GeriErtuğrul ÖZKÖK Bir Starbucks'ta kahve çekirdeği size haykırıyorsa psikiyatra gidin
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bir Starbucks'ta kahve çekirdeği size haykırıyorsa psikiyatra gidin

Mesela bugün Starbucks’ın Bebek’teki şubesine girdiniz...

Kapıda biraz durup dinleyin...

Öğütülmemiş kahve çekirdeklerinin haykırarak size bağırdığını duyuyorsanız eğer...

Arkasından boş karton kahve kapları toplu halde üzerinize saldırıyorsa...

Böyle bir durum varsa yani...

Hemen bir psikiyatra gidin...

*

Büyük ihtimalle size şu teşhisi koyacaklar:

“Schizoaffective disorder...”

Türkçesi “Şizoaffektif bozukluk”...

“Şizofreni” ve “bipolar bozukluğun” birleşmesinden oluşan bir kelime bu...

İkisi arasındaki boşlukları dolduruyor ve yeni bir psikolojik bozukluk alaşımı ortaya çıkarıyor.

Bir Starbucksta kahve çekirdeği size haykırıyorsa psikiyatra gidin

Neden Starbucks kafe...

Sadece yeni çıkan bir romanda onun adı verildiği için bu yazıda adı geçiyor.

Yoksa Caffè Nero, Gloria Cafe, Petra veya bir başkasında da başınıza gelebilir.

*

Bu girişi Amerika’da yeni çıkan bir romandan aldım.

“The Book of Form and Emptiness”...

Yazarı Ruth Ozeki, Japon asıllı bir Amerikalı...

Aynı zamanda Zen Budist... Aynı zamanda manga yazarı ve çizgi film yönetmeni...

Kitabı, Borges’le 1980’lerde “Garp’a Göre Dünya” romanının süper yazarı John Irwing arasında biri...

*

Kitabın kahramanı Benny Oh adlı 14 yaşında bir caz klarnetçisi...

Bir gün Starbucks’a girdiğinde dükkândaki bütün kahve çekirdeklerinin kendisine haykırmaya başladığını duyuyor.

Aynı zamanda karton bardaklar da ona saldırıya geçiyor...

Genç klarnetçi bir psikiyatra gidiyor ve kendisine “şizoaffektif bozukluk” teşhisi konuyor.

O andan itibaren
hayatı kayıyor, okulda başarısızlık başlıyor, işini kaybediyor ve sonunda kendine sığınak olarak mahalledeki küçük bir kütüphaneyi buluyor.

Bu kütüphanede Alice adlı bir kızla tanışıp âşık oluyor.

*

O kız onu, kütüphaneye gidip gelen “Bottleman” (Şişeadam) adlı biriyle tanıştırıyor.

Alice’e göre Bottleman Slovenya’nın en ünlü şairi, filozofu ve devrimcisidir.

O andan itibaren Bottleman genç cazcıya felsefe öğretmenliği yapmaya başlıyor.

*

Önce ona bir şat votka verip arkasından ilk ödevini veriyor:

“Kendine felsefi bir soru sor...”

Soruyu da kendisi soruyor:.

“Mesela önce şunu bulmalısın: Hakikat nedir?”

*

Benny “Ben hakikat nedir, ne değildir bilemiyorum” deyip sözünü şöyle tamamlıyor:

“Mesela Starbucks’taki sesler eğer hakikatse,
ben deli değilim demektir...”

“Kesinlikle öyle” diyor Bottleman: “Şimdi
eve git, hakikat dediğimiz şeyin doğası nedir, karar ver”
diyerek sözünü tamamlıyor.

Bu romanın sadece girişi...

Gerisini ben tamamlayacağım...

KARANLIK TARAFINIZIN CAZİBESİNE KAPILIP GİTMEYE HAZIR MISINIZ

ROMANI henüz okumadım. Bu girişi, roman üzerine yazılmış bir eleştiri yazısından okudum ve çok etkilendim.

Bana hayranı olduğum Arjantinli yazar Borges’in kitaplarını hatırlattı.

Bir de 80’li yılların başında “Garp’a Göre Dünya” adlı harika romanını okuduğumda, “Beni 21’inci yüzyıl realitesine taşıyacak kitap budur” dediğim John Irwing’i...

