Yatak odasında devrim yapan bir kadının 14 ve 51 numaralı sorusu

Geçtiğimiz 9 Eylül 2020 günü Londra’da bir kadın öldü...

77 yaşındaydı...

Geçen yılın sessiz ölümlerinden biriydi... Ama, bu dünyadan ayrılırken arkasında çok gürültülü bir yakın geçmiş bırakmıştı...

Simone de Beauvoir’larla başlayan “birinci dalga feminizm”in, ikinci dalga sörfçülerinden biriydi...

Ve o kadın bizim erkek neslimizin dimağına çok korkutucu iki soruyu sokmuştu...

Yatak odasında devrim yapan bir kadının 14 ve 51 numaralı sorusu

14 ve 51 No’lu bu iki soru, yarım asır boyunca erkek hafızamızda bir kâbus gibi kalacaktı.

Ama bizi asıl korkutan kadınlara söylettiği şu cümleydi:

“Doyuma ulaşmak için bir erkeğe ihtiyacımız yok...” Bugün size işte o kadını anlatmak istiyorum....

KIZIM SEN HAYATINDA BÜYÜK KADIN BESTECİ GÖRDÜN MÜ

BU
kadının adı Shere Hite’dı... 1942 yılında Amerika’nın en muhafazakâr eyaletlerinden biri olan Missouri’de doğmuştu.

Aslında klasik müzik bestecisi olmak istiyordu.

Okula başvurduğunda, mülakatta ona şunu sordular:

Yatak odasında devrim yapan bir kadının 14 ve 51 numaralı sorusu

“Sen hiç büyük bir kadın besteci gördün mü?”

Bir kadın için tarih okumak daha uygundu...

Öyle yaptı...

Ama kendisine müziğin yollarını kapatan erkek egemen akademiden intikamını fena aldı...

Önce Florida Üniversitesi... Sonra lisansüstü eğitim için Columbia Üniversitesi...

İLK DARBE BİR DAKTİLO VE MAÇO DERGİ PLAYBOY’DAN GELİYOR

COLUMBIA
Üniversitesi’nde lisansüstü çalışması yaparken başına bir iş geldi.

O dönemde Olivetti daktilo makineleri için bir tanıtım filminde poz vermişti.

İlanın amacı Olivetti daktilonun kızlara nasıl bir iş imkânı sağladığını anlatmaktı...

Tabii o dönemin ifadesi ile “Daktilo bilen sekreter” olarak bir kariyer...

Playboy dergisi bu pozu ve reklamı şu altyazı ile yayınladı:

“Daktilo o kadar akıllı ki onun akıllı olması gerekmiyor...”

Amerika’daki kadın örgütleri ayağa kalktı...

Playboy’un yaptığı bu maço aptallık Shere Hite’ın hayatında da bir dönüm noktası oldu. Feminist harekete o da katıldı.

Ancak o sırada yüksek lisans yaptığı Columbia onu şu gerekçeyle okuldan atmıştı bile:

“Yaptığı işler okulumuzun ahlaki normları ile uyuşmamaktadır...”

Üzerinde çalıştığı konu şuydu:

“Kadın cinselliği...”

GÜÇLÜ ERKEK İMAJINI YIKAN 14 VE 51 NO’LU SORU NEYDİ

PEKİ
neydi o iki soru?

- 14 NO’LU SORU: Kendinizi nasıl tatmin edersiniz? Ayrıntılı anlatın?

O güne kadar kimse kadınlara böyle bir soru sormamıştı. “Kendi kendini tatmin” ancak erkekler dünyasına ait bir işti.  

Kadın için ise dokunulmaması gereken bir tabuydu...

- 51 NO’LU SORU: “Kadınlık organınızı güzel mi buluyorsunuz çirkin mi?”

Bu iki soru, kadın dünyasının en kapalı, en mahrem, en tabu alanını bir anda dünyanın gözünün önüne serdi...

