Bu İzmir'in bir tek oğlanı yok mudur be arkadaş

Geçen pazar akşamı “İzmir’in Kızları” oyunundan çıkarken hissettiğim en belirgin duygu “mutluluk”tu...

Haberin Devamı

Yıllardır tiyatro, müzikal seyrederim, çıkışta duygumu çoğu kez “Beğendim”, “Çok beğendim” veya “Pek olmamış”, “Sıkıldım” gibi kelimelerle ifade ederdim. Bu defaki duygum otomatik bir ifade ile geldi:

“Mutlu oldum...”

Bu İzmirin bir tek oğlanı yok mudur be arkadaş

Uniq Hall’daki salondan ayrılırken oyunu birlikte seyrettiğim bazı insanlarla sohbet ettim.

Onlar da oyun hakkındaki duygularını aynı kelimeyle ifade ettiler.

İşte o nedenle oyun sırasındaki ve oyundan sonraki bu duygumu bugün sizinle paylaşmak, mümkünse size de bulaştırmak istiyorum.

Arkadaşlar hayatımda ilk defa bir oyunu izlerken “Mutlu oldum”...

Bakın “Mutlu hissettim” demiyorum...

Haberin Devamı

“Mutlu oldum” diyorum... Aradaki fark nedir diye sorarsanız?

Vallahi pek kolay açıklayamayacağım, ama bilin ki arada bir fark var.

*

Şimdi baştaki soruya cevap vereyim. İki saatlik mutluluk insanı kaç gün idare eder?

Ben bu oyunu 9 Şubat gecesi seyrettim.

Ertesi gün İdlib’den 5 şehit haberi geldi...

Yani 12 saatlik mutluluğu bile çok gördü bu 2020 bana...

*

Peki bu İzmir’in hep kızları var da bir tek oğlanı yok mu? Onun cevabı da azzz sonra...

‘YEDİ KOCALI HÜRMÜZ’ MÜ YOKSA ‘MAMMA MİA’ MI

Bu konuyu tartışmadan önce size oyunu kısaca anlatayım.

Önce bu bir “müzikli oyun”...

Bu tür oyunlarda genellikle ya müzik oyunu, ya oyun müziği biraz hırpalar...

Burada öyle bir şey yok...

Ayrıca müziği sevmemek diye bir şey söz konusu değil.

Çünkü Sezen Aksu’nun şarkıları...

Bütün oyun boyunca bütün seyirci şarkıları hep birlikte söylüyorsunuz...

Yani bir tür “Mamma Mia” hali...

Ama nedense oyun boyunca benim aklıma gelen “Mamma Mia” değil “Yedi Kocalı Hürmüz” müzikli oyunu oldu.

Hep Ayten Gökçer’in o işveli hali, yıllar boyunca içimizi delen o harika gözlerini hatırladım.

O oyunu seyrederken hissettiğim “kadın gücü”nü düşündüm.

Bu İzmirin bir tek oğlanı yok mudur be arkadaş

Haberin Devamı

‘İZMİR’İN KIZLARI’NDA KİM KİMDİR, NEYİMDİR

OYUNDAKİ karakterler şunlar:

Gülümser (Gökçe Bahadır): Aaa vallahi ben bu kızı Hatay Üçyol 319’uncu Sokak’tan tanıyorum...

Adı? Adı bende saklı kalsın.

*

Anneanne Özgönül (Derya Alabora): Yok benim anneannem feraceliydi. Ama Fatma halam, Fahriye yengem kesin buydu.

*

Serap Teyze (Parla Şenol): Ben İzmir’de östrojen havuzunda doğdum. Bende böyle teyze çok.

*

Madam Eftelya (Dilek Demir): Kahramanlar, 1955. Paskalya günlerinde annemin yaptığı kırmızı soğan kabuğu ile renklendirilmiş yumurtaları götürdüğüm Eftelya teyzem...

Bir 6-7 Eylül sonrası aniden kaybolmuştu hayatımdan. Hiç anlamamıştım neden...

*

Terzi Mukadder (Elif Bağcı): Kahramanlar’da annemin hem çok iyi arkadaşı hem terzi Sevim ablam.

*

Haberin Devamı

Necibe (Yağmur Anmaz): Kahramanlar’ın her mahallesinde mutlaka bir Necibe abla vardır.

Benimki sevgili arkadaşım Erdoğan’la, Erhan’ın annesiydi.

19 MAYIS’IN KULE ÇOCUKLARI VE BİZ

Poyraz (Olgun Toker): Evet bizde de arkadaşın sevgilisi ile bazı hikâyeler olur, ama bizim mahallede yoktu.

Ediz (Burak Sevinç): İzmir’in her mahallesinde yakışıklı bir Ediz vardır.

Bu tip Namık Kemal Lisesi’ndeki arkadaşım Enis... Bütün kızlar onu beğenirdi, ama Allah biz garibanlara da bazı yetenekler vermiş ki...

İdare ettik yani...

Orhan (Sinan Çatıkkaş): Bizim zamanımızda six pack yani karın baklavaları henüz icat edilmemişti ve biz İzmir’in çiroz çocukları çok mutluyduk.

