GeriErtuğrul ÖZKÖK Gökova arıları Notre Dame’ın 200 bin arısı kadar şanslı mıydı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Gökova arıları Notre Dame’ın 200 bin arısı kadar şanslı mıydı

2019 yılında, Paris’teki Notre Dame Kilisesi yanarken, bu yapının çatısından bir mucize çıkacağını kimse aklına getirmemişti.

Yangın o zamana kadar çok az insanın bildiği bir olayı gün yüzüne çıkarmıştı.

Dünyaca ünlü Notre Dame Kilisesi’nin çatısında gizli bir canlı kolonisi yaşıyordu.

Üç kovan ve 200 bin arıdan oluşan bir koloniydi bu.

*

Yine yangın sayesinde öğrendik ki, bu arıların Nicolas Geant adlı bir de bakıcısı vardı.

Geant, Paris’teki arı nüfusunu arttırmak için başlatılan proje kapsamında 2013’te çatıya arı kovanları yerleştirmişti.

O devasa yangında herkes binaya ağlarken Geant arılarına ağlıyordu.

Gökova arıları Notre Dame’ın 200 bin arısı kadar şanslı mıydı

Ancak o yangından kimsenin beklemediği bir mucize çıktı...

Notre Dame’ın 200 bin arısı yangından kurtulmayı başarmıştı.

En üst çatının 30 metre altındaki bir yerde bulunan bu kolonilerin yangından nasıl kurtulduğunun sırrı bugüne kadar çözülemedi.

O gün kovanların bulunduğu yerdeki ısı 800 dereceye kadar ulaşmıştı.

Bu mucizenin sırrı çözülemedi...

*

Peki yaşadığımız son yangın felaketinden sonra Gökova’nın arıları ne oldu?

Onlar da Notre Dame Kilisesi’nin arıları kadar şanslı mıydı?

Bu yangından da bir Gökova mucizesi çıkacak mıydı...

*

Dün bu konuyu, “Bee & You” adlı arıcılık kuruluşunun kurucusu ve Türkiye’nin önde gelen arıcılık uzmanlarından Dr. Aslı Elif Tanuğur Samancı ile konuştum.

İşte yangın sonrası Gökova ve Marmaris arılarının durumu...

1) YANGIN İKİ GÖÇ ARASINDA BAŞLADI YOKSA 3.5 MİLYON KOVAN TEHLİKEDEYDİ

Bölgede ne kadar kovan var, ne kadarı yandı?

“Muğla ilinde yaklaşık 1.200.000 kovan var. 6.000 aile bundan geçiniyor.”

Bu kovanların ne kadarı yangının etkisinde kaldı?

“Burada biraz zamanın verdiği şans vardı. Bu arıcıların çoğu göçer arıcılık yapmaktadır. Yangının başladığı günlerde yayla balı üretmek için çeşitli yaylalara ve bir bölümü ayçiçek balı üretmek için Trakya yöresine gitmişti. İkincisi, ağustos ayının 15’inden sonra her yıl toplam 3-3.5 milyon kovan çam balı üretmek için bölgeye gelecekti. Yani yangının çıkış zamanı zararı hafifletti.”

Peki ne kadarı yangın bölgesindeydi?

“Henüz kesin bir rakam yok. Hasar tespit çalışmaları devam ettiği için tahmini 5.000 kovana yakın bir hasar oluştuğu tahmin ediliyor. Birçok arıcı kovanını kaçırmayı başardı.”

Yani hafif atlatıldı diyebilir miyiz?

“Hafif diyemeyiz. Çünkü çok sayıda arı dışarıda kaldığı için arı zayiatı oluşmuştur. Bunun yanında yerleşik arıcıların yanında göçer arıcılık yapan birçok arıcımızın da evleri ve arıcılık yaptığı barakaları yandı.”

