GeriErtuğrul ÖZKÖK Otuz yaş altı dünyanın en önemli 30 müzisyeninden biri
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Otuz yaş altı dünyanın en önemli 30 müzisyeninden biri

“OHHH Zoom konserler bitti...”

Önceki akşam Bodrum Zai’de, pandeminin başından beri fiziksel ortamda ilk konseri izledim.

Böylece sadece “dinleme” kodundan “izleme” moduna geçtim.

Özlemişim...

*

Konseri ÇEV Sanat’ın genç müzisyenleri verdi.

Solistler kemancı Bade Daştan ile çellist Jamal Aliyev’di...

Bodrum’un klasik müzikteki açılış konserini Fazıl Say şu cümleyle yaptı:

“Türkiye öyle az buz bir yer değil...”

Bu cümlenin arkasında anlatmak istediği şuydu:

Çağdaş Eğitim Vakfı bünyesinde kurulan ÇEV Sanat 10 yıla yakın süredir Türkiye’nin müzikte çok başarılı çocukları için özel bir programı uyguluyor. Türkiye’nin çok ünlü 5 müzisyeni her yıl Türkiye’nin her yerinden çok yetenekli müzisyen çocukları bulup çıkarıyor. Bu çocuklara yurtdışında çok özel bir eğitim imkânı sağlanıyor.

Otuz yaş altı dünyanın en önemli 30 müzisyeninden biri

Bu 55 çocuktan 30’u bugün dünyanın çok önemli okullarında eğitim görüyor.

İçlerinden bazıları daha bugünden nyanın en iyileri” arasına girdi.

Bunlardan biri çellist Jamal Aliyev...

Annesi babası Azeri, Jamal Türkiye’de doğup büyüdü...

Fazıl Say “Hiç abartmadan söylüyorum bugün dünyanın en iyileri arasında” diyor.

Haksız da değil...

Dünyanın en itibarlı yarışmalarından biri olan Concert Artist Guild’i kazandı.

İngiltere’den yayın yapan Classic FM tarafından “30 yaş altı dünyanın en yetenekli 30 müzisyeninden biri” olarak seçildi.

ÜÇ YILDA YO-YO MA SEVİYESİNE TERFİ ETTİ

BU genç insanları 4 yıldır izliyorum...

Son defa Venedik’te Kempinski Oteli’nin kilisesinde verdikleri konseri izlemiştim. Orada dinlediğim Jamal Aliyev çok iyiydi.

Ama önceki akşam Bodrum Zai’de dinlediğim Jamal Aliyev, abartmıyorum artık Yo-Yo Ma, Pau Casals rütbesine terfi etmeye hazır bir çellist olmuş.

Bach’ın hayatım boyunca bıkmadan dinlediğim “Air on The G String”ini mükemmel bir virtüözite ile çaldı...

Otuz yaş altı dünyanın en önemli 30 müzisyeninden biri


FAZIL’IN KIZININ PİYANOSUYLA SEKİZ HAFTADA BİRİNCİ OLDU

CUMHURİYET’in ilk yıllarında devletin böyle bir programı vardı. “Harika çocuklar” deniyordu onlara. Ama artık “Harika çocuk” kavramı kullanılmıyor.

ÇEV Sanatın özel eğitim imkânı sağladığı 55 çocuğun her birinin çok ilginç hikâyesi var.

Mesela Bursalı Arya Su Gülenç...

ÇEV onu 8 yaşındayken Bursa’da evinde keşfetmiş.

Çok ucuz ve sıradan bir elektrikli piyanoyla çalmaya çalışıyormuş.

Fazıl Say daha önce kızı Kumru için aldığı piyanoyu ona hediye etmiş.

Arya 8 ay sonra New York’ta kendi yaşıtları arasında yapılan bir yarışmada birinci olmuş.

O GECE ÖĞRENDİĞİM BENİ ÇOK ÜZEN HABER

Bu çocukların bu noktaya gelmesinde devletin hiç katkısı yok.

Ama iki ayrı grubun çok katkısı var.

Birincisi ÇEV Sanat ve onun başındaki Berrin Yoleri...

Tabii sponsorlar...

