Son yazlıkçı da gitti bütün patiler yasta

Pazar akşamüzeri İstanbul dışındaydım...

Tansu aradı.

Andre’yle konuşmuş...

“Bekir pek iyi değilmiş” dedi...

Artık böyle cümleleri sık sık işittiğimiz bir yaştayız...

Veda zamanı geldiğini hatırlatır sık sık bizim neslimize...

Son yazlıkçı da gitti bütün patiler yasta

Tansu, Bekir’le de konuşmuş...

Sık sık konuşurlar...

Yıllardan beri konuşurlar...

Muhabbete dönmüş çok meseleleri vardır...

Sanmayın ki sadece siyaset...

İnsan sevgisi vardır... Tabiat sevgisi, hayvan sevgisi...

Tabii ki yurt sevgisi... Vatan tutkusu... Tabii ki Cumhuriyet...

*

Gece ölüm haberini, benden de eski bir ‘Hürriyetçi’, Ertuğ Karakullukçu verdi...

Küçücük bir cümleydi...

“Bekir’i kaybettik...”

*

Hürriyet’in belki de en eski geleneğidir...

Ölüm bizleri birleştirir...

Birimiz gitti mi, ilahi bir ses gelir, hepimizin duyu telleri birer telgraf direğine dönüşür, posta güvercinleri haline geliriz...

*

Sonra oradan buradan hep aynı, o eski yazı gelmeye başladı...

Bekir’in sonbahar yazısı...

Hani şu...

“Komşunun radyosunda, her sene bu mevsimde durmadan çalan yine o hüzzam şarkı var...

Böyle mi esecekti bu mevsimde bu rüzgâr

Bütün kuşlar vefasız, mevsim artık sonbahar” diye başlayıp...

“Ayrılık mevsimidir bu aylar...

Yazlıkçılar döndüler

Kırlangıçlar Nil Deltası’na gitti...

Bu aylarda renk çiçekten ayrılır...

Güneş kumdan...” diye devam eden o yazısı....

*

Çünkü hepimiz çok etkilenmişizdir o yazıdan...

Çünkü, o sonbahar yazılarıdır bize, giden arabaların arkasından ağlayan terk edilmiş köpekleri hatırlatan...

Onun bu sonbahar yazıları sayesinde öğrenmişizdir, sonbahar kedilerinin yalnızlığını...

O yazılardan öğrenmiş ve utanmışızdır bu hoyratlıktan...

Onun bu yazıları açtırmıştı bize Türkiye’nin ilk hayvan sayfasını...

Onun köpeği Pako’nun adını işte o yazılar yüzünden vermiştik o sayfaya...

Anadolu’yu bir ucundan ötekine bağlayan muazzam bir hayvan sevgisi o hüzünlü sonbahar yazıları sayesinde bayraklaşmıştır bu ülkede...

Siyasetin paramparça ettiği bu ülkeyi o sonbahar yazıları yeniden bir millet haline getirmiştir.

*

Ölüm haberi gelince aklıma bir de yıllar öncesinin bir günü gelmişti...

Omzunda papağanı Cabbar ile poz veren bir Cumhurbaşkanı’nı hatırlamıştım...

Rahmetli Turgut Özal’ı...

Kendisi hakkında ağır yazılar yazan bazı yazarların isimlerini saymıştı tek tek o gün bana...

Çok kızıyordu onlara...

Kendisine çok haksızlık edildiğini düşünüyordu...

*

Bir tek Bekir’i ayırmıştı o muhalif yazarlardan...

“Ona kızmıyorum. Kızamıyorum... Çünkü öyle bir mizahı var ki, ben de gülüyorum” demişti...

*

O gün öğrenmiştim dilin zarafetinin ve zekâsının nasıl bir güç olduğunu...

“Demek ki insanları düşman etmeden eleştirmek de mümkünmüş” diye düşünmüştüm...

*

O gün öğrendiğim bu gerçek yıllar sonra Bekir hakkında yazdığım bir yazının ruhu olmuştu.

“Hepimiz yazarız, ama onunki Allah vergisi” demiş, şuracığıma takılı kalkmış cümlemi şöyle tamamlamıştım:

“Yazısındaki ince zekâ, üslubundaki edebi tat, kavram yaratmadaki muazzam kabiliyeti ve mizah gücü...