Ve oradan erkekleri kâbusa sokacak iki sonuç çıktı...

ERKEK ÂLEMİ ‘FAKE ORGASM’ ŞOKUYLA ALTÜST OLUYOR

O iki sonuç şuydu:

- Kadınların ancak yüzde 30’u ilişki sonunda orgazm olabiliyordu.

- Kadınların yüzde 82’si kendi kendini tatmin yoluna gidiyordu.

Peki ya geriye kalan yüzde 70?

İşte o gün erkek dünyası “fake orgasm” (orgazm taklidi) kavramını öğrendi.

“Dokunduğu kadını kendinden geçiren” güçlü erkek imajı kâğıttan bir kaplan gibi yıkılmıştı...

Kadınların yüzde 80’i “Tatmin olmak için erkeğe ihtiyacı olmadığını” söylüyordu.

3 BİN KADIN BÜTÜN AYRINTILARI İLE YATAK ODASINI ONA AÇIYOR

HITE
için zor bir hayat başlamıştır.

Artık çalışmalarını kendi imkânları ile sürdürmek zorundadır.

Yılda 10 bin dolarlık bir geliri vardır ve hem günlük gıdasını, hem araştırma giderini bununla yapmak zorundadır.

Maço bir erkek dergisi hayatını kaydırmıştır ama bir eğitim dergisi ona kollarını açar.

Yatak odasında devrim yapan bir kadının 14 ve 51 numaralı sorusu

“Quaker” adlı dergide kadınlara sorulmak üzere 58 soruluk bir anket hazırlar.

14 ile 78 yaş arasında 3 bin kadın bu ankete gönüllü cevap verir.

Bazıları durumlarını 10-15 sayfalık uzun metinler halinde anlatır.

Bu anketin sonuçları 1972 yılında “Hite Raporu: Kadın Cinselliği Üzerine Ulusal Araştırma” adı altında yayınlanır.

İşte o anketin 14 ve 51 numaralı soruları ve o sorulara verilen cevaplar erkek dünyasında “tarihi bir şoka” neden olacaktır.

Yatak odasında devrim yapan bir kadının 14 ve 51 numaralı sorusu

ÖNCE MUHAFAZAKÂR AMERİKA SONRA MAÇO PLAYBOY UYANIYOR

YIL
1972’ydi...

Önce muhafazakâr Hıristiyan Amerika ayağa kalktı...

Hite, “Aile değerlerine saldırıyordu...”

Oysa değerlere saldırı falan yoktu. Sadece erkeğin asırlar boyunca sürdürdüğü bir dekor yıkılmıştı.

Arkasından asıl saldırı geldi... Amerikan maço erkek dünyasının yıkılmaz kalesi Playboy dergisi Shere Hite’a ikinci darbeyi şu kesin yargıyla vuracaktır:

“Bu kadın bir erkek düşmanı...”

Sonra da “Hite Raporu” kelimesini “Hate Raporu” olarak değiştirdi.

Yani, kadının Hite olan soyadını, kelime oyunu yaparak “Nefret” olarak değiştirdi.

Ama ok artık yaydan çıkmıştı... Kitap Türkçe de dahil olmak üzere 20’ye yakın dile çevrildi...

Bugüne kadar 48 milyon adet satıldı.

TOTTENHAM’DAKİ SESSİZ ÖLÜMDEN YEDİ AY ÖNCE

O kitap yayınlandıktan sonra Shere Hite ülkesinde büyük saldırılara maruz kaldı.

Hem akademik çevrelerde, hem popüler yayın organlarında yerden yere vuruldu.

Ölüm tehditleri aldı.

*

Erkek dünyasının en yıkılmaz surlarına saldırmak pahalıya ödetildi ona...

Sonunda Alman vatandaşlığına geçmek zorunda kaldı. Geçtiğimiz eylül ayının 9’unda Londra’nın Tottenham bölgesindeki evinde sessizce bu dünyadan ayrıldı.