*

Ancak gecenin sonuna doğru beni üzen bir haber öğrendim.

Bu harika orkestra bugünlerde büyük bir sorunla karşı karşıyaymış...

Çünkü pandemi dolayısıyla bazı büyük sponsorlar desteğini durdurmuş...

Oysa bu çocukların okullarına devam etmesi, onlara çalabilecekleri iyi enstrümanlar temin edilmesi gerekiyor. Umarım o büyük sponsorlar yeniden kredilerini açarlar.

Ve tabii ki yeni sponsorlar da gelir.

Otuz yaş altı dünyanın en önemli 30 müzisyeninden biri


BU 55 ÇOCUĞU BULUP KEŞFEDEN MÜTHİŞ EKİP

BU genç müzisyenleri bulup keşfeden harika bir ekip var. Sanat Kurulu...

Bu kurul Türkiye’nin kendi alanında en ünlü isimlerinden oluşuyor:

Fazıl Say, İbrahim Yazıcı, Bülent Evcil ve Mehmet Yasemin...

Her yıl oturup günlerce Anadolu’nun her yerinden gelen başvuruları inceliyor, dinliyor ve ortaya çıkarıyor.

BUNA KARŞILIK BANA UMUT VEREN BİR HABER DE VAR

GECE gördüğüm bir manzara bana umut verdi. Bodrum’da bir sanat olayında yıllardır böyle bir kalabalık görmedim. Çok sayıda tanınmış kişi konsere gelmişti. Davetliler arasında şu isimler vardı:

Çiğdem Simavi, Pervin ErsoyRevna Demirören, Heves Ekinci, Feryal Gülman, Banu Hakan Çarmıklı, Beyza Uyanoğlu, Cana Sialom, Tal Garih, Yelda-Hakan Tiftik, Ömer Aras, Volkan Büyükhanlı, Pınar Sabancı, Pelin Akın, Aynur Özderici, Hatice Begüm Eyilik, Füsun Topbaş, Alp Yalman, Figen Çiftçi ve Derya Karagülle. Bu arada bazı büyük kuruluşların yeni kuşak temsilcilerini de davetliler arasında gördüm.

Akfen ve TAV’ın yönetim kurulu üyesi Pelin Akın Özalp ve Kavaklıdere şaraplarının üçüncü kuşağından Cevza Başman’ı orada görmek beni sevindirdi.

TÜRK PORSELENİNİN BÜYÜK BİR TASARIMCIYLA BULUŞMASI

GENÇ müzisyenler gecesinde Kütahya Porselen Yönetim Kurulu Başkanı Sema Gürel Sürmeli ile karşılaştım.

Tabii hemen geçen hafta tanıttıkları “Skallop” koleksiyonunu sordum...

*

Kütahya Porselen bu koleksiyonu dünyanın en tanınmış endüstriyel tasarımcılarından Karim Rashid’e çizdirdi. Türkiye’nin böyle prestijli markalarının büyük tasarımcılarla çalışması bana hep çok güzel görünüyor.

*

Karim Rashid daha önce de Kayra şarapları için şarap kadehi tasarlamıştı.

Üzüm yaprağı şeklindeki bu tasarımı bazı kişiler tarafından eleştirildi ama ben çok sevdim.

Ve daha şimdiden bir sanat eseri olarak koleksiyon objesi haline geldi...

Bendekileri özenle saklıyorum.

*

Kütahya Porselen için çizdiği Skallop koleksiyonunu da tek tek inceledim.

Her ne kadar Karim Rashid, “Tasarım bir sanat değildir” diyorsa da benim için bal gibi sanat...

Hem de sanatı masamıza koyan bir sanat.

Bu vizyona sahip Türk sanayicilerini anlatmak ve tanıtmak bana gurur veriyor.

Otuz yaş altı dünyanın en önemli 30 müzisyeninden biri

KUZGUNCUK’TA GİZLİ BİR BAUHAUS ATÖLYESİ

KONU tasarımdan açılmışken, geçen hafta katılamadığım için üzüldüğüm bir girişimi de anlatayım. Kalyoncu Ailesi’nin genç üyesi Mehmet Kalyoncu’nun başkanlığını yaptığı “Türkiye Tasarım Vakfı” adlı bir kuruluş var.

