Bir 'evet ama yetmez'cinin 18 aylık dolar kayıtları

Bundan 18 ay önce 31 Mayıs 2019 günü yazdığım yazının başlığı şuydu:

“Ben de tarihe ‘Yetmez ama evet’çi olarak mı geçeceğim...”

Cumhurbaşkanı Erdoğan bir gün önce Külliye’de “Adalet ve Yargı Reform Paketi”ni açıklamıştı...

Cumhurbaşkanı o gün Türkiye’ye ve bütün dünyaya şu mesajı vermişti:

“Olağanüstü hal hukuku dönemi kapanıyor...”

*

Cumhurbaşkanı o gün Adalet Reformu’nu “9 Amaç” başlığı altında toplamıştı.

Konuşmasında şu cümleleri dikkatle not almıştım.

*

Özellikle “Hak ve özgürlüklerin korunması” demekle yetinilmeyip, “geliştirilmesi” ifadesinin de eklenmesi bana çok umut vermişti.

*

“Yargı bağımsızlığı, tarafsızlığı ve şeffaflığı” kavramlarının altını özenle çizmişti.

*

“Savunma hakkının etkin kullanımının sağlanacağı” sözünü vermişti.

*

O gün açıklanan Adalet Reformu’nu bütün kalbimle desteklemiş ama şu soruyu sormuştum:

“Bu paket Türkiye’nin en büyük sorunu olan adalet ve yargıda hepimizin özlediği yapıyı oluşturur mu?” 

18 ay önce bu soruya şu cevabı vermiştim:

“Oluşturabilir ama şüphelerim var...”

*

O gün görüşümü şöyle ifade etmiştim:

“Yetmez ama evet...”

Bu cümle Türk siyasi hayatında pek itibarlı bir yere sahip değil...

O yüzden biraz değiştirerek şöyle formüle etmiştim:

“Evet... Ama yetmez...”

Ve o eksiğin ne olduğunu da “Islak imzalı itiraz şerhi” olarak yazıma eklemiştim.

O GÜN DOLAR 6.12 TL’YDİ ÖNCEKİ GÜN İSE 8.54 TL

18 ay önce Cumhurbaşkanı’nın bu umut verici açıklamayı yaptığı gün 1 doların resmi kurdan fiyatı 6.12 TL’ydi...

1 Euro ise 6.95 TL’ydi...

Önceki gün Cumhurbaşkanı’nın adalet ve hukukla ilgili görüşlerini yine büyük umutla dinledim.

Bu konuşmaya başladığı sırada 1 dolar 8.50 TL civarındaydı.

1 Euro ise 10 TL’yi geçmişti...

Yani Adalet Reformu ile ilgili ilk açıklamadan sonra dolar 2.5, Euro ise 3 TL’ye yakın değer kazanmıştı.

Dün gerek üslubu gerek içeriği açısından hepimize umut veren bir açıklama yaptı Cumhurbaşkanı...

Yargı ve hukukun düzeltilmesi konusunda söz verdi.

Dolar ve Euro anında indi.

Peki bundan 18 ay sonra durum ne olacak?

O zaman gelin aynı soruyu bugün de soralım:

“Bu paket Türkiye’nin en büyük sorunu olan adalet ve yargıda hepimizin özlediği yapıyı oluşturur mu?”

18 AY ÖNCEKİ O ISLAK İMZALI İTİRAZ DİLEKÇEM İŞTE BUYDU

Yaşadığım bunca hayat, tanık olduğum bunca darbe, darbe girişimi, ara rejim ve güç kirlenmesi, bana şunu çok iyi öğretti...

*

Adalet ve yargı, kanunlar, düzenlemeler, anayasalar ve kâğıt üzerine yazılanlardan ibaret değildir...

*

Adalet ve yargı sadece ve sadece gerçek demokratik ülkelerde mümkün olan bir iklimdir...

*

Hangi ülke olursa olsun, kontrol mekanizmaları yoksa, aşırı bir güç birikmesi varsa, o ülkede “adaletin gücü” gidiyor, “gücün adaleti” geliyor...

*

Kısaca “adalet” bir iklim meselesidir ve o iklimi de iktidarı elinde bulunduranlar belirler...

EĞER BUGÜN DÜNYADA FARKLI RÜZGÂR ESİYORSA

BUGÜN dünyada yeni bir rüzgâr esmeye başladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da önceki gün bunun altını çizdi. O da Türkiye’nin yeni bir hikâye yazma zamanının geldiğini söylüyor.

Peki bunun formülü ne?

Çok basit...

Rahmetli Özal’ın refah ve kalkınma için olmazsa olmaz dediği “üç hürriyet”...

Düşünce ve ifade hürriyeti.

İnanç hürriyeti.

Girişim hürriyeti.

