İçimizdeki en tonton anarşiste bandanalı bir Babıâli vedası

Önce köşe yazarı vardı...

Haberin Devamı

Yukarıdaki babamız biz köşe yazarı milletini yaratırken, bazı unvanları çok cömertçe bağışlamıştır...

Mesela “siyasi köşe yazarı...”

Tanrı babamızın eli cömerttir... Her isteyene vermiştir bu unvanı...

İçimizdeki en tonton anarşiste bandanalı bir Babıâli vedası

Onlara bir de “Ağır ol da molla desinler” duygusunu vermiştir aynı cömertlikle...

Bir de kibir ve egoyu...

İşte böyle çıkmıştır piyasaya saçılmış binlerce siyaset köşe yazarı...

*

Yukarıdaki babamız, mizah yazarlarına ise o kadar eli açık olmamıştır.

Çok ince eleyip çok sık dokumuştur mizah yazarının kumaşını...

O elekten çok az insan geçebilmiştir...

Çok, ama çok az insana vermiştir o kabiliyeti...

*

Şu fani hayatımda Tanrı’nın biz köşe yazarlarına dağıttığı kabiliyet ve duygulara baktığımda...

Haberin Devamı

Mumla arasam iki, bilemediniz üç, beş gerçek
mizah yazarı bulurum...

O ama bilin ki, o üç beş kişi bile çok kalabalıktır...

Siyasetteki o vasatlık izdihamı içinde işte o yüzden pırıl pırıl parlarlar...

*

İşte o tenha mahallenin sakiniydi Selahattin Duman...

Güldüğü gibi yaşayan, yaşadığı gibi gülen...

Güldüğü gibi yazan, yazdığı gibi gülebilen ender üç beş meslektaşımızdan biriydi...

Hak edilmemiş egoların kurduğu siyasi köşe yazarlığı düzeninde hep rengarenk bir ayrıkotu olarak yaşadı...

Hiç iplemedi, kendini dünyanın merkezi sanan Babıâli müesses nizamının sahte Budalarını...

Onlar “Memleketin bunca meselesi varken” diye başlayan vasatlık maskesi cümleleriyle farklı olan her yazarı yok etmeye çalışırken, o inadına insanın en komik hallerini yazmaya devam etti.

O yüzden çok sevdik onun bu pervasızlığını, cüretini...

İçimizdeki en tonton anarşiste bandanalı bir Babıâli vedası

Bir düzen yıkıcıydı Selahattin Duman...

İçimizdeki en tonton anarşistti.

Gülümsemeyi bile adaba aykırı ilan eden Babıâli’ye kahkaha attıran komşumuzdu...

Zülfü Livaneli onun için “Kurt Vonnegut üslubuyla yazıyor” diyordu.

Bana göre ise en çok kendi cemaatinin fanatiklerini içten ti’ye alan yerli ve milli Woody Allen’iydi bu ülkenin....

Haberin Devamı

Gülmeyi unutan ülkemin kavuksuz güldüreniydi...

Ölüm haberi gelince, onu en güzel nasıl uğurlarım diye düşündüm....

Aklıma onun artık Türk basınının klasikleri arasına girmiş olağanüstü bir yazısı geldi.

İşte o yazıyla uğurluyorum sevgili dostumu...

*

Elveda benim kuşağımın en muzip, bombasız, tanksız, silahsız anarşisti...

Elveda arkadaşım..

Nur içinde yat...

Bil ki terk ettiğin bütün azgın tekeler, arkandan çok hüzünlü melemeler atarak uğurluyor seni.

*

Ve hepimizin ağzında, büyük genel yayın yönetmeni Ben Bradlee’nin o cümlesi var:

“That was a good life...”

*

Her şeye rağmen, bütün sıkıntılara, hüzünlere, harabeye dönmüş gençlik hayallerimize, ideallerimize rağmen...

Haberin Devamı

Güzel bir hayattı...

BİR SELAHATTİN DUMAN KLASİĞİ

BANDANALI BİR ‘HARLEY DAVİDSON’ DÜŞÜNÜRÜNÜN İNSAN OLARAK PORTRESİ

HARLEY-DAVIDSON düşünürleri buyuruyor... “Bir Harley’ci ile manitasının arasındaki yaş farkı ne kadar fazlaysa, itibarı da o kadar yüksek olur...” 

Diyelim ki Harley’ci 61 yaşında ve zengin... İşlerini çocuklarına devretti...

Karısı ile teyze çocuğu oldu. Hac farizasını yerine getirdikten sonra malûm ziyaretçiyi beklemeye başladı... Beklerken, bakınırken içi daraldı... “Kalk kendine bir motor al, özünü dağlara bayırlara vur...” dedi... 

İçimizdeki en tonton anarşiste bandanalı bir Babıâli vedası

Bu geçici cinnet halinin modern psikiyatride bir karşılığı var ama ben bilmiyorum... Onun için “Kayış koptu, kafa boş dönmeye başladı” diyelim...

*

Haberin Devamı

İşte yaşı kemale ermiş bir erkeğin, akranları en azından umre ziyareti planlarken kendine motosiklet almasının hem de “içinde saklı kalmış maceracılığı” dışa vurabilmek için Harley-Davidson seçmesinin sebebi budur.

*

Bir de başına “bandana” niyetine karısının eşarplarından birini dolayıp kendine şekil yapması vardır ki, genellikle hastalığın son safhaya geldiğini gösterir. Bandana takan bir Harley’ciye artık ilişilmez. Kendi haline bırakılır... Yoldan geçerken trafikçiler bile esas duruş gösterip selama dururlar.
O artık toplumun değil Allah’ın adamıdır...

