GeriErtuğrul ÖZKÖK Bunu nereye bağladığımı okuyunca şaşıracaksınız
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bunu nereye bağladığımı okuyunca şaşıracaksınız

ŞİMDİ anlatacağım olayın sonunu nereye bağlayacağımı görünce şaşıracaksınız...

***

1988 yılının mart ayının ortaları...

Ünlü bir Türk gazetecisi Washington’da Amerikan Dışişleri Bakanlığı binasında bir odaya girer.

Karşısında oturan Amerikalı diplomat ona Türkiye ile ilgili ilginç bir analiz yapmaktadır.

***

Konu aynen şöyledir:

“İran’dakine benzeyen radikal İslam hareketlerinin Türkiye’deki başarı şansı...”

Daha da açıkçası şudur:

“Geçmişte Milli Selamet Partisi’nin, bugün ise Refah’ın çatısı altında örgütlenmiş İslamcıların siyasal geleceği...”

***

İşte o gün ünlü Türk gazetecinin hayatında ilk defa işittiği bir kelimeyi telaffuz eder:

“Takiyye...”

Gerçi bu kelimeyi Özal için söylemiştir ama, asıl göndermesi siyasal İslam’adır.

***

Ünlü gazeteci “Takiyye nedir” diye sorunca, eline kalemi alır ve kelimeyi yazar, devam eder:

“Takiyye sözcüğünün aslı Arapçadır. Farsçada da kullanılır, Osmanlıcada da... Gerçek anlamı dinsel içeriklidir. Zarar gelmesin diye gerçek inancın, görüşün karşısındakinden gizlenmesidir.”

***

O gün ABD Dışişleri Bakanlığı’ndaki odaya giren gazeteci Hasan Cemal’dir.

Yanında da rahmetli Ufuk Güldemir vardır.

Ona bunları anlatan kişi ise Yahudi asıllı Amerikalı Harold Rhode’dur...

***

Hasan Cemal’in 1989 yılında yayınlanan “Özal Hikâyesi” kitabı bu olayla başlar.

Türkiye “takiyye” kelimesi ile Hasan Cemal’in bu kitabı sayesinde tanıştı.

***

Hasan, Türkiye’de siyasal İslam’ın takiyeci karakterini yazdığı için yerden yere vuruldu.

Şimdi geliyorum bu olayı niye anlattığıma...

***

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 15 Temmuz darbesini incelemek üzere kurulan komisyon raporunu cuma günü yayınladı.

Rapor hangi cümleyle başlıyor biliyor musunuz?

Buyurun kelimesine dokunmadan aktarıyorum:

“FETÖ gibi gizlilik ve takiye esasına dayalı bir örgütün tarihçesinin tüm yönleriyle sağlıklı bir şekilde ortaya çıkarılabilmesi güçtür.”

***

Tek fark, o kelimenin, “takiyye” değil, “takiye” şeklinde yazılması....

***

Hasan Cemal o gün, Türkiye’de siyasal İslam’ın takiye yaptığını yazdığı için yerden yere vuruldu.

Bugün hiçbir gazetede yazamıyor.

Sadece bir nehrin kenarında oturuyor.

***

Ve bugün, 14 yıldır Türkiye’yi yöneten AKP’nin ağırlıkta olduğu darbe komisyonu, raporuna “siyasallaşmış İslamın” yaptığı takiyenin itirafı ile başlıyor.

Ne demiştim...

Bazen nehir kenarı, adalet denen ve tarihi yazan duygunun en iyi tribünüdür...

Orada oturur ve önünüzden geçen her şeyi görürsünüz...

***

Ve doğuları söyleyenlerin her zaman oturabileceği bir onuncu köyü vardır.

BAŞKAN OLSAM O RAPORU YAZMAZDIM

DARBE komisyonunun raporunu satır satır okuyacağım.

Ama peşinen biliyorum ki, şu duyguma cevap veremeyecektir.

15 Temmuz 2016 günü MİT’e gelerek darbe ihbarı yapan “esrarengiz Binbaşı O.K. olayı” aydınlanmadıkça, bu rapor eksik kalacaktır.