Bunlara bir de “vicdan”, “merhamet”, “hoşgörü”yü...

Bir de birleştirici bir dili eklerseniz...

Türkiye Cumhuriyet’in 100’üncü yılını “başarmış” bir ülke olarak kutlar...

Bir evet ama yetmezcinin 18 aylık dolar kayıtları

BİR İNCİR YAPRAĞI İNANÇ TARİHİNİ YAZDI, BİR AĞAÇ İSE

KENYA’nın başkenti Nairobi bugünlerde 100 yaşında bir incir ağacının zaferini kutluyor.

Hükümet, şehrin kenar mahallelerinden birindeki ağacı, üzerinden otoyol geçecek diye kaldırmaya kalkınca müthiş bir halk hareketi oluştu.

Gençler, işçiler, sivil toplum kuruluşları ayağa kalktı.


Bir evet ama yetmezcinin 18 aylık dolar kayıtları

 

Ve sonunda hükümet geri adım atarak incir ağacının yerinde kalmasına karar verdi. Ağaç sadece bir ağaç değildir...

Bir incir yaprağı insanlık tarihinin en büyük hikâyesini yazmıştı.

Bir incir ağacı da bu hikâyeyi tamamladı.

İLGİNÇ BİR KONU: ZOOM KAMUSAL ALAN MIDIR

“POST-TRUMP” döneminin önemli işaretlerinden biri önceki gün geldi.

Dünyaca ünlü The New Yorker dergisinin prestijli hukuk konuları yorumcusu Jeffrey Toobin işten atıldı.

Olayı daha önce yazmıştım.

Toobin bir Zoom konuşmasından sonra kamera kapandı zannedip evinde mastürbasyon yapmaya başlamıştı. Bu da kamerasını henüz kapatmamış bir-iki kişi tarafından görülmüştü.

Dergi bu konuda bir soruşturma yaptı ve sonunda yazarını işten atmaya karar verdi.

Tabii bu da şu tartışmayı başlattı.

“Zoom kamusal alan mıdır?”

Bunu yapmak ahlaken kötü de sızdırmak daha mı iyi...

VETERİNERLİK FAKÜLTELERİ İÇİN GÜÇLÜ BİR REFERANS

DÜN Hürriyet’in Atina büro şefi Yorgo Kırbaki ile sohbet ederken ilginç bir bilgi aldım.

COVID aşısını üretecek olan Pfizer şirketinin CEO’su veteriner fakültesi mezunuymuş.

Türkiye’deki Burla biraderler firmasının kurucusu Burla ailesinin Selanik’te kalan kolundan gelen Albert Bourla, veteriner fakültesinden mezun olduktan sonra askerliğini Yunan ordusunda yapmış.

Bir evet ama yetmezcinin 18 aylık dolar kayıtları

Aslında akademik kariyer yapmak istiyormuş ama Pfizer’dan teklif alınca 34 yaşında Amerika’ya gitmiş. Yazlarını hep Atina civarındaki Halkidiki’deki evinde geçiriyormuş.

Arkadaşları ona “Aris” veya “Albertos” diye seslenirmiş.

Geçen yıl verdiği bir mülakatta şunu söylemiş:

“Asla tipik bir Amerikalı değilim. Sanırım tipik bir Yunanım. Ülkem Yunanistan, hayatımın ta kendisi...”

KATKIDA BULUNANLAR

Sayfa Editörü: Firuzan Demir
Foto Editörü: Murat Şaka
Düzeltmen: Metin Usta
Tasarım ve Uygulama: Selma Songül Zengin

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Acil koduyla çağrılan bir 'balarısı haritası'

Son 72 saatte Türkiye Cumhuriyeti hükümetinden gelen mesajları alt alta yazıyorum.

Önce Cumhurbaşkanı Erdoğan konuştu ve dedi ki:

Önümüzdeki aylarda öngörülebilir, kolay erişilebilen yargı sistemi için adımlar atacağız...”

*

Bu cümlelerin ne anlama geldiğini ise iki gün sonra Adalet Bakanı Abdulhamit Gül açıkladı.

Bir kere daha benim şahsi zabıtlarıma geçmesi için en önemli maddelerini yazıyorum.

*

“Yargı, hiçbir kişi, kurum veya merciden emir, talimat, tavsiye, telkin almaz. Hiç kimse ve Adalet Bakanlığı da dahil olmak üzere hiçbir kurum yargı yetkisini kullanan mahkemelere vekâleten konuşamaz.”

*

Yazının Devamını Oku

Covid-19 aşısını bulan ekibin üçüncü kişisini de tanıyalım

Türkiye 10 Kasım günü Atatürk’ü anarken, İngiltere’nin en önemli gazetelerinden The Times’ın kapağında da karıkoca bir Türk çiftin fotoğrafı vardı.

