GeriErtuğrul ÖZKÖK Soyağacını on bir rakamı ile anlatan bir yıldız doğuyor
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Soyağacını on bir rakamı ile anlatan bir yıldız doğuyor

Bu harika fotoğraflar InStyle dergisinin son sayısında yayınlandı.

Fotoğrafları Erman İştahlı çekmiş.

Eylül Solakoğlu da mülakat yapmış.

Kimdir bu fotoğraftaki genç erkek çoğumuz biliyoruz.

Kanal D’nin bu yıla damgasını vuran “Sadakatsiz” dizisinde Selçuk rolünde izlediğimiz Taro Emir...

Veya Tarık Emir Tekin... Veya Taro Emir Tekin...

Soyağacını on bir rakamı ile anlatan bir yıldız doğuyor

InStyle dergisi 2 yıl önce onun için “Bu çocuğa dikkat” diye bir yazı yayınlamış.

Haklılarmış, iki yıl sonra bu dizide parladı...

Yalnız ve öfkeli bir genci oynuyor filmde...

Arıza bir karakter yani...

Ama dizi ilerledikçe onun derinine iniyorsunuz ve oradaki travmayı görüyorsunuz.

*

Dizinin başından beri gözüm üzerinde...

Tahminim bu genç adamı yakın bir sürede Türkiye’nin Mickey Rourke ile Sean Penn arası bir karakteri olarak görebiliriz.

Eminim bundan sonraki rolü başrol olacak...

Peki kim bu adam?

ANKA KUŞU VE YAĞMUR BULUTU DÖVMELERİ NEYİ TEMSİL EDİYOR

Kim olduğunu kolundaki dövmelerle anlatıyor.

“Dövmelerim yolculuğumdaki değişimleri temsil ediyor” diyor.

Mesela en sevdiği “11” dövmesi...

Bu, onun uğurlu rakamıymış ama anlamı da anne ve babasından geliyormuş.

11 annesinin doğum günü...

Annesi Şevval Sam...

“11” aynı zamanda babasının forma numarası...

Babası Beşiktaş’ın eski futbolcusu ve yeni futbol yorumcusu Metin Tekin...

Soyağacını on bir rakamı ile anlatan bir yıldız doğuyor

Dövme olarak bir de Londra’daki arkadaşı Michael’ın adı var.

Arkadaşlarına bağlılığını temsil ediyor.

Bir de “Anka kuşu” ve “ağaç köklerinden çıkan yağmur bulutu” dövmeleri...

“Farkındalık eşiklerini ve özgürleştiği anları” temsil ediyormuş.

*

Londra’da oyunculuk eğitimi almış.

Ayrıca fotoğrafçılık, sanat tarihi, caz tarihi ve sosyoloji dersleri almış.

Kendisini şu cümlelerle anlatıyor:

“Ben kendi parmak izimi bulmak isteyen bir adamım hayatta...”

“Bir aktör kendi bedeninde ne kadar saklanabilirse o kadar başarılı geliyor bana...”

“İnsan formsuz (şekilsiz veya çok biçimli) olmalı...”

*

Taro Emir, Türkiye’de oyunculuğun artık sıradan magazin anlayışını aşan bir sosyolojiye sahip olduğunu göstermiyor mu...

Soyağacını on bir rakamı ile anlatan bir yıldız doğuyor

DAĞINIK KRUVAZENİN DAYANILMAZ ESTETİĞİ

TARO Emir’in fotoğraflarında giydiği açık renk kruvaze takımı çok sevdim.

Bu tür sallapati kruvazeleri çok estetik buluyorum.

Kimin tasarımı olduğunu merak ettim. Dergide styling’i Ece Şişik’in yaptığı yazılmış.

Ama giydiği elbiseleri kendisi ve Royal Wiseman tasarlıyormuş.

Dikimini ise Musa Çakmak yapıyormuş.

GÜRBÜZ’ÜN BU PAYLAŞIMI BANA ECEVİT’İ HATIRLATTI

“KAPANMA günleri özel” sayfamız bugün biraz farklı... Konumuz “muhbir vatandaş...”

Sayfada gördüğünüz bu illüstrasyon önceki gün Instagram’da paylaşıldı.

1980’li yıllarda Hürriyet’in başlattığı “Uluslararası Karikatür Yarışması”nın jüri üyeliğini yaptığı yıllarda tanıdığım ve o zamandan beri büyük bir ilgiyle izlediğim Gürbüz Doğan Ekşioğlu çizip paylaşmıştı.