Bunu nereye bağladığımı  okuyunca şaşıracaksınız

BİR OTELİN ODASINDA HAYATIMI DEĞİŞTİREN PLAK

BUNDAN tam 50 yıl önce İzmir’de şimdi Swissotel olan eski Büyük Efes Oteli’nin bir salonunda, kafamı allak bullak eden bir olay yaşamıştım.

***

Üniversitenin ikinci sınıfındaydım ve yaz tatili için İzmir’e gelmiştim.

O gün Büyük Efes Oteli’nde ne işim vardı onu da bilmiyorum.

Beni ve birkaç arkadaşımı otelin küçük bir salonunda bir pikabın başına götüren kimdi hiç hatırlamıyorum.

***

Hatırladığım tek şey, o günlerde İzmir’de Çiğli Amerikan Üssü’nde çalışan askerlerden biri olduğuydu.

USO kulüpten aldığı bir long play’i bize dinletmişti.

***

Beatles’ın “Sgt. Pepper’s Lonely Hearts Club Band” adlı LP’siydi...

Yeni çıkmıştı ve onunla ilgili haberleri çat pat sökebildiğim Melody Maker dergisinde okumuştum.

***

Beatles hayranıydım, ama bu plağın onlarla yakından uzaktan ilgisi yoktu.

Sanki bütün geçmişlerini silmiş ve başka bir grup halinde yeniden doğmuşlardı.

***

Plağın kapağı alabildiğine farklıydı.

Şarkılar, sanki daha 5 yıl önce başlayan Beatles dönemini kapatmıştı.

***

Gözümün önünde büyük bir devrim vardı...

Plağı 3 kez baştan sona dinledik.

Hayat felsefemi ve düşünce yapımı kökünden etkileyen bir şeyler oluyordu.

***

Kafamdaki soru şuydu:

Beatles, ilk hit plağı “Love Me Do”yu 1963’te çıkarmıştı.

Grup dünyayı altüst ediyordu.

Yani başarılarının en zirvesinde, daha dördüncü yılında bambaşka bir kimlikle karşıma çıkıyordu.

Ne gereği vardı böyle başarının tam ortasında bu riskleri almaya...

***

Aldılar ve bu olağanüstü plak ortaya çıktı.

Kapağından içeriğine, müziklerinin sözlerinden, müzikal altyapılarına kadar tam anlamıyla bir müzik devrimidir Sgt. Pepper’s Lonely Hearts Club Band...

DÖRT GÜN SONRA BU MÜZİK DEVRİMİNİN 50’NCİ YILI

DÖRT gün sonra, yani 1 Haziran günü bu müzik devriminin 50’nci yıldönümü olacak. (Bazıları 26 Mayıs’ta çıktı diyor.)

İngiltere’de daha şimdiden 3 tane çok iyi kitap yayınlandı.

Wall Street Journal gazetesi geçen cuma günkü sayısında bu plağı, “Pop müziğini yeniden tarif eden albüm” olarak niteledi.

Billboard “Bütün zamanların en iyi albümü mü” diye soruyor, ama cevabını tam vermiyor.

Benim gözümde en devrimci albüm olduğu kesin...

Kendi açımdan en önemli yanı bana, “Hayatında en başarılı olduğun dönemde bile değişimi düşünmeli ve riskini almalısın” duygusunu vermesidir.

Gazetecilik hayatımda tarzımı en az 6-7 defa değiştirmemin tek gerekçesi de bu albümdür...

Beatles bu albümü yaptıktan 2 yıl sonra dağıldı.

Son konserlerini, başarılarının en doruğunda, 1966 yılında verdiler.

Bütün hayatı 9 yıl süren bir gruptu...

Ama bırakmayı bildiler ve dünyayı değiştirdiler...