Bunların hepsi aynı insanda bir araya geldi mi bilin ki Allah vergisidir...”

*

O gün şunu da anlamıştım.

Yüce Allah yazarlara siyaset yazarlığı dağıtırken çok cömert...

Hele hele siyasi yazarlık birine vurmakla birini kayıtsız şartsız desteklemekten ibaret bir vasatlık çukuruna düşmüşse...

Çok vardır o çukurlarda hayatını idame ettiren biçare...

Yüzlerce, binlerce gurultu gelir o çukurlardan...

Kavga büyüdükçe, izdihama dönüşür o çukurların ahalisi...

*

Ama ince bir zekâ...

Ondan da incecik bir mizah...

Ve sevgi...

İşte Allah onu dağıtmakta o kadar eli açık değilmiş...

Diyorum ya...

Hepimiz yazarız...

Onun ki Allah vergisiydi...

*

Geçenlerde seyrettiğim “Hubie Halloween” filminin kahramanı saf Hubie’nin annesi, oğlunu kötü insanlara karşı şöyle savunuyordu:

“Gerçek cesaret nazik olmaktır...”

Bekir’inki hep nazik ve saf bir muziplikti...

Hoyratlığın meziyet, zorbalığın üslup, yazarlığın ise çetecilik haline geldiği bir âlemde onun dili hep bir zarafet vahası gibi kaldı...

*

Sabah fotoğraf editörümüz Umut Veis’le konuştum.

Bekir’in bu papyonlu smokinli fotoğrafını çok sevdik...

Çünkü bu fotoğraf bize, bir Cumhuriyet çocuğunun hayat hikâyesini de anlatıyordu...

Peki neydi o hikâye...

*

Urfa’nın çocuğuydu...

Hepimiz gibi sonradan Cumhuriyet’in başkentinin vatandaşı olmuştu...

Çoğumuz gibi hiç de kolay olmamıştı hayatı...

Ama Ankara ona, hayatını kazanmanın zorluklarını bile sanata çevirmeyi çok genç yaşta öğretmişti...

*

Mesela keman çalmayı öğrenmişti. Barlarda keman çalmıştı yaşayabilmek için...

İki-üç defa Zeki Müren’in sahnesinde çalmışlığı vardı.

*

Aynı zamanda boş zamanlar marangozuydu...

Yazarlığı, rende ile keman telleri, zanaatla sanat arasındaki o parantezin içinde çiçek açmıştı...

Üslubundaki halkçılık ve zarafet o seranın fidesiydi...

*

Çok iyi biliyordu Cumhuriyet’in, köy çocuklarını, kasaba çocuklarını, kenar mahalle çocuklarını, yoksul çocukları elinden tutup da cumhurbaşkanlıklarına kadar getiren rejimin adı olduğunu...

Kenar mahallelerden gelip de vefa duygusu taşıyan her Anadolu çocuğu gibi o da kendisini bu ülkenin en büyük yazarlarından biri haline getiren Cumhuriyet’e ve onun kurucularına karşı büyük bir minnet duygusu taşıyordu.

*

Allah vergisi bir kabiliyet, ve yeteneğe yükselmenin bütün kapılarını ardına kadar açan âlicenap bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile bir araya gelince, işte bu ülkenin bir Bekir Coşkun’u olmuştu...

*

Hepimiz geliyoruz ve gidiyoruz... Diyeceksiniz, bir köşe yazarından geriye ne kalır ki...

Kalırmış...

Muazzam bir insan sevgisi: İnsana, tabiata, çevreye büyük bir saygı...

Onlardan da büyük bir vatan ve Cumhuriyet sevdası...

*

Sonunda işte ülkenin dört bir yanından gelen böyle muazzam bir saygı duruşu...

Bize onu hatırlatacak başka neye ihtiyacımız var ki...

Bizlere bıraktığı sonbahar yazılarındaki şefkatten daha güzel bir mezar taşı olabilir mi...

*

Güle güle sevgili kardeşim...

Ben sana hakkımı çoktan helal ettim...

Umarım sen de bana etmişsindir...

