GeriFatih ÇEKİRGE Acaba bu ilanın altına ne yazsak vali bey
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Acaba bu ilanın altına ne yazsak vali bey

Sahici bir özür bile dilemediğimiz için bu soruyu doğrudan size sormak istedim Sayın Zonguldak Valisi...

Acaba bu ilanın altına ne yazsak vali bey

Sevgili doktor arkadaşım Ayşe Baturalp gönderdi bu fotoğrafı.

Değerli bir doktoru hastalarını tedavi ederken kaybettik.

Yavuz Kalaycı...

Belki siyasi iradeye yakın olunca vali olunabiliyor ama...Doktor olunamıyor işte...

Dr. Baturalp çok değerli bir göğüs hastalıkları uzmanıdır.

Astım dahil ciğerle ilgili hastalıkları çok iyi anlar ve teşhis eder.

Bir de ilginç bir yönü vardır. Tıp biliminin ötesinde, tedavi ettiği insanların ciğer filmini başka türlü de çeker.

Allah vergisi işte...

Acaba bu ilanın altına ne yazsak vali bey

İnsanın ciğerinin kaç para ettiğini de anlar...

Ama kaç para ederse etsin, Hipokrat yemini ve vicdanı yüzünden, katilleri, hırsızları, tecavüzcüleri yani ciğeri 5 para etmezleri bile tedavi eder.

Çünkü onlar doktordur.

Yani hangi şartta olursa olsun insana en yakın mesleği icra ederler. Yani en çok sahip çıkılması gerekenlerdir. 

Umarım sağlık çalışanlarımıza kalpten bir özür dilersiniz...

Saygılarımla sayın valim...

‘ÖLÜM YOLU’NDAKİ MAHKÛMA KORONA MUCİZESİ

Tam 14 gün kalmıştı...        

2 hafta sonra sabaha karşı idam cezası için ölüm yoluna çıkacaktı. 20 yıldır bekliyordu. 

4 Haziran bu dünyadaki son günü olacaktı.

İdam... Artık yıllar, aylar geçmiş, infaza günler kalmıştı. 

Her sabah yeniden başlayan bir işkenceyle artık saatleri sayıyordu.

Diğer mahkûmlar, gardiyanlar ona bir yolcu, bir hayalet gibi bakıyordu.

Papaz isteyip istemediği soruluyordu.

Ölüm yolunda ne giymek istediğini soran bile vardı.

Oscar Smith son mektuplarını yazmaya başlamıştı. 

Tennessee Valisi’ne yapılan son başvurunun cevabı da “Hayır” olarak gelmişti.

Böylece bütün umutlar tükenmiş, “ölüm yolu”nun o kara ve soğuk kapısı açılmıştı... Ama bir süredir garip şeyler olmaya başlamıştı. 

Gardiyanlar maske takıyor, sürekli bir dezenfekte dumanı basılıyor, yemek tepsileri sürekli dezenfekte ediliyordu.

Mahkûmlar arasında “Korona geliyor... Ölüm geliyor...” sözleri yayılıyordu.

Ve önceki gün gardiyan demir kapıyı çaldı.

Cezaevi müdürü seni görmek istiyor” dedi. Oscar şaşırmıştı...

Kapı açıldı. Müdür masasında doğruldu. 

İkinci kez geliyordu bu odaya. Ve müdür ilk kez ayağa kalkıyordu...

Oscar, sana haberlerim var. Tennessee Yüksek Mahkemesi bir karar aldı. İnfazlar 8 ay ertelendi.”

Oscar’ın gözleri karardı. Beyni zonkluyordu. Dizlerinin bağı çözüldü.

Oraya çökecekti... Gardiyan kolundan tuttu. 

Birlikte çıktılar...

Şu hale bakın ki...

Bir “ölüm virüsü” ona hayattan 8 ay vermişti. Ve yeni umutlar...

Evet arkadaşlar, bu haber önceki gün ajanslardan geçtiğinde öylesine etkilendim ki...

Bir mahkûm yakını uyanık avukatın müracaatıyla olmuştu bu...

İnfaz tanıklarının hapishaneye virüs taşıma ihtimali” nedeniyle yapılan başvuru, yüksek mahkeme tarafından uygun bulunmuştu.