*

Sharon Stone bu yıl yayınlanan hatıra kitabında “İnsanın kendini, ancak içindeki karanlık tarafa geçebilmesi ile keşfedebileceğini” söylemişti.

Ozeki’nin bu romanında da öyle bir replik var.

“Karanlık taraf çok cezbedicidir. Ama istikrar, temkin, temenni dediğimiz duygular bizi hep o tarafa geçmekten alıkor. Oysa oraya geçemezsek, gerçek kendimizi keşfedemeyiz.”

*

İşte o nedenle, Starbucks kapısından girdiğimizde bize haykıran kahve çekirdeklerini işitmeyiz.

Karton bardakların biçare uyarılarına kulak asmayız.

Hayatımızın en büyük trajedisi hep başkalarının bize anlattığı hakikati ve ahlakı kabullenip yaşamaya devam etmemizdir.

Oysa bu emin yol trajedimizdir ve bunun adı sadece ve sadece “hayatı idame ettirmek” olur.

Tek tesellimiz ise “şizoaffektif bozukluk” teşhisi konmamış, normal ve itibarlı bir vatandaş olarak ayakta kalabilmektir...

Kahvemizi içerken işittiğimiz tek ses kendi dudaklarımızın çıkardığı bayağı höpürtüdür...

Bir Starbucksta kahve çekirdeği size haykırıyorsa psikiyatra gidin

....................................

NOT: RUTH OZEKI: “The Book of Form and Emptiness”, Viking, 2021.

Ruth Ozeki’nin “Benim Balığım Yaşayacak” adlı bir başka romanı Parodi Yayınları tarafından Türkçede yayınlandı.

 

Bir Starbucksta kahve çekirdeği size haykırıyorsa psikiyatra gidin

1) BUNLARIN HEPSİNİ ÜST ÜSTE KOYSANIZ KAÇ DOLAR EDER

DÜN sabah Amerika Birleşik Devletleri uyurken, Avrupa’da müzik ekonomisi tarihinin belki de en önemli olayı yaşandı.

Dünyanın en büyük müzik şirketi “Universal”in yüzde 60 hissesi Amsterdam Borsası’nda halka açıldı.

Universal, Fransa’nın Vivendi grubunun parçası...

Şu an dünyanın en büyük müzik şirketi olarak kabul ediliyor.

Billie Eilish, Bruce Springsteen, Kendrick Lamar, Post Malone gibi yeni sanatçıların hakları da grubun elinde.

Onlara şu isimleri de ekleyin...

Amy Winehouse, The Weeknd, Andrea Bocelli, Nirvana, Elton John, Steve Wonder, Ariana Grande, Lang Lang, Aerosmith, Eminem, Marvin Gaye, Lady Gaga, Queen, Selena Gomez, Maroon 5, Rolling Stones, ABBA, Leonard Bernstein, Halsey, Luciano Pavarotti, Shawn Mendes, Luis Fonsi, Drake, Taylor Swift, Frank Sinatra, Bob Marley, Bon Jovi, Katy Perry, Justin Bieber, The Beatles, Imagine Dragons, Nicki Minaj, Jonas Brothers, U2, Olivia Rodrigo...

Yatırımcı olsanız topuna kaç dolar verirsiniz?

*

Bu yazıyı yazmak için masaya oturduğumda Amsterdam piyasasından ilk haberler gelmeye başlamıştı.

İlk gelen rakamlar 54 milyar dolar civarındaydı.

Ama ortada muazzam bir rakam dolaşıyordu.

64 milyar dolara kadar çıkabileceği yolunda yorumlar da vardı...

BASİT HESAP
2) HINCAL ABİNİN KABUL EDEMEDİĞİ GERÇEKLER

ÜNLÜ rock müzik kültürü dergisi Rolling Stone bu haberi manşetinden duyurdu.

Şirketin nasıl bir değerle halka açılacağı konusunda ise şu bilgileri verdi.

Universal’in en büyük rakibi, 2 numaralı şirket Warner Music’in 2020 müzik satışları geliri 4 milyar dolar civarındaydı.

Geçtiğimiz günlerde Warner Music’e 21 milyar dolar değer biçilmişti.

Buna karşılık Universal geçen yıl 8.8 milyar dolar müzik geliri elde etti.

Bu durumda borsadaki değerinin 64 milyar dolara çıkması şaşırtıcı olmayacak.

