GeriDoğan HIZLAN Müzik tarihimizden unutulmaz sesler
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Müzik tarihimizden unutulmaz sesler

Müziğimizin önemli bestecilerinin eserlerini Enver Mete Aslan ud, İstanbul lavtası ve şehrudla icra ediyor. CD’nin adı: ‘Tel Boyunca’.

“Ud sanatçısı ve Kocaeli Üniversitesi öğretim üyesi Enver Mete Aslan’ın ud, İstanbul lavtası ve şehrud icrasıyla hazırlanan ‘Tel Boyunca’ albümü Anadolu’da yaşamış pek çok müzik kültürüne ev sahipliği yapmaktadır. Anadolu topraklarında yaşamış ve yaşayan seslerin bir araya geldiği albüm, Enver Mete Aslan’ın besteleri ile Türk müziği tarihinde önemli konuma sahip bestecilerin eserlerinin bir araya gelmesinden oluşuyor. Bestelerde mehter müziğinden çeşitli dini ve etnik müziklere, peşrevden saz semaisine pek çok örnek ‘ud ve ailesi’ ile kaydedilmiştir. Bu aileye misafir olarak Derya Türkan, Furkan Bilgi, Ali Tüfekçi ve Serkan Mesut Halili de icraları ile müziğe katkıda bulunmaktadırlar. Müziklerin kayıt, miks ve mastering aşamalarında ise Stüdyo Trio çatısı altında Uğur Özcan ve Ferhat Uçar bulunmaktadır. Enver Mete Aslan, yurtiçi ve yurtdışında verdiği konserlerin yanı sıra yaptığı akademik çalışmalarla tanınıyor. Ud için yazdığı iki eğitim kitabı ve İstanbul Lavtası için yazmış olduğu metot kitabı bulunmaktadır.”

Gençliğimde Saadet Teyzem’den ud çalmayı öğrendim, nota okumayı da. Onu dinleyenler çift mızraptaki ustalığını överlerdi. Evmizdeki müzik toplantılarında çalardı, ben de daha sonra müziğe meraklı birçok arkadaşımla evimizin bahçesinde komşulara konserler verirdim. Bir arkadaşımız keman çalardı.

Ud öğrendikten sonra Türk müziğinin birçok notalarını Beyazıt’taki Şamlı İskender’den aldım, bestecilerle orada tanıştım. Ud çaldığım için rahmetli arkadaşım Aydın Emeç de bana bir Manol ud armağan etmişti. Bakımını da Onnik Usta’ya yaptırmıştım.

Birçok notayı da kemençe virtüözü Cüneyd Orhon bana verdi.

Unutulmaz anılarım arasında biri: İstanbul Radyosu’nun alt katındaki kantinde Fehmi Tokay’ın bir şarkısının icrasına benim de udumla katılmama müsaade etmişlerdi. Fehmi Tokay, güftesi Mehmet Gökkaya’ya ait ‘Terket beni artık sende vefa yok’ bestesinin nasıl okunması gerektiğini bize anlatıyordu.

Birlikte çaldığım üstadlar Hüsnü Anıl ve Cüneyd Orhon’du.

Barış Manço’nun ‘Dağlar’ kaydının kemençe solosunu da Cüneyd Orhon çalmıştı.

O besteyi de ilk kez aramızdan ayırdıkları Ahmet Taner Kışlalı ile birlikte Boğaz’da projelerini anlattığı yemekte dinlemiştim. O parçayı çok severmiş.

Lavta şimdi çok az çalınan, çok sevdiğim bir enstrüman.

Mesut Cemil, jübilesinde Kemani Sebuh’un popüler bestesini lavta ile çalmıştı.

Bir sazın ustaları adına düzenlenen festivalleri çok desteklerim.

İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti kapsamında 1. Uluslararası Yorgo Bacanos Ud Festivali düzenlenmişti, devamı gelmedi.

*

ENVER Mete Aslan, ‘Tel Boyunca’ albümünün girişinde, CD’nin felsefesini, amacını anlatıyor:

“15. ve 18. yüzyıllar arasında müzikler için söylenebilecek önemli bir husus var ki o da üslup meselesidir. Bestecinin ve dönemin üslubunu yansıtabilmek... Günümüz icra tarzı etkisi altında kalmadan kendi yorumun ile dönemi ve besteciyi birlik içerisinde ortaya koyabilmek... Bu çalışma için önem arz eden bir konu daha var ki, o da bu döneme ve bestecilere ithaf edilmiş yeni besteler... Dönemin müzikal yapısını yansıtabilecek ve bestecilerin kalemlerinden dokular barındırabilecek yeni müzikler üretmek ve o zamanlardaki sanata hediye etmek ama nasıl...

Ud, lavta ve şehrud ile... Barok sanat yapısının Doğu’ya olan tesirinde bulunan bazı çok seslendirmelerin katılımıyla şehrud ve lavtanın belli anlarda akur vurmaları veya dem ses olarak destek vermeleri dönem müziğinin hissedilmesi adına önem taşıdığı. Yeni besteler de bu hayal ile bestelendi denilebilir.

Şehrud, uda kıyasla bir oktav kalın olan sesi İran ve Osmanlı kültüründe yer bulmuş bir çalgı olarak doyurucu bir nitelik kattı. Bu dönemin müziğini birlikte hissedebildiğim ve müzik dünyasının en önemli isimlerinden olan Derya Türkan, Serkan Mesut Halili, Furkan Bilgi ve Ali Tüfekçi ile birlikte çalmanın onurunu yaşadım.