Son yazlıkçı da gitti bütün patiler yasta

Latif: Güle güle Bekir
Bekir: Merhaba Pako

DÜN sabah Latif Demirci ile sohbet ediyorduk. Geçmişte Bekir ve Pako’sunu anlatan çok güzel çizgileri vardı. “Eğer sen de Bekir’e güle güle demek istiyorsan benim köşem açık” dedim. İşte bu sıcacık çizgileri gönderdi. Hem Bekir’in hem Latif’in o güzel insanlığını anlatan bir çizgi.

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Yanan Vaniköy Camisi ne zaman kime devredildi

Dünkü yazımda Vaniköy’de yanan cami ile ilgili bir gözlemimi aktarmış ve bir eleştiride bulunmuştum.

Vakıflar Genel Müdürlüğü Bölge Müdürü Musa Akdeniz bir bilgi notu gönderdi.

Arkasından Kültür Bakanı Yardımcısı Ahmet Misbah Demircan da aradı.

Her ikisi de ilginç bilgiler verdi.

Geçen pazar gününden beri kamuoyunun dikkatini çeken bu camiyle ilgili ilginç bilgilere yer verilmişti.

Bugün bu bilgileri sizinle paylaşmak istiyorum.

*

Bu cami 1671 yılında Bursa’da

Yazının Devamını Oku

Patlamayan şampanya patlayan bir gazoz ve...

Pazar günü Formula 1 final törenini izliyorum...

Lewis Hamilton bu yarışın İstanbul ayağını da kazanmış ve yarışma tarihine yeni bir rekor yazmış.

Bu yarışı, 7’nci defa kazanıp, Ferrari efsanesi Michael Schumacher’in rekorunu egale etmiş.

Yani Formula 1 tarihinde çok özel bir gün...

*

Bütün dünyanın gözü Türkiye’deki pistte yapılacak ödül töreninde...

Herkes Formula 1’in geleneksel şampanya patlatma seansını bekliyor.

Ama o ne?

Gazoz patlıyor...

Yazının Devamını Oku

Kozmik odadan çalıp açık kürsüden satmak

O günü hayatım boyunca unutmayacağım...

Bir bahane uydurularak Türk ordusunun en gizli kalması gereken bölümünün kapıları kırılarak içine girildi.

Girdikleri yer “Seferberlik Tetkik Kurulu Başkanlığı”ydı.

Orası neresi mi...

Ülkemiz işgale uğrarsa, vereceğimiz kurtuluş savaşında hangimizin nerede görev alacağını, hangi silahın nerede gömülü olduğunu, nasıl haberleşeceğimizi gösteren planlar ve isimler...

*

Hepsi tek tek çalındı.

Bir savaş halinde işgalci düşmana karşı vereceğimiz savaşın, yani beka savaşının bütün şifreleri, planları çalındı.

Ve kopyalandı...

Yazının Devamını Oku

Acil koduyla çağrılan bir 'balarısı haritası'

Son 72 saatte Türkiye Cumhuriyeti hükümetinden gelen mesajları alt alta yazıyorum.

Önce Cumhurbaşkanı Erdoğan konuştu ve dedi ki:

Önümüzdeki aylarda öngörülebilir, kolay erişilebilen yargı sistemi için adımlar atacağız...”

*

Bu cümlelerin ne anlama geldiğini ise iki gün sonra Adalet Bakanı Abdulhamit Gül açıkladı.

Bir kere daha benim şahsi zabıtlarıma geçmesi için en önemli maddelerini yazıyorum.

*

“Yargı, hiçbir kişi, kurum veya merciden emir, talimat, tavsiye, telkin almaz. Hiç kimse ve Adalet Bakanlığı da dahil olmak üzere hiçbir kurum yargı yetkisini kullanan mahkemelere vekâleten konuşamaz.”

*

Yazının Devamını Oku

Bir 'evet ama yetmez'cinin 18 aylık dolar kayıtları

Bundan 18 ay önce 31 Mayıs 2019 günü yazdığım yazının başlığı şuydu:

“Ben de tarihe ‘Yetmez ama evet’çi olarak mı geçeceğim...”

Cumhurbaşkanı Erdoğan bir gün önce Külliye’de “Adalet ve Yargı Reform Paketi”ni açıklamıştı...

Cumhurbaşkanı o gün Türkiye’ye ve bütün dünyaya şu mesajı vermişti:

“Olağanüstü hal hukuku dönemi kapanıyor...”