Ardından yine ABD’nin Teksas eyaleti de benzeri bir karar aldı. Orada da idamı bekleyen 5 mahkûmun infazı 8 ay ertelendi...

Şimdi Missouri ve Ohio eyaletlerinde de infazların ertelenmesi bekleniyor.

Ne tuhaf değil mi?

Düşünün...

Bir yerde “ölüm” getiren bir virüs, başka bir yerde “hayat” veriyor...

Yani...

Birilerinin ölümü, başka bir ölümü durduruyor.

Şu hale bakın ki korona bize neler gösteriyor...

Doğanın intikamı diyoruz ya...

Laboratuvarda üretildi diyoruz ya...

Peki, “ölüm yolundaki bu mucize” için ne diyebiliriz...

Sonuçta bu hayat, çözemeyeceğimiz rastlantılar ve sırlarla dolu...

X

Onlar üzerine bomba atıyor, bakın Mehmetçik ne yapıyor

Bir zamanlar oralardan Ceylanpınar’a roketler atılırdı. O roketler sokaklara, evlere düşerdi.

Binalar kurşunlanırdı...

Şöyle haberler gelirdi:

“Suriye’de terör örgütü PKK/YPG kontrolündeki Resulayn’dan teröristlerin attığı 2 havan mermisi, Ceylanpınar ilçe merkezine düştü. Saldırıda ölen ya da yaralanan olmadı.”

Sonra Türkiye kararlı bir adım attı. Ve peşpeşe sınır ötesi harekâtlar yapıldı.

Mehmetçik o bölgeyi kontrol altına aldı. Saldırılar durdu.

Şu sıralar İdlib başta olmak üzere bölge yine ısıtılıyor.

İşte Resulayn...

Ve oradan gelen şu fotoğraf...

Yazının Devamını Oku

Pir Sultan aşkına

DHA’nın Tunceli Pülümür’den geçtiği fotoğrafı görünce bir an çok gerilere gittim.

2012 yılının eylül ayına...

İzmir’de bir hastane odasına.

Neşet Ertaş ölüm döşeğindeydi. Gidip sarılmak istemiştim.

Sonrasında o anı şöyle yazmıştım:

“Hastanedeki odasına girince ‘Eyvah!’ dedim içimden...

Neşet Ertaş bitkindi. Gözlerini zor açabiliyordu. Elini biraz kaldırabildi.

Uzanıp tuttum.

Yazının Devamını Oku

‘Ya kocanı bize verir, 10 bin dolar alırsın ya da aileni unutursun'

Bir kadın düşünebiliyor musunuz?

Bir sabah bakkaldan alışveriş yaparken yanınıza bir kişi yanaşıyor. Ve kendisini devlet görevlisi gibi tanıtıp şöyle diyor: “Size önemli bir teklifimiz var...”

Kadın şaşkın...

“Nedir o, siz kimsiniz?”

Adam biraz kenara çekilerek önce kadının adını söylüyor. Sonra kocasının adını ve ardından İran’daki ailesinin isimlerini sayıyor...

Kadın şok...

Ağlamaklı bir ses tonuyla soruyor:

“Kimsiniz? Bunları nereden biliyorsunuz...”

Yazının Devamını Oku

'Yunan terbiyesizliği'ne Atatürk'ün evinden cevap

Dr. Özlem Türeci ve Prof. Dr. Uğur Şahin hocalarımız ödül almak için davet edildikleri Yunanistan’da, Atina Büyükelçiliği’mize yapılan terbiyesizliğe karşı öyle bir cevap verdiler ki...

Bana göre Türeci ve Şahin hocaların bu cevabı diplomasi tarihine geçer...

Çünkü Türk Büyükelçisi’ni törene çağırmayan Atina’ya cevabı Atatürk’ün Selanik’teki evinden verdiler.

Nasıl mı?

Anlatayım.

Önceki gün diplomasi kulislerinden bir söylenti geldi.

Önce inanamadım.

“Yok artık, bu kadar da olmaz”

Yazının Devamını Oku

Washington’daki tarihi S-400 diyaloğu

Türk-ABD ilişkilerindeki en büyük kriz noktası:

Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemini alması...

ABD’nin Türkiye’yi yaptırımlara kadar suçlaması...

Ve ardından Türkiye’nin ortağı olduğu F-35 savaş uçakları için gelen kriz...

