Gözde Hatunoğlu

Gözde Hatunoğlu

ghatunoglu@hurriyet.com.tr

Haftanın vizyonu | 28 Yıl Sonra: Kemik Tapınağı… Canavarlar öldü, yaşasın insanlık!

19 Ocak 2026
Alex Garland’ın kalemi ve Danny Boyle’un gözüyle 2002’de zombi evrenine bambaşka bir bakış getiren ve korku sinemasının bu alt türüne deyim yerindeyse “nefes aldıran” 28 Gün Sonra serisi aradan geçen 20 yıldan fazla sürede bir kez daha evrimleşerek karşımıza çıkıyor.

Geçen yıl aynı ikili seriyi yeni baştan ele alarak 2002’de başlayan bu macerayı 28 yıl sonrasına taşımış, Britanya adasını saran öfke virüsü ve enfekte istilasının geleceğine bakmıştı.

28 Yıl Sonra’dan sonra gelen ve bir üçleme olarak planlanan bu yeni serinin ikinci filmi olan 28 Yıl Sonra: Kemik Tapınağı tam olarak ilk filmin bittiği yerde başlıyor ve bizi Spike ve Dr. Kelson’ın dünyasına geri götürüyor.

28 Yıl Sonra’da sinemada son yılların en acıklı büyüme hikâyelerinden birinin kahramanı olan ve acımasız bir dünyada doğup bir de büyük kayıpla sarsılan Spike şimdi de bu dünyanın doğurduğu zalim bir grubun eline düşüyor.

İlk filmin başında ve sonunda tanıştığımız, virüs adayı ilk vurduğunda tıpkı şimdinin Spike’ı gibi her şeyini kaybetmiş bir çocuk olan Jimmy, yaşadığı şiddet sarmalından bir canavara dönüşerek çıkmış. Ve etrafına canavara dönüştürmek istediği başka çocuklar toplamış…

28 Yıl Sonra: Kemik Tapınağı bir yanda Spike ve Jimmy’leri izlerken bir yanda da ilk filmde tapınağında bıraktığımız Dr. Kelson’a geri dönüyor. Medeniyetin çöküşüne şahit olurken insanlığından, doktorluğundan ve onu hayata bağlayan şeylerden vazgeçmeyen Dr. Kelson artık evrimleşerek değişen enfektelere ilgi duyuyor ve onların değişimini izleyerek meraklı bir bilim insanı gibi hem deney yapıyor hem de bir çözüme yolu bulmanın peşine düşüyor.

İlk filme ve serinin bu yeni halkasına bakınca karşımızda birbirinden çok farklı iki film duruyor. 28 Yıl Sonra etrafta enfektelerin kol gezdiği, ölümle örülmüş bir dünyada küçük bir çocuğun gözünden bakarak kaybettiklerimizin peşine düşerken 28 Yıl Sonra: Kemik Tapınağı çok daha acımasız ve karanlık bir dünyanın kapısını aralıyor.

Danny Boyle bu kez yöneten değil yazan olmuş. Yönetmenlik koltuğuna da Candyman ve Hedda filmleriyle dikkat çeken Nia DaCosta oturmuş. Filmin karanlık ve sert tonu izleyiciyi rahatsız edebilecek kadar yoğun. Filmi en çok türün meraklılarına tavsiye edebiliyorum bu yüzden.

Yazının Devamını Oku

Haftanın kültür sanat ajandası

18 Ocak 2026
Konser, sergi, tiyatro, sinema, festival...Güncel kültür sanat etkinliklerine dair haberler... Yeni haftanın kültür sanat ajandası...