Bu yüzyıllarda Anadolu topraklarında doğmuş ya da sonradan gelmiş, yaşamış, üretmiş, bestelemiş ve iz bırakmış din, dil, ırk sorgulamadan sanat dostu olmuş tüm müzik büyüklerine saygıyla...”

*

‘TEL BOYUNCA’daki parçalar:

  1. Levantine Suite (Enver Mete Aslan)
  2. Bestenigâr Peşrev (Dimitri Kantemir)
  3. Han Gazi (Enver Mete Aslan)
  4. Rumeli (Enver Mete Aslan)
  5. Göç (Enver Mete Aslan)
  6. Armaş (Enver Mete Aslan)
  7. Hazar (Enver Mete Aslan)
  8. Yenikapı (Enver Mete Aslan)
  9. Tekbir (Itrî)
  10. Nihavend Peşrev (Gazi Giray Han)
  11. Nihavend Saz Semaisi (Dimitri Kantemir)
  12. Allâhu Kavuyyun Ve’l Mezid (Ali Ufki)

Her parçanın altında açıklama ve icracının adı yazılı.

*

BİR müzikseverin mutlaka dinemesi gereken bir CD.

Haftanın CD’si olarak tavsiye ediyorum.

* Kalan Müzik

X

Fahrelnissa Zeid kitabı

Sanatçıların, edebiyatçıların biyografileri, onların çalışmalarının kuşaktan kuşağa geçmesini sağlar.

Yahşi Baraz’ın ‘Fahrelnissa Zeid – Fırtınaya Doğru’ kitabı uluslararası önemde bir sanatçımızın hayatını, sanatını ayrıntılı bir çalışmayla bize iletiyor.

Yahşi Baraz, sergileriyle, çalışmalarıyla, kitaplarıyla Türk resmine büyük katkıda bulunmuştur.

Kitaptaki yazıların ana başlıkları:

Sunuş / Yahşi Baraz

Fırtınaya Doğru / Oğuz Erten

Fahrelnissa Zeid’e Yeniden Bakmak: Batılı Görüntünün Doğulu Kökeni / Hasan Bülent Kahraman

Hayatın İlk On Beş Yılı

Yazının Devamını Oku

Afrika edebiyatını ne kadar tanıyoruz?

Ülkelerin siyasal durumları hakkında televizyonlardan ve gazetelerden haberler alabiliyoruz ama edebiyatları konusunda en küçük bilgiden yoksunuz.

Ahmet Sait Akçay’ın ‘Modern Afrika Edebiyatı - Dönemler, Temalar, Yaklaşımlar’ kitabını görünce hemen okumaya başladım.

Akçay daha önce de ‘Hece’ dergisinin ‘Afrika Özel’ sayısının editörlüğünü yaptı.

Afrika’nın edebiyatını, edebiyatçılarını okursak siyasal olayları bir düşünce temeline oturtabiliriz.

Yazar kitabı kime adamış:

“Dost, mentor ve kardeş olarak gördüğüm Sevgili Harry Gruba’ya, -hiç eskimeyecek- anısına.”

Kitap 24 bölümden oluşuyor.

Giriş’te Afrika edebiyatının çeşitliliğini tanıtıyor.

“Ex Africa semper aluquid novi, ‘Afrika’dan her zaman yeni bir şeyler çıkar’”

Yazının Devamını Oku

Contemporary İstanbul’u bugün gezebilirsiniz

16 yıldır Türk ve dünya sanatının seçkin örneklerini sunan Contemporary İstanbul sanatseverlerin yoğun ilgisini çekiyor.

436 sanatçının 1240 eserine ev sahipliği yapan Contemporary İstanbul; koleksiyonerleri, uluslararası basını ve de sanatseverleri yeni adresi Tersane İstanbul’da ağırlıyor.

Fuar, bu akşam sona erecek. Uluslararası bu tür fuarların, sergilerin en önemli yanı, dünyadaki eğilimleri, yenilikleri, girişimleri yaşadığımız ülkede görebilmek.

Bu yıl CI’nın sergisini basından izledim. Yeni ve açık mekânda açılmasını gerek ziyaretçiler gerek sanatçılar açısından çok yerinde buldum.

Tatil günleri pandeminin yasakladığı dönemlerde birçok kişinin nasıl sıkıldığını bilirim. Hele hafa sonu tatillerini sanatsal etkinliklere adamış insanların sıkıntısının derecesini tahmin edemezsiniz.

Koleksiyoncuların da bu sergiyi beklediklerini hepimiz biliyoruz, çünkü tek tek galerileri gezmenin yoruculuğu düşünüldüğünde Türk resminin önemli adlarını bir arada görebilmek sanırım alıcılar için de bir fırsattır. CI’nın bir başka yanı da sanatseverlerin sanatçılarla buluşabilmeleri, konuşabilmeleridir. Ayrıca onların kitaplarının da bu konuda meraklıların kitaplıklarını zenginleştireceklerini umuyorum.