Soyağacını on bir rakamı ile anlatan bir yıldız doğuyor

Gürbüz uluslararası çapta bir çizerdir.

Bazı kedi çizimleri Amerika’nın en ünlü dergilerinden New Yorker’da iki defa kapak oldu. Gürbüz bu paylaşımı yaptığı sırada Türkiye, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu için başlatıldığı yazılan bir soruşturmayı konuşuyordu.

İddiaya göre İmamoğlu, Fatih Sultan Mehmed’in türbesine böyle elleri arkada girerek “saygısızlık” yapmıştı.

*

Sabah bu haberi okuduğumda “Olmaz öyle şey” deyip üzerinde durmadım.

Konuştuğum bazı AKP’liler de benimle aynı görüşteydi. Ama sonradan işin aslı anlaşıldı.

Meğer CİMER’e (Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi) böyle bir ihbar gelmiş ve onlar da bunu savcılığa iletmişler. Savcılık da İçişleri Bakanlığı’ndan soruşturma izni istemiş.

*

Bakanlık izin verecek mi bilmiyorum...

Ancak bu haberi okuduktan ve Gürbüz’ün bu konudaki çizimini de gördükten sonra aklıma eski başbakan rahmetli Bülent Ecevit geldi. Ecevit başbakanlığı sırasında bütün devlete bir genelge yayınlayıp şunu bildirmişti:

“Bundan böyle imzasız ihbarlar dikkate alınmayacak...”

Çok haklıydı ve ben de onu kuvvetli şekilde destekleyen bir yazı yazmıştım.

Nedenini de ikinci yazıda anlatayım.

DİKKAT O ‘İMZASIZ MUHBİR’ SANDIĞINIZ KİŞİ OLMAYABİLİR

1960 darbesinden bu güne Türkiye tarihini izliyorum.

Türkiye bu “ihbarcılıktan” çok çekti...

Bu furya 27 Mayıs darbesinden sonra başladı.

Komşular komşuları ihbar etti...

Sonra 12 Mart ara rejimi, 12 Eylül, 28 Şubat, Ergenekon davaları ve 15 Temmuz darbesinden sonra büyük bir ihbar furyası yaşandı.

Ve bu mekanizma çok istismar edildi.

Yüz binlerce insanın hayatı asılsız iftiralarla kaydırıldı.

Neticede bu ihbar furyalarının faturası da hep iktidarlara çıktı.

*

Ecevit haklıydı.

Çünkü özel kan davasını, şahsi menfaatini iftiraya çevirip bunu ihbar haline getirmenin de bir bedeli olmalı...

Onun için de önce ihbar eden kişinin gerçek olup olmadığı araştırılmalı.

İmzasız ihbarlar ve böyle elleri arkadan bağlama gibi ihbarlar da dikkate alınmamalı...

*

Halk bu gibi zorlamaları pek hoş karşılamıyor.

İstanbul belediye seçimlerinde bir ilçe belediye başkanının İmamoğlu için ortaya attığı “Yunan” suçlamasının nasıl karşılandığı ortada...

Bir iletişim faciasıydı ve ters tepti...

O yüzden “muhbir vatandaşa” dikkat etmekte yarar var...

Bazen kendinizden yana sandığınız bir “muhbir vatandaş” çok başka biri çıkabilir.

Bu yedi ülkeye itirazım var
EK LİSTEDE NİYE TÜRKİYE DE YOK

DÜN canımı çok sıkan bir haber okudum. ABD, İngiltere, Kanada, Fransa, Almanya, İtalya, Japonya...

Bu 7 ülkenin dışişleri bakanları bu hafta Londra’da bir araya geliyor ve önümüzdeki 10 yıl boyunca dünya açısından çok önemli bir toplantı yapacaklar.

*

Bu ülkeler kendilerine “7’LER” adını taktılar. “7’LER” grubu dünyanın büyük sanayi güçleri arasındaki koordinasyonu sağlamak amacıyla kuruldu.

Bu grup şimdiye kadar “Enerji sorunu”, “Küresel yoksulluk” ve “Finansal kriz” gibi konularda toplanıyordu. Ancak bu hafta Londra’da çok başka bir konuyu konuşmak üzere bir araya geliyorlar.

“Demokratik değerleri savunmak ve açık toplum...”