Alzheimer çok daha önceden bütün hatıralarını alıp götürmüştü.

*

Onu “Aptal daktilo kız” ve “Erkek düşmanı” ilan eden Playboy ise onun ölümünden 7 ay önce belki de bir daha hiç dönmemek üzere yayın hayatını sonlandırdığını açıklamıştı...

Yıkılmaz maço erkeğin en güçlü kalesi, 3 bin kadına sorulan iki soru ile tarumar olmuştu.

*

Shere Hite, feminizmin ikinci dalgasının kahramanlarındandı...

Ülkesinden uzakta hayata gözlerini kapattığı yıl, “MeToo” hareketi bir tsunami gibi erkek dünyasının üzerine çökmüştü...

Onu atan Columbia Üniversitesi’ne gelince...

Dün o üniversiteye gitmiş ünlülerin listelerine baktım...

Allan Ginsberg, Hunter S. Thompson gibi Beat kuşağının şair ve yazarlarını gördüm...

James Franco gibi aktörler vardı... Hatta 70’li yılların en çarpıcı kadın cinselliği kitabı “Uçuş Korkusu”nun yazarı Erica Jong vardı...

Ama Shere Hite’ın adını göremedim... Acaba erkekler dünyasında “işlediği büyük günah” hâlâ affedilmemiş miydi...

Oysa New York Times gazetesi onun ölümüne bir tam sayfa ayırmıştı. Ayrıca 20 Aralık günü 2020’nin kayıpları arasında ona ikinci bir sayfayı daha hak görecekti.

PAZAR SORUSU
EN GÜZEL SOPRANO HANGİSİ CALLAS… NETREBKO… REBEKA…

- 1970’li yılların ortasından beri, bana ne zaman “En güzel soprano kimdir” sorusu sorulsa...  

Önce, “En güzel söyleyen mi demek istiyorsunuz” diye sorarım.

Yatak odasında devrim yapan bir kadının 14 ve 51 numaralı sorusu

“Evet” denirse, “Benim için banko Maria Callas’tır” derdim...

Onun “La Wally”si hayatımın aryasıdır...

*

- “Peki kadın olarak hangisi” diye ikinci bir soru gelirse, ona cevabım da şu olurdu:

“O da Maria Callas...”

SON 10 YILDA GÖZÜM BİR BAŞKASINA TAKILDI

- Ancak bir şey itiraf edeyim.

Son 10 yılda gözüm Viyana Operası’nın divası Anna Nebretko’ya da takılmadı değil...

Bir ihanet mi?

Neyse ki bu soruya cevap vermeme vakit kalmadan NetrebkoYusif Eyvazov’la evlendi ve çok kilo aldı..

Ama onun da hakkını vereyim.

Andrew Lloyd Webber’in “Pie Jesu”sunu en güzel söyleyen kadın o... Bir de “O Mio Babbino”su var...

BU YILIN İLK GÜNÜ BİR BAŞKASI DA ÇIKIP GELDİ

Önceki gün ise gözüm Letonyalı soprano Marina Rebeka’ya takılmaya başladı.

Verdi’nin La Traviata’sındaki şahane Violetta...

Son olarak yılın ilk günü çıkan Handel’in, Serse’sinden  “Ombra Mai Fu” yorumu aklımı başımdan aldı. Fotoğraflarında bir hüzün var yıkılıyor...

Peki sonuç?

Daldan dala konan erkek bir serçe miyim? Yoksa yaşlı bir karga mı...

Kesin cevabım şu:

Hâlâ Maria Callas diyorum...

Bizde ihanet yok...

BU ADAMI BELKİ TANIMIYORSUNUZ AMA ASLINDA ÇOK İYİ BİLİYORSUNUZ

BÜYÜK
bir ihtimalle Mike Fenton adını hiç duymadınız...

Benim gibi, sinema salonlarında veya ekranlarda film bitince akan jenerikleri sonuna kadar izleyen biri değilseniz, bilmeniz de pek mümkün değil... Çünkü o bir “cast director”.


