Hasan Hüseyin’i unutmayalım

Anma yıldönümü yazıları beni çok mutlu eder. Bir yazarın, şairin, sanatçının yeniden gündeme getirilmesi onun okunmasını sağlar. Ancak bu yazılarda gördüğüm bir eksikliğe değineceğim.

Ondan alıntılar konulur yazıya, fotoğrafla daha da dikkati çeker.

Ne var ki sözü edilen kişinin kitapları bu yazıların çoğunda yer almaz. Sanırım bu biraz da internetin yüzeyselliğine olan inancımızdan kaynaklanıyor.

Hasan Hüseyin’i unutmayalım

Orhan Kemal’i yazarsanız, Nâzım Hikmet’le olan Bursa Hapishanesi’ndeki arkadaşlıkları söz konusu olduğunda, onun “Nâzım Hikmet’le 3.5 Yıl” kitabını anmak gerekir.

Tavsiye edeceğim bir başka kitap da Fikret Otyam’ın “Arkadaşım Orhan Kemal–Mektuplar”ı.

Orhan Kemal’i yakından tanıdım, İsmail CemErcan Arıklı’nın birlikte çıkardığı haftalık ABC gazetesinin hazırladığım edebiyat sayfasında ilk röportajı onunla yapmıştım. Edebiyat ile edebiyyat arasındaki farkı anlatmıştı. Bazı sabahları da Nuruosmaniye’deki Meserret Kahvesi’nde görür, konuşurdum.

Meserret’in önünden birçok edebiyatçı geçerdi, Edip Cansever de oradan dükkânına giderdi.

Edip Cansever’i de “Yaşayan Edebiyatçılar” için Etiler’deki evinde çekmiştim.

Hasan Hüseyin Korkmazgil’in bir şiiriyle hem onu hem Orhan Kemal’i anmalı.

Korkmazgil’in “haziranda ölmek zor” şiirinin ithafı şöyle:

“orhan kemal’in güzel anısına”

“sokaktayım

Gece leylâk

ve tomurcuk kokuyor

yaralı bir şahin olmuş yüreğim

uy anam anam

haziranda ölmek zor”

Kitaplarını okuduğum Hasan Hüseyin Korkmazgil’i Sedat Örsel’le TRT için beraber çektiğimiz “Yaşayan Edebiyatçılar” söyleşisinde tanıdım.

Korkmazgil’i aramızdan ayırdıkları Bedrettin Cömert ile dostluğuyla da anımsıyorum, İtalya’ya gittikten sonra bile yazışmaları devam etmişti.

Yıllar önce bir yazımda Hasan Hüseyin Korkmazgil için şu saptamada bulunmuştum:

“Halk şiirini taklidi olmayan ama geleneksel duyarlılığı bugünün yaşamına katan bir şiir anlayışının en iyi örneklerini veren isimlerin başında gelir Hasan Hüseyin Kokmazgil.”

Anılar belleğimizde nasıl da yer ediyor.

Bir gece onun evinde yemek yemiştik, ertesi gün öldürüldü, zamanın Kültür Bakanı Ahmet Taner Kışlalı ile birlikte cenaze törenine gitmiştik, o da arabası havaya uçurularak aramızdan ayrıldı.

Korkmazgil, Cömert’e şiir konusunda görüşlerini yazmıştı. Cömert de sonradan şiiri bıraktı.

İyi bir eleştirmen oldu.

*

NÂZIM Hikmet’i de anarken onun kitaplarını da yazıya eklemeyi düşünüyorum.

Nâzım Hikmet, Orhan Kemal’in yanı sıra Kemal Tahir’e de mektuplar yazdı: “Kemal Tahir’e Mapusaneden Mektuplar”.

Türk şiirinin başyapıtlarından “Hasretinden Prangalar Eskittim”in şairi Ahmed Arif’i tanımadım. Sadece okudum.

Gülhane Parkı’nın girişindeki Alay Köşkü’nde Ahmet Hamdi Tanpınar Müze Kütüphanesi’nin açılışında heykeltıraş oğlu Filinta ile tanıştım.

Nâzım Hikmet’in ressam Balaban’da da büyük etkisi oldu.

İbrahim Balaban, o günleri “Şair Baba ve Damdakiler”de yazdı. Onu Şile’deki atölyesinde ziyaret ettim.

