GeriDoğan HIZLAN Fotoğrafı yorumlamak
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Fotoğrafı yorumlamak

Fotoğraf çekiyorsunuz, bütün gezilerinizden kareleri saklıyorsunuz. Yıllar sonra onlara baktığınızda ya da başkaları gördüğünde, ne yılı anımsayacaklar ne de çektiğiniz yeri. Daha da önemlisi onun taşıdığı anlam da unutulup gidecek.

İyi karikatürist İzel Rozental, dünyayı dolaşır, fotoğraf çeker, gittiği yerlerde karikatür toplantılarına da katılır. Uluslararası buluşmalarda Türk karikatürünü tanıtır.

Gezdiği, gördüğü yerlerin fotoğraflarını Galata’daki Schneidertempel Sanat Merkezi’nde sergiliyor.

Serginin adı:

Fotoğrafı yorumlamak

‘Gezginin Gözü/Gezginin Defteri’.

Küratör: Aykut Köksal.

Her fotoğrafın yanında çekilen yerin özelliği, siyasi ve toplumsal durumu hakkında bilgi veriliyor.

Fotoğrafı çekilen yer hakkında bilgi istiyorsanız bu sergide ve yanındaki yazılarda bulabilirsiniz. Bir de katalog alırsanız, dünyanın olumlu olumsuz, iyi kötü yanlarıyla bir görsel tarihine sahip olursunuz.

Küratör Aykut Köksal girişte kitabın özelliğini açıklıyor:

“İzel Rozental bir gezgin. Yerkürenin dört bir yanında sayısız kenti gezmiş: Atina, Cape Town, Delhi, Havana, Helsinki, Nice, Paris, San Francisco, Wellington, Kyoto vb. Her gezginin yaptığı gibi Rozental, gezdiği yerlerin fotoğraflarını çekiyor. Ne ki her gezginin yapmadığı bir şeyi daha yapıyor. Defterine notlar alıyor, kimi gezerken, kimi daha sonra.

Peki bu fotoğraflarla bu notlar buluşunca ortaya ne çıkar? Dahası, bu buluşma bir serginin içeriğini oluşturabilir mi? Schneidertempel’in ana mekânında boy gösteren ‘yerleştirme’ bu soruların yanıtlarını vermeye çalışıyor.

İşte, Ersu Pekin’le birlikte Rozental sergisini biçimlendirirken ana kavram, bu dizisel sürekliliği mekâna yansıtma olarak ortaya çıktı.”

Sergiyi İzel Rozental ile birlikte gezdim.

*

KİMİLERİ fotoğrafları niye büyütmedin demiş, oysa bu fotoğraflar bir olayı, bir konumu çağrıştırmak için çekilmiş. Çekmenin ötesindeki çalışmalardan söz etti.

Köksal ile Pekin, yazıların ölçüsünü tayin etmişler, her karenin yazısı aynı ebatta. Böylece görsel estetikten fedakârlık yapılmamış.

Rozental, fotoğrafın ötesindeki bilgileri de içeren yazılarıyla onun çağrışım gücünü arttırıyor. Bilgilerle güncelliğe de gönderme yapılıyor. Anımsatmaların izinde dünyayı dolaşıyoruz.

Fotoğraflardan seçmeler:

Hogwarts şatosu, Harry Potter ile arkadaşlarının mezun oldukları büyücülük okulu. Karmaşık geçitler gizemli odalar var. Ama her cuma değişiyor. Onun için de şatonun içini tam bilen yok.

Mekong Deltası’nda küçük bir ada. Köylü çocuğu elindeki sopayla kanoya yön vermeye çalışıyor.

Kamboçya’dan bir harabe. Harabelerin arasında piknik.

Yağmur altında Nice kenti. Fransa’nın emekliler cenneti imiş.

Ho Chi Minh City’den bir fotoğraf. Motosikletliler. Taksi şoförünün söylediğine göre 10 milyon nüfuslu şehirde 6 milyon motosikletli varmış. Ho Chi Minh City, dünyanın en çok motosikleti olan şehri unvanına sahipmiş.

Atina’ya İstanbul’dan göç eden Rumlar, Türk mahallesi diye bir yerde oturuyorlar, buradaki âdetlerini sürdürüyorlar. Atina’ya gittiğimde orada görmüştüm. İstanbul’dan gittiklerinde dinlenin demişler. Kısa bir yolculuk yorgunluk yapmaz. Küçük bir sinemayı da buradan gidenler işletiyormuş.