Tabii bu müzik şirketlerinin bu değerlere ulaşması, Hıncal abinin bana durmadan “Niye Spotify yazıyorsun?” dediği Spotify gibi streaming müzik paylaşım platformları sayesinde oldu.

Bir Starbucksta kahve çekirdeği size haykırıyorsa psikiyatra gidin

ARKA EKRAN
3) SIKI PSİKOLOJİK SUÇ DİZİSİ İSTEYENLERE İKİ HATIRLATMA

HER “seri katil” ve “true crime” meraklısı gibi ben de sık sık suç mahalline dönerim. Yani sıkı “suç” filmlerini mutlaka ikinci, üçüncü defa izlerim.

Streaming platformlarda seyredecek dizi arayanlara iki hatırlatma:

*

THE FALL: BBC yapımı bir dizi. Üç sezon. İrlanda’da Belfast şehrinde geçen bir seri katil hikâyesi.

Senaryosu, oyuncularının performansı, gerilim, psikoloji yani her bakımdan çok iyi.

Filmin seri katilleri de karanlık anti-kahraman...

Polis kahramanları da anti-kahraman...

*

THE STRANGER: Harlan Coben’in romanından çekilmiş bir dizi... Hikâyesi, sürprizleri ile harika... İçinde cinayet yok ama cinayetten beter seri entrikalar var.

Bu arada Harlan Coben romanından çekilen “Safe” dizisini de tekrar seyretmekte yarar var.

THE FALL’DAN BİR SAHNE

4) KADIN NEDEN KORKAR, ERKEK NEDEN KORKAR

THE Fall dizisinin, biraz feminist ve umursamaz kadın dedektifi, erkeğe anlatıyor:

“Erkeklere sormuşlar, ‘Kadınlardan neden korkarsınız?’... Cevapları şu olmuş: ‘Aşağılanmaktan, küçük düşürülmekten...’

Kadınlara sormuşlar, ‘Erkeklerden neden korkarsınız?’ Cevapları şu olmuş: ‘Öldürülmekten.’”

YENİ AJDA: PASTIRMA YAZINI 8 EKİM GÜNÜ PATLATIYOR

AJDA Pekkan yaz sonu stüdyoya girdi ve yeni bir şarkı yaptı...

Tam künyesini vereyim:

Adı “Bi Tık”...

Söz ve müzik: Her şarkısı benim için olay olan Şehrazat...

Aranjesi: Ozan Çolakoğlu.

“Ozinga Müzik”ten yayınlanacak.

Bir Starbucksta kahve çekirdeği size haykırıyorsa psikiyatra gidin

Ritmi yeni. Tam yaz sonu akşamüzeri partilemelerine giriş şarkısı olmuş. Bildiğimiz Ajda’nın bütün özellikleri aynen orada... Bu şahane kadın kollektif Türkiye hafızamıza ne kadar işlemiş, ne derin izler bırakmış. 22 yaşındaki torunum Zeynep de ben de aynı keyifle dinliyoruz onu.

Yaşa Ajda... Sen hep yaşa...

Çünkü sen durdukça öyle anlaşılıyor ki, bizim içimizdeki bu güzel ve masum Türkiye de hep payidar olacak...

BİR HATIRLATMA

AJDA’dan konu açılmışken:

Yaş galiba... Ajda Pekkan bugünlerde yine fena halde bir taraflarıma dokunuyor.

Mesela şu “Üç Kalp” şarkısı... Fena halde sardırdım yine... Dün Göcek’ten çıkıp Kalkan’a giderken yolda durmadan dinledim...

KATKIDA BULUNANLAR
Sayfa Editörü: Firuzan Demir
Düzeltmen: Nagehan Keleş
Tasarım ve Uygulama: Selma Songül Zengin

X

Sizce bu 85 metrelik megayatı satın alabilecek kaç kişi vardır?

Türkiye’de değil, dünyada kaç kişi vardır diye soruyorum.

Yat 85 metre...

Türkiye’de yapıldı.

Bir Türk şirketi tarafından yapıldı.

Yapımı 4 yıla yakın sürdü.

Ve geçen ay Cannes’daki dünyanın en önemli yatçılık fuarında ilk defa dünyanın dikkatine sunuldu.

Aldığım bilgiye göre, fuarın en ilgi çeken teknelerinden biri oldu.