Türkiye’nin 1 milyar 400 milyon dolar yatırım yaptığı F-35 projesinden dışlanması...

İşte bu noktada karşılıklı iddialar.

Birileri çıkıp diyor ki:

ABD Türkiye’ye ‘Patriot’ verecekti ama Türkiye özellikle Rusya ile anlaştı.”

Ağır bir suçlama.

Yazının Devamını Oku

Yavrum bak 2 yaşına gelmişsin, trafik kurallarını bilmiyorsun

Önümde bir annenin çığlıklarıyla yazdığı bir dilekçe var.

Ve bir bilirkişi raporu.

Doğrusu okuyunca ben de şaşırdım.

Bakalım siz ne diyeceksiniz...

DHA muhabiri Kadir Özen haberi şöyle geçiyor:

“Bilirkişi ehliyetsiz sürücünün çarptığı 2 yaşındaki Emirhan’ı da kusurlu buldu...”

“Allah Allah...” dedim.

Bu nasıl olabilir?

Ve haberin devamı:

Yazının Devamını Oku

Bu fotoğrafın dünyada bir örneği var mıdır?

Dünyanın neresinde böyle bir sıkışma olabilir?

İşte bir TEM gişesi...

Aynı gişede sıkışan iki araç...

Birbirlerine girmişler...

Fotoğrafa defalarca baktım...



Yazının Devamını Oku

Ateşe gözyaşı düşüren mektup

Bugün size, alev savaşçılarımızın gözlerini yaşartan isimsiz bir mektubun hikâyesini anlatacağım.

Ama önce şu sözü yazmak istedim:

“Bu dünyada sizi ateşle hemhal eden Allah, öbür dünyada ateşlerden korusun...”

Şimdi hikâyeye geçebiliriz...

Akşama doğru ormandan dönüyorlardı. Bir ay boyunca çıkan orman yangınlarında alevlerle savaşırken bitkin düşmüşlerdi. 

Yine 29 Eylül günü Urla’nın Balıklıova Mahallesi’nden bir yangın ihbarı aldılar.

Bu anı DHA İzmir Muhabiri şöyle anlatıyor:

Saat 19.00 sıralarında gelen ihbar üzerine bölgeye hareket eden orman ekipleri, gece sabaha kadar mücadele etti ve yangını kontrol altına alıp söndürdü. Ertesi gün bölgede soğutma çalışmaları yapıldı. 17 hektar ağaçlık, 3 hektar da tarım arazisinin zarar gördüğü yangınla gece boyu mücadele eden orman ekipleri dönüşümlü olarak dinlendiği alana geldiklerinde...”

Yazının Devamını Oku

Bu haritalar her şeyi anlatıyor

Dün yazımın sonunda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD ve Rusya ile ilgili mesajlarını analiz edeceğim demiştim. Üstelik de “Haritalar konuşacak” diye yazmıştım... Fazla söze gerek yok. Diplomasinin uzun, çetrefilli, dolambaçlı, devrik cümleli ve janjanlı ifadelerine hiç gerek yok... Tarih boyunca güçlü devletler ve kaybedenler diye özetlenen o durum işte Suriye’de yaşanıyor. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ABD’ye ve Rusya’ya verdiği mesajların özeti de bu haritalardır... Buyurun birlikte bakalım...

İŞTE PAYLAŞIM HARİTASI

1) Görüyor musunuz?

TÜRK BAYRAĞI: Türkiye’nin sınırlarını korumak için kurduğu tampon bölge... Yani yayılma, işgal derdi yok... Tam tersine hastaneler, evler, okullar kurmuş. Su sistemlerini tamir etmiş.

ABD BAYRAĞI: Dikkat edin, ABD bayrağı nerede? Bugün PKK/YPG’nin olduğu bölgede. Hamisi, koruyucusu yani...

RUS BAYRAĞI: Rusya da bir tek yere yoğunlaşmış... Suriye’nin Doğu Akdeniz’e açılan limanlarını almış. Hani tarih derslerinde okuruz ya, “Rusya’nın sıcak denizlere açılma hayali”... İşte Tartus Limanı odur. Hem de sonsuza kadar kiralamış durumda. Karşılığında Esad’a yaşama garantisi vermiş. Koruyor...