Daha açıkçası şöyle tarif ediliyor:

“Demokrasi ile Çin ve Rusya gibi otoriter rejimler arasındaki rekabet nasıl koordine edilecek...”

*

Ancak bu buluşmanın bizim açımızdan çok düşündürücü bir tarafı var...

Bu defaki toplantıya “7’LER” grubuna dahil olmayan 4 ülke daha davet edilmiş.

Hindistan, Güney Kore, Avustralya, Güney Afrika... Bu 4 ülkeyi kim belirledi merak ettim ama öğrenemedim.

Çünkü bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak bu ek listeye çok tepki duydum ve itirazım var. Bu ek davetliler arasında niye Türkiye yok...

‘DÜNYA 5’TEN, DEMOKRASİ 7’DEN BÜYÜKTÜR’ DİYELİM

HEPİMİZ biliyoruz, 7’ler grubuna dahil ülkelerin çoğu “Türkiye’de otoriter bir rejim var” diye düşünüyor...

İyi, tamam da Hindistan’daki Modi rejimi Türkiye’den daha mı az otoriter?

Güney Afrika derseniz, daha geçen hafta ABD’nin yeni Dışişleri Bakanı Blinken’ın Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde “otoriter” olarak saydığı ve en ağır özgürlük ihlallerinin bulunduğunu söylediği 7 ülkeden biriydi...

Önümüzdeki 10 yıl galiba “demokrasi ile yönetilen” ülkelerle “otoriter rejimler” arasında bir mücadeleyle geçecek.

Türkiye bu “yeni soğuk savaşta” nerede yer alacak?

Cumhurbaşkanı Erdoğan Birleşmiş Milletler’de haklı olarak yıllarca “Dünya 5’ten büyüktür” tezini savundu. Şimdi de “Demokrasi 7’den büyüktür” cümlesini buna eklemesi çok güzel olmaz mı...

X

Kâinatın en büyük sırrının fotoğrafını kim, nasıl çekti

Dün Kuzey yarıküre çok ilginç bir güneş tutulması izledi.

Birçok yerden, “Halkalı tutulma” denen bu olayı gösteren harika fotoğraflar geldi.

Bana göre en güzeli de manşete koyduğum bu fotoğraf oldu...

Halkalı tutulma gözümüzü yine uzaya çevirdi.

Bundan istifade ederek ben de son yıllarda size kâinatla ilgili en ilginç olaylardan birini anlatayım.

12 Nisan 2019 günkü yazımda, insanoğlunun yıllardır konuştuğu “karadelik” denilen “şey”in fotoğrafının çekilmesinin hikâyesini yazmıştım.

Karadelik için, “öteki dünyanın kapısı” da diyebiliriz.

Kâinatın en az bilinen boşluklarıdır karadelikler.

Yazının Devamını Oku

Yarın Roma'da sahaya ilk defa Z kuşağı çıkıyor

Türkiye Milli Takımı yarın Roma’da İtalya’nın karşısına çıkıyor.

Geçen yıl yapılamayan Avrupa Futbol Şampiyonası bu maçla başlıyor.

Hürriyet Avrupa baskısı bugün şampiyona için hazırladığı 28 sayfalık güzel bir ek veriyor.

O ek için benden de bir yazı istediler.

O yazıyı hazırlarken farkına vardım şimdi yazacaklarımın.

Yarın sahaya belki de tarihimizin en genç milli takımı ile çıkacağız.

Gelin şu rakamlara bakalım.

*

Takımızın yaş ortalaması 25 ve şampiyonaya katılan 24 takım arasında en genci...

Yazının Devamını Oku

Bu yıllar geçecek, Ezgi Mola kalacak... Ya siz

Ezgi Mola’yı son defa Alice müzikalinin kulisinde görmüştüm.

Harika Kırmızı Kraliçe oyununu sevmemize çocuk gibi sevinmişti...

O gece üzerinde bu fotoğrafta gördüğünüz “Kırmızı Kraliçe” kıyafeti vardı.

“Bu rolü Türkiye’de en iyi oynayacak isim” demiştim.

*

Dün milletçe öğrendik ki Ezgi Mola hakkında 4 yıla kadar hapis cezası istemi ile dava açılmış.

Nedeni de tecavüze uğrayıp intihar eden genç kızı savunmak için attığı tweet’miş.

İddiaya göre intihar eden kıza tecavüz iddiasıyla yargılanan kişiye hakaret etmiş.