Cumartesi akşamı yemek saati 11’miş. Dallaras da gece saat ikide sahneye çıkarmış. Dans eden çifte oraya gidenler de rastlar.

Helsinki’de birbirine kaynakla birleştirilmiş borular. Küçük bir gölün kenarında ünlü besteci Sibelius’un anıtını Eila Hiltunen adındaki bir heykeltıraş yapmış. Adı ‘Passio Musicae’. 24 ton ağırlığında, rüzgâr estiğinde org sesi çıkıyormuş.

Uzun bir sahilin fotoğrafı. Ünlü aktör Clint Eastwood, küçük bir sahil kasabası olan Carmel’in belediye başkanlığına aday olmuş. Başkanlığa 799 oya karşılık 2 bin 165 oyla seçilmiş. Yaklaşık 4 bin nüfuslu bir küçük kasaba. Amacı 1929 tarihli imar planını yenileyip orayı geliştirmek. Geliştirmiş ama ahali turist akınından pek hoşnut kalmamış. O da ayrılıp 200 dolarlık aylık maaşını bir gençlik derneğine bağışlamış.

Güzel bir eşek fotoğrafı. Malaga’da günbatımını seyretmek istiyorsanız eşeklerin çektiği taksiye bineceksiniz. Eşeğe Burro diyorlar. ‘Burro-Taxis’ şirketi varmış. Orada yaşayanlar futbol maçında hakemin kararından memnun kalmayınca “Burroooo! Burroooo!” diye bağırırlarmış.

Nobelli İspanyol yazar Pablo Ramon Jimenez’in ‘Platero ve Ben’ kitabını anımsadım.

Fas’ın Suvayra kentinden bir fotoğraf.

Özelliği ne?

Meraklılara açıklayalım: ‘Game of Thrones’un çekildiği kent.

Ama burayı daha önce keşfeden ünlü yönetmen Orson Welles.

1952 yılında 5. Cannes Film Festivali’nde büyük ödülü kazanan yapıtı Shakespeare’den uyarladığı ‘Othello’yu burada çekmiş.

*

BİR gezi rehberi niteliği taşıyan bir sergi ve katalog.

 

X

Kemal Özer şiir ödülleri

Klaros Yayınevi’nin düzenlediği ‘Kemal Özer Şiir Ödülü’nü kazananlar belli oldu. Ödül seçici kurulu aşağıdaki adlardan oluşuyordu:

Veysel Çolak

Yusuf Alper

Lokman Kurucu

Volkan Hacıoğlu

Simge Özer

Kurulun gerekçesi şöyle: “Bir şiir kitabını veya bir şiir dosyasını şiir sanatı bakımından değerlendirirken bir şairden yapısal bakımdan sağlamlık, özgün oluş, şiirin gereksindiği sözcük ekonomisi, yapaylıktan uzaklık, sözcüklerin ve dizelerin kurgusuyla metne şiir değeri kazandırması; ayrıca şairden insanın doğayla, insanın kendisiyle çelişkisini; bir başka deyişle insanın bütün hallerini, şiir estetiği içerisinde yansıtması beklenir. Dahası, yaşanan coğrafyanın kültürünü özümsemesi, şiirini o kültürden damıtarak evrensel kılması da... Elbette öyküleme tuzağına düşmemesi, dil bilinci, sözcük dağarcığının zenginliği ve bunun şiire yansıtılması, imgesel tutarlılık yani imgelerin hayata ilişkin anlamsal çağrışımlar oluşturabilmesi, Türk şiiri içerisinde kendi rengini üretebilmesi, kendine özgü bir ses ulaştırması da beklenir şairden. Bu bakış açısıyla yaptığımız değerlendirmede, 2021 Kemal Özer Şiir Ödülü’nü kazananlar:

KİTAP DALINDA:

Yazının Devamını Oku

Savaşta, barışta çocuk şarkıları

Bir ülkenin müzik tarihini bilmiyorsanız, o ülkeyi de, insanlarını da tanımıyorsunuzdur.

Çok yinelediğim bir yargıdır bu. Siyasetten günlük yaşama, savaştan barışa, rejim değişmelerine kadar her şey müziğe yansır.