Nâzım Hikmet üzerine kitaplar yazıldı ama Memet Fuat’ın “A’dan Z’ye Nâzım Hikmet”ini okumanın şart olduğu kanısındayım.

*

KİTAPLARI okurken zaman zaman anılar da yazıya müdahale eder.

Memet Fuat’ın evine de ‘de yayınevi’ne de giderdim/giderdik. Annesi Piraye Hanım’ın sofra adabını, misafir ağırlamasını unutmuyorum.

Cağaloğlu’ndaki de yayınevi bizim kuşağın uğradığı, ondan yararlandığı mekândı. Sevim Burak’ın Yanık Saraylar’ı için ilk yazıyı ben o dergide yazmıştım.

Hayatımda tek tiyatro eleştirisini de Orhan Kemal’in “72. Koğuş”u için yazdım.

*

Haziran ayında anmaların, yeni okumalara vesile olacağını umuyorum.

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

AVM’ler ve kütüphane

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, AVM’lerde 4’üncü kütüphaneyi de açtı.

Akyaka Park AVM Kütüphanesi İstanbul Ümraniye’de hizmet verecek.

Daha önce açılan kütüphaneler:

Ankara’da Nata Vega Outlet AVM

Subayevleri Vega AVM

Eskişehir’de Vega Outlet AVM

2020 yılı sonunda AVM kütüphanesi sayısı 8 olacak. Bakanlık 25 AVM yönetimi ile görüşmelerini sürdürüyor.

Edebiyat ve sanat içerikli etkinliklere, söyleşilere, imza günlerine, müzik performanslarına ve atölye çalışmalarına da yer verilecek kütüphanenin yüzölçümü 253 metrekare, şimdilik kitap sayısı 5 bin.

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın hedefi 20 milyonun üzerinde kitap, 57’si gezici olmak üzere 1.264 kütüphane.

Yazının Devamını Oku

Neşet Ertaş: Bozkırın Tezenesi

Abdallık kültürünün en önemli temsilcilerinden Neşet Ertaş, 1938 yılında Kırşehir’in Çiçekdağı ilçesi Abdallar (Kırtıllar) köyünde dünyaya geldi.

Müzik hayatına kendisi gibi saz üstadı babası Muharrem Ertaş sayesinde başlayan sanatçının ilk çalgısı ise annesi Döne Hanım’ın çamaşır tokacına tel takmak suretiyle yaptığı oyuncak bağlama oldu.

Ertaş, müzisyen bir babanın oğlu olması sebebiyle çok küçük yaşta bağlama ve keman çalmayı öğrendi.

Hasan Saltık, onun sanat yaşamı ve yeni kayıtlar hakkında bakın ne söylüyor:

“Neşet Ertaş’ın 2000 yılında 30 yıl aradan sonra Almanya’dan buraya açık hava konseri için gelmesini sağlamıştık. Konserde izdiham olmuştu. Neşet’in tekrar Türkiye süreci böyle başlamıştı.

İlk geldiğinde küskündü, öldü diye haberleri çıkıyordu. Konserde halkla tekrar kucaklaşmıştı.

Böylece burada tekrar üretim yapmasını sağladık. Güvensizdi çünkü daha önce albümlerin korsanı çıkıyordu, hakları verilmiyordu, telif ödenmiyordu. Tekrar güvenini kazandık. Telif gelirleriyle İzmir’deki evini aldı. Biz onun eser takibini yaptık. Neşet’in ilk orijinal kayıtları kayıptı. Hâlâ eser takibini ve çalışmalarını Kalan Müzik takip ediyor. Yıllardır eski plak şirketlerinin depolarından ve stüdyolarından topluyoruz tek tek. Yüzde 80’ini toparladık. Şimdi bu kayıtları double CD ve üç ayrı plak olarak hazırladık.

Bu kayıtların özelliği orijinal makara bantları kullanılarak hazırlanmış olması.”

Neşet Ertaş’

Yazının Devamını Oku

Sinemamızın seyir defteri

Türkiye’nin en ünlü sinema eleştirmeni Atillâ Dorsay, yeni kitabında Türk sinemasının son 10 yılını mercek altına alıyor.