Ne kadar da onuruna düşkün bir arkadaşmış meğer...

Yazının Devamını Oku

Biz Türkler nikâh şekerini Lükres Borjiya'nın kına gecesinde mi öğrendik

Dün Hürriyet ve New York Times’ın manşetinde benzer bir haber vardı. Pandemi sırasında yasaklanan düğünlerin yeniden başlaması.

Hürriyet’in haberine göre Türkiye’de bu yıl düğün patlaması yaşanacakmış.

Normal yıllarda 500 bin olan düğün sayısının bu yıl 750 bine çıkması bekleniyormuş.

New York Times’ın haberine göre de İtalya da 17 Mayıs’tan itibaren düğünleri serbest bırakmış.

Düğünlerin serbest bırakılması bu iki ülkenin iki şehrinde özel bir sevince yol açtı.

Türkiye’de İzmir...

Çünkü İzmir gelinlik üretiminde belki de dünyanın en büyük şehri...

Sadece Türkiye’nin değil, Avrupa’nın gelinlik ve damatlık kıyafetleri oradan gidiyor.

Yazının Devamını Oku

Özel telefon, Whatsapp mesajı yayınlayan, yayan fena yandı

O meşum 3 Temmuz gününü hayatım boyunca unutmayacağım.

Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın evinden alınıp götürülüşü hâlâ gözümün önünde...

Saracoğlu Stadı’nda FETÖ’cü polislerin provokasyonunu hiç unutmayacağım... Orada yediğim biber gazı hâlâ genzimde...

*

Neler yaptılar bu kulübe...

Sırf Atatürkçü diye... Sırf herkes FETÖ yalakalığı yaparken onlar yapmadı diye...


Yazının Devamını Oku

Erdoğan, Biden'a fesli bir boksörü anlatacak

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD Başkanı Biden’la yapacağı görüşmenin tarihi kesinleşti.

Önceki gün aldığım bir bilgiye göre Erdoğan bu görüşmede ABD Başkanı’na bir boksörden söz edecek.

Bir de kitap hediye edecek.

Kitabın adı da şu: “A Golden Heart Mitten...”

Yani “Altın Kalpli Eldiven...”

*

Önceki gün AKP’li bir başkanla ringe çıktım.

Beyoğlu’nun göbeğine kurulmuş bir ringin kenarındaki halatları kaldırıp birlikte içine girdik ve bu fotoğrafı çektirdik.

Ringe çıkma daveti Beyoğlu Belediye Başkanı

Yazının Devamını Oku

Spor yazarları artık maç sonu kültürünü köklüce değiştirmeli

Osaka, aldığı ceza sonrasında Fransa Açık’tan çekilirken, Kadın tenisçinin kararı, aynı zamanda bütün dünyada ‘sporcuların mental sağlığı’ konusunu da tartışmaya açtı.

Bu hafta başında spor dünyasını çok yakından etkileyen çok önemli bir tartışma başladı... Tartışmayı başlatan kadın bir sporcuydu ve şu anda spor medyasında toz duman. Olay şu:

KADIN SPORCU MAÇ SONU TOPLANTISINI REDDEDİNCE

Paris'te yapılan Fransa Açık Tenis turnuvasında Naomi Osaka maç sonunda yapması gereken basın toplantısına çıkmayı reddetti... Böylece tenis tarihinde bir ilke imza attı. Nedenini de şöyle açıkladı: “Bu basın toplantılarında sorulan negatif ve öfkeli sorular psikolojimi bozuyor ve benim mücadele azmimi kırıyor...”

KIZGIN ORGANİZATÖRLER PARA CEZASI VERDİ, İHRAÇLA TEHDİT ETTİ

Tabii organizatörler Naomi Osaka’ya hemen 15 bin dolar para cezası verdiler. Onunla da kalmadılar, turnuvadan ihraç edebileceklerini ve disiplin soruşturması başlatılabileceklerini ifade ettiler.

Naomi Osaka da ceza almasından 1 gün sonra turnuvadan çekildiğini açıkladı. Spor dünyasında büyük bir tartışma başladı ve çok sayıda sporcu Naomi Osaka’ya destek verdi. Kadın tenisçinin kararı, aynı zamanda bütün dünyada ‘sporcuların mental sağlığı’ konusunu da tartışmaya açtı.

