GeriElvan Uysal Bottoni Pandemi günlerinde rehber
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Pandemi günlerinde rehber

Aralık ayında Gambero Rosso yayın grubunun “İtalya’nın Zeytinyağları Rehberi”nin tadımlarına pandemi şartları altında başladığımızı yazmıştım.

Aylar süren tüm İtalya’yı burun ve damağımızdan geçirdiğimiz tadımlar geçen hafta bitti.

Beş yıldır aynı ekiple, sıcak ortamda, ortak masada, büyük zevkle, tartışarak, gülerek, eğlenerek yaptığımız tadımları bu sene pandemi tedbirleri nedeniyle binanın normalde kokteyl ve büyük toplantılarının yapıldığı koskoca bir alanda yapmak zorunda kaldık.

Büyük yuvarlak masalar etrafında masa başına en çok üç kişi olacak şekilde koca salona dağılmak zorunda kaldık.

Masadan masaya bağıra bağıra bir zeytinyağını değerlendirmek çok kolay değildi ama zaman içinde her şeye alışıyor insan.

Pencereler sürekli açık olduğu için üşüdük, yağları ısıtmakta zorlandık, sık sık salonun dezenfekte olması için oturumlara ara verdik, her döndüğümüzde dezenfektan kokusuyla mücadele etmek zorunda kaldık.

Zor şartlarda çalıştık ama benim bu ekibin parçası olduğum beş yılın en yoğun tecrübelerinden biriydi.

Yaptığımız şeyin ve birlikte yapabiliyor olmanın kıymetini bilerek çalıştık. Hiç aklıma gelmezdi, bir masa başında birkaç meslektaşla oturup çalışabilmenin lüks olabileceği, kıymetinin bilinmesi gereken bir şey olduğu.

İtalya geçen seneki gibi değil.

Tüm ülkeyi kapatmak yerine kırmızı, turuncu, sarı olarak üç farklı önlem derecesi oluşturuldu.

Roma’nın bulunduğu Lazio bölgesi sarı, şanslı bölgelerden.

Restoranlar akşam altıya kadar açık. Tadım sonrası Gambero Rosso’ya komşu şehrin en başarılı trattoria’larından Da Cesare’ye attık kendimizi.

Bir zafer duygusu içinde. Gidebiliyoruz öyleyse gidelim diyerek.

Kış günü hep dışarda oturduk. Tüm ekip ayrı masalarda ama birlikte.

Da Cesare’nin en sevdiğim yemeği Roma usulü işkembe.

Kırmızı bölge olan Umbria’dan iş izniyle çıkabilen Panel Başkanı Giulio Scatoli’nin getirdiği trüflerle tadım sonrası akademi mutfağında makarna yapıp yedik.

Pizza okulunun öğrencileri turuncu dönemde bizi düşünüp yaptığımız imzalardan ister misiniz diye utana sıkıla sordular. Sonra gelenek oldu.

Tadım sonrası çocukların pizzalarını tattık, fikirlerimizi söyledik...

Zeytinyağları, pizza, domates, peynir, kahve... Konuşmak, konuşmak. Bunca yıldır ilk kez tüm bina bu kadar aynı gemideyiz duygusu içindeydi.

Pandemi sayesinde komşu olmayı öğrendik sanki.

Yıllar geçtikçe daha da güzel hatırlayacağımı düşündüğüm yorucu, özel bir sezon oldu.

Geçen sene nisan ayında lansmanı yapılması gereken rehber eylül ayında çıkabilmişti.

Bu sene de ne zaman tanıtım patisi yapılacak, yapılacak mı kimsenin fikri yok.

Önemli olan çalışabilmiş olmamız.

Bir tadım böyle geçti

Tadım böyle geçti, peki İtalya zeytinyağları için nasıl bir yıldı? Geçen sene Kuzey içler acısı haldeydi.

İklim koşulları nedeniyle hiç zeytin kalmamıştı ve neredeyse zeytinyağı yoktu. Bu sene çok keyifli bir Kuzey İtalya vardı. Pandemiye rağmen, İtalya’nın en çok etkilenen, en çok kayıp veren topraklarına bu sene zeytin moral olmuştu.