Gönül Paçacı Tunçay’ın başında bulunduğu OMAR (İÜ Osmanlı Dönemi Müziği Uygulama Araştırma Merkezi) çalışmalarıyla bu konuda yalnız müzisyenlere değil, edebiyatçılara, ressamlara, şairlere de katkıda bulunuyor.



Bir long play’de toplanan besteler, iyi bir inceleme kitabının içine konulmuş.

Kitabın adı:

Yazının Devamını Oku

Bir zamanlar Ankara

İstanbul’daki edebiyatçı, sanatçı ilişkileri ve buluşma mekânları konusunda pek çok kitap yazıldı. Peki, başkentteki ilişkiler, dostluklar nasıldı? Salim Şengil’in belgesel niteliğindeki yeni kitabı ‘Anılarda Kalan Portreler’i okurken pek çok ismi yakından tanıyacaksınız.

Cumhuriyet Ankara’sının insan grafiğini Salim Şengil’in belgesel değerinde olan kitabından öğrenebilirsiniz... Ankara Edebiyatçılar Derneği Başkanlığı’nı da yapan Şengil’in kitabının adı ‘Anılarda Kalan Portreler’... Şengil (1913 - 2005) CHP’nin açtığı hikâye yarışmasında birincilik kazandı, Seçilmiş Hikâyeler ve Dost dergilerini çıkardı, yabancı dilde kitaplar yayımladı.

‘Anılarda Kalan Portreler’de eserlerini okuduğumuz, şiirlerinden dizeler ezberlediğimiz isimler var. Kitapta sözü edilen kişilerin edebi ve kişisel yaşamlarını öğrenirken, dönemin siyasal karabasanlarını da daha hatırlayacak, yazarların çektiklerini, özgür yaratma girişimlerine nasıl ket vurulduğunu da göreceksiniz. Tek partili dönem günleri de bu yazılara yansıyor. Şengil, devletteki görevinden ayrılıp Çubuk Barajı Gazinosu’nun müdürlüğünü yaptı. Birtakım anıların kaynağı da burasıydı. Anılarından bir demet...

Anılarda Kalan Portreler
Salim Şengil
h2o Kitap

- Orhan Veli ve Nurullah Ataç, 1939 yılının güz aylarından birinde, müzik eşliğinde içki içiyorlar. Her ikisi de o gün aylık aldıkları için biri diğerinden ödeme hamlesi bekliyor. Garson Şengil’e gelip hesap ödemediklerini söylüyor. Şengil de masalarına gidip kendini tanıtıyor; kitabını imzalayıp armağan ediyor.

- Şengil, Ahmet Muhip Dıranas için “Çok çalışmayı sevmezdi, yoksa daha çok şiir yazabilirdi” diyor.

- “Cahit Sıtkı Tarancı ile ne zaman, nerede, nasıl tanıştığımı hatırlamıyorum” diyor Şengil. Şairin portresini de çiziyor: “Cahit Sıtkı ince yapılı, kısa boyluydu. Duygulu, sessiz, çekingendi. Böyle olmasına böyleydi ama şiir ya da sanat konularındaki tartışmalarda acımasız olduğunu çok görmüşümdür. İyi Fransızca bilirdi. Dünya edebiyatını, özellikle Fransız sanatını yakından izlerdi.”

Yazının Devamını Oku

Müzik Festivali’nin açık hava konserleri

Pazar günleri TRT’deki açık hava konserlerini dinlerken, İstanbul’daki açılışların özlemini çekiyorum.

49. İstanbul Müzik Festivali 18 Ağustos–16 Eylül tarihleri arasında düzenlenecek.

Bu yıl festivalin bize yönelttiği soru: “Başka bir dünya mümkün mü?”

Festival bir ay boyunca 14 farklı mekânda Türkiye ve yurtdışından solist, topluluk ve orkestrayı ağırlayacak.

Bu yılki programdan seçmeler yaptım.

ÇALACAK ORKESTRALAR

Tekfen Filarmoni Orkestrası

Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası

Academia Bizantina

Yazının Devamını Oku

'Ona benzer bir kadın görmedim'

Geçen hafta dinlediğim CD’lerden biri bakın neydi? ‘Pavarotti in Hyde Park’. Tenora, The Philharmonia Chorus eşlik etmişti.

CD’nin kapağında Luciano Pavarotti’nin hoş bir fotoğrafı, arkasında yüzlerle şemsiye. Çünkü o konserde yağmur yağıyordu ve hiç kimse yerinden kalkmamıştı. Peki dinleyiciler arasında kim/kimler vardı? Saray mensupları ve Prenses Diana.

