Gece saat 01:00... Bizim evde alt kattan gelen çığlık

Pazar akşamı evde hepimiz ağır bir günün gecesinde, içimizde İzmir hüznü odalarımıza çekilmişiz...

Saat 01.00 civarı...

Alt kattan aniden bir çığlık geliyor...

Koşuyoruz...

Torunum Zeynep, ağzında maskesi ile haykırıyor...

“Kurtuldu... Yaşasın İdil kurtuldu...”

Kendim kadar eminim... Aynı an, Türkiye’nin dört bir yanında evlerden aynı sevinç çığlıkları yükseliyordu...

*

Sonra sabah oldu...

Elif’in bu fotoğrafı geldi önümüze...

Kurtarma görevlisinin parmağına sarılmış bu küçücük el bir anda Türkiye’yi bir baştan ötekine dolaştı...

O an, bizi bölen, bizi birbirimize düşüren her şey, herkes, her uğursuz çehre defolup gitti gözümüzün önünden...

Geriye biz bize kaldık...

Atmaya devam eden küçücük yürekler...

O yürekleri attırmaya devam etmek için gece gündüz çalışan fedakâr insanlar...

Vicdanlarımız, insan sevgilerimiz, vatan sevgilerimiz...

Gece saat 01:00... Bizim evde alt kattan gelen çığlık

Bu fotoğrafa iyi bakın...

Çünkü bu fotoğraf bizim yeniden millet olmamızın yolunu açacak karedir...

Bu fotoğraf en kötü anlarımızda bile enkazın altından bir umut çığlığının gelebileceğini anlatan bir karedir...

Bu fotoğraf orada enkazın altına giren görevlilerin fedakârlığını, onun altından çıkan çocuğun minnet duygusunu, ülkenin dört bir yanındaki evlerden yükselen çığlıklardaki ortak sevinci ve bir milletin vefa duygusunu anlatıyor...

Hiçbir kötülük, hiçbir nifak, hiçbir kara vicdan, hiçbir yüzsüzlük, hiçbir ruhsuzluk, hiçbir nefret işte bu kareyi bize unutturamaz...

*

Bu fotoğrafı saklayın...

Kalbinizin mutena bir köşesine asın...

Birkaç vicdansız, üç-dört kötü siyasetçi, beş-altı ondan da kötü yalaka, altı-yedi fırsatçı dışında bu fotoğrafta hepimiz varız...

Enkaz altından
kucaklarında küçük köpekleri, kedileri, tavşanlarıyla çıkan bebelerimize birlikte sevinen...

Enkazın altından çıkamayanlarımıza ise yine hep birlikte ağlayan insanlarız artık...

Yani...

Tasada ve sevinçte bir olmayı başaran bir millet...

*

Bu kare, uzun süredir ihmal ettiğimiz çok önemli bir şeyi hatırlattı bize...

En güzel aile fotoğrafımızı...

BU DEPREMİN VE HER DEPREMİN KAYBEDENİ

Böyle bir günde insanlık dışı kapkara vicdanlarıyla İzmir’e laf atanlar...

Böyle bir günde kurtarma görevlisinin elinden cep telefonunu alıp siyasi şov yapmaya kalkanlar...

Böyle bir günde merkezi yönetimle yerel yönetimlerin, sivil toplum örgütlerinin el ele, gönül gönüle çalıştığı bir günde bile, durumdan vazife çıkarıp seçimle işbaşına gelmiş yerel yöneticileri yok sayarak, sadece merkezi hükümet varmış izlenimi yaratmaya çalışan bölücüler...

Yardım malzemelerini alıp süpermarkette satacak kadar alçalmış, pespayeleşmiş caniler...

Böyle bir günde 99 depremini hatırlatarak, bembeyaz süt gibi bir milli beraberlikten simsiyah bir siyaset kılı çekme yanlışı yapanlar.

Tabii ki vicdansız müteahhitler, onlara göz yumanlar...

Gece saat 01:00... Bizim evde alt kattan gelen çığlık

TÜRKAN HANIM’A O LAFLARI EDENE İKİ KÜÇÜK CÜMLE

O Türkan Şoray...

Hepimizin hayatına birden çok kere dokunmuş bir sanatçı...

“Selvi Boylumuzun Al Yazmalısı” o...

Hepimizin Asya’sı ...

Gönlümüzün Türkan Sultan’ı.

*

İlk defa konuştu... İşsiz gençlerin onu çok üzdüğünü söyledi...