BAZI GAZETECİLER SORU SORMUYOR KENDİNİ GÖSTERMEYE ÇALIŞIYOR

Yazının Devamını Oku

İstanbul’un gayriresmi VIP açılışının yıldızları

Bana göre İstanbul pandemi sonrası açılışını önceki gün yaptı.

İlk açılış “Perakende Günleri” toplantısıydı.

Toplantı sonunda, “Perakende Güneşi Ödülleri” verildi.

Birincisi pandemi sırasında başarılı olan şirketler ödüllendirildi.

Bir de “Yirminci Yıl Özel Ödülü” vardı.

Buna “Ödüllerin Ödülü” deniyordu....

Perakende sektörünü temsil eden 15 dernek ve iki ana sponsordan oluşan büyük jüri belirledi.

Ödülü Mudo mağazalarının kurucusu Mustafa Taviloğlu’na verdiler.

Ve onu, kendisinin yıllar önce söylediği şu cümleyle tanıttılar:

Yazının Devamını Oku

Bir sivil darbe mağduruna postmortem iade-i itibar

Önceki gün Türkiye’de bir “milli mutabakat” olayı yaşadık. Yakın tarihimizin, şimdi hayatta olmayan bir “sivil darbe mağdurunun” ayaklar altına alınmış onurunu iade ettik. Şimdi sizi bu “postmortem” yani ölümü sonrası gerçekleşen iade-i itibar olayının ilk gününe götüreceğim.

O meşum sabaha...

19 Aralık 2009 sabahı Beylerbeyi’ndeki bir askeri lojmanda silah sesi duyuldu.

Türk ordusunun bir subayı, o sabah tabancasını şakağına dayadı ve tetiği çekti. Arkasında da şu mektubu bıraktı:

“Hukuksuzluk sürecine hukuk adına saygı gösterilemez. Bu şekilde giderseniz ne yönetecek bir ordu, ne yaşayacak bir Cumhuriyet, bir ülke bulamayacaksınız.

Şunu bilin ki en küçük suçu ve günahı olmayan ben bu yapılan hukuksuzluğa isyan ve bu karanlığa bir nebze ışık olabilmek için hayatıma son veriyorum.”

*

Yarbayın adı

Yazının Devamını Oku

Bu fotoğraf bana niye Cem Karaca'yı hatırlattı

Bu fotoğraf cep telefonuma geçen pazar günü, Porto şehrinde nehir kenarında dolaşırken saat 14.03’te geldi.

Gönderen Ahmet Özal’dı...

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun rahmetli Cumhurbaşkanımız Turgut Özal’ın eşi Semra Özal’ı İstanbul’daki evinde ziyareti sırasında çekilmişti.

Hemen söyleyeyim...

Tarihi bir fotoğraftır bu...

Büyük bir barışın fotoğrafı...

Cumhuriyet’i kuran partinin, Cumhuriyet’in liberal devrimini yapan insanı ile vefa buluşmasıdır...

Yeni CHP’nin temellerini atan bir karedir...

Yazının Devamını Oku

Nöbetçi genel yayın yönetmeninin manşeti

Her eski genel yayın yönetmeninin içinde mutlaka bir “nöbetçi genel yayın yönetmeni” vardır.

Benim gibi artık ne ruhen, ne de fiziken öyle bir beklentisi kalmamış eski genel yayın yönetmeninin de içinde vardır o nöbetçi...

Öyle bir gün gelir ki...

“Keşke bu gazeteyi bugün ben yapsaydım” derdi...

Veya benim gibi onu demez de şunu yapar.

İçindeki gazeteyi içinden yapar...

Pazar gecesi öyle bir geceydi işte...

İçimdeki nöbetçi, o gece kendi gazetesini yaptı...

Yaptı da ne yaptı...

Yazının Devamını Oku

O statta sadece final oynanmadı, futbolun geleceği değişti 

Futbolun geleceği adına önemli ipuçlarına tanık olduk.

Bu maç Avrupa’nın seyircili futbola dönüşüydü. 16 bin taraftar sahada 60 binlik bir atmosfer yarattı. Şurası kesin; seyircisiz bir maç baharatsız bir yemek gibiydi. Futbol önceki gece aromasını ve baharatına kavuştu. Stattaki seyirci yerleşiminde sosyal mesafe ve hijyen şartlarına uygun bir oturum planlaması yapıldı. Ama daha maç başlamadan önce bütün sosyal mesafe kuralları bir yana bırakıldı. Maskeler tamamen atıldı.