Gökova arıları Notre Dame’ın 200 bin arısı kadar şanslı mıydı

2) GÖKOVA ARISININ YOLDAŞI BASRA BÖCEĞİNİN KADERİ

Arıların bir bölümü kurtulduğuna göre bölgede yeniden arıcılık başlayacak değil mi?

“Olay o kadar basit değil. Kaybolan sadece arılar değil, bir de “Basra böceği” sorunu var.”

Nedir o böcek?

“Şu an yanan kızılçam ağacının (Pinus brutia) üzerinde yaşayan Marchalina hellenica adlı bir böcek var. Biz buna “Basra böceği” diyoruz. Bu böcek yaşamını devam ettirmek için ağacın özsuyunu alıp kendi bünyesinde değişikliğe uğratarak ağacın üzerine bir salgı bırakıyor. Balarısı ağaç üzerindeki bu salgıyı toplayarak, kendinden de enzimler katıyor, sonra kovanda olgunlaştırıp çam balına dönüştürüyor. Yani çam balı, balarıları tarafından, Basra böceğinin salgısından üretilen bir baldır.”

3) DÜNYADAKİ TOPLAM ÇAM BALININ YÜZDE 92’Sİ BU BÖLGEDE ÜRETİLİYOR

Çam balı üretimi ne kadar? Dünya üretiminde yerimiz ne?

“Çam balı, Türkiye yıllık bal üretiminin 30-35’ni oluşturuyor. Bu da aşağı yukarı 30-35 bin ton çam balı demektir. Türkiye’deki çam balı üretiminin yaklaşık olarak yüzde 75-80’lik kısmı Muğla’daki Basra böcekli, ormanlık sahalarda gerçekleşmekteydi. Dünyada sadece 2 ülkede çam balı üretimi bulunmaktadır. Çam balının yüzde 92’si Türkiye’de, yüzde 2’si de Yunanistan’da üretilmekteydi.”

KOVANDAKİ ARI
4) PSİKOLOJİSİ BOZULAN GÖKOVA ARISI STRESTEN KENDİ BALINI YEDİ

Yangın çıkınca ne oluyor? Kovanlar yanıyor ve arılar ölüyor mu?

“Tabii ki bazı kovanlar yanıyor. Ama kovan yanmasa da arı için tehlike bitmiş değil. Bir de duman tehlikesi var.”

Arı dumandan boğuluyor mu yani?

“Tehlike dumandan boğulmak değil. Asıl tehlike arı psikolojisi ile ilgili. Duman altında kalan arının psikolojisi bozulur, strese girer ve kovandan çıkmaz. Eğer kovan içindeyse o stresle kovandaki balı yemeğe başlar. Böylece midesini bal ile doldurur. Uçamaz, kovanda kalır ve ölür.”

Gökova arıları Notre Dame’ın 200 bin arısı kadar şanslı mıydı

DIŞARIDAKİ ARI
5) KOVANINI BULAMAYAN İŞÇİ ARI BULUNDUĞU YERDE DOLAŞIR

Yangın sırasında dışarıdaki arılar ne yapar?

“İşçi arı eğer dışarıdaysa, yönünü bulabilecek kadar duman yoksa ve kovanı duruyorsa kovanına geri dönebilir. Eğer kovanı yoksa kovanının bulunduğu yerde dolaşır ve girecek başka kovan bulamazsa sonunda ölür.”

6) KRALİÇE ARI YANGINDA BİLE KOVANDAN ÇIKMAZ

Kovandaki kraliçe arı ve erkek arılar ne oluyor?

“Kovandaki kraliçe arı hayatı boyunca sadece 2 defa kovandan çıkıyor. Bunlardan birincisi çiftleşme uçuşu için, diğeri ise oğul verme zamanında. Bunların dışında farklı bir durumda kraliçe arı kovandan çıkmaz. Erkek arılar sadece çiftleşme uçuşu için kovandan çıkarlar bunun dışında kovanda herhangi bir iş yapmadıkları için işçi dişi arılar erkek arıların çoğunu kovandan dışarı atarlar. Erkek arıların kovandan yangın esnasında kaçıp herhangi bir yere sığınmaları gibi bir durumu oluşmaz.”