1) Özlem Türeci ve Uğur Şahin...

Bu iki isim, şu an dünyayı sarsan, ekonomileri durduran, milyonlarca insanın hayatına ve işine mal olan COVID-19 virüsüne karşı ilk etkili aşıyı bulan insanlardı...

Yani onlar antibiyotiği bulan Alexander Fleming kadar önemliydi.

O nedenle haklı olarak dünyanın önde gelen bütün medya kuruluşlarının manşetindeydiler...

2) DÜN NAVTEX İLAN EDİLİRKEN MANŞETTEKİ O ÜÇÜNCÜ KİŞİ

ANCAK bu buluşun üçüncü bir kişisi daha vardı ki, onu manşetlerde fazla görememiştik...

Bazılarımız yabancı televizyonlarda rastlamıştı ama bu üçlü arasındaki ilişkinin en renkli ve sembolik kısmını görememiştik.

Yazının Devamını Oku

Emine Hanım'dan Sezen'e Ajda'dan Tarkan'a en sevdiğimiz Timur şarkıları

Cumhurbaşkanımızın eşi Emine Erdoğan’ın mesajını da görünce, dünden beri şu sorunun cevabını arıyorum...

Son yıllarda adını çok az duyduğumuz Timur Selçuk nasıl oldu da, şu bölünmüş ülkede sağdan sola hepimize hayır duası okuttu?

İşçilerle 1 Mayıs şarkısını, ODTÜ öğrencileri ile Deniz Gezmiş’e ithaf edilen şarkıları söyleyen bir sanatçı, nasıl olur da Emine Erdoğan’ın gençliğinin de şarkıcısı olabilir?

Olabiliyormuş demek ki...

*

Bu ülkede pek çok insanın kafasında bir Timur Selçuk şarkısı vardır.


Yazının Devamını Oku

Önce 2 telefon geldi sonra da bu fotoğraf

Hani bir milletvekilinin Türkan Şoray için sarf ettiği o süfli cümleler vardı ya:

“Çamuriyetçi, HDPKK’cı, Amerikancı, İsrailci, emperyalist işbirlikçisi...”

Aynen böyle demişti...

*

Yazının çıktığı gün bir milletvekili aradı.

AKP Grup Başkanvekili Naci Bostancı’ydı...

O gün yazımı okuduktan sonra Türkan Hanım hakkında o sözleri söyleyen milletvekilini aramış ve bu sözleri tasvip etmediğini söylemiş.

Telefonda bana Türkan Hanım hakkında çok güzel şeyler söyledi.

“O mülakatı ben de okudum. Ben de sizin gibi düşünüyordum. Ülkesine, halkına derin sevgiyle bağlı büyük bir sanatçının ince duyarlılığını gördüm. Halkımız onu hem insanlığı hem de muhteşem oyunculuğu ile gönlüne yerleştirmiştir.”

Yazının Devamını Oku

48 saat boyunca uykusuz kalmama değen bir itiraf

İki gün boyunca uykusuz kaldım... Çünkü Amerikan seçimlerini izledim...

Bu 48 saat boyunca uykusuz kalmama değecek çok önemli bir anı canlı izleme imkânım oldu.

Popülist bir liderin itiraf anını... Size o anı anlatmak istiyorum.

*

Sandıklar kapanmadan önce, yani oylama devam ederken ABD Başkanı Trump kendi kampanyasını yürüten ekibin merkezini ziyaret etti.

Orada kampanya sırasında çalışan insanlara teşekkür etti...

Önce şu gözlemimi aktarayım.

Trump

Yazının Devamını Oku

O gece arka koltuktaki kadın nereye kayboldu

Anlatacağım gerçek olay aynen şöyle cereyan etti...

Taksi şoförü 20 yaşlarındaki kadın müşterisini aldığında hava kararmak üzereydi...

Yolcunun verdiği adrese geldiklerinde ise hava iyice kararmıştı...

Şoför taksimetreyi durdurup müşteriye döndüğünde şaşırıp kaldı...

Arka koltukta kimse yoktu...

Oysa kapının açılıp kapandığını duymamıştı...

Ayrıca o açmadan kapıların kilitleri açılmıyordu...

Şoför durumu bağlı olduğu şirkete bildirdi.

Yazının Devamını Oku

Gece saat 01:00... Bizim evde alt kattan gelen çığlık

Pazar akşamı evde hepimiz ağır bir günün gecesinde, içimizde İzmir hüznü odalarımıza çekilmişiz...

Saat 01.00 civarı...

Alt kattan aniden bir çığlık geliyor...

Koşuyoruz...

Torunum Zeynep, ağzında maskesi ile haykırıyor...

“Kurtuldu... Yaşasın İdil kurtuldu...”

