GeriErtuğrul ÖZKÖK O gece ya Hulusi Akar o telefona çıkmasaydı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

O gece ya Hulusi Akar o telefona çıkmasaydı

Dün Hürriyet’te Uğur Cebeci’nin köşesinde çok güzel bir gazetecilik başarısı vardı.

Kabil’de Amerikan uçaklarının etrafında insanlık dramları yaşanırken, Türk Hava Yolları da aynı havaalanından müthiş bir tahliye operasyonu yapmış.

Uğur o olayı neredeyse saniye saniye yazmış...

Meğer aynı gün aynı havaalanında yaşanan çok önemli bir başka olay daha varmış.

Onu da önceki gün Nagehan Alçı’nın köşesinden öğrendik.

O gece ya Hulusi Akar o telefona çıkmasaydı

Kabil’de kaos devam ederken, Ankara’da Hikmet Çetin’in telefonu çalmış.

Arayan Çetin’in Kabil’de görev üstlendiği yıllarda tanıştığı, 2003-2006 arasında dışişleri bakanlığı yapmış Rengin Dadfar Spanta...

Kendisi ve bir arkadaşının Kabil’de sıkışıp kaldığını, kurtarılmaları için elinden bir şey gelip gelmeyeceğini sorar...

“Yoksa bizi bekleyen tek şey ölüm” der...

Arkadaşı da eski Bakan Mohammad Hanif Atmar’dır.

*

Vakit Ankara’da gece yarısıdır... Hikmet Çetin Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın numarasını çevirir...

O saatte pek de umudu yoktur...

Ama telefon anında açılır ve karşısında Hulusi Akar vardır.

Durumu anlatır.

*

Hulusi Akar anında harekete geçer.

O sırada Taliban artık Kabil’in kapısındadır.

Havaalanına giden yol Taliban’ın kontrolündedir.

Yani Afganistan’ın iki eski dışişleri bakanının evlerinden askeri havalimanına gelmeleri mümkün değildir.

Yolda bulundukları anda öldürülecekler listesindedirler.

Bunun üzerine orada görevli bir Türk yüzbaşı, iki eski bakanı Kabil’de bulundukları yerden alır ve havaalanına getirir.

Türkiye’ye giden bir uçağa binerler ve kurtulurlar...

*

Eğer o gece Hulusi Paşa telefona çıkmasaydı o iki insan acaba şimdi nerede olacaktı?

Hayat bazen işte böyle küçük pamuk iplikleri ile birbirine bağlanıyor...

Ona da kader diyoruz...

*

Bu iki olayı okuyunca Hikmet Çetin’i aradım.

Bana küçük ama ilginç bazı ayrıntılar anlattı.

UÇAKTAKİ MÜLKİYELİ BAKAN SON YEMEKTE KİME ‘ABİ’ DİYE SESLENDİ

HİKMET Çetin’in anlattığına göre... Gelen Bakan Spanta’yı Afganistan’da görev yaparken tanımış.

Bana onun hakkında biraz bilgi verdi.

Bakan üniversite eğitimini Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde yapmış. Mülkiyeli yani...

*

Hikmet Çetin Kabil’deki görevinden ayrılırken Bakan onun onuruna bir yemek vermiş. Hükümetin birçok bakanı ve Kabil’deki diplomatik misyonların şefleri katılmış.

Afgan Bakan orada yaptığı konuşmada şöyle bir espri yapmış:

“Biz Mülkiyeliyiz. Bizde Mülkiye adabı ve kültürü vardır. Sınıfça bizden büyüklere ‘Abi’ deriz, o nedenle ben de burada kendisine ‘Abi’ diye sesleneceğim...”

*

Bu arada bir ayrıntı daha... Afgan Bakan üniversite yıllarında Maocuymuş.

O dönemde Maocu olan gazeteci Oral Çalışlar’ın da çok iyi arkadaşıymış.

Ruslar Afganistan’ı işgal edince ülkesine dönememiş ve Almanya’ya gitmiş.

Sonradan ülkesine dönüp siyasete atılmış.