7) DOKU BOZULDU, ARI POLEN TOPLAMAKTA ZORLANACAK

Arı psikolojisi ve bölgedeki arıların genetik bağlılığı gibi bir şey var mı?

“Evet, Muğla bölgesinde yerleşik arıcıların arı kovanlarının arı ırkı olan yerli “Muğla arısı” ırkının bölgeye genetik bağlılığı bulunmaktadır. Bu arı ırkı, çam balının nektar başlangıç dönemine göre kovan içindeki arı mevcudunu ayarlamakta ve ona göre daha yüksek miktarda bal üretimi yapabilmektedir. Bunun yanında bölgeye gelen göçer arıcılar için bölgede arının bitkilerden polen toplaması çok önemli. Polen toplayamayan arı kovanlarının arı mevcudu azalmakta ve çam balı üretim miktarı düşmektedir. Yangından dolayı bölgenin bitki örtüsü zarar gördüğü için arının polen kaynaklarından da yararlanmasında ciddi sıkıntı olacaktır.”

8) 100 MİLYON DOLARLIK BİR PARASAL KAYIP OLABİLİR

Bal olarak parasal kayıp ne?

“Üretim miktarına göre değişmekle birlikte yaklaşık 100 milyon dolarlık bir parasal kayıp söz konusu.”

9) ARI OLMAYINCA ÖTEKİ BİTKİLERİN DÖLLENMESİ DE ETKİLENECEK

Arıların gitmesi öteki bitkilerin döllenmesini etkileyecek mi?

“Bölgedeki arı varlığına göre bitki çeşitliliği kesinlikle değişecektir. Bölgedeki bitki örtüsü yeniden canlandıkça arıcıların da yavaş yavaş yeniden bölgeye geleceklerini ve ekosistemin yeniden düzeleceğini umuyoruz.”

Gökova arıları Notre Dame’ın 200 bin arısı kadar şanslı mıydı

KİLİSE ARICISI NE DİYOR
10) KARBONDİOKSİT ARILARI ÖLDÜRMÜYOR SADECE SARHOŞ EDİP UYUTUYOR

BİR teknik bilgi de, Notre Dame Kilisesi’nin arıcısı Nicholas Geant’tan:

Ona göre yangında arılara yönelik en büyük risk yüksek sıcaklıklar. “Karbondioksit arıları öldürmüyor, sadece sarhoş edip, uyutuyor.”

Gökova arıları Notre Dame’ın 200 bin arısı kadar şanslı mıydı

TEKNİK BİLGİ
11) DUMAN ARININ ALARM SİSTEMİNİ 15 DAKİKADA NASIL PARALİZE EDİYOR?

BALARILARI alarm durumuna geçtiklerinde keskin kokulu feromon (insan ve hayvanlarda davranışları düzenleyen ektohormon tipi) yayıyorlar. Bu madde kraliçe arıda bulunmuyor, sadece işçi arıların mandibular bezlerinde bulunuyor.
Bu koku bir tür iletişim aracı. Diğer arılarda da alarm yanıtını harekete geçiriyor, böylece tüm arılar alarm durumuna geçiyor. Mesela kovana giren davetsiz misafir varsa, anında ona karşı tavır alınıyor...

Duman arıların anteninin yanıt vermesini 10-20 dakika içinde derece derece azaltıyor, paralize ediyor. Bu nedenle de saldırmıyorlar ve kaçışmıyorlar, kovanda kalıyorlar.”

GELECEK YIL
12) NOTRE DAME ARILARI BAŞARDI, BİZİM SAVAŞÇILAR NE YAPACAK

2019 yılındaki yangında, Notre Dame Kilisesi’nin çatısındaki arılar o cehennemden kurtuldu. Üstelik yangından bir yıl sonra yine bal vermeye hazır haldeydiler.

