GeriErtuğrul ÖZKÖK 200 yıl önce altın portresi çizilmiş liderin bugünkü karanlık portresi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

200 yıl önce altın portresi çizilmiş liderin bugünkü karanlık portresi

Bu fotoğrafa hep birlikte iyi bakalım.

Çünkü burada sadece siyasetçiler için değil, her fani için büyük bir ders yatıyor.

Fotoğraf, Paris’te Eyfel Kulesi’ne yakın bir yerde Les Invalides adı verilen binada çekildi.

200 yıl önce altın portresi çizilmiş liderin bugünkü karanlık portresi

Yukarıda gördüğünüz lahite benzeyen anıt Fransa’nın büyük imparatoru Napolyon’a ait.

Les Invalides Fransa’nın büyük komutanlarının bulunduğu bir anıt mekân.

Napolyon işte bu binanın “dome”u yani kubbesinin altında anılıyor.

*

Fransa geçtiğimiz çarşamba günü hepimizin tanıdığı bu tarihi şahsiyeti, ölümünün 200’üncü yılında andı. Napolyon 5 Mayıs 1821’de öldü.

Henüz 51 yaşındaydı ve o kadar süreye koskoca bir Fransa ve Avrupa tarihi sığdırdı.

*

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, bu anma dolayısıyla yaptığı konuşmada, “Tarihe yüz yüze bakalım” dedi ve onun hakkında iki portre çizdi:

- Biri “altın” portre...

Önce “O Fransa’nın bir parçasıdır” dedi ve şöyle devam etti:.

“Fransa’nın bütünlüğünü koruması, mimari alanda yaptıkları ve başka birçok şey yaptı. Onsuz bir Fransa Fransa olmazdı.”

*

Ama aynı konuşmada Napolyon’un bir de “karanlık portresini” çizdi.

1802 yılında Fransa’da köleliği yeniden yürürlüğe koyan liderdi...

Macron şöyle dedi:

“Onun bu hareketi bir hataydı...”

Tabii ki bugünden geriye bakan bir insan için bu karar hataydı demek çok hafifletici bir sözdür.

Çünkü aldığı karar tam anlamıyla bir insanlık suçuydu.

Nitekim Macron da orada kalmadı ve şöyle devam etti:

“Köleliği geri getirmesi, Aydınlanma ruhuna bir ihanetti...”

*

1969’da dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Pompidou ise “Tarihte hiç kimse onun kadar şanlı bir lider değildi” diyerek yüceltmişti.

Kölelik ve esareti yaşayan Fransız kolonilerinde ve hâlâ Fransa’nın yönetimindeki adalarda 200’üncü yıl için yapılan açıklamada da şu söylendi:

“Hiçbir kurban celladını kutlamaz...”

*

Aradan sadece 52 yıl geçti...

Ve bugün “o şanlı” insanın adının yanına “ihanet” kelimesi eklendi.

Bakın tarih “zamanın ruhunu” nasıl değiştiriyor.

Tarih insanları yaptıkları güzel işlerden çok başka insanlara yaptıkları zulme bakarak yazıyor.

‘ZAMANIN RUHU’ VE İSİMSİZ MEZARLIKLAR

AMA
şurası da gerçek... Napolyon hâlâ Fransa tarihinin bir parçası...

Ve kimse onun bu anıtmezarını Paris’in göbeğinden kuytu bir yere taşımayı düşünmüyor.

Oysa 20’nci yüzyılın zalim liderlerinin akıbeti böyle olmadı:

- Adolf Hitler’in kemikleri bile yok ortada...

- Tam adıyla Benito Amilcare Andrea Mussolini ise önce isimsiz bir mezarlığa gömüldü. Oradan ailenin yaptırdığı küçük bir mezarlığa nakledildi.

- İspanya tarihinin en büyük diktatörü Franco ise öldükten sonra 1975 yılında önce kendisi için “Şehitler Vadisi” denilen yerde yapılan bir mozoleye kondu.