ALBÜMÜN EN SEVDİĞİM ŞARKILARI

- Lucy In The Sky With Diamonds

- Penny Lane

- With A Little Help From My Friends

- She’s Leaving Home

Bunu nereye bağladığımı  okuyunca şaşıracaksınızHEP DİYORUM KADINLAR DAHA CESURDUR VE DÜNYAYI ONLAR DEĞİŞTİRECEK

1949 yılı... Ankara Kara Harp Okulu salonunda bir boks maçı yapılıyor...

Ringdekilerden biri, Yüzbaşı Kenan’dır...

Türk ordusunun bir subayı...

Karşısındaki kişi ise İstanbullu bir gençtir...

***

Maçtan önce bir grup Harbiyeli genç soyunma odasına gelip onu uyarmıştır...

“İstersen vazgeç bu oyundan, komutanımız seni çiğ çiğ yer” derler...

Genç adam “Eh kısmet” der...

***

Ama biraz sonra karşılaşacağı manzarayı tahmin etmektedir.

Çünkü adı Garbis, soyadı Zakaryan’dır...

Yani bir Ermeni genci...

***

Biraz sonra maç başlar... Saha “Komutan... Komutan” diye inlemektedir.

İşte tam o sırada tribünün arka orta sıralarından bir kadın sesi yükselir:

“Bravo Garbis... Vur Garbis...”

***

Bir anda bütün gözler o tarafa döner...

Nöbetçi askerlerden biri “Sus” diyerek kadını uyarır...

Ancak hiç beklemediği bir cevap alır:

“Ben seni askerin değilim, tamam mı... Sen git askerlerine emir ver. Burada maç izliyorum, istediğimi desteklerim...”

***

Bu olayı, gençliğimde hepimiz için gurur vesilesi olan Türk milli takımı boksörü Garbis Zakaryan’ın hayatını anlatan kitapta okudum.

O gün haykıran kadın Zakaryan’ın İstanbullu bir hayranıdır.

Hep söylerim.

Kadınlar daha cesurdur ve dünyayı da, Türkiye’yi de onlar değiştirecek.

Bunu nereye bağladığımı  okuyunca şaşıracaksınızBİR KÜRT KADINI, BİR ERMENİ’NİN TÜRK BAYRAĞI TUTKUSUNU YAZARSA

KİTABIN yazarı Emina Temel* 28 yaşında Nusaybin doğumlu bir Kürt kadını...

Şehir planlamacısı ve bir süre spor muhabirliği de yapmış.

Onu bu kitabı yazmaya iten neden de şu olmuş.

Bir gazetede, eski uluslararası boks hakemi Vedat Karakurum’un cenazesine katılan eski milli boksör Garbis Zakaryan’ın bir sözünü okumuş.

Eski ring arkadaşı Karakurum’un tabutunun Türk bayrağına sarıldığını gören Zakaryan şunu söylemiş:

“Benim adım Garbis, acaba benim tabutumu da Türk bayrağına sararlar mı...”

Bunun üzerine Garbis Zakaryan’ın peşine düşmüş ve onun hayat hikâyesini yazmış.

Zakaryan 1930 doğumlu... Bugün 87 yaşında...

Benim gençliğimde hep onun başarı hikâyelerini okurduk.

Çok renkli, roman tadında bir kitap çıkmış ortaya.

Kitabın en acıklı bölümlerinden biri de 6-7 Eylül olayları sırasında evinin basılmasını anlattığı sayfalar...

Ama görüyosunuz ki, bu hoyratlıklar bile onu ülkesine küstürmemiş...

Kitabın kapağını çok sevdim.

Çünkü kapakta ön plana Garo’nun değil, onun büyük aşkı karısı Ersilya’nın fotoğrafını koymuş.

Bir de yazarın bölüm başlarına koyduğu alıntıları çok sevdim.

Hepinize tavsiye ederim.

(*) Emina Temel: “Garo Nerdesin”, Eton, 2017

KİTAPTAN SEVDİĞİM ALINTILAR

- Victor Hugo: “Aşk, kendinden başka her şeyin şiddetli bir unutuluşudur.”

- Goethe: “İnsanları duyguları birleştirir, fikirleri ayrıştırır.”