O VIIIR VIIR DİYE ÇIKAN SES BASİT BİR DESİBEL DEĞİLDİR

Niye ille de Harley-Davidson derseniz, bu başka bir tartışma konusudur.

Haberin Devamı

Anladığım kadarı ile bu Harley-Davidson motorların zaptedilmez bir beygir gibi oluşu, kolundaki gaz ayarını döndürdükçe, “Vıııırrrr! Vıııırrrr!” diye ses çıkarmasının tahriklendirici bir özelliği var. Zaten kafada çiçek açmış Harley’ciyi de azdıran bu ses oluyor. Adam “Harley’ciliğin de hesaplısı makbuldür” fikrinden gidip kendine bir Kanuni mobileti alsa, gaz kolunu büktüğünde bu “Vıııırrrr! Vıııırrrr!” sesini duyamaz.

Arada motor gücü bakımından fark olduğundan çıkan ses süt emmiş bir bebeğin gaz çıkarma sesi gibi zayıf gelir ki, insanın şevki kırılır. Harley’cilikte esas olan arkaya kimin oturtulacağıdır.

*

Kayınvalide olmaz. Motorun amortisörü erken yıpranır. Karısı hiç olmaz. Geriye kala kala manita bulmak sorunsalı kalır... 

*

Bereket versin ki bu memlekette motor sesi duyduğunda gördüğü eğitimi boşlayan, aldığı meslek içi kurslara aldırmayan kızlar da var. 

“Vıııırrrr! Vıııırrrr!” sesinin bunları bir nevi azdırdığı rivayet edilir... 

SELAHATTİN ABİ ARKA SELEDEKİ MANİTAYI NEREDEN BULACAĞIZ

Şimdi Selahattin abi, bu kızları nereden bulacağız diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Aranacaksınız... Motora binip gördüğünüz her kafenin önünde durup “Vıııırrrr! Vıııırrrr!” sesi çıkararak aranacaksınız. Eninde sonunda bir yarım akıllı gelip arkanıza oturur. O saatten sonra benzin masrafına acımayıp alete gazı verin. Yollar sizindir...

*

İşi buraya kadar getirmişseniz geriye halletmeniz gereken tek mesele kalıyor. Bu da Harley’ci düşünürlerin altını çizdiği meseledir. Yani arkaya oturacak kızın yaşı...

*

Aman diyeyim! Kızın yaşı itibarınızdır. Gidip 35 yaşında iki çocuklu bir dul bulup arkaya geçirdiniz mi Harley’ci camiasında itibarınız bir anda yerle bir olur. 30 yaş bile çoktur. (Tabii yaşınız elli civarındaysa.)

KENDİNDEN 30 YAŞ KÜÇÜK KIZLA GEZMEK TOZMAK İYİDİR AMA

Tabii bu tekniği uygulamanın yan etkileri de var. Kızın erkek kardeşleri tarafından kıstırılıp, güzelleştirilmenizi kastetmiyorum. Sağlık meselesi ortaya çıkar. Kendinden otuz yaş küçük bir kızla gezip tozmak iyidir ama geceleri motosiklet selesi üzerinde uyumak mümkün olmadığından problem çıkar. Viagra’ya çok güvenmeyin.

İçimizdeki en tonton anarşiste bandanalı bir Babıâli vedası

Harley’ci marleyci deyip acımaz adama. Dozu bir kaçırırsınız, o saatten sonra motor yerine namınız dolaşır. Arka seleye oturtulan kızın küçük olması, ayrıca “kuşak çatışmasına” sebep olur. Sen altmış yaşındasın, kız yirmi beş. Üstelik orta ikiden terk. Ne konuşacaksın? Bir mevzuya girer, “O zamanlar rahmetli Menderes’in devriydi” dersin... Kız, herkesin içinde, “Ay Menderes kimdi?” diye sorar. Yahut bir yerde mola verip “iki cola” istersin. Garson ikisini de sizin içeceğiniz ihtimalinden hareket edip “Kızınız da birşey içer mi?” diye dallamalık yapar.

*

Motorla birlikte gezersin ama eğlenmeye gittiğinde başın derde girer. Sen “Vıııırrrr! Vıııırrrr!” sesinden yılıp sakin bir yer istersin. Kız “Benim burada ruhum sıkılıyor” diyerek trip yapar.

*

EY HARLEY’Cİ ONA UYUP KENDİNİ MAYMUN ETME

Unutmayın... Arkada oturan kızın yaşı ne kadar küçülürse ruhu da o kadar çok sıkılır. Eğer seçtiğiniz manita “masal anlatabileceğiniz kadar” küçük değilse, bu ruh sıkılma meselesi ile başa çıkamazsınız. Bir diskoya götürürsünüz. Başınızda bandana, kıçınızda deri pantolonla pistte kızın karşısına geçersiniz. Yanı başınızdaki yirmilik bebelerle yarışacağım derken kendinizi maymun ettiğiniz yetmez, bir de “pat!” diye yıkılıp gidersiniz.

*

“Hastaneye yetiştirilip kurtulmak da çare değil. İşin yoksa by-pass için bacaktan damar seç. Bu uzun geldi. Bu kısa! Eğer yaşınız kemale ermişse... Verdiğim bu akıllardan sonra içinizde hâlâ bir “Harley’ci ateşi” yanıyorsa sizin için yapacağım bir şey kalmamış demektir. Gidin hayatınızı yaşayın... Varsın atın ölümü arpadan olsun...

KATKIDA BULUNANLAR
Sayfa Editörü: Firuzan Demir
Düzeltmen: Metin Usta
Tasarım ve Uygulama: Selma Songül Zengin

Yazarın Tüm Yazıları