Yatak odasında devrim yapan bir kadının 14 ve 51 numaralı sorusu

Yani o filmin oyuncu kadrosunu belirleyen kişi... Dolayısıyla adı hep sonlarda yazılır...

Mike Fenton filmlere uygun oyuncu bulma konusunda bir efsaneydi...

Siz de mutlaka, onun yarattığı oyuncu kadrosu ile çekilmiş birçok filmi izlemişsinizdir.

Bazılarını sayınca kim olduğunu daha iyi çıkaracaksınız...

“China Town”, “American Graffiti”, “Guguk Kuşu”, “Baba 2”, “E.T.”, “Indiana Jones-Kayıp Hazine Peşinde”, “Blade Runner”, “Back To The Future” (Geleceğe Dönüş)...

Sinemada dönem açan bu efsane filmlerin oyuncu kadrosunu bir araya getiren Mike Fenton 85 yaşında öldü...

Büyük bir sinema insanıydı...

GALATASARAYLI FUTBOLCU UZMAN BİR HASTANEYE GÖTÜRÜLEBİLİR MİYDİ

YILBAŞI
gecesinin en dokunaklı olaylarından biri Galatasaray’ın Norveçli futbolcusu Omar Elabdellaoui’nin elinde bir yılbaşı fişeğinin patlamasıydı.

Biri Down sendromlu üç çocuğunu eğlendirmek için aldığı fişek elinde patlayınca gözünden yaralandı.

*

O gece Galatasaray yöneticilerinin gösterdiği çabaların tanığıyım.

Gözü yaralı futbolcu, o telaş içinde, kulübün sponsorluk anlaşması bulunan bir hastaneye götürülmüş.

Götürüldüğü hastane de iyi bir kurum...

Ancak göz çok uzmanlık isteyen bir organ...

İstanbul’da da çok uzman göz hastaneleri var.

Göz vakalarını iyi biliyorum. En kısa zamanda müdahale çok önemli.

Ayrıca böyle bir ameliyatın uzman bir ekiple yapılması önemli.

Dolayısıyla o telaş içinde en yakın hastaneye götürme duygusunu da anlıyorum.

Ancak o akşam sokağa çıkma yasağı vardı. Dolayısıyla şehrin herhangi bir yerindeki uzman bir hastaneye hızla götürülebilirdi.

Yine de umarım o hastanede de uzman bir ekip müdahale etmiştir...

Genç ve başarılı bir futbolcu. Oynayacağı futbola engel bir iz kalmaz umarım...

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

12 boş tabut ve avluda faili meçhul bir ceset

Bugünkü hikâyemiz son zamanlarda streaming platformlarda çok moda olan bir “Unsolved Mysteries...”

Yani “Çözülmemiş esrarengiz olaylar” kategorisinden...

Yaşanmış bir polisiye...




Yazının Devamını Oku

Fikri Bey kardeşim bu kareye bir de sen bak

Önceki gün çekilen bu fotoğraf karesinde ne görüyoruz...

Cumhurbaşkanı Erdoğan aşı oluyor...

*

Tamam güncel olan o...



Ama gözümüzü hafifçe sağa ve sola çevirince ne görüyoruz...

Yazının Devamını Oku

Bir selfie fotoğrafı ve üç gün önce atılan bir tweet

Önümüzdeki not defterinde iki tarih var...

Biri 11 Ocak 2021...

Yani geçen pazartesi günü...

Öteki ise bundan 3 gün öncesine ait...

Yani 8 Ocak 2021...

Önce ikincisinden başlayayım...

Gördüğünüz bu fotoğraf geçen pazartesi günü Kahire’de çekildi... Eminim MİT’in elinde de vardır, çünkü açık istihbarattan gelen bir fotoğraf...

Dikkatle bakarsanız arka planda 4 bayrak göreceksiniz...

