O küçük büyük sırları bizden kim saklıyor: O mu, karısı mı

Yılbaşından beri çok merakla beklediğim bir şey vardı...

“Acaba bu yıl bazı küçük sırları öğrenebilecek miyim?”

Bugün size merakla beklediğim “o şeyi” anlatacağım.

*

Yirminci yüzyıl medeniyetinin şekillenmesinde rol oynayan insanlardan biri olan Sigmund Freud, İkinci Dünya Savaşı başladıktan üç hafta sonra Londra civarında yaşadığı yerde öldü. Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmişti. Sekiz günlükken sünnet ettirilmişti.

O küçük büyük sırları bizden kim saklıyor: O mu, karısı mı

*

Ama o hayatı boyunca bütün dinleri batıl inançtan ibaret bir şey olarak gördü.

O nedenle, karısı Martha’nın, cuma akşamları Yahudi geleneğine uygun olarak Şabat mumları yakmasına bile izin vermezdi.

*

Cesedi Golders Green krematoryumunda yakılırken, başında konuşmayı Stefan Zweig yaptı...

Ölümünden sonraki ilk cuma akşamı, Martha masada Şabat mumlarını yaktı...

Martha 1951 yılında öldüğünde, cesedi aynı krematoryumda yakıldı.

Kızı Anna’nın Şabat mumları yakıp yakmadığını öğrenemedim.

*

Ama kızı Anna’nın, babasının ölümünden yıllar sonra yaptığı bir şeyi bütün dünya çok iyi biliyor.

Babasının arkasında bıraktığı milyonlarca not ve belgeyi Amerikan Kongre Kütüphanesi’ne hibe etti.

Ama bırakırken bir de takvim bıraktı.

Freud’un yazılarının ve notlarının bir bölümü 2020, 2038, 2057 ve 2113’te herkesin görmesine açılacaktı...

*

2020 yılını merakla bekleyen insanlardan biri de bendim. Ancak araya korona ev hapisleri girdi ve bu belgelerin henüz açılıp açılmadığını bugüne kadar öğrenemedim.

*

Hep şunu düşünürüm...

Acaba bu notların, belgelerin, analiz raporlarının açıklanmamasını kendisi mi istemişti...

Yoksa eşi ve kızı mı...

*

Freud öyle bir insan ki...

Belgeler açıklanmasa bile araştırmacılar bu olağanüstü dâhinin hayatını delik deşik etmeye devam ediyor...

Mesela genç bir araştırmacının bulduğu küçücük bir otel defteri kaydı gibi...

İsterseniz “Freud’un küçük büyük sırlar hikâyesine” o otel kaydından başlayalım.

....................................

NOT: Bu bilgileri  korona günlerinde okuduğum harikulade bir kitaptan derledim. 

Norman Lebrecht: “Genious&Anxiety: How Jews Changed the World 1847-1947”, One World, Londra, 2019


KÜÇÜK SIRLAR 1: ALPLER'DE BİR OTELDE ÇOK MAHREM BİR KAYIT

FREUD ve eşi Martha 53 yıl evli kaldılar.

Martha “Bu 53 yıl içinde hiçbir zaman kavga etmedik” demişti.

Aralarında 900 aşk mektubu gidip geldi. Bazıları bunu “Aşk edebiyatı tarihinin en güzel örneklerinden” olarak değerlendirdi.

Freud dominant bir erkekti ve karısını işlerine hiç karıştırtmazdı.

Onun yerine karısının kız kardeşi Minna ile birlikte çalışırdı.

Yıllar sonra genç bir araştırmacı küçücük ama çok ilginç bir şey buldu...

Freud ve karısının kız kardeşi İsviçre Alpleri’nde uzun yürüyüşlere çıkardı...

Genç araştırmacının bulduğu şey ise Alpler’deki küçük bir otelin kayıt defterinde yazılı iki cümleydi...

O gezilerden birinde Freud ve Minna aynı odada kalmışlardı...

Acaba açıklanmayan öteki belgeler arasında bunun gibi başka küçük sırlar da var mıydı...

Mesela dönemin ünlü yazarı Stefan Zweig ve ünlü bestecisi Gustav Mahler’le ilgili...

Hikâyemize oradan devam edelim.


KÜÇÜK SIRLAR 2: ZWEİG'İN EN BÜYÜK SIRRI BAKIN NEYMİŞ

FREUD
ünlü kişilerin onun divanından geçmesiyle çok övünen bir kişiliğe sahipti.