Epeydir ilgiyle izliyorum.

Kâr amaçlı olmayan bir vakıf bu...

Türkiye sanayide artık fasondan özgün tasarıma geçme aşamasına geldi.

Tasarım, ürettiğiniz ürüne karakter ve değer katan bir şey. Ta Paris’te öğrencilik yıllarımdan beri beni çok etkileyen Bauhaus adlı mimari bir ekol var.

Yirminci yüzyıl başlarında Walter Gropius adlı mimarın geliştirdiği Bauhaus ekolü bugün dünyada, sadece mimaride değil, her alanda tasarımı etkileyen en kuvvetli akımlarından biri.

*

Mehmet Kalyoncu’nun başında bulunduğu vakıf geçen hafta “Yeniden Bauhaus Atölyeleri” başlığı ile çok önemli bir eğitim programını devreye soktu. Tasarımda başarılı olan ülkelerden biri Finlandiya.

Bu ülkenin en önemli tasarım okullarından biri “Arkki”...

Türkiye Tasarım Vakfı işte bu okulun programlarını Türk çocuklarına da öğretmeye başladı.

Türkiye’nin büyük bir şirketinin böyle bir vizyonla bu işe girmesi beni çok sevindirdi.

Otuz yaş altı dünyanın en önemli 30 müzisyeninden biri

TASARIM HARİKASI MUSTANG’İ UTANMASAM ÖPECEKTİM

BENİM kafamda “tasarım” kavramını doğuran şey, 1966 yılında İzmir’in Alsancak semtinde gördüğüm ilk Ford Mustang araba oldu.

Hâlâ araba kullanmayı bilmeyen biri olarak hiç unutmuyorum o günü...

Gördüğüm an takılıp kalmıştım. Yarım saat arabanın etrafında dolaşıp durmuştum.

Utanmasam diz çöküp öpecektim arabayı...

Tasarımın, sanayinin estetik sanatı olduğunu o gün anlamıştım.

Hâlâ aynı fikirdeyim.

KATKIDA BULUNANLAR
Sayfa Editörü: Firuzan Demir
Düzeltmen: Metin Usta
Tasarım ve Uygulama: Selma Songül Zengin

X

Pazar günü kaç süslü kadın pedal çevirdi

Tahminimi hemen yapayım...

Dünyanın belki de en renkli, en büyük festivali İzmir’den doğabilir...

Hatta iddiamı daha da büyüteyim...

İzmir’den “Halloween” kadar küresel bir festival doğabilir...

Adı da harika...

“Süslü Kadınlar...”

Dokuz yıl önce İzmir’den o ilk fotoğraf geldiğinde içim öylesine açılmıştı ki...

Rengârenk kadınlar bisiklet üzerinde şehri turluyorlardı...

Yazının Devamını Oku

Ağır devletçi bir ‘dönek’in 20 yıl gizli kalmış 32 defteri

Bundan tam 36 yıl önce...

Tam tarihi ile 12 Ağustos 1975 günü İsviçre’nin Zürih şehrinde bir binada kahverengi iplerle bağlı paketlerin mühürleri açıldı.

Paketlerin içinde 32 defter vardı.

Her defter, her birinde 100 ile 200 sayfa arasında elle yazılmış notlardan oluşuyordu.

*

Defterler, dünyanın en büyük romancılarından biri olan Thomas Mann’ın tuttuğu günlük ve aldığı notlardan oluşuyordu.

Thomas Mann, 12 Ağustos 1955’te Zürih’te ölmüştü.

Yazının Devamını Oku

Külliye'ye 10 dakika mesafedeki bir ofise çok ilginç bir tayin

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, geçtiğimiz günlerde ilginç bir adım attı.

Başkent Ankara’da bir temsilcilik ofisi açtı...

Ne olduğunu anlamak için bir yıl geriye gidelim.

*

Geçen yıl pandeminin tam ortasında, yani 2020’nin ağustos ayında birden şu haberler çıktı:

“İmamoğlu Ankara’da ofis mi tuttu?”

Üstelik İmamoğlu’nun tuttuğu ofis, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne 10 dakika mesafedeydi.