Yazının Devamını Oku

Bugün ayaktaysa kendisi ve bu iki insan sayesinde

Dün Posta gazetesinin manşeti şöyleydi:

“Ebru’nun zaferi”...

Aslında, bu başlığı Adnancı çetenin mahkûm olduğu gün ben atmalıydım...

Ama Posta’yı kutluyorum...

Benim 25 yıldır takip ettiğim bir olaydı bu...

Adnancı zalimlerin “Adnan Hoca” olduğu günlerde, herkesin ondan korkup sindiği günlerde, onun zulmüne uğrayıp da tek başına mücadele eden bir kadın vardı.

Adı Ebru Şimşek...

Bu çete ona yapmadığı zulmü bırakmamıştı...

Yazının Devamını Oku

Hangisi fazla: 'Önce Türküm' diyen mi 'Elhamdülillah Müslümanım' diyen mi

Kadir Has Üniversitesi’nin her yıl yaptığı “Türkiye’nin eğilimleri” araştırmasının sonuçları 7 Ocak günü yayınlandı.

Her yıl olduğu gibi sonuçları bir sosyolog gözüyle ilgiyle okudum.

Araştırmanın siyasi sonuçlarına hiç girmeyeceğim...

Çünkü beni hiç ilgilendirmiyor.

Ama sosyal ve kültürel sonuçlarında çok çarpıcı bazı öyle ilginç rakamlar var ki, işte onları anlatmak istiyorum.

Belki 2023 seçimleri için partilere yol gösterebilir.

En ilgincinden başlayayım.

SORU ŞU:

Yazının Devamını Oku

Klarnet: Dış politikanın yükselen yumuşak gücü

Son zamanlarda Milli Savunma Bakanlığı’nın internet sitesinin müdavimi oldum.

Çünkü Türk dış politikasının en gizli nabzı orada atıyor....

Özellikle Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın dış gezilerinde...

Bakanlık sitesi arşivine konan bu gezilere ait görüntüler, gazete ve televizyon haberlerine pek yansımayan “yeni trendleri” anlatıyor...

Şu an önümde son iki geziye ait görüntüler var...

Birincisi Libya’dan...

Savunma Bakanı geçenlerde Libya’yı ziyaret etti...

Orada düzenlenen gecenin en vurucu cümlesini gazetelerde ve internet sitelerinde okuduk.

Yazının Devamını Oku

WhatsApp kâbusu-Neee o çıplak fotoğrafları başkalarına mı vereceksin

Herkesin kulaktan kulağa sorduğu soruyu ben açıkça sorayım: Hani pandemi sırasında erkek WhatsApp gruplarında karşılıklı atılan o çıplak kadın fotoğrafları var ya...

Yapılan o erkek geyikleri...

Hani bir uçtan ötekine şifreli diye fantezi meraklılarının yaptığı o anatomik paylaşımlar...

Kadınlar, siyasetçiler hakkında o yazılıp çizilen fıkralar...

Paylaşılan siyasi karikatürler...

Normal sohbetlerimizde ağzımıza almayacağımız ifadeler, kavramlar, küfürler...


Yazının Devamını Oku

O dört saatte beni en çok şaşırtan şey

İki gündür önümdeki iki fotoğrafa bakıp bakıp soruyorum...

O iki fotoğraf şu:

Sakallı bir adam, Senato başkanının koltuğunda oturuyor...

Bir başka sakallı adam da Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin koltuğunda...



Pişmiş kelle gibi sırıtıyorlar...

Yazının Devamını Oku

Bir gün herkes o koltuktan kalkmayı tadacak ama nasıl

Amerikan Senatosu’nun seçilmiş insanları, alenen kışkırtılmış kadınların ve adamların saldırısına uğradığı sırada...

Avrupa’nın seçilmiş insanlarından birinden şu Twitter mesajı geldi:

“Şundan emin olun. Benim başbakanlıktan ayrılmam çok sıradan ve sıkıcı bir şekilde olacaktır...”