Atillâ Dorsay, Türk sinemasının 2010 - 2020 zaman dilimi içindeki durumunu irdeliyor. Kitabın tam adı şöyle: ‘Dünyaya Açılan Sinemamız - Ve Yeni Bir Kuşak’. Sunuş’ta kitabın serüveni ve içeriği üzerine bilgiler veriyor. ‘Son On Yıl Üstüne’ bölümündeki sayısal bilgiler şöyle:

◊ 2010’da

Toplam Film Sayısı: 252
Yerli Film Sayısı: 65  

◊ 2019’da

Toplam Film Sayısı: 401

Yazının Devamını Oku

Yemek konusuna tarih düşürmek

Lezzetin tarihi insanoğlunun en önemli özelliklerini yansıtır. Sevilen, seçilen, hazırlanan yemekler, sofra adabı üzerine yazıların yer aldığı ‘Yemek ve Kültür’ dergisi (Üç Aylık Dergi/ Sonbahar 2020, Sayı 61) içeriğiyle dünden bugüne devam eden ya da yok olan ağız tadı konusunda bilgilendiriyor bizi.

Enis Batur, ‘Yemeğe dil değdirmek’ kavramı üzerine Batı’dan Doğu’ya bir geziye çıkarıyor.

Ünlülerin bazı sözleri ile yazısını beziyor.

“Açlıkla tanışmamış bir mide basit yemekleri küçümser.”

Erasmus’tan: “Karnın kulağı olmaz”.

Dil ekseninde bir deneme.

Murathan Mungan’ın ‘Mutfaktaki Tarih’ yazısında, Refik Halit Karay’ın ‘Mutfak Zevkinin Son Günleri’ kitabını değerlendiriyor.

“Okuru bu kitabı okumaya çağırırken, ayrıca şu konuda bir uyarıda bulunma gereği duyuyorum. Karay’ın edebi dili insanda iştah uyandıran bir dildir, bir okuma iştahı...”

Yazının Devamını Oku

Dergiler arasında

Dergiler edebiyatın atardamarıdır.

Bugünün ustalarının ürünlerini okumanın yanı sıra yarının ustalarını da onlardan takip edebiliriz. İşte dergilerin yeni sayılarından seçtiklerim...

VİRÜS

VİRÜS her sayı bir şairle ilgili dosya hazırlıyor. Bu sayının şairi Cahit Külebi.

‘Elinden’ başlıklı bölümde Cahit Külebi’nin elyazısıyla ‘Doğu’ şiiri yer alıyor.

İlk sayfadaki fotoğraf Çerkes Karadağ’a ait. En özgün bölüm şairin Behçet Necatigil’e gönderdiği mektuplar ve oradaki şiirler.

Takdim yazım da şöyle:

“Folkloru kullanmak bir şair için en zor sınavdır. Birden taklidin ağına düşersiniz. Başardığınızda da ondan modern bir şiir ortaya çıkar. Cahit Külebi’nin ustalığı burada kendini belli eder.”

Derginin ilk şiiri iyi şair Hilmi Yavuz’un ‘Talan ve Zaman’ı.

Yazının Devamını Oku

70’lere damgasını vuran şarkılar

1970’ler Türkiye’nin siyasetten sanata uzayan hareketli bir zaman dilimi. İki kitap bu dönemin özelliklerini yazıya döktüler.

Derya Bengi’nin ‘70’li Yıllarda Türkiye: Sazlı Cazlı Sözlük – Şimdiki Zaman Beledir’ ve Mete Kaan Kaynar’ın hazırladığı ‘Türkiye’nin 1970’li Yılları’.



İki çalışma da birbirini tamamlıyor.

Dinlediğim uzunçaların adı:

‘Anılar: 1970’ler (Türkçe Aranjmanlar)’*

O yılları yaşayanlar bu şarkıları dinlerken eşlik edecekler, genç kuşak da o zaman neleri dinliyorlardı sorusunun karşılığını bulacak.

Yazının Devamını Oku

Nobel’li yazarın objektifinden İstanbul

Orhan Pamuk’un İstanbul’un gecelerinden fotoğraflar içeren kitabı ‘Turuncu’da insansız sokaklar, ışığın yansıdığı evler okuru etkiliyor.


Orhan Pamuk’un yeni kitabı ‘Turuncu’da İstanbul’un gecelerinin fotoğrafları yer alıyor. Bir romancının seçimiyle çekilen binalar, insanlar, ıssız caddeler, dışı görünen evler, bize bir şehrin gizli hayatının karelerini aktarıyor. Bir ışık huzmesinin romancıya hatırlattıkları, çağrıştırdıkları, bizi farklı İstanbul yorumlarına götürüyor. Fotoğraflar, önünden geçtiğiniz, yaşadığınız ama farkına varmadığınız/varamadığınız bir hayatın habercisi.