4 gün boyunca 1.000 kişiye yakın insan tekneyi gezdi...

Yazının Devamını Oku

Öyleyse... Bir gün ben de Kırmızı Kraliçe'ye giderim

İlk haber 12 Ekim günü, ABD’nin Teksas eyaletinin Van Horn adlı bölgesinden havalanan bir uzay aracından geldi. Amazon’un sahibi Jeff Bezos’un Blue Origin adlı şirketinin uzaya ikinci uçuşunu yapan roketinin içinde tanıdık bir isim varmış.

William Shatner...

*

Biz onu daha çok “Captain James T. Kirk” olarak tanıyoruz...

Yani bizim bildiğimiz, 1970’lerin efsane uzay dizisi Star Trek’in ünlü kaptanı Kirk...

İşte onu oynayan aktör William Shatner, bu defa gerçekten uzaya gitmiş ve dönmüş.

‘Uzay Yolu’ (Star Trek) dizisi ilk kez 8 Eylül 1966 günü yayınlandı.

Dünya

Yazının Devamını Oku

Banyan ağacına asılı 10 esrarengiz ceset

Her şey bir yaz sabahı, sokağın orta yerindeki bakkal dükkânının zamanında açılmaması ile başladı.

Sütçünün getirdiği süt kasaları hâlâ dükkânın önünde duruyordu.

Durumdan şüphelenen komşular eve girince dehşetten donup kaldılar...

Yıl 2018’di...

Olay yeri Hindistan’ın Delhi şehrinin kuzeyindeki popüler bir mahalleydi...

O sabah dükkân sahibinin üst kattaki evine giren komşular, evin tavanındaki mazgal şeklindeki demirlere asılı 10 cesetle karşılaştılar.

Bir ceset de içeride bir odada yatağın üzerinde yatık vaziyetteydi.

*

Yazının Devamını Oku

Bu kadın 'Yetmez ama evetçi'leri fabrika ayarlarına döndürür mü

Bu yıl ekonomi dalında Nobel alan üç ekonomisti tanımıyorum.

Ama bir ekonomist var ki, nereye baksam onu görüyorum şu son zamanlarda.

Mariana Mazzucato...

*

Dünyayı sarsan 68 Mayıs olaylarından bir ay sonra, 16 Haziran 1968’de doğmuş.

İtalyan asıllı ama çifte vatandaşlığı var.

Aynı zamanda Amerikalı...

Londra Kolej Üniversitesi’nde ekonomi bölümü öğretim üyesi.

Aynı zamanda Dünya Sağlık Örgütü Ekonomi Konseyi üyesi.

Yazının Devamını Oku

‘Final Töreni’ndeki bu şampanya nasıl patladı?

Önce, bir yıl önceye döneyim.

Yıl 2020...

Uzun yıllar yapılamayan Formula 1 yarışları yine Türkiye’ye dönmüş ama pandemi nedeniyle seyircisiz yapılıyor.

O gün F1 tarihinde bir rekor kırılıyor.

Lewis Hamilton bu yarışın İstanbul ayağını da kazanmış ve yarışma tarihine yeni bir rekor yazmış.

Bu yarışı, 7’nci defa kazanıp Ferrari efsanesi Michael Schumacher’in rekorunu egale etmiş.

Yani Formula 1 tarihinde çok özel bir gün...

Bütün dünyanın gözü Türkiye’deki pistte yapılacak ödül töreninde...

Yazının Devamını Oku

İşte medyanın yeni testosteron kralı

Biliyorum bu pazar günü, “memleketin bunca sorunu varken” lobisinden yine epey dayak yiyeceğim...

Ne yapayım, dayanamıyorum... Bir de böyle dayaklara şerbetliyim.

Bugün pazar, kasveti atıp eğlenceli bir konuya gireceğim.

*

Geçen hafta itibarıyla “Türkiye’nin testosteronu en yüksek medya mensubu” tahtı beden değiştirdi. Geçen haftaya kadar en yüksek testosteronlu erkek medya mensubu bendim. Dr. Osman Müftüoğlu nezaretinde ölçülmüş testosteronum 623’tü...

Hatta Fenerbahçe benim için 623 numaralı bir de forma yaptırmıştı.

*

Sahip olduğum “E.T.” unvanım, yani “En yüksek Testosteron” tacım, geçen hafta itibarıyla elimden alındı.