Ama İspanya demokrasiye geçtikten sonra kemikleri Madrid’e taşınıp bir mezarlıktaki eşinin yanına gömüldü. 

‘AVRUPA YAKASI’NI KONUŞA KONUŞA AMELİYAT OLDUM

“BİR gün her fani, her fani olmasa da çoğu fani katarakt ameliyatını tadacak...”

Nitekim ben de tattım ve önceki gün gözlerime bir operasyon yapıldı...

Operasyon tam teşekkülü bir ameliyat salonunda gerçekleşti.

Her türlü ihtimale karşı damarım açıldı.

Operasyonu tam kadro bir ameliyat ekibi yaptı.

*

Ama bunun için ameliyat kelimesi fazla diye düşünüyorum.

Dünya Göz Hastanesi’nde geçirdiğim katarakt operasyonu hiç abartmıyorum en fazla 20 dakika sürdü.

Öyle iğneyle falan anestezi yoktu... Onu bir göz damlasıyla sağladılar.

Küçük birkaç dokunma duygusu dışında hiçbir şey hissetmedim.

*

Operasyonu Doç. Dr. Bozkurt Şener yaptı.

Doç. Şener, Gülse Birsel’in abisi...

Operasyona onunla ‘Avrupa Yakası’nı, ‘Yalan Dünya’yı konuşa konuşa hazırlandım.

Ön tetkikler dahil bir saat sonra hastaneden gözlerim açık şekilde çıktım.

Rahmetli babam da benimle aynı yaşlarda katarakt ameliyatı geçirmişti.

İki veya üç gün hastanede kalmıştı.

Önce bir gözü sonra ikincisi yapılmıştı.

Gözleri bir süre kapalı kalmıştı.

*

Orada öğrendiğimize göre birçok ülkeden 89 bine yakın insan bu ameliyatı olmak için Dünya Göz hastanelerine geliyormuş.

Ayrıca yurtdışında haftada 40-50 ameliyat yapıyorlarmış.

HASTANEDEN ÇIKARKEN KİMLERİ HATIRLADIM

- HASTANEDEN çıkarken Türk sağlık sektörünün yakın tarihi gözümün önünden geçti.

Cumhuriyet’in kurduğu ilk hastaneler, ilk tıp fakülteleri, İzmir’de doğduğum bedava hizmet veren devlet hastanesi, 1960’larda rahmetli İhsan Doğramacı’nın gayretiyle kurulan Hacettepe Üniversitesi...

Tabii ki rahmetli Turgut Özal....

Onun özel hastane devriminin bugün Türkiye’yi tıp alanında nerelere getirdiğini bir kere daha gördüm.

Tabii ki Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sağlık alanında yaptıkları da...

Türk sağlık sektörü bugün dünya standartlarına geldiyse...

Bu insanların hepsinin büyük payı var...

BİR FENERBAHÇELİNİN GECİKMİŞ EFES YAZISI

BU
yazıyı o gecenin heyecanı ile yazacaktım ama ne yazık ki göz ameliyatım buna engel oldu.

Anadolu Efes’in Final Four’a kalmasına takımım Fenerbahçe’nin kalması kadar sevindim.

Karşısındaki takımlara bir bakın... Elediği takım Real Madrid...

Arkasında dünyanın en büyük kulüplerinden biri var. Karşısına çıkacak olanlar ise Barcelona deseniz öyle...

CSKA, arkasında Rus oligarkları...

200 yıl önce altın portresi çizilmiş liderin bugünkü karanlık portresi

Barcelona...

Dünyanın en büyük kulüplerinden biri...

Armani Milan...

Bir İtalyan devi...

Ergin Ataman hocayı ve oyuncularını bütün kalbimle kutluyorum.

Kaç yıldır Türkiye basketbolunda harikalar yaratıyorlar. Şu pandemi döneminde hepimize müthiş bir gurur ve sevinç verdiler.