İSRAİL BAYRAĞI: O zaten belli, Golan tepeleri... Oradan hemen sonra İran bayrağı var. Ama araya Rusya girmiş... Ne acıdır ki...

Bu Suriye haritasında bir tek bayrak yok. O da Suriye bayrağı... Olsa da Rusya korumasında...

Yazının Devamını Oku

Cumhurbaşkanı ne söylediyse zaten önlerine konmuştu

Bugün ve yarın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın New York ve Soçi gezilerinden çıkan mesajları karşılaştıracağım...

Önce New York’ta bize yaptığı açıklamalar ve sonra Soçi dönüşünde söyledikleri...

Takvimi biraz geri sarınca, Erdoğan’ın söyledikleri zaten her düzeydeki görüşmelerde, dosyalar halinde gündeme getirilmişti.

MİT Başkanı Hakan Fidan; her görüşmesinde PKK/YPG dosyasını masaya koymuştu. Erdoğan’ın işaret ettiği ve benim de zaman zaman fotoğraflarıyla yazdığım Beyaz Saray görevlisi McGurk’ün “organize işleri” o dosyalarda zaten vardı...

Kimi zaman, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu bu rahatsızlığı iletti...

Çavuşoğlu “Stratejik dost böyle olur mu?” diye kapalı kapılar ardındaki toplantılarda sordu...

Dönemin ABD Büyükelçisi Serdar Kılıç her ortamda bu gerçeği dile getirdi.

Hani haberlerde şöyle okuruz ya:

“Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ikili görüşmede ABD’li mevkidaşına Türkiye’nin hassasiyetlerini iletti...”

Yazının Devamını Oku

Gökyüzü bekçisi yine cezayı kesti

Kocaeli'de yine bir sabah.

Yılların deniz uçağı pilotu: Hakan Osanmaz.

Yine bulutlara doğru yükseliyor. Bir çevre denetlemesi daha...

Onun adını çevrenin “gökyüzü bekçisi” koydum...

Çünkü yalnızca İzmit Körfezi’nde yüzlerce gemiyi, denizi kirletirken yakaladı.

Milyonlarca lira ceza kesti.

Körfez’i karadan kirleten işletmelerin belası oldu.

Şimdi hepsi arıtma taktırdı.

İşte bu yüzden ona çevrenin

Yazının Devamını Oku

Frank Sinatra bu New York’u görse...

O parlayan şehir... O ışıltılı caddeler... Hollywood filmlerinin o efsane dekoru... Gökdelenlerin teras katlarından gökyüzüne doğru uzanan rengârenk manzara...

1. Önlerinde bitmeyen kuyrukların olduğu dev vitrinler gitmiş... Evet...

Frank Sinatra eğer bu New York’u görüyorsa; mezarında ters dönüyordur...

New York’un ışıltısı solmuş...



Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la gittiğimiz New York’ta karşılaştığım gerçek buydu...

Yazının Devamını Oku

29 Eylül baş başa buluşması

Bugün, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın New York’ta yaptığı açıklamaların bir başka boyutunu ele alıyorum...

Yani...

Cumhurbaşkanı’nın, “Biden dürüst davranmıyor” diyerek Türkiye-ABD ilişkilerindeki olumsuz tabloyu doğrudan ortaya koyduğunu hatırlarsak...

Erdoğan’ın, “Bush’la, Obama’yla, Trump’la iyi çalıştık ama Biden’la iyi başladık diyemem” sözünü düşünürsek...

Özetle:



Yazının Devamını Oku

ABD ne yazık ki bize dürüst davranmıyor

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la yaptığımız BM Genel Kurul ziyaretinin son günü, çok önemli bir basın toplantısıyla bitti. Toplantı 170 metre yüksekliğindeki Türkevi’nde yapıldı. Cumhurbaşkanı özellikle ABD ile ilişkiler açısından dönüm noktası diyebileceğim mesajlar verdi. Üstelik iyi niyetli, haklıdan, dostluktan ve hukuktan yana ama uyarı dolu mesajlar. Sanıyorum ABD yönetimine doğrudan giden bu mesajlar Washington’da çok ciddi yankı yaratacaktır. Başlıklar halinde gidersek...