“KAR: BİR HİKÂYENİN İLK CÜMLESİ” SERGİSİ 7 ŞUBAT'TA AÇILIYOR

Yapı Kredi bomontiada, 7 – 22 Şubat 2026 tarihleri arasında Hasan Cem Araptarlı’nın “Kar: Bir Hikâyenin İlk Cümlesi” başlıklı fotoğraf sergisini, küratör Derya Yücel’in seçkisiyle, Bozlu Art Project iş birliğiyle izleyiciyle buluşturuyor. Sanatçının Türkiye’nin doğu coğrafyasında kış mevsiminde çektiği bu yeni seri, karın manzara üzerindeki etkisini yalnızca bir doğa olayı olarak değil; zaman, bellek ve insan deneyimiyle ilişkilenen güçlü bir imge olarak ele alıyor.

SCORPIONS 60. YIL TURNESİYLE İSTANBUL’A GELİYOR!

Rock tarihinin 60 yıllık efsanesi SCORPIONS, Coming Home — 60 Years of Scorpions Tour kapsamında BKM Organizasyonu ile İstanbul’a geliyor. Grup, ikonik hitlerinin yanı sıra dev sahne prodüksiyonuyla 24 Haziran 2026’da Beşiktaş Tüpraş Stadyumu’nda unutulmaz bir konser verecek. grubun altmış yıllık yolculuğunun dönüm noktalarını, unutulmaz hitlerini ve yıllara meydan okuyan sahne enerjisini bir araya getiren bu konserin biletleri Biletix ve Passo’da satışta.

SEMİHA BERKSOY’UN “TÜM RENKLERİN ARYASI” SERGİSİ İSTANBUL MODERN’DE

İstanbul Modern, cumhuriyet dönemi ve modern Türkiye tarihinin en önemli kadın sanatçılarından Semiha Berksoy’un çok yönlü üretimlerini bir araya getiren “Tüm Renklerin Aryası” başlıklı sergisini Flormar sponsorluğunda 22 Ocak 2026’da sanat severlerle buluşturacak. “Tüm Renklerin Aryası” Semiha Berksoy’un sahne sanatlarından görsel sanatlara, sinemadan edebiyata uzanan üretimini bir araya getirirken sanatçının opera, tiyatro, resim ve edebiyat arasında kurduğu özgün ilişkiler de 200’ü aşkın yapıt aracılığıyla izleyiciye aktarılacak.

Yazının Devamını Oku

Haftanın kültür sanat ajandası

11 Ocak 2026
Konser, sergi, tiyatro, sinema, festival...Güncel kültür sanat etkinliklerine dair haberler... Yeni haftanın kültür sanat ajandası...

TARİHİ BARUTHANE SAHNESİ KAPILARINI "AY TEDİRGİNLİĞİ" İLE AÇIYOR!

Bakırköy Belediye Tiyatroları (BBT), 2025-2026 tiyatro sezonunda yeni bir iş birliğine imza atıyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) ve Bakırköy Belediyesi’nin stratejik ortaklığıyla, İBB Miras tarafından aslına uygun olarak restore edilen Tarihi Ataköy Baruthane Sahnesi, kapılarını BBT’nin gerilim yüklü yeni yapımıyla açıyor. Genel Sanat Yönetmenliğini Ragıp Savaş’ın üstlendiği BBT, 13 Ocak 2026 tarihinde usta yazar Özen Yula’nın kült eseri "Ay Tedirginliği" ile prömiyer yapacak. 2001 yılında Özen Yula’ya Afife Tiyatro Ödülleri’nde "Yılın En Başarılı Yazarı" ödülünü getiren oyun, izleyiciyi tekinsiz bir gizemin içine davet ediyor.

SALON İKSV’NİN 2026 PROGRAMI AÇIKLANDI

Salon İKSV, 2026 yılında da iyi müziğin izini sürenleri Beyoğlu’ndaki evinde ağırlamaya devam ediyor. Açıklanan ilk isimler arasında The Notwist, Makaya McCraven, Gitkin, Jen Sessions, Selin Sümbültepe’nin yanı sıra +1’in katkılarıyla bar italia, TENDER, The Veils, The Dears ve Zeyne yer alıyor. Programın biletleri Passo’da satışa çıktı.