Gelir adaletsizliğinin onu mutsuz ettiğini anlattı...

Kutuplaşmanın onu
kahrettiğini söyledi...

Hepimizin içini yakan şeyler...

*

Ama bakın bir seçim bölgesinin oylarıyla seçilmiş biri çıkıp bütün ülkenin oylarıyla gönlünde tahta oturttuğu sanatçı için neler diyor:

“Çamuriyetçi, HDPKK’ci, Amerikancı, İsrailci, emperyalist işbirlikçisi...”

*

Hadi bu adamın ağzının söylediğini ne kulağı ne yüreği işitiyor... Onunla aynı sıralarda oturanların hiçbiri de görmüyor, işitmiyor mu bunu...

Ayıp yahu...

BU PAYLAŞIM NİYE TÜRKİYE REKORU KIRDI BİR BAKALIM

Yanılıyor olabilirim...

Ama geçen cumartesi günü Türkiye Instagram tarihinde ya bir rekor kırıldı ya da en yüksek rakamlardan birine ulaştı.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın İzmir’den yaptığı bir paylaşımdı bu ve 6 milyon 885 bin görüntülenme aldı.

Ayrıca 14 bin yorum yapıldı...

Gece saat 01:00... Bizim evde alt kattan gelen çığlık

İnci enkaz altında böyle kurtarılmayı bekledi

Neydi bu paylaşım ve bu cümle?

Bir COVID paylaşımı mı?

Hayır...

Bakanın koronanın en karanlık günlerinde yaptığı paylaşımlar en fazla 2 milyon kere görüntülenmişti.

Çoğu 200-300 binde kalıyordu.

Öyleyse ne vardı bu paylaşımda...

*

Ne bakanın kendisi ne de bir başka siyasetçi vardı.

Enkaz altında bir çocukla, bir kurtarma görevlisi arasındaki konuşmaydı... Görüntüde müthiş bir psikoloji bilgisi ve sevecenlikle konuşan, güven verici bir kadın görevlinin sesini işitiyorduk..

*

Sağlık Bakanı Koca, işte bu görüntüyü paylaşıp, altına kızı kurtarmaya çalışan görevlinin şu sözünü yazdı: “UMKE personeli: Eda birazdan dışarı çıkacağız seninle, annen bizi bekliyor...”

Bir de şu cümleyi ekledi: “Umut var ve hep olacak...”

*

İşte bu küçücük video görüntüsü...

Bu küçücük cümle...

7 milyona yakın insan tarafından görüntülendi.

*

Benim çıkardığım sonuç şu: Demek ki bu ülkede artık nefret değil, umut ve sevgi daha çok paylaşılıyor...

*

Bu arada Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca’nın Instagram hesabının izleyici sayısı 11.1 milyon kişiye ulaştı.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Covid-19 aşısını bulan ekibin üçüncü kişisini de tanıyalım

Türkiye 10 Kasım günü Atatürk’ü anarken, İngiltere’nin en önemli gazetelerinden The Times’ın kapağında da karıkoca bir Türk çiftin fotoğrafı vardı.

1) Özlem Türeci ve Uğur Şahin...

Bu iki isim, şu an dünyayı sarsan, ekonomileri durduran, milyonlarca insanın hayatına ve işine mal olan COVID-19 virüsüne karşı ilk etkili aşıyı bulan insanlardı...

Yani onlar antibiyotiği bulan Alexander Fleming kadar önemliydi.

O nedenle haklı olarak dünyanın önde gelen bütün medya kuruluşlarının manşetindeydiler...

2) DÜN NAVTEX İLAN EDİLİRKEN MANŞETTEKİ O ÜÇÜNCÜ KİŞİ

ANCAK bu buluşun üçüncü bir kişisi daha vardı ki, onu manşetlerde fazla görememiştik...

Bazılarımız yabancı televizyonlarda rastlamıştı ama bu üçlü arasındaki ilişkinin en renkli ve sembolik kısmını görememiştik.

Yazının Devamını Oku

İktidardaki şeytan mı daha tehlikeli, muhalefetteki mi

Farkında mısınız...

Amerikan başkanlık seçiminin ortaya koyduğu çok tuhaf bir durum var:

KAZANAN: ABD’de bugüne kadar bir başkan adayının aldığı en yüksek oyla seçildi.

KAYBEDEN: ABD’de bugüne kadar bir başkan adayının aldığı en yüksek oyla kaybetti...