Gökova arıları da aynı mucizeyi yaratacak mı?

Tabii arada bir fark var.

Notre Dame Kilisesi yandı ama onun çevresindeki ağaçlar, çiçekler, yeşil doku aynı kaldı. Gökova ve Marmaris’in büyük bir bölümü ise yanıp kül oldu.

Yani arılar hayatta kalmayı başarsa bile, ekosistemleri epey bir süre kendine gelemeyecek...

Yine de göreceğiz...

Arılar savaşçı hayvanlardır...

Başaracaklardır...

KATKIDA BULUNANLAR

Sayfa Editörü: Şebnem Nuraydın
Düzeltmen: Nagehan Keleş
Tasarım ve Uygulama: Selma Songül Zengin

X

Kemal Bey, bu liste biraz kasvetli biraz Ajda, biraz neşe katsanız

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Spotify’a kendi adına bir müzik listesi koydu.

Başkalarının da vardır belki ama kendi payıma, eski ABD Başkanı Obama’dan sonra gördüğüm ikinci siyasetçi müzik listesi bu.

Kemal Bey’in böyle bir listeyi hazırlaması da hoşuma gitti.

*

3 saat 4 dakikalık bir liste bu.



Yazının Devamını Oku

Birincisi trajediydi... İkincisi komedi, ya üçüncüsü ne olur

Afganistan’ın eski devlet başkanı Hamid Karzai, Taliban’ın yönetimi ele geçirmesinden sonraki ilk görüntülü mülakatı bir Türk kadın gazeteciye verdi.

Nagehan Alçı onunla yaptığı mülakatı iki gün üst üste yayınladı...

Oysa ilk günden beri orada CNN’in bir kadın muhabiri vardı...

BBC oradaydı...

Ama görüntülü olarak ilk mülakatını bir Türk kadın gazeteciye verdi.

Nagehan Alçı’nın başarısı kadar, Karzai’nin tercihi de anlamlı...

Öyleyse gelin bu mülakatın biraz arka odalarında dolaşalım.

SEFARET AVLUSUNDA BAŞI AÇIK, KARZAİ’NİN EVİNDE BİLE ÖRTÜLÜ

Yazının Devamını Oku

Nil nehri kenarında üç milyon ateist mi yaşıyor

Geçtiğimiz 11 Eylül günü, Amerika Birleşik Devletleri ve bütün dünya bundan 20 yıl önce New York’ta İkiz Kuleler’e yapılan terör saldırısının 20’nci yılını anarken, Mısır Devlet Başkanı Sisi işte o gün çok ilginç bir konuşma yaptı.

Konuşmanın bir bölümünün konusu “ateizmdi”...

Şimdi size o konuşmanın sözünü ettiğim bölümünü aynen aktarıyorum:

Mısır Devlet Başkanı Sisi diyor ki:

“İnancı olmayan insanlara saygılıyım. Herhangi bir insan bana Müslüman, Hıristiyan veya Yahudi olmadığını veya dinlere inanmadığını söylerse, ‘Bu sizin kişisel seçiminizdir’ derim...”

Sisi bunları 11 Eylül günü yapılan “İnsan Hakları Strateji Toplantısı” için verilen yemekte söyledi.

Şöyle hafızamı yokladım...

Bugüne kadar herhangi bir Müslüman Arap ülkesinde resmi bir kişinin ağzından hiç bu sözleri işittik mi...

Yazının Devamını Oku

Bir Starbucks'ta kahve çekirdeği size haykırıyorsa psikiyatra gidin

Mesela bugün Starbucks’ın Bebek’teki şubesine girdiniz...

Kapıda biraz durup dinleyin...

Öğütülmemiş kahve çekirdeklerinin haykırarak size bağırdığını duyuyorsanız eğer...