Bu gelişme o günlerde Ekrem İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığına aday olmayı arzu ettiği biçimde yorumlandı.

*

Yazının Devamını Oku

Fenerbahçe'nin 10 yıllık karanlığı Frankfurt'ta bitti

3 Temmuz 2011 günü Aziz Yıldırım’ın evinden alınmasıyla başlayan karanlık dönem, Frankfurt’ta kapandı. Fenerbahçeli futbolcuların yüzlerine baktım. Hepsinde ifade aynıydı. Bu takım yıllardır ilk defa taraftarına verdiği zevkin keyfini çıkarıyordu.

Son 20 yılda beni en etkileyen sözlerden birini, çok ilgiyle okuduğum sanat yazarı Mehmet Ergüven söylemişti: “Aldığımız zevklerden bıkarız, ama verdiğimiz zevklerden hiç bıkmayız.”

Önceki akşam maç bittiğinde Fenerbahçeli futbolcuların tek tek yüzlerine baktım...

Hepsinin yüzündeki ifade neredeyse aynıydı. Bu takım yıllardır, taraftarına belki de ilk defa verdiği zevkin keyfini çıkarıyordu. Evet, çocuklar oyundan aldıkları keyfi değil, takımıyla gurur duymanın hasretini çeken bir taraftara o zevki vermenin keyfini yaşıyordu.

Ben bir futbol uzmanı değilim... İyi bir taraftarım... Tıpkı bir şarap uzmanı olmayıp, çok iyi bir şarap içicisi olduğum gibi... Şarap yapımcısının kendi aldığı zevki değil, bana verdiği zevki önemserim.

FUTBOLUN 'YENİ NORMALİ' BU

Öyle bir çağa geldik ki; artık herkes futboldan anlıyor. Hem de çok iyi anlıyor. O nedenle, futbol artık, oyuncuların oynarken aldığı keyiften çok, seyreden taraftarına verdiği zevkle ölçülüyor.

Futbolun ‘yeni normali’ bu... Frankfurt deplasmanındaki Fenerbahçe, işte futbolun bu ‘yeni normalini’ anlamış bir takımdı.

TAKIMDAŞLIK RUHUNU ÖĞRENEN BİR MESUT VARDI

Yazının Devamını Oku

60 yıl önce bugün: Bir çocuğun İzmir güncesi

Dün Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu’nun idam edilişinin 60’ıncı yılıydı...

Bugün de ülkemizin seçilmiş başbakanı Adnan Menderes’in idamının 60’ıncı yılı...

O meşum geceyi çok iyi hatırlıyorum...

Dün Sedat Ergin o idamları öylesine etkileyici ve dramatik bir şekilde yazdı ki...

Yine o gecelere döndüm...

*

İzmir’de 13 yaşında bir çocuktum...

Hepsi Demokrat Parti’ye oy veren Bulgaristan göçmeni bir aileydik...

Evimizde sabaha kadar Kuran okunmuştu...

Yazının Devamını Oku

'Punk Pamuk Prenses' bu elbiseyi ne karşılığında giydi

New York Metropolitan Müzesi’nin geçen yıl ertelenen MET Balosu bu yıl yapıldı...

Her MET Balosu gibi kırmızı halısı rengârenkti...

Ama bu defaki kırmızı halı aynı zamanda “Post Covid-19” döneminin yeni normalinin çizgilerini de verdi.

Bununla ilgili haberleri televizyonlarda ve gazetelerde izlediniz...

Ben size oralarda görmediğim önemli bir ayrıntıyı aktaracağım.

Benim için gecenin en şaşırtan kişiliği genç şarkıcı Billie Eilish’ti ve ötekilerden farklı bir yazıyı hak ediyordu.

MET’in bütün merdivenlerini kaplayan bir Oscar de la Renta ile gelmişti...

Bol pantolonlar, ondan bol tişörtler, yeşil-mavi saçları ile “yeni sallapatiliğin” simgesi olan Billie Eilish adeta Pamuk Prenses kılığında bir Marilyn Monroe’ya dönüşmüştü.