Ona yıllardır destek veren Anadolu Grubu’nu kutluyorum.

Fenerbahçe ile birlikte Türkiye’yi Avrupa basketbolunun devler hanesine yazdırdılar...

LOCKDOWN BAYRAM MÖNÜSÜ
KENDİNİ MICHELIN ŞEFİ SANANLARA EN KÖTÜ VE EN İYİ İTALYAN YEMEKLERİ

EVE
kapanma süresi uzun olunca herkes mutfağa daldı ve birer “domestik Michelin yıldız adayı şef” haline geldi....

Tabii en kolay mönü de İtalyan yemekleri... WebMD sağlık sitesi ev şefleri için “en kötü ve en iyi İtalyan yemekleri” listesi hazırlamış.

Sağlıklı İtalyanlar hangileridir, sizi obezliğe götürecekler hangisi...

Buyurun doktor nezaretinde hazırlanan bir “lockdown”, yani evde hapis mönüsü...

*

- EN KÖTÜ PİZZA:  “Derin Etsever Pizzası”: Çok kalın bir hamur. Bol et, kıyma, peynir ve ne bulursanız. Obeziteye ekspres yol.

200 yıl önce altın portresi çizilmiş liderin bugünkü karanlık portresi

- EN İYİ PİZZA:  En ince hamur çıtır “Veggie Pizza”: Az hamurlu, az karbonhidratlı, ince çıtır, bol sebzeli, az peynirli pizza.

*

- EN KÖTÜ MAKARNA:  “Karbonara Spagetti”: Karbonhidrat bakımından en zengin makarna. Bol yumurtalı ve peynirli. İntihar etmek isteyen krema da ilave edebilir.

200 yıl önce altın portresi çizilmiş liderin bugünkü karanlık portresi

- EN İYİ MAKARNA:  “Spagetti Marinara”: Tercihen kepekli makarna kullanın. Biraz zeytinyağı, biraz marinara sos. Tamamdır. İçiniz rahat olsun, yemek sonrası vicdan yapmaya gerek yok.

*

- EN KÖTÜ RİSOTTO:  “Parmesan peynirli Risotto”: Tercihen geleneksel İtalyan pirinci ile yapılan bu risotto, her bakımdan ağır... Gece çarpıntısı için kestirme yol. Uzak durun.

200 yıl önce altın portresi çizilmiş liderin bugünkü karanlık portresi

- EN İYİSİ MİNESTRONE:  Biraz karışık sebze, biraz fasulye sosu, buyurun size az karbonhidratlı, az kalorili bir akşam yemeği. Gece buzdolabından gizlice çikolata araklamamak şartıyla harika...

*

- EN KÖTÜ BAŞLANGIÇ:  “Parmesan peynirli patlıcan”: Fena... Çok fena... Sorun tabii ki patlıcan değil, onun etrafına sardığınız o unlu şey. Karbonhidrat bombası. Üzerine bir de eritilmiş parmesan eklenince, sindirim sisteminizde patlayacak bombayı kendiniz üretip belinize taktınız demektir. Gece yarısı canlı bomba haline gelmek istemiyorsanız kaçın oradan.

- EN İYİ BAŞLANGIÇ:  “Izgara sebze”... İçişleri genelge yayınladı. Pazarlar haftada bir gün açık. Hemen koşun. Kırmızı biber, patlıcan, kabak ne bulursanız alın. Güzelce ızgara...
Biraz zeytinyağı harika.

*

- EN KÖTÜ DENİZ ÜRÜNÜ:  “Kalamar tava”... Un, yani tepeleme karbonhidrat... Kızgın yağ, yani mide matkabı ve kalori deposu... Artı kalamar, yani kolesterol ve ürik asit... İsterseniz biraz da arsenik katın, tam olsun. Uzak durun... Çok uzak...