BİR ÖNERİ
TÜRKİYE AFGAN KIZLARINA HEMEN BURS VERMELİ

HİKMET Çetin telefonu kapatırken şunu söyledi:

“Bizim hükümetimiz zamanında alınmış bir karar vardı. Devlet olarak bütün ülkelerden 2 bin öğrenciye burs verilecekti.

Bence şimdi hemen harekete geçip okumak isteyen Afgan kızlarına burs vermeliyiz.

Bütün dünyanın gözü bu kızların üzerinde.”

*

İkinci bir nokta...

Afganistan’da ne olacağı henüz belli değil.

Büyük bir ihtimalle El Kaide ve IŞİD oraya yerleşecek.

Bakmayın siz bugün Rusya ve Çin’in olumlu yaklaştığına, yarın bu örgütler oraya gelince en başta onlar rahatsız olacak.

O nedenle Taliban politikasını belirlemekte çok acele davranmamakta yarar var.

YAHU ÖZEL UÇAKTA BÖYLE BİR ŞEYİ HANGİ DELİ YAPAR

“OFİS alanı” kavramını bularak, ortak ofislerde çalışma sistemini getiren “WeWork” şirketinin patronunu anlatan bir kitap çıktı.

Kitabın adı Türkçe

“Biz Kültü”...

Geçen gün New York Times’ta kitapla ilgili yazıyı okudum.

WeWork pandemi öncesine kadar “Dünyanın en başarılı startup’larından biri” olarak şöhret yaptı.

27 ülkede 425 ayrı mekânda 400 bin kişi ve şirket onun kiraladığı ortak alanlarda çalışıyordu.

Sahibinin varlığı 10 milyar dolara ulaşmıştı.

Ama bir anda öylesine büyük çöküş yaşadı ki...

*

Kitabın tezi şu:

Bu büyük şirketin kurucusu Adam Neumann büyük bir “startup demagogu”.

Şirketi adamın egosu ve açgözlülüğü batırdı.

Özel uçakları vardı. Yedi ayrı yerde evleri bulunuyor.

Gittiği her yere kuaförü ve stilisti ile birlikte uçuyordu.

*

O uçuşlar sırasında çok çılgın sahneler yaşanıyormuş.

Mesela özel uçakta giderken o kadar çok ot içiyorlarmış ki, uçuş personeli ve pilotlar yola devam edebilmek için gaz maskesi takmak zorunda kalıyorlarmış.

Düşünün New York Times bu ayrıntıyı verirken parantez açıp “Bu olay gerçekten olmuş” deme ihtiyacı duymuş.

O gece ya Hulusi Akar o telefona çıkmasaydı

O WEWORK ÇÖKERKEN, TÜRK WEWORK UÇUYOR

ORTAK ofis kiralama sistemini bulan WeWork çatır çatır çökerken, Türkiye’de aynı işi yapan “Kolektif House” ise Maslak’ta açtığı devasa mekânına yenilerini ekliyor.

Dün şirketin kurucusu Ahmet Onur’la konuştum.

Pandemi sırasında ilk 6 ayda bir duraklama yaşamışlar ama sonra iş daha da hızlanmış.

Hatta küçük startup’lar dışında büyük kurumsal şirketler de, özellikle yaratıcı ekipleri için ofisler kiralamaya başlamışlar...

Ahmet’in özel uçağı yok...

Demagog bir startup değil.

Hâlâ eski berberine gidiyor.

Özel uçağı yok.

Dolayısıyla olmayan pilotlarının ve uçuş ekibinin uçuş sırasında çılgınca ot içmesi gibi bir kötü alışkanlıkları da yok...

İşte o yüzden Kolektif House aslanlar gibi yoluna devam ediyor.

O gece ya Hulusi Akar o telefona çıkmasaydı

DOĞU: BEN SADECE BİRİNİ YAZACAĞIM, GERİSİNİ SEN BUL

DUYDUNUZ mu ne demiş Doğu Perinçek?

“Taliban Afganistan’ın Atatürk’üdür” demiş...

Yuhh artık diyeceğim, Doğu...

Bir adım daha gidersen “Taliban Atatürk, Bin Ladin de İsmet İnönü’dür” diyeceksin...