Yazının Devamını Oku

‘Milli ve yerli çapkınımız’ ahiretten tekzip gönderdi

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, önceki hafta hayatını kaybeden ünlü oyuncu Jean Paul Belmondo için “milli çapkın” demişti ya...

O gün, ben de bizim tarihimizin en ünlü “milli ve yerli çapkını” Süha Özgermi’yi tanıtmıştım...

1980’li yıllarda Türk magazin medyasının en önemli ve en renkli figürlerinden biriydi...

Yazının çıktığı gün Habertürk yazarı Murat Bardakçı aradı...

Süha Bey’i yazmışsın... Onu bir de ben yazayım. Bakın, çoğu insanın ‘Ha, milli çapkın mı?’ diye dudak büktüğü o karakterin arkasında nasıl bir insan var...”

Murat, bunu 22 Eylül 2013 günü, onun ölümünden sonra Habertürk’te yazmış.

Yazının başlığı şu:

“‘Milli çapkın’ Süha Özgermi’nin Abdülhamid’e uzanan aile öyküsü”

Yazının Devamını Oku

‘Higgs Bozonu’ binince ‘çakar’ arabadan iniyor

Hafta sonu çok ilginç bir belediye başkanı ile tanıştım.

İşinsanı Sadettin Saran’la birlikte Hırvatistan’ın Split şehrine gittik.

Saran grubunun orada çok güzel bir oteli var.

Adı “Le Méridien Lav”...

*

İlk akşam Split’in yeni seçilen Belediye Başkanı Ivica Puljak ve eşi Marjiana Puljak’la yemek yedik...

Hırvat sisteminde “seçimle gelen” belediye başkanı şehrin en üst yöneticisi oluyor.

Yani merkezi hükümetin atadığı bir vali yok ve yetkiler seçimle gelen belediye başkanı ile Belediye Meclisi’nde...

Yazının Devamını Oku

Türkiye bağlarının gelmiş geçmiş en iyi yılı hangisi

Ben her sonbaharı iki şarkı ile açarım...

Alpay’ın “Eylül’de Gel”i...

Ve Natalie Imbruglia’nın “Come September”ı..

Bu sonbaharı da geçen perşembe Şarköy’e giderken bu şarkıları dinleyerek açtım...

*

Tabii benim için sonbahar açılışı çocukluğumdan beri bağbozumlarıdır...

Bu yılki Baküs mevsimimi de Kayra’nın Şarköy Dedeçeşme Bağları’nda yaptım...

Son yıllarda daha çok Denizli Güney ve Urla bağlarında dolaşıyor, Trakya bağlarına gidemiyordum...

Oysa Trakya Türkiye’nin en önemli üç bağ bölgesinden biri...

Yazının Devamını Oku

Savunma Bakanlığı sitesinde gördüğüm güzel bir ayrıntı

Bu fotoğrafı dün Milli Savunma Bakanlığı internet sitesinden aldım.

Çünkü bir İzmirli olarak çok dikkatimi çekti.



*

Sitenin birinci sayfasında Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın İzmir’e yaptığı ziyaretle ilgili bir haber vardı.

Bakan, KKTC Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

Şenol Güneş çok ilginç şeyler anlattı: Bu kafayla teknik direktör değil ancak üçkağıtçı bulunabilir

Önceki gece Şenol Güneş’le telefonda konuştum. Uzun süre sohbet ettik. Çok ilginç şeyler anlattı...

1- Bu takımın hâlâ şansı var. O şansı da ben yarattım. Hollanda’yı, Norveç’i bu takımla yenip 11 puan aldım.

2- Şimdi burada 3 ay kalsam ne olacak? Önemli olan şu; Türkiye Dünya Kupası’na gittiği zaman bir vizyon çizmeli.

3- Yeni gelecek kişi mutlaka şunu yapmalı; futbolun kalkınması için bir danışma kurulu kurup bunları konuşmalıyız.

Önceki gün telefonla Şenol Güneş hocayı aradım. Ama gazeteci olarak değil, onu seven takdir eden bir dostu olarak aradım. Amacım sadece “Üzülme hocam” demekti.

Uzun bir sohbet yaptık. Çok ilginç şeyler anlattı.

Konuştuğumda henüz Futbol Federasyonu Başkanı Nihat Özdemir’le görüşmüş değildi.

