GeriErtuğrul ÖZKÖK Cavit... Rıfat! Bırakın Forrest Gump gibi yürümeyi, 10 bin adım balonmuş
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Cavit... Rıfat! Bırakın Forrest Gump gibi yürümeyi, 10 bin adım balonmuş

1) Bana göre dün hepimizin sağlığını ilgilendiren bir devrim oldu...

Pandemi boyunca hepimiz adım saydık...

Rekor işinsanı Cavit Çağlar’daydı.

Günde 25 bin adım.

*

Posta gazetesinin eski genel yayın yönetmeni Rıfat Ababay...

Her gün 15 bin adım ata ata bitirdi kendini, o aslan gibi adam kuşa döndü, sadece bir tutam bıyık kaldı yüzünde...

Çetenin elebaşısı ve azmettiricisi tabii ki Hürriyet’in başyazarı Osman Müftüoğlu’ydu...

Her gün iWatch’unun, üzerinde 17 bin adım yazan ekranını yüzlerce insana postaladı...

12 bin adım yürüyenlerimiz bile komplekse kapıldı, ötekileri geçeceğim diye bastı gaza...

Günde en az 10 bin adım atmayan bizden değildir sloganı hepimizin ruh duvarlarına devasa bir billboard olarak asıldı.

Cavit... Rıfat Bırakın Forrest Gump gibi yürümeyi, 10 bin adım balonmuş

Sonunda “eski Türkiye”nin koskoca bir “60 plus” nesli yola koyuldu...

Hepimiz, Amerika’yı bir baştan ötekine durmadan yürüyen Forrest Gump’a döndük...

Zaten darmadağın olmuş eski Türkiye veteranları, yollarda telef olup gitti.

*

Bense durmadan “Osman Hocam, bu 10 bin adım fazla, şunu 7 bin 500’e indir” dedim.

Heyhat ben öyle dedikçe Osman Hoca, tersinden gaza geldi, 15, 17, 20 bin derken, bir gün Cavit Çağlar 25 bin diyerek noktayı koydu.

*

Ve geldik düne...

Dünyanın en ciddi gazetesi New York Times dün, Osmanhocagillerin 10 bin adım balonuna iğneyi sokuverdi...

Ve o balon büyük gümbürtüyle patladı...

2) MEĞER O 10 BİN ADIM JAPON BİR SAATÇİNİN UYDURMASIYMIŞ

EVET...

Bu 10 bin adım efsanesi, bundan 60 yıl önce bir
Japon’un uydurduğu balonmuş...

Saat üreten bir Japon, 1964 Olimpiyatları’ndan sonra çıkardığı bir saate bir adım ölçer koymuş. Marka fotoğrafı olarak da Japonca’da okunduğunda10 bin rakamı gibi görünen bir sporcu deseni koymuş.

İşte o günden sonra bu 10 bin adım efsanesi yerleşmiş.

Şimdi gerçek araştırmaları ve şu bilgileri vereceğim ve hepinizi rahatlatacağım.

Bir kadın günde kaç adım atmalı...

Bir erkek günde kaç adım atmalı...

Buyurun artık efsane ve balonlar değil, bilim konuşuyor...

3) BİR KADINDA ERKEN KALP KRİZİ RİSKİ KAÇ ADIMDA AZALIYOR

New York Times’a konuşan Harvard Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Min Lee 2019 yılında 70’li yaşlardaki 5 bin kadın üzerinde yapılan bir araştırmanın şunu ortaya koyduğunu söylüyor:

Günde 4 bin 400 adım atan bir kadının erken bir kalp krizi riski, günde 2 bin 700 adım atan bir kadına göre yüzde 40 daha az.

Günde 5 bin adım atan kadında bu risk daha da düşüyor, ama 7 bin 500 adımdan sonra artık sabit kalıyor.

4) BİR ERKEKTE ERKEN KALP KRİZİ RİSKİ KAÇ ADIMDA AZALIYOR

ERKEKLERE gelince...

Orta yaşta 5 bin erkekte yapılan araştırma şunu ortaya koymuş:

Günde 8 bin adım atan bir erkeğin erken kalp krizi geçirme riski, günde 4 bin adım atan erkeğe göre yüzde 50 daha az.