Arkasından boş karton kahve kapları toplu halde üzerinize saldırıyorsa...

Böyle bir durum varsa yani...

Hemen bir psikiyatra gidin...

*

Büyük ihtimalle size şu teşhisi koyacaklar:

“Schizoaffective disorder...”

Yazının Devamını Oku

Pazar günü kaç süslü kadın pedal çevirdi

Tahminimi hemen yapayım...

Dünyanın belki de en renkli, en büyük festivali İzmir’den doğabilir...

Hatta iddiamı daha da büyüteyim...

İzmir’den “Halloween” kadar küresel bir festival doğabilir...

Adı da harika...

“Süslü Kadınlar...”

Dokuz yıl önce İzmir’den o ilk fotoğraf geldiğinde içim öylesine açılmıştı ki...

Rengârenk kadınlar bisiklet üzerinde şehri turluyorlardı...

Yazının Devamını Oku

Ağır devletçi bir ‘dönek’in 20 yıl gizli kalmış 32 defteri

Bundan tam 36 yıl önce...

Tam tarihi ile 12 Ağustos 1975 günü İsviçre’nin Zürih şehrinde bir binada kahverengi iplerle bağlı paketlerin mühürleri açıldı.

Paketlerin içinde 32 defter vardı.

Her defter, her birinde 100 ile 200 sayfa arasında elle yazılmış notlardan oluşuyordu.

*

Defterler, dünyanın en büyük romancılarından biri olan Thomas Mann’ın tuttuğu günlük ve aldığı notlardan oluşuyordu.

Thomas Mann, 12 Ağustos 1955’te Zürih’te ölmüştü.

Yazının Devamını Oku

Külliye'ye 10 dakika mesafedeki bir ofise çok ilginç bir tayin

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, geçtiğimiz günlerde ilginç bir adım attı.

Başkent Ankara’da bir temsilcilik ofisi açtı...

Ne olduğunu anlamak için bir yıl geriye gidelim.

*

Geçen yıl pandeminin tam ortasında, yani 2020’nin ağustos ayında birden şu haberler çıktı:

“İmamoğlu Ankara’da ofis mi tuttu?”

Üstelik İmamoğlu’nun tuttuğu ofis, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne 10 dakika mesafedeydi.

Bu gelişme o günlerde Ekrem İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığına aday olmayı arzu ettiği biçimde yorumlandı.

*

Yazının Devamını Oku

Fenerbahçe'nin 10 yıllık karanlığı Frankfurt'ta bitti

3 Temmuz 2011 günü Aziz Yıldırım’ın evinden alınmasıyla başlayan karanlık dönem, Frankfurt’ta kapandı. Fenerbahçeli futbolcuların yüzlerine baktım. Hepsinde ifade aynıydı. Bu takım yıllardır ilk defa taraftarına verdiği zevkin keyfini çıkarıyordu.

Son 20 yılda beni en etkileyen sözlerden birini, çok ilgiyle okuduğum sanat yazarı Mehmet Ergüven söylemişti: “Aldığımız zevklerden bıkarız, ama verdiğimiz zevklerden hiç bıkmayız.”

Önceki akşam maç bittiğinde Fenerbahçeli futbolcuların tek tek yüzlerine baktım...

Hepsinin yüzündeki ifade neredeyse aynıydı. Bu takım yıllardır, taraftarına belki de ilk defa verdiği zevkin keyfini çıkarıyordu. Evet, çocuklar oyundan aldıkları keyfi değil, takımıyla gurur duymanın hasretini çeken bir taraftara o zevki vermenin keyfini yaşıyordu.

Ben bir futbol uzmanı değilim... İyi bir taraftarım... Tıpkı bir şarap uzmanı olmayıp, çok iyi bir şarap içicisi olduğum gibi... Şarap yapımcısının kendi aldığı zevki değil, bana verdiği zevki önemserim.