Gece öylesine çağrışımlar kaynağıdır ki, edebiyat onun sayesinde zenginleşmiştir. F. Scott Fitzgerald’ın ünlü kitabı ‘Tender is the Night’, Türkçeye çevirisi zor olan bir kitap adı. (Daha önce ‘Müşfikti Gece’ olarak çevrilmişti).

Ahmet Haşim, geceyi severdi.

Ahmet Kutsi Tecer’in ‘Geceleyin bir ses böler uykumu’ dizesi her şiirseverin belleğindedir.

Fotoğrafların izinde yazar, bir siyasal kimlik değişiminin de ana çizgilerini bize iletiyor. ‘Turuncu’nun başındaki yazıdan bir bölüm, çekiliş serüvenini, fotoğrafın bize söylediklerini yazıya getiriyor: “İstanbul’da ev içi ve sokak lambalarının son on yılda sarıdan beyaza doğru yavaş yavaş renk değiştirdiğini fark ettim? Altmış altı yıldır yaşadığım şehrin gece manzarasının yavaş yavaş değiştiği anlamına geliyordu.”

Turuncu

Yazının Devamını Oku

Orhan Veli anılıyor

Orhan VELİ KANIK (1914-1950) aramızdan ayrılışının 70’inci yıldönümünde Zeytinburnu Belediyesi Kültür Sanat Merkezi’nde anılıyor.

Bugün saat 19.00’da gerçekleşecek anmada kimler konuşacak:

Hakan Arslanbenzer

Orhan Veli Şiirinde Karakterler Olaylar Diyaloglar.

Turgay Anar

Bir Muhit Kuşu Olarak Orhan Veli (Garip akımı ve Orhan Veli’nin Edebiyat Mahfillerinde ‘Filizlenen’ Bir Ekol Oluşu Üzerine).

Mehmet Can Doğan

Yaprak Dergisi ve Orhan Veli.

Yazının Devamını Oku

‘Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür’

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bu sözü birçok öğeyi kapsayan bir sözdür. Söz uygulanmaya başlandığında geçerlilik ve inandırıcılık kazanır. Kültür, yaşama biçiminden sanata, edebiyata, tarihi algılamaya kadar uzayan bir kavramdır.

İçinde bilim de vardır, yarının düşüncesini aramak da.

Bu ülkede yaşayan her kuşaktan insanlar O’nun ‘Nutuk’unu okumalıdır. Özgün baskısının dilini anlamayabilirsiniz ama o kadar çok bugünün diliyle yayınlanmıştır ki, herkes bir ulusun kurtuluşunun tarihini anbean okurken yaşar.

Atatürk ve kuşağının bir özelliği vardır. Kişisel zevklerinin doğrultusunda karar vermezler, kendi düşüncelerini, zevklerini yarını düşünerek gözden geçirirler, fedakârlık ederler.

Atatürk gibi bir lideri anlamak için bu söylediğim ölçütü unutmamak gerekir.

O’nun ölüm yıldönümlerinde her zaman Atatürk’ün sevdiği şarkılar çalınır; onlar gerçekten bugün de Türk musikisi repertuvarında çalınan, söylenen bugüne kalan çok değerli bestelerdir. O’nun ruh dünyasını, yalnızlığını yansıtan eserlerdir.

Aynı Atatürk, ilk yerli operayı da Adnan Saygun’a besteletmiştir.

Cumhuriyet’in ilk kuşağının bütün öncüleri, değişimin, devrimin künyesinde yer alacak bir çaba göstermişlerdir. Eskiyi çok iyi bilirlerdi ama yeniyi öğrenmek için de olağanüstü çaba göstermişlerdir.

Yeni bir rejim, halka nasıl anlatılır, nasıl tanıtılırdı.

Yazının Devamını Oku

Dünyanın sırrına müzikle ermek

Fazı Say, şairlerin, yazarların esintisiyle iyi besteler yapan bir piyanist ve besteci.

