GeriErtuğrul ÖZKÖK İçimizdeki en tonton anarşiste bandanalı bir Babıâli vedası
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

İçimizdeki en tonton anarşiste bandanalı bir Babıâli vedası

Önce köşe yazarı vardı...

Yukarıdaki babamız biz köşe yazarı milletini yaratırken, bazı unvanları çok cömertçe bağışlamıştır...

Mesela “siyasi köşe yazarı...”

Tanrı babamızın eli cömerttir... Her isteyene vermiştir bu unvanı...

İçimizdeki en tonton anarşiste bandanalı bir Babıâli vedası

Onlara bir de “Ağır ol da molla desinler” duygusunu vermiştir aynı cömertlikle...

Bir de kibir ve egoyu...

İşte böyle çıkmıştır piyasaya saçılmış binlerce siyaset köşe yazarı...

*

Yukarıdaki babamız, mizah yazarlarına ise o kadar eli açık olmamıştır.

Çok ince eleyip çok sık dokumuştur mizah yazarının kumaşını...

O elekten çok az insan geçebilmiştir...

Çok, ama çok az insana vermiştir o kabiliyeti...

*

Şu fani hayatımda Tanrı’nın biz köşe yazarlarına dağıttığı kabiliyet ve duygulara baktığımda...

Mumla arasam iki, bilemediniz üç, beş gerçek
mizah yazarı bulurum...

O ama bilin ki, o üç beş kişi bile çok kalabalıktır...

Siyasetteki o vasatlık izdihamı içinde işte o yüzden pırıl pırıl parlarlar...

*

İşte o tenha mahallenin sakiniydi Selahattin Duman...

Güldüğü gibi yaşayan, yaşadığı gibi gülen...

Güldüğü gibi yazan, yazdığı gibi gülebilen ender üç beş meslektaşımızdan biriydi...

Hak edilmemiş egoların kurduğu siyasi köşe yazarlığı düzeninde hep rengarenk bir ayrıkotu olarak yaşadı...

Hiç iplemedi, kendini dünyanın merkezi sanan Babıâli müesses nizamının sahte Budalarını...

Onlar “Memleketin bunca meselesi varken” diye başlayan vasatlık maskesi cümleleriyle farklı olan her yazarı yok etmeye çalışırken, o inadına insanın en komik hallerini yazmaya devam etti.

O yüzden çok sevdik onun bu pervasızlığını, cüretini...

İçimizdeki en tonton anarşiste bandanalı bir Babıâli vedası

Bir düzen yıkıcıydı Selahattin Duman...

İçimizdeki en tonton anarşistti.

Gülümsemeyi bile adaba aykırı ilan eden Babıâli’ye kahkaha attıran komşumuzdu...

Zülfü Livaneli onun için “Kurt Vonnegut üslubuyla yazıyor” diyordu.

Bana göre ise en çok kendi cemaatinin fanatiklerini içten ti’ye alan yerli ve milli Woody Allen’iydi bu ülkenin....

Gülmeyi unutan ülkemin kavuksuz güldüreniydi...

Ölüm haberi gelince, onu en güzel nasıl uğurlarım diye düşündüm....

Aklıma onun artık Türk basınının klasikleri arasına girmiş olağanüstü bir yazısı geldi.

İşte o yazıyla uğurluyorum sevgili dostumu...

*

Elveda benim kuşağımın en muzip, bombasız, tanksız, silahsız anarşisti...

Elveda arkadaşım..

Nur içinde yat...

Bil ki terk ettiğin bütün azgın tekeler, arkandan çok hüzünlü melemeler atarak uğurluyor seni.

*

Ve hepimizin ağzında, büyük genel yayın yönetmeni Ben Bradlee’nin o cümlesi var:

“That was a good life...”

*

Her şeye rağmen, bütün sıkıntılara, hüzünlere, harabeye dönmüş gençlik hayallerimize, ideallerimize rağmen...

Güzel bir hayattı...