Akbank’ın ana sponsorluğundaki 16. Contemporary İstanbul ön izlemenin ilk günü, Türkiye Turizm ve Tanıtım Geliştirme Ajansı-TGA’nın desteği ile uluslararası basın için yapılan basın toplantısıyla başladı. İngiltere, Rusya, ABD, İsviçre, Hollanda ve Almanya’dan fuar için TGA ve CI davetiyle İstanbul’a gelen 30 basın mensubunun katıldığı basın toplantısında CI Yönetim Kurulu Başkanı Ali Güreli, uluslararası basına, CI ve İstanbul’un geleceğini anlatan kısa bir sunum ve konuşma yaptı. Prof. Hasan Bülent Kahraman’ın konuşması ile devam eden program, Prof. Marcus Graf’ın rehberliğinde yapılan fuar gezisiyle devam etti. 16. edisyon için İstanbul’a gelen gazeteciler, üç günlük program dahilinde Atatürk Kültür Merkezi, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi, Arter, Meşher ve Contemporary İstanbul Vakfı’nın Fişekhane’de bulunan sanat alanı Cocoon’u ziyaret ettiler. Gazeteciler bunların yanı sıra İstanbul’un tarihi yapıtlarını da gezdiler.

16. CONTEMPORARY İSTANBUL’DA SANATSEVERLER NELER GÖRECEK?

Yazının Devamını Oku

Şairler ve yazarlar üzerine tespitler, yorumlar

Türk edebiyatının önemli adlarını geniş bir kitle okumuştur. Acaba kaçı onlar üzerine yazılmış kitapları okudu? Yazarlarımızı bütünüyle kavramak için yeni kuşakların bu kitaplara gereksinimi var. İnternetten elde edilen bilgilerin yüzeyselliğini düşününce bu kitapların önemi ortaya çıkar. Bence kitaplığınızın bir rafına okuduğunuz yazarlar, şairler hakkında yazılmış kitapları da koyunuz.

Metin Turan’ın ‘Beyaz Güzel Bir Boşluk-Edebiyat Yazıları’ kitabını beğendim. Kitap dergileri, edebiyat dergileri hiç kuşkusuz bu anlayışı benimsemelidir. Dergilerde fiction (kurgu) ve non fiction (kurgu dışı) başlıklı bölümlerde satışlara göre listeler yapılıyor. Oysa Batı dergilerinde okuduğum bölüm ‘Eleştirmenlerin Seçtikleri’dir. İşte inceleme kitaplarını, popüler olmayan kitapları ancak bu bölümden öğreniriz.

Kitabın önsözünde edebiyat/toplum bağına değiniliyor:

“Edebiyatımızın yaşamımızdaki işlevini sadece okuma merakıyla ölçülendiremeyiz. Başka sanatsal üretim ve etkinlikler gibi edebiyatı hayatımızdaki kabalıkları, kalınlıkları ayıklama olarak da düşünmek gerekir. Buysa öğrenmekle olasıdır. Türk edebiyatını kavrama çabam, bu edebiyatı var eden şahsiyetleri öğrenme çalışmalarımdır. Türk edebiyatçısının ‘toplumsal olanla’ bu denli ilişkisi, bizlere onlar ve yapıtları üzerinden belli dönemlerin sosyal ve siyasal kesitlerini, eğitim ve sanat politikalarını öğrenme olanağı sağlamaktadır.”

İçerik listesi şöyle:

-Romantik Tarihçilikten Halkçı Folklorculuğa Bir Mecbur Anlatıcı: Yaşar Kemal.

“Yaşar Kemal, sıklıkla kendisinin ‘angaje’ bir yazar olduğunu vurgular ve bu angajeliğini barıştan yana olmak, savaş karşıtı olmak, sömürünün, haksızlığın karşısında durmak, hakkı olanla hakça bölüşmek olarak ifadelendirir. Anlatıcı olarak mecburluğu burada yatar.”

-Yazınsal Gelişim ve Toplumsal Değişim Bağlamında Adalet Ağaoğlu Öykücülüğü.

“1970’ler sonrası Türk edebiyatının önemli temsilcilerinden ve roman, deneme, tiyatro yapıtları yanı sıra, hikâyeleriyle de yazınımızda kendi özgün varlığını kanıtlayan bir yazardır Adalet Ağaoğlu.”

Yazının Devamını Oku

Göçün 60. yılı

Almanya'ya göçün 60. yılında, Almanya’da Türk edebiyatı, Türk kültürü konusu üzerine eğilmek gerekiyor.

Şimdiye kadar orada Türkçe yazan ya da Almanca yazanlar konusunu işledim.

Elbette kültür ve edebiyat söz konusu olunca, yabancı ülkede bunları kuşatan kültüre değinmek şart.

60. yılda bu konuda araştırmaların yapılması gerekiyor.

Nuran Özyer’in ‘Dün Yabancı Bugün Arkadaş (?), 60 Yıldır Almanya’da Öykülerde Göç Edenler’ kitabı bize edebiyat yoluyla, göç olgusunun haritasını çıkarıyor:

“İç ve dışgöç olarak ikiye ayrılan göç olgusu, beraberinde birçok sorunu da getirir. Ülkemizde, özellikle tarım alanında hızlı makineleşme sonucu kırsal kesimlerden kente yönelen iş göçü, daha sonraları çok sayıda Türk vatandaşının ülkesinde yaşanan işsizlik nedeniyle göçmen işçi olarak başta Almanya olmak üzere Avrupa ülkelerine dışgöçler izlemiştir.