Bir adım da ötesi, Zarkavi Afganistan’ın Fevzi Çakmak’ıdır...

Anlaşıldı Doğucuğum...

Sen kafaya koydun.

O artık alıştığımız seri katil duygusuzluğunla hepimizi çıldırtacaksın...

Ama sana sadece bir farkı yazıp geçeyim.

Bizim Kurtuluş Savaşımız, kadınlar için kurtuluş oldu.

Afganistan’ınki ise kadınlar için yok oluş...

Şimdi sana ev ödevi veriyorum.

Daha yüzlerce fark var, onları da sen bul...

SİVRİSİNEKLERLE İLGİLİ İKİNCİ BÜYÜK BULUŞ BU OLABİLİR Mİ

BİR Marvel kahramanı olarak size “süper güç” verilecek olsa hangisini tercih edersiniz:

“Uçma kabiliyeti” mi?

Yoksa “görünmez olma yeteneği” mi...

Size tercihinizde yardımcı olayım.

Güzel bir yaz akşamı sivrisinekler tarafından sokulmadan, oranıza buranıza kimyasal ilaçlar sürmeden, cibinliklere girmeden keyifli biçimde yaşamak istiyorsanız, “görünmez insan olmayı” tercih edin...

Çünkü bu yıl içinde sivrisineklerle ilgili belki en büyük buluşlardan biri yapıldı.

Onların sokmak için insanı nasıl bulduğu anlaşıldı...

O gece ya Hulusi Akar o telefona çıkmasaydı

Sivrisinek görerek geliyor ve buluyor.

Onu yönlendiren iki etken var.

Biri “karbondioksit”...

Öteki de koyu zeminler ve noktalar. Bunu sağlayan da sivrisineğin gözündeki bir proteinmiş...

Eğer bu protein etkisiz hale getirilirse, insan bedeni sivrisineğin gözünde görünmez insan haline geliyor...

Bunu da “Crispr-Cas9” adı verilen bir gen değiştirici ile yapıyor.

*

Sivrisineklerle ilgili ilk büyük buluş 1937’de bu kan emicilerin daha çok koyu renk elbise giyen insanlara geldiğinin keşfedilmesiydi.

Şimdi California Üniversitesi’nde doktora üstü eğitim yapan Yinpeng Zhan adlı bir biliminsanı, sivrisineği körleştirip, insanı onun gözünde görünmez hale getirecek ilk adımı attı.

O gece ya Hulusi Akar o telefona çıkmasaydı

ANTHONY HOPKİNS’LE ORTAK NOKTAMIZ VARMIŞ

GEÇEN Hürriyet Pazar’da Barbaros Tapan’ın Anthony Hopkins’le yaptığı mülakatta ünlü aktör şunu söylüyor:

“Düzeni severim çünkü zaten dağıtan da benim. Mesela kitapları üst üste yığarım ve sonra hepsi üzerime yıkılır.”

Bende de aynı sorun var...

Odamdaki kitapları üst üste koyuyorum, sonra bir gece yarısı hoop hepsi devriliyor.

Tabii benim farkım şu. Ben düzenli değilim, düzeni de sevmem...

Bir zamanlar Paris’te Fransa Dışişleri Bakanlığı’nın bir üst düzey yöneticisinin ofisinde duvarda şöyle bir yazı görmüştüm:

“Fazla düzen bir ruh hastalığı belirtisidir.”

Bu laf bana tam uyar...

X

Önceki gece bu istihbaratı iki ayri kişiden dinledim

Durun hemen heyecanlanmayın. Öyle ittifakları altüst edecek, seçimi öne aldıracak, büyükelçi krizini çözecek muazzam bir siyasi istihbarat değil...

Ben naçizane bir magazin yazarıyım, tabii ki bir magazin istihbaratı bu...

*

Önceki gece yine uykusuz kalıp New York’taki “Ahmet Ertegün’ü anma yemeği”ni dakika dakika izledim.

Türkiye ile ABD arasında patlayan ve çok kötü bir noktaya gidebilecek büyükelçi krizinin tatlıya bağlanmasından 24 saat sonra New York’ta Türkiye ile ABD’yi birbirine bağlayan müthiş bir geceydi bu.