Kendim kadar eminim... Aynı an, Türkiye’nin dört bir yanında evlerden aynı sevinç çığlıkları yükseliyordu...

*

Sonra sabah oldu...

Yazının Devamını Oku

Depremden bir hafta önce önüme gelen papyonlu adam

1948 yılının ekim ayında bir gün...

Tahminen 5 veya 6 Ekim günü...

İzmir’in Kordon Boyu’ndan geçen bir otomobil fotoğrafta gördüğünüz bu binanın önünde durur...

Şoförün yanındaki kapı açılır, yuvarlak gözlüklü, papyonlu ve ince yapılı bir adam iner...

Biraz sonra binanın önünde kendisini karşılayanlarla birlikte bu pozu verecektir...

Bu fotoğraf karesi 72 yıl arşivlerde kaldıktan sonra bu yıl eylül ayında yayınlanan bir kitapta gün yüzüne çıkacaktır.

Kadere bakın ki, bu kitap, İzmir’de cuma günü yaşanan depremden bir hafta önce

Yazının Devamını Oku

'Beyaz muhafazakârlar' Fransa'ya boykottan ne kadar etkilenecek

‘Beyaz muhafazakâr’ kavramı bana ait değil...

İki yıl önce Yeni Şafak gazetesinde Ergün Yıldırım’ın yazısında okumuştum.

Beyaz muhafazakâr portresini şöyle çiziyordu:

*

Bunlar “kentlileşen muhafazakârlardır”.

Ekonomik açıdan belli üst gelir grubuna mensupturlar.

Çocukları kolejlerde okuyor.

Tüccar, sanayici, bankalarda tepe yönetici ve iyi para kazanan doktorlar gibi meslek gruplarında yer alıyorlar.

Çocuklarını kolejlere göndermek için çok para harcıyorlar.

Yazının Devamını Oku

Devlet hastanesinde doğmuş bir çocuğun 29 Ekim Bayramı

Bugün...

Bu Cumhuriyet Bayramı günü...

Yazıma Sabancı Grubu’nun hazırlattığı “29 Ekim” videosu ile başlayacağım... Çünkü çok sevdim bu videoyu...

Ekrandaki Cumhuriyet sanatçısı soruyor:

“Cumhuriyet kaç kere ilan edildi bilir misiniz?”

Ve başlıyor saymaya...

“Her kız çocuğu ilkokula başladığında, Cumhuriyet bir kere daha ilan edildi...”

*

Yazının Devamını Oku

Ombudsman kardeşim o yapmış bu yapmış, bu sözler hiç mi önemli değil

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın Hürriyet’te yayınlanan “10 Soruda İslamofobi” mülakatını satır satır altını çizerek okudum.

Bütün dünyada İslam’ın tartışıldığı şu günlerde Türkiye Cumhuriyeti devletinden gelen en önemli sözler diye okumuştum...

Önce İslamofobinin yaygınlaştığı ülkelere Müslüman ülkelerde yükselen tepkiyi anlatıyor: Diyor ki:

“Müslümanlar kendi kutsallarına yapılan saldırıları sonuna kadar reddetmek ve meşru kurallar çerçevesinde tepkisini göstermek zorunda. Aksi halde kendisine ihanet etmiş olur.”

Arkasından Müslüman dünyaya sesleniyor, diyor ki:

“Fakat bunu şiddet, terör ve cinayet yoluyla yapmaya başladığında bu mücadeleyi daha baştan kaybetmiş olur. Zira Aliya İzzetbegoviç’in dediği gibi ‘Savaş ölünce değil düşmana benzeyince kaybedilir’.”

Sonra Fransa’da başı kesilerek öldürülen öğretmen olayına tepkisini çok net ifadelerle belirtiyor, diyor ki:

“Fransa’da malum karikatürleri derste gösterdiği için bir öğretmenin öldürülmesi de asla kabul edilemez, asla meşru gösterilemez. Bu kısırdöngüden çıkmak zorundayız, aksi halde ‘Dişe diş, göze göz’ diye diye ortada sağlam bir tane insan kalmayacak.”

Yazının Devamını Oku

Arka penceredeki kadının ilk icraatı

Hikayenin başlangıcını muhtemelen çoğunuz biliyorsunuz...

Ama geçen hafta bir gelişme daha oldu ki, onu da muhtemelen benden okuyacaksınız...

Önce hikâyenin başından başlayalım.

Povalikhino Moskova’nın 500 km kadar doğusunda küçücük bir kasaba...

Eylül ayının başında bu kasabada yerel seçim vardı.

Kasabanın belediye başkanı Nikolay Loktev tekrar seçileceğinden emindi ama bir sorunu vardı.

Seçimde karşısına hiçbir aday çıkmamıştı.

Bu da seçimi şaibeli hale getirebilirdi.

Yazının Devamını Oku