Toplumumuzda yaşanan bu hızlı değişim sürecinin sonucu olarak ortaya çıkan içgöç olgusu ve beraberinde getirdiği bireysel ve toplumsal sonuçların 1950’li yıllardan itibaren ciddi bir biçimde önem kazandığı görülmektedir.”

Özyer, inceleme kitaplarından ve günlük olaylardan yola çıkarak Türklerin, özellikle çocukların uyum sorunlarını inceliyor. Almanca konuşmamaları yüzünden, Türkiye’de başarılı olan çocuklar burada başarısız olmaktadır.

Başka açıdan da bakmak gerekir. Çünkü çoğu aileler buraya çalışmaya gelip para kazanıp ülkelerine dönmeyi planlamışlardır. Oysa çocukların düşünceleri farklıdır.

Yazının Devamını Oku

Şarkıların hüzünlü öyküleri

Sevdiğiniz, unutamadığınız şarkıların bestecileri söylenir de nedense güfteleri yazanların adı anılmaz genelde. Ben ayrıca bu bestecilerin esin kaynağını merak ederim, güfte yazanları da mutlaka öğrenmek isterim.

Bu merakınızı giderecek bir çalışma, Ömür Ceylan’ın ‘Ömürlük Şarkılar–Şarkılaşan Ömürler’ kitabı.

Türk müziğinin ölümsüz bestelerinin öyküsünü okuyacaksınız burada.

Yazar kitabı kime adamış?

“Adıyla ömrümü, varlığıyla gönlümü dolduran kızım Şiir’e...”

Şarkıların öyküsünün ardında derin aşklar vardır, kavuşamayanlar, yıllar sonra muradına erenler, beni etkiler.

Aragon’u da her dinleyişte anarım:

“Mutlu aşk yoktur.”

‘Ömürlük Şarkılar–Şarkılaşan Ömürler’

Yazının Devamını Oku

Şair, şiir üstüne yazarsa…

Orhan Veli’nin düzyazılarını okuyanlar, Garip Üçlüsü’nün Türk şiirine getirdiği yenilikleri daha iyi anlıyor. Şairin, Can Yayınları’ndan çıkan ‘Bütün Yazıları’ dönemin edebiyat tartışmalarına da yer veriyor.

Orhan Veli’nin şiirlerini çoğumuz okuduk. Türk şiirine getirdiği yenilikleri tam anlamıyla fark edebildik mi? Evet, diyemeyeceğim. Çünkü Garip Üçlüsü şiirin tarihi üzerine düşünerek bir yenilik yaptı. Şairi anlayabilmek için onun düzyazılarını okumanın şart olduğu kanısındayım.

Orhan Veli’nin şiirlerini bilenler, yazılarını okuduktan sonra, yeniliğin köşetaşlarını daha iyi anlayacaklar. Bu bilgi, onun şiirini yorumlamakta yardımcı olacağı gibi başka şairler de şiir üzerine genel düşünce için bundan yararlanabilir.

Orhan Veli’nin ‘Bütün Yazıları’nı okurken birkaç cepheye açılım olanağı buldum.: Garip Üçlüsü şiire ne getirdi? Şiiri şairanelikten kurtarırken nasıl bir anlatım biçimi oluşturdular?

‘Garip’in ilk basımının önsözü... Şiir tarihinin bu önemli belgesi, Garip’in üç şairinin; Orhan Veli, Oktay Rifat ve Melih Cevdet Anday’ın sonraki şiirleri üzerine izler içeriyor.

‘Garip’ yalnız Türk şiiri verileriyle kaleme alınmış bir yazı değil, şiirin dünyadaki serüvenini de değerlendiriyor: “Edebiyat tarihindeki her yeni cereyan şiire yeni bir hudut getirdi. Bu hududu azamî derecede genişletmek daha doğrusu, şiiri huduttan kurtarmak bize nasip oldu.

Şiire yeni bir dil getirme cehdi işte böyle bir kurtulma arzusundan doğuyor. ‘Nasır’ ve ‘Süleyman Efendi’ kelimelerinin şiire sokulmasını hazmedemeyenlerse şairaneye tahammül edebilenler, hatta onu arayanlar, hem de bilhassa arayanlardır.

Halbuki eskiye ait olan her şeyin, her şeyden evvel de şairanenin aleyhinde bulunmak lâzım.”

Orhan Veli, halkın içinden çıkan şiiriyse, edalarının güzelliği için zikrediyor:

Yazının Devamını Oku

Otelde yaşayanlar

Nejat İşler’in, ‘Hayatım Bir Sırt Çantasına Sığdı’ yazısını okuyunca otelde yaşayanları hatırladım.

Necip Fazıl’ın ‘Otel Odalarında’ şiirinin dizeleri birden bir sızı gibi içime düştü:

“Ağlayın, âşinasız, sessiz can verenlere

Otel odalarında, otel odalarında!

Gerçekten de evler bizi ne kadar çok meşgul eder. Eşya ve gündelik ihtiyaçlar, yaratıcılığın kaçta kaçını alır, hiç hesap etmedik?

Yahya Kemal Beyatlı, Park Otel’de yaşıyordu.

Ünlü şair Fernando Pessoa da bir motelde yaşarmış, iki büyük bavul içinde de kitapları ve yazdıkları varmış.