İLİŞKİLER SAĞLIKLI DEĞİL

Türk-Amerikan ilişkilerinde sağlıklı bir sürecin işlediğini doğrusu söyleyemem. Niye? F-35’leri aldık, 1 milyar 400 milyon dolar ödeme yaptık ve bu F-35’ler bize teslim edilmedi. Amerika önce bunu bir defa halletmeli. Bize S-400 konusunu bahane edip F-35’leri vermemek her şeyden önce bir defa devletler arası ilişkilerde ne diplomasi noktasında ne de münasebetler noktasında bir kimlik ortaya koymadır. Amerika’nın önce bunu bir defa düzeltmesi lazım.

S-400’DEN GERİ ADIM YOK

Tabii uluslararası hukuka dayalı olarak ne yapılması gerekiyorsa yapacağız. Bize sürekli S-400’ü dayatmalarını bir defa bizim kabul etmemiz mümkün değil. Bizim için S-400 işi bitmiştir. Buradan geri adım atmamız da mümkün değil. Amerika’nın bunu uluslararası diplomaside, ilişkilerde doğru bir yere oturtması gerekir. Ama şu ana kadar bunu oturtamadılar.” Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Türkiye’nin F-35’ler için ödediği 1 milyar doları hatırlatması ve ardından uluslararası hukuka vurgu yapması çok önemli bir ayrıntı. Elbette gerekirse Türkiye ödediği paranın hukuken peşine düşecektir. Nitekim bu noktadan sonra Cumhurbaşkanı bir uyarı daha yapıyor:

“Biz Türkiye olarak dürüst davranıyoruz, duruşumuz dürüsttür ama Amerika maalesef dürüst davranmadı, davranmıyor. Bizim şu anda Amerika ile zaten 20 milyar dolar civarında bir ticaret hacmimiz var. Bu ticaret hacmimizin artmasını biz arzu ediyoruz, ederiz de… Savunma sanayiine yönelik de biz adımlarımızı atıyoruz ve atmaya da devam edeceğiz.”

ESKİ TÜRKİYE YOK

Cumhurbaşkanı Erdoğan bütün bunları söylerken ABD’nin Türkiye ile geçmişte kurduğu ilişki modelinin de artık yürümeyeceğini açıkça vurguluyor. Yani “ben verirsem alırsın, vermezsem beklersin” sözünü kabul edecek bir eski Türkiye yok. İşte Cumhurbaşkanı’nın bu gerçeği vurgulayan sözleri:

Yazının Devamını Oku

New York’ta Afrika için bir ışık parladı

Kitabın daha ilk sayfasında parlıyor ışık...

Mevlana’dan bir söz:

Bir mum diğer bir mumu tutuşturmakla ışığından bir şey kaybetmez...”

Emine Erdoğan’ın “Afrika Seyahatlerim” kitabından gelen bu sözün sahibi, kalp ve gönül ustası Mevlana, acaba yüzlerce yıl sonra New York’ta bir Türkevi’nde dünyaya barış ve sevgi mesajı olarak parlayacağını düşünmüş müdür?

Emine Hanım kitabı neden yazdığını anlatırken, rengârenk giysileriyle Afrika’nın değişik ülkelerinden gelen First Lady’lerin yüzündeki mutluluk ve heyecan aslında bu sorunun da cevabı oldu...

Evet, dün New York’taki Türkevi’nde Emine Erdoğan’ın kitabı için yapılan tanıtım toplantısına katıldım.

İnsanlığın ’Acılı coğrafyası’ndan gelen anılar gerçekten etkileyiciydi.

Törenden sonra bir kenara çekildim, 180 sayfalık kitabı bir çırpıda okudum.

Cezayir’den Senegal’e kadar olan gezilerden tutulmuş notlar.

Yazının Devamını Oku

New York’ta gökyüzüne yükselen bir Türkevi

New York’a indiğimiz gece 45’inci ve 46’ncı caddenin kesiştiği United Plaza’nın karşısında yükselen o Türkevi’ne gidiyorum. 40 bin metrekareye oturan gökdelen tümüyle tamamlanmış. Her şey hazır. Aslında New York’ta gece olmuyor. Gökdelenler öylesine aydınlatıyor ki çevreyi. Neonlar, parlak ışıklar, dev reklam panoları... Ve gökdelenlerin gövdelerinden yansıtılan ışıklar... Bizim Türkevi’nin 170 metrelik gövdesi de gece işte öyle parlıyor. Gurur duyacağımız bir bina inşa edilmiş.