HANDE YENER’İN "HANDE BİZİ SEZEN’E GÖTÜR" KONSER SERİSİ DEVAM EDİYOR!

Türk pop müziğinin kraliçesi olarak anılan Hande Yener, geçtiğimiz aylarda başlattığı ve büyük ses getiren "Hande Bizi Sezen’e Götür" konseptiyle, müzikseverleri derin bir yolculuğuna çıkarmaya hazırlanıyor. Bu projede Hande Yener; Sezen Aksu’nun Türk müzik tarihine damga vurmuş "Geri Dön" "Seni Kimler Aldı", "Tükeneceğiz" gibi kültleşmiş eserlerini kendi tarzıyla yorumluyor. Sahne şovları, özel orkestrası ve geceye özel hazırlanan görsel prodüksiyonuyla konser, izleyicilere unutulmaz bir deneyim yaşatıyor. Konser serisi yoğun istek üzerine 30 ve 31 Ocak’ta iki gece üst üste Ülker Sports Arena’da, konser biletleri Bubilet'te satışta.

Yazının Devamını Oku

Haftanın vizyonu | D.I.S.C.O. salonlarda: 2026’ya kahkahalı başlangıç

5 Ocak 2026
2026’nın hemen başında gösterime giren ajan parodisi bir komedi filmi olan D.I.S.C.O. izleyicisine bolca kahkaha vaat eden macera dolu bir seyirlik.

Yılın sonlarına doğru gösterime girse de 2025’in en çok izlenen ve en iyi gişe yapan filmi olmayı başaran Yan Yana’nın ardından bu yılı da bol kahkahalı bir yerli komedi filmiyle açtık.

Feyyaz Yiğit ve Haluk Bilginer’i beyazperdede yan yana görmeyi vaat eden ve Fransız orijinalinin oldukça başarılı bir uyarlaması olan Yan Yana’nın ardından D.I.S.C.O. filmi de önce internette sonra da dijital platformlarda büyük başarı kazanarak ülkenin en sevilen komedyenlerinden biri haline gelen Giray Altınok’un, bu popülerlik rüzgârını ardına alarak karşımıza çıkardığı ilk sinema filmi.

Giray Altınok ve Kerem Özdoğan ikilisi Prens, Var Bunlar ve Karşılaşmalar gibi yapımlarla komedi türünde oldukça başarılı yapımlara imza atan bir birliktelik sergiledikten sonra D.I.S.C.O.’da da yazar ve başrol olarak bir aradalar; bu kez yönetmenlik koltuğunda türün de deneyimli isimlerinden olan Ömer Faruk Sorak var.

Oldukça alışılmış, daha önce birçok örneğini izlediğimiz bir ajan filmi parodisi var karşımızda. Bu aynı zamanda mecburen bir araya gelmiş, çok farklı karakterdeki iki karakterin, Hollywood’un klasik şablonlarından “accidental hero” yani “zoraki kahraman” oluşlarının da hikâyesi…

D.I.S.C.O. adındaki bir istihbarat teşkilatında teknik işlerden sorumlu olan Ertan (Kerem Özdoğan) bir anda kendini hiç deneyimi olmamasına rağmen saha ajanı olarak bulur. Teşkilat Ertan’ı Kıbrıs’a, lüks bir otele göreve yollar; Ertan da bunun aynı zamanda eşi Seda’yla (Yıldız Çağrı Atiksoy) bir tatil fırsatı olduğunu düşünerek yola düşer.

Çiftimiz gittikleri otelde gürültücü ve biraz da kendilerinden aşağıda gördükleri bir başka karı kocayla karşılaşacaktır. Bir kuaför olan ve katıldığı fön yarışmasında Kıbrıs’ta tatil ödülü kazanan Zafer (Giray Altınok) ve eşi Aynur (Özge Özacar) da aynı oteldedir.