BİR SELAHATTİN DUMAN KLASİĞİ

BANDANALI BİR ‘HARLEY DAVİDSON’ DÜŞÜNÜRÜNÜN İNSAN OLARAK PORTRESİ

HARLEY-DAVIDSON düşünürleri buyuruyor... “Bir Harley’ci ile manitasının arasındaki yaş farkı ne kadar fazlaysa, itibarı da o kadar yüksek olur...” 

Diyelim ki Harley’ci 61 yaşında ve zengin... İşlerini çocuklarına devretti...

Karısı ile teyze çocuğu oldu. Hac farizasını yerine getirdikten sonra malûm ziyaretçiyi beklemeye başladı... Beklerken, bakınırken içi daraldı... “Kalk kendine bir motor al, özünü dağlara bayırlara vur...” dedi... 

İçimizdeki en tonton anarşiste bandanalı bir Babıâli vedası

Bu geçici cinnet halinin modern psikiyatride bir karşılığı var ama ben bilmiyorum... Onun için “Kayış koptu, kafa boş dönmeye başladı” diyelim...

*

İşte yaşı kemale ermiş bir erkeğin, akranları en azından umre ziyareti planlarken kendine motosiklet almasının hem de “içinde saklı kalmış maceracılığı” dışa vurabilmek için Harley-Davidson seçmesinin sebebi budur.

*

Bir de başına “bandana” niyetine karısının eşarplarından birini dolayıp kendine şekil yapması vardır ki, genellikle hastalığın son safhaya geldiğini gösterir. Bandana takan bir Harley’ciye artık ilişilmez. Kendi haline bırakılır... Yoldan geçerken trafikçiler bile esas duruş gösterip selama dururlar.
O artık toplumun değil Allah’ın adamıdır...

O VIIIR VIIR DİYE ÇIKAN SES BASİT BİR DESİBEL DEĞİLDİR

Niye ille de Harley-Davidson derseniz, bu başka bir tartışma konusudur.

Anladığım kadarı ile bu Harley-Davidson motorların zaptedilmez bir beygir gibi oluşu, kolundaki gaz ayarını döndürdükçe, “Vıııırrrr! Vıııırrrr!” diye ses çıkarmasının tahriklendirici bir özelliği var. Zaten kafada çiçek açmış Harley’ciyi de azdıran bu ses oluyor. Adam “Harley’ciliğin de hesaplısı makbuldür” fikrinden gidip kendine bir Kanuni mobileti alsa, gaz kolunu büktüğünde bu “Vıııırrrr! Vıııırrrr!” sesini duyamaz.

Arada motor gücü bakımından fark olduğundan çıkan ses süt emmiş bir bebeğin gaz çıkarma sesi gibi zayıf gelir ki, insanın şevki kırılır. Harley’cilikte esas olan arkaya kimin oturtulacağıdır.

*

Kayınvalide olmaz. Motorun amortisörü erken yıpranır. Karısı hiç olmaz. Geriye kala kala manita bulmak sorunsalı kalır... 

*

Bereket versin ki bu memlekette motor sesi duyduğunda gördüğü eğitimi boşlayan, aldığı meslek içi kurslara aldırmayan kızlar da var. 

“Vıııırrrr! Vıııırrrr!” sesinin bunları bir nevi azdırdığı rivayet edilir... 

SELAHATTİN ABİ ARKA SELEDEKİ MANİTAYI NEREDEN BULACAĞIZ

Şimdi Selahattin abi, bu kızları nereden bulacağız diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Aranacaksınız... Motora binip gördüğünüz her kafenin önünde durup “Vıııırrrr! Vıııırrrr!” sesi çıkararak aranacaksınız. Eninde sonunda bir yarım akıllı gelip arkanıza oturur. O saatten sonra benzin masrafına acımayıp alete gazı verin. Yollar sizindir...

*

İşi buraya kadar getirmişseniz geriye halletmeniz gereken tek mesele kalıyor. Bu da Harley’ci düşünürlerin altını çizdiği meseledir. Yani arkaya oturacak kızın yaşı...