Pavarotti, Dünya Kupası’nda Puccini’den ‘Nessun Dorma’yı söylemişti. Arya popülerlik kazanmıştı. Hyde Park’taki konserin tarihi 30 Temmuz 1991.

Pavarotti İngiltere’de ilk olarak Mozart’ın ‘Idomeneo’sunda sahneye çıkmıştı. Albüm kitapçığında bilgi dört dilde (İngilizce, Fransızca, Almanca, İtalyanca) basıldı.



Manon Lescaut

Yazının Devamını Oku

Mahalle kültürünü bilir misiniz?

Eyüp Aygün Tayşir, yeni kitabı ‘Sabitâlem Mahallesi’nde 11 öyküyle bir mahalleyi inandırıcı karakterler üzerinden ustaca anlatıyor. Sevginin, ironinin, gerçeklerle bir arada yaşamanın öyküleri bunlar...

Eyüp Aygün Tayşir’in ‘Sabitâlem Mahallesi’ bugün de bazılarımızın yaşadığı mahalle kültürünü ustalıkla aktarıyor.

Kitabın kısa bir özeti: Sabitâlem Mahallesi, birbirine konumlanmış, her biri kaydırağa benzeyen altı sokak ve bu sokakların her iki yanına dizilmiş yeşil, kireç, tuğla, sidik sarısı pembe ve sıklıkla da sıva rengi gecekondulardan müteşekkil bir mahalle olup nüfusunu Allah’tan gayrı bilen yoktur. Yamaç yönündeki gökdelenin tepe katlarından bakıldığında, sokaklarında bir aşağı bir yukarı koşturup duran küçüklü büyüklü çocuklarıyla mahalle, yazlık yörelerdeki ‘her şey dahil’ otellerin su parklarına benzer.

Tayşir, mahalleyi birim alarak modern bir kurgu anlayışıyla yeniden yaratmış. Ayrıca kahramanları da inandırıcı. Öyküler gerek mekân gerek orada yaşayanları ustaca betimliyor.

Sabitâlem Mahallesi
Eyüp Aygün Tayşir
İletişim Yayınları

Kitaptaki öyküler: Anadolu Kaplanı, Sabitâlem Mahallesi, İntikam, Nakliyeci Zeki 1, ÖKKG, Hatırlayamazken, Fiskobirlik’ten Emekliyim, Kahraman Şirketler Topluluğu, Beklerken, Nakliyeci Zeki 2, Sex Shop.

İlk sayfada Tracy Chapman’dan bir alıntı: “Kurgu var arasındaki boşlukta / Seninle gerçekliğin / Her şeyi yapacak ve söyleyeceksin / Yaşamının sıradanlığını azaltmak için.” İki çocuklu bir ailenin bir otomobil yolculuğundaki ilişkileri eğlendirici.

Yazının Devamını Oku

Açılmayı bekleyen festivaller ve ‘Yarının Kadın Yıldızları’

Pandemi günlerinde iki sektörün gidişatıyla ilgileniyorum. Birincisi müzik festivalleri, ikincisi de okulların yüz yüze eğitime başlaması.

Önümüzdeki günlerde İKSV’nin iki müzik festivalinin programı açıklanacak: Klasik Müzik Festivali ve Caz Festivali. Klasik müzik konusunda bilgiyi pazartesi günü, basın toplantısında öğreneceğiz. Festivallerin açık havada yapılması, sanırım kapalılık tehlikesini bertaraf edecek.

Klasik Müzik Festivali bir aksama olmazsa ağustosun ikinci yarısında başlayacak, 19 Ağustos’a kadar devam edecek. Caz Festivali ise eylül ayının üçüncü haftasında olduğuna göre iki festival birlikte yürüyecek.

Açılma saatlerinin kısıtlanmasının kalkmasını öneriyorum. Festivalleri düzenleyenlerin makul istekleri şöyle:

En azından bitiş saati saat 24.00’e alınsın.

Çalışan konser dinleyicilerini düşündüğümüzde, saat 22.00’de yasaklar başlıyor. İstanbul gibi trafiğin yoğun olduğu bir kentte işten çıkanın -saat 18.00 diyelim- konsere en erken varışı 20.00’dir. İki saatte neyi dinleyecek, konserin zevkini ne kadar çıkaracak. Üstelik araya yemeği de koymadık. Nefes nefese bir program.