Yazının Devamını Oku

Haftanın kültür sanat ajandası

4 Ocak 2026
Konser, sergi, tiyatro, sinema, festival...Güncel kültür sanat etkinliklerine dair haberler... Yeni haftanın kültür sanat ajandası...

YILIN İLK SİNEMA ŞÖLENİ GÜN SAYIYOR

Bir Film tarafından bu yıl ikinci kez düzenlenecek “11!” 9-11 Ocak tarihleri arasında sezonun çok beklenen, vizyon öncesi filmlerini İstanbul, Ankara, İzmir, Eskişehir ve Adana’da seyirciyle buluşturacak. Etkinlik kapsamında bazı filmler yalnızca 11!’e özel gösterimlerle ilk kez Türkiye'de izleyici karşısına çıkacak. Uluslararası festivallerde öne çıkan, dikkat çekici yönetmenlerin imzasını taşıyan ve sezonun en iddialı filmlerinden oluşan seçkisiyle “11!” üç gün boyunca izleyenlere unutulmaz anlar yaşatacak.

Filmlerin gösterimleri İstanbul’da Beyoğlu Atlas 1948, Nişantaşı City’s CineWam, Mecidiyeköy Biletinial Torun Center, Kadıköy Sineması ve Caddebostan CKM Sineması’nda, Ankara’da Arcadium ve Büyülü Fener Kızılay’da, İzmir’de Alsancak Karaca Sineması ve Balçova İstinyePark Renk, Adana’da CinemaPink by Maximum ve Eskişehir'de Kanatlı CinemaPink by Maximum'da yapılacak.

Biletlerinizi 9 Ocak’a kadar etkinliğe özel indirimli fiyatlardan biletinial.com, biletiva.com ve sinema gişelerinden alabilirsiniz. Filmler ve program hakkında ayrıntılı bilgiye 11! Instagram hesabından ve birfilm.net/11unlem adresinden ulaşabilirsiniz.

ÇAĞRI DİZDAR’IN YENİ SERGİSİ “ARAF” 8 ŞUBAT'A DEK NELUMBO STUDİOS’TA

Çağrı Dizdar’ın ikinci kişisel sergisi “ARAF”, Yasemin Green küratörlüğünde Nelumbo Studios’ta izleyiciyle buluştu. 8 Şubat’a dek ziyaret edilebilecek sergi, gerçeklik ile imaj arasındaki tekinsiz eşiği merkezine alarak Jacques Rancière’in “duyumsanabilir olanın paylaşımı” yaklaşımı doğrultusunda sanatın politik ve estetik sınırlarına yeniden bakmayı öneriyor.

Yazının Devamını Oku

Haftanın filmi | Manevi Değer: Dili olup da susan duvarlar

28 Aralık 2025
Doğup büyüdüğümüz evlerin konuşma şansı olsaydı yani o meşhur sözdeki gibi “Duvarların dili olsaydı” bize kim bilir neler anlatırlardı… Bizim sakladığımız sırları verirler miydi yoksa onlar da acılarını eskiyenlerin üzerine tekrar tekrar sürülen kat kat boyaların ardında saklamak mı isterdi?

İşte yılın tam da son günlerinde gösterime giren ve 2025’in en iyi filmlerinden biri olarak adlandırılan Manevi Değer (Sentimental Value) bu soruyu soruyor ve Norveç/Oslo’da bulunan bir evin kuşaktan kuşağa aktarılan hikâyesini, içinde yaşayanların hikâyesiyle harmanlayıp karşımıza getiriyor.

İlk kez gösterildiği Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye’yi kaçıran ancak Büyük Ödül’ü kazanan “Manevi Değer” bu yıl Oscar yarışında da adından çok söz ettiren filmlerden biri olacak.