Geceye davetliydim, ama COVID-19 pozitif yüzünden katılamadım. Bedenim orada değildi ama aklım oradaydı... Gece boyunca konuştum katılanlarla... Bu arada Plaza otelinin kulislerinde Ahmet Ertegün’ün eski dostlarının fısıldadığı, benim için müthiş bir bilgi aldım...

*

Türk magazininin 1990’lı ve 2000’li yıllarının en büyük konularından biri şuydu:

Yazının Devamını Oku

19 ayda tek hata yaptım COVID-19 o an beni yakaladı

COVID-19 sendromuna girdiğimiz Mart 2020’den beri kendimi çok iyi korudum.

Sokağa çıkmama kurallarına uydum.

Maskesiz gezmedim.

Sosyal mesafeye hep dikkat ettim.

Evde kapalı olduğum günlerde bile sporumu ihmal etmedim.

Sonra aşı dönemi geldi...

Önce 2 Sinovac oldum.

Sonra 2 BioNTech oldum.

Yazının Devamını Oku

Diyonizyak öfkenin kırmızı kart gördüğü muhteşem bir gece

Pazar gecesi benim için uykusuz bir geceydi...

Hayır hayır, geçirdiğim COVID-19 yüzünden değil.

Tam aksine cumartesi günü yapılan test negatif çıkmıştı.

Yaptırdığım 4 aşı sayesinde hafif bir nezleden bile hafif geçmişti.

Uykusuzluğumun nedeni 10 Büyükelçinin istenmeyen insan ilan edilmesi de değildi...

Nedeni, benim gibi bir spor manyağı için, tarihte az görülecek bir derbi gecesi olmasıydı...

Düşünebiliyor musunuz?

Yazının Devamını Oku

İlk gençlik hapınızı kaç yıl sonra alabileceksiniz

Şimdi kahvenizden veya çayınızdan bir yudum alın...

Siz “brunch şampanyacıları”, tabii ki siz de kadehinizi kaldırabilirsiniz...

Şu güzel pazar sabahı size çok umut verici bir haberim var...

Çok değil... İki-üç yıl sonra bir hapla gençleşme ihtimaliniz çok yükseldi...

*

Size ölümsüzlük vaat etmiyorum ama...

En geç 10 yıl içinde, sizi 150 yaşına kadar yaşatacak çok önemli gelişmeler olabilir.

Silikon Vadisi’nin en zengin 10 adamını alın...

Yazının Devamını Oku

Yaşayan bir numaralı Müslüman o olabilir mi

Adı Muhammed. Soyadı Salah.

Yani yüzde yüz Müslüman adı ve soyadı...

Dünya artık onu “Mo Salah” olarak tanıyor.

Liverpool’un şahane oyuncusu...

*

Bu yıl İngiliz futbol liginin başından beri Liverpool’u uçuruyor...

Ne Messi bıraktı ne Ronaldo...

İki haftadır futbolla ilgilenen herkes onun Manchester United’a attığı golü ve asisti konuşuyor.

Şimdiden futbol tarihine geçti...

Yazının Devamını Oku

Diyarbakır Müzesi'ndeki domuz dişi ve 48 saat sonra gelen bir haber

Geçen hafta Diyarbakır Arkeoloji Müzesi’ni gezerken rehberimiz bize ilginç bir şey anlattı.

Rehberimiz, vitrindeki süs eşyaları arasındaki bir domuz dişini gösterip şunları söyledi:

“Domuz insanoğlunun ilk evcilleştirdiği hayvandı. O nedenle mezarlarda bulduğumuz süs eşyaları domuz dişinden yapılmış eserlerdi.”

*

Demek ki domuz, bu topraklarda, yani Mezopotamya’da insanoğlu ile birlikte yaşamaya başlayan ilk hayvanlardan biriymiş... Ne ilginçtir ki yine bu topraklarda doğan iki inancın, Müslümanlığın ve Yahudiliğin de haram ilan ettiği ilk hayvan oldu.