Bu kişiler arasında hastası olmamış ama şahsen tanıdığı, arkadaşlık ettikleri de vardı.

Bunlardan biri ünlü yazar Stefan Zweig’dı...

Zweig’ın bir tür akıl hastalığından mustarip olduğunu biliyordu, ama o hastalığın ne olduğunu hakkında bilgisi yoktu.

Zweig ıslah olmaz bir teşhirciydi.

Çalıların arasına saklanır, sonra geçmekte olan kızlara organını gösterirdi.

Acaba bu hastalığını Freud’a söyleseydi, arkadaşı onu tedavi eder miydi?

Yoksa etik olarak bir başkasına mı gönderirdi.



KÜÇÜK SIRLAR 3: MAHLER'E KARISININ ONU NEDEN ALDATTIĞINI ŞÖYLE AÇIKLADI

ÜNLÜ besteci ve orkestra şefi Gustav Mahler, 1910 yılının bir ağustos günü, Freud’a haber gönderip “Acilen seni görmem lazım” der...

O küçük büyük sırları bizden kim saklıyor: O mu, karısı mı

Sorunu eşi Alma Mahler’in başka erkeklerle ilişkisidir.

Birlikte bir kanal boyunca dört buçuk saat yürüyüp sohbet ederler.

*

Freud, “Karının tam adı nedir” diye sorar.

Mahler, “Alma Maria” der.

Maria, karısının annesinin adıdır.

Bunun üzerine Freud şu analizi yapar: “Sen aslında karına değil, onun annesine âşıksın. Ona olan aşkın da aslında İsa’nın annesinden geliyor. Yani senin bir ‘kutsal anne’ kompleksin var...”

*

Tavsiyesi şu olur:

“Senin karınla bir sorunun yok, ona karşı tutumunu değiştir, hayatının sonuna kadar mutlu yaşayacaksın.”

Mahler hemen oradan karısına bir telgraf çeker ve “Freud’un kendisinin bütün sorunlarına çözüm bulduğunu” söyler...

Freud ise tedavi ettiği Marie Bonaparte’a aynı olayı şöyle anlatır:

“Mahler’in iktidarsızlık sorunu vardı onu çözdüm.”

*

Ya gerçek durum?

Alma Mahler’in orta isminin “Maria” olması aslında sahte bir durumdu. Kimse onun Maria adını kullanmıyordu. Bir başka gerçek de Alma Mahler de kocasının yönettiği orkestraların sopranoları ile ilişkilerinden illallah demiş ve başka erkeklere yönelmişti.

*

Hem de ne erkekler... Mimarinin en büyük akımı olan Bauhaus’ın öncüsü Walter Gropius...

Dönemin en ünlü resim sanatçılarından Kokoschka...

Kim bilir belki Gustav Klimt bile...


DİVAN RAPORU
ZAYIFLAMA SAPLANTILI 'FARE ADAM'IN DERDİ NE

FREUD tedavi ettiği hastaların her birine isim takıyordu.

Bunlardan biri “Rat man”di... Yani “Fare adam”...

Hastanın sorunu fitness saplantısıydı. Kendini şişman görüp durmadan rejim ve egzersiz yapıyordu.

Aslında teşhisi o günlerde tıbben biliniyordu...

Bugün de “Anorexia nervosa” denilen şu bildiğimiz anoreksi...

*

Freud’a göre dipteki sorunu, nişanlısının Amerikalı kuzeni ile çok fazla zaman geçirmesiydi.

Amerikalı kuzenin adı Richard’dı...

Freud teşhisi şöyle koydu:

Richard isminin kısaltılmışı Dick’ti...

Dick Almancada şişman anlamına geliyordu.

Dolayısıyla bilinçaltındaki bu dürtü onu spor ve zayıflama saplantısına götürmüştü.

*

Bunu okurken düşündüm.

Acaba Freud Amerikan argosunda Dick kelimesinin aynı zamanda erkeklik organı anlamına geldiğini biliyor muydu?

Sanmıyorum...

Muhtemelen o kelime o dönemlerde henüz bu argosuna girmemişti.

Şundan eminim... Freud bunu bilseydi, teşhisi başka olabilirdi.


BENDEN DUYUN
GONCA MÜTHİŞ BİR SEZEN ŞARKISIYLA GELİYOR

ÖNCEKİ akşam Gonca Vuslateri aradı...

Sezen Aksu’nun hem müziğini hem sözlerini yazdığı bir şarkıyı okumuş.


O küçük büyük sırları bizden kim saklıyor: O mu, karısı mı

Adı “Hep Bir Şey Eksik”...