*

Cumhurbaşkanı o gün Adalet Reformu’nu “9 Amaç” başlığı altında toplamıştı.

Konuşmasında şu cümleleri dikkatle not almıştım.

*

Yazının Devamını Oku

Covid-19 aşısını bulan ekibin üçüncü kişisini de tanıyalım

Türkiye 10 Kasım günü Atatürk’ü anarken, İngiltere’nin en önemli gazetelerinden The Times’ın kapağında da karıkoca bir Türk çiftin fotoğrafı vardı.

1) Özlem Türeci ve Uğur Şahin...

Bu iki isim, şu an dünyayı sarsan, ekonomileri durduran, milyonlarca insanın hayatına ve işine mal olan COVID-19 virüsüne karşı ilk etkili aşıyı bulan insanlardı...

Yani onlar antibiyotiği bulan Alexander Fleming kadar önemliydi.

O nedenle haklı olarak dünyanın önde gelen bütün medya kuruluşlarının manşetindeydiler...

2) DÜN NAVTEX İLAN EDİLİRKEN MANŞETTEKİ O ÜÇÜNCÜ KİŞİ

ANCAK bu buluşun üçüncü bir kişisi daha vardı ki, onu manşetlerde fazla görememiştik...

Bazılarımız yabancı televizyonlarda rastlamıştı ama bu üçlü arasındaki ilişkinin en renkli ve sembolik kısmını görememiştik.

Yazının Devamını Oku

Aşının ilk etkisi yaşayan millet üzerinde, ikincisi ise

Ne şu ne bu...

Ne şunun gidişi ne bunun gelişi...

Bugünün en büyük haberi COVID-19 virüsüne karşı yüzde 90 etkili aşının bulunması...

Buluşun arkasında bir Türk kadını ile bir Türk erkeğinin bulunması da milletçe bonusumuz...

Aşı bulundu ve herkes gözünü piyasalara, borsalara dikti...

Tabii ki yükseldi...

Ama bana göre hayata dönüşün ilk harika işareti başka yerden geldi....

Live Nation’dan...

Yazının Devamını Oku

İktidardaki şeytan mı daha tehlikeli, muhalefetteki mi

Farkında mısınız...

Amerikan başkanlık seçiminin ortaya koyduğu çok tuhaf bir durum var:

KAZANAN: ABD’de bugüne kadar bir başkan adayının aldığı en yüksek oyla seçildi.

KAYBEDEN: ABD’de bugüne kadar bir başkan adayının aldığı en yüksek oyla kaybetti...

Terazinin bir tarafı daha ağır bastı...

Ama öteki tarafı da ağır bastı...

Gelin öyleyse bu tuhaf şeytan terazisinin iki tarafında ne vardı ona bakalım...

Seçim sonrası

Yazının Devamını Oku

Emine Hanım'dan Sezen'e Ajda'dan Tarkan'a en sevdiğimiz Timur şarkıları

Cumhurbaşkanımızın eşi Emine Erdoğan’ın mesajını da görünce, dünden beri şu sorunun cevabını arıyorum...

Son yıllarda adını çok az duyduğumuz Timur Selçuk nasıl oldu da, şu bölünmüş ülkede sağdan sola hepimize hayır duası okuttu?

İşçilerle 1 Mayıs şarkısını, ODTÜ öğrencileri ile Deniz Gezmiş’e ithaf edilen şarkıları söyleyen bir sanatçı, nasıl olur da Emine Erdoğan’ın gençliğinin de şarkıcısı olabilir?

Olabiliyormuş demek ki...

*

Bu ülkede pek çok insanın kafasında bir Timur Selçuk şarkısı vardır.


Yazının Devamını Oku

Önce 2 telefon geldi sonra da bu fotoğraf

Hani bir milletvekilinin Türkan Şoray için sarf ettiği o süfli cümleler vardı ya:

“Çamuriyetçi, HDPKK’cı, Amerikancı, İsrailci, emperyalist işbirlikçisi...”

Aynen böyle demişti...

*

Yazının çıktığı gün bir milletvekili aradı.

AKP Grup Başkanvekili Naci Bostancı’ydı...

O gün yazımı okuduktan sonra Türkan Hanım hakkında o sözleri söyleyen milletvekilini aramış ve bu sözleri tasvip etmediğini söylemiş.