Ürün bol ve lezzetliydi.

Benim en çok zevk alarak tattığım bölgeler Umbria, Abruzzo, Puglia oldu.

Genel olarak en keyifle tattığım sürprizi bol bölgelerdir ama bu sene şapka çıkarılacak başarıdaydı üç bölge de.

Toscana için aynı şeyi söylemeyeceğim. Zeytini işlemeyi bilen bir bölge olarak elbette standart her zamanki gibi yüksekti ama bölge standartlarına göre sıkıcı bir yıldı.

Toscana içinde Chianti bölgesinin kendine özgü imza niteliğinde aromaları oluyor.

Mis gibi taze sarımsak, hafif kavrulmuş tonlar bu imzanın en belirgin özellikleri ama bu sene Chianti de çok sessiz sedasızdı.

Ben Chiantili’yim diye bağıran yağ çok azdı.

Ama Toscana her zaman Toscana elbette başyapıt sayısı en yüksek bölge, en çok üç yaprak verdiğimiz bölge yine de Toscana oldu sanırım.

Yılın en kötü sürprizi ise Sicilya’ydı.

Son beş yılın en kötü Sicilya’sıydı.

Üstelik mahsulü zorlayacak iklim ve çevre şartları olmadığı halde.

Sanki Sicilyalılar toptan zeytin yetiştirmeyi, zeytinyağının ne olduğunu unutmuş gibilerdi.

Galiba gelen yağların yüzde 30’undan fazlası elendi.

Sicilya’nın bu düşüşünün pandemi dolayısıyla iş gücü zorluğuna bağladık.

Başka hiçbir açıklaması yok.

Seneye pandemisiz bir sezon umuduyla...

 

X

Zeytinyağı turizmi ve Akkızhan Çiftliği

Zeytinyağı turizmi tüm dünyada çok hızla gelişen bir sektör.

Akdeniz havzası bir yana yeni dünya üreticileri, Uruguay, Şile, Arjantin bile bu konuda ciddi yatırımlar yapıyor.

İtalya’da geçen yıl Tarım Politikaları Bakanlığı, enoturismo yani şarap turizmi konusunda çıkardığı kararnameyle bu tür turizmi belli standartlara bağladı. Böyle düzenlemelerin bakanlık tarafından denetlenmesi mühim.

Çizme’de hızla gelişen zeytinyağı turizmi alanında da bu tür bir düzenlemeye gidilmesi bekleniyor.

İtalya’da zeytinyağı turizmiyle ilgili ilk bilimsel ve kayda değer çalışma, geçen sene Prof. Roberta Garibaldi’nin yayımladığı çalışması oldu.

Zeytinyağı ile ilgilenen turistin yüzde 61’i hasada, yüzde 41’i zeytinliklerde yapılan sanat etkinliklerine katılmak, yüzde 64’ü üreticilerin ve bölgenin hikayelerini dinlemek, yüzde 57’si üreticiyle doğrudan ilişki kurabilmek istiyor.

Asırlık zeytin ağaçlarını görmek isteyenler yüzde 70, antik zeytinyağı işleği ziyaret etmek isteyenlerse yüzde 76.

Zeytinyağı konusunda da turistin kalbine giden en doğru yol boğazı.

Zeytinyağı turizmiyle ilgilenenlerin yüzde 79’u zeytinyağı-yemek eşlemeli sohbetleri dinlemek, yüzde 69’u zeytinlikte yemek tecrübesi arzuluyor.

Yazının Devamını Oku

Bir yarışmadan manzaralar

Türkiye’nin ilk uluslararası zeytinyağı yarışması Anatolian IOOC’de ödüller sahiplerini buldu.