Üstelik de bir magazinci tarafından alındı.

Yazının Devamını Oku

‘Happy Birthday’ telefonları: Putin’i hangi başkanlar aradı

Dün sabah küçük bir haber dikkatimi çekti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan önceki gün Rusya Devlet Başkanı Putin’le bir telefon konuşması yapmış.

Nedense bu haber bir gün önce pek dikkat çekmedi.

*

Acaba doğru mu diye Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın sitesine girip baktım.

Gerçekten bir gün önce açıklama yapılmış...

Açıklamada küçük bir cümle dikkatimi çekti:

“Cumhurbaşkanı Erdoğan görüşmede, Rusya Devlet Başkanı Putin’in doğum gününü de kutladı.”

İfadede

Yazının Devamını Oku

Çok teşekkürler İsmail Bey, sayende ilk 4 madde yazıldı

Bu hafta başına kadar tablo aynen şöyleydi.

Cumhur İttifakı yeni bir anayasa için düşünce egzersizine başlamıştı.

Millet İttifakı ise resmen veya gayriresmi olarak dahil 6 partinin temsilcileri iee yeni bir anayasa için masaya oturmuştu.

*

İki kanat, iki ayrı sistem üzerine anayasayı konuşuyordu.

Cumhur İttifakı “Güçlendirilmiş Başkanlık Sistemi” üzerine...

Millet İttifakı ise “Güçlendirilmiş Parlamento” sistemine dönüşü savunuyordu...

İkisi çok ayrı yerlerdeydi...

*

Yazının Devamını Oku

Yarasalar ve fareler sarayı basınca ne oldu

Cumartesi sabahı bizden önce yabancı bir gazeteci grubu Arslantepe’deymiş.

Orada bir gazeteci sormuş: “Siz burada neyin peşindesiniz?”

Yabancı gazeteci bu soruyu sorunca Francesca da ona bir başka soruyla cevap vermiş:

“Benim için burada bulduğumuz en önemli şey ne biliyor musunuz?”

Gazeteci merakla bakınca devam etmiş:

“Tohum. Evet kazı sırasında bulduğumuz en önemli şey tohumdu. Bir oda dolusu tohum bulduk. Çünkü en geç tabakalarda çalışıyoruz. O dönemde insanlar ne yiyor biliyoruz ama emin değildik. Çoğu buğday ama başka çok ince tohumlar da var. Seneye botanik antropologları bakacak ve ne yediklerine karar vereceğiz.”

‘Aslan’ın altındaki dünyaya yolculuğumuzun ikinci günü bu tohumların sırrıyla başlıyor.

Çünkü bu tohumlar daha şimdiden bize çok çarpıcı bir tarihi gerçeği anlatıyor.

Yazının Devamını Oku

Dünyanın ilk laik devleti işte tam da burada doğru

VIA Lancellotti, Roma’nın merkezinde Lancellotti meydanına açılan bir sokak.

Bu sokağın 18 numaralı binasının kapısında Türk ve İtalyan bayrakları asılı.

Çünkü burası Türkiye’nin Roma’daki Yunus Emre Kültür Merkezi...

İşte bu binada 28 Şubat 2021 günü çok ilginç bir söyleşi yapıldı. Söyleşiyi yapan kişi Marcella Frangipane isimli bir profesördü.

Roma’nın prestijli La Sapienza Üniversitesi’nin öğretim üyesi. Ama onun bizi çok yakından ilgilendiren bir başka unvanı daha var.

Malatya’daki Arslantepe Höyüğü’nün eski Kazı Heyeti Başkanı.

*

Frangipane, Arslantepe’nin artık hepimizin bildiği önemini anlattı.

Burası MÖ 6 binden başlayıp, MS 1’inci yıla kadar uzanan bir dönemde bilinen en önemli yerleşim alanıydı.

Yazının Devamını Oku

Liderin önündeki ışık ve arkasındaki gölge

Bir gazeteci olarak beni en çok etkileyen siyasi fotoğraflardan biri budur.

Çünkü bana Avrupa ve insanlık tarihindeki çok önemli anlardan birini anlatır.

Fotoğrafta gördüğünüz kişi, Almanya’nın en önemli şansölyelerinden biri olan Helmut Kohl...

Fotoğraf 2014 yılında Bild gazetesi için ünlü fotoğrafçı Andreas Mühe tarafından çekildi.