Mesajın altında, Almanya’nın seçilmiş başbakanı ve şu an dünyanın en başarılı lideri sayılan Angela Merkel’in adı vardı.  

Hesap gerçekten onun mu, yoksa birisi onun adına şaka mı yapıyor tam öğrenemedim...

Ama hepimiz biliyoruz ki, onun görevden ayrılması gerçekten çok sıradan bir şekilde olacak...

Nasıl mı?

*

Yazının Devamını Oku

Bir Big Lebowski atasözü: Bir gün bir adam gelir ve

Benim kült filmim “Big Lebowski”nin 3 bowlingci kahramanının yanında, bir de yan karakteri var...

Onun adı yok...

Sadece “The Stranger”, yani “Yabancı” diye biliyoruz...

Arada bir bowling salonunun barında tek başına otururken görürüz onu...

Genellikle de Jeffrey Lebowski’ye ettiği büyük laflarıyla hatırlarız...

Mesela aklımdan hiç çıkmayan şu lafı:

“Bir ülkede bazen bir adam gelir ve...”

“Yabancı” 

Yazının Devamını Oku

Steve Jobs'un dediği olsaydı pandemide kaç video gelirdi

Son zamanlarda başladığım “podcast sohbetler”de bugün konuğum özel sektörün en büyük enerji dağıtım şirketlerinden biri olan EnerjiSA’nın CEO’su Murat Pınar...

Epeydir aradığım bir insandı.

Çünkü elinde müthiş bir veri tabanı var.

20 milyon müşteriye hizmet götürüyor. 11 bin çalışanı var.

Dolayısıyla pandemi sırasında kim ne tüketti, ne kadar evde oturdu, ne harcadı, bugün durum ne herkesten iyi biliyor.

Karşımda uzun saçları ve hali tavrı ile klasik bir enerji şirketinden çok Silikon Vadisi’nde yükselen bir startup tipi duruyor.  


Murat Pınar

Türkiye hakkında ona sormak istediğim çok şey var.

Yazının Devamını Oku

Bu Müslüman kadın 9 Şubat'ta çok önemli bir işi başaracak

Biz Boğaziçi rektörünü tartışırken 9 Şubat günü uzayda çok ilginç bir şey olacak.

Mini Cooper araba büyüklüğünde bir araç Mars’ın yörüngesine oturacak.

Ve bu, Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) uzaya gönderdiği bir araç olacak.

Aracın adı “Hope”.

Yani “Umut”.

Tarihte ilk defa Müslüman bir ülkenin uzaya attığı araç böylesine ileri bir noktaya gidiyor...

Üstelik güzel bir haber daha var. Birleşik Arap Emirlikleri’nde bu bilimsel Mars projesinin başında 33 yaşında bir kadın var.

Adı

Yazının Devamını Oku

Fikri kardeşim başörtüsü flama da, kimin flaması

Önceki gün şunu artık iyice anladım...

Bu ülkenin iyiye gitmesi için...

Şu Allah’ın belası kutuplaşmadan kurtulması için...

Allah rızası için...

Bazı tipleri televizyonda canlı yayına katiyen çıkarmamak gerekiyor...



Yazının Devamını Oku

İlk gün: 'AKP içinden destek için çok sayıda mesaj geliyor'

Şimdi anlatacağım konuşmayı 3 gün geciktirerek yayınlıyorum.

İki nedenden dolayı bilerek erteledim.

Birincisi bu sözleri söyleyen Kılıçdaroğlu’ndan yazmak için izin istedim.

İkinci ve daha önemlisi ise...

Bu konuşmayı yılın ilk günü yayınlamak istedim.

Çünkü o felaket yılından sonra 2021’e umutla girmeyi arzuladım...

Geçen salı günü...

Yer Ankara’daki Ahmet Hamdi Akseki Camisi...