Yeni CD’si ‘Şu Dünyanın Sırrı’nda da okuduğumuz, beğendiğimiz metinlerin ses dünyasına yansımasını ustaca bize iletiyor. Böylece edebiyatla müzik birleşiminden yepyeni bir dünya yaratmış oluyor.

Albüm kitapçığında besteci oluşum sürecini yazmış:

“Bazı dönemler, ‘İçinden ne geliyorsa onu yap’ diyorum kendime. Ve içimden yine şairlere dönmek, şiirlere şarkı olmak geldi. Yirmi dört yaşımda, ilk şarkılarımı bestelerken hissettiğim heyecanıma geri döndüm. Bir şiiri bestelerken hangi dünyadayım? Belki de sadece kendi dünyamdayım. Bugüne kadar pek çok şarkı ve vokal eser besteledim.

‘İlk Şarkılar’ (2013), ‘Yeni Şarkılar’ (2015) ve ‘Güz Şarkıları’ (2017) albümlerinin ardından ‘Şu Dünyanın Sırrı’ aklıma, ruhuma dokunan şiirlerin yer aldığı dördüncü şarkı albümüm.

Her şiiri, her şairi piyano ile uzunca anlatmak istediğim bir müzik doğdu bu albümde. Tüm şarkılar Serenad Bağcan’ın güçlü sesine emanet. Büyük oranda şan ve piyanonun başrolü oynayacağı yalınlıkta, görkemli bir orkestrasyondan uzak, yaklaşık 50 dakikalık bir müzik. Sadece Pir Sultan ve Kaygusuz Abdal’da Aykut Köselerli’nin performe edeceği davul ve vurmasaz var. Bir de Sabahattin Ali eserinde viyolonsel kullandım. Onu da hepinizin çok beğeneceğine inandığım, genç yetenek Jamal Aliyev yorumlayacak.

Bu toprakların şiirlerini bilmek gerek. Yüzyıllar sonrasında, aynı seslerin armonisiyiz sanki.

Bu buluşma tarihin içinde yolculuk gibi. Dinlerken vardığımız yer, yüzyıllar öncesi bugün! Bu şiirleri bestelerken, kendimi şairlerin denizinde buldum. Şimdi her birinin şiiri, benim denizimde.”

Besteleri dinlerken herkeste başka başka duygular, çağrışımlar uyandıracağı kanısındayım.

Yazının Devamını Oku

Kendi hayatımızı konuşuyor muyuz?

‘Gel Hayattan Konuşalım’da gazeteci Filiz Aygündüz sormuş, Dr. Alper Hasanoğlu yanıtlamış. Hepimizin aklına gelen ama genelde unuttuğumuz hayata dair bazı konular insanı düşündürüyor...

Kendi hayatımız üzerine ne kadar düşünüyoruz? Başkalarının, özellikle de yakınlarımızın hayatıyla daha çok mu ilgiliyiz yoksa?

Filiz Aygündüz - Dr. Alper Hasanoğlu’nun ‘Gel Hayattan Konuşalım’ kitabında bu sorunun cevabını bulacaksınız. Aygündüz sormuş, Hasanoğlu yanıtlamış.

Sanırım hepimizin aklına gelen ama sormayı unuttuğumuz, ertelediğimiz ya da sormaktan çekindiğimiz birçok sorunun yanıtını okurken, kendinizle psikolojik bir yüzleşmeye girişeceksiniz.

Aygündüz Önsöz’de şöyle diyor:

“En büyük hayallerimden biriydi. Gel Hayattan Konuşalım isimli bir nehir söyleşi kitabı hazırlamak.”

Önce Engin Geçtan’la böyle bir kitap yapmak istemiş, o sıra hoca çok yaşlanmış, söyleşilerden uzak durmuş, 2018’de de aramızdan ayrılmış.

“Sorulara da, cevaplara da edebiyat eşlik etti, felsefe, psikoloji, anılar, hüzün sonra da neşe tabii” diyor Filiz Aygündüz.

Hasanoğlu’nun da bir Önsöz’ü var. Ve kitap Engin Geçtan’a adanmış. İlk sayfada Dostoyevski’den ve Marguerite Duras’dan alıntı var: Mutluluk süreklilik arz etmez.

Yazının Devamını Oku

Çerçeveletip duvara asılacak bir tablo

Hürriyet’in birinci sayfasına taşıdığı kurtarıcıların fotoğrafları çerçeveletip duvara asılacak derecede yürekleri titretiyor.