FUTBOLUN 'YENİ NORMALİ' BU

Öyle bir çağa geldik ki; artık herkes futboldan anlıyor. Hem de çok iyi anlıyor. O nedenle, futbol artık, oyuncuların oynarken aldığı keyiften çok, seyreden taraftarına verdiği zevkle ölçülüyor.

Futbolun ‘yeni normali’ bu... Frankfurt deplasmanındaki Fenerbahçe, işte futbolun bu ‘yeni normalini’ anlamış bir takımdı.

TAKIMDAŞLIK RUHUNU ÖĞRENEN BİR MESUT VARDI

Yazının Devamını Oku

60 yıl önce bugün: Bir çocuğun İzmir güncesi

Dün Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu’nun idam edilişinin 60’ıncı yılıydı...

Bugün de ülkemizin seçilmiş başbakanı Adnan Menderes’in idamının 60’ıncı yılı...

O meşum geceyi çok iyi hatırlıyorum...

Dün Sedat Ergin o idamları öylesine etkileyici ve dramatik bir şekilde yazdı ki...

Yine o gecelere döndüm...

*

İzmir’de 13 yaşında bir çocuktum...

Hepsi Demokrat Parti’ye oy veren Bulgaristan göçmeni bir aileydik...

Evimizde sabaha kadar Kuran okunmuştu...

Yazının Devamını Oku

'Punk Pamuk Prenses' bu elbiseyi ne karşılığında giydi

New York Metropolitan Müzesi’nin geçen yıl ertelenen MET Balosu bu yıl yapıldı...

Her MET Balosu gibi kırmızı halısı rengârenkti...

Ama bu defaki kırmızı halı aynı zamanda “Post Covid-19” döneminin yeni normalinin çizgilerini de verdi.

Bununla ilgili haberleri televizyonlarda ve gazetelerde izlediniz...

Ben size oralarda görmediğim önemli bir ayrıntıyı aktaracağım.

Benim için gecenin en şaşırtan kişiliği genç şarkıcı Billie Eilish’ti ve ötekilerden farklı bir yazıyı hak ediyordu.

MET’in bütün merdivenlerini kaplayan bir Oscar de la Renta ile gelmişti...

Bol pantolonlar, ondan bol tişörtler, yeşil-mavi saçları ile “yeni sallapatiliğin” simgesi olan Billie Eilish adeta Pamuk Prenses kılığında bir Marilyn Monroe’ya dönüşmüştü.

Yazının Devamını Oku

‘Milli ve yerli çapkınımız’ ahiretten tekzip gönderdi

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, önceki hafta hayatını kaybeden ünlü oyuncu Jean Paul Belmondo için “milli çapkın” demişti ya...

O gün, ben de bizim tarihimizin en ünlü “milli ve yerli çapkını” Süha Özgermi’yi tanıtmıştım...

1980’li yıllarda Türk magazin medyasının en önemli ve en renkli figürlerinden biriydi...

Yazının çıktığı gün Habertürk yazarı Murat Bardakçı aradı...

Süha Bey’i yazmışsın... Onu bir de ben yazayım. Bakın, çoğu insanın ‘Ha, milli çapkın mı?’ diye dudak büktüğü o karakterin arkasında nasıl bir insan var...”

Murat, bunu 22 Eylül 2013 günü, onun ölümünden sonra Habertürk’te yazmış.

Yazının başlığı şu:

“‘Milli çapkın’ Süha Özgermi’nin Abdülhamid’e uzanan aile öyküsü”

Yazının Devamını Oku

‘Higgs Bozonu’ binince ‘çakar’ arabadan iniyor

Hafta sonu çok ilginç bir belediye başkanı ile tanıştım.

İşinsanı Sadettin Saran’la birlikte Hırvatistan’ın Split şehrine gittik.

Saran grubunun orada çok güzel bir oteli var.

Adı “Le Méridien Lav”...