Gazeteci İhsan Ada da anımsadığım kadarıyla ömrünü otelde geçirdi.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri

Yazının Devamını Oku

Selim İleri’yi kutluyorum

Erdal Öz Ödülü, bu yıl Türk edebiyatının büyük ustası Selim İleri’ye verildi.

Roman, öykü, deneme, inceleme dallarında verdiği ürünler, iyi bir yazarın edebiyatı bir bütün olarak değerlendirmesinin seçkin örnekleridir.

Birçok yazar kendi eseri, kendi yaratıcılık ekseni çevresinde döner.

Selim İleri, Türk edebiyatının birçok ustası üzerine yazılar yazmıştır, edebiyatın unutulma tehlikesiyle karşı karşıya kalmış yazarlarını, kitaplarını incelemiş, onların yeniden okunmasını sağlamıştır.

Türk romanları üzerine yazdığı kitap, her roman okurunun başvuru kitaplar listesindedir.

Ayşe Sarısayın’ın hazırladığı söyleşi kitabı, onun edebiyat kavramından neyi anladığını, geniş açıdan edebiyata ve eserlere bakışını yansıtır.

Tüyap Onur Ödülü’nü aldığı yıl Faruk Şüyün’ün hazırladığı ‘Arkadaşım Selim’ kitabında, onun nice edebiyatçının adını andığını görürsünüz.

Hürriyet Yayınları’ndan çıkan kitabına son sözü yazmıştım.

Yazının Devamını Oku

Mebus ve şair Mehmet Âkif Ersoy

Gaziantep Büyükşehir Belediyesi bir kitap-albüm yayımladı: ‘Mebus ve Şair Mehmet Âkif Ersoy’ İlk sayfada şairin bir fotoğrafı, onu takip eden sayfada da ‘İstiklâl Marşı’nın metni yer alıyor.

Başkan Fatma Şahin, ‘Sunuş’ta marşın kabulünü anlatıyor:

“Meclis’in 1 Mart 1921 günü Mustafa Kemal Paşa başkanlığında yapılan oturumunda Hamdullah Suphi, Mehmet Âkif’in gönderdiği şiiri okur. Her kıta ayrı ayrı alkışlanır. Şiir, 12 Mart 1921 günkü oturumda milli marş olarak kabul edilir.”

2021 İstiklâl Marşı Yılı’ olarak kabul edildi.

Kitap-albümün içeriği:

Mebus ve Şair-Ömer Faruk Şerifoğlu

Şerifoğlu’nun yazısında ’Neden Mehmet Âkif?‘in seçildiği irdeleniyor.

Mehmet Âkif Ersoy

Yazının Devamını Oku

Yunus okuyalım, Yunus ilahileri dinleyelim

Konya Türk Tasavvuf Müziği Topluluğu’nun icra ettiği ‘Yunus İlahileri’ni dinledim.

Topluluk, 1990 yılında Kültür Bakanlığı’nca açılan sınav neticesinde oluşturulmuş ve 1991 yılı nisan ayında Konya’da çalışmalarına başlamış.

Kurucusu Sanat Yönetmeni Tevfik Soyata. Daha sonra sırasıyla Ahmet Çalışır ve Ahmet Yılmaz bu görevi üstlenmişler.

Benim dinlediğim kayıtların sanat yönetmeni Yusuf Kayya.

Topluluk Türk Tasavvuf Müziği alanında ülkemizde kurulan ilk ve tek resmi sanat kurumu. Çalışmalarına başladığı günden itibaren başta Mevlevi müziği ve sema olmak üzere tasavvuf Müziğinin bütün formlarından, geçmişten intikal etmiş eserlerle birlikte günümüzde bestelenen eserler de geleneksel icra tarzına sadık kalarak icra edilmekte.

Konya’da gerçekleştirdiği periyodik programlarda, “Mevlevi ayini, Tevşih, Naat, Durak, İlahi, Nefes” gibi dini müzik formları ile birlikte, Türk müziğinin dini olmayan formlarından oluşturduğu programlarıyla da konserler vermekte.

Bu çalışma, Türk tasavvuf edebiyatı ve düşünce âleminin değerli kilometre taşlarından, Anadolu kültürünü oluşturan ve mayalayan tasavvufi tekâmül mefkûresinin ‘katredeki ummân’ temsilcisi, gönül insanı Yunus Emre’nin güftelerinden oluşturulan, Konya Türk Tasavvuf Müziği Topluluğu’nun arşiv değeri taşıyan icralarından bir seçkiyi kapsamakta.

Albümde Yunus Emre üzerine bilgi de verilmekte.

İki CD’den oluşan albümün içindeki parçalar:

Yazının Devamını Oku

Elinizi uzatacağınız bir yere koyun!

İyi bir yazarın iyi yazarlar üzerine yazması kendisi için risklidir. Çünkü hem öznel yargılarını yazacak hem edebiyat tarihindeki yerini es geçmeyecektir. İşte Hans Magnus Enzensberger’in ‘Hayatta Kalma Sanatçıları-20. Yüzyıldan 99 Edebi Vinyet’i böyle bir kitap.