*

Fikir, Bild’in eski Genel Yayın Yönetmeni, dostum Kai Diekmann’a ait...

Kohl, o sırada hastaydı ve çekime ancak tekerlekli sandalye ile gelebilmişti...

Kai, onu Ludwigshafen’den helikopterle alıp Berlin’e getirmişti.

Bu fotoğraf, Berlin Duvarı’nın yıkılışının 25’inci yılı için, sabaha karşı 05.00’te, Berlin’in Brandenburger Kapısı’nda çekildi...

Yazının Devamını Oku

Bu köprü küresel bir eserse eğer, adı ‘Troya’ olmalıydı

Dünyanın önemli mühendislik haber sitelerinden biri olan “ENR” (Engineering News-Record) geçen çarşamba günü Çanakkale Boğazı üzerinde yapımı süren “1915 Çanakkale Köprüsü” ile ilgili ayrıntılı ve övücü bir yazı yayınladı.

Haberin başlığı şöyleydi:

“Dünyanın en uzun asma köprüsü Türkiye’de yapılıyor.”

*

Yazıdan öğrendiğime göre bugüne kadar dünyanın en uzun köprüsü Japonya’daki “Akashi Kaikyo” köprüsüymüş ve uzunluğu 1.992 metreymiş.

Çanakkale Köprüsü’nün uzunluğu ise 2.023 metre olacak.

ENR’daki İngilizce haberi iki defa dikkatle okudum.

Köprünün adı

Yazının Devamını Oku

Bu hödüğün hakkından vallahi Recep İvedik gelir

Fenerbahçe'nin yenilgisine üzüldüm...

Önceki akşam, Eintracht Frankfurt karşısındaki takım çıksaydı rahat 3 çekerdi bu Pire takımına...

Ama beni daha çok üzen Olympiakos’un hödük başkanının lafları oldu...

Hele hele bir de bazı Galatasaraylı dostların “Bizi bu hödüğün laflarına muhatap ettin ya Fener, helal olsun sana” yollu şakaları yok mu...

İşte o kahretti beni...

Delirdim...

*

Ama sonra herifin bu fotoğrafını gördüm...

Yazının Devamını Oku

Bir günde dokuz kadın hikayesi

Bu gördüğünüz fotoğraf önceki gün Kuzey Irak’ta, Erbil’de çekildi. Fotoğrafta gördüğünüz 5 kadından üçü Türk, ikisi Fransız vatandaşı.

Beşi de aynı şirkette çalışıyor.

Dünyanın iki numaralı alkollü içki şirketi Pernod Ricard’ın üst düzey çalışanı bu kadınlar.

 

Biri hariç hepsi Müslüman. 

Yani alkollü içki sektöründe çalışıyorlar ve Erbil’de “Saha ziyareti” yapıyorlar. Yani, viski ve başka içkilerin pazar durumunu görmek için oradalar.

Ekipte görevli erkek eleman yok.

Fotoğraf, Pernod Ricard Irak distribütörü Swayish şirketinde çekildi.

Yazının Devamını Oku

O ihaleyi alan inşaatçının iktidara tahsis ettiği süper yat kaç metreydi

Dokuz gün boyunca Kalkan, Kaş, Kaleköy ve Kekova’da dolaştıktan sonra dün Göcek Limanı’na geldik ve karaya çıktık.

Göcek Limanı bana hep Amerika’nın Florida bölgesindeki veya Long Island’daki sahil kasabalarını hatırlatır.

Marinaları, kafeleri, caddeleri, Türkiye’nin başka bölgelerindeki çirkin yapılaşmadan biraz olsun kendini koruyabilmiş mimarisiyle bana iyi gelen bir belde Göcek...

Göcek Türkiye’nin gündemine 1980’li yıllarda yerleşti. Yerleştiren de rahmetli Turgut Özal ve danışmanı Can Pulak oldu...

Özal yaz aylarında hafta sonlarını Göcek’te geçirirdi. Bir yandan turizm yatırımlarını yerinde görür, kararlar alır, bir yandan da ünlü bir patronun teknesinde gezerdi.

Türkiye’nin 24 Ocak kararları ve özellikle de Özal’ın iktidara gelişi ile başlayan liberal ekonomi dönemi yeni patronlar yaratıyordu. Özellikle inşaat şirketleri hızla büyüyordu.