Bunun ötesinde attığımız adımlar kalp riskinde öyle anlamlı bir düşüşe yol açmıyor...

Yani 25 bin adım atan Cavit Çağlar, 17 bin adım atan Rıfat Ababay, 15 bin adım atan Osman Müftüoğlu ve zaman zaman ben bütün pandemi boyunca boşu boşuna telef etmişiz kendimizi...

Şimdi gelelim bu meselenin psikolojik yanına...

5) HOCAYI OKUYANLARIN YÜZDE KAÇI 10 BİN ADIMI UYGULUYOR

BEN başından beri 10 bin adımın ulaşılması zor bir hedef olduğunu söylüyorum.

Çalışan bir insanın bu kadar yürümesi mümkün değil.

Ama bunu hedef olarak koyduğunuz zaman, ulaşılamayan hedef insanda stres yaratıyor.

Hele benimki gibi hırslı arkadaşlarınız varsa iyice
gıcık oluyorsunuz.

Meğer kendi pratiğimden çıkarak söylediğim bu sözlerin aslında bilimsel bir nedeni de varmış.

2005 yılında Belçika’da yapılan ünlü bir “Gantt Çalışması” var...

Küçük bir yerel bölgede 650 erkek ve kadın günde 10 bin adım atmak üzere kuvvetli biçimde motive edilmiş.

Ancak araştırma süresi sonunda şu görülmüş.

Bu 650 erkek ve kadının sadece yüzde 8’i bu hedefi tutturabilmiş.

6) STRESE GİRMEK İSTEMEYEN BİR İNSAN İÇİN MAKUL YÜRÜME PROGRAMI

PEKİ makul olan süre veya adım nedir?

Bir kere adım sayma yerine başka bir formüle geçin.

Bugün Amerika Birleşik Devletleri ve birçok başka ülkenin sağlık protokolünde haftada 150 dakika yürümenin sağlık için yeterli olduğu belirtiliyor.

Belki daha doğrusu günde yarım saat...

7) ADIM SAYMAYI DAHA DİSİPLİNLİ GÖRENLER İÇİN MAKUL FORMÜL

PEKİ adım saymayı daha disiplinli görüyorsanız ne olacak?

Onun için de bir formül var.

Haftada 16 bin adım...

Benim formülüm ise şu:

Günde 5 km yürüyorum.

Bu da 5 bin 500-6 bin adım yapıyor.

Buna ev içinde, çeşitli günlük faaliyetlerimde yaptığım 2 bin adımı eklerseniz, işte 7 bin-7 bin 500 adım çıkıyor.

8) HOCAM GEL KURTARALIM ŞU SAÇ BAŞ DAĞILMIŞ İKİ ARKADAŞI

OSMAN Hocam...

Zorlama artık bizi...

Bak Cavit ve Rıfat garibim Forrest Gump’a döndü...

Biri evinin içinde öteki İstanbul sokaklarında, sabahın 05.00’inden gecenin yarısına kadar saç baş dağılmış yürüyorlar ve kendi kendilerine konuşuyorlar.

Gelin şu 7 bin 500 adıma...

Kurtaralım şu arkadaşları...

Cavit... Rıfat Bırakın Forrest Gump gibi yürümeyi, 10 bin adım balonmuş

YAŞ ORTALAMASI 77 OLAN KIRIŞ KIRIŞ BU 4 ADAM GÜNDE KAÇ ADIM ATIYOR

THE Rolling Stones grubu dün streaming platformlara, “Miss You” adlı şarkılarının canlı performans bir kaydını koydu.

Kapak olarak da bu fotoğrafı koymuşlar...

Çok estetik ve güzel bir kare bu...

*

Mick Jagger ve Keith Richards 77 yaşında...

Charlie Watts 80 yaşında.

Grubun en küçüğü Ronnie Wood 74 yaşında...

Yani grubun yaş ortalaması 77...

*

Gençliklerinde her tür musibeti kullanmışlar.

Öyle sağlıklarına pek dikkat ettikleri havası yok.