İyi bir okursanız, yazarın biyografisini, hakkında yazılanları da merak edersiniz... İyi bir yazarın iyi yazarlar üzerine yazması kendisi için riskli bir çabadır. Çünkü hem öznel yargılarını, değerlendirmelerini yazacak hem de edebiyat tarihindeki yerini es geçmeyecektir. İşte Hans Magnus Enzensberger’in ‘Hayatta Kalma Sanatçıları-20. Yüzyıldan 99 Edebi Vinyet’i bu saydığım özellikleri ihtiva ediyor. Çeviren, Tanıl Bora.

Sunumdan bir bölüm şöyle: “Aralarında Hamsun, Gorki, Colette, Jaroslav Hasek, Ezra Pound, Ivo Andriç, Celine, Breton, Brecht, Neruda, Baldwin, İsmail Kadare... gibi meşhurlar var - o kadar fazla bilinmeyenler de. Bu arada Orhan Veli Kanık da var. Kadri bilinmeyenler de var, şöhretle şişirilmiş olanlar da. Komünistler, faşistler ve ‘renksizler’ var. Hırs küpleri de var, inzivasına çekilmiş olanlar da. Fikri bir yana zikri bir yana saçılanlar da var, sağlam tutarlılar da.”

Christian Thomas ne diyor? “Kitap büyüklük hummasına kapılan, gümbürtülü başarılar kazanan, sonradan görmeler gibi böbürlenen ve gıcırtılı bir yoksulluk içinde batıp giden yazarları bir araya getiriyor.”

Yazarın sorulara verdiği yanıtlar, kitabın hangi anlayışa göre oluştuğunu gösteriyor.

Hayatta Kalma Sanatçıları
20. Yüzyıldan

Yazının Devamını Oku

Doğan Kuban’ın ardından

Doğan Kuban’ı, hakkında daha önce yazdığım yazılarımdan, notlarımdan cümlelerle anmak istiyorum.

Onun mimarlık anlayışını, sanat tarihine yaklaşımını öğrenmek isteyenlere bir kitabı tavsiye etmek istiyordum.

Ceren Çıplak Drillat’ın hazırladığı ‘Mimar Doğan’lar... Üç Doğan’ kitabını.

Üç ünlü mimar Doğan Kuban, Doğan Tekeli ve Doğan Hasol’un mimarlık tarihine, özellikle İstanbul üzerine önemli bilgileri, görüşler var bu kitapta.

‘Üç Doğan’ sözü nereden geliyor?

Hatırlatayım.

Doğan Kuban, Doğan Tekeli ve Doğan Hasol sık sık bir araya geliyorlar ancak ‘Üç Doğan’ deyişi ilk olarak Prof. Muammer Onat’ın, “Yine ‘Üç Doğan’dan birisidir” demesiyle ortaya çıkıyor.

Çok esprili ve hazırcevap olarak nitelenen

Yazının Devamını Oku

İlber Hoca’yı destekliyorum

İlber Ortaylı’nın pazar günü Hürriyet’te çıkan ‘Sultanahmet’ten Manzaralar’ yazısını okuyunca, ömrümün büyük bölümünü geçirdiğim o semti yalnız Sultanahmet olarak değil, bütün bir tarihi yarımada olarak düşünmeye başladım.

Cağaloğlu için, ‘Cağaloğlu–Hayatın ve Mesleğin Birleştiği Yer’ adlı bir kitabım yayımlanmıştı.

Semtleri yaşatan kurumlar ve insanlardır. Eskiden birçok kitapçı, Bâb-ı Âli (Ankara Caddesi) üzerindeydi. Cağaloğlu’nda bulunanlardan birkaçını sayarsam anımsayanlar çıkacaktır.

Remzi Kitabevi, Ahmet Halit Kitabevi, Hilmi Kitabevi, Semih Lütfü Kitabevi, Maarif Kitaphanesi, Altın Kitaplar Yayınevi, Milliyet Yayınları, Hürriyet Gazetesi, Milliyet Gazetesi, Cumhuriyet Gazetesi, Varlık Yayınları, Yeditepe Yayınları, Milli Eğitim Yayınları, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, De Yayınevi, Papirüs Dergisi, Gerçek Yayınevi, Yeni Ufuklar ve Çan Yayınları, Yeni Gazete, Meydan Larousse Ansiklopedisi, Arkın Ansiklopedisi, Büyük Doğu, İstanbul Dergisi, İletişim Yayınları...

Şimdi hemen hiçbiri o semtte değil. Yayınevleri, dergi idarehaneleri buralarda olduğu için yazarlara da Ankara Caddesi’nde rastlardık.

Yazarlar yayınevlerine uğrarlardı, edebiyat muhabbetleri de yapılırdı.

O semtin gündüzü ayrı, gecesi ayrıydı. Gazeteler geç saatlerde basıldığından akşam hareketliliği de sürerdi.

Cağaloğlu’nda, Sirkeci’de içkili-içkisiz lokantalar akşam da açıktı.

Bâki Hoca

Yazının Devamını Oku

Ruhi Su’yu dinleyerek anmak

Türkülerimizin çağdaş yorumcusu büyük ozan Ruhi Su, ölümünün 36’ncı yıldönümünde İstanbul’da düzenlenen iki konserle anılıyor.