8 Mayıs’ta çıkıyormuş.

Gönderdi dinledim.

Hiç abartmadan söylüyorum çok ama çok güzel bir şarkı geliyor...

Sezen’in bestesi, sözleri olağanüstü...

Sezen’in bütün çizgileri var. Hümeyra, Ayten Alpman yılları var...

Ve Gonca’nın bu vintage duyguyu mükemmel şekilde bugüne taşıması var.

Eminim 8 Mayıs günü siz de çok seveceksiniz bu şarkıyı... Bir de şarkının finalindeki şu cümleyi sevdim:

“Unutmak en büyük arzum da

Ama ne mümkün be bitanem...”


GÜNÜN ŞARKISI

EV HAPSİNDE HARİKA İKİ YENİ SICACIK ŞARKI

- Portekizli sanatçı Mariza’nın bu geçen hafta çıkan şarkısı “A Nossa Voz”u çok sevdim.

Atlantik kıyısını Akdeniz duyarlılığına taşıyan harika bir şarkı... Evde kaldığınız şu günlerde çok iyi gidiyor.

- Gregory Porter: “All Rise”

Bana hayatının ritmi nedir diye sorarsanız, işte biraz bu diyeceğim yumuşak bir şarkı.

TREND
TROMPET KADIN SAZI HALİNE Mİ GELİYOR

BU
hafta çıkan caz parçalarından en dikkatimi çeken Sant Andreu Jazz Band’ın Laura’sı oldu.

Klasik bir caz parçası ama bir özelliği var.

O küçük büyük sırları bizden kim saklıyor: O mu, karısı mı

Ana enstrüman trompet ve bir kadın sanatçı çalıyor.

Elsa Armengou son yıllarda adı çok duyulan bir kadın trompetçi...

Yanında çalan ise Scott Hamilton gibi müthiş bir saksofoncu...

Trompet daha çok bir erkek enstrümanı olarak bilinir.

Ama son yıllarda çok başarılı kadın trompetçiler görüyorum.

Ve bu saz onlara çok yakışıyor...

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Patlamayan şampanya patlayan bir gazoz ve...

Pazar günü Formula 1 final törenini izliyorum...

Lewis Hamilton bu yarışın İstanbul ayağını da kazanmış ve yarışma tarihine yeni bir rekor yazmış.

Bu yarışı, 7’nci defa kazanıp, Ferrari efsanesi Michael Schumacher’in rekorunu egale etmiş.

Yani Formula 1 tarihinde çok özel bir gün...

*

Bütün dünyanın gözü Türkiye’deki pistte yapılacak ödül töreninde...

Herkes Formula 1’in geleneksel şampanya patlatma seansını bekliyor.

Ama o ne?

Gazoz patlıyor...

Yazının Devamını Oku

Kozmik odadan çalıp açık kürsüden satmak

O günü hayatım boyunca unutmayacağım...

Bir bahane uydurularak Türk ordusunun en gizli kalması gereken bölümünün kapıları kırılarak içine girildi.

Girdikleri yer “Seferberlik Tetkik Kurulu Başkanlığı”ydı.

Orası neresi mi...

Ülkemiz işgale uğrarsa, vereceğimiz kurtuluş savaşında hangimizin nerede görev alacağını, hangi silahın nerede gömülü olduğunu, nasıl haberleşeceğimizi gösteren planlar ve isimler...

*

Hepsi tek tek çalındı.

Bir savaş halinde işgalci düşmana karşı vereceğimiz savaşın, yani beka savaşının bütün şifreleri, planları çalındı.

Ve kopyalandı...

Yazının Devamını Oku

Acil koduyla çağrılan bir 'balarısı haritası'

Son 72 saatte Türkiye Cumhuriyeti hükümetinden gelen mesajları alt alta yazıyorum.

Önce Cumhurbaşkanı Erdoğan konuştu ve dedi ki:

Önümüzdeki aylarda öngörülebilir, kolay erişilebilen yargı sistemi için adımlar atacağız...”

*

Bu cümlelerin ne anlama geldiğini ise iki gün sonra Adalet Bakanı Abdulhamit Gül açıkladı.

Bir kere daha benim şahsi zabıtlarıma geçmesi için en önemli maddelerini yazıyorum.

*

“Yargı, hiçbir kişi, kurum veya merciden emir, talimat, tavsiye, telkin almaz. Hiç kimse ve Adalet Bakanlığı da dahil olmak üzere hiçbir kurum yargı yetkisini kullanan mahkemelere vekâleten konuşamaz.”