*

Aman diyeyim! Kızın yaşı itibarınızdır. Gidip 35 yaşında iki çocuklu bir dul bulup arkaya geçirdiniz mi Harley’ci camiasında itibarınız bir anda yerle bir olur. 30 yaş bile çoktur. (Tabii yaşınız elli civarındaysa.)

KENDİNDEN 30 YAŞ KÜÇÜK KIZLA GEZMEK TOZMAK İYİDİR AMA

Tabii bu tekniği uygulamanın yan etkileri de var. Kızın erkek kardeşleri tarafından kıstırılıp, güzelleştirilmenizi kastetmiyorum. Sağlık meselesi ortaya çıkar. Kendinden otuz yaş küçük bir kızla gezip tozmak iyidir ama geceleri motosiklet selesi üzerinde uyumak mümkün olmadığından problem çıkar. Viagra’ya çok güvenmeyin.

İçimizdeki en tonton anarşiste bandanalı bir Babıâli vedası

Harley’ci marleyci deyip acımaz adama. Dozu bir kaçırırsınız, o saatten sonra motor yerine namınız dolaşır. Arka seleye oturtulan kızın küçük olması, ayrıca “kuşak çatışmasına” sebep olur. Sen altmış yaşındasın, kız yirmi beş. Üstelik orta ikiden terk. Ne konuşacaksın? Bir mevzuya girer, “O zamanlar rahmetli Menderes’in devriydi” dersin... Kız, herkesin içinde, “Ay Menderes kimdi?” diye sorar. Yahut bir yerde mola verip “iki cola” istersin. Garson ikisini de sizin içeceğiniz ihtimalinden hareket edip “Kızınız da birşey içer mi?” diye dallamalık yapar.

*

Motorla birlikte gezersin ama eğlenmeye gittiğinde başın derde girer. Sen “Vıııırrrr! Vıııırrrr!” sesinden yılıp sakin bir yer istersin. Kız “Benim burada ruhum sıkılıyor” diyerek trip yapar.

*

EY HARLEY’Cİ ONA UYUP KENDİNİ MAYMUN ETME

Unutmayın... Arkada oturan kızın yaşı ne kadar küçülürse ruhu da o kadar çok sıkılır. Eğer seçtiğiniz manita “masal anlatabileceğiniz kadar” küçük değilse, bu ruh sıkılma meselesi ile başa çıkamazsınız. Bir diskoya götürürsünüz. Başınızda bandana, kıçınızda deri pantolonla pistte kızın karşısına geçersiniz. Yanı başınızdaki yirmilik bebelerle yarışacağım derken kendinizi maymun ettiğiniz yetmez, bir de “pat!” diye yıkılıp gidersiniz.

*

“Hastaneye yetiştirilip kurtulmak da çare değil. İşin yoksa by-pass için bacaktan damar seç. Bu uzun geldi. Bu kısa! Eğer yaşınız kemale ermişse... Verdiğim bu akıllardan sonra içinizde hâlâ bir “Harley’ci ateşi” yanıyorsa sizin için yapacağım bir şey kalmamış demektir. Gidin hayatınızı yaşayın... Varsın atın ölümü arpadan olsun...

KATKIDA BULUNANLAR
Sayfa Editörü: Firuzan Demir
Düzeltmen: Metin Usta
Tasarım ve Uygulama: Selma Songül Zengin

X

İki milyon pazar günü o videoyu seyrederken

Geçen pazar günü Türkiye’de 2 milyona yakın insan yurtdışından yapılan bir YouTube yayını seyrederken Roma’da çok ilginç bir şey oldu.

Vatikan tarihinde ilk defa bir savcıyı törenle “kutsal” ilan etti...

Size bu töreni ve sonrasındaki ilginç ayrıntıları anlatacağım.

Ama önce siz de benimle birlikte şu soruların cevabını bir düşünün...

Hayatınızda hiç bir savcı türbesi gördünüz mü...

Kendim için konuşayım... Ben görmedim, bilmiyorum...