İlk etkinlik yarın akşam saat 20.00’de Cemal Reşit Rey (CRR) Konser Salonu’nda gerçekleştirilecek. Dostlar Korosu ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Orkestralar Müdürlüğü Türk Halk Müziği Topluluğu, ‘Gelin Canlar Bir Olalım’, ‘Dam üstüne Çul Serer’, ‘Zamanede Bir Hal Geldi Başıma’, ‘Mahsus Mahal’, ‘Drama Köprüsü’, ‘El Kapısı’ gibi sanatçı ile özdeşleşmiş türküleri seslendirilecek.

Tiyatro yazarı ve oyuncu Orhan Aydın’ın, Ruhi Su’nun hayatını, türkülerini, müziğimize katkılarını anlatacağı konser, ücretsiz olarak gerçekleştirilecek.

Bir diğer anma konserini ise yarın aynı saatte Kartal Belediyesi düzenliyor. Uğur Mumcu Kültür Merkezi’ndeki konserde Şef Özgür Doğan yönetiminde Kartal Belediyesi Türk Halk Müziği Korosu, Hasan Karayel’e eşlik edecek.

*

ANMA konserinden önce, Ruhi Su defterinin yapraklarını araladım.

“Âşık Veysel, Ruhi Su’ya bakın ne demiş: “Dağların havasını şehirlere getirdin.”

Çileli kuşaktan bir usta. Türkülerini gece kulüplerinde dinleyebilirdik. Uzun süre pasaport alamamış, aldığında da iş işten geçmişti.

Konser verecek yer bulamamıştı.

Yazının Devamını Oku

Dostları Nâzım Hikmet’i anlatıyor

Ali Özgentürk, 1995’te Nâzım Hikmet’le ilgili bir belgesel yapmayı tasarlar. Görüşmelere başlar ama film çekilemez... ‘Sessizliklerin Dokunuşu’ kitabı, film için yapılan konuşmalardan bölümler içeriyor.

Türk sinemasının iyi yönetmenlerinden Ali Özgentürk, ‘Sessizliklerin Dokunuşu-Nâzım Hikmet Üzerine Konuşmalar’ kitabını yayımladı. Kitabın öyküsü: “1995 yılında Nâzım Hikmet’le ilgili belgesel bir film yapmayı tasarlamıştım. Tarık Akan’ın oynayacağı bu film için Nâzım Hikmet’i yakından tanıyan Müzehher Vâ-Nû, Avni Arbaş, Mehmet Ali Aybar, Andrey Voznesenski, Nail Çakırhan ile uzun konuşmalar yaptık. Bazı nedenlerle, bu filmi sonra gerçekleştiremedim. Söylemedikleri söylediklerinden fazla olan, konuşurken kullandıkları kelimelerin arasında hep sessizlik taşıyan bu 20’nci yüzyıl kahramanlarının düşünceleri, tozlu kasetlerde kalsın istemedim. Onlarla yaptığımız konuşmalardan, bu kitaptan başka sende geriye ne kaldı diye soracak olursanız şöyle derim: Sessizliklerle dokunmuşlardı birbirlerine.”

Sessizliklerin Dokunuşu-Nâzım Hikmet Üzerine Konuşmalar
Ali Özgentürk
Ayrıntı Yayınları

 

KİMLERLE KONUŞULDU?

Müzehher Vâ-Nû:

Yazının Devamını Oku

Yunus Emre anmaları

Yunus Emre’nin vefatının 700. yıldönümü vesilesiyle 14 Eylül 2021’de İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın öncülüğünde bir anma gecesi yapıldı.

Yunus Emre’nin benim için önemi büyüktür, masamda bulunan bazı kitaplar değişir ama değişmeyen tek kitap Yunus Emre’dir.

Altın Kitaplar Yayınevi’nde iken Abdülbâki Gölpınarlı (Bâki Hoca) kitabını bana getirmişti, rahmetli Dr. Turhan Bozkurt ile severek o kitabı yayımlamıştık.

Aldığım ödüllerden unutamadığım bir tanesi Yunus Emre Enstitüsü’nün 10. Yıl Kutlamaları kapsamında enstitü başkanı Prof. Dr. Şeref Aktaş tarafından bana sunulan ‘Onur Ödülü’dür.

Türkçenin medeniyet dili kimliğiyle bilinçli ve doğru kullanılmasının sağlanması için ‘Dünya Dili Türkçe’ başlıklı bir seferberlik yürütülmesi amacıyla 2021 yılının hem UNESCO hem de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından ‘Yunus Emre ve Türkçe Yılı’ ilan edilmesinin ardından bakanlık, yurtiçi ve yurtdışında kapsamlı etkinlikler düzenledi, düzenliyor...

Anma etkinliklerinin teması ‘Aşkın Türkçesi’ olarak belirlendi.

Arkeoloji Müzesi’nde ‘Yunus Emre Kaligrafi ve Tipografya Sergisi’ de ziyarete açıldı.

Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Başkanı İskender Pala şöyle dedi:

“Burada Yunus’u herkes benden daha iyi biliyor. Buraya gelen insanların her birinin gönlü Yunus diye çarpıyor. Yunus’un maneviyatından ve belki de ruhaniyetinden etkilenerek buluştuğumuza inanıyorum.”

Yazının Devamını Oku

‘Sıfır’ın Yaz Tatili’

Öğrenciler tatilden döndüklerinde bazı öğretmenlerin kompozisyon konusu şuydu: “Tatili nasıl geçirdiniz, tatilinizi anlatın.”