Diyarbakır’da rehberimizden bunu dinlememizden 48 saat sonra dünya medyasına şu haber düştü:

New York Üniversitesi’nden bir doktor grubu çok ilginç bir deney gerçekleştirdi.

Domuzun bünyesinde geliştirilen bir böbreği, ailesinin iznini alarak, beyin ölümü gerçekleşmiş bir insanın bedenine bağladılar.

Yazının Devamını Oku

En iyisi halayı size Hint atasözü ile anlatayım

Çok sevdiğim bir Hint atasözü aynen şöyle diyor:

“Dans etmek kalplerimizin konuşmasını duymaktır...”

*

Halay da bir danstır...

Dans literatüründeki adı “folklorik dans”tır...

-

Fanatikler danstan korkarlar... Aralarında “hayatında hiç dans etmemiş olmakla” övünenler vardır.

Korkmakta haklıdırlar... Çünkü dans, onları besleyen nefreti, bir ilkokul çocuğunun bembeyaz silgisi gibi yumuşacık dokunuşlarla siler...

Yok eder...

Yazının Devamını Oku

Özdemir Bey geç de olsa sizi tanımak bir şerefti

Türk Savunma Sanayii’nin son 15 yıldaki parlayan yıldızı, Bayraktar ailesinin kurucu babası Özdemir Bayraktar aramızdan ayrıldı.

Muhafazakâr bir ailenin üyesiydi...

Dün bizim mahallede onun hakkında yazılanlara baktım...

Üzülerek gördüm ki bu insanı hiç tanımıyormuşum...

Meğer tam da Türkiye’nin bugünlerde aradığı insanmış...

Hürriyet’te Yalçın Bayer’in yazısını okudum.

Onun daha ilk ve orta eğitimden başlayan bilim tutkusunu...

Üniversite yıllarını, sonrasını, Türk sanayisinin gelişmesi için verdiği mücadeleyi...

Yazının Devamını Oku

Yer Diyarbakır, kuyruk Picasso kuyruğu gibi

Bu fotoğrafta, sırada bekleyen insanların ancak bir bölümünü görüyorsunuz. Çekilen videoları seyrederseniz, kamera sıranın sonuna kadar gidip köşeyi döndüğünde, bu kuyruğun devam ettiğini göreceksiniz...

Bu bir maç kuyruğu değil...

Bir pop müzik konseri kuyruğu değil...

Ahmet Güneştekin’in geçen cumartesi Diyarbakır’da açılan “Hafıza Odası” sergisine girmek için bekleyen insanlar bunlar...

Sanat alanında böyle bir kuyruğu geçtiğimiz 10 yıl içinde iki defa gördüm...

Biri İstanbul’da Sakıp Sabancı Kültür Merkezi’ndeki Picasso sergisiydi.

Öteki de İzmir’de Arkas Sanat Merkezi’nde açılan Picasso sergisiydi.

Bugüne kadar

Yazının Devamını Oku

Sonradan görme bir züğürdün o sorusu

Dün size 85 metrelik bir megayatı bütün iştahımla anlattım.

Ne yalan söyleyeyim, güzel yaşamak hayalleri olan bir insandım, hâlâ da öyleyim.

O nedenle memleketin bunca meselesi varken aklım yine de böyle şeylere takılıp gidiyor...

Yani benim de böyle sevdalı bir başım var.

İyi yaşamak bugün kurduğum bir hayal değil...

Mavi yolculuklar, yat sefaları ile ilgili hayallerim çok eskilere gidiyor...

Mesela şu fotoğraf.

1971 yılında Gökova’da bir yerde çekildi.

Yazının Devamını Oku

Sizce bu 85 metrelik megayatı satın alabilecek kaç kişi vardır?

Türkiye’de değil, dünyada kaç kişi vardır diye soruyorum.

Yat 85 metre...

Türkiye’de yapıldı.

Bir Türk şirketi tarafından yapıldı.

Yapımı 4 yıla yakın sürdü.

Ve geçen ay Cannes’daki dünyanın en önemli yatçılık fuarında ilk defa dünyanın dikkatine sunuldu.

Aldığım bilgiye göre, fuarın en ilgi çeken teknelerinden biri oldu.