Dün New York’un kalbinde yükselen bir Türkevi açıldı.

171 metrelik bir gökdelen.

Türkiye’nin dünyada bayrağını diktiği en yüksek bina...



Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

Uzra’nın çığlık gibi mesajı: ‘Ne olur bizi yalnız bırakmayın’

Uzra’nın internet üzerinden Türkiye’deki kadınlara yaptığı çağrı tam bir çığlıktır...

Düşünsenize:

Kızınız, eşiniz ya da kız kardeşiniz oturduğu evden çıkamıyor.

İşe gidemiyor.

Yasak.

Dışarıda Taliban...

Dışarıda ölüm korkusu...

Afganistan’da evinden çıkamayan 27 yaşındaki Uzra Hussaini’nin şu çağrısına bakar mısınız:

“Kabil’den sizinle irtibattayım. Ben Taliban rejiminden önce devlet memuruydum. Taliban rejiminden sonra artık işe gidemiyorum, evdeyim. Geçen hafta tüm dünya gördü, Kabil’deki kadınlar ve protestocular Taliban’ın şiddetine maruz kaldı. Bizi yok edemezsiniz. Türkiye’den ve kadınlarından ricamız var. Bizimle beraber kalmanızı istiyoruz. Bugünlerde bizi yalnız bırakmayınız.”

Yazının Devamını Oku

Başkan’ın donduğu an

BM Genel Kurul Başkanı Volkan Bozkır’la 1 yıllık görev süresini konuştum

1. Siz bu satırları okurken, ben Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve heyetiyle birlikte New York’a BM Genel Kurulu’na uçuyor olacağım... Sevgili dostum Büyükelçi Volkan Bozkır’ın 1 yıldır sürdürdüğü BM Genel Kurul Başkanlığı da doldu... Dünyanın acılarla dolu geçen bu yılında acaba neler yaşamıştı? İşte cevabı:

Aslında ben de bu fotoğrafı görünce donup kaldım. Şu küçük kızın bakışını görüyor musunuz?

Burası Myanmar’daki zulümden kaçan 1.5 milyon Müslüman’ın Bangladeş sınırında kaldığı kamp...

Dünyanın en büyük mülteci kampı... Cox’s Bazar... Ve işte BM Genel Kurul Başkanı Büyükelçi Volkan Bozkır orayı gezerken rastlıyor bu küçük kıza.

Yerel polis, sağlık nedenleri nedeniyle kampa pek sokmak istemiyor Bozkır’ı... Ama o ısrar ediyor. Ve gezmeye başlıyor...

Bu fotoğraf, işte o andan kalıyor bize...

Bu, o küçük kız çocuğunun BM Genel Kurul Başkanı Bozkır’a değil... İnsanlığa bakışıdır aslında...

Yazının Devamını Oku

'İşte böyle atarım kepimi havaya'

Bu yazı bütün otizmli çocukların anne ve babalarına ithaf edilmiştir...

yaşındaki Emir’in annesi Merve, doktorun ilk teşhisini duyunca ne yapacağını bilemedi.

Yıkılmıştı... Baba Osman üzgün...

Otizm bu...



Ne yapsınlar...

Yazının Devamını Oku

Ankara’dan umut veren bir söz: ‘Artık mühendislik ihraç ediyoruz'

Dün bir video izledim.

Mersin’den.

Tarlada bir kadın konuşuyor. Bağ bahçe arasından... Yanında topladığı çileklerin tahtadan kasası...

Diyor ki:

Öyle zorluk çekiyoruz ki... Meyvemizi sebzemizi gönderiyoruz. Yol öyle kötü ki... Zamanında yetişmiyor. Buruşuk çilekler gönderilir mi? Kışın buzlanmada arabalarımız devriliyor. İnşallah bu tünelimiz bitince virajlarımız da kaybolacak. Rahatlayacağız.”

Daha neler söylüyorlar bilseniz...

İzlerken o sarp dağlara baktım. Kuş uçmaz zirvelere baktım. 

Düşünsenize, yıllardır, aylardır bizim çocuklar, işçiler, mühendisler dağları sabırla deliyor.

Karavanlarda, soba ateşinde geçen geceler...

Yazının Devamını Oku