200 yıl önce altın portresi çizilmiş liderin bugünkü karanlık portresi

- EN İYİ DENİZ ÜRÜNÜ:  “Napoli usulü midye”: Maydanoz, sarmısak, soğan ve buharda... Tabii Boğaz’dan toplanmış midye almamak kaydıyla. Hafif sirke. Çok az da ramazandan sonra yazacağım o şey.

X

Yenilmiş bir Hıristiyan, yenmiş iki Müslümanla dans edebilir mi

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önceki gün Azerbaycan Meclisi önünde yaptığı konuşmanın şu bölümünü bir kere daha dikkatle okuyalım:

“Gelin 6 ülke bir platform oluşturalım. Rusya, Türkiye, Azerbaycan, İran, Ermenistan ve Gürcistan.”

*

“Bu platformla birlikte artık bölgede bir sükûnet meydana gelsin, düşmanlıklar kalksın.”

*

“Gürcistan’ın bazı kendine has sualleri vardı. Son Türkiye ziyaretinde tekrar konuştuk. Bu Gürcistan’ın da lehine olacaktır.”

*

“Bu bölgenin barışa ihtiyacı var, bunu başarmamız lazım. Ermenistan, Azerbaycan’la problemlerini çözdükçe Türkiye olarak gereken adımları atacağız.”

*

Yazının Devamını Oku

Dirsek dirseğe, kol kola, yüz yüze, baş başa Avrasyacılığın sonu mu

 Zirve yazıları çok sıkıcıdır... Bildim bileli de klasik formatlarla yazılır...

Ancak bu NATO Zirvesi bence son yılların en önemlisiydi...

O nedenle, sıkıcılığı göze alarak bu zirve ile ilgili görüşlerimi yazmak istiyorum.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın NATO Zirvesi’ndeki temasları bence Türkiye açısından son derece önemli oldu.

Bunu hangi somut bilgiye dayanarak söylüyorsun diye sorarsanız, cevabım şu...

Kimsenin bilmediği ve benim bildiğim şeylerden biliyordum demeyeceğim. Çünkü kimsenin bilmediği şeyleri şu an itibarıyla ben de bilmiyorum...

Ama yıllardır bu tür olayları izleyen bir gazeteci olarak, yapılan açıklamalardan, gördüğüm fotoğraflardan, vücut dillerinden çıkardığım bazı sonuçlar var.

Kaynaklarım, liderlerin karşılaşma anlarındaki vücut dilleri, dokunuşları, yüz ifadeleri...

Yazının Devamını Oku

Sadece o gitmedi o da birlikte gitti

Evet İsrail’de 12 yıllık Netanyahu başbakanlığı dönemi sona erdi.

Ortadoğu’nun en tehlikeli “popülisti” iktidar koltuğunu kaybetti...

Yerine bir koalisyon geldi...

Hem İsrail “Oh” dedi...

Hem dünya...

Gelin olanları alt alta yazalım ve biraz geri çekilip bakalım:

İsrail halkı ve parlamentosu, Netanyahu’nun “Ben gidersem İsrail batar” şantajına kulak asmadı.

İsrail halkı ve parlamentosu,

Yazının Devamını Oku

Maskesiz plaj fotosunda kimler Blues Brothers, kim tiki, slim fit

Türk iş dünyasının VIP’i pandemi sonrası açılışı geçen hafta İstanbul’da Lucca’da yaptı.

Dünyanın en güçlü 7 ekonomisinin lideri ise önceki gün İngiltere’de Cornwall Plajı’nda bir araya gelip geleneksel aile fotoğrafını çektirdi.

Yüzlerinde maske yoktu ama aralarına sosyal mesafe koymuşlardı.

Böyle olunca da hepsinin duruşu ve kıyafeti daha çok ortaya çıkıyordu.

Ben de bu dünyanın en gelişmiş 7 ülkesini yöneten liderlerin kıyafet ve vücut dili analizini yaptım.

Yanıma danışman olarak da eski Radikal gazetesinin moda yazarı ve erkek giyim markası Milimetric’in kurucu ortağı Kağan Gökalp’i aldım.