Yüzlerindeki kırışıklıklara bakarsanız, estetik varsa bile pek izi kalmamış....

Ama hâlâ müthiş bir sahne performansları var.

Mick Jagger kalp ameliyatı geçirdikten 2 ay sonra yine sahnedeydi.

Merak ediyorum...

Bu adamlar konser dışında günde kaç adım atıyorlardır...

ARKA PENCERE
ŞARKIDA ‘ŞARAP’ KELİMESİ OLMAYINCA EKSİK KALIYOR

DÜN streaming platformlarına Sufle ile Teoman’ın birlikte söyledikleri “Nasıl Güzel” adlı şarkıyı koydular.

Şarkı bir zamanlar Nancy Sinatra ile Lee Hazlewood’un söylediği “Summer Wine” adlı şarkının Türkçe düzenlemesi.

Hemen söyleyeyim, orijinali kadar, hatta ondan bile güzel olmuş.

Cavit... Rıfat Bırakın Forrest Gump gibi yürümeyi, 10 bin adım balonmuş

Teoman’ın bundan önce Kalben’le yaptığı “Robot Kozmonot” benim gibi ikisine de hayran bir insan için tam bir düş kırıklığıydı.

Bunu çok sevdim...

Tabii şöyle bir sorunum var.

Bu şarkının orijinal adının Türkçesi “Yaz Şarabı”...

Ona öyle alışmışız ki, aynı şarkının içinde şarap kelimesi olmayınca eksik geliyor.

Cavit... Rıfat Bırakın Forrest Gump gibi yürümeyi, 10 bin adım balonmuş

BİR KADIN CARAVAGGİO TABLOSUNDAN ESİNLENİP KOCASININ BAŞINI KESER Mİ

ÖNCEKİ gecemin konusu, streaming platformlardaki bir gerçek cinayet belgeseliydi...

Adı “Elize Matsunaga: Once Upon a Crime...”

Brezilya’da zengin işinsanı kocasını öldürüp parçalara bölen bir kadının belgeseli.

Kadın eski bir eskort...

Kocası ile tanıştıktan sonra İtalya’ya gittiğinde Caravaggio’nun tablolarından çok etkileniyor ve bir Caravaggio hayranı haline geliyor.

Onu en çok etkileyen eseri ise “Judith Holofernes’in Başını Keserken” adlı tablosu...

İlk gördüğünde kendi kendine “Bir kadın nasıl böyle bir şey yapabilir” diye soruyor...

Yıllar sonra kocasının kafasını keserken gözünün önünde hep bu tablo oluyor...

Cavit... Rıfat Bırakın Forrest Gump gibi yürümeyi, 10 bin adım balonmuş

Bir insan bir tablodan nasıl böyle etkilenebilir?

Ama Caravaggio’nun bu tablosunun hikâyesini ve ayrıntılarını okuyunca ilginç bir psikolojik tablo çıkıyor karşınıza...

Caravaggio’nun gücü ve etkisi de burada zaten...

Benim gözümde İtalyan sanatının en büyüğü...

X

60 yıl önce bugün: Bir çocuğun İzmir güncesi

Dün Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu’nun idam edilişinin 60’ıncı yılıydı...

Bugün de ülkemizin seçilmiş başbakanı Adnan Menderes’in idamının 60’ıncı yılı...

O meşum geceyi çok iyi hatırlıyorum...

Dün Sedat Ergin o idamları öylesine etkileyici ve dramatik bir şekilde yazdı ki...

Yine o gecelere döndüm...

*

İzmir’de 13 yaşında bir çocuktum...

Hepsi Demokrat Parti’ye oy veren Bulgaristan göçmeni bir aileydik...

Evimizde sabaha kadar Kuran okunmuştu...

Yazının Devamını Oku

'Punk Pamuk Prenses' bu elbiseyi ne karşılığında giydi

New York Metropolitan Müzesi’nin geçen yıl ertelenen MET Balosu bu yıl yapıldı...

Her MET Balosu gibi kırmızı halısı rengârenkti...

Ama bu defaki kırmızı halı aynı zamanda “Post Covid-19” döneminin yeni normalinin çizgilerini de verdi.