Önceki gece her futbolsevere nasip olmayacak bir olayı yaşadım.

Tabii ki bu bir UEFA Şampiyonlar Ligi finaliydi. Tabii ki o maçı seyretmek bir şanstı.

Ancak bir sosyolog olarak benim için en az onun kadar güzel bir fırsat daha vardı.

Bütün dünyada 1.5 yıllık aradan sonra seyircili ilk futbol finalini seyredecektim.

Gerçekten çok zengin gözlemlerle dolu bir gece geçirdim.

Cumartesi gecesi Porto’nun Drago Stadı’nda sadece bir UEFA finali oynanmadı.

Futbolun geleceği açısından çok başka şeyler de oldu.

Yazının Devamını Oku

Bir milyon kişi beni karıma şikâyet etti

Geçen hafta “Hergele eşek” başlıklı bir yazı yazmıştım.

Twitter’da TT olmuştu.

Bu defa 10 saniyelik yarım kalmış bir cümle ile yine TT oldum.

Üstelik bu defa bir gece ve bir gün TT kaldım...

*

Olay perşembe akşamı bir arkadaşımdan gelen telefonla başladı:

“Sen gerçekten Tayyip Erdoğan büyük lider mi dedin?”

“Evet” dedim...

Şaşırdı... Herhalde

Yazının Devamını Oku

Bu bir final değil, seyircili sezonun açılışı

İngilizler dün itibariyla Avrupa’da duvarları yıktı ve pandemi sonrası futbol dönemini açtı.

İstanbul’dan neredeyse çalınarak Porto’ya ikram edilen final maçına içim buruk geldim. Ama iyi ki gelmişim. İnsanlar saha içindeki futbola susamış. Ama sokaklardaki heyecanına da susamış. Ve bilin ki sahaya dönen seyirci aynı seyirci olmayacak. Daha mı iyi olur daha mı kötü bilmiyorum ama, daha agresif bir seyirci görürsek kimse şaşırmasın.

Dün UEFA Şampiyonlar Ligi final maçı için Portekiz’in Porto şehrindeydim. Aslında İstanbul’da seyredeceğimiz bir final bizden neredeyse çalınarak Porto’ya ikram edilmişti. O nedenle biraz içim buruk geldim buraya. Ama iyi ki gelmişim... Maçın sahadaki ayrıntılarını yarın yazacağım. Bugün saha dışını yazayım.

MAÇA CHELSEA KULÜBÜ BiLETiYLE GiREBiLDiM

Portekiz’e gelişim kolay olmadı. Bilet bulmak hiç kolay değildi. Çünkü stada 16 bin 500 kişi alınacaktı. Son anda maça gitmekten vazgeçen bir Chelsea Kulübü üyesi arkadaşım sayesinde bilet bulabildim.

OTEL FiYATLARI FÜZE GiBi FIRLAMIŞ

İkincisi Portekiz’e giriş koşulları. Kimi, “karantina var” diyordu, kimi “Yok” diyordu. Ama hemen herkese göre Portekiz’e girmek için bir davet lazımdı. Onları da hallettik... Ama en zoru otel bulmaktı... Epeydir kapalı olan oteller, restoranlar sanki bir yılın parasını bir günde çıkarmak ister gibiydi. Sadece 3 metrekare otel odasının fiyatı 600 Euro’dan başlıyordu.

BEŞ UÇAK iNiNCE COViD DUVARI YIKILDI

Yazının Devamını Oku

Erdoğan telefonu kaldırıyor ve karşısında Beşar Esad var

Bugün size 2007 yılında bir gece, Türkiye Başbakanı’nın odasında yaşanan öyle bir olayı anlatacağım ki...

Şaşırıp kalacaksınız...

Ama önce dün dikkatimi çeken bir gelişme ile başlayayım.

*

Dün beni en şaşırtan haber İsrail’den geldi...



Yazının Devamını Oku

Biz 27 Mayıs'ı anarken hayırlı bir darbe oldu

Dün 27 Mayıs askeri darbesinin 61’inci yıl dönümüydü.

Türkiye’nin çeşitli yerlerinde toplantılar yapılıyordu.

En sembolik olan ise tabii ki, yargılamaların yapıldığı Yassıada’daydı.

Olay oradan Türkiye’yi sarsan YouTube videolarına geliyordu.

İşte tam o saatlerde dünyada herkesi şaşırtan bir başka darbe yaşandı.