Edremit’te yarışmanın tadımlarının gerçekleştiği Venüs Termal Otel’de yapılan törenle dağıtıldı.
Yarışmanın Panel başkanı Antonio Lauro, Calabria’dan ben de Toscana’nın Bolgheri kasabasının zeytinliklerinden törenin parçası oldum.
Pandemi online katılımları hiç olmadığı kadar gerçek kıldı.
Yarışma sonrası “kazanan kim” diye soran çok oldu.
Bu yarışmaların spor müsabakaları gibi birer kazananı yok.
Jürinin elinde zeytinyağının olumlu özelliklerinden oluşan bir modül var.
Burunda verdiği duygu, damakta verdiği duygu ve bu duygunun devamlığı, yağın kendi içindeki dengesini değerlendiren birkaç başlık altında tadılan yağa puanlar veriliyor.

Yazının Devamını Oku

Anatolian IOOC

Geçen hafta Anatolian IOOC için Türkiye’deydim.

Edremit Türkiye’nin ilk uluslararası zeytinyağı yarışmasına ev sahipliği yaptı.

Arjantin, İtalya, İspanya, İsrail, Yunanistan’dan çok renkli bir jüriye, Türkiye’den değerli isimler eşlik etti.

İnsan olarak da profesyonel açıdan da çok şey öğrendiğim yoğun birkaç gündü.

Yarışma ateşli tartışmalar altında başladı.

Sevgili Selin Ertür, çok ödül verilen, kötü yağların Edremit’i gölgede bırakacağı bir iş olmasından yana duyduğu kaygıyı dile getirmişti özetle.

Yarışmalara olan mesafem yüzünden ve üreticiye de tüketiciye de  “yarışmaları çok fazla önemsemeyin” mesajı veren bir tadımcı olduğum için günlerdir herkes soruyor. “Eeee, ne oldu, bu yarışma nasıl, katılan herkes ödül aldı mı, jüri dürüst mü” bir sürü soru...

İşte soru ve eleştirilere yanıtım...

Öncelikle tüketicinin en önemli kriterinin burnu olması gerektiği fikrindeyim.

Yazının Devamını Oku

Zeytinyağı sağlığa da dünyaya da iyi gelir

Isınıyoruz. Bunu bilim insanları epeydir dile getiriyordu da küçük bir kız çocuğu söyleyince dünya kulak kesildi. İklim gündemimizde. İklim değişikliğinde ilk etken yüzde 24’le fosil kaynaklı enerji kullanımı, üçüncü sırada ise yüzde 14’le tarım var.

Perugia Üniversitesi Tarım Fakültesi’inde İtalya, Yunanistan ve İsrail’in ortak olduğu, 3 yıllık çalışmanın sonuçlarının anlatıldığı bir konferans vardı.

Bilim insanları, Olive 4 Climate adlı proje için 3 yıl boyunca yerel yönetimler, dernekler, zeytinyağı üreticileriyle çalışarak zeytinyağı üretiminin sera etkisini azaltmakta nasıl etkin olabileceği konusunda 360 derecelik bir araştırma yapmış.

Araştırmadan, “iklim değişikliği sebeplerinden üçüncü sıradaki tarımın bir parçası olan zeytinyağı üretimi, doğru yapıldığında bu etkiyi tersine çevirebilecek bir güce sahip” sonucu çıkmış.

Yaklaşık 3 milyon Euro’ya mâl olan araştırmanın bütçesinin çoğu, Avrupa fonlarından geliyor.

İspanya, İtalya, Yunanistan ve İsrail mercek altına yatırılmış.

Dünyaya nefes aldıracak

Ekonomistinden tarım mühendisine, mimarından bilişimcisine bir bilim ordusu, farklı alanlarda 20 yılı bulan araştırmalarını harmanlayarak zeytin ağacının dünyaya iyi geldiğini görmüşler.

Güçlü gövdeli, odun kütlesi zengin, yaşlı zeytin ağaçları sera etkisini yumuşatma konusunda badem, portakal, şeftali gibi diğer meyve ağaçlarına nazaran daha etkili. Zeytinyağı üretimi ve zeytinin yıl içinde bakımında salınan karbondioksitin çıkarıldığı bir denklemde, düzgün üretilmiş bir zeytinyağı sera etkisinin yumuşatılmasında pozitif durumda.

Yazının Devamını Oku

Japonya’dan ödüller

Geçen hafta JOOP “Japan Olive Oil Prize” (Japon Zeytinyağı Ödülleri) verildi. Vaktim vardı, online ödül törenini izledim.