*

Yazının Devamını Oku

Bir 'evet ama yetmez'cinin 18 aylık dolar kayıtları

Bundan 18 ay önce 31 Mayıs 2019 günü yazdığım yazının başlığı şuydu:

“Ben de tarihe ‘Yetmez ama evet’çi olarak mı geçeceğim...”

Cumhurbaşkanı Erdoğan bir gün önce Külliye’de “Adalet ve Yargı Reform Paketi”ni açıklamıştı...

Cumhurbaşkanı o gün Türkiye’ye ve bütün dünyaya şu mesajı vermişti:

“Olağanüstü hal hukuku dönemi kapanıyor...”

*

Cumhurbaşkanı o gün Adalet Reformu’nu “9 Amaç” başlığı altında toplamıştı.

Konuşmasında şu cümleleri dikkatle not almıştım.

*

Yazının Devamını Oku

Covid-19 aşısını bulan ekibin üçüncü kişisini de tanıyalım

Türkiye 10 Kasım günü Atatürk’ü anarken, İngiltere’nin en önemli gazetelerinden The Times’ın kapağında da karıkoca bir Türk çiftin fotoğrafı vardı.

1) Özlem Türeci ve Uğur Şahin...

Bu iki isim, şu an dünyayı sarsan, ekonomileri durduran, milyonlarca insanın hayatına ve işine mal olan COVID-19 virüsüne karşı ilk etkili aşıyı bulan insanlardı...

Yani onlar antibiyotiği bulan Alexander Fleming kadar önemliydi.

O nedenle haklı olarak dünyanın önde gelen bütün medya kuruluşlarının manşetindeydiler...

2) DÜN NAVTEX İLAN EDİLİRKEN MANŞETTEKİ O ÜÇÜNCÜ KİŞİ

ANCAK bu buluşun üçüncü bir kişisi daha vardı ki, onu manşetlerde fazla görememiştik...

Bazılarımız yabancı televizyonlarda rastlamıştı ama bu üçlü arasındaki ilişkinin en renkli ve sembolik kısmını görememiştik.

Yazının Devamını Oku

Aşının ilk etkisi yaşayan millet üzerinde, ikincisi ise

Ne şu ne bu...

Ne şunun gidişi ne bunun gelişi...

Bugünün en büyük haberi COVID-19 virüsüne karşı yüzde 90 etkili aşının bulunması...

Buluşun arkasında bir Türk kadını ile bir Türk erkeğinin bulunması da milletçe bonusumuz...

Aşı bulundu ve herkes gözünü piyasalara, borsalara dikti...

Tabii ki yükseldi...

Ama bana göre hayata dönüşün ilk harika işareti başka yerden geldi....

Live Nation’dan...

Yazının Devamını Oku

İktidardaki şeytan mı daha tehlikeli, muhalefetteki mi

Farkında mısınız...

Amerikan başkanlık seçiminin ortaya koyduğu çok tuhaf bir durum var:

KAZANAN: ABD’de bugüne kadar bir başkan adayının aldığı en yüksek oyla seçildi.

KAYBEDEN: ABD’de bugüne kadar bir başkan adayının aldığı en yüksek oyla kaybetti...

Terazinin bir tarafı daha ağır bastı...

Ama öteki tarafı da ağır bastı...

Gelin öyleyse bu tuhaf şeytan terazisinin iki tarafında ne vardı ona bakalım...

Seçim sonrası

Yazının Devamını Oku

Emine Hanım'dan Sezen'e Ajda'dan Tarkan'a en sevdiğimiz Timur şarkıları

Cumhurbaşkanımızın eşi Emine Erdoğan’ın mesajını da görünce, dünden beri şu sorunun cevabını arıyorum...

Son yıllarda adını çok az duyduğumuz Timur Selçuk nasıl oldu da, şu bölünmüş ülkede sağdan sola hepimize hayır duası okuttu?

İşçilerle 1 Mayıs şarkısını, ODTÜ öğrencileri ile Deniz Gezmiş’e ithaf edilen şarkıları söyleyen bir sanatçı, nasıl olur da Emine Erdoğan’ın gençliğinin de şarkıcısı olabilir?

Olabiliyormuş demek ki...

*

Bu ülkede pek çok insanın kafasında bir Timur Selçuk şarkısı vardır.