- Bob Marley: “Dünyanın en muhteşem ritmi, onun senin için çarpan kalbidir.”

- August Bebel: “İnsanlar iki sınıfa ayrılırlar? Ya akılları vardır, inançtan yoksundurlar ya da inançları vardır, akıldan yoksundurlar.”

- J.R.R. Tolkien: “Tek bir düş, bin gerçekten daha güçlüdür.”

Bunu nereye bağladığımı  okuyunca şaşıracaksınız

18 YAŞINDA BİR YOUTUBE STARI

SON günlerde Ece Mumay adlı 18 yaşında bir kızın “Belki Bir Gün” adlı şarkısına takıldım.

Kendi kendine yaptığı şarkılarını YouTube’a yüklemiş.

Bu şarkısını daha şimdiden 800 bine yakın insan görüntülemiş.

“Vazgeç Gönül” adlı şarkısını 6 milyon kişi izlemiş.

Dijital dünya kendi starlarını yaratıyor.

Türkiye’nin gerçek “Indie” yani bağımsız müziği buralarda doğuyor.

X

Sayın bakan hangi ümmet bizden ileri adım bekliyor

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu İsrail’in vahşeti karşısında görüşünü şu cümleyle dile getirdi:

“Hep kınıyoruz ama ümmet bizden adım atmamızı bekliyor...”

Çok basit bir cümle ama kendi payıma hiç anlamadım.

Anlamadığım şey de şu: “Hangi ümmet”, “hangi adımı” atmamızı bekliyor...

Gelin önce şu “ümmet” kelimesinin sözlük anlamına bir bakalım.

“Müslümanlığa bağlı olan, Hazreti Muhammed’in yolundan giden Müslümanların tümü...”

Tamam bu kelime sözlükte var...

Ama gerçekte böyle bir ümmet var mı...

Yazının Devamını Oku

Anadolu yakası, Avrupa yakası, dün iki Fenerbahçeli, evdeki hava

Anadolu yakasında İlhan Ekşioğlu’nun evi... Aziz Yıldırım, Mahmut Uslu, Önder Fırat, televizyon karşısında izledi Fenerbahçe-Sivas maçını. Avrupa yakasında da Fazıl Say ve Selçuk Yöntem birlikte seyretti düş kırıklığını.

Size maç analizi yapmayacağım. Kaç asist, kaç korner, kaç teknik faul istatistiği vermeyeceğim. Büyük gazetenin spor sayfasında psikolojik bir tahlil yapacağım...

Çünkü bir Fenerbahçeli için dün gece sahadan anlatılacak bir hikaye yoktu...

Teknik direktör açısından aklımda kalan tek şey, maç öncesi acılı Filistin halkı için söylediği şeylerdi...

Spora ait söylediği bir şey yoktu...

O nedenle size iki evi anlatacağım...

İki Fenerbahçeli evi..

Aynı saatlerde nefes nefese üç maç oynanıyor...

Biri Anadolu yakasında, biri Avrupa yakasında...

Yazının Devamını Oku

Son YouTube videoları kadar renkli değil ama daha önemli

İki milyon kişinin YouTube’da yayınlanan üç video yayınını hayretler içinde izlediği gün, bir başka insan o videolar kadar renkli olmayan, ama onlardan çok daha önemli bir şeyi söyledi.

Z kuşağının hatta Y kuşağının da bilemeyeceği tek bir cümleydi bu:

“Devri sabık yaratmayacağız...”

Partisinin bir üyesi Cumhurbaşkanı Erdoğan için “Onu Yüce Divan’a göndereceğiz” derken Kılıçdaroğlu’nun bütün Türkiye’ye verdiği o mesajı gençlerin de kolayca anlayabileceği bir Türkçe ile yazayım:

“İntikamcılık yapmayacağız...”

Ne gazetelerde, ne dijital medyada pek üzerinde duran olmadı.

Oysa söylediği söz o kadar önemli, yapıcı ve güven vericiydi ki...