4 gün boyunca 1.000 kişiye yakın insan tekneyi gezdi...

Yazının Devamını Oku

Öyleyse... Bir gün ben de Kırmızı Kraliçe'ye giderim

İlk haber 12 Ekim günü, ABD’nin Teksas eyaletinin Van Horn adlı bölgesinden havalanan bir uzay aracından geldi. Amazon’un sahibi Jeff Bezos’un Blue Origin adlı şirketinin uzaya ikinci uçuşunu yapan roketinin içinde tanıdık bir isim varmış.

William Shatner...

*

Biz onu daha çok “Captain James T. Kirk” olarak tanıyoruz...

Yani bizim bildiğimiz, 1970’lerin efsane uzay dizisi Star Trek’in ünlü kaptanı Kirk...

İşte onu oynayan aktör William Shatner, bu defa gerçekten uzaya gitmiş ve dönmüş.

‘Uzay Yolu’ (Star Trek) dizisi ilk kez 8 Eylül 1966 günü yayınlandı.

Dünya

Yazının Devamını Oku

Banyan ağacına asılı 10 esrarengiz ceset

Her şey bir yaz sabahı, sokağın orta yerindeki bakkal dükkânının zamanında açılmaması ile başladı.

Sütçünün getirdiği süt kasaları hâlâ dükkânın önünde duruyordu.

Durumdan şüphelenen komşular eve girince dehşetten donup kaldılar...

Yıl 2018’di...

Olay yeri Hindistan’ın Delhi şehrinin kuzeyindeki popüler bir mahalleydi...

O sabah dükkân sahibinin üst kattaki evine giren komşular, evin tavanındaki mazgal şeklindeki demirlere asılı 10 cesetle karşılaştılar.

Bir ceset de içeride bir odada yatağın üzerinde yatık vaziyetteydi.

*

Yazının Devamını Oku

Bu kadın 'Yetmez ama evetçi'leri fabrika ayarlarına döndürür mü

Bu yıl ekonomi dalında Nobel alan üç ekonomisti tanımıyorum.

Ama bir ekonomist var ki, nereye baksam onu görüyorum şu son zamanlarda.

Mariana Mazzucato...

*

Dünyayı sarsan 68 Mayıs olaylarından bir ay sonra, 16 Haziran 1968’de doğmuş.

İtalyan asıllı ama çifte vatandaşlığı var.

Aynı zamanda Amerikalı...

Londra Kolej Üniversitesi’nde ekonomi bölümü öğretim üyesi.

Aynı zamanda Dünya Sağlık Örgütü Ekonomi Konseyi üyesi.

Yazının Devamını Oku

‘Final Töreni’ndeki bu şampanya nasıl patladı?

Önce, bir yıl önceye döneyim.

Yıl 2020...

Uzun yıllar yapılamayan Formula 1 yarışları yine Türkiye’ye dönmüş ama pandemi nedeniyle seyircisiz yapılıyor.

O gün F1 tarihinde bir rekor kırılıyor.

Lewis Hamilton bu yarışın İstanbul ayağını da kazanmış ve yarışma tarihine yeni bir rekor yazmış.

Bu yarışı, 7’nci defa kazanıp Ferrari efsanesi Michael Schumacher’in rekorunu egale etmiş.

Yani Formula 1 tarihinde çok özel bir gün...

Bütün dünyanın gözü Türkiye’deki pistte yapılacak ödül töreninde...

Yazının Devamını Oku

İşte medyanın yeni testosteron kralı

Biliyorum bu pazar günü, “memleketin bunca sorunu varken” lobisinden yine epey dayak yiyeceğim...

Ne yapayım, dayanamıyorum... Bir de böyle dayaklara şerbetliyim.

Bugün pazar, kasveti atıp eğlenceli bir konuya gireceğim.

*

Geçen hafta itibarıyla “Türkiye’nin testosteronu en yüksek medya mensubu” tahtı beden değiştirdi. Geçen haftaya kadar en yüksek testosteronlu erkek medya mensubu bendim. Dr. Osman Müftüoğlu nezaretinde ölçülmüş testosteronum 623’tü...