Peki bir mafya babasının, itibarlı bir din insanı tarafından en ağır kelimelerle eleştirildiğine tanık oldunuz mu?

Mesela bir cuma namazından önce, Diyanet İşleri’nin merkezi sisteminden çıkmış mafyanın kötülüklerini anlatan bir hutbe veya vaaz dinleyeniniz var mı?

Yazının Devamını Oku

Son YouTube videoları kadar renkli değil ama daha önemli

İki milyon kişinin YouTube’da yayınlanan üç video yayınını hayretler içinde izlediği gün, bir başka insan o videolar kadar renkli olmayan, ama onlardan çok daha önemli bir şeyi söyledi.

Z kuşağının hatta Y kuşağının da bilemeyeceği tek bir cümleydi bu:

“Devri sabık yaratmayacağız...”

Partisinin bir üyesi Cumhurbaşkanı Erdoğan için “Onu Yüce Divan’a göndereceğiz” derken Kılıçdaroğlu’nun bütün Türkiye’ye verdiği o mesajı gençlerin de kolayca anlayabileceği bir Türkçe ile yazayım:

“İntikamcılık yapmayacağız...”

Ne gazetelerde, ne dijital medyada pek üzerinde duran olmadı.

Oysa söylediği söz o kadar önemli, yapıcı ve güven vericiydi ki...

Her gazetecinin iştahını kabartan o videoları bir kenara bırakıp bugünkü yazılarımın manşetine alacağım.

Yazının Devamını Oku

Türk ailesi Ortadoğu’dan Avrupa yakasına taşınıyor

Türkiye İstatistik Kurumu geçen hafta öyle rakamlar açıkladı ki...

1- Sosyolog yanım ameliyatlı iki gözümü faltaşı gibi açtı.

*

- Kaynak devletin kurumunun yayınladığı bülten:

“İstatistiklerle Aile 2020”.

- Yayınlayan devletin resmi kurumu Anadolu Ajansı...

İşte bu bülten Türk toplumunun geçirdiği belki de en çarpıcı sosyolojik değişimi açıkça ortaya koydu.

*

Türkiye’de aile yapısı ile ilgili yıllardır hâkim olan görüş neydi?

Yazının Devamını Oku

200 yıl önce altın portresi çizilmiş liderin bugünkü karanlık portresi

Bu fotoğrafa hep birlikte iyi bakalım.

Çünkü burada sadece siyasetçiler için değil, her fani için büyük bir ders yatıyor.

Fotoğraf, Paris’te Eyfel Kulesi’ne yakın bir yerde Les Invalides adı verilen binada çekildi.



Yukarıda gördüğünüz lahite benzeyen anıt Fransa’nın büyük imparatoru Napolyon’a ait.

Les Invalides Fransa’nın büyük komutanlarının bulunduğu bir anıt mekân.

Yazının Devamını Oku

Soyağacını on bir rakamı ile anlatan bir yıldız doğuyor

Bu harika fotoğraflar InStyle dergisinin son sayısında yayınlandı.

Fotoğrafları Erman İştahlı çekmiş.

Eylül Solakoğlu da mülakat yapmış.

Kimdir bu fotoğraftaki genç erkek çoğumuz biliyoruz.

Kanal D’nin bu yıla damgasını vuran “Sadakatsiz” dizisinde Selçuk rolünde izlediğimiz Taro Emir...

Veya Tarık Emir Tekin... Veya Taro Emir Tekin...

InStyle dergisi 2 yıl önce onun için “Bu çocuğa dikkat” diye bir yazı yayınlamış.

Haklılarmış, iki yıl sonra bu dizide parladı...

Yazının Devamını Oku

Cihangir dizi kanadında ‘neşter’ ‘botoks’ ve ‘kolajen’ savaşı

Upper Cihangir’in dizi film mahallesinde dün itibarıyla büyük bir “mimik”, “botoks” ve “kolajen” savaşı başladı.