Bir şirket içi darbe...

Ama darbe yapılan yer öyle bir şirketti ve darbeyi yapanlar da öyle kişilerdi ki...

Dünya ekonomisinde yeni bir çağ başlıyordu.

Yazının Devamını Oku

Kalbi Ege'de kalanlar ve İzmir artık tam kadro sahada

Önceki gece Olimpiyat Stadı’ndaki maç bittiğinde, Kahramanlar’da doğmuş bir İzmirli olarak hissiyatım şöyleydi

Bir tarafta Altınordu... Mahalleme yakın bir başka mahallenin takımı. Küçükken okul dönüşü hep top oynadığım halk sahasının ilk sahibi. Metin Oktay olmak isteyen çocukların hayal arenası. Büyük Altınordu... 1923’te kurulmuş, Süper Lig kurulduğunda ilk 16 takımdan biri olmuş, Cumhuriyet’le yaşıt bir kulüp. İzmir’in ‘Kırmızı Şeytanlar’ı.

Öteki ise Altay... İlkokulu okuduğum Gazi İlkokulu’nun, orta ve liseyi okuduğum Namık Kemal Lisesi’nin mahallesinin takımı. Ben İzmirsporluyum ama öte yanım İzmirli.

Ve maç bitti. Altay Süper Lig’de... Kazanan İzmir... Ama asıl kazanan Süper Lig. İzmir’siz bir Süper Lig hep eksikti. Göztepe geldi... Zenginleşti. Şimdi Altay geldi. Yani Alsancak. Ege modernitesi. Ve İzmir artık tam kadro sahada...

Tebrikler Büyük Altay. Tebrikler Mustafa Denizli. Altay’dan aldığın parayı Şehit Aileleri’ne bağışladığın için de ayrıca teşekkürler, benim sevgili arkadaşım. Tebrikler Alsancak, Birinci, İkinci Kordon, Mustafa Bey Caddesi, Gül Sokak. Sana da tebrikler Büyük Altınordu. Tebrikler İzmir. Tabii ki tebrikler Mustafa Hocamın Çeşmesi, Alaçatı’sı. Tabii basketboldaki başarısı ile tebrikler Karşıyaka...

Önümüzdeki sezon her takım iki defa İzmir’e gidecek... Emin olun ki Süper Lig bu sezon çok daha renkli olacak.

Yazının Devamını Oku

Bir gazeteci gözüyle dört başka gazeteci

1) Dün Sözcü gazetesinde yayınlanan iki yazı beni çok düşündürdü.

Konu Habertürk kanalında yayınlanan İçişleri Bakanı söyleşisiydi.

İki yazar kendi üsluplarıyla programa katılan gazetecileri eleştirmiş.

Emin Çölaşan neredeyse yerden yere vurmuş.

Deniz Zeyrek ise ılımlı bir üslupla eleştirmiş.

Bense farklı bakıyorum.

Önce bir risk analizi yapayım.

Habertürk’te gazetecilerin karşısına çıkmak İçişleri Bakanı

Yazının Devamını Oku

Bir başka YouTube videosu ve arkasındaki afişin anlattığı...

Dün tuhaf bir gündü...

Çok tuhaf bir gün...

Gündem çok kalabalıktı...

Siyasette izdiham vardı...

Lakin benim için çok tenhaydı... Issızdı...

*

Bir gece önce bütün Türkiye o malum televizyon tartışmasını izliyor, konuşuyordu...

Dört gazeteci soruyor, İçişleri Bakanı da konuşuyordu...

Her taraftan mesaj akıyordu cep telefonuma...

Yazının Devamını Oku

Leon Troçki, Erdoğan ile Biden arasında arabulucu olabilir mi

Soruyu soran ben değilim...

Soru da bu değil...

Soruyu New York Times yazarı Thomas L. Friedman soruyor:

“Joe Biden Nobel Barış Ödülü’nü alabilir mi?”

Ben de aynı soruyu ülkemin Cumhurbaşkanı için soruyorum...

Ama önce gelin Thomas Friedman’ın yaklaşımına bir bakalım.

Friedman dün yayınlanan yazısına Sovyet devriminin önde gelen liderlerinden Leon Troçki’nin şu sözü ile başlıyor:

“Siz savaşla ilgilenmeyebilirsiniz... Ama savaş sizinle ilgilidir...”

Yazının Devamını Oku