Yeni patronlar da Türkiye’de “yat modası”nı yaratıyordu.

*

Yazının Devamını Oku

Hazreti İsa'nın sol kolunu yontarken fark edilen arıza

Dünya sanat tarihinde hiçbir heykel sanatçısı Michelangelo’nun ulaştığı şöhrete ulaşamamıştır.

Onun “Davut” heykeli, sanatta ulaşılmazlığın sembolü olarak asırlardır yerini koruyor...

Peki bu heykeli yapan Michelangelo nasıl bir insandı...

*

Aslında hakkında epey şey biliyoruz.

Çünkü yanında hayatını yazacak Vasari adlı bir biyografi yazarı vardı.

Yani kendi hikâyesi ve efsanesini kendi yazdıran insandı.

Ama kendisi hakkında asıl somut bilgiyi meğer kendi bırakmış.

Üç boyutlu mermer bir heykel...

Yazının Devamını Oku

Fas'ın Ankara, İstanbul ve İzmir'ini, 3 kadın nasıl kazandı?

Dünyanın bir ucunda, Taliban denilen eli silahlı İslamcı hareketin, Müslüman kadınına dünyayı dar ettiği günlerde dünyanın bir başka ucunda, eli silahsız başka Müslümanlar, üç kadını başkanlık koltuğuna oturttu...

8 Eylül gününden beri dünya o üç kadını konuşuyor... Burası Fas ve ülkenin üç büyük şehrinin belediye başkanlığı koltuğuna üç kadın oturdu...

Gelin şimdi Müslüman dünyasının en karamsar günlerinde en iyimser rüzgârları estiren bu üç kadını tanıyalım.

Birincisi, Esma Ralalu...

Ekonomist ve gazeteci...

Başkent Rabat’ın, yani bir anlamda Fas’ın Ankara’sının, seçilmiş ilk kadın Belediye Başkanı...

Milli Bağımsız Birlik Hareketi’nin adayı...

Belediye Meclisi’ne seçilen 79 üyenin 58’inin oyunu alarak başkan seçildi.

Öteki iki rakibinden Sosyalist Halk Güçleri Birliği’nin adayı 7, İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisi’nin adayı da 8 oy alabildi.

Yazının Devamını Oku

Mösyö Sartre yani Türk kadını benden önce mi

Dünya feminizminin en önemli kadınlarından biri olan Simone de Beauvoir’ın, bugüne kadar yayınlanmamış bir romanı bulundu ve geçen sonbahar Fransa’da yayınlandı.

1. Kitabın adı “Les Inseparables”...

Kitap geçtiğimiz günlerde Amerika’da da İngilizce olarak yayınlandı ve dün New York Times’ta kitapla ilgili uzun bir de yazı vardı.

*

Simone de Beauvoir, bu kitabı 1954’te yazmış.

Aslında otobiyografik bir roman.


Yazının Devamını Oku

Kemal Bey, bu liste biraz kasvetli biraz Ajda, biraz neşe katsanız

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Spotify’a kendi adına bir müzik listesi koydu.

Başkalarının da vardır belki ama kendi payıma, eski ABD Başkanı Obama’dan sonra gördüğüm ikinci siyasetçi müzik listesi bu.

Kemal Bey’in böyle bir listeyi hazırlaması da hoşuma gitti.

*

3 saat 4 dakikalık bir liste bu.



Yazının Devamını Oku

Birincisi trajediydi... İkincisi komedi, ya üçüncüsü ne olur

Afganistan’ın eski devlet başkanı Hamid Karzai, Taliban’ın yönetimi ele geçirmesinden sonraki ilk görüntülü mülakatı bir Türk kadın gazeteciye verdi.

Nagehan Alçı onunla yaptığı mülakatı iki gün üst üste yayınladı...

Oysa ilk günden beri orada CNN’in bir kadın muhabiri vardı...

BBC oradaydı...

Ama görüntülü olarak ilk mülakatını bir Türk kadın gazeteciye verdi.

Nagehan Alçı’nın başarısı kadar, Karzai’nin tercihi de anlamlı...

Öyleyse gelin bu mülakatın biraz arka odalarında dolaşalım.

SEFARET AVLUSUNDA BAŞI AÇIK, KARZAİ’NİN EVİNDE BİLE ÖRTÜLÜ

Yazının Devamını Oku