Japonya’da yapılan iki zeytinyağı yarışmasından biri JOOP.

Her sene katılımda ciddi bir artış olduğunun altını çiziyordu organizasyon.

Söylediklerine göre bu sene 500’e yakın yağ katılmış, geçen seneye nazaran yaklaşık 100 yeni ürün varmış.

Bu yarışmayı benim için ilginç kılan İtalyanların düzenlemesi.

Japonya’da, İtalyan Ticaret Odası tarafından organize ediliyor.

Japonya, kültüründe olmasa da zeytinyağına çok önem veren bir ülke.

Asya’nın birinci, dünyanın sekizinci büyük zeytinyağı pazarı.

Pazarın başını da İtalyanlar çekiyor.

Yazının Devamını Oku

Haberin güzeli kadınlardan

Zeytinyağı sektörünü kadınlar güzelleştiriyor...

Kurulduğu günden bu yana gururla takip ettiğim Bahar Alan’ın başarılı zeytinyağı markası Nova Vera bu kez bir tasarım ödülüyle güzel haberler getirdi.
Bir diğer haber de yine içinde kadın eli olan bir marka Oleamea’dan.
Nova Vera’nın ambalajını değiştireceğini duysam kesin itiraz ederdim.
Zaten gayet güzel şişeleri vardı.
Türkiye’deki en zarif etiketlerden birine sahipti.
Değişen ambalajlarını gördüğümde ilk başta şaşırdım.
Kendi kendime “İspanyol olmuş” dedim.

Yazının Devamını Oku

Raflardaki yağlar sızma mı?

İtalya’da “Il Salvagente” diye bir tüketici dergisi var.

Derginin içeriği, tüketici haklarını korumak ve tüketici haklarını kötüye kullanan kurumları ifşa etmek.

2015’te bu derginin yaptığı bir araştırma İtalya’da domino taşı etkisi yapmış ve çok büyük bir zeytinyağı skandalı yaşanmıştı.

Aradan geçen altı yıl ve pandemi çok fazla değiştirmemiş.

Il Salvagente, hem indirimli ürünler satan market zincirleri hem de normal market zincirlerinin raflarındaki zeytinyağlarının kimyasal analizini yaptırıp sonra da resmi bir tadım paneline götürmüş.

Normal prosedür bu zaten.

Zeytinyağını sızma olarak sınıflandırabilmek için illa ki tadım panelinden geçmesi gerekiyor, kimyasal değerlerin istenilen standartlarda olması önemli değil.

Bu nedenle üreticinin şişe üzerinde zaman zaman yer verdiği asidite, polifenol gibi değerlere tüketici olarak fazla prim vermemek gerekiyor.

Aslolan burun ve damak.

Yazının Devamını Oku

Çocuğu pozitif olan ve Roma’da yaşayan bir annenin yaşadıkları

Bugün Roma, ‘sarı’ bir pazartesiye uyanacak.Mekanlar açık. En sevilen kahve yerinde içilebilecek.

Ama biz ailece karantinadayız.
Hikayemiz yaklaşık 2 hafta önce başladı.
Oğlum Lorenzo Deniz gece yarısı geldi, su istedi ve olanlar oldu.
Sabaha kadar çıkardı, ishal. Sabah olduğunda ilk iş hızlı Covid testi yaptırdık.
Negatif, yaşasın!
İlk günden sonra rahatsızlığı azaldı, keyfi de yerindeydi.
Üçüncü gün okula gidebilecek duruma gelmişti ama dinlensin dedik.

Yazının Devamını Oku

Yeni bir zeytinyağı yarışması

Mayıs ayında Türkiye’de olacağım.

Edremit Ticaret Borsası’nın katkılarıyla Edremit’te Türkiye için ilk sayılacak bir yarışma düzenleniyor: Anatolian IOCC.

Birsen Can Pehlivan’ın direktörlüğünü yaptığı yarışmada panel başkanlığı İtalyan Giuseppe Lauro’da.

Yedi ülkeden 24 jüri üyesi katılacak.