Bütün gün haber dinleyen biri değilim ama İzmir depreminden sonra çalışma odamda televizyon hep açık. Birinin daha kurtuluşunu beklerken, birinin daha nasıl kurtardığını öğrenmek istiyorum.

Bazı görüntüler belleğimizden silinmeyecek.

O küçük parmağıyla yaşama tutunan kız ve elini bırakmayan kurtarıcı.

Günler sonra enkaz yığınından çıkan toz toprak içindeki çocuğu yanağından öpen kurtarıcı.

“İnsan insanın kurdudur” sözünü yalanlayan sahneler. İnsan insanın şifasıdır sözünü egemen kılıyor.

Böylesine olaylar, hepimizin vicdan karnesine geçecek. Mutlu olmanın mutlu etmekle eşdeğer olduğunu bir kez daha öğreniyoruz.

Çok deprem yaşamış bir ülkeyiz, Erzincan’dan bu yana felaketlerden ne öğrendik, öğrendiğimizi uyguladık mı?

Hiç kuşkusuz aylarca kulaklarımızda iki ses yankılanacak:

Yazının Devamını Oku

İzmirlilerin üzüntüsünü yaşıyorum

İzmir’de kaybettiğimiz canları rahmetle anıyorum, ardında kalanlara başsağlığı, yaralılara sağlık diliyorum.

İzmir benim de anılarımda yer alan bir kent. Acısı yüreğime saplandı.

Halikarnas Balıkçısı ile orada tanıştım, birçok yazarla, şairle bu kentte dost oldum.

Yüreğimizdeki hasar uzun süre devam edecek.

CUMHURİYET BAYRAMI’NI SESLE KUTLADIM

CUMHURİYET BAYRAMI’nın benim için en güzel etkinliği Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın Patara’da verdiği konserdi.

Kültür ve Turizm Bakanlığı ile İletişim Başkanlığı’nın ortak projesiydi.

İki kurumu da bu isabetli proje için kutluyorum.

Çoksesli müzik Cumhuriyet döneminde yaygınlaşmıştı. Daha önce Osmanlı döneminde sarayda çoksesli icralar gerçekleştiriliyordu.

Yazının Devamını Oku

Bir mirasyedinin anatomisi

Çok konuşulan kitabı ‘Osman’da Ayfer Tunç, toplumsal tarihimizdeki ‘mirasyedi’ tipini irdeliyor. Roman, göndermelerle örülmüş bir eser.

Ayfer Tunç’un iyi romanı ‘Osman’ üzerine yazılanlarda bir eksik saptadım. Kitap üzerine yazanlar mirasyedileri yakından tanımıyorlar, onlarla karşılaşmamışlar ya da ailelerinde böyle biri yok.

Tunç, toplumsal tarihimizde bu tipi irdeliyor.

Yazarın gerçekçilik üzerine söylediğiyle yazıma başlamalıyım:

“Ben kurmaca yazıyorum ama yazdıklarımın bir yerinin mutlaka gerçeğe değmesini isterim. Öte yandan gerçekle de zorum vardır, deforme etmek isterim, alışılmışın dışındaki form etki yaratır, bizi gerçek hakkında düşündürür.”

Osman, bir caz kulübünde piyanisttir. Bir gece yarısı çalıştığı kulüpten çıktığında bir trafik kazasına kurban gider.

İlk cevapsız soru kaza mı intihar mı?

Roman göndermelerle örülmüş. Osman’ın tuttuğu defterde yazılanlarla Osman’ın çevresindekilerle yapılan söyleşilerden oluşuyor. İki kaynaktan mirasyedi Osman’ın anatomisini öğreniyoruz.

Bir konuşmasında da Ayfer Tunç bakın ne söylemiş:

Yazının Devamını Oku

Çalışma masanızda ne var

İşyerindeki çalışma masanızla, evinizdeki çalışma masanızın üzerinde neler var?

Çoğunlukla işyerlerindeki masalarda bir aile fotoğrafı bulunur, bir de sevdiğiniz bir obje.

Eski yazarların çoğunun ayrı bir çalışma masası yoktu, bazılarına tanık olmuşumdur.

Necati Cumalı, yıllar sonra bir ev sahibi olduğunda ne demişti biliyor musunuz?

“İlk kez bir çalışma odam ve masam oldu.”