Her gazetecinin iştahını kabartan o videoları bir kenara bırakıp bugünkü yazılarımın manşetine alacağım.

Yazının Devamını Oku

Türk ailesi Ortadoğu’dan Avrupa yakasına taşınıyor

Türkiye İstatistik Kurumu geçen hafta öyle rakamlar açıkladı ki...

1- Sosyolog yanım ameliyatlı iki gözümü faltaşı gibi açtı.

*

- Kaynak devletin kurumunun yayınladığı bülten:

“İstatistiklerle Aile 2020”.

- Yayınlayan devletin resmi kurumu Anadolu Ajansı...

İşte bu bülten Türk toplumunun geçirdiği belki de en çarpıcı sosyolojik değişimi açıkça ortaya koydu.

*

Türkiye’de aile yapısı ile ilgili yıllardır hâkim olan görüş neydi?

Yazının Devamını Oku

Soyağacını on bir rakamı ile anlatan bir yıldız doğuyor

Bu harika fotoğraflar InStyle dergisinin son sayısında yayınlandı.

Fotoğrafları Erman İştahlı çekmiş.

Eylül Solakoğlu da mülakat yapmış.

Kimdir bu fotoğraftaki genç erkek çoğumuz biliyoruz.

Kanal D’nin bu yıla damgasını vuran “Sadakatsiz” dizisinde Selçuk rolünde izlediğimiz Taro Emir...

Veya Tarık Emir Tekin... Veya Taro Emir Tekin...

InStyle dergisi 2 yıl önce onun için “Bu çocuğa dikkat” diye bir yazı yayınlamış.

Haklılarmış, iki yıl sonra bu dizide parladı...

Yazının Devamını Oku

Cihangir dizi kanadında ‘neşter’ ‘botoks’ ve ‘kolajen’ savaşı

Upper Cihangir’in dizi film mahallesinde dün itibarıyla büyük bir “mimik”, “botoks” ve “kolajen” savaşı başladı.

Pimi çekilmiş bombayı mahallenin ortasına Hürriyet Kelebek yazarı Savaş Özbey bıraktı.

*

Özbey’in dünkü köşesindeki bomba iddia şuydu:

“Camdaki Kız” dizisinde “Nalan”, “Fatma” dizisinde “Fatma Yılmaz” rolünü başarıyla oynayan Burcu Biricik hayatında hiç estetik yaptırmadığı için rolünü yaparken kaşını gözünü rahatlıkla oynatabiliyor...

Bu da onu “yüzünü kullanmada” çok başarılı bir oyuncu haline getiriyor.

Yine Özbey’e göre bin bir estetik müdahaleyle gittikçe hepsi birbirine benzeyen diğer ünlülerden ayrıştırıyor.

Özbey bunu anlatmak için bir de çok ünlü bir kadın oyuncunun adını vermiş.

Yazının Devamını Oku

Bir ayağı İstanbul'a basan ve Tahran'ı dağıtan bir 'narafig'

“Narafig” Farsça’da dostunu sırtından bıçaklayan kişi demek... Büyük ihtimalle de bir derin devlet komplocusu...

Tahran’ı darmadağın edip oradan Washington ve Tel Aviv’e sıçrayan bu “yeni nesil patlayıcı”, 24 Nisan günü esrarengiz bir ‘Narafig’in, Londra’daki Iran International adlı haber sitesi ve televizyon kanalına bir yoldan ulaşması ile başladı.

Esrarengiz Narafig’in elinde İran’ı darmadağın edecek bir ses kaydı vardı...

Tahran’da kapalı kapılar ardında yapılmış 3 saatlik bir görüşmenin kaydıydı bu.

Şimdi dönelim 24 Nisan gününe...

Türkiye o gün ABD Başkanı Biden’ın sözde soykırım konuşmasına kilitlenmişken, aynı saatlerde Iran International’a ulaşan kişi veya kişiler onlara bu üç saatlik kaydın bazı bölümlerini getirmişti...

Sitenin Londra’daki yöneticileri “ellerindeki malın” ne olduğunu anında anladılar.