Ben de jürideyim, hem de Türkiye kontenjanından...

Yarışmaya katılan üreticilerin hepsi yerli ancak jürinin yabancılardan oluşması kıymetli.

Burun, damak da bir kas gibi çalışıyor.

Birsen Hanım arayıp jüriye davet ettiğinde tatlı bir sohbet geçti aramızda.

Ben kendisine yarışmalarda alınan sonuçların üreticilerin başlıca pazarlama malzemesi haline gelmesini doğru bulmadığımı, zaman zaman yarışmalara mesafeli bu tür fikirlerimi dile getirdiğimi hatırlattım.

Yazının Devamını Oku

Eski yağlar yakıt olacak

Roma sokakları ve evlerin girişleri Roma Belediyesi’nin zeytinyağı toplama çağrılarıyla dolu.

Yemeklerde kullanılan yağların dönüştürülmesi büyük bir sorun.
Bir litre sıvı yağ, 140 futbol sahası genişliğinde bir alan büyüklüğünde suyu kirletebiliyor.
Zeytinyağının üretimi, atığının dönüştürülmesi başlı başına ekolojik bir mesele.
İtalya’da bu konuda üreticilere önemli katkı fonları sağlanmış durumda.
Zeytinyağının atığının çevreye zarar vermeyecek şekilde değerlendirilmesi için ciddi yatırımlar yapılıyor.
Pek çok üretici, zeytinin çekirdeklerini tesisin ısı kontrolünde kullanmayı sağlayacak teknolojiye sahip.
Doğru hamlelerle üretildiğinde doğayı en çok besleyen ağaçlardan biri olan zeytinin yağ olurken de, kullanıldıktan sonra da doğaya zarar vermemesi için çabalamak çok önemli.

Yazının Devamını Oku

İtalya’da paskalya

Bugün Paskalya pazartesisi.

İtalya’da bayram ve resmi tatil.

Tüm ülke yine kırmızı bölge.

Yasaklarla, sokağa çıkamadan geçirdiğimiz ikinci Paskalya.

Geçen seneki kapanma hepimizde şok etkisi yaratsa da, o günlerde ülkenin verdiği kayıplar rekor düzeyde olsa da moraller yine de yüksekti sanki.

Aradan geçen bir yıl içinde maskelere, dezenfektanlara, elma denildiğinde çıkmaya, armut denildiğinde evde kalmaya alıştık.

İtalya sonbahardan bu yana bölgelerin durumuna göre farklı “kapalılık” politikaları uyguladı.

Roma’yı içine alan Lazio şanslı bölgelerdendi.

Uzun süre sarı bölge olduk. Okul açıktı. Restoranlar kafeler akşam altıya kadar normal hizmet veriyordu, akşam 10’dan sonra sokağa çıkamıyorduk ama onun dışında göreceli normal bir dünyaydı bizimki.

Yazının Devamını Oku

Zeytinyağlı Karaman mutfağı

Bazı kitaplar vardır, yazar kıskandırır.

Yaklaşık bir senedir evire çevire okuduğum, Rıza Duru’nun “Gelenekten Aşeneye Karaman Mutfağı” kitabı yazar kıskandıran kitaplara harika bir örnek. Karaman Belediyesi’nin yayınladığı kitap Türkiye gastronomisine dev bir hediye.
Rıza Duru’nun emeğine, Karaman Belediyesi’nin girişimine sağlık.
Antik çağda Karaman’dan başlıyor, okuyucu Karaman’ın tarihi esnafları, lokantaları, farklı iklimlere sahip dağ köyleri, süt ürünleri, kışa hazırlık, yaza hazırlık, düğün, bayram, cenaze, yağmur yemekleri, göçmen yemeklerine kadar Karaman mutfağının girilmedik köşesini bırakmıyor.
Kitabın sonunda tarifler var, o tarifleri veren isimler birlikte sunulmuş. Şahane...
Çarşı Mutfağı başlıklı bölümde Karaman’ın yemek pişiren, tarihe mal olmuş esnaflarına, fotoğraflarına yer verilmesi mutfağımızın adsız kahramanlarına saygı duruşu olmuş.
Muhacir ekmeği yapan teyzeden torunuyla tencere karıştıran nineye Karaman mutfağını yaşatan kadınlar da unutulmamış.
Kitabın en çok ilgimi çeken bölümlerinden biri elbette “Zeytinyağlılar” başlığıydı.