Tabi gazetecilik yanım da heyecana geldi.

Yazının Devamını Oku

İstanbul’da gizli bir sarayda 3 gün boyunca kıpkırmızı bir rüya

Hayır hayal değil, gerçekten söz ediyorum.

Bu sonbaharda İstanbul Beyoğlu’nda Tünel’e yakın bir binada “kırmızı bir rüya” yaşanacak...

İsterseniz siz de bu rüyayı görebilirsiniz.

O nedenle ayrıntılarını anlatayım.

Bu bina 3 gün boyunca kırmızı ışıkla aydınlatılacak ve aynı zamanda bir “Sound and Light” gösterisi yapacak.

Yani “Ses ve Işık” şovu olacak...

Burası İsveç’in, İstanbul Osmanlı’nın payitahtı iken açılan sefaret binası...

Cumhuriyet’in ilanından sonra

Yazının Devamını Oku

Madem düz krampon olmuyor, topuklu kramponlar sahaya

Erkek sporcularımız daha mı az yetenekli? Geriye gidişimizin bir sebebi olmalı.

Salı gece yarısı maç bittiğinde kafamda durmadan çınlayan soru şuydu: Kadın voleybolcularımız olimpiyatlarda ve Avrupa’da harikalar yarattı. Kadın boksörlerimiz, cimnastikçilerimiz, güreşçilerimiz müthiş sonuçlar aldı.

Aklınıza gelebilecek bütün branşlarda kadınlarımız harikalar yaratıyor.

İyi de arkadaş Hollanda’daki bu 6-1 ne?

Sizin de aklınıza aynı şeytani soru gelmiyor mu?

Bu ülkenin erkek sporcuları, kadınlarından daha mı az yetenekli?

Yoksa futbol sadece erkek sporu ve biz orada kabiliyetsiz miyiz?

O zaman da insana “İlkay Gündoğan neden Almanya Milli Takımı’nda banko oynuyor?” diye sorarlar.

ŞENOL GÜNEŞ'İ DE AŞAN VE YÜRÜMEYEN BİR ŞEYLER VAR

Yazının Devamını Oku

İlk Glock’lu yerli ve milli Mehdi acaba bizi kimden kurtaracak

Yıllar önce bir sabah Ankara Sheraton Oteli’nin lobisinde “Kurtlar Vadisi” ekibine rastlamıştım.

Biraz sonra Necati Şaşmaz, sırtına atılmış paltosu ve iki elinin parmakları arasına sıkıştırdığı tesbihle yanlarına geldiğinde, hepsinin yerlerinden kalkıp onun önünde öğle bir eğilişleri vardı ki kendi kendime şunu demiştim:

“Yahu bunlar Kurtlar Vadisi’ni oynamıyor, resmen yaşıyorlar...”

O tablonun asıl nedenini geçen hafta anladık...

Meğer mesele daha derinmiş...

*

Geçen gün “Vadi”den gelen ilahi bir sesle uyandık ve Polat Alemdar’ın etrafındaki o kutsal haleyi hep birlikte gördük...

Meğer Necati Şaşmaz kendini “Mehdi” ilan etmiş...

“Maalesef seçilmiş biriyim”

Yazının Devamını Oku

48 saat ara ile Dubai’den bir ve İspanya’dan gelen iki haber

Son 4 gün içinde bana göre Türkiye’yi ilgilendiren önemli üç gelişme oldu.

Biri kötü, öteki ikisi çok iyi haberlerdi.

Önce kötü haberden başlayayım...

*

Dünyanın en önemli haber ajansı Associated Press geçen cuma günü abonelerine bir haber geçti.

Dubai kaynaklı haberin başlığı şöyleydi: “Afgan Özel Televizyonları kendilerini Taliban yönetimine hazırlıyor...”

Habere göre, Afganistan’ın en büyük özel haber kanalı gönüllü olarak bazı programlarını yayından kaldırmıştı.

Yayından ilk kaldırılanlar da Türk dizileri ve müzik şovları olmuştu.