Açık hava olduğuna göre bulaşma tehlikesi de yok.

Yazının Devamını Oku

Düşünmeye çağrı

İbrahim Kalın'ın ‘Açık Ufuk’ kitabı bizi düşünmeye çağırıyor. Düşünmenin hayatımızdaki önemini temellendiriyor.

Kapaktaki motto:

“İyi, Doğru ve Güzel Düşünmek Üzerine”.

Düşünme eyleminin tamamlanması için bu üç unsurun bir araya gelmesini hatırlatıyor.

Ana başlıklar şöyle:

Düşünmek Çileli Bir İştir

Mağaradan Çıkanı Vururlar: Yol, Tefekkür ve Tahayyül

Varlığın Keşfi Olarak Tefekkür

Akıl, Bilgi, Hikmet

Yazının Devamını Oku

Gülsin Onay, ‘Ay Işığı Sonatı’nı çalıyor

Diskoteğimde bulunan en eski kayıtlardan biri Wilhelm Kempf’in çaldığı, Beethoven’ın 78’lik ‘Ay Işığı Sonatı’.

Dünyaca ünlü piyanistimiz Gülsin Onay’ın daha önce Beethoven’ın sonatları CD’sini yazmıştım.

Kadıköy Belediyesi’nin katkılarıyla Lila Müzik’ten çıkan CD’de büyük bestecinin hangi eserlerini seslendiriyor:

Piyano Sonatı No.14. ‘Ay Işığı’

Piyano Sonatı No.26 ‘Veda’

Piyano Sonatı No.30

CD albümünün başında Gülsin Onay’ın yaşamı ve sanatı üzerine bilgi veriliyor. Alman gazetesi Göttinger Tageblatt, Onay’ı şöyle değerlendiriyor:

“Piyanist sadece olağanüstü teknik ustalığıyla değil, müzikal zekâ ve anlayışın sık rastlanmayan bir bileşimiyle de dinleyiciyi fethediyor. İhtişam, olağanüstü cümleleme, müzikal enerji ve zekâ mükemmel biçimde dengeleniyor.”

Peter Gosse

Yazının Devamını Oku

İstanbul’a şiir yakışır

2.300 yıl boyunca İstanbul’a yazılan şiirleri okumak, şairlerle kol kola şehirde zaman yolculuğuna çıkmak gibi...

Şiir ve İstanbul birbirini çağrıştıran iki kelimedir. Ahmet Bozkurt’un hazırladığı ‘Şiirlerde İstanbul’ yüzyıllar boyunca yazılan şiirlerin kapsamlı bir derlemesi. Resimleyen Selçuk Ören. ‘Sunuş’u Ekrem İmamoğlu yapmış. Önsöz, kitap hakkında bilgi içeriyor:

“Şiirlerde İstanbul, 2300 yıllık bir şiir birikiminin imbikten süzülen özel bir toplamıdır. Şiirlerde İstanbul bir İstanbul şiirleri toplamı olmasından ziyade binlerce yıllık tarihsel, kültürel birikimin en seçkin örneklerinin bir araya getirildiği bir sosyal tarih manzumesidir.”

Şiirlerin toplamını okuduğunuzda birkaç öğe dikkatinizi çekecektir. Yüzyıllar boyu bir şehir nasıl anlatılır, bir şair o şehrin hangi özelliklerini şiirleştirir? Birkaç tarihi bir arada idrak etmiş İstanbul’un değişimi kuşaklar boyu şiirlerde kendini gösterir. Hiç kuşkusuz, şiirlerde bireysel özelliklerin yanı sıra toplumsal panorama da bu şiirlere yansımıştır. Bazı kavramların değişmesinde, etkiler yumağında Batı şiirinin, Divan şiirinin etkilerini gözlemleyebiliriz. Şiirler, her şairin poetikasından da izler taşır. Şairleri değerlendirirken kimilerinin yer aldığı akımlar da okunmalıdır. Divan ve bugünün şiirine epey kaynakta rastladık, halk şiiri bölümü halk şairinin bakış açısındaki farkı da ortaya koymaktadır. Bizans bölümü ise yabancı bir yaklaşımın farkını bize gösterir. 