Terazinin bir tarafı daha ağır bastı...

Ama öteki tarafı da ağır bastı...

Gelin öyleyse bu tuhaf şeytan terazisinin iki tarafında ne vardı ona bakalım...

Seçim sonrası

Yazının Devamını Oku

Emine Hanım'dan Sezen'e Ajda'dan Tarkan'a en sevdiğimiz Timur şarkıları

Cumhurbaşkanımızın eşi Emine Erdoğan’ın mesajını da görünce, dünden beri şu sorunun cevabını arıyorum...

Son yıllarda adını çok az duyduğumuz Timur Selçuk nasıl oldu da, şu bölünmüş ülkede sağdan sola hepimize hayır duası okuttu?

İşçilerle 1 Mayıs şarkısını, ODTÜ öğrencileri ile Deniz Gezmiş’e ithaf edilen şarkıları söyleyen bir sanatçı, nasıl olur da Emine Erdoğan’ın gençliğinin de şarkıcısı olabilir?

Olabiliyormuş demek ki...

*

Bu ülkede pek çok insanın kafasında bir Timur Selçuk şarkısı vardır.


Yazının Devamını Oku

Önce 2 telefon geldi sonra da bu fotoğraf

Hani bir milletvekilinin Türkan Şoray için sarf ettiği o süfli cümleler vardı ya:

“Çamuriyetçi, HDPKK’cı, Amerikancı, İsrailci, emperyalist işbirlikçisi...”

Aynen böyle demişti...

*

Yazının çıktığı gün bir milletvekili aradı.

AKP Grup Başkanvekili Naci Bostancı’ydı...

O gün yazımı okuduktan sonra Türkan Hanım hakkında o sözleri söyleyen milletvekilini aramış ve bu sözleri tasvip etmediğini söylemiş.

Telefonda bana Türkan Hanım hakkında çok güzel şeyler söyledi.

“O mülakatı ben de okudum. Ben de sizin gibi düşünüyordum. Ülkesine, halkına derin sevgiyle bağlı büyük bir sanatçının ince duyarlılığını gördüm. Halkımız onu hem insanlığı hem de muhteşem oyunculuğu ile gönlüne yerleştirmiştir.”

Yazının Devamını Oku

48 saat boyunca uykusuz kalmama değen bir itiraf

İki gün boyunca uykusuz kaldım... Çünkü Amerikan seçimlerini izledim...

Bu 48 saat boyunca uykusuz kalmama değecek çok önemli bir anı canlı izleme imkânım oldu.

Popülist bir liderin itiraf anını... Size o anı anlatmak istiyorum.

*

Sandıklar kapanmadan önce, yani oylama devam ederken ABD Başkanı Trump kendi kampanyasını yürüten ekibin merkezini ziyaret etti.

Orada kampanya sırasında çalışan insanlara teşekkür etti...

Önce şu gözlemimi aktarayım.

Trump

Yazının Devamını Oku

O gece arka koltuktaki kadın nereye kayboldu

Anlatacağım gerçek olay aynen şöyle cereyan etti...

Taksi şoförü 20 yaşlarındaki kadın müşterisini aldığında hava kararmak üzereydi...

Yolcunun verdiği adrese geldiklerinde ise hava iyice kararmıştı...

Şoför taksimetreyi durdurup müşteriye döndüğünde şaşırıp kaldı...

Arka koltukta kimse yoktu...

Oysa kapının açılıp kapandığını duymamıştı...

Ayrıca o açmadan kapıların kilitleri açılmıyordu...

Şoför durumu bağlı olduğu şirkete bildirdi.

Yazının Devamını Oku

Ayda bebeği ve Elif bebeği kim kurtardı

Ki kurtardı, canlı yayında hepimiz seyrettik.

Önce Kadıköy Belediyesi’nin bir görevlisi... Bir kova taşıyıcısı, o sesi duydu...

Herkesi uyardı...

Sonra Tunceli  AFAD’dan bir görevli bebeğin yanına indi...

Büyük bir sevgiyle elini tuttu Ayda bebeğin...

Hemen yanında Manisa Belediyesi’nden bir görevli vardı...

Bir jandarma görevlisini gördük o arada...

Biraz ileride Bursa Belediyesi’nden bir başkası...

Yazının Devamını Oku

Depremden bir hafta önce önüme gelen papyonlu adam

1948 yılının ekim ayında bir gün...

Tahminen 5 veya 6 Ekim günü...

