çoğu zaman yukarıda bahsettiğimiz büyüklüğünde.
Ama bazen bizi içine hapseden bu görkem, bu büyü, küçük anlarda, kenara köşeye saklanan detaylarda, söylenmeyen ama görünen, görünen ama sessizlikle kaplanmış jest ve mimiklerde, kocaman, beyaz bir perdeden yayılıp karanlık bir salonu ve o an o salonda olan herkesi fark etmeden ele geçiren duygularda gizli.
2025’in adından en çok söz ettiren, büyük ödüllere aday ve merakla beklenen filmi Hamnet işte tam da böyle bir film. Büyük ve görkemli görünmeyen, izleyeni sessizce ele geçiren ve taşıyıp perdeden akıttığı duyguları bir süre sizinle birlikte kalmaya zorlayıp yaşatan cinsinden...
Dünya edebiyatının en tanınmış ve eserleri ölümünden yüz yıllar sonra bile uyarlanma devam eden yegane figürü William Shakespeare’in eşi Agnes (tarihi metinlerde Anne olarak da geçen) Hathaway’le tanışması, aşkı, evliliği ve çocuklarının dünyaya gelişini ve sonrasında yaşadıkları büyük kaybı anlatıyor Hamnet.
İrlandalı yazar Maggie O'Farrell’ın 2020’de piyasaya çıkan aynı isimli romandan uyarlanan film merkezine Shakespeare yerine eşi Agnes’ı alıyor. Bir karı kocanın evlenip çoluk çocuk sahibi olduktan sonra evrilen ilişkilerini izlerken devreye bir evladın kaybı ve ardından yaşanan ve üstesinden gelmesi zor bir yas sürecini, nihayetinde de bu kaybı kabullenip, hayatlarının en acı gerçeğini kabullenişlerini izliyoruz.
Shakespeare’in birçok edebiyat eleştirmeni tarafından başyapıtı olarak kabul edilen eseri Hamlet’in de bu yas sürecinde, bu yasın bir parçası ve sağaltım mekanizması olarak yazılışı ve kullanılışına şahit oluyoruz.
33. İSTANBUL CAZ FESTİVALİ’NDEN İLK İSİMLER AÇIKLANDI
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından, Garanti BBVA sponsorluğunda, 30 Haziran - 14 Temmuz tarihleri arasında gerçekleştirilecek 33. İstanbul Caz Festivali’nin ilk sürprizleri belli oldu. Festival ilk üç gününde Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’nda üç büyük ismi ağırlayacak. Festival açılışını 30 Haziran Salı akşamı Marcus Miller ile yapacak. Miller, doğumunun 100. yılında ustası Miles Davis’i anmak için Bill Evans, Mike Stern, Mino Cinelu ve Russell Gunn’ın da yer aldığı WE WANT MILES! projesiyle sahnede olacak.
1 Temmuz Çarşamba akşamı, ‘Can I Call You Rose?’, ‘Will I See You Again?’ gibi parçalarıyla tanınan, soul müziğin yükselen yıldızı Thee Sacred Souls ilk Türkiye konserinde festival izleyicisiyle buluşacak. 2 Temmuz Perşembe akşamı ise Led Zeppelin’in söz ve ses hazinesi Robert Plant, tüm dünyada olağanüstü ses getiren yeni grubu Saving Grace ve Suzi Dian ile 33. İstanbul Caz Festivali sahnesinde olacak. 33. İstanbul Caz Festivali programının tamamı önümüzdeki aylarda açıklanacak. Festivalin ilk üç konseri için avantajlı dönem biletleri, 5 Şubat Perşembe günü Passo’da genel satışa açılacak.
AYVALIK KIŞ FESTİVALİ BAŞLIYOR!
Seyir Derneği tarafından Ayvalık Belediyesi iş birliği ile bu yıl ikinci kez düzenlenecek Ayvalık Kış Festivali için geri sayım başladı. 4 – 8 Şubat tarihleri arasında Ayvalık Belediyesi Vural Sineması Nejat Uygur Sahnesi’nde gerçekleşecek Kış Festivali’nde Cannes, Berlin, Venedik başta olmak üzere dünyanın önemli festivallerinde prömiyer yapan, Altın Küre, Bafta, Oscar gibi ödül adaylıklarında adını duyuran 18 film ve ulusal sinemamızdan iki yeni bir de restore edilmiş klasikleşmiş bir yapım izleyiciyle buluşacak. Hafta içi gündüz seansları için 150 TL, akşam ve hafta sonu tüm seanslar için indirimli 150 TL, tam 250 TL’den satılan biletler Biletix’te, festivalde gösterilecek filmler ve tüm program festivalin internet sitesi ve sosyal medya hesaplarında.
KAHKAHA, KAOS VE SIRLAR: “HAYATIMIZIN EN MUTLU GÜNÜ”
Absürt mizahı, yüksek temposu ve sürprizlerle dolu hikâyesiyle Hayatımızın En Mutlu Günü, 26 Ocak Pazartesi akşamı 20.30’da KATS Sahne’de prömiyer yapıyor. Başrollerinde Sitare Akbaş, Cengiz Orhonlu, Aşkın Şenol, Mihriban Er ve Gürberk Polat’ın yer aldığı oyun, güçlü oyuncu kadrosunun enerjisiyle sahnede adeta bir zincirleme reaksiyon yaratıyor. Her biri ayrı bir komedi damarını temsil eden oyuncular, oyunun temposunu sürekli yükselterek kaosu katman katman büyütüyor. KATS Sahne ve Bonobo Tiyatro iş birliğiyle sahnelenen oyun prömiyerinin ardından 27 Ocak Salı ile 6, 11 ve 28 Şubat tarihlerinde de KATS Sahne’de seyirciyle buluşmaya devam edecek.
ZAMANIN İZİNİ SÜREN BİR 10. YIL SERGİSİ
Serdar Acar’ın sanat kariyerinin 10. yılını temsil eden “Günler” sergisi, Tayyare Kültür Merkezi’nde açıldı. Sanatçının güncel pratiğini ve kavramsal çerçevesini yansıtan tuval üzerine akrilik tablolardan oluşan “Günler” sergisi, zamanın akışını, hatırlama ve unutma duygularını, günlerin üst üste birikerek oluşturduğu izleri konu alıyor. Bursa Büyükşehir Belediyesi Kültür, Sanat ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı (Bursa Kültür) tarafından düzenlenen “Günler” sergisi, 28 Şubat’a kadar her gün 10.00-19.00 saatleri arasında Tayyare Kültür Merkezi’nde ücretsiz olarak ziyaret edilebilir.
“TAŞIDIKLARIMIZ” PERFORMANSI 30 OCAK’TA ARTER’DE
Portekiz'den Eira ile Türkiye’den Çıplak Ayaklar Kumpanyası’nın ortak projesi