Şiirlerde İstanbul Ahmet Bozkurt İstanbul Büyükşehir Belediyesi Yayınları

İlhan Berk ne diyor: “Tarih ondaki kadar başka hangi kentte diridir ve ağır basıyordur? Kısaca İstanbul’u yazmak; geçmişi, şimdiyi, geleceği, böylece biraz da olsa tarihi yazmak demektir.” Kitabın bölüm başlıkları: Antik Bizans Şiirinde İstanbul, Osmanlı Şiirinde İstanbul ve Halk Şiirinde İstanbul... Bu son bölümün şairi Âşık Veysel’in ‘İstanbul’ şiirinden dizeler:

“Edipler şairler yetişmiş sende

Yazının Devamını Oku

‘Bu hafta ne var Hasan?’

Her hafta başında sevgili Hasan Saltık’ı arar, yeni ne çıktı diye sorardım, o da bütün müzik şirketlerini araştırır bana yeni bir uzunçalar ya da CD gönderirdi.

Çarşamba akşamı İhsan Yılmaz’dan gelen bir telefon, yakın bir dostumun ölüm haberini verdi: “Hasan Saltık’ı kaybettik.”

Bazı dostlarım sürekli çalıştıkları, sürekli yarattıkları, projelerin peşinde koştukları için bana ölümsüz gibi gelirler.

Hangi dönem yaşanırsa yaşansın bir gün olsun onun iyimserliğini kaybettiğini, dostlarına yansıttığını görmedim.

Kalan Müzik’i kuran biri bizim müzik tarihimizde yerini almıştır. Yalnız Türkiye’de değil, yurtdışındaki birçok müzik dergilerinde de onun hakkında yazılar çıktı.

Önemli ödüllerden biri olan Prens Claus Vakfı Ödülü’nü aldı, törende ben vardım, bütün dostları da böyle bir günde gelmişler, sevincini paylaşmışlardı.

1. yıl kutlaması için yazmıştım, hepimiz kendimizi 30. kuruluş yıldönümüne hazırlıyorduk.

O, uzun süredir yeni projeler hazırlıyordu.

Yazının Devamını Oku

Görsel dünyada gezintiler

Pandemi nedeniyle geçen yıl aralık ayında çevrimiçi gerçekleştirilen sergi Contemporary İstanbul’un 15’inci edisyonu 1–6 Haziran tarihleri arasında Lütfi Kırdar’da fiziki olarak izleyicileri kabul ediyor.

Bu yıl sadece Türkiye’den sanat galerisi ve kurumların katıldığı fuarda 26 galeride 160 sanatçının yaklaşık 500 eseri sergilenecek.

Siemens Ev Aletleri sponsorluğunda Plugin İstanbul Bölümü ise küratör Esra Özkan’ın seçkisiyle 18 sanatçının yeni medya ve dijital işleri sunulacak.

Akbank Sanat’da Hasan Bülent Kahraman’ın küratörlüğünde Suat Akdemir, Deniz Aktaş, Ansen, Sırma Doruk, Genco Gülan, Seydi Murat Koç, Sıtkı Kösemen, Onur Mansız, Seçkin Pirim, Gülin Hayat Topdemir ve Hande Varsat’ın eserlerinin yer aldığı ‘Olan ve Aşkınlık’ bölümünde bu yapıtları görebilirsiniz.

Yönetim Kurulu Başkanı Ali Güreli fuar için ne diyor?

“Bu sene haziran ayında 15. fuarımızı yapacağız ama eylül ayında da 16. Contemporary İstanbul’u normal zamanında gerçekleştireceğiz.

15. fuarımızı daha çok Türkiye’deki çağdaş sanat ortamının baharı olarak konumlandırabiliriz.”

Pandemi önlemleri nedeniyle ziyaretçilere HES kodu kontrolü yapılacak olan fuarda, salonlara aynı anda en fazla 600 kişi alınacak ve gezme süresi 3 saatle sınırlı olacak.

‘SANAT DÜNYAMIZ’DA NELER VAR?

Yazının Devamını Oku

Pazar sabahı ne dinlenebilir... Hikmet Şimşek’in anısına saygıyla

Tatil günü dinleyeceğiniz müziğin diğer günlerden farkı var mı?

Bu sorunun yanıtı neredeyse sonsuzdur.

Önce şöyle diyenler çoğunluktadır: “Her gün sevdiğim müziği, sanatçıları dinleyeceğim. Pazar benim için farklı bir zevk zaman dilimi değil.