Kayıt adeta Tahran’ı uçuracak yepyeni nesil bir patlayıcı gibiydi.

Bu kaydın açıklanması, İran’da bir süredir yaşanan

Yazının Devamını Oku

47'li bir erkek, 54'lü Blair'in bu fotoğrafına bakınca ne hisseder

Biraz narsistçe...

Biraz da bencilce bakıyorsa...

Yani benim gibiyse, kesinlikle benim hissettiğimi hisseder...

İngiltere’nin eski Başbakanı Tony Blair epeydir ortada görünmüyordu.

Pandemi başından beri ilk fotoğrafını dün İsmet Berkan’ın “10 Haber” sitesinde gördüm.

Geçen hafta İskoçya’nın bağımsızlığı ile ilgili bir televizyon programına çıkmış...

Tabii herkes programda söylediklerini değil, bu halini konuşmaya başladı. Başbakan saçlarını uzatmış... Bayağı uzatmış.

Boyamadığı için de uzun saçları ile folk şarkıcısı

Yazının Devamını Oku

Modi'nin inanç mağarasında fiyatlar neden böyle düştü

Hindistan’ın popülist başbakanı Narendra Modi’nin “seçim şovu meditasyon mağarasını” ilk defa Müslüman bir Hint asıllı Amerikalıdan öğrendim.

Yaptığı şahane televizyon şovları ile popülist liderlerin komik hallerini hicveden Hasan Minhaj, bir programında Hindistan’daki seçimleri anlatırken, şu anki başbakan Modi’nin “dua etmek ve meditasyon yapmak üzere bir mağaraya çekilmesini” anlatmıştı.

*

Ancak orada öğrenmiştim ki, Tanrı ve kendisiyle baş başa kalmak için kapandığı bu mağarada 4 kamera görüntülerini kaydediyordu.

Ancak Hasan Minhaj, Modi’nin yüzündeki sahte ifadeleri gösteren görüntüleri yayınlarken hepimizi kahkahalara boğan bir ayrıntıya dikkatimizi çekmişti.

Güya meditasyon yapmak ve dua etmek için inzivaya çekilen Modi’yi 4 kamera görüntülüyormuş...

Amaç?

Bunları seçim kampanyasında

Yazının Devamını Oku

Katarlı bayan Alya'nın mektubundaki 2 cümle

1)Şimdi anlatacağım olay, bana çok gizli kanallardan ulaşmış bir haber değil...

Birleşmiş Milletler’in herkese açık bir platformundan geldi...

Şimdi dikkatle okuyun lütfen...

*

22 Mart 2021 günü...

Yani bundan 38 gün önce BM Genel Sekreteri’ne bir mektup sunuldu...

Mektubun altında şu imza vardı:

Alya Ahmed Saif Al-Thani...

*

Yazının Devamını Oku

Yüksek lisanslı ilk rehber köpeği 'Kara' ikizler burcu

Bugün, yani 28 Nisan, Dünya Rehber Köpekler Günü...

Ben de bu özel gün dolayısıyla size Türkiye’de okumuş ve mezun olmuş, lisansüstü eğitimli ilk rehber köpeği “Kara”yı tanıtayım...

“Kara” 21 Mayıs 2015 günü doğdu.

Safkan dişi bir Labrador.

Lisans eğitimini Ankara’da Birleşik Krallık Büyükelçiliği görevlileri gözetiminde tamamladı.

Ama eğitimi orada bitmedi. Bir de yüksek lisans eğitimi var.

Onu da İngiltere’de yaptı.

Yüksek lisans hocası, uluslararası rehber köpek eğitmeni

Yazının Devamını Oku

Ben bu gürültüye kulaklarımı tıkadım şu üç cümleye baktım

1) Ülkenin muhafazakârı, laiki...

Dincisi, milliyetçisi, ulusalcısı ayakta...

“NATO’dan çıkalım” diye bağıran...

“İncirlik’i kapatalım” diye haykıran...

ABD ile bütün ilişkilerimizi keselim diyen...

