"Fikret Bila" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Fikret Bila" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Fikret Bila

S-400 arayışının altındaki mesaj

KUŞKUSUZ savunma sanayine ayrılan kaynakların, sivil ekonomiye ayrılması, teknolojinin savaş araçlarına değil refaha yönelmesi her ülkenin tercihi olur.

Savaş yerine barış, ölüm yerine yaşam, silah yerine hayatı kolaylaştıracak araçlar üretmek her çağdaş insan ve ülkenin ideali olmalıdır. Ancak gerçekler maalesef ideallere uymuyor. Savunma da -yine  maalesef- hem toplumlar hem ülkeler için bir ihtiyaç olarak kendini dayatıyor. İnsanoğlu kendi niteliklerinden kaynaklı olarak henüz savunma sistemine ihtiyaç duyulmayan bir toplum, bir yaşam modeli kuramadı. Bu yöndeki çabaları felsefe kitaplarında kaldı.

Hayatın gerçeklerine dönersek, savunma ihtiyaç olmaya devam ediyor ve son dönemde bu ihtiyaç Türkiye için daha da arttı.

Türkiye’nin karşılaştığı tehditler ulusal savunma gücünü daha da geliştirmesi, güçlendirmesi gerektiğini ortaya koydu.

ULUSAL TEHDİT

Türkiye’nin ulusal birliği ve toprak bütünlüğüne yönelik tehdit, Suriye iç savaşıyla daha da büyüdü. Ankara’nın Suriye sorununu gündeme getirirken, bunun Türkiye için bir “beka sorunu” olduğunu vurgulaması, Irak ve Suriye’nin parçalanması halinde Türkiye’nin aynı tehdide maruz kalacak olmasından kaynaklanıyor.

Türkiye’nin hem Irak hem Suriye politikasını belirleyen temel, bu kaygıdır.

Suriye politikasını değiştirip, PYD-YPG konusunda ABD’ye tavır alması ve Rusya ile işbirliğine yönelmesinin altında aynı kaygı yatıyor.

Türkiye’nin bu kaygısını arttıran ise ABD oldu. Ankara’nın ulusal tehdit olarak görüp beka sorunu olarak tanımladığı konuda, Obama yönetimi, Türkiye’nin karşısında PKK-PYD-YPG cephesinden yana tutum aldı.

Ankara’nın Moskova ile ekonomik ve askeri işbirliğini arttırmaya yönelmesinin nedenini ABD’nin bu tutumunda aramak gerekir.

NATO VE ULUSAL SAVUNMA

Türkiye’nin içeriden ve dışarıdan maruz kaldığı, devletin ele geçirilmesi, ülke bütünlüğünün parçalanmasına dönük ağır saldırılar karşısında, ABD’nin, NATO’nun ve Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin tutumu, Ankara’nın şapkasını önüne koyup düşünmesini gerektirdi.

Füze tehdidi altındaki Türkiye’nin aynı zamanda NATO sınırı olmasına karşın Patriot hava savunma sistemlerinin ağırdan alınarak getirilmesi, ilk fırsatta sökülüp götürülmesi; PKK-PYD-YPG’nin elinde NATO’nun -ağır sayılabilecek olanlar dahil- silahlarının elden ele gezmesi, NATO ülkelerinin envanterinde bulunabilen askeri patlayıcıların teröristler tarafından İstanbul’un göbeğinde kullanılması, 15 Temmuz kanlı darbe girişimine karşı Batı’nın kayıtsızlığı ve son olarak ABD-YPG askeri işbirliği Türkiye’yi alternatif arayışlara yöneltti. Ulusal savunmasında NATO’ya değil kendi öz gücüne dayanması ve alternatif hava savunma sistemleri edinmeyi gündemine almasını dayattı.

RUSLARIN S-400 SEÇENEĞİ

NATO dışında, alternatif hava savunma sistemi arayışı, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, Moskova gezisinde de çok belirgindi.

Erdoğan, eskiden beri Türkiye’nin hava savunma sistemi arayışlarının sürdüğünü, ABD, Fransa, Çin ve Rusya’dan teklifler alındığını hatırlattı. Rusya’nın teklifini düşürdüğüne değindi. Rusya ile bu sistemler için çalışmalar ve görüşmelerin sürdüğünü söyledi. Bu çalışmalara S-400’lerin de dahil olduğunu da ekledi. Türkiye’nin S-400 veya başka NATO dışı savunma sistemleri edinmeye yönelmesinin NATO konseptine uymayacağına yönelik eleştirilere ise, “NATO’ya üye olmamız bağımsız olmadığımız anlamına gelmez” karşılığını verdi. Yunanistan’ın da Rus füzeleri kullandığını hatırlattı.

BAŞIMIZIN ÇARESİNE BAKARIZ

Erdoğan, sorularla konunun açılması üzerine şöyle devam etti:

“Herkes kendi savunma sistemini kendine göre oluşturabilir. Bizler NATO içinde bu imkânları sağlayamıyorsak, o zaman başımızın çaresine bakmak durumundayız. NATO üyesi olmakla birlikte, Rusya ile pekâlâ çalışmalarımız olabilir.”

ABD, AB ve NATO’nun, Türkiye’yi Rusya’ya doğru itmelerinden elde edecekleri ekonomik, siyasi ve askeri bir kazanç yok. Rusya da bunun farkında olduğu için Türkiye ile ilişkilerde yakaladığı yakınlığı pekiştirmeye, ekonomik ve askeri alana daha fazla yansıtmaya çalışıyor.

Türkiye’nin hassasiyetleri konusunda ABD’den de daha dikkatli ve duyarlı davranıyor.

ABD, AB ve NATO, Türkiye’nin verdiği bu mesaj üzerinde ciddiyetle durmalı...

X