Telefonda bana Türkan Hanım hakkında çok güzel şeyler söyledi.

“O mülakatı ben de okudum. Ben de sizin gibi düşünüyordum. Ülkesine, halkına derin sevgiyle bağlı büyük bir sanatçının ince duyarlılığını gördüm. Halkımız onu hem insanlığı hem de muhteşem oyunculuğu ile gönlüne yerleştirmiştir.”

Yazının Devamını Oku

48 saat boyunca uykusuz kalmama değen bir itiraf

İki gün boyunca uykusuz kaldım... Çünkü Amerikan seçimlerini izledim...

Bu 48 saat boyunca uykusuz kalmama değecek çok önemli bir anı canlı izleme imkânım oldu.

Popülist bir liderin itiraf anını... Size o anı anlatmak istiyorum.

*

Sandıklar kapanmadan önce, yani oylama devam ederken ABD Başkanı Trump kendi kampanyasını yürüten ekibin merkezini ziyaret etti.

Orada kampanya sırasında çalışan insanlara teşekkür etti...

Önce şu gözlemimi aktarayım.

Trump

Yazının Devamını Oku

O gece arka koltuktaki kadın nereye kayboldu

Anlatacağım gerçek olay aynen şöyle cereyan etti...

Taksi şoförü 20 yaşlarındaki kadın müşterisini aldığında hava kararmak üzereydi...

Yolcunun verdiği adrese geldiklerinde ise hava iyice kararmıştı...

Şoför taksimetreyi durdurup müşteriye döndüğünde şaşırıp kaldı...

Arka koltukta kimse yoktu...

Oysa kapının açılıp kapandığını duymamıştı...

Ayrıca o açmadan kapıların kilitleri açılmıyordu...

Şoför durumu bağlı olduğu şirkete bildirdi.

Yazının Devamını Oku

Ayda bebeği ve Elif bebeği kim kurtardı

Ki kurtardı, canlı yayında hepimiz seyrettik.

Önce Kadıköy Belediyesi’nin bir görevlisi... Bir kova taşıyıcısı, o sesi duydu...

Herkesi uyardı...

Sonra Tunceli  AFAD’dan bir görevli bebeğin yanına indi...

Büyük bir sevgiyle elini tuttu Ayda bebeğin...

Hemen yanında Manisa Belediyesi’nden bir görevli vardı...

Bir jandarma görevlisini gördük o arada...

Biraz ileride Bursa Belediyesi’nden bir başkası...

Yazının Devamını Oku

Gece saat 01:00... Bizim evde alt kattan gelen çığlık

Pazar akşamı evde hepimiz ağır bir günün gecesinde, içimizde İzmir hüznü odalarımıza çekilmişiz...

Saat 01.00 civarı...

Alt kattan aniden bir çığlık geliyor...

Koşuyoruz...

Torunum Zeynep, ağzında maskesi ile haykırıyor...

“Kurtuldu... Yaşasın İdil kurtuldu...”

Kendim kadar eminim... Aynı an, Türkiye’nin dört bir yanında evlerden aynı sevinç çığlıkları yükseliyordu...

*

Sonra sabah oldu...

Yazının Devamını Oku

Depremden bir hafta önce önüme gelen papyonlu adam

1948 yılının ekim ayında bir gün...

Tahminen 5 veya 6 Ekim günü...

İzmir’in Kordon Boyu’ndan geçen bir otomobil fotoğrafta gördüğünüz bu binanın önünde durur...

Şoförün yanındaki kapı açılır, yuvarlak gözlüklü, papyonlu ve ince yapılı bir adam iner...

Biraz sonra binanın önünde kendisini karşılayanlarla birlikte bu pozu verecektir...

Bu fotoğraf karesi 72 yıl arşivlerde kaldıktan sonra bu yıl eylül ayında yayınlanan bir kitapta gün yüzüne çıkacaktır.

Kadere bakın ki, bu kitap, İzmir’de cuma günü yaşanan depremden bir hafta önce

Yazının Devamını Oku

Ruhen depreme hazır bir şehir fiziken neden değil

Benim çocukluğumda İzmirli ruhen depreme hazır bir insandı...

Sallanırdı bizim evlerimiz...

Durmadan, sık sık sallanırdı...