Yazının Devamını Oku

Önce 2 telefon geldi sonra da bu fotoğraf

Hani bir milletvekilinin Türkan Şoray için sarf ettiği o süfli cümleler vardı ya:

“Çamuriyetçi, HDPKK’cı, Amerikancı, İsrailci, emperyalist işbirlikçisi...”

Aynen böyle demişti...

*

Yazının çıktığı gün bir milletvekili aradı.

AKP Grup Başkanvekili Naci Bostancı’ydı...

O gün yazımı okuduktan sonra Türkan Hanım hakkında o sözleri söyleyen milletvekilini aramış ve bu sözleri tasvip etmediğini söylemiş.

Telefonda bana Türkan Hanım hakkında çok güzel şeyler söyledi.

“O mülakatı ben de okudum. Ben de sizin gibi düşünüyordum. Ülkesine, halkına derin sevgiyle bağlı büyük bir sanatçının ince duyarlılığını gördüm. Halkımız onu hem insanlığı hem de muhteşem oyunculuğu ile gönlüne yerleştirmiştir.”

Yazının Devamını Oku

48 saat boyunca uykusuz kalmama değen bir itiraf

İki gün boyunca uykusuz kaldım... Çünkü Amerikan seçimlerini izledim...

Bu 48 saat boyunca uykusuz kalmama değecek çok önemli bir anı canlı izleme imkânım oldu.

Popülist bir liderin itiraf anını... Size o anı anlatmak istiyorum.

*

Sandıklar kapanmadan önce, yani oylama devam ederken ABD Başkanı Trump kendi kampanyasını yürüten ekibin merkezini ziyaret etti.

Orada kampanya sırasında çalışan insanlara teşekkür etti...

Önce şu gözlemimi aktarayım.

Trump

Yazının Devamını Oku

O gece arka koltuktaki kadın nereye kayboldu

Anlatacağım gerçek olay aynen şöyle cereyan etti...

Taksi şoförü 20 yaşlarındaki kadın müşterisini aldığında hava kararmak üzereydi...

Yolcunun verdiği adrese geldiklerinde ise hava iyice kararmıştı...

Şoför taksimetreyi durdurup müşteriye döndüğünde şaşırıp kaldı...

Arka koltukta kimse yoktu...

Oysa kapının açılıp kapandığını duymamıştı...

Ayrıca o açmadan kapıların kilitleri açılmıyordu...

Şoför durumu bağlı olduğu şirkete bildirdi.

Yazının Devamını Oku

Ayda bebeği ve Elif bebeği kim kurtardı

Ki kurtardı, canlı yayında hepimiz seyrettik.

Önce Kadıköy Belediyesi’nin bir görevlisi... Bir kova taşıyıcısı, o sesi duydu...

Herkesi uyardı...

Sonra Tunceli  AFAD’dan bir görevli bebeğin yanına indi...

Büyük bir sevgiyle elini tuttu Ayda bebeğin...

Hemen yanında Manisa Belediyesi’nden bir görevli vardı...

Bir jandarma görevlisini gördük o arada...

Biraz ileride Bursa Belediyesi’nden bir başkası...

Yazının Devamını Oku

Gece saat 01:00... Bizim evde alt kattan gelen çığlık

Pazar akşamı evde hepimiz ağır bir günün gecesinde, içimizde İzmir hüznü odalarımıza çekilmişiz...

Saat 01.00 civarı...

Alt kattan aniden bir çığlık geliyor...

Koşuyoruz...

Torunum Zeynep, ağzında maskesi ile haykırıyor...

“Kurtuldu... Yaşasın İdil kurtuldu...”

Kendim kadar eminim... Aynı an, Türkiye’nin dört bir yanında evlerden aynı sevinç çığlıkları yükseliyordu...

*

Sonra sabah oldu...

Yazının Devamını Oku

Depremden bir hafta önce önüme gelen papyonlu adam

1948 yılının ekim ayında bir gün...

Tahminen 5 veya 6 Ekim günü...

İzmir’in Kordon Boyu’ndan geçen bir otomobil fotoğrafta gördüğünüz bu binanın önünde durur...

Şoförün yanındaki kapı açılır, yuvarlak gözlüklü, papyonlu ve ince yapılı bir adam iner...

Biraz sonra binanın önünde kendisini karşılayanlarla birlikte bu pozu verecektir...

Bu fotoğraf karesi 72 yıl arşivlerde kaldıktan sonra bu yıl eylül ayında yayınlanan bir kitapta gün yüzüne çıkacaktır.