İzmir’in Kordon Boyu’ndan geçen bir otomobil fotoğrafta gördüğünüz bu binanın önünde durur...

Şoförün yanındaki kapı açılır, yuvarlak gözlüklü, papyonlu ve ince yapılı bir adam iner...

Biraz sonra binanın önünde kendisini karşılayanlarla birlikte bu pozu verecektir...

Bu fotoğraf karesi 72 yıl arşivlerde kaldıktan sonra bu yıl eylül ayında yayınlanan bir kitapta gün yüzüne çıkacaktır.

Kadere bakın ki, bu kitap, İzmir’de cuma günü yaşanan depremden bir hafta önce

Yazının Devamını Oku

Ruhen depreme hazır bir şehir fiziken neden değil

Benim çocukluğumda İzmirli ruhen depreme hazır bir insandı...

Sallanırdı bizim evlerimiz...

Durmadan, sık sık sallanırdı...

*

İdmanlıydık... Evimiz sallanmaya başladığında dışarı fırlamak biz çocuklar için hulahup çevirmek kadar basitti...

Çünkü kaçmak için ya aşacak bir kapı, ya da inecek üç-beş basamak vardı.

*

Benim çocukluğumda İzmirli, bir San Franciscolu, bir Tokyolu gibiydi...

Tek katlı evlerimiz, iki katlı yuvalarımız en büyük dostumuzdu...

Yazının Devamını Oku

'Beyaz muhafazakârlar' Fransa'ya boykottan ne kadar etkilenecek

‘Beyaz muhafazakâr’ kavramı bana ait değil...

İki yıl önce Yeni Şafak gazetesinde Ergün Yıldırım’ın yazısında okumuştum.

Beyaz muhafazakâr portresini şöyle çiziyordu:

*

Bunlar “kentlileşen muhafazakârlardır”.

Ekonomik açıdan belli üst gelir grubuna mensupturlar.

Çocukları kolejlerde okuyor.

Tüccar, sanayici, bankalarda tepe yönetici ve iyi para kazanan doktorlar gibi meslek gruplarında yer alıyorlar.

Çocuklarını kolejlere göndermek için çok para harcıyorlar.

Yazının Devamını Oku

Devlet hastanesinde doğmuş bir çocuğun 29 Ekim Bayramı

Bugün...

Bu Cumhuriyet Bayramı günü...

Yazıma Sabancı Grubu’nun hazırlattığı “29 Ekim” videosu ile başlayacağım... Çünkü çok sevdim bu videoyu...

Ekrandaki Cumhuriyet sanatçısı soruyor:

“Cumhuriyet kaç kere ilan edildi bilir misiniz?”

Ve başlıyor saymaya...

“Her kız çocuğu ilkokula başladığında, Cumhuriyet bir kere daha ilan edildi...”

*

Yazının Devamını Oku

Ombudsman kardeşim o yapmış bu yapmış, bu sözler hiç mi önemli değil

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın Hürriyet’te yayınlanan “10 Soruda İslamofobi” mülakatını satır satır altını çizerek okudum.

Bütün dünyada İslam’ın tartışıldığı şu günlerde Türkiye Cumhuriyeti devletinden gelen en önemli sözler diye okumuştum...

Önce İslamofobinin yaygınlaştığı ülkelere Müslüman ülkelerde yükselen tepkiyi anlatıyor: Diyor ki:

“Müslümanlar kendi kutsallarına yapılan saldırıları sonuna kadar reddetmek ve meşru kurallar çerçevesinde tepkisini göstermek zorunda. Aksi halde kendisine ihanet etmiş olur.”

Arkasından Müslüman dünyaya sesleniyor, diyor ki:

“Fakat bunu şiddet, terör ve cinayet yoluyla yapmaya başladığında bu mücadeleyi daha baştan kaybetmiş olur. Zira Aliya İzzetbegoviç’in dediği gibi ‘Savaş ölünce değil düşmana benzeyince kaybedilir’.”

Sonra Fransa’da başı kesilerek öldürülen öğretmen olayına tepkisini çok net ifadelerle belirtiyor, diyor ki:

“Fransa’da malum karikatürleri derste gösterdiği için bir öğretmenin öldürülmesi de asla kabul edilemez, asla meşru gösterilemez. Bu kısırdöngüden çıkmak zorundayız, aksi halde ‘Dişe diş, göze göz’ diye diye ortada sağlam bir tane insan kalmayacak.”

Yazının Devamını Oku