Bununla ilgili haberleri televizyonlarda ve gazetelerde izlediniz...

Ben size oralarda görmediğim önemli bir ayrıntıyı aktaracağım.

Benim için gecenin en şaşırtan kişiliği genç şarkıcı Billie Eilish’ti ve ötekilerden farklı bir yazıyı hak ediyordu.

MET’in bütün merdivenlerini kaplayan bir Oscar de la Renta ile gelmişti...

Bol pantolonlar, ondan bol tişörtler, yeşil-mavi saçları ile “yeni sallapatiliğin” simgesi olan Billie Eilish adeta Pamuk Prenses kılığında bir Marilyn Monroe’ya dönüşmüştü.

Yazının Devamını Oku

‘Milli ve yerli çapkınımız’ ahiretten tekzip gönderdi

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, önceki hafta hayatını kaybeden ünlü oyuncu Jean Paul Belmondo için “milli çapkın” demişti ya...

O gün, ben de bizim tarihimizin en ünlü “milli ve yerli çapkını” Süha Özgermi’yi tanıtmıştım...

1980’li yıllarda Türk magazin medyasının en önemli ve en renkli figürlerinden biriydi...

Yazının çıktığı gün Habertürk yazarı Murat Bardakçı aradı...

Süha Bey’i yazmışsın... Onu bir de ben yazayım. Bakın, çoğu insanın ‘Ha, milli çapkın mı?’ diye dudak büktüğü o karakterin arkasında nasıl bir insan var...”

Murat, bunu 22 Eylül 2013 günü, onun ölümünden sonra Habertürk’te yazmış.

Yazının başlığı şu:

“‘Milli çapkın’ Süha Özgermi’nin Abdülhamid’e uzanan aile öyküsü”

Yazının Devamını Oku

‘Higgs Bozonu’ binince ‘çakar’ arabadan iniyor

Hafta sonu çok ilginç bir belediye başkanı ile tanıştım.

İşinsanı Sadettin Saran’la birlikte Hırvatistan’ın Split şehrine gittik.

Saran grubunun orada çok güzel bir oteli var.

Adı “Le Méridien Lav”...

*

İlk akşam Split’in yeni seçilen Belediye Başkanı Ivica Puljak ve eşi Marjiana Puljak’la yemek yedik...

Hırvat sisteminde “seçimle gelen” belediye başkanı şehrin en üst yöneticisi oluyor.

Yani merkezi hükümetin atadığı bir vali yok ve yetkiler seçimle gelen belediye başkanı ile Belediye Meclisi’nde...

Yazının Devamını Oku

Türkiye bağlarının gelmiş geçmiş en iyi yılı hangisi

Ben her sonbaharı iki şarkı ile açarım...

Alpay’ın “Eylül’de Gel”i...

Ve Natalie Imbruglia’nın “Come September”ı..

Bu sonbaharı da geçen perşembe Şarköy’e giderken bu şarkıları dinleyerek açtım...

*

Tabii benim için sonbahar açılışı çocukluğumdan beri bağbozumlarıdır...

Bu yılki Baküs mevsimimi de Kayra’nın Şarköy Dedeçeşme Bağları’nda yaptım...

Son yıllarda daha çok Denizli Güney ve Urla bağlarında dolaşıyor, Trakya bağlarına gidemiyordum...

Oysa Trakya Türkiye’nin en önemli üç bağ bölgesinden biri...

Yazının Devamını Oku

Savunma Bakanlığı sitesinde gördüğüm güzel bir ayrıntı

Bu fotoğrafı dün Milli Savunma Bakanlığı internet sitesinden aldım.

Çünkü bir İzmirli olarak çok dikkatimi çekti.



*

Sitenin birinci sayfasında Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın İzmir’e yaptığı ziyaretle ilgili bir haber vardı.

Bakan, KKTC Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

Şenol Güneş çok ilginç şeyler anlattı: Bu kafayla teknik direktör değil ancak üçkağıtçı bulunabilir

Önceki gece Şenol Güneş’le telefonda konuştum. Uzun süre sohbet ettik. Çok ilginç şeyler anlattı...