Ailenin bütün bireyleri bir kahvaltı masası başında toplandıklarında ortak bir liste yapılabilir mi? Özellikle herkesin üzerinde mutabık kaldığı, beğendiği parçalar nelerdir?

Şimdi bir koşulu yazmanın sırası.

Yazının Devamını Oku

Dostları onu nasıl anlatıyor?

Adil İzci’nin hazırladığı ‘Anılarda Sait Faik’ bir anlamda edebiyat tarihi niteliği taşıyor. 60’ı aşkın yazarın anıları renkli bir portre sunuyor. Yazarı yeniden okumaya sevk edecek önemde bir eser.

Anılar, o yazarın çeşitli yönlerini ortaya koymakla sınırlı değildir. Yazarın birçok özelliğinin, öneminin dost kalemlerden onaylanmasıdır.

Sait Faik’i ben edebiyat matinelerinde tanıdım. Eski Eminönü Halkevi’nde yapılan edebiyat matinesindeki bir olayı anımsadım.

Sait Faik kürsüye çıkmış öyküsünü okuyordu. Salon yavaş yavaş boşalmaya başlamıştı. Özdemir Asaf kürsüye fırladı, "Nereye gidiyorsunuz" diye bağırdı, "Hepimiz ondan geldik" dedi. Salonu terk etmeye yeltenen herkes salona dönüp onu dinledi.

Adil İzci’nin hazırladığı 'Anılarda Sait Faik' bir anlamda edebiyat tarihi niteliği taşıyor. Edebiyatın, sanatın değişik adlarından yapılmış bir seçki... Sait Faik’i yeniden okumaya sevk edecek önemde.

Adil İzci’nin 'Önsöz’üne bakalım: "Kimilerimiz ozanın/yazarın art alanını bilmekten yana olmaz. Onlara göre anılar size bir doğrultu gösterir, kendinizi onun güdümünde bulursunuz. Olabilir, hatta yer yer doğrudur da bu yargı; ama ben kendi payıma bir ozanı/yazarı hakkındaki anılarla birlikte okumanın daha kapsamlı bir algılama sağladığı inancındayım."

KİMLER VAR?

Rıfat Ilgaz’dan Agop Arad’a, Salâh Birsel’den Ömer Faruk’a, Abidin Dino’dan Celâl Sılay’a, Orhan Veli’den Cahit Irgat’a, Ziya Osman Saba’dan Haldun Taner’e, Sabahattin Batur’dan Naim Tirali’ye, Bedri Rahmi’den Vedat Günyol’a Türk edebiyatının tarihine geçmiş adları... 60’ı aşkın yazarın anıları size renkli bir Sait Faik portresi sunuyor.

Yazının Devamını Oku

Cenap Şahabettin’in evi onarılmalı

Edebiyatın geçmişteki ustalarını anmak için mutlaka olumsuz bir haberde yer alması gerekiyor.

Cenap Şahabettin’in Bakırköy’deki evi konusundaki haberi Hürriyet’te okumuşsunuzdur.

Hürriyet, yazar evlerinin onarılması, ziyarete açılacak duruma getirilmesi için bir kampanya başlatmıştı. O kampanyanın uygulama alanındaki sonuçlarını gözden geçirmenin zamanı geldi. Haberin ateşiyle belediyeler başta olmak üzere sözler veriliyor, vaatlerde bulunuluyor sonra hepsi donup kalıyor.

Aslında birçok yazarın evi müze olmalı, orada kitapları sergilenmeli.

Müze-evler yazarın unutulmamasını sağlıyor.

İstanbul’u düşünüyorum. Tevfik Fikret’in Âşiyan’ı kendi evi.

Teşvikiye’deki Abdülhak Hamit’in Maçka Palas’taki oturduğu kata ve Necati Cumalı’nın Etiler’de oturduğu evin dış kapısına bir plaket konulmuştu.

Cenap Şahabettin’in Bakırköy’deki evinin statüsünü onarım için almalı.

Evin durumu en azından

Yazının Devamını Oku

Ekşioğlu ve kitap çizerleri

Son günlerde Ertuğrul Özkök ve İhsan Yılmaz, Gürbüz Doğan Ekşioğlu’nun başarılarını yazdılar, yurtdışında yayınlanan kapaklarını yazılarına koydular.

Benim de çok beğendiğim bir sanatçı Ekşioğlu. Türkiye’deki bütün sergilerine de gittim.