*

İdmanlıydık... Evimiz sallanmaya başladığında dışarı fırlamak biz çocuklar için hulahup çevirmek kadar basitti...

Çünkü kaçmak için ya aşacak bir kapı, ya da inecek üç-beş basamak vardı.

*

Benim çocukluğumda İzmirli, bir San Franciscolu, bir Tokyolu gibiydi...

Tek katlı evlerimiz, iki katlı yuvalarımız en büyük dostumuzdu...

Yazının Devamını Oku

'Beyaz muhafazakârlar' Fransa'ya boykottan ne kadar etkilenecek

‘Beyaz muhafazakâr’ kavramı bana ait değil...

İki yıl önce Yeni Şafak gazetesinde Ergün Yıldırım’ın yazısında okumuştum.

Beyaz muhafazakâr portresini şöyle çiziyordu:

*

Bunlar “kentlileşen muhafazakârlardır”.

Ekonomik açıdan belli üst gelir grubuna mensupturlar.

Çocukları kolejlerde okuyor.

Tüccar, sanayici, bankalarda tepe yönetici ve iyi para kazanan doktorlar gibi meslek gruplarında yer alıyorlar.

Çocuklarını kolejlere göndermek için çok para harcıyorlar.

Yazının Devamını Oku

Devlet hastanesinde doğmuş bir çocuğun 29 Ekim Bayramı

Bugün...

Bu Cumhuriyet Bayramı günü...

Yazıma Sabancı Grubu’nun hazırlattığı “29 Ekim” videosu ile başlayacağım... Çünkü çok sevdim bu videoyu...

Ekrandaki Cumhuriyet sanatçısı soruyor:

“Cumhuriyet kaç kere ilan edildi bilir misiniz?”

Ve başlıyor saymaya...

“Her kız çocuğu ilkokula başladığında, Cumhuriyet bir kere daha ilan edildi...”

*

Yazının Devamını Oku

Ombudsman kardeşim o yapmış bu yapmış, bu sözler hiç mi önemli değil

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın Hürriyet’te yayınlanan “10 Soruda İslamofobi” mülakatını satır satır altını çizerek okudum.

Bütün dünyada İslam’ın tartışıldığı şu günlerde Türkiye Cumhuriyeti devletinden gelen en önemli sözler diye okumuştum...

Önce İslamofobinin yaygınlaştığı ülkelere Müslüman ülkelerde yükselen tepkiyi anlatıyor: Diyor ki:

“Müslümanlar kendi kutsallarına yapılan saldırıları sonuna kadar reddetmek ve meşru kurallar çerçevesinde tepkisini göstermek zorunda. Aksi halde kendisine ihanet etmiş olur.”

Arkasından Müslüman dünyaya sesleniyor, diyor ki:

“Fakat bunu şiddet, terör ve cinayet yoluyla yapmaya başladığında bu mücadeleyi daha baştan kaybetmiş olur. Zira Aliya İzzetbegoviç’in dediği gibi ‘Savaş ölünce değil düşmana benzeyince kaybedilir’.”

Sonra Fransa’da başı kesilerek öldürülen öğretmen olayına tepkisini çok net ifadelerle belirtiyor, diyor ki:

“Fransa’da malum karikatürleri derste gösterdiği için bir öğretmenin öldürülmesi de asla kabul edilemez, asla meşru gösterilemez. Bu kısırdöngüden çıkmak zorundayız, aksi halde ‘Dişe diş, göze göz’ diye diye ortada sağlam bir tane insan kalmayacak.”

Yazının Devamını Oku

Arka penceredeki kadının ilk icraatı

Hikayenin başlangıcını muhtemelen çoğunuz biliyorsunuz...

Ama geçen hafta bir gelişme daha oldu ki, onu da muhtemelen benden okuyacaksınız...

Önce hikâyenin başından başlayalım.

Povalikhino Moskova’nın 500 km kadar doğusunda küçücük bir kasaba...

Eylül ayının başında bu kasabada yerel seçim vardı.

Kasabanın belediye başkanı Nikolay Loktev tekrar seçileceğinden emindi ama bir sorunu vardı.

Seçimde karşısına hiçbir aday çıkmamıştı.

Bu da seçimi şaibeli hale getirebilirdi.

Yazının Devamını Oku