Yazarların çoğunun yaşamlarının bir bölümü hapishanelerde geçtiği için böyle bir lüksten söz etmek mümkün değil.

Behçet Necatigil’in evdeki odasında duvarlara iliştirilmiş notlar dikkatimi çekmişti.

Kemal Tahir’in de ayrı bir çalışma odası vardı.

Çalışma masası olarak bir de Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nde, kurucu

Yazının Devamını Oku

Sahaflar Kadıköy sahilde

Kadıköy sahilinde İstanbul Deniz Otobüsleri iskelesinin arkasında, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin organize ettiği, Kadıköy Belediyesi’nin destek verdiği ‘Semt Semt Kitap Günleri’ etkinlikleri başladı.

8 Kasım tarihine kadar devam edecek olan bu kitap şölenine İstanbul’un çeşitli semtlerinde faaliyet gösteren 36 sahaf katılıyor.İlki geçen ay Maltepe sahilinde gerçekleştirilmişti.

Korunaklı küçük ahşap dükkânlar tarzında tasarlanan standlarda sahafiye eserler sergileniyor.

Sahaf festivalleri, pandemi döneminde önemli bir işlevi yerine getirdiler, getiriyorlar. Meraklılar, ulaşamadıkları nadir ve önemli kitaplara, plaklara, dergilere, imzalı kitaplara, gravürlere, fotoğraflara, afişlere bu festival aracılığıyla ulaşıyorlar.

Etkinliğe katılan 36 sahafın yanı sıra yeni kitapları almak isteyen okurlar da düşünülmüş. 30’a yakın yayınevi 56 adet tezgâhta yayınlarını sunuyor. Bu yayıncılar arasında İş Bankası, Yapı Kredi, İletişim, Dergâh, Lakin, Kırmızıkedi Yayınları da yer alıyor.

Hazırlanan özel mekânda söyleşiler, eski kitap mezatları, Karagöz gösterileri gerçekleştiriliyor.

Salgın kurallarına uyularak girişte ateşölçer denetiminden geçiliyor.

Çayınızı, kahvenizi içerek bir kitap şöleninde geziye çıkabilirsiniz.

*

Yazının Devamını Oku

Sosyal medya ve geçmiş

İhsan Yılmaz’ın Kültürazzi köşesinde olayı okuyunca şaşırmadım.

Ataol Behramoğlu’nun şiiri diye yayımlanan bir metne şair benim değil dese de karşısındakileri buna inandıramamış.

“Bu metin sizin isterseniz araştırın” diyecek kadar da ısrarcılar.

Korkarım bu iddiada bulunan kişi onun adıyla bir şiir de yayımlar.

Sosyal medya düzeltmeleri pek itibar görmüyor, düzeltmeler karınca duası gibi konuluyor, böylece yanlış bilgi hafızadaki kalıcılığını koruyor.

Genellikle biz özeleştiri sevmeyiz, ayrıca düzeltmeler de bizim şişkin egomuzu söndüreceğinden yüz vermeyiz. İşin kötü tarafı bu yanlışlar tarihe öyle geçiyor.

Sosyal medyada yayılan yanlışlara verilecek örnek o kadar çok ki... Bir kaçını tekrarlarsak, okurlarımız ya da sosyal medya kullanıcılarımız yazılı kaynağa bakma zorunluluğunu duyarlar, düzeltme ile de karşı karşıya kalmazlar.

Bir dergide Behçet Necatigil’e ait olduğu belirtilen bir şiir yayımlanmıştı, Necatigil üzerine çok çalıştığım için böyle bir şiire rastlamadım.

Kızı

Yazının Devamını Oku

‘Anadolu’nun bozkırından Endülüs’e esen yel’

İKİ türün eşliğinde gezerim, biri edebiyat, diğeri müzik.

İkisinin de gücü kıtaları aşar, insan acılarını da, sevdasını da bize iletir. İkisi de benim için birer kaliteli rehberdir.

Bir müzik haritası yapılsa, insanoğlu sık sık ona bakar, ben duvarıma onu asarım, ruh halime göre müzik seçeyim diye.

Siyasetçiler olmasa, insanoğlu birbiriyle anlaşır, kavgalar sıfırlanır. İnsanın düşünceleri farklıdır ama müziğin dili o farkı kaldırır.

Geçen hafta iki CD dinledim.



Yazının Devamını Oku