1- Bu takımın hâlâ şansı var. O şansı da ben yarattım. Hollanda’yı, Norveç’i bu takımla yenip 11 puan aldım.

2- Şimdi burada 3 ay kalsam ne olacak? Önemli olan şu; Türkiye Dünya Kupası’na gittiği zaman bir vizyon çizmeli.

3- Yeni gelecek kişi mutlaka şunu yapmalı; futbolun kalkınması için bir danışma kurulu kurup bunları konuşmalıyız.

Önceki gün telefonla Şenol Güneş hocayı aradım. Ama gazeteci olarak değil, onu seven takdir eden bir dostu olarak aradım. Amacım sadece “Üzülme hocam” demekti.

Uzun bir sohbet yaptık. Çok ilginç şeyler anlattı.

Konuştuğumda henüz Futbol Federasyonu Başkanı Nihat Özdemir’le görüşmüş değildi.

Tabi gazetecilik yanım da heyecana geldi.

Yazının Devamını Oku

İstanbul’da gizli bir sarayda 3 gün boyunca kıpkırmızı bir rüya

Hayır hayal değil, gerçekten söz ediyorum.

Bu sonbaharda İstanbul Beyoğlu’nda Tünel’e yakın bir binada “kırmızı bir rüya” yaşanacak...

İsterseniz siz de bu rüyayı görebilirsiniz.

O nedenle ayrıntılarını anlatayım.

Bu bina 3 gün boyunca kırmızı ışıkla aydınlatılacak ve aynı zamanda bir “Sound and Light” gösterisi yapacak.

Yani “Ses ve Işık” şovu olacak...

Burası İsveç’in, İstanbul Osmanlı’nın payitahtı iken açılan sefaret binası...

Cumhuriyet’in ilanından sonra

Yazının Devamını Oku

Madem düz krampon olmuyor, topuklu kramponlar sahaya

Erkek sporcularımız daha mı az yetenekli? Geriye gidişimizin bir sebebi olmalı.

Salı gece yarısı maç bittiğinde kafamda durmadan çınlayan soru şuydu: Kadın voleybolcularımız olimpiyatlarda ve Avrupa’da harikalar yarattı. Kadın boksörlerimiz, cimnastikçilerimiz, güreşçilerimiz müthiş sonuçlar aldı.

Aklınıza gelebilecek bütün branşlarda kadınlarımız harikalar yaratıyor.

İyi de arkadaş Hollanda’daki bu 6-1 ne?

Sizin de aklınıza aynı şeytani soru gelmiyor mu?

Bu ülkenin erkek sporcuları, kadınlarından daha mı az yetenekli?

Yoksa futbol sadece erkek sporu ve biz orada kabiliyetsiz miyiz?

O zaman da insana “İlkay Gündoğan neden Almanya Milli Takımı’nda banko oynuyor?” diye sorarlar.

ŞENOL GÜNEŞ'İ DE AŞAN VE YÜRÜMEYEN BİR ŞEYLER VAR

Yazının Devamını Oku

İlk Glock’lu yerli ve milli Mehdi acaba bizi kimden kurtaracak

Yıllar önce bir sabah Ankara Sheraton Oteli’nin lobisinde “Kurtlar Vadisi” ekibine rastlamıştım.

Biraz sonra Necati Şaşmaz, sırtına atılmış paltosu ve iki elinin parmakları arasına sıkıştırdığı tesbihle yanlarına geldiğinde, hepsinin yerlerinden kalkıp onun önünde öğle bir eğilişleri vardı ki kendi kendime şunu demiştim:

“Yahu bunlar Kurtlar Vadisi’ni oynamıyor, resmen yaşıyorlar...”

O tablonun asıl nedenini geçen hafta anladık...

Meğer mesele daha derinmiş...

*

Geçen gün “Vadi”den gelen ilahi bir sesle uyandık ve Polat Alemdar’ın etrafındaki o kutsal haleyi hep birlikte gördük...

Meğer Necati Şaşmaz kendini “Mehdi” ilan etmiş...