Yazının Devamını Oku

Zeytinin dövülmeme hakkı

Geçen hafta Tarsus Slow Food’un başkanı Yasmina Lokmanoğlu ile topraktan mutfağa uzun bir zeytin ve zeytinyağı söyleşisi yaptık.

Söyleşi öncesi yaptığımız hazırlık sohbetlerinde konuşulacak başlıkları kararlaştırırken Yasmina Hanım, bölgede hâlâ sırıklarla vurularak zeytin toplayan üreticiler olduğundan ve zeytinin çuvallarda bekletilmesi mücadelesinden bahsetti.

Bir yanda harika işler yapılırken bir yandan da zeytinciliğimizin bir kısmı ilk koşullarda hizmet veriyor.

Neyse ki, Yasmina Hanım gibi pek çok isim, bu tür yanlış uygulamaları sözlükten çıkarmak için mücadele ediyor.

Biz bunları konuşurken biri Kilis, diğeri Muğla’dan iki farklı kişi yılı belli olmayan Antep valiliğine ait bir duyuruyu gönderdi.

“Zeytinyağı haritası gelişmeli” diyoruz ya, hem Muğla’dan hem Kilis’ten aynı mesajın gelmesi bile harika haber.

Harita gerçekten genişliyor.

Tarihi belli olmayan ama kullandığı dilden hayli eski olduğu anlaşılan duyuru şöyle diyor:

Ziraat Müdürlüğü’nden, Hemşeri:

Yazının Devamını Oku

Antalya’nın piyazı, zeytinyağı

Oğlum Lorenzo Deniz’in pandemi altında 7’nci yaş gününü kutladık tüm hafta boyunca! Artık tecrübeliyiz. Ne yapabiliriz ne yapamayız biliyoruz, çocuklar bizden de iyi biliyor. Küçük gruplar halinde açık havada yaptık tüm kutlamaları. Asıl günü salı olsa da pazardan başladık. 5 çocukla piknik!

Antik Roma’nın su kemerleri gölgesinde Appia Park’ta yapmayı planladığımız piknik için ne hazırlasam diye düşünürken aklıma ilk gelen Antalya Piyazı oldu. Evde çok iyi fasulye vardı. Toscana’nın zolfini denilen küçücük fasulyelerinden.
Antalya’nın piyazı da aynen bunlara benzeyen minik yerli fasulyelerle yapılıyor.
Yemek-zeytinyağı eşleşmesi sorulduğunda ilk söylediğim şey, bölge mutfağına, bölgenin zeytininin yağı olur...
Doğa zaten eşleşmeyi yapmış.
Bir bölgenin mutfağı o toprağın verdikleriyle doğuyor, buna zeytinyağı da dahil.
İstanbul’dan getirdiklerim arasında üç Antalyalı zeytinyağı vardı.
Atınbelen, Büyükakça, Antalya Zeytinpark.

Yazının Devamını Oku

Zeytinyağının kadınları

Bu sene kasımda İstanbul’a geldiğimde üşenmedim iki valiz dolusu zeytinyağıyla döndüm Roma’ya.

Yağları mutfakta kullanmak, zaman içinde değişimlerinin nasıl ilerlediğiniz takip etmek çok önemli bir araştırma oldu benim için.

En güzeli de “İtalya’nın Zeytinyağları Rehberi”nin üç ay süren yoğun tadım döneminde bu yağların bir kısmını, işini ehli arkadaşlarıma da tattırıp “dışarıdan” görüş almak oldu.

Panel başkanı Giulio Scatolini ve rehberin yayın yönetmeni Stefano Polacchi’nin bizim yağları tartışmasını izlemek büyük zevkti.