Bu konu çok garibime giderdi, Anadolu’nun uzak yerlerindeki insanların yaşamında tatil ne değişiklik yapabilirdi? Ben de yazı ve yaz tatillerini sevmediğim için ailemin tatile gittiği yerlerde bile kalmaz, sabah Beyazıt Devlet Kütüphanesi’ne gider, kütüphane kapandığında evime dönerdim.Yanıtlayamayacağım tek soru buydu.

Rahşan İnal’ın yazıp Müjde Başkale’nin resimlediği “Sıfır’ın Yaz Tatili” kitabını okurken bunlar zihnimde bir ordu gibi sıraya girdi.

Bakın ‘Sıfır’ın oyun bozanlığına...

“Yaz tatili başladığından beri, Ada’nın matematik defterindeki rakamlar, sayfalara boncuk gibi dizilmiş, miskin bir uykuya dalmışlardı. İçlerinden biri hariç. Sıfır, arkadaşlarının sessizliğinden ve hareketsizliğinden iyice bunalmıştı. Ofluyor, pufluyor, dışarı çıkıp kumsalda Ada ile oyun oynamak istiyordu. Defterden çıkmanın bir yolunu mutlaka bulmalıydı.”

“Solda sıfır, hiçbir değeri yok.”

Sıfırın bazı zaman işlevi inkâr edilemez. Ekonomik önlemlerde sık sık duyduğum, okuduğum, “Sıfırlar atıldı” sözüydü.

Ne var ki sağa geçince itibar kazanıyor.

Rakamlarla benim de başım pek hoş değildir. Masamda not alacak kalem ararken telefondaki arkadaşım bana bir anekdot nakletti.

Yazının Devamını Oku

Burada ne yenir, ne görülür, ne alınır?

Ömür Akkor tutkulu bir gezgin, biraz da maceraperest... ‘Türkiye Gastronomi Atlası’ kitabıyla ülkemizin hem tarihi zenginliklerini hem de yemek kültürünü okuyucuyla buluşturuyor. Eğlenceli bir rehber...

Otomobille, karavanla Türkiye gezisine çıkarsanız, durduğunuz her yerde “Burada ne yenir, en ünlü yemeği hangisidir, bunu en iyi hangi lokanta yapar” diye sorarsınız.

Ömür Akkor hazırladığı ‘Türkiye Gastronomi Atlası’nda işte bu soruları yanıtlıyor. Sizi yemek arama zahmetinden kurtarıyor.

Çok karayolu seyahati yapan biri değilim ama gittiğim kentlerde de böyle bir danışma kitabına ihtiyaç duyarım.

Ömür Akkor, tutkulu bir gezgin, biraz maceraperest, çok şeyin tadını çıkarmış biri.

Hayatından birkaç not yazdığımda gerisini okumak istersiniz...

- Kilis’te doğdu.

- 25.000 kitaplık özel kütüphanesi var.

- Yılda 90.000 km civarında seyahat etti.

Yazının Devamını Oku

Bakanlığa bağlı müzeler

Gerek Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı gerek özel müzeler hakkında bilgi verilmesinin gerekli olduğuna inanırım.

Yaşadığınız kentteki müzelere gitmelisiniz. Çünkü sadece bugünün sergileri görsel tarihimizi anlamanızda yeterli değildir. Müzeler sadece belli malzemelerin, resimlerin saklandığı yerler değildir. Böyle bir anlayış müzeyi çağdaş etkinliklerden uzakta tutar.

Sanat tarihi bölümü bulunan üniversitelerin de müzeleri olmalıdır. O üniversitedeki öğretim üyelerinin kimilerinin de eserlerini oraya bağışladıklarını biliyoruz. Söyleşiler için gittiğim Anadolu’daki üniversitelerin, bu özelliği yerine getirdiklerini gördüm.

Yetkililerin verdiği bilgilere, yorumlarla birlikte yazımda yer verdim.

Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü’ne bağlı hizmet veren 3 resim ve heykel müzesi bulunmaktadır. 1963 yılında Erzurum Resim Heykel Müzesi ve Galerisi, 1973 yılında İzmir Resim Heykel Müzesi ve Galerisi ile 1976 yılında Ankara Resim ve Heykel Müzesi açılmıştır.

ANKARA RESİM VE HEYKEL MÜZESİ
Ankara Resim Ve Heykel Müzesi olarak faaliyet gösteren yapı, Yüksek Mimar-Mühendis Arif Hikmet Koyunoğlu tarafından 1927 yılında Namazgah Tepesi’nde inşa edilmiştir. I. Ulusal Mimarlık Dönemi’nin en güzel örneklerinden olan yapı Türk Ocakları merkez binası olarak projelendirilmiştir. Atatürk, bu projeyi Arif Hikmet’in kendi çizdiği suluboya resminden bakarak beğenmiş ve onaylamıştır.

Ayrıca, binada Türk motiflerinin kullanılmasını istemiş ve yalnızca Türk işçilerinin çalıştırılmasını emretmiştir. Türk taş ustalarının önemli bir kısmı Kurtuluş Savaşı’nda cephede şehit düştüğünden Mimar Koyunoğlu mezar taşı ustalarını toplayarak Marmara adasından binbir güçlükle getirttiği mermerler ile binanın inşaatını tamamlamıştır.

Yazının Devamını Oku