Yazının Devamını Oku

Türkiye'nin en güzel yeni yıl kartpostalı

Önceki gün arkadaşım Ahmet Acar’ın cenazesine katılmak için arabayla Ankara’ya gidip geldik...

İlk defa Kuzey Marmara otoyolunu kullandım...

İstanbul dışına çıkışı çok kolaylaştırmış...

Yolu en az 30-40 dakika kısaltıyor.

İstanbul’a dönüşte, bugüne kadar bana en çok heyecan veren duvar resimlerinden birine rastladım.

“Pasific” benzin istasyonunun market duvarına çizilmiş olağanüstü bir Türk bayrağıydı bu...

Kim çizdiyse gerçekten çok başarılı...

Bayrağın dalgalanışına o kadar güzel bir hareket vermiş ki, insan önünde durup fotoğraf çektirmeden geçemiyor....

Yazının Devamını Oku

Beluga balinası ve Amur kaplanı ile uyuyan hücrelere mesaj mı

Dün Rusya Devlet Başkanlığı’nın internet sitesinde dolaşırken çok ilginç bir şeyle karşılaştım.

Biliyorum bazılarınızın aklına hemen şu soru gelecek.

“Ne işin var senin oralarda?”

Sedat Ergin soktu kanıma bunu...

Biliyorsunuz, o, başlığında “resmi” kelimesi bulunan her devlet sitesini ziyaret eder.

Tabii ki, onun Rusya resmi internet sitesine girip dolaşması ile benimki arasında esaslı bir fark var.

Onun ilgi alanı “Diplomatik belgeler”, “Resmi heyetler arasındaki görüşmeler” ve “Dokümanlar” bölümü olur...

Ya ben Rusya Devlet Başkanı’nın sitesine girersem ne görürüm?

Yazının Devamını Oku

Kaybettiğim bir tebessüm ve en güzel komşularımız

‘Hayatın şeyleri” bazen insanı en hazırlıksız anında yakalar...

Kendinizi mütevazı ve sakin bir yılbaşına hazırlarken çalar birden kapınızı...

En hazırlıksız olanı ise yüzünüzdür öyle anlarda...

O yüz ne hissettiğini anlatamayacak kadar çaresizdir çünkü...

Pazar akşamı işte böyle oldu...

Hiç beklemediğimiz, en hazırlıksız anımızda öğrendik oda arkadaşımın ölümünü...

ODTÜ’nün eski rektörü Prof. Dr. Ahmet Acar benim ilk akademik yoldaşımdı...

Aynı yıl yurtdışından dönüp, Hacettepe Üniversitesi Sosyal ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü’nde göreve başladık....

Yazının Devamını Oku

26 yaşındaki David mi 70'lik ben mi daha yakışıklı

Michelangelo, David heykelini yaptığında 26 yaşındaydı...

Tahmin ediyorum yaptığı heykel de anatomik olarak 20-30 yaşlarında bir erkektir...

Biliyorum başlıktaki soruyu okuduğunuz an, “Yine ne saçmalamış” diyeceksiniz...

Hayır ciddiyim...

O nedenle, soruyu yeniden soruyorum:

Evrensel güzellik ölçülerine vurursanız, Michelangelo’nun David heykelindeki erkek mi daha güzel ben mi...

*

Hiç kuşkusuz David de kusursuz bir erkek değildi... Başı normalden büyük, elleri de öyle...

Genital organı küçük...

Yazının Devamını Oku

Dün Metin Akpınar'ı arayıp şu soruyu sordum

Önceki gün Metin Akpınar’ın mahkeme koridorundaki fotoğrafı çok dokundu bana...

Bir bankın ucunda yapayalnız oturuyordu...

1970’lerin terör yıllarına döndüm...

Sonra 1980’li yıllara...

12 Eylül’ün o karanlığında bile siyasi hicivleri, mizahı ile bizi gülümseterek, kahkahalar attırarak dayanma gücümüzü nasıl arttırdıklarını hatırladım...



Yazının Devamını Oku