İşte bizim gözümüzden dünyayı yöneten “maskesiz yedili”....

Yazının Devamını Oku

Son fotoğraf ve ibretlik bir ‘Yeni Türkiye’ hikâyesi

15 Temmuz 2016 gecesi, saat 22.14’te internet siteleri küçük bir haber geçti.

Eski milletvekili Nevzat Yalçıntaş Çatalca İlyas Çokay Devlet Hastanesi’nde ölmüştü.

83 yaşındaydı ve ölüm nedeni kalp kriziydi...

*

Prof. Yalçıntaş, eğitimini Fransa ve İngiltere’de yapmış, parlak bir öğretim üyesiydi.

TRT’nin eski genel müdürlerinden biriydi.

İki dönem milletvekilliği yapmıştı.

Muhafazakâr kesimin en demokrat insanlarından biriydi...

İktisat fakültesinde eski Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

Kâinatın en büyük sırrının fotoğrafını kim, nasıl çekti

Dün Kuzey yarıküre çok ilginç bir güneş tutulması izledi.

Birçok yerden, “Halkalı tutulma” denen bu olayı gösteren harika fotoğraflar geldi.

Bana göre en güzeli de manşete koyduğum bu fotoğraf oldu...

Halkalı tutulma gözümüzü yine uzaya çevirdi.

Bundan istifade ederek ben de son yıllarda size kâinatla ilgili en ilginç olaylardan birini anlatayım.

12 Nisan 2019 günkü yazımda, insanoğlunun yıllardır konuştuğu “karadelik” denilen “şey”in fotoğrafının çekilmesinin hikâyesini yazmıştım.

Karadelik için, “öteki dünyanın kapısı” da diyebiliriz.

Kâinatın en az bilinen boşluklarıdır karadelikler.

Yazının Devamını Oku

Yarın Roma'da sahaya ilk defa Z kuşağı çıkıyor

Türkiye Milli Takımı yarın Roma’da İtalya’nın karşısına çıkıyor.

Geçen yıl yapılamayan Avrupa Futbol Şampiyonası bu maçla başlıyor.

Hürriyet Avrupa baskısı bugün şampiyona için hazırladığı 28 sayfalık güzel bir ek veriyor.

O ek için benden de bir yazı istediler.

O yazıyı hazırlarken farkına vardım şimdi yazacaklarımın.

Yarın sahaya belki de tarihimizin en genç milli takımı ile çıkacağız.

Gelin şu rakamlara bakalım.

*

Takımızın yaş ortalaması 25 ve şampiyonaya katılan 24 takım arasında en genci...

Yazının Devamını Oku

Bu yıllar geçecek, Ezgi Mola kalacak... Ya siz

Ezgi Mola’yı son defa Alice müzikalinin kulisinde görmüştüm.

Harika Kırmızı Kraliçe oyununu sevmemize çocuk gibi sevinmişti...

O gece üzerinde bu fotoğrafta gördüğünüz “Kırmızı Kraliçe” kıyafeti vardı.

“Bu rolü Türkiye’de en iyi oynayacak isim” demiştim.

*

Dün milletçe öğrendik ki Ezgi Mola hakkında 4 yıla kadar hapis cezası istemi ile dava açılmış.

Nedeni de tecavüze uğrayıp intihar eden genç kızı savunmak için attığı tweet’miş.

İddiaya göre intihar eden kıza tecavüz iddiasıyla yargılanan kişiye hakaret etmiş.

Ne kadar da onuruna düşkün bir arkadaşmış meğer...

Yazının Devamını Oku

Biz Türkler nikâh şekerini Lükres Borjiya'nın kına gecesinde mi öğrendik

Dün Hürriyet ve New York Times’ın manşetinde benzer bir haber vardı. Pandemi sırasında yasaklanan düğünlerin yeniden başlaması.

Hürriyet’in haberine göre Türkiye’de bu yıl düğün patlaması yaşanacakmış.