Kadere bakın ki, bu kitap, İzmir’de cuma günü yaşanan depremden bir hafta önce

Yazının Devamını Oku

Ruhen depreme hazır bir şehir fiziken neden değil

Benim çocukluğumda İzmirli ruhen depreme hazır bir insandı...

Sallanırdı bizim evlerimiz...

Durmadan, sık sık sallanırdı...

*

İdmanlıydık... Evimiz sallanmaya başladığında dışarı fırlamak biz çocuklar için hulahup çevirmek kadar basitti...

Çünkü kaçmak için ya aşacak bir kapı, ya da inecek üç-beş basamak vardı.

*

Benim çocukluğumda İzmirli, bir San Franciscolu, bir Tokyolu gibiydi...

Tek katlı evlerimiz, iki katlı yuvalarımız en büyük dostumuzdu...

Yazının Devamını Oku

'Beyaz muhafazakârlar' Fransa'ya boykottan ne kadar etkilenecek

‘Beyaz muhafazakâr’ kavramı bana ait değil...

İki yıl önce Yeni Şafak gazetesinde Ergün Yıldırım’ın yazısında okumuştum.

Beyaz muhafazakâr portresini şöyle çiziyordu:

*

Bunlar “kentlileşen muhafazakârlardır”.

Ekonomik açıdan belli üst gelir grubuna mensupturlar.

Çocukları kolejlerde okuyor.

Tüccar, sanayici, bankalarda tepe yönetici ve iyi para kazanan doktorlar gibi meslek gruplarında yer alıyorlar.

Çocuklarını kolejlere göndermek için çok para harcıyorlar.

Yazının Devamını Oku

Devlet hastanesinde doğmuş bir çocuğun 29 Ekim Bayramı

Bugün...

Bu Cumhuriyet Bayramı günü...

Yazıma Sabancı Grubu’nun hazırlattığı “29 Ekim” videosu ile başlayacağım... Çünkü çok sevdim bu videoyu...

Ekrandaki Cumhuriyet sanatçısı soruyor:

“Cumhuriyet kaç kere ilan edildi bilir misiniz?”

Ve başlıyor saymaya...

“Her kız çocuğu ilkokula başladığında, Cumhuriyet bir kere daha ilan edildi...”

*

Yazının Devamını Oku

Ombudsman kardeşim o yapmış bu yapmış, bu sözler hiç mi önemli değil

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın Hürriyet’te yayınlanan “10 Soruda İslamofobi” mülakatını satır satır altını çizerek okudum.

Bütün dünyada İslam’ın tartışıldığı şu günlerde Türkiye Cumhuriyeti devletinden gelen en önemli sözler diye okumuştum...

Önce İslamofobinin yaygınlaştığı ülkelere Müslüman ülkelerde yükselen tepkiyi anlatıyor: Diyor ki:

“Müslümanlar kendi kutsallarına yapılan saldırıları sonuna kadar reddetmek ve meşru kurallar çerçevesinde tepkisini göstermek zorunda. Aksi halde kendisine ihanet etmiş olur.”

Arkasından Müslüman dünyaya sesleniyor, diyor ki:

“Fakat bunu şiddet, terör ve cinayet yoluyla yapmaya başladığında bu mücadeleyi daha baştan kaybetmiş olur. Zira Aliya İzzetbegoviç’in dediği gibi ‘Savaş ölünce değil düşmana benzeyince kaybedilir’.”

Sonra Fransa’da başı kesilerek öldürülen öğretmen olayına tepkisini çok net ifadelerle belirtiyor, diyor ki:

“Fransa’da malum karikatürleri derste gösterdiği için bir öğretmenin öldürülmesi de asla kabul edilemez, asla meşru gösterilemez. Bu kısırdöngüden çıkmak zorundayız, aksi halde ‘Dişe diş, göze göz’ diye diye ortada sağlam bir tane insan kalmayacak.”

Yazının Devamını Oku

Arka penceredeki kadının ilk icraatı

Hikayenin başlangıcını muhtemelen çoğunuz biliyorsunuz...

Ama geçen hafta bir gelişme daha oldu ki, onu da muhtemelen benden okuyacaksınız...

Önce hikâyenin başından başlayalım.

Povalikhino Moskova’nın 500 km kadar doğusunda küçücük bir kasaba...

Eylül ayının başında bu kasabada yerel seçim vardı.

Kasabanın belediye başkanı Nikolay Loktev tekrar seçileceğinden emindi ama bir sorunu vardı.

Seçimde karşısına hiçbir aday çıkmamıştı.

Bu da seçimi şaibeli hale getirebilirdi.

Yazının Devamını Oku