Haberin Devamı

Mahallenin kaslı, üçgen vücutlu Orhan’ı yoktu.

Orhan’lar bir tek 19 Mayıs törenlerinde ortaya çıkardı. Hava Harp Okulu delikanlılarıydı. Alsancak stadında kule yaparlar ve İzmir’in kızları bir ay boyunca bizi unuturdu.

Biz İzmirli çocukların askeri darbelere karşı oluşu biraz da bu kule çocukları yüzündendir.

Orhan (Onur Bilge): Mahallede en çok bulunan İzmir’in oğlanı türü...

Bizden fazla hiçbir şeyleri olmadığı için onları çok severdik.

Bu İzmirin bir tek oğlanı yok mudur be arkadaş

NİYE ‘İZMİR’İN OĞLANLARI’ DİYE BİR MÜZİKAL YOK

BU ülkede “İzmir’in kızları” diye bir kavram var... Ama “şuranın, buranın oğlanları” diye bir kavram yok...

Oysa yıllarca, gelen yabancı kadınların ağzından “Türk erkeklerine bayıldım” cümlesini işitmenin verdiği gururla yaşadı.Yoksa o bir masal mıydı?

Haberin Devamı

Galiba biz Türk erkekleri... Hepimiz birer büyük palavrayız... Bak daha şimdiden masa başlarındaki o sesi duyuyorum...

“Arkadaş sen kendi adına konuş...”

Ben de daha şimdiden o masa başı oğlanlarına konuşuyorum: “Arkadaş benim kendi adıma konuşmam önemli değil. Asıl bir de bu ülkenin kadınları kendi adına konuşmaya başlarsa...”

Bak uyarmadı deme, sonuç pek parlak olmaz.

Bu İzmirin bir tek oğlanı yok mudur be arkadaş

SEFERİS’İN EVİ OLMAMIŞ AMA İSKELE HARİKAYDI

OYUNUN adı “İzmir’in Kızları” ama Urla’da geçiyor. Güzel ve kuvvetli bir aşk hikâyesi. Urla İskelesi’ndeki Yunan şair Seferis’in doğduğu evin çevresinde geçiyor.

Oyunu Serdar Saatman yazmış.

Yönetmen Gaye Çankaya harika bir iş çıkarmış.

Koreografi Selçuk Borak’ın... Müzik direktörü Murat Cem Orhan...

Pencerelerinden çiçekler sarkan Urla dekorları ve dijital ön ekran çok güzeldi. “Alsancak Gar” (orijinalindeki gibi ‘Gar’ yazılmış, ‘Garı’ değil) görüntüsü bir Wes Anderson dekoru gibiydi. Bir tek Seferis’in evini beğenmedim, ama onu da düzeltiyorlarmış.

SEZEN AKSU ŞARKILARININ EN ÇOK HANGİSİNİ ALKIŞLADIK

OYUNDA ben kendi payıma en çok şarkılarda etkilendim.

Kutlama: Ferzan Özpetek’in “Serseri Mayınlar” filminin sonunda harikaydı.

Burada da o kadar güzel gitmiş.

Değer mi Hiç: Ne zaman, nerede, hani koşulda dinlesem iyi geliyor.

Ağlamak Güzeldir: Gittikçe maçolaşan şu halimizi terbiye edebilecek tek şey ağlayabilmek değil mi.

Kalbim Ege’de Kaldı: Ne zaman, hangi saat, hangi gün kalmadı ki...

Lunapark: Benim yaşımdaki her İzmirlinin gönlünde fuar, lunapark ve Medrano Sirki vardır.

Haydi Gel Benimle Ol: Şu ülkede kim, hayatının en azından bir anında bu şarkıyı mırıldanmamıştır?

Şarkı Söylemek Lazım: Son zamanlarda hayatımın her hüzünlü anında bu şarkı aklıma geliyor.

Böyle günlerde ancak şarkı söyleyerek ayakta kalabiliriz.

İZMİR’İN KIZLARINI NEDEN SEVİYORUZ

Kesinlikle sadece güzel oldukları için değil.

Kafa tutuyorlar, meydan okuyorlar, iplemiyorlar, takmıyorlar.

Başına buyruklar.

“Geliyom”, “Gidiyom” demek ağızlarına yakışıyor.

Çiğdem çitleme sanatını çok iyi biliyorlar, rakıyı güzel içiyorlar.

Erkeklere “ergen” muamelesini öyle güzel yapıyorlar ki, en maçomuz bile harika bir kılıbığa dönüşüyor.

Gerektiğinde hepsi birer Sezen oluyor ve hepsi, “Seni yerler” şarkısını söylemeyi çok iyi biliyor.

Kapri pantolonu iyi taşıyor, mini eteği normalleştiriyor, şalvarı yadırgamıyor, bandanayı tütün tarlasındaki başörtüsüne bile çevirebiliyorlar.

Bir de güzeller, eğlenceliler yahu...

KATKIDA BULUNANLAR

Sayfa Editörü: Firuzan Demir
Foto Editörü: Umut Veis
Düzeltmen: Metin Usta
Tasarım ve Uygulama:
Selma Songül Zengin

Yazarın Tüm Yazıları