Öyle bir gürültü var ki...

Ülkenin en makul insanları bile bazı çok önemli şeyleri göremiyor, duyamıyor...

Oysa 24 Nisan günü sadece o kelime yoktu... Çok önemli şeyler de oldu.

Yazının Devamını Oku

Sabık deputattan biyarbırçi görüntü

“Sabık”, yeni Türkçede “eski” demek...

- “Deputat”, Rusça kökenli bir kelime, “milletvekili” anlamına geliyor.

- “Biyarbırçi”, Azericede “Utanç verici” demek...

- “Görüntü” ise aynen “görüntü...”

*

Dün sabahtan beri Bakü’den gelen bu videoya gülüyorum ve güldüğüm için de kendime kızıyorum.

Dün T24’te gördüm. Azerbaycan’da günün konusuymuş ve televizyonlarda işte bu başlıkla verilmiş. Eski milletvekili Hüseyinbala Biralamov, ki kendisi 75 yaşında....

Yazının Devamını Oku

Banzai Mustafa Kemal Paşa çok çok banzai

Geçen gün bir arkadaşım gönderdi...

Japonya’da yapılmış video...

Kim yapmış, sözleri nedir hiç bilmiyorum.

Ama içinde bir kelime var ki....

Beni çok etkiledi.

*

Video önce İzmir’i tanıtarak başlıyor.

Arkasından İzmir’de işgalci Yunan ordusuna karşı başlatılan milli mücadele çok güzel çizimlerle anlatılıyor.

Yazının Devamını Oku

İçimizdeki en tonton anarşiste bandanalı bir Babıâli vedası

Önce köşe yazarı vardı...

Yukarıdaki babamız biz köşe yazarı milletini yaratırken, bazı unvanları çok cömertçe bağışlamıştır...

Mesela “siyasi köşe yazarı...”

Tanrı babamızın eli cömerttir... Her isteyene vermiştir bu unvanı...

Onlara bir de “Ağır ol da molla desinler” duygusunu vermiştir aynı cömertlikle...

Bir de kibir ve egoyu...

İşte böyle çıkmıştır piyasaya saçılmış binlerce siyaset köşe yazarı...

*

Yazının Devamını Oku

Emin kardeşim ben piyanistim niye hep bana ateş ediyorsun

Sözcü gazetesi, Turgut Özal’ın 28’inci ölüm yıldönümü günü herkese örnek olması gereken harika bir şey yaptı.

Özal’ı müthiş övücü bir manşet ve sayfayla andı.

Ben de Sözcü yazıişlerini ve bu sayfayı hazırlayan arkadaşımız Emin Özgönül’ü alkışlayan bir yazı yazdım.

*

Ama o ne...

Bütün hayatı boyunca maddi manevi geçimini Özal ve herkese hakaretle sağlayan Emin Çölaşan, gazetesine bir şey diyemeyince hıncını yine benden çıkardı...

Üstelik yine bir sürü yalan dolanla...

Neymiş ben ona Turgut Özal’la ilgili kitabını okudum çok beğendim demişim.

Yazının Devamını Oku

57 milyon riskli vatandaşı acilen koruma altına almanın formülü

Dün itibarıyla dünya “COVID atlası” şöyleydi.

İsrail aşılamasını tamamlamış, bütün yasakları kaldırmış ve halkı da plajlara hücum etmişti.

Yeni Zelanda ve Avustralya arasında serbest seyahat başlamıştı.

Dünyada COVID olayını en ağır geçiren ülkelerden Amerika’da Biden politikası sonuçlarını vermeye başlamıştı.

16 yaş üzeri isteyen her Amerikan vatandaşına aşı uygulanabiliyordu.

330 milyonluk ABD’de yeni vaka sayısı 67 bindi.

Haziran ayı ortası itibarıyla nüfusunun yüzde 70’ini aşılamış olacağını açıklamıştı.

80 milyon nüfuslu Türkiye’de ise yeni vaka sayısı 55 bindi...

Yazının Devamını Oku