Pimi çekilmiş bombayı mahallenin ortasına Hürriyet Kelebek yazarı Savaş Özbey bıraktı.

*

Özbey’in dünkü köşesindeki bomba iddia şuydu:

“Camdaki Kız” dizisinde “Nalan”, “Fatma” dizisinde “Fatma Yılmaz” rolünü başarıyla oynayan Burcu Biricik hayatında hiç estetik yaptırmadığı için rolünü yaparken kaşını gözünü rahatlıkla oynatabiliyor...

Bu da onu “yüzünü kullanmada” çok başarılı bir oyuncu haline getiriyor.

Yine Özbey’e göre bin bir estetik müdahaleyle gittikçe hepsi birbirine benzeyen diğer ünlülerden ayrıştırıyor.

Özbey bunu anlatmak için bir de çok ünlü bir kadın oyuncunun adını vermiş.

Yazının Devamını Oku

'Upper Cihangir' sezon finali - Koskoca semt dedelere kaldı

Geçen perşembe akşamı itibarıyla Türkiye “lockdown”a girip eve kapanırken seviyeli magazinin yeni merkezi Upper Cihangir de bir nevi sezon finali yaptı.

Seviyeli magazinin ağırlık merkezi de Bodrum’a kaydı. Bölgenin yeni nesil magazincisi Tuğrul Eryılmaz’ın T24’te her cuma günü merakla beklenen Upper Cihangir fısıltıları köşesi de geçen hafta pek tatsızdı.

Bütün bir sayfadan aklımızda kalan tek konu Sırrı Süreyya Önder’in dede olmasıydı.

Demek ki koskoca Upper Cihangir artık, müzik denince aklına sadece The Rolling Stones gelen tonton dedelere ve eski tüfek Mülkiyelilere kaldı.

Böylece magazin meydanı, “Memleketin bunca meselesi varken ısrarla seviyeli seviyesiz her magazine dalan” bendenize kaldı.

Bugünden itibaren 17 Mayıs gününe kadar “Lockdown 2021 Özel” sayfalarıyla karşınızdayım.

*

Yani “

Yazının Devamını Oku

Bir ayağı İstanbul'a basan ve Tahran'ı dağıtan bir 'narafig'

“Narafig” Farsça’da dostunu sırtından bıçaklayan kişi demek... Büyük ihtimalle de bir derin devlet komplocusu...

Tahran’ı darmadağın edip oradan Washington ve Tel Aviv’e sıçrayan bu “yeni nesil patlayıcı”, 24 Nisan günü esrarengiz bir ‘Narafig’in, Londra’daki Iran International adlı haber sitesi ve televizyon kanalına bir yoldan ulaşması ile başladı.

Esrarengiz Narafig’in elinde İran’ı darmadağın edecek bir ses kaydı vardı...

Tahran’da kapalı kapılar ardında yapılmış 3 saatlik bir görüşmenin kaydıydı bu.

Şimdi dönelim 24 Nisan gününe...

Türkiye o gün ABD Başkanı Biden’ın sözde soykırım konuşmasına kilitlenmişken, aynı saatlerde Iran International’a ulaşan kişi veya kişiler onlara bu üç saatlik kaydın bazı bölümlerini getirmişti...

Sitenin Londra’daki yöneticileri “ellerindeki malın” ne olduğunu anında anladılar.

Kayıt adeta Tahran’ı uçuracak yepyeni nesil bir patlayıcı gibiydi.

Bu kaydın açıklanması, İran’da bir süredir yaşanan

Yazının Devamını Oku

47'li bir erkek, 54'lü Blair'in bu fotoğrafına bakınca ne hisseder

Biraz narsistçe...

Biraz da bencilce bakıyorsa...

Yani benim gibiyse, kesinlikle benim hissettiğimi hisseder...

İngiltere’nin eski Başbakanı Tony Blair epeydir ortada görünmüyordu.

Pandemi başından beri ilk fotoğrafını dün İsmet Berkan’ın “10 Haber” sitesinde gördüm.