Yazının Devamını Oku

Yeni anayasanın başlangıç bölümünü kaptan yazdı

Hiç şüphesiz yangınlar, sel felaketleri, CovId-19 kâbusları ile geçen bu yazın belki de tek umut verici haberi sporcularımızdan geldi.

Hepsini gururla, göğsüm kabararak izledim.

Özellikle de kadın voleybolcularımızınkini...

A Milli Kadın Voleybol Takımı 124 gün süren yaz serüvenini iki bronz madalya ile noktaladı ve Türkiye’ye döndü.

Milli takımımızın uluslararası yaz performansı şöyleydi:

Milletler Ligi’nde 12 galibiyet, 5 yenilgi ile üçüncülük...

Olimpiyatlarda 3 galibiyet, 3 yenilgi ile beşincilik...

Avrupa Şampiyonası’nda 8 galibiyet, 1 yenilgi ile üçüncülük...

Yazının Devamını Oku

'B. j.' sorusu sadece kadınlara mı sorulur

Önce bir ricada bulunacağım...

Lütfen anlatacaklarımı “cinsel içerikli” bir yazı olarak okumayın.

Çünkü şimdi yazacağım soru, hemen akla öyle bir şey getiriyor.

Ama aslı çok başka...

*

Bundan tam 20 yıl önce genç bir öğrenci, çok tanınmış bir kadına şu soruyu sordu:

“Bütün Amerika’nın Blow Job kraliçesi olmak nasıl bir duygudur?”

“Blow Job” Amerikan argosunda “Oral seks yapmak” anlamına geliyor...

Bu olay 2001 yılının ilk aylarında

Yazının Devamını Oku

Devletin istihbarat örgütü bir insana nelere mal olabilir

27 Temmuz 1996 günü, Amerika’nın Atlanta şehrinde bir bomba patladı...

Bir teröristin koyduğu bomba çok büyük bir insan kıyımına yol açabilirdi ama ucuz atlatıldı...

Ucuz atlatılmasının nedeni, dikkatli bir güvenlik görevlisiydi....

Olay aynen şöyle gelişti...

O yıl Yaz Olimpiyatları Atlanta şehrinde yapılıyordu.

Olimpiyatlar dolayısıyla şehrin “Centennial Park” adı verilen yerinde çeşitli eğlenceler düzenlenmişti...

Mesela bir gece önce bir Kenny Rogers konseri vardı...

*

Yazının Devamını Oku

Otel odasında geçen 11 saatten sonra patlayan en büyük skandal

Bundan 23 yıl önce...

Tam günüyle 16 Ocak 1998 günü Washington’daki Pentagon City Mall adlı alışveriş merkezinde, bütün dünyayı sarsacak bir olay yaşandı...

O gün orayı basan FBI ajanları, genç bir kızı alıp bir otel odasına götürdü.

*

Genç kız 11 saat boyunca o otel odasında FBI ajanları tarafından sorgulandı.

Ajanlar çok önemli bir siyasetçinin adını vererek, onunla ilişkisini sordular.

Önce ajanların söylediği şeyleri inkâr etti.

Ancak önüne 20 saatlik gizlice kaydedilmiş bir konuşması konunca olayın rengi değişti...

Yazının Devamını Oku

13 Mayıs 2013 günü çekilen bu fotoğraf bize ne diyor

Bu fotoğraf 13 Mayıs 2013 günü Kabil’e bakan sırtlardan birinde çekildi. AP Ajansı’nın muhabirinin çektiği bu fotoğraf ne yazık ki artık tarih oldu.

Çünkü ülkeyi ele geçiren Taliban, çocukların uçurtma uçurmasını yasaklıyor.

Uçurtmayı vuruyorlar...

Yani her çocuğun küçüklüğünde yaşadığı en güzel duygulardan birini...

Biz İzmir’de ona uçurtma değil, bayrak deriz.

“Bayrak uçurtmadır” o yaptığımız...

Rengârenk krapon kâğıtlarıyla yapılmış, altıgen veya armudiye bayraklar gökyüzünde süzülürken içimizdeki tek yarış duygusu, o bayrağı hangimizin en yüksek göndere çekeceğidir...

O nedenle bayraklarımız çoğunlukla kırmızı beyazdır...

Yazının Devamını Oku