*

İlk akşam Split’in yeni seçilen Belediye Başkanı Ivica Puljak ve eşi Marjiana Puljak’la yemek yedik...

Hırvat sisteminde “seçimle gelen” belediye başkanı şehrin en üst yöneticisi oluyor.

Yani merkezi hükümetin atadığı bir vali yok ve yetkiler seçimle gelen belediye başkanı ile Belediye Meclisi’nde...

Yazının Devamını Oku

Türkiye bağlarının gelmiş geçmiş en iyi yılı hangisi

Ben her sonbaharı iki şarkı ile açarım...

Alpay’ın “Eylül’de Gel”i...

Ve Natalie Imbruglia’nın “Come September”ı..

Bu sonbaharı da geçen perşembe Şarköy’e giderken bu şarkıları dinleyerek açtım...

*

Tabii benim için sonbahar açılışı çocukluğumdan beri bağbozumlarıdır...

Bu yılki Baküs mevsimimi de Kayra’nın Şarköy Dedeçeşme Bağları’nda yaptım...

Son yıllarda daha çok Denizli Güney ve Urla bağlarında dolaşıyor, Trakya bağlarına gidemiyordum...

Oysa Trakya Türkiye’nin en önemli üç bağ bölgesinden biri...

Yazının Devamını Oku

Savunma Bakanlığı sitesinde gördüğüm güzel bir ayrıntı

Bu fotoğrafı dün Milli Savunma Bakanlığı internet sitesinden aldım.

Çünkü bir İzmirli olarak çok dikkatimi çekti.



*

Sitenin birinci sayfasında Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın İzmir’e yaptığı ziyaretle ilgili bir haber vardı.

Bakan, KKTC Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

Şenol Güneş çok ilginç şeyler anlattı: Bu kafayla teknik direktör değil ancak üçkağıtçı bulunabilir

Önceki gece Şenol Güneş’le telefonda konuştum. Uzun süre sohbet ettik. Çok ilginç şeyler anlattı...

1- Bu takımın hâlâ şansı var. O şansı da ben yarattım. Hollanda’yı, Norveç’i bu takımla yenip 11 puan aldım.

2- Şimdi burada 3 ay kalsam ne olacak? Önemli olan şu; Türkiye Dünya Kupası’na gittiği zaman bir vizyon çizmeli.

3- Yeni gelecek kişi mutlaka şunu yapmalı; futbolun kalkınması için bir danışma kurulu kurup bunları konuşmalıyız.

Önceki gün telefonla Şenol Güneş hocayı aradım. Ama gazeteci olarak değil, onu seven takdir eden bir dostu olarak aradım. Amacım sadece “Üzülme hocam” demekti.

Uzun bir sohbet yaptık. Çok ilginç şeyler anlattı.

Konuştuğumda henüz Futbol Federasyonu Başkanı Nihat Özdemir’le görüşmüş değildi.

Tabi gazetecilik yanım da heyecana geldi.

Yazının Devamını Oku

İstanbul’da gizli bir sarayda 3 gün boyunca kıpkırmızı bir rüya

Hayır hayal değil, gerçekten söz ediyorum.

Bu sonbaharda İstanbul Beyoğlu’nda Tünel’e yakın bir binada “kırmızı bir rüya” yaşanacak...

İsterseniz siz de bu rüyayı görebilirsiniz.

O nedenle ayrıntılarını anlatayım.

Bu bina 3 gün boyunca kırmızı ışıkla aydınlatılacak ve aynı zamanda bir “Sound and Light” gösterisi yapacak.

Yani “Ses ve Işık” şovu olacak...

Burası İsveç’in, İstanbul Osmanlı’nın payitahtı iken açılan sefaret binası...

Cumhuriyet’in ilanından sonra

Yazının Devamını Oku

Madem düz krampon olmuyor, topuklu kramponlar sahaya

Erkek sporcularımız daha mı az yetenekli? Geriye gidişimizin bir sebebi olmalı.