Geçen hafta İskoçya’nın bağımsızlığı ile ilgili bir televizyon programına çıkmış...

Tabii herkes programda söylediklerini değil, bu halini konuşmaya başladı. Başbakan saçlarını uzatmış... Bayağı uzatmış.

Boyamadığı için de uzun saçları ile folk şarkıcısı

Yazının Devamını Oku

Modi'nin inanç mağarasında fiyatlar neden böyle düştü

Hindistan’ın popülist başbakanı Narendra Modi’nin “seçim şovu meditasyon mağarasını” ilk defa Müslüman bir Hint asıllı Amerikalıdan öğrendim.

Yaptığı şahane televizyon şovları ile popülist liderlerin komik hallerini hicveden Hasan Minhaj, bir programında Hindistan’daki seçimleri anlatırken, şu anki başbakan Modi’nin “dua etmek ve meditasyon yapmak üzere bir mağaraya çekilmesini” anlatmıştı.

*

Ancak orada öğrenmiştim ki, Tanrı ve kendisiyle baş başa kalmak için kapandığı bu mağarada 4 kamera görüntülerini kaydediyordu.

Ancak Hasan Minhaj, Modi’nin yüzündeki sahte ifadeleri gösteren görüntüleri yayınlarken hepimizi kahkahalara boğan bir ayrıntıya dikkatimizi çekmişti.

Güya meditasyon yapmak ve dua etmek için inzivaya çekilen Modi’yi 4 kamera görüntülüyormuş...

Amaç?

Bunları seçim kampanyasında

Yazının Devamını Oku

Katarlı bayan Alya'nın mektubundaki 2 cümle

1)Şimdi anlatacağım olay, bana çok gizli kanallardan ulaşmış bir haber değil...

Birleşmiş Milletler’in herkese açık bir platformundan geldi...

Şimdi dikkatle okuyun lütfen...

*

22 Mart 2021 günü...

Yani bundan 38 gün önce BM Genel Sekreteri’ne bir mektup sunuldu...

Mektubun altında şu imza vardı:

Alya Ahmed Saif Al-Thani...

*

Yazının Devamını Oku

Ben bu gürültüye kulaklarımı tıkadım şu üç cümleye baktım

1) Ülkenin muhafazakârı, laiki...

Dincisi, milliyetçisi, ulusalcısı ayakta...

“NATO’dan çıkalım” diye bağıran...

“İncirlik’i kapatalım” diye haykıran...

ABD ile bütün ilişkilerimizi keselim diyen...

Öyle bir gürültü var ki...

Ülkenin en makul insanları bile bazı çok önemli şeyleri göremiyor, duyamıyor...

Oysa 24 Nisan günü sadece o kelime yoktu... Çok önemli şeyler de oldu.

Yazının Devamını Oku

Sabık deputattan biyarbırçi görüntü

“Sabık”, yeni Türkçede “eski” demek...

- “Deputat”, Rusça kökenli bir kelime, “milletvekili” anlamına geliyor.

- “Biyarbırçi”, Azericede “Utanç verici” demek...

- “Görüntü” ise aynen “görüntü...”

*

Dün sabahtan beri Bakü’den gelen bu videoya gülüyorum ve güldüğüm için de kendime kızıyorum.

Dün T24’te gördüm. Azerbaycan’da günün konusuymuş ve televizyonlarda işte bu başlıkla verilmiş. Eski milletvekili Hüseyinbala Biralamov, ki kendisi 75 yaşında....

Yazının Devamını Oku

Banzai Mustafa Kemal Paşa çok çok banzai

Geçen gün bir arkadaşım gönderdi...

Japonya’da yapılmış video...

Kim yapmış, sözleri nedir hiç bilmiyorum.

Ama içinde bir kelime var ki....

Beni çok etkiledi.

*

Video önce İzmir’i tanıtarak başlıyor.

Arkasından İzmir’de işgalci Yunan ordusuna karşı başlatılan milli mücadele çok güzel çizimlerle anlatılıyor.

Yazının Devamını Oku