“Maalesef seçilmiş biriyim”

Yazının Devamını Oku

48 saat ara ile Dubai’den bir ve İspanya’dan gelen iki haber

Son 4 gün içinde bana göre Türkiye’yi ilgilendiren önemli üç gelişme oldu.

Biri kötü, öteki ikisi çok iyi haberlerdi.

Önce kötü haberden başlayayım...

*

Dünyanın en önemli haber ajansı Associated Press geçen cuma günü abonelerine bir haber geçti.

Dubai kaynaklı haberin başlığı şöyleydi: “Afgan Özel Televizyonları kendilerini Taliban yönetimine hazırlıyor...”

Habere göre, Afganistan’ın en büyük özel haber kanalı gönüllü olarak bazı programlarını yayından kaldırmıştı.

Yayından ilk kaldırılanlar da Türk dizileri ve müzik şovları olmuştu.

Yazının Devamını Oku

Yeni anayasanın başlangıç bölümünü kaptan yazdı

Hiç şüphesiz yangınlar, sel felaketleri, CovId-19 kâbusları ile geçen bu yazın belki de tek umut verici haberi sporcularımızdan geldi.

Hepsini gururla, göğsüm kabararak izledim.

Özellikle de kadın voleybolcularımızınkini...

A Milli Kadın Voleybol Takımı 124 gün süren yaz serüvenini iki bronz madalya ile noktaladı ve Türkiye’ye döndü.

Milli takımımızın uluslararası yaz performansı şöyleydi:

Milletler Ligi’nde 12 galibiyet, 5 yenilgi ile üçüncülük...

Olimpiyatlarda 3 galibiyet, 3 yenilgi ile beşincilik...

Avrupa Şampiyonası’nda 8 galibiyet, 1 yenilgi ile üçüncülük...

Yazının Devamını Oku

'B. j.' sorusu sadece kadınlara mı sorulur

Önce bir ricada bulunacağım...

Lütfen anlatacaklarımı “cinsel içerikli” bir yazı olarak okumayın.

Çünkü şimdi yazacağım soru, hemen akla öyle bir şey getiriyor.

Ama aslı çok başka...

*

Bundan tam 20 yıl önce genç bir öğrenci, çok tanınmış bir kadına şu soruyu sordu:

“Bütün Amerika’nın Blow Job kraliçesi olmak nasıl bir duygudur?”

“Blow Job” Amerikan argosunda “Oral seks yapmak” anlamına geliyor...

Bu olay 2001 yılının ilk aylarında

Yazının Devamını Oku

Devletin istihbarat örgütü bir insana nelere mal olabilir

27 Temmuz 1996 günü, Amerika’nın Atlanta şehrinde bir bomba patladı...

Bir teröristin koyduğu bomba çok büyük bir insan kıyımına yol açabilirdi ama ucuz atlatıldı...

Ucuz atlatılmasının nedeni, dikkatli bir güvenlik görevlisiydi....

Olay aynen şöyle gelişti...

O yıl Yaz Olimpiyatları Atlanta şehrinde yapılıyordu.

Olimpiyatlar dolayısıyla şehrin “Centennial Park” adı verilen yerinde çeşitli eğlenceler düzenlenmişti...

Mesela bir gece önce bir Kenny Rogers konseri vardı...

*

Yazının Devamını Oku

Otel odasında geçen 11 saatten sonra patlayan en büyük skandal

Bundan 23 yıl önce...

Tam günüyle 16 Ocak 1998 günü Washington’daki Pentagon City Mall adlı alışveriş merkezinde, bütün dünyayı sarsacak bir olay yaşandı...

O gün orayı basan FBI ajanları, genç bir kızı alıp bir otel odasına götürdü.

*

Genç kız 11 saat boyunca o otel odasında FBI ajanları tarafından sorgulandı.

Ajanlar çok önemli bir siyasetçinin adını vererek, onunla ilişkisini sordular.

Önce ajanların söylediği şeyleri inkâr etti.

Ancak önüne 20 saatlik gizlice kaydedilmiş bir konuşması konunca olayın rengi değişti...