Hatta Fenerbahçe benim için 623 numaralı bir de forma yaptırmıştı.

*

Sahip olduğum “E.T.” unvanım, yani “En yüksek Testosteron” tacım, geçen hafta itibarıyla elimden alındı.

Üstelik de bir magazinci tarafından alındı.

Yazının Devamını Oku

‘Happy Birthday’ telefonları: Putin’i hangi başkanlar aradı

Dün sabah küçük bir haber dikkatimi çekti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan önceki gün Rusya Devlet Başkanı Putin’le bir telefon konuşması yapmış.

Nedense bu haber bir gün önce pek dikkat çekmedi.

*

Acaba doğru mu diye Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın sitesine girip baktım.

Gerçekten bir gün önce açıklama yapılmış...

Açıklamada küçük bir cümle dikkatimi çekti:

“Cumhurbaşkanı Erdoğan görüşmede, Rusya Devlet Başkanı Putin’in doğum gününü de kutladı.”

İfadede

Yazının Devamını Oku

Çok teşekkürler İsmail Bey, sayende ilk 4 madde yazıldı

Bu hafta başına kadar tablo aynen şöyleydi.

Cumhur İttifakı yeni bir anayasa için düşünce egzersizine başlamıştı.

Millet İttifakı ise resmen veya gayriresmi olarak dahil 6 partinin temsilcileri iee yeni bir anayasa için masaya oturmuştu.

*

İki kanat, iki ayrı sistem üzerine anayasayı konuşuyordu.

Cumhur İttifakı “Güçlendirilmiş Başkanlık Sistemi” üzerine...

Millet İttifakı ise “Güçlendirilmiş Parlamento” sistemine dönüşü savunuyordu...

İkisi çok ayrı yerlerdeydi...

*

Yazının Devamını Oku

Yarasalar ve fareler sarayı basınca ne oldu

Cumartesi sabahı bizden önce yabancı bir gazeteci grubu Arslantepe’deymiş.

Orada bir gazeteci sormuş: “Siz burada neyin peşindesiniz?”

Yabancı gazeteci bu soruyu sorunca Francesca da ona bir başka soruyla cevap vermiş:

“Benim için burada bulduğumuz en önemli şey ne biliyor musunuz?”

Gazeteci merakla bakınca devam etmiş:

“Tohum. Evet kazı sırasında bulduğumuz en önemli şey tohumdu. Bir oda dolusu tohum bulduk. Çünkü en geç tabakalarda çalışıyoruz. O dönemde insanlar ne yiyor biliyoruz ama emin değildik. Çoğu buğday ama başka çok ince tohumlar da var. Seneye botanik antropologları bakacak ve ne yediklerine karar vereceğiz.”

‘Aslan’ın altındaki dünyaya yolculuğumuzun ikinci günü bu tohumların sırrıyla başlıyor.

Çünkü bu tohumlar daha şimdiden bize çok çarpıcı bir tarihi gerçeği anlatıyor.

Yazının Devamını Oku

Dünyanın ilk laik devleti işte tam da burada doğru

VIA Lancellotti, Roma’nın merkezinde Lancellotti meydanına açılan bir sokak.

Bu sokağın 18 numaralı binasının kapısında Türk ve İtalyan bayrakları asılı.

Çünkü burası Türkiye’nin Roma’daki Yunus Emre Kültür Merkezi...

İşte bu binada 28 Şubat 2021 günü çok ilginç bir söyleşi yapıldı. Söyleşiyi yapan kişi Marcella Frangipane isimli bir profesördü.

Roma’nın prestijli La Sapienza Üniversitesi’nin öğretim üyesi. Ama onun bizi çok yakından ilgilendiren bir başka unvanı daha var.

Malatya’daki Arslantepe Höyüğü’nün eski Kazı Heyeti Başkanı.

*

Frangipane, Arslantepe’nin artık hepimizin bildiği önemini anlattı.

Burası MÖ 6 binden başlayıp, MS 1’inci yıla kadar uzanan bir dönemde bilinen en önemli yerleşim alanıydı.

Yazının Devamını Oku