Giulio, tattığı birbirinden lezzetli yağlara evladı sıkmış gibi sevinip bir kısmını tanıdığı için “Aferin, aferin çocuklara” derken, Polacchi memnuniyet bilmez gastronomi entelektüeli olarak “Geç toplanmışlar” dedi durdu.

Giulio da “Siz entelektüeller ne anlarsınız” demeye getirdi ve yağların çok iyi olduğunu, en önemlisinin de her geçen sene daha iyi işler çıkarıldığını söyledi ve ekledi: “O kadar çok kadın üretici var ki, görsen şaşırırsın. Kadın eli değiyor bu yağlara, iyiler, daha da iyi olacaklar.”

Giulio o kadar doğru bir şey söyledi ki, yağlarımıza kadın eli değiyor.

En başarılı yağlarımızın, son yıllarda zeytinyağının kat ettiği yolun altında kadınların imzası var.

Bahar Alan

Yazının Devamını Oku

Roma’nın zeytinleri

Son günlerde en büyük keyiflerimden biri kar altı İstanbul fotoğraflarına bakmak.

İstanbul’da karı, Sicilya’da patlayan Etna’yı göremediğim için hayıflanıyorum.
Karlı İstanbul, taşan Etna görüntüleriyle gidemediğim yerleri düşüneceğime madem Roma’dayım ben de Roma’da turist olurum dedim.
Trekking ayakkabılarımı geçirdim ver elini Tiber...
Roma’nın en sevdiğim köşelerinden birinden başladım yürüyüşe.
Bir tarafta Bocca della Verita (Gerçeğin Ağzı) ve Santa Maria in Cosmedin Kilisesi, bir tarafta Herkül Tapınağı ve hemen arkası Tiber Nehri, bir ucu eski Yahudi mahallesi Ghetto, Antik balık pazarı, diğer yanı Giano Kapısı, Kapadokyalı Aziz Yorgi Kilisesi...
Normalde altı üstü, sağı solu trafikle sobe olan bir nokta.

Yazının Devamını Oku

Köprübaşılı dört silahşor

Geçtiğimiz haftalarda denizi olmayan Ege diyerek Akhisar zeytinyağlarından bahsetmiştim.

Bu hafta yine Manisa’nın bir başka ucu, Köprübaşı zeytinyağları var masamda.
Bu sene tattığım zeytinyağları arasında en başarılılarından bazılarının Köprübaşılı komşular olduğunu fark ettim. Yazmak şart oldu.
Bunlardan Mustafa ve Esra Hazer’in bebeği Bozelli en eski tanıdık.
Hazerlerle ortak arkadaşımız Hande Kurdoğlu tanıştırmıştı bizi.
“Üzümler ve İnsanlar” yeni bitmişti, belki de hâlâ yazıyordum.
Hande toprağına aşık delileri sevdiğimi bildiğinden Mustafa ve Esra ile tanıştırmak istemişti beni.
Zeytin konuştuk, toprak konuştuk, hayalleri konuştuk.

Yazının Devamını Oku

Açıl susam açıl

Üreticilerden de zeytinyağı severlerden de en çok gelen sorulardan biri “filtreli” mi “filtresiz” mi.

“Zeytinyağının iyisi filtresiz olmalı” gibi bir kanı var.

Pek çok şişenin üzerinde gururla filtresiz, ilk hasat yazdığını görüyorum.

Genelde filtresiz yağlar daha iyi oldukları kanısı yerleştiği için de daha pahalıya satılıyorlar.

Zeytinyağı ilk sıkıldığından filtrelenmediğinde elbette daha yoğun, daha baştan çıkarıcı bir aromaya sahip oluyor.

Ancak aradan birkaç ay geçtiğinde filtrelenmemiş yağın içinde kalan tortu, son su molekülleri fermantasyona neden olur.

İlk günlerde tadına doyulmayan bu yağlar, bir süre sonra yemyeşil bitkileri çağrıştıran kokularını kaybetmeye başlar.

İstenmeyen kusurlar baş gösterir.

Filtrelenen yağ ise, ilk başta aromasından bir parça kaybetse de daha dengeli bir ürün olmayı vaat eder.

Yazının Devamını Oku