“Oslo Üçlemesi” adı verilen Reprise (2006), Oslo, 31 Ağustos (2011) ve Dünyanın En Kötü İnsanı (2021) filmlerinin Norveçli yönetmeni Joachim Trier tarafından yönetilen ve senaryosu da Trier’le birlikte bir başka ünlü Norveçli yönetmen Eskil Vogt tarafından yazılan Manevi Değer sinemada sık sık karşımıza çıkan son yılların gözde temalarından “kuşaklar arası travmayı” merkezine alıyor.

Bireysel travmalarımızın bir kısmının ailelerimizin kendi ailelerinden taşıdığı ve bize aktardığı, bizim de kendimizden sonraki nesillere bu travmaları aktardığımızı söyleyen bu yaklaşım beyazperdeye yansıyan aile merkezli filmlerin en çok el attığı konulardan birine dönüşmüş durumda.

Manevi Değer kuşaklardır Oslo’da aynı evde yaşayan bir ailenin babası ve onun iki kızıyla olan ilişkilerini anlatırken bu evin sessizce, yıllardır dört duvarı arasında yaşananlara nasıl şahit olduğunu ortaya koyarken evi, yani filmin dekoru halindeki bu mekânı da adeta bir karakteri haline getiriyor.

Artık birer yetişkin olmuş ve ailelerinden çoktan kopmuş iki kız kardeş Nora ve Agnes yıllardır ilişkilerinin epey kopuk olduğu babalarıyla yüzleşiyor; bir dönemin ünlü film yönetmeni olan baba Gustav Borg’un bir anda ortaya çıkışıyla birlikte bu üç kişilik aile yüzleşmelerde dolu bir süreç yaşıyor.

Yazının Devamını Oku

Haftanın kültür sanat ajandası

21 Aralık 2025
Konser, sergi, tiyatro, sinema, festival...Güncel kültür sanat etkinliklerine dair haberler... Yeni haftanın kültür sanat ajandası...

İSTANBUL – BERLİN MİSAFİR SANATÇI PROGRAMI 2026-2027 İÇİN AÇIK ÇAĞRI

Berlin ve İstanbul arasındaki kardeş şehir ilişkilerinin bir bileşenidir olan program için sanatçılara çağrı var! Berlin Belediye Başkanlığı – Senato Şansölyeliği’nin uzun vadeli şekilde desteklediği burs kapsamında, Berlin Senatosu Kültür ve Toplumsal Beraberlik Bölümü, uluslararası değişim programları vasıtasıyla İstanbul’da Anadolu Kültür / Depo ve Berlin’de nGbK ve Kunstquartier Bethanien iş birliğiyle profesyonel sanatçıların sanatsal gelişimini ve kültürel alışverişi destekleniyor. Berlin Senatosu Kültür ve Toplumsal Beraberlik Bölümü, fon imkânlarına bağlı olmak koşuluyla, 15 Temmuz 2026’dan 15 Aralık 2026'ya kadar ve 15 Ocak 2027’den 15 Haziran 2027'ye kadar iki adet beş aylık burs verecek. Burslar için son başvuru tarihi 31 Aralık.

15. BURSA ULUSLARARASI FOTOĞRAF FESTİVALİ BAŞLADI

Bu yıl “Kırılma Zamanı” temasıyla düzenlenen 15. Bursa Uluslararası Fotoğraf Festivali (FotoFest) başladı. 10 farklı mekândaki 20 solo, 6 karma sergide sanatseverleri ağırlayan festival 15 uluslararası, 15 ulusal fotoğrafçının; videoyla eser üreten 7 sanatçının, 8 kolektifin, 11 gencin, 7 engelli bireyin ve 20 çocuk fotoğrafçının çalışmalarına ev sahipliği yapıyor. Küratörlüğünü Gülbin Özdamar Akarçay ve Özcan Yurdalan üstlendiği 15. FotoFest, toplumsal ve kişisel kırılmaların farklı coğrafyalardan yansımalarını izleyiciyle buluşturuyor. 12 Ocak 2026 tarihine kadar devam eden 15. FotoFest’in programında sergilerin yanı sıra paneller, sanatçı konuşmaları ve atölyeler de katılımcıları bekliyor.