Salı gece yarısı maç bittiğinde kafamda durmadan çınlayan soru şuydu: Kadın voleybolcularımız olimpiyatlarda ve Avrupa’da harikalar yarattı. Kadın boksörlerimiz, cimnastikçilerimiz, güreşçilerimiz müthiş sonuçlar aldı.

Aklınıza gelebilecek bütün branşlarda kadınlarımız harikalar yaratıyor.

İyi de arkadaş Hollanda’daki bu 6-1 ne?

Sizin de aklınıza aynı şeytani soru gelmiyor mu?

Bu ülkenin erkek sporcuları, kadınlarından daha mı az yetenekli?

Yoksa futbol sadece erkek sporu ve biz orada kabiliyetsiz miyiz?

O zaman da insana “İlkay Gündoğan neden Almanya Milli Takımı’nda banko oynuyor?” diye sorarlar.

ŞENOL GÜNEŞ'İ DE AŞAN VE YÜRÜMEYEN BİR ŞEYLER VAR

Yazının Devamını Oku

İlk Glock’lu yerli ve milli Mehdi acaba bizi kimden kurtaracak

Yıllar önce bir sabah Ankara Sheraton Oteli’nin lobisinde “Kurtlar Vadisi” ekibine rastlamıştım.

Biraz sonra Necati Şaşmaz, sırtına atılmış paltosu ve iki elinin parmakları arasına sıkıştırdığı tesbihle yanlarına geldiğinde, hepsinin yerlerinden kalkıp onun önünde öğle bir eğilişleri vardı ki kendi kendime şunu demiştim:

“Yahu bunlar Kurtlar Vadisi’ni oynamıyor, resmen yaşıyorlar...”

O tablonun asıl nedenini geçen hafta anladık...

Meğer mesele daha derinmiş...

*

Geçen gün “Vadi”den gelen ilahi bir sesle uyandık ve Polat Alemdar’ın etrafındaki o kutsal haleyi hep birlikte gördük...

Meğer Necati Şaşmaz kendini “Mehdi” ilan etmiş...

“Maalesef seçilmiş biriyim”

Yazının Devamını Oku

48 saat ara ile Dubai’den bir ve İspanya’dan gelen iki haber

Son 4 gün içinde bana göre Türkiye’yi ilgilendiren önemli üç gelişme oldu.

Biri kötü, öteki ikisi çok iyi haberlerdi.

Önce kötü haberden başlayayım...

*

Dünyanın en önemli haber ajansı Associated Press geçen cuma günü abonelerine bir haber geçti.

Dubai kaynaklı haberin başlığı şöyleydi: “Afgan Özel Televizyonları kendilerini Taliban yönetimine hazırlıyor...”

Habere göre, Afganistan’ın en büyük özel haber kanalı gönüllü olarak bazı programlarını yayından kaldırmıştı.

Yayından ilk kaldırılanlar da Türk dizileri ve müzik şovları olmuştu.

Yazının Devamını Oku

Yeni anayasanın başlangıç bölümünü kaptan yazdı

Hiç şüphesiz yangınlar, sel felaketleri, CovId-19 kâbusları ile geçen bu yazın belki de tek umut verici haberi sporcularımızdan geldi.

Hepsini gururla, göğsüm kabararak izledim.

Özellikle de kadın voleybolcularımızınkini...

A Milli Kadın Voleybol Takımı 124 gün süren yaz serüvenini iki bronz madalya ile noktaladı ve Türkiye’ye döndü.

Milli takımımızın uluslararası yaz performansı şöyleydi:

Milletler Ligi’nde 12 galibiyet, 5 yenilgi ile üçüncülük...

Olimpiyatlarda 3 galibiyet, 3 yenilgi ile beşincilik...

Avrupa Şampiyonası’nda 8 galibiyet, 1 yenilgi ile üçüncülük...

Yazının Devamını Oku