‘Benim Kedilerim’ için de bir yazım yayınlanmıştı.

Orhan Duru, Ekşioğlu’nu nasıl yorumlamıştı:

“Ekşioğlu, antik ve estetik nazik

Kendi başına bir yeryüzü ustası

İnsancıl ve masalsı

Adı ekşi ama yapıtları tatlı

Bir bakışta Yunus Emre’yi arattı.”

Yazının Devamını Oku

Bir müzik çeşitlemesi

Pazar konseri 13.30’da TRT2’de. 

Her hafta gerçekleştirilen konser saatinde bu hafta hangi orkestra, hangi eserleri seslendirecek:

- Şef Christian Thielamann

- Dresden Saatskapelle Orkestrası

- Brahms, ‘İkili Konçerto’

Kemancı Lisa Batiashvili – Çellist Gautier Capuçon

- Çaykovski: Romeo Juliet fantezi uvertürü

Yazının Devamını Oku

Hürriyet Gösteri nasıl kuruldu

Ahmet Hakan dünkü köşesinde Hürriyet Gösteri çalışanlarını sevindiren, emeklerinin gözden kaçmadığını gösteren bir yazı yayımlandı: “Gösteri dergisinin yeniden çok popüler olmasını istiyorum”.

Elbet bu istek, bu dilek karşılıksız kalmayacak, bir çalışma seferberliğinin ateşleyicisi olacak bu cümle.

Hürriyet Gösteri’nin yayın hayatına nasıl başladığını hatırlatayım bu vesileyle.

Ben hem Hürriyet hem Cumhuriyet’te yazı yazıyordum. O dönem Hürriyet’in genel müdürü Nezih Demirkent benden bir dergi hazırlamamı istedi.

Derginin sahibi de Sedat Simavi olacaktı. O dergi aracılığıyla Sedat Simavi’yi yakından tanıdım, birlikte çalıştığımız günlerde onun bilgisi ve sezgisinden çok yararlandım.

Biraz garip bir durumdu ama iki kurumda da dergi çalışmalarını yapıyordum. İki gazetenin sahibinin, Nadir Nadi’nin de, Erol Simavi’nin de, hatta Cumhuriyet genel yayın müdürü Oktay Kurtböke’nin de bu çalışmalardan haberi vardı.

Dergi idarehanelerinin en hoş yanı yazarların mekânı ziyaretiydi. Hem dergiyi çıkaranlarla hem de birbirleriyle karşılaşıp sohbet ederlerdi. Merkezde, Cağaloğlu’nda olmanın avantajıydı bu.

Hürriyet Gösteri’nin ilk sayısı Aralık 1980’de çıktı. Yazıişleri müdürü olarak da Ergil Tezerdi’nin adı vardı.

Dergide edebiyatın bütün türlerinden, sanatın farklı dallarından yazılar vardı.

Yazının Devamını Oku

19 Mayıs 1919’un anımsattıkları

19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı kutlandı. Bu günün gençliğe armağan edilmesi, Cumhuriyet’in kuşaklar arası devamına bir çağrıdır.

Böyle kutlama günlerinin görüntüsü dışında, bu konuda kitap okunması taraftarıyım.

Cumhuriyet’in başlangıcından oluşum sürecine kadar geçen zamanı algılayabilmek için Atatürk’ün ‘Nutuk’unu okumak şarttır.

Birçok baskısı yapılmıştır, ben ilk özgün metnini bir tarih tadı alarak okurum.

Destekleyenlerin, ihanet edenlerin, köstek olanların da belgesel bir romanıdır. ‘Nutuk’tan sonra başka kitapları da okumalısınız. Özellikle siyasal alandaki kitapları okurken, dünya ortamını da unutmayın.

O dönemin tanıklarının kitaplarını ayrıca tavsiye ederim. Atatürk’ü tanıyanların, tanıklıkların eserlerini kitaplığınızda bulundurmalısınız.

Her kuşağın yaşadıklarının ışığında, siyasal ve edebi eserleri okumalarını her zaman öneririm. Devraldığınız bir devrimin aşamalarını izleyerek bugünkü yerinizi belirleyebilirsiniz.

Bazı yazarlar var ki Atatürk’ün adının geçtiği her satırda onları da anmalısınız. Falih Rıfkı Atay ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu başta gelen adlardır.

Tevfik Fikret

Yazının Devamını Oku