“HIRSIZLAR” PERDE DEDİ

Hayatın pahalı, insanların yorgun, küçük olayların ise hızla büyüdüğü bir zamanda sahne yolculuğuna başlayan, Mam'art yapımı “Hırsızlar” oyuncu seyirciye tanıdık gelecek… Deneme sürecindeki acemi güvenlik Berkay için, hırsızları yakalamak, hem patronların hem de kıdemlisi Hikmet’in gözüne girebilmek için büyük bir fırsattır. Ancak yakaladığı hırsızlar yüzünden işler düşündüğü gibi gitmez… Feri Baycu Güler, Murat Kılıç ve Merve Şen gibi isimlerin başrolünde yer aldığı, Ali Gökmen Altuğ’un yönettiği bu eğlenceli ama düşündüren oyun, prömiyerini Baba Sahne’de yaptı ve 14.Ocak’ta Fişekhane’de, 15 Ocak’ta ise Zorlu PSM’de tiyatro severlerle buluşacak.

Yazının Devamını Oku

Haftanın vizyonu | Babalar, kızları ve Hollywood rüyaları: Jay Kelly üzerine

13 Aralık 2025
Dünya prömiyerini bu yıl Venedik Film Festivali’nde yapan, kasım ayında sınırlı şekilde vizyona giren ve daha sonra dijitalde yerini alıp daha geniş bir seyirci kitlesiyle buluşan Jay Kelly Hollywood’a, Hollywood’un içinden bakmaya çalışıyor.

En çok başrolleri paylaşan George Clooney ve Adam Sandler’ın performanslarıyla öne çıkan film bunun mükafatını iki oyuncusunun da Altın Küre ödülüne aday gösterilmesiyle almış gibi görünüyor.

Geroge Clooney’yi, orta yaşlarında, oldukça parlak bir Hollywood yıldızı Jay Kelly olarak izlediğimiz film, ikinci yarısında onun iki kızı olan bir baba ve insan yönlerine odaklanmaya başlıyor ve tüm o pırıltılı dünya içindeki yalnızlığını gözler önüne seriyor.

Yalnızlık derken bu elbette görünürde değil, daha derinliklerde gizlenmiş bir yalnızlık. İki evliliğinden biri kendisi de artık anne olmuş, biri de liseyi bitirme yaşında iki kızı olan Jay Kelly’nin dışarıdan bakıldığında mükemmel görünen hayatı geçmişinden bir yüzün ortaya çıkışı ve yaşadığı tatsız yüzleşmeyle bir anda dağılmaya başlıyor.

Adını tüm dünyanın bildiği bir yıldıza dönüşebilmek için çocuklarını ihmal eden, eski dostlarını unutan, biraz vefasız biraz vurdumduymaz bir adama dönüşen Jay Kelly kendini etrafında pervane olan menajerine, basın sözcüsüne, asistanına ve onun için çalışan ve deyim yerindeyse yıllardır arkasını toplayan insanlara teslim etmiş durumda.

Ki onlara da nasıl davrandığı, sahip olduklarını nasıl koruyup kolladığı tartışmalı. Filmin hemen başlarında yaşadığı kırılma anından sonra bir içi hesaplaşma yaşamaya başlayan yıldızımız önce Fransa’ya sonra da İtalya’ya uzanan bir yolculuğa çıkıyor.

Biz de bu sürede onun kızlarıyla, babasıyla, en yakını olan menajeriyle olan ilişkisini izliyoruz. Ama tüm bu ilişkiler içinde film boyunca en çok sorgulanan aslında Jay Kelly’nin mesleğiyle kurduğu ilişki.

Yazının Devamını Oku