Yazının Devamını Oku

13 Mayıs 2013 günü çekilen bu fotoğraf bize ne diyor

Bu fotoğraf 13 Mayıs 2013 günü Kabil’e bakan sırtlardan birinde çekildi. AP Ajansı’nın muhabirinin çektiği bu fotoğraf ne yazık ki artık tarih oldu.

Çünkü ülkeyi ele geçiren Taliban, çocukların uçurtma uçurmasını yasaklıyor.

Uçurtmayı vuruyorlar...

Yani her çocuğun küçüklüğünde yaşadığı en güzel duygulardan birini...

Biz İzmir’de ona uçurtma değil, bayrak deriz.

“Bayrak uçurtmadır” o yaptığımız...

Rengârenk krapon kâğıtlarıyla yapılmış, altıgen veya armudiye bayraklar gökyüzünde süzülürken içimizdeki tek yarış duygusu, o bayrağı hangimizin en yüksek göndere çekeceğidir...

O nedenle bayraklarımız çoğunlukla kırmızı beyazdır...

Yazının Devamını Oku

Dahi bir komedyeni kaybedince niye bu kadar tutuklaşıyoruz

Dün Ferhan Şensoy’un ölüm haberini aldığımda çok üzüldüm...

O anki duygumu hemen Instagram’da paylaşmak istedim ve şunları yazdım:

“Sevgili Ferhan en umutsuz, en karanlık günlerimizde bizi çok güldürdün, çok şaşırttın, çok düşündürdün. Şimdi de çok üzdün. Sana milyonlarca umut kahkahası borcumuz var. Onu ödeyebilmek için yeterince gözyaşı biriktirdik mi bilemiyorum. İnşallah Allah kahkaha borcumuzu orada sana mekân bir cennet olarak öder sevgili kardeşimiz. Nur içinde yat...”

Oysa Ferhan’ın arkasından çok muzip ve çok yaratıcı bir şey yazmak isterdim.

Onun böyle hoşuna gitmek gelirdi içimden...

*

Böyle anlarda Fransa’da Andre Gide’in ölümünden sonra muhalif bir gazetede atılan şu başlık bana hep çok çarpıcı gelmişti:

“Ande Gide’in ölümü iyi karşılandı...”

Bizde Yeni Akit gibi bir gazetenin atabileceği cinsten acımasız bir başlıktı ama nedense o günden beri bana bir mizah şaheseri gibi görünür.

Yazının Devamını Oku

Emel bebekler kimden kaçıp kimlere sığınıyor

Siz de izlemişsinizdir... Suriye sınırını geçen bir kız çocuğu, 27 Temmuz günü Gaziantep’ten uzun bir yürüyüşe başladı.

Adı “Küçük Emel”...

Ama 3 metre 66 santim boyunda dev bir kız çocuğu...

Suriyeli..

*

Arapça adı “Amal”... “Umut” anlamına geliyor...

Türkiye’yi baştan sona geçti ve şu sıralar Yunanistan’a girdi ve orada da yürümeye devam ediyor.

8 bin kilometre yol yürüyecek.

Amacı İngiltere’de Manchester’a gitmek...

Yazının Devamını Oku

Harari’ye göre ayrılık yası tutanlar için en iyi 5 Türk şarkısı buymuş

Doğrusu “Homo Deus” bana yetti...

Yuval Noah Harari’nin yeni kitabı “21’inci Yüzyıl İçin 21 Ders” kitabını okumadım...

Geçen gün tesadüfen, vallahi tamamen tesadüfen ‘Storytel’deki sesli halinden bir bölümü dinledim.



Konu “Sevgilisinden ayrılanların yası”ydı...

*

Yazının Devamını Oku

Aman Allahım bu heyet bu insanı mı başkan seçti

Doğu Perinçek’in “Amerika Taliban’ı eşek gibi tanıyacak” dediği gün Amerika’da çok ilginç bir şey oldu.

Harvard Üniversitesi’nde bütün din toplumlarının başına tarihinde ilk defa bir ateist getirildi.

Olayın ne olduğunu anlatmadan önce size Harvard Üniversitesi hakkında kısa bir bilgi vereyim.

*

Hikâye 1630 yılında başlıyor.



Yazının Devamını Oku