Normal yıllarda 500 bin olan düğün sayısının bu yıl 750 bine çıkması bekleniyormuş.

New York Times’ın haberine göre de İtalya da 17 Mayıs’tan itibaren düğünleri serbest bırakmış.

Düğünlerin serbest bırakılması bu iki ülkenin iki şehrinde özel bir sevince yol açtı.

Türkiye’de İzmir...

Çünkü İzmir gelinlik üretiminde belki de dünyanın en büyük şehri...

Sadece Türkiye’nin değil, Avrupa’nın gelinlik ve damatlık kıyafetleri oradan gidiyor.

Yazının Devamını Oku

Özel telefon, Whatsapp mesajı yayınlayan, yayan fena yandı

O meşum 3 Temmuz gününü hayatım boyunca unutmayacağım.

Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın evinden alınıp götürülüşü hâlâ gözümün önünde...

Saracoğlu Stadı’nda FETÖ’cü polislerin provokasyonunu hiç unutmayacağım... Orada yediğim biber gazı hâlâ genzimde...

*

Neler yaptılar bu kulübe...

Sırf Atatürkçü diye... Sırf herkes FETÖ yalakalığı yaparken onlar yapmadı diye...


Yazının Devamını Oku

Erdoğan, Biden'a fesli bir boksörü anlatacak

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD Başkanı Biden’la yapacağı görüşmenin tarihi kesinleşti.

Önceki gün aldığım bir bilgiye göre Erdoğan bu görüşmede ABD Başkanı’na bir boksörden söz edecek.

Bir de kitap hediye edecek.

Kitabın adı da şu: “A Golden Heart Mitten...”

Yani “Altın Kalpli Eldiven...”

*

Önceki gün AKP’li bir başkanla ringe çıktım.

Beyoğlu’nun göbeğine kurulmuş bir ringin kenarındaki halatları kaldırıp birlikte içine girdik ve bu fotoğrafı çektirdik.

Ringe çıkma daveti Beyoğlu Belediye Başkanı

Yazının Devamını Oku

Spor yazarları artık maç sonu kültürünü köklüce değiştirmeli

Osaka, aldığı ceza sonrasında Fransa Açık’tan çekilirken, Kadın tenisçinin kararı, aynı zamanda bütün dünyada ‘sporcuların mental sağlığı’ konusunu da tartışmaya açtı.

Bu hafta başında spor dünyasını çok yakından etkileyen çok önemli bir tartışma başladı... Tartışmayı başlatan kadın bir sporcuydu ve şu anda spor medyasında toz duman. Olay şu:

KADIN SPORCU MAÇ SONU TOPLANTISINI REDDEDİNCE

Paris'te yapılan Fransa Açık Tenis turnuvasında Naomi Osaka maç sonunda yapması gereken basın toplantısına çıkmayı reddetti... Böylece tenis tarihinde bir ilke imza attı. Nedenini de şöyle açıkladı: “Bu basın toplantılarında sorulan negatif ve öfkeli sorular psikolojimi bozuyor ve benim mücadele azmimi kırıyor...”

KIZGIN ORGANİZATÖRLER PARA CEZASI VERDİ, İHRAÇLA TEHDİT ETTİ

Tabii organizatörler Naomi Osaka’ya hemen 15 bin dolar para cezası verdiler. Onunla da kalmadılar, turnuvadan ihraç edebileceklerini ve disiplin soruşturması başlatılabileceklerini ifade ettiler.

Naomi Osaka da ceza almasından 1 gün sonra turnuvadan çekildiğini açıkladı. Spor dünyasında büyük bir tartışma başladı ve çok sayıda sporcu Naomi Osaka’ya destek verdi. Kadın tenisçinin kararı, aynı zamanda bütün dünyada ‘sporcuların mental sağlığı’ konusunu da tartışmaya açtı.

BAZI GAZETECİLER SORU SORMUYOR KENDİNİ GÖSTERMEYE ÇALIŞIYOR

Yazının Devamını Oku

İstanbul’un gayriresmi VIP açılışının yıldızları

Bana göre İstanbul pandemi sonrası açılışını önceki gün yaptı.

İlk açılış “Perakende Günleri” toplantısıydı.

Toplantı sonunda, “Perakende Güneşi Ödülleri” verildi.

Birincisi pandemi sırasında başarılı olan şirketler ödüllendirildi.

Bir de “Yirminci Yıl Özel Ödülü” vardı.

Buna “Ödüllerin Ödülü” deniyordu....

Perakende sektörünü temsil eden 15 dernek ve iki ana sponsordan oluşan büyük jüri belirledi.

Ödülü Mudo mağazalarının kurucusu Mustafa Taviloğlu’na verdiler.

Ve onu, kendisinin yıllar önce söylediği şu cümleyle tanıttılar:

Yazının Devamını Oku

Bir sivil darbe mağduruna postmortem iade-i itibar

Önceki gün Türkiye’de bir “milli mutabakat” olayı yaşadık. Yakın tarihimizin, şimdi hayatta olmayan bir “sivil darbe mağdurunun” ayaklar altına alınmış onurunu iade ettik. Şimdi sizi bu “postmortem” yani ölümü sonrası gerçekleşen iade-i itibar olayının ilk gününe götüreceğim.

O meşum sabaha...

19 Aralık 2009 sabahı Beylerbeyi’ndeki bir askeri lojmanda silah sesi duyuldu.

Türk ordusunun bir subayı, o sabah tabancasını şakağına dayadı ve tetiği çekti. Arkasında da şu mektubu bıraktı:

“Hukuksuzluk sürecine hukuk adına saygı gösterilemez. Bu şekilde giderseniz ne yönetecek bir ordu, ne yaşayacak bir Cumhuriyet, bir ülke bulamayacaksınız.

Şunu bilin ki en küçük suçu ve günahı olmayan ben bu yapılan hukuksuzluğa isyan ve bu karanlığa bir nebze ışık olabilmek için hayatıma son veriyorum.”

*

Yarbayın adı

Yazının Devamını Oku

Bu fotoğraf bana niye Cem Karaca'yı hatırlattı

Bu fotoğraf cep telefonuma geçen pazar günü, Porto şehrinde nehir kenarında dolaşırken saat 14.03’te geldi.

Gönderen Ahmet Özal’dı...

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun rahmetli Cumhurbaşkanımız Turgut Özal’ın eşi Semra Özal’ı İstanbul’daki evinde ziyareti sırasında çekilmişti.

Hemen söyleyeyim...

Tarihi bir fotoğraftır bu...

Büyük bir barışın fotoğrafı...

Cumhuriyet’i kuran partinin, Cumhuriyet’in liberal devrimini yapan insanı ile vefa buluşmasıdır...

Yeni CHP’nin temellerini atan bir karedir...

Yazının Devamını Oku

Nöbetçi genel yayın yönetmeninin manşeti

Her eski genel yayın yönetmeninin içinde mutlaka bir “nöbetçi genel yayın yönetmeni” vardır.

Benim gibi artık ne ruhen, ne de fiziken öyle bir beklentisi kalmamış eski genel yayın yönetmeninin de içinde vardır o nöbetçi...

Öyle bir gün gelir ki...

“Keşke bu gazeteyi bugün ben yapsaydım” derdi...

Veya benim gibi onu demez de şunu yapar.

İçindeki gazeteyi içinden yapar...

Pazar gecesi öyle bir geceydi işte...

İçimdeki nöbetçi, o gece kendi gazetesini yaptı...

Yaptı da ne yaptı...

Yazının Devamını Oku

O statta sadece final oynanmadı, futbolun geleceği değişti 

Futbolun geleceği adına önemli ipuçlarına tanık olduk.

Bu maç Avrupa’nın seyircili futbola dönüşüydü. 16 bin taraftar sahada 60 binlik bir atmosfer yarattı. Şurası kesin; seyircisiz bir maç baharatsız bir yemek gibiydi. Futbol önceki gece aromasını ve baharatına kavuştu. Stattaki seyirci yerleşiminde sosyal mesafe ve hijyen şartlarına uygun bir oturum planlaması yapıldı. Ama daha maç başlamadan önce bütün sosyal mesafe kuralları bir yana bırakıldı. Maskeler tamamen atıldı.

Önceki gece her futbolsevere nasip olmayacak bir olayı yaşadım.

Tabii ki bu bir UEFA Şampiyonlar Ligi finaliydi. Tabii ki o maçı seyretmek bir şanstı.

Ancak bir sosyolog olarak benim için en az onun kadar güzel bir fırsat daha vardı.

Bütün dünyada 1.5 yıllık aradan sonra seyircili ilk futbol finalini seyredecektim.

Gerçekten çok zengin gözlemlerle dolu bir gece geçirdim.

Cumartesi gecesi Porto’nun Drago Stadı’nda sadece bir UEFA finali oynanmadı.

Futbolun geleceği açısından çok başka şeyler de oldu.

Yazının Devamını Oku

Bir milyon kişi beni karıma şikâyet etti

Geçen hafta “Hergele eşek” başlıklı bir yazı yazmıştım.

Twitter’da TT olmuştu.

Bu defa 10 saniyelik yarım kalmış bir cümle ile yine TT oldum.

Üstelik bu defa bir gece ve bir gün TT kaldım...

*

Olay perşembe akşamı bir arkadaşımdan gelen telefonla başladı:

“Sen gerçekten Tayyip Erdoğan büyük lider mi dedin?”

“Evet” dedim...

Şaşırdı... Herhalde

Yazının Devamını Oku

Bu bir final değil, seyircili sezonun açılışı

İngilizler dün itibariyla Avrupa’da duvarları yıktı ve pandemi sonrası futbol dönemini açtı.

İstanbul’dan neredeyse çalınarak Porto’ya ikram edilen final maçına içim buruk geldim. Ama iyi ki gelmişim. İnsanlar saha içindeki futbola susamış. Ama sokaklardaki heyecanına da susamış. Ve bilin ki sahaya dönen seyirci aynı seyirci olmayacak. Daha mı iyi olur daha mı kötü bilmiyorum ama, daha agresif bir seyirci görürsek kimse şaşırmasın.

Dün UEFA Şampiyonlar Ligi final maçı için Portekiz’in Porto şehrindeydim. Aslında İstanbul’da seyredeceğimiz bir final bizden neredeyse çalınarak Porto’ya ikram edilmişti. O nedenle biraz içim buruk geldim buraya. Ama iyi ki gelmişim... Maçın sahadaki ayrıntılarını yarın yazacağım. Bugün saha dışını yazayım.

MAÇA CHELSEA KULÜBÜ BiLETiYLE GiREBiLDiM

Portekiz’e gelişim kolay olmadı. Bilet bulmak hiç kolay değildi. Çünkü stada 16 bin 500 kişi alınacaktı. Son anda maça gitmekten vazgeçen bir Chelsea Kulübü üyesi arkadaşım sayesinde bilet bulabildim.

OTEL FiYATLARI FÜZE GiBi FIRLAMIŞ

İkincisi Portekiz’e giriş koşulları. Kimi, “karantina var” diyordu, kimi “Yok” diyordu. Ama hemen herkese göre Portekiz’e girmek için bir davet lazımdı. Onları da hallettik... Ama en zoru otel bulmaktı... Epeydir kapalı olan oteller, restoranlar sanki bir yılın parasını bir günde çıkarmak ister gibiydi. Sadece 3 metrekare otel odasının fiyatı 600 Euro’dan başlıyordu.

BEŞ UÇAK iNiNCE COViD